2009-04-02

"Yüzakı" Dergisi


YÜZAKI DERGİSİ
NİSAN 2009 - 50. SAYI


O’na medyûnuz. O, Kâinâtın Fahr-i Ebedîsi -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e...
Varlığımızı borçluyuz O’na;
O güzellik şâhikası doğsun diye var oldu cihan...
Çünkü Rabbimiz, O’na; «Habîbim» dedi.
Dînimizi, ahlâkımızı, edebimizi medyûnuz O’na;
En yüce ahlâk üzere, güzel ahlâkı tamamlamak için geldi...
Vefâ borcumuz var O’na;
Bizim için, ümmeti için çarpan kalbi, Sûr’a kadar bizim için istiğfar hâlinde olacağı ve kabulü kesin olan tek duâ hakkını bize şefâate sakladığı için...
Salevatlar borçluyuz O’na;
O’na vefâ duymayan yürek ne kadar hissiz... O’na salât etmeyen dil ne kadar cimri!..
Ellinci sayımızı idrak ettiğimiz bu Nisan’da da, mü’min gönüllerin dâimî gündemi olan Hazret-i Muhammed Mustafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem- dosya konumuz. O’nun felâha rehber sünneti, her asra model sîreti, bakırı altın eden sohbeti ve O’na ümmetinin hürmeti mevzumuz;
“Rabbim O’na; «Habîbim» dedi”, vurgusu etrafında...
Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali EŞMELİ; Yûnus Emre’den Fuzûlî’ye, Şeyh G?lib’den Nâbî’ye Peygamber âşıklarından misallerle ve Seyrî’nin terennümleriyle Allâh’ın; «Habîbim» dediği Peygamber Efendimiz’e aşkın edebini kaleme aldı.

Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali AKYÜZ Beyefendi ile Kitap ve Sünnet’in iç içeliği, salevat getirmenin derin mânâsı, Sünnet’e yan ve uzak bakışların aslında ne anlama geldiği gibi mevzular çerçevesinde bir hasbihâl gerçekleştirdik.

Dosyamızda; cevâmiu’l-kelim hususiyeti taşıyan hadisler ve manzum hadis geleneği, Efendimiz’den önce ve sonra Arap Yarımadası’nın siyasî ve içtimaî durumu, Son Peygamber’in Kur’ân-ı Kerim’de sayılan beş hususiyeti, Allah Rasûlü’nün «muhabbetullâh»ı ifade tarzındaki incelik ve içli na’tleriyle Yaman Dede üzerine bir inceleme yer alıyor.

Muhterem Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendi, «Allah Rasûlü’nün Terbiyesinde Asr-ı Saâdet Toplumu» başlıklı yazılarında, sahâbenin Efendimiz’in sohbetiyle gerçekleştirdiği dev inkişâfı ve O’na muhabbet ve sadâkatlerini kaleme aldılar.

Yard. Doç. Dr. Emin IŞIK, Mevlânâ’dan bir işârî tefsir ile; Prof. Dr. Nihat ÖZTOPRAK Mehmed Âkif’e dair nüktelerle, Ayla AĞABEGÜM geçen ay kaybettiğimiz Turgut CANSEVER’i yâd ettiği mimarîmiz üzerine bir makale ile dergimizde.

Tarih bölümümüzde Bîrûnî, İbn-i Battuta, Mimar Sinan, Muallim Cevdet gibi ilim ve kültür dünyamızın dâhî şahsiyetleriyle karşılaşacaksınız.

Ve şiirler...
O’na vefâ borcumuzu ödemenin en büyük şartı salevatlar ise, sözün sihrini yakalayan şairler için de O’nu anlatmak, O’nu tanıtmak... O’nu terennüm etmek, O’na muhabbetli, yanık arzıhâllerle hitap edebilmek yüz akı bir şiirde yegâne hedef... O’nu anlatmak şaire şeref, kaleme şeref, şiire şeref...
Ellinci sayımızda da bu hedefin peşindeyiz, bu şerefe nâil olmak niyazıyla...
Yüzakıyla...

İrtibat:
Yüzakı Dergisi PK 11 Üsküdar / İSTANBUL
Toygar Hamza Mah. Hacı Mutlu Sok. No: 7 K: 3 34672 Üsküdar/İSTANBUL
0 216 532 44 44
0 533 200 41 78
Faks: 0 216 532 44 46
abone@yuzaki.com
www.yuzaki.com

2009-04-01

"Türk Edebiyatı" dergisinde Turgut Cansever

Sevgili Türk Edebiyatı okuyucuları,

Büyük mimar ve düşünce adamı Turgut Cansever’i 22 Şubat Pazar günü kaybettik ve ertesi gün Fatih Camii’nde cenaze namazını kıldıktan sonra Edirnekapı’da toprağa verdik. Kendisini son olarak Kurban Bayramı’nın üçüncü günü evinde ziyaret etmiştim; bir daha kalkmamak üzere yatağa mahkûm olmuştu ve ilaç verilerek sürekli uyutuluyordu. Bir ara uyandığında yanına geçtim; tanımıştı beni, duyulur duyulmaz bir sesle, “Sizinle buluşup konuşacaktık, yapacak çok işlerimiz vardı!” dedi. Belli ki zihni hâlâ aynı berraklıkta çalışıyor ve hayatını adadığı meseleler üzerinde kafa yormaya devam ediyordu.

Kaybettiğimiz, sadece büyük bir mimar, şehirci ve düşünce adamı değil, doğru bildiği yolda kavgasına tek başına devam edecek cesarete sahip, yaptığı işi ciddiye alan ve başladığı her işi aynı titizlik ve ciddiyetle bitirmek isteyen bir karakter âbidesiydi. Sıradanlığa tahammülü yoktu. Her şart ve ortamda düşüncelerini büyük bir cesaret ve kararlılıkla savunurdu. Çok yönlü bir sanatkârdı; gençliğinde resim yapmış, ney üflemişti. İkisinde de çok başarılı olduğuna, kendisini o yıllarda tanıyanlar şahitlik ediyor. Sanat tarihi doktorası yapmış belki de ilk ve tek mimardı. Tasavvuf ve felsefeyle ilgilenir, sürekli okurdu. Onun mimarlığı, mimarlığı çok aşar ve üzerinde yıllarca düşünülmüş bir felsefeye dayanırdı.

Cansever Hoca, kaynağını çok aradığı bir hadis-i şerife dayanarak sanatın asıl vazifesinin dünyayı güzelleştirmek olduğunu söyler, estetiğini ve mimari felsefesini bu görüşe dayandırırdı. İçinde mutlu bir hayat sürebileceğimiz güzel dünyanın, avutucu eğlencelerle değil, şehirleri ve konutları insanın “eşref-i mahlûkat” olduğu göz önüne alınarak yeniden inşa etmek suretiyle kurulabileceğine inanmıştı. Konutun insanları sadece yağmur ve soğuktan koruyan barınaklar olarak görüldüğü, insanın güzel bir dünyada yaşama ve çevresinin oluşmasına katılma hakkı ve sorumluluğu kabul edilmediği sürece, asıl mânâsında beşerî ve güzel bir çevre meydana getirmek mümkün değildi.

Teknokratlar, insanın karar verme ve seçme haklarını bir kenara iterek her şeyi çözeceğine inandıkları makinelerin imkânlarına göre konut üretimini öngörmüşlerdir. Cansever Hoca’ya göre, insanları bir çeşit esir sayan ve dev apartman bloklarına tıkıştırarak kolektivite ile şuurlu ilişkilerini imkânsızlaştıran bu merkeziyetçi teknokrat despotizmi bütünüyle ahlak dışıydı. En yoksul insanların da, özel bilgi ve yeteneklerle geliştirilmiş güzel bir çevrede yaşamaya hakları vardı. Osmanlı tecrübesi bunun başarılabileceğini açık bir biçimde gösteriyordu.

Türk Edebiyatı olarak, bu büyük kaybı birkaç yazı ve haberle geçiştiremezdik; bir özel sayı hazırlamayı görev kabul ettik ve hemen işe koyulduk. Benim elimde aile köklerini, çocukluğunu ve ilk gençliğini anlattığı yayımlanmamış bir röportaj vardı. M. Selim Gökçe de babası Dr. Hasan Ferit Cansever’in hayatı ve mücadelesini anlattığı bir yazıyla eksiklerimizi tamamladı. Eskilerden Sedat Çetintaş’ın genç ressam Turgut Cansever hakkında yazdığı, 1937 yılında yayımlanan yazısı da ilginizi çekecek. Bu yazının yer aldığı sayfalarda, Cansever’in henüz bir lise öğrencisiyken yaptığı resimlerin profesyonel bir ressamın fırçasından çıkmışçasına başarılı olduğunu göreceksiniz.

Mustafa Armağan, uzun yıllar yakın çevresinde yer aldığı ve çeşitli dergilerdeki yazılarını ve röportajlarını toplayarak kitaplaştırdığı Turgut Hoca’yı nasıl tanıdığını anlattıktan sonra şahsiyetini ve fikirlerini tahlil etti. Yusuf Kaplan’ın “Bir Medeniyet Mimarı: Turgut Cansever” ve Mustafa Özel’in “Tevhid, Mimari ve Yönetim” başlıklarını taşıyan derinlikli yazılarına özellikle dikkatinizi çekiyorum.

Çocuk Vakfı Başkanı Mustafa Ruhi Şirin de, Turgut Bey’in yakın çevresinde yer alıyordu. Hatta Çocuk Vakfı binasının projesini ona çizdirmişti. Münasebetleri devam ettirdiği sürece günlük tutan Şirin’in bu günlüklerinden bazı bölümleri de bu sayımızda okuyacak, özellikle 17 Ağustos depreminin ardından yazdıklarında, Hoca’nın İstanbul’u bekleyen deprem tehlikesine karşı çözüm yolları bulmak için nasıl çırpındığını öğreneceksiniz.

Turgut Bey’in önemli projelerinden biri de Sivas Kaleardı Mahallesi Projesi’ydi. Yazık ki uygulanamayan bu projenin nasıl oluştuğunu ve Hoca’nın Sivas günlerini de Sivas’ta yaşayan dostumuz Berat Demirci yazdı. Ben de Beyazıt Meydanı’nın hikâyesini ve Hoca’nın Beyazıt Meydanı Projesi’nin başına gelenleri yazdım. Mimar Semih Akşeker ve Dursun Ali Tokel de bu sayımıza Cansever’e adanmış önemli yazılarla katkıda bulundular.

Tabii, Turgut Bey’in eşi Nilüfer Hanımefendi’yle kızı Emine Öğün Hanımefendi’ye teşekkür borçluyuz. Özel sayımızın görsel bakımdan zengin olması için aile albümlerinden faydalanmamıza izin verdiler. Onlar sayesinde özel sayımız aynı zamanda bir Turgut Cansever Albümü niteliği taşımaktadır.

Son olarak Süleyman Faruk Göncüoğlu ve Yusuf Çağlar’ın yazılarına dikkatlerinizi çekmek istiyorum.

Kırkambar’ımızın yine çok dolu olduğunu göreceksiniz.

Daha güzel sayılarda buluşmak üzere hoşça kalınız.

Muhabbetle, efendim.

Beşir Ayvazoğlu

"Yasakmeyve"nin 37. Sayısı: Şiir ve Metafor


Yasakmeyve 37 / Mart-Nisan 2009 İki Aylık Şiir Dergisi


“Şair ve Okuru” sayfalarının bu sayıdaki konuğu Akif Kurtuluş. “Siyasi terbiyeyle tanışmadan önce, şiir terbiyesi edinmeye çalıştım” diyen Akif Kurtuluş’la Mahmut Temizyürek konuştu.

Bu sayının dosya konusu “Şiir ve Metafor”... Enis Akın’ın Saffet Murat Tura ile yaptığı söyleşinin de bulunduğu dosyada, Jess Layton, Kirsty Hall, Ilgın Yıldız, Soner Demirbaş ve Hulusi Çınar’ın şiir ve metafor üzerine yazıları yer alıyor.

Erdoğan Alkan’ın “Dağlarca Anıları”nın ikinci bölümünün yer aldığı dergide, Sabit Kemal Bayıldıran’ın, “Edebiyatımızda Şiir Sözlüğü” köşesinde “İstiklâl Marşı”nı incelediği yazısı da bulunuyor. Ramis Dara, şiir kitapları arasında gezinirken, Cihan Oğuz, şairle Tanrı arasındaki ilişkiyi, Enis Akın da “İncir Yaprağı” adını verdiği köşesine “şairin devletle imtihanı”nı sorgulayarak başladı.

Bu sayıda, Tuğrul Keskin ve Yasin Erol ile yapılan söyleşilerin yanı sıra,
Mustafa Durak’ın Yücel Kayıran’a “Felsefi şiir” tartışmaları üzerinden verdiği yanıt da bulunuyor.

“Şiirin Uzun Tarihi” sayfalarında, Cahit Sıtkı Tarancı’nın bilinmeyen söyleşisi, şiir gündemine dair notlar ve olaylar da yer alıyor. Bülent Kale’nin, “Bir Şairden” köşesinin bu sayıdaki konuğu, oğlunu ve gelinini faşist diktatörlüğe kurban vermiş Arjantinli şair Juan Gelman...

37. sayının şairleri ise, İzzet Yasar, Sina Akyol, Sezai Sarıoğlu, Mustafa Köz, Metin Fındıkçı, Hakan Sürsal, Levent Karataş ve Türkân Yeşilyurt...



İÇİNDEKİLER:

Şair ve Okuru: Akif Kurtuluş / Mahmut Temizyürek

Onu Bekliyoruz!: Mahmut Temizyürek

Şiirler: İzzet Yasar, Sina Akyol, Sezai Sarıoğlu, Mustafa Köz, Metin Fındıkçı, Hakan Sürsal, Levent Karataş ve Türkân Yeşilyurt

Dosya / Şiir ve Metafor: Saffet Murat Tura, Enis Akın, Ilgın Yıldız, Soner Demirbaş, Jess Layton, Kirsty Hall, Hulusi Çınar

Şiirin Uzun Tarihi: Cahit Sıtkı Tarancı

Dağlarca Anıları (2): Erdoğan Alkan

Edebiyatımızda Şiirler Sözlüğü : Sabit Kemal Bayıldıran

Şiir Masası: Mustafa Durak

İncir Yaprağı: Enis Akın

Şiir / Hayat: Cihan Oğuz

Şiirin Uzun Tarihi: TYS, Filistinlilerin Yanında

Şiirin Uzun Tarihi: Gazze Avazı

Bir Şairden / Juan Gelman: Bülent Kale

Hayatı Şiirleştiren Kitaplar: Ramis Dara

Tuğrul Keskin ile Söyleşi: Gülce Başer

Yasin Erol ile Söyleşi: Yasemin Çeker

Şairin Yenisi: Fatih Mika

Vaat Edilmiş Sayfalar (Metin Cengiz’in değerlendirmeleriyle): Tuna Ökten

Haber

Yeni Yayınlar

Şiirin Uzun Tarihi: Kars

Şiyir Sevişgenleri: Metin Üstündağ



İrtibat:
Rasim Paşa Mah, Yeldeğirmeni Sk, Alibey Apt, No:21, Kat:1, Daire:4, Kadıköy/İstanbul
0216 414 33 31
editor@yasakmeyve.com

"Nida" dergisi


“Hafıza-ı beşer nisyan ile maluldur” diye bir deyiş vardır. Hafızasını yitirmiş birey veya toplumun kimliğini kaybettiği rahatlıkla söylenebilir. Çünkü toplumsal hafıza, toplumu oluşturan bireylerin kimliğidir aynı zamanda.

En yakınınızdan uzaklara doğru bir bakınız… Nerede bir gözyaşı ve zulüm varsa onun bir öncesi veya o zulmü hazırlayan sebepler vardır. Bu sebeplere vakıf olmadan bu zulmü anlayamaz, kurtulmak için hiçbir öngörüde bulunamaz, hiçbir taktik geliştiremezsiniz. Bu bakımdan ‘toplumsal hafıza’ dediğimiz şey ‘köklülüktür’ aynı zamanda. ‘Köklü’ düşünemeyen, ‘köklerini’ bilmeyen, sorunların ‘köklerini’ göremeyen, adaletsizliğin, zulmün köklerine inemeyen tespitlerin ‘sadra şifa’ bir değeri söz konusu değildir. Bugün bu tür tespitler yapılamıyorsa, bu yapılacak tespitler çerçevesinde taktikler geliştirecek bir ‘gücünüz ve iradeniz yoksa’ bu, yüzeysel ve günü kurtarma kabilinden yaşanıldığının delilidir. Aynı zamanda en baştaki deyişle ‘nisyan’a işaret eder ki, bu tür nisyan dünyayı tarumar ettiği gibi Allah katındaki yerinizi de tarumar edecek bir nisyandır. Çünkü Allah sebep – sonuç zincirine vukufiyeti, dost ve düşmanını bilmeyi, tanımayı mümkîn kılmıştır. Meğer ki, şahsiyetsiz, jurnalci bir düşman ola…

İşte yapılması icab eden şey; artık periyodik bir hal almış ‘zulüm’ ve adeletsizliği dillendirmekle yetinmek değil, içinde yaşadığımız, dünya genelinde egemen olan – bizce hazcılık ve şirke dayanan - inanç sisteminin köklerine dönük bir okuma yapmak ve bununla birlikte kendi medeniyetimizin ‘köklerine’ inmek… Köklere tekabül etmeyen söylemler ‘sömürgecilerin’ razı olduğu bir tür pedagojidir.

Köklere inmeyi biraz daha somutlaştıracak olursak… İngiltere ve Fransa’nın gerek Asya gerekse Afrika’da bugün hala devam etmekte olan zulümleri, çevirdiği entrika ve savaşım adına yaptığı tüm planlar görülüp tavır alınmadığı müddetçe bu zulümler sürecektir. Peki hangi felsefeye dayanmaktadır, bizdeki hangi zaafiyeti kullanmaktadır? Felsefesi çökertilememiş sömürgecilik, felsefesine karşı kendi köklerine yaslanan ‘düşünce, inanç ve pratiklik’ oluşturulamadıkça kendini her dönemde farklı adlarla ‘yeniden’ üretecektir. Hem de ‘yiyicilerin çanağa üşüştükleri gibi’ üşüşerek… Ruanda, Hindistan, Pakistan gibi ülkeler içimizi yakan örnekler değil midir?

Nurettin Özcan bu ayki yazısıyla tam da buna işaret ediyor. Ve diyor ki; “Ne yazık ki bu aksiyon ve mevcudiyetler dünyasında Müslümanlar görülmemektedir. Yani bir değer ifade eden güç olarak hiçbir platoda görülmemektedir. Yoksa batı dünyasının ve global sermayenin sömürge alanı olarak kullandığı acınacak zayıflıkta sürüler halinde Müslümanlar elbette çoktur...” Sorgulama Kültürü başlıklı yazısıyla Dr. Abdülkerim Bekkar da sizleri düşündürecek ve fikretmeye sevkedecektir. Yukarıda kısmen bahsettiğimiz yasayı keşfetmek adına yapılmış bir çalışma da Osman Eskicioğlu’nun yaptığı Sünnetullah adlı yazı çalışması... İbrahim Sarmış, Zübeyir Yetik, Fatih Bütün, Adil Akkoyunlu, Altan Murat Ünal, İdris Bilen ve adını anmadığımız birbirinden güzel çalışmaları bu ayki dergimizde bulacaksınız... Fethi Ahmet Polat ve Ferit Aydın’la yapılmış iki de röportaj bulacaksınız... Asım Öz’ün gerçekleştirdiği Fethi Ahmet Polat ile yaptığı röportaj Sayın Polat’ın “Çağdaş İslâm Düşüncesinde Kuran’a Yaklaşımlar” adlı kitabı üzerine... Kitap Nasr Hâmid Ebu Zeyd, Muhammed Arkoun, Hasan Hanefi gibi düşünürlerin temsil ettiği çizginin tahlili üzerine... Röportaj da bu ekolün ne olduğunun anlaşılması açısından oldukça faydalı olacağını umuyoruz. Gerçekten emek, düşünce ve dikkatli ürünlerin sahibi Fethi Ahmet Polat’a ve röportajın gerçekleştiren Asım Öz’e teşekür ediyoruz...

Şunu da eklemeden geçmek istemiyoruz. Sizlerin de takdir edeceği üzere “Nida” fikir dergisidir. Okurlarını, fikri durağanlığın yaşandığı bir dünyada fikretmeye ve dogmaları sorgulamaya davet etmektedir. Bu manada fikri donukluğu/ matlığı, alışılmışın dışında da olsa fikirlerin konuşulup tartışılmasından daha tehlikeli bulmaktadır. Konuşulmalı, tartışılmalıdır ki imâl-i fikr edilebilsin. Ve her doğru bilgi ve her doğru görüş bizi hakikate ve dahi medeniyete biraz daha yaklaştıracaktır. Fikirleri tartışmakta korkmayalım. Bu her farklı fikri kabul edelim veya hemen reddedelim demek değil, Rabbimizin ikramı olan aklımızla doğruluk ve yanlışlığını tartalım. Kuranı bir kaç kez karıştıralım, bir kaç kişiyle tartışalım, fikir sahiplerine danışalım, bir daha düşünelim... Müslümanlar bunu için fıkıh, fikir ve tefeküür medeniyetidir. Eğer fikirse ve de doğruysa makes bulur yanlışsa da suyun üzerindeki köpük misali dağılır gider. Kaldı ki bugün zihni dinamik ve fikri imâl eden ve her türlü fikri kritik edecek Müslümanlar hiç de az değildir. Bu tür korkuları Türkiye Müslümanları çoktan geride bırakmıştır. Özetle şunu demek istiyoruz; söz konusu olan fikir ise eğer fikirle karşı durulmalıdır. Dergi abonelerimiz çok şükür ki, tepkilerini bize hemen iletmektedirler. Bu bakımdan sizlere teşekkür ediyoruz. Fakat şu unutulmamalıdır ki ‘duyarlılıklar’, delil ve karşı bir fikrin imaliyle ‘şuura, bilince’ dönüşür.

Tasavvuf’ın kullandığı Sembolik dil nedir, nasıl anlaşılmalıdır konusundaki fikirlerini bizlerle paylaştığı için Ferit Aydın’a da şükranlarımızı iletiyor ve Röportajı gerçekleştiren Muhammed Turan Çalışkan’a da teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Önümüzdeki ay tekrar birlikte olmak ümidiyle siz değerli okurlarımızı dergiyle başbaşa bırakıyoruz.

Allaha emanet olunuz.


İrtibat:
Nuriye Mah. Mimar Sinan cad.
No: 32 Malatya
0.422.321 21 87
nida_dergisi@hotmail.com
www.nidadergisi.com

"Haksöz" Dergisi Nisan Sayısı Çıktı !


“Kur’an’ın aydınlığına doğru” şiarıyla aylık yayını sürdüren Haksöz dergisi 217. sayısı (Nisan 2009) ile 19. yılına girmiş oldu. Tam 18 yılı geride bırakan Haksöz’ün bu ayki ağırlıklı gündemi darbecilik! Dergide seçim değerlendirmesine de yer veriliyor.

Derginin seçim gecesi yazılan bu ayki Gündem yazısında yerel seçimler değerlendiriliyor. Partilerin gündemine giren konular ile gir(e)meyen konular üzerinden kimliksiz siyasetin zaaflarının işlendiği gündemde, darbe tehditlerine gözlerini kapayan, kimlik-hizmet ayrıştırması içindeki bir siyaset anlayışı ile nereye kadar gidilebileceği sorgulanıyor. Hamza Türkmen ise seçim değerlendirmesinden ziyade "oy verme" tartışmaları üzerinden partisel mücadele yöntemi ve Müslümanların "kimliksel seçim"leri çerçevesinde dikkat çekici analizlerde bulunuyor.

"Darbecilik; Kemalist İdeolojinin İflah Olmaz Hastalığıdır!" manşetiyle çıkan dergide Rıdvan Kaya ve Kenan Alpay darbeciliğin Kemalist bir gelenek olduğuna işaret ederek, Ergenekon ve Kemalist düzen irtibatına ilişkin tespitlerde bulunuyorlar. Ergenekon'un karanlık yüzünü irdeleyen bu yazılarla birlikte Bahadır Kurbanoğlu'nun Mustafa Balbay'ın darbe günlüklerini analiz eden yazısı Ergenekon zihniyetiyle hesaplaşmanın sorumluluğuna ilişkin vurgular taşıyor. Bu çerçevede Mustafa Bulur da medyadaki kalemşorların darbesever tutumunu ve Ergenekon dayanışmasını ironik bir üslupla gözler önüne seriyor.

Bir diğer yazısında düşünce özgürlüğünün "tabusal sınırları"nı ele alan Rıdvan Kaya, Bülent Arınç'ın İstiklal Marşı ile ilgili sözleri üzerinden resmi ideolojinin kutsallarını tartışıyor. Bu bağlamda Özgür-Der'in de 29 Nisan'da başlayacak kapatma davasına ilişkin duyarlılık ve dayanışma çağrısında bulunuluyor.

Muhsin Yazıcıoğlu'nun vefatı dolayısıyla eski dava arkadaşı Burhan Kavuncu, Yazıcıoğlu'nun düşünsel gelişim seyrini dergi okuyucularıyla paylaşıyor.

Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir hakkındaki tutuklama kararını çeşitli tartışmalar üzerinden analiz eden Musa Üzer, Darfur'un tarihine ve yaşanan mücadeleye ilişkin ayrıntılı bilgilere yer veriyor. Murat Özer ise ABD Başkanı Obama'nın yeni Afganistan planının nasıl rüşvet ve daha fazla kan içerdiğini ortaya koyuyor.

Yaşanan vahşi cinayetler üzerinden Bünyamin Doğruer gençliğin nereye gittiğini sorgularken Ahmet Örs ise Türkiye'de sendikal mücadelenin önemine; buna karşın mevcut sendikaların pasifliğine ve kimliksizliğine değiniyor.

Derginin bu sayısında usul yazıları da dikkat çekiyor. Bülent Gökgöz, Rasulullah (s)'ın içtihatları üzerinden Kur'an'ın peygamber tasavvuruna ilişkin yaklaşımı ortaya koyuyor. Yazıda hadis usulü ile ilgili kavram analizlerine ve şematik anlatımlara da yer veriliyor. Şükrü Hüseyinoğlu, ritüelleştirilen ancak Müslümanın hayat biçimi olması gereken "zikr" kavramının Kur'an'daki kullanımlarını ayetler ışığında ortaya koyuyor. Cengiz Duman ise kıssa çalışmalarına Muvahhid Kral Talût ile devam ediyor. Duman, Kur'an ve Kitab-ı Mukaddas kaynaklı tarih analizinin yanı sıra yine kıssadan almamız gereken derslere dikkat çekiyor.

II. Meşrutiyet döneminde yayınına başlayan; Mehmed Akif ve Eşref Edib gibi isimlerin yazdığı Afgani ve Abduh'un çıkarttığı Urvetu'l-Vuska çizgisinde olan Sırat-ı Müstakim dergisini analiz eden Asım Öz, derginin evrensel İslamcılık anlayışını gözler önüne seriyor. Derginin çeşitli boyutlarını tartışan Öz, dönemin İslamcı aydınlarının düşünsel ufuklarını da okuyucularıyla paylaşıyor.

Kültür-sanat sayfalarında Haşim Ay, Kürtçe Kur'an çalışmalarına dikkat çekerek toplu çalışma ürünü olan "Wergera Qur'an'a Pîroz Bi Zimanê Kurdî" adlı meal çalışmasını değerlendiriyor. Mustafa Aldı ise Hasan Aycın'ın çocuklara yönelik çizgi hikayeleri üzerinden Aycın'ın sanat anlayışıyla ilgili değinilerde bulunuyor. Mustafa Kıyak ise Shoot On Sight ve Girdap isimli iki film üzerinden 11 Eylül psikolojisinin sinemaya yansımalarını ele alıyor.

Son sayfada okuyucuların Haksöz'le dayanışması bağlamında bir çağrıya yer verilen derginin arka kapağı ise Resullulah Muhammed (s)'le ilgili bir kompozisyon çalışmasına yer veriliyor.


İrtibat:
0212 524 10 28
www.haksozhaber.net

"Ay Vakti"nin 103. sayısı

Ay Vakti, Nisan 2009, Sayı:103

"Ya taraf olursunuz, ya bertaraf edilirsiniz.”

Hakkın hatırını seçimlerinde en âli tutan, doğrudan yana, kutlu sözün telaffuzcusu. Ya hayır söyleyen, ya susan. Bakıldığında Allah'ı hatırlatan, susması tefekkür, konuşması zikir, bakışı ibret adamları vardır ahir vaktin...

Hz. Adem'den Hz. Muhammed'e, kaç peygamber yüklendiyse “tek bir” inancını, her biri doğruluğun bir yörüngesini temsil etti. Ama birleştikleri tek bir nokta vardı ki; sabır... Eyüp Peygamberin, İbrahim Peygamberin, Yakup ve Muhammed (a.s)'ın sabrı... Ve sabırla her karanlığa doğan Ay Vakti, açılışını Savrulmamak / Şeref Akbaba ile yapıyor.

Geriye dönüşlerin, manevî yönelişlerin, hakikate varış manevraları olduğu kaçınılmaz. Bulmak için, kaybetmek mi gerek? Bulanlar arayanlar değil mi? Dini insan hayatından uzaklaştıran modernizm motifleri, dünyayı araç olmaktan çıkartıp amaç haline getirdiği için mi olması gerektiği yerde değil insan? Dine Dönüş, Necmettin Evci'nin kaleme aldığı müthiş bir varoluş muhasebesi...

Şair Bahtiyar Vahabzâde'yi Eyyüp Azlal anlatıyor. Mehmet Akif, Safahat ve Asım'ın nesli... Mustafa Miyasoğlu Akif'i anlamaya ve neslimize anlatmaya çağırıyor bizi. Her terzi farklı keser kumaşı, aynı makas farklı şekillere vesile olur ustasının elinde. Şair de keser, biçer sözü, üslûbudur makası. Lakin herkese uymaz şairin libâsı.

Geriye baktığımızda göreceğimiz bir diğer isim de Nasrettin Hoca. Hoca'yı nasıl anladık? Neler yapmalıydık? Hoca Nasrettin kişisel gelişimin neresinde? Kültürümüzün gülen yüzü gerçekten komik bir adam mıydı? O'nu anlamak bugün değilse ne zaman? Bütün bu soruların cevabını Mustafa Özçelik'in “İkibinsekiz'de Nasrettin Hoca'yı Nasıl Andık?” adlı incelemesinde okuyoruz.

Şiirdir dedik uzun lafın kısası, kıssanın hissesi. Bu sayının şairleri; Güzel Sesli Hafız / Nurettin Durman, Dilimle Söyleşi / Alâaddin Soykan, Üst Kurula Güzelleme / Muhammed Çetinkaya, Eleğim Sağma / Hasan Tiyek.

İnsan var olunca başladı her şey. İnsan dokununca bulandı su. İzmler giydirdi kavramların üzerine insan, izmler ki idrakimize giydirilmiş deli gömlekleriydi. “Bir ben... Birçok Benim” denemesiyle Üzeyir Süğümlü varoluş sancısını irdeliyor.

Zemheri Çocuk adlı denemesinde hakikat arayışına çıkan Yunus Emre Tozal, elleri çamur, göklere haykırıyor; Gök bu kadar ağlayabilir miymiş? Bu kadar hüzne kim dayanır ey? Böyle bir aşka kim talip olabilir?...

Bu sayının öyküleri; Yasak Yolcu / Mustafa Bilgücü, Sefer / İlhan Mete Koç.
Sibel Giray Özşirin “Soylu Ağacım” isimli yazısıyla, Fatma Çakmak “Bir Cümle Bin Düşünce” başlıklı yazısıyla Süheyla Yıldırım “Susuyorum” adlı denemesiyle Ay Vakti’ndeler. Zehra Betül Bulut “Akışına Bırakmak Akışına Kapılmak” başlıklı denemesinde Kafka’yla Milena arasında mekik dokuyan güvercinin kanatlarından düşen bir sahifeye götürüyor okuyucuyu.

Son kitabı İmkânsız Öyküler ile öykü serisine bir yenisini ekleyen Rasim Özdenören'i okuyup tahlil ediyor Emine Batar.

“Taşlar yerine ne zaman oturur?” adlı incelemesiyle taşları yerine oturtan bilge mimar Turgut Cansever Hocamızı anlatıyor Ebubekir Koçak.

“Usta Şairler ve Ağaç Antolojisi” Özlem Doğan'ın kaleminden her ağacı canlı tasavvur edip karakteristiğine inen, her birini dinleyip hikâyesine muvafık olan bir inceleme yazısı...

Dergide sinema yazısı kategorisini, Festivaller Ne İşe Yarar, başlığıyla Gülşah Nezaket Maraşlı dolduruyor.

Şiraze / Saklı Mektuplarıyla (XLIX) içimizdeki küskün çocuklardan birini daha konuşturuyor...

İçindekiler

Deneme
Savrulmamak / Şeref AKBABA
Dine Dönüş / Necmettin EVCİ
Bir Ben... Birçok Benim / Üzeyir SÜĞÜMLÜ
Zemheri Çocuk / Yunus Emre TOZAL
Soylu Ağacım / Sibel Giray ÖZŞİRİN
Akışına Bırakmak, Akışına Kapılmak / Zehra Betül BULUT
Bir Cümle, Bin Düşünce / Fatma ÇAKMAK
Susuyorum / Süheyla YILDIRIM

Şiir
Güzel Sesli Hafız / Nurettin DURMAN
Dilimle Söyleşi / Alâaddin SOYKAN
Üst Kurula Güzelleme / Muhammed ÇEİTNKAYA
Eleğim Sağma / Hasan TİYEK

İnceleme
Şair Bahtiyar Vahabzâde / Eyyüp AZLAL
Mehmet Akif, Safahat ve Asım'ın Nesli / Mustafa MİYASOĞLU
İkibinsekiz'de Nasreddin Hoca'yı Nasıl Anladık? / Mustafa ÖZÇELİK
Taşlar Yerine Ne Zaman Oturur? / Ebubekir KOÇAK
Usta Şairler ve Ağaç Antolojisi / Özlem DOĞAN

Öykü
Yasak Yolcu / Mustafa BİLGÜCÜ
Sefer / İlhan Mete KOÇ

Kitap
İmkânsız Öyküler / Emine BATAR

Mektup
Saklı Mektuplar -XLIX / Şiraze



Yekta Haktan İnci



İrtibat:
www.ayvakti.net
ayvakti@ayvakti.com

"Fayrap" 14

Fayrap -Aylık edebiyat dergisi
Sayı:14, Nisan 2009


Fayrap, bu sayısında şiir sayısını biraz daha azaltarak eleştiri metinlerine ağırlık vermekle edebiyatın eleştiriden geçtiğini gösteriyor.

Saf lirik şiir karşısında neo-epik
20. yy. şiirinde, somut şiir ve anti-lirik peşinde olanların oluşturduğu çapraşıklığı inceleyen Hakan Arslanbenzer, bu çapraşıklığın, siyasi şairlerin sabık lirik şairler olmalarından ileri geldiğini ortaya koyuyor başyazıda. Bu bağlamda Türk şiiri içindeki çapraşıklığı ve bunun yanlış konumlandırmadaki sonuçlarını, neo-epik şiirin tarihi üzerinden sorguluyor.

Bu sayının şairleri; Eren Safi, Melek Arslanbenzer, Orkun Elmacıgil, Mehmet Fatih Çelikkaya, Mehmet Davut Özdal.

Hikayecileri ise; (ingilizceden çevrilen) Donald Barthelme, Arif Sağlam ve Abdülkadir Argıllı.

Polemikten şiir olmaz
Meşrutiyet dönemi yazılarına devam eden dergide bu ay, Ali Canip Yöntem ve Rıza Tevfik Bölükbaşı üzerine inceleme yazıları var.

Ali Canip’in milli edebiyatı toplumsal ve siyasi alana taşımasıyla bilinen bir şair olduğunu hatırlatan Murat Sözer, yazısında, Yöntem’i “Sokak Feneri” ve “Şarkın Ufukları” şiirleri üzerinden inceliyor. Polemik ve yazılarıyla milli edebiyat’ın fitilini ateşleyen bir şair olduğunu, bu etkisini şiirinde göremediğimizi ortaya koyuyor Sözer.

Rıza Tevfik’in felsefeye olan ilgisinin, onu şiire yakınlaştırdığını ifade eden Murat Küçükçifci, şairi, “Baba Nasihati” şiiriyle değerlendiriyor. Tevfik’in farklı şiir görüşlerinin etkisinde kaldığını ama incelediği şiirinde olduğu gibi Milli edebiyat ile şiirini kuvvetlendirdiğini söylüyor.

Levent Sunal’ın Anısına
Şubat ayında vefat eden şair Levent Sunal hakkında, hatıralarını da içeren samimi bir yazı yazmış Hakan Arslanbenzer. Fazıl Baş’ın ise Leven Sunal’ın şiiri hakkında yazdığını görüyoruz. Sunal’ın şiirinde hayatı büyük bir dava olarak kavramanın olduğunu söyleyen Baş, samimi, kalabalıktan uzak, üzgün yönleriyle lirizmi çağırsa da öğretici bir şiiri ortaya koyduğunu öne çıkarıyor.

Esma Güneş’in “Namık Kemal’den Mektup Var” yazısı, Kemal’in çok sayıda mektuplarını kapsayıcı ve bütünlüklü şekilde bir araya getiren Fevziye Abdullah Tansel’in kitabının incelenmesi olarak karşımıza çıkıyor. Ömer Yalçınova, bu sayıda Dank Franck’ın romanları üzerine yazarken, Suavi Kemal Yazgıç Rasim Özdenören’in “İmkansız Öyküler” kitabını değerlendiriyor. Barkın Karslı’nın ise Saide Kuds’un “Kimya Hatun” romanı hakkında yazdığını görüyoruz.

“Eleştiriden kaç, iltifata yanaş; Hece’nin oniki yılı” Ömer Yalçınova bu sayıda Hece dergisi üzerine yazmış.

Derginin kadrosunu, bugüne kadar dergide etkili olan şair-yazarları ele alan Yalçınova, belirli bir şiir görüşü olmamasından ötürü Hece’nin şairlerini de belirsiz, siyasetsiz çizgiye yönelttiğini ortaya koyuyor. Hece’nin ürün seçiminde de her şeyden biraz tercih edildiğini bu tercihin de iltifat edene yer veren bir anlayışı doğurduğunu öne sürüyor Yalçınova yazısında. İlerleyen sayfalarda Orkun Elmacıgil’in, Tatar Ramazan ve Tatar Ramazan Sürgünde filmleri hakkında yazdığı denemeleri görüyoruz.

İyi okumalar.


İÇİNDEKİLER:

1 saf lirik şiir karşısında neo-epik | hakan arslanbenzer
> şiirhikaye
4 ha? (şiir) | eren safi
5 karşıma çıkma (şiir) | melek arslanbenzer
6 dol dolar cebime! (şiir) | orkun elmacıgil
7 mehmet’in iyi olduğuna dair (şiir) | mehmet fatih çelikkaya
10 kültürel zenginlik (şiir) | mehmet davut özdal
12 mütevazı bir cinnet (hikaye) | arif sağlam
14 altın vuruş (hikaye) | abdülkadir argıllı
16 mavi sakal (hikaye) (çev. müberra güney) | donald barthelme
> meşrutiyet devri edebiyatı 3
20 polemikten şiir olmaz: ali canip yöntem üzerine | murat sözer
24 sivri kafalı heriflerden feylesof rıza | murat küçükçifci
> fayrapkitap
28 levent için | hakan arslanbenzer
30 levent sunal şiiri | fazıl baş
32 namık kemal’den mektup var | esma güneş
34 dan franck’ın romanları üzerine | ömer yalçınova
38 imkansız öyküler (rasim özdenören üzerine) | suavi kemal yazgıç
40 kimya hatun | barkın karslı
43 eleştiriden kaç, iltifata yanaş: hece’nin oniki yılı | ömer yalçınova
46 tatar ramazan | orkun elmacıgil
[ a.k. ] baba bugün dağlar yeşil boyandı | arzu aldemir söylüyor



İrtibat:
Mehmet Fatih Çelikkaya
0505 290 5867
0534 960 16 95
mehmetfatihcelikkaya@hotmail.com
http://fayrap.blogspot.com/

"Hece Öykü"de halk hikâyeciliği dosyası


HECE ÖYKÜ NİSAN-MAYIS 2009



ÖY­KÜ GÜN­DE­Mİ

Necip Tosun İlk Öykü Kitapları 3

Ercan Yıldırım Mangalın Külü 4

İshak Yetiş Tayyib Salih’in Vefatı 5



ÖYKÜLER

Cemal Şakar Muntazar 11

Necati Mert Kim o? 15

Köksal Alver Hikâye Bu! 19

Abdullah Harmancı Sıkı Tut Serçeyi 23

Mihriban İnan Karatepe Erik Ağacının Altında 28

Güray Süngü Mezartaşlarına İsim Yazan Adam 31

Dilek Aslaner Seniha 35

Jan Devrim Portakal Tül Yalnızlığı 39

Ayşe Şener Çık Yukarıya Ağlayalım veya İkinci Kendisi... 41



Hasan Aycın Çizgi 46

DOSYA TÜRK HALK HİKÂYECİLİĞİ

Şaban Sağlık Halk Hikâyelerinde Tahkiye Tekniği ve Kurgu 48

Necip Tosun Halk Hikâyelerinde Melodramik Unsurlar 58

Şahin Köktürk Halk Hikayelerinin Manzum Mensur ve Anonim... 67

Necati Mert Halk Hikâyeleri Yeniden Yazılır ve Yorumlanırken 75

Bekir Şakir Konyalı Halk Hikayelerinde Geleneksel Hayat ve Din 82

Rasim Özdenören Halk Hikâyesi ve Öykü 88

Behçet Çelik Katkı ya da Çeşni İmkânı 89

Emine Eroğlu Anadolu Mayasını Taşıyan Hikâyeler 92

Adnan Özyalçıner Halk Öyküsünün Geçerliği 93

Nalan Barbarosoğlu Halk Hikâyelerinin Etkisi 94

Kirdeci Ali Kesikbaş Hikayesi 95

Melikşâh ile Güllühan Hikâyesi 100



ÖYKÜLER

Ömer Egi Oyun Papelleri ve Posta Pulları 121

İsmail Sert Mutlu Musun? 125

Demet Eşrefoğlu Vardar Sabun Kokulu Yataklar 128

Hatice Tekin Son Gece 135

Murat Taş Musandıranın Kapısı 140

Zeynep Hicret Umut Kutusu 145

Güzide Ertürk Kar Rüzgârı 148

Süheyla Barak Sarı Zarf 150

Siyâmek Gülşîrî O Günlerdeki Gibi 152

Mahmud Derviş Yeşil Sinek 159

Asım Öz Nazan Bekiroğlu’yla Roman ve Öykü Üzerine... 160

Yakup Öztürk Lâ; Âdem’in Sırrı İçin 170



ÖYKÜ KİTAPLIĞI

İsmail Sert İçimdeki Kalabalık 173

Selim Somuncu Kesik Hava 174

Hayrunnisa Ergezen Jako 175

Cihad Şahinoğlu Amtafarak 176

"Hece"de edebiyat ve yabancılaşma dosyası


HECE, NİSAN 2009

KUM SAATİ
Hayriye Ünal/Edebiyat, Totalitarizm, Sahte Benlikler 3
Necati Mert/Kadın Olmak, Hatta Anne Olmak 5
Asım Öz/Hasan Aycın’ın Çizgi Bahçesi Sergisi Üzerine Notlar 6
Murat Erol/Bir Şair Ölse… 7

Hasan Aycın/Çizgi 13
Ali K. Metin/Yetim Ahına İşbu Bir Temrin-i Ritimdir 14
Mustafa Muharrem/Çengiler İçin Hiyeroğlif Tevbe 18
Ömer Aksay/Yeşilçam Önergeleri-4- 21
Rahmi Kaya/Güllere Döşenir İçimiz 24
Kenan Çağan/Kalmak 26
Erdal Çakır/Ortadoğu Ayakkabılarını Çıkardı 27
Mehmet Sümer/Susan Toprağa 28
Mahmud Derviş/Genç Şaire 29
Akif Emre/Bir ‘Hatırlatıcı’ Olarak Turgut Cansever 33
Gönül Utku/Ekonomi ve Edebiyat 38
Mustafa Köneçoğlu/Paris Sıkıntısı’ndan İkinci Yeni’ye (S)Özün Dönüşümü 42
Kâmil Aydoğan/Günlüklerim 46
Mustafa Şerif Onaran/Şiirde Anadolu Gerçeği 49
Mehmet Ulukütük/Varlığın Evi Olarak Dilden Dilin Evi Olarak Geleneğe:... 54

Dosya
EDEBİYAT ve YABANCILAŞMA

Ali K. Metin/Keşiften İnşaya: Edebiyatımıza Yerlilik Perspektifinden Bakış 63
Köksal Alver/Romanın Yabancılaşan Tipleri 75
Ali Galip Yener/Yabancılaşan ve Şeyleşen Edebiyat Hakkında Birkaç Söz 83
Ali Emre/Toplum Mühendisliği Ekseninde Dile ve Edebiyata Müdahale 88
Kenan Çağan/Edebiyat, Yabancılaşma ve İntihar 94
Cemal Şakar/Yabancılaşmanın Zevali 102
M. Murat Özkul/Teknoloji, İnsan ve Yabancılaşma Üzerine… 107
İshak Yetiş/“Körleşme”de Yabancılaşma 114

Asım Öz/Ali Emre ile Şiir Üzerine:... 118
Gökhan Tokatlıoğlu/Bu Şiirde Onarılmış Bir Yas Bitiği Var 125

KİTAPLIK
Yusuf Turan Günaydın/Amasya Cöngü 129
Otman Baba Velâyetnâmesi 130
Eski Türk Edebiyatında Manzum Sergüzeşt-Nâmeler 131

2009-03-31

"Aşkar" dergisinin 8. sayısı üzerinedir bu diyeceklerim !

"Aşkar" dergisi Mart ayında yeni bir solukla tekrar karşımıza çıktı. Yine dopdoluydu. Kapakta Aziz Mahmut Öncel'in ''kill me'' şiiri bizi karşılıyor. İki kısıma ayırmış Öncel şiirini: ''must'' ve ''death''. Vurucu cümleleri var eserinin.

''you must kill me
yoksa
kimse dirimin farkına varmayacak''

Aziz Mahmut Öncel'in özel bir şiir topluluğuna hitap ettiğine inanıyorum. Şiirinin kurgusu iyi oturmuş.Savaşın ölümcüllüğünü ve güncele yakın bir konu seçmiş. Tebrikler!

İdris Ekinci, ikinci yeni kuşağın güçlü kalemi olan İlhan Berk ve onun ''bir yüzün tarihi'' şiiri üzerine kaleme aldığı güzel bir tahlil denemesiyle dergideki soluğumuzu kesmemeye kararlı olduğunu kanıtlıyor. ''Ben bir dil simyacısıyım'' diyen İlhan Berk'in şiir tanımlarına da rastlıyoruz tahlilde. Ve incelenen şiirinde şu mısra dikkatimi çekiyor:

''ben ki, uzak istasyonda durmuş bir gar saati gibiyim
rüzgarlar üşüşmüş içimde''

''kalanlarda'' Aziz Mahmut Öncel yine edebiyata ve edebiyat dergilerine olan duyarlılığını bize gösteriyor.

''turgut uyar yaşamla yoğrulan şiir'' başlıklı yazısına bir sitemle başlıyor sanki:
''Ne hikmetse Aşkar dergisi sıkı bir Turgut Uyar'cı gibi göründü''

Kesinlikle sıkı bir Turgut Uyar'cı bu dergi:)
Ayrıca Fayrap dergisinde gözüne takılanları da objektif bir şekilde yansıtmış

Mehmet Raşit'in okumaktan zevk aldığım ''okuma notları'' köşesinde ise bu kez İsmet Özel, Sezai Karakoç, Nurettin Topçu ve Necip Fazıl Kısakürek'e dair deyişleri ve ayrıca okuması tavsiye edilen Fuzuli'in ''Leyla ile Mecnun''nuna dair notları var.

''bir kamyona hikaye ''siyle Mustafa Çiftçi yine her zamanki gibi olanca duruluğuyla dikkat çekiyor. Çiftçi, yazılamayan bir kamyoncu hikayesine dair hissettiklerini sempatik bir üslupla aktarmış. Mustafa Kutlu'yu anımsıyorum bu hikayeyi okurken.

Dergideki orta sayfalar şiirlere ayrılmış. Şiirler şöyle:
İhsan Irmak'ın ''karşılaşma''sı,
Mustafa Karasoy'un ''kadın''ı,
Mustafa Melih Erdoğan'ın çevirdiği bir Ezra Pound şiiri olan ''francesca'' ve yine Mustafa Melih Erdoğan'a ait olan ''hepsi mat'' şiiri,
Bilal Can'ın ''ah!'' şiiri
ve son olarak; Gül Çiğdem'in ''seyyah'' şiiri
Mehmet Eliusta'nın ''yahya kemal'e veda'' ve Mehmet Akif üzerine aldığı notların ikincisiyle karşılaşıyoruz.

Güzel bir hikayeyle daha karşılaşıyoruz. Aykut Ertuğrul'un akıcı bir üslupla kaleme aldığı ''hata benim'' hikayesiyle kendi imzasının karakterini bulmaya çalışan bir adamın ilginç gününe tanıklık ediyoruz.

Hikayeler devam ediyor. Necati Demir ''dervişin çicekleri''yle bizi başka alemlere götürüyor.

Mustafa Aburşu ilginç ''kedi'' hikayesiyle soluk kesmeden devam ediyor.

Duygu Deryaoğlu ''bir cemaatçilik'' yazısıyla bir eleştiri sunuyor ve Yahya kemal'le ilgili edebiyatın yeni şeyler üretmediğini de hatırlatıyor. Sözcükler dergisini de bize tanıtıyor.

Tartovsky'i konu edinen profesyonelce bir tutumla kaleme alınmış mükemmel bir portre ile karşı karşıyayız: '' tarkovsky ya da sinemada aykırı yönetmen'' Yunus Nadir Eraslan 'ın bize taze bilgiler sunduğu güzel bir yazısıydı bu.

Şiirle başladığımız dergi yolculuğunu arka kapak şiiri olan İlhan Kayhan'ın ''hummaya açılan mısra''sıyla son veriyoruz.

Evet, "Aşkar"da iyi şeyler oluyor''


Gül Çiğdem



İrtibat:
askardergisi@gmail.com
idrisekinci58@hotmail.com
http://www.askardergisi.com
0505 260 93 47
Aydoğan mah. 15.sok No: 3/2 SİVAS

Geçmiş Zaman Dergileri























Şiir Sanatı Dergisi'nin 1967 yılında yayımlanan 15. sayısında yer alan "Şair Nigâr Hanım" adlı yazı ektedir. İşbu yazı "E.A." şeklinde imzalanmıştır. Yazının girişindeki üslup ve tematik yaklaşım ile Şiir Sanatı'nın önceki sayılarının kapsamını birlikte göz önüne aldığımda, söz konusu yazının Ece Ayhan'a ait olduğu sonucuna vardım.

Zafer Yalçınpınar

2009-03-28

Kurtuba’nın ikinci sayısı çıktı !..


Dergide, Hakan Albayrak’ın çok acayip fotoğrafları var. Her şey Kadir Metin'in Aksiyon'da çalışırken, arşive girmesiyle başlamış. Tempo Dergisi'nde Hakan Albayrak ve Nihat Genç'in çok ilginç fotoğraflarını bulmuş. O dönemleri bilirsiniz… Bugünün “siyaset danışmanı” Ruşen Çakır, bir “mühtedi” gibi dolaşmadık cemaat bırakmıyor, bizimkiler ise neredeyse minbere çıkarıp müminlere hutbeler verdirecekler… İşte o Ruşen Çakır'ın dikkatini “efsanevi dergi” Çete çekmiş ve iki “milli”tan ile bir röportaj yapmış. Kadir Metin, Ruşen Çakır'a ulaştığında o röportajı hatırlamış fakat fotoğrafları ben de bile yok demiş.

Sonra görev Kurtuba'nın genç editörü Barış Öztürk'e düşmüş. Basın müzesinde arşiv taramasına girmiş, Tempo Dergisi'nin binlerce dosyasını okumuş ki neredeyse ahlakı bozulacakmış. En sonunda röportaja ve fotoğraflara ulaşmış. Fotoğrafların bir kopyasını alıp Çemberlitaş'tan Sultanahmet'e doğru muzaffer bir komutan edasıyla yürümüş.

Dünya Vicdan Günü'nde, Konya'dan elinde dergilerle gelen Selman Maltaş'ta vardı. O zaman gördük ki Kurtuba'nın ikinci sayısı çıktı. İkinci Kurtuba ilk sayısında yer alan kadroyu tamamen korumuş ve çıtayı yükseltmiş.

Barış Öztürk'ün titiz çalışması sonucu ele geçen fotoğraflar da derginin sayfalarında kendine yer bulmuş.

Muhittin Güleş, Kadir Metin, Alper Gencer ve Murat Menteş, Hakan Albayrak dosyası için görüş belirtmişler.

Fatih Mutlu ile bir röportaj yapılmış.

Ümmühan Atak güzel bir yazı yazmış.

Mehmet Serhan Tayşi üstaddan, Kurtuba'nın “ne demek olduğuna dair” görüşler alınmış.

Hatice Algın, şiir üzerine tahliller ve inceleme yazılarına devam etmiş.

Kurtuba Dergisi'ne İstanbul'da; Ağaç, Zen ve Bisav'dan ulaşabilirsiniz. Ayrıca gönüllüler aracılığıyla Kurtuba Anadolu'nun dört bir yanına yayılıyor. Taşra satış noktaları için derginin internet sitesini ziyaret etmeniz gerekecek.


Cesur Küçük

İrtibat:
www.kurtubadergisi.com
kurtubadergi@gmail.com

Kertenkele'nin 15. sayısı çıktı !..


OSMAN ÖZBAHÇE VE AHMET EDİP BAŞARAN KERTENKELE’DE MERCEK ALTINDA!








Dergilerin çoğulluğunu önemseyen Asım Gültekin’i selamlıyorum ! dergilerin çoğulluğu içinde iyi işler yapan seçkin ve nitelikli dergiler hâlâ var. Ve varlığını belirginleştiren bir şey daha var: yokluğundan yakındığımız bir şey: ELEŞTİRİ !

Genel edebiyat ortamında ve muhafazakar kesimde kolay ve hazırcı bir hüküm cümlesidir bu: Bizde Eleştiri Yok !

Bu hükmü her yönüyle geçersizleştiren bir dergi olarak gördüğüm KERTENKELE EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE dergisi şimdilerde 15. sayısını yayınlamış bulunuyor.

Sessiz sedasız bir dergi değil aslında Kertenkele! Büyük cümleler de kurmuyor. İşi gücü şiir ve titizlikle şiire eğiliyor ve bu anlamda sağduyulu, dengeli, olgun ve mütevazı.

Kertenkele’de ağırlıkta olan yazıları düşündüğümüzde, bu derginin, şiir eleştirisini de gündemine alacak olan genç şaire kılavuz niteliği taşıyan tarafıyla, deyim yerindeyse çantasında hemen her zaman bulundurması gereken ‘başucu niteliğinde bir dergi’ vasfıyla varlık gerekçesini içeriğinde barındıran bir yoğunluk ve incelikle yayın dünyasında ve şiir ortamında kendine köklü ve sarsılmaz bir yer ediniyor.

Bu sayısında bu yazılardan C.Ali Ahmet imzalı, Bugünün Türk Şiiri Üzerine Konuşmalar-2 adlı yazı 90’ların önemli şair-eleştirmenlerinden Osman Özbahçe’nin ilk şiir kitabını enine boyuna bütün ayrıntılarıyla çözümleyen, şiirine dair derinlemesine tespitlerde bulunan, ve bugüne kadar yapılmamış incelikte ‘deşen’ tarafıyla ön plana çıkıyor.

Zihnimizi derinleştiren bir yazı da , Şiir İşleri-3 (Dergilerdeki Şiirleri Okurken) adını taşıyor. Bu yazıda Ücra dergisinden Bülent Keçeli, genç şiirin duygusal devrimcilerinden Ahmet Edip Başaran, şiirlerini ilk defa Kertenkele’de yayınlayan 1992 doğumlu Ahmet Çiçek ve Karagöz dergisinden Berk İybar’ın şiirleri , olumlu-olumsuz yönleriyle dengeli bir biçimde eleştiriye tabi tutulmuş.

Kertenkele’de yer alan bir diğer yazı da bu sene içerisinde Ebabil yayınlarından eleştiri kitabı çıkan (İkinci Yeni ve Türk Şiirinde Modernizm) Yakup Altıyaprak imzalı. Altıyaprak , 80’ler şiirinde önemli bir yeri olan Tuğrul Tanyol’un şiirine dair çözümlemede bulunmuş.

Selçuk Küpçük, Kertenkele’ye müzik yazılarıyla katkıda bulunmaya devam ediyor.

Türkiye’de genç şair olup da Nizar Kabbani’yi tanımayan, tutkunu olmayan yoktur sanırım. Ahmet Edip’in bir Kabbani hayranı olduğunu şahsen biliyorum. Kemal Yüksel imzasıyla yetkin çevirisi yapılan , ‘İsmi Şura Olan Kadını Arayış’ adlı Kabbani’nin bu şiiri, taşıdığı muhalif duruşuyla gündeme denk düşen bir özelliğe sahip.

Geçen senelerde elim bir trafik kazasında kaybettiğimiz, Kertenkele’nin kurucularından Muhammet Esat Eroğlu’nun Hışırtılı Yazılar-1 adlı alıntı yazısı, bir vefa örneği olarak dergide yer alan yazılardan.

Kertenkele’de şiirleri yayınlanan isimlerse şöyle: Bülent Keçeli, İshak Koç, Şinasi Tepe, Ezra Cenker, Abdulkadir Akdemir, Nihat Ağacıkoğlu, Muammer Yavaş.

Kertenkele’ye telefonla veya e-mail atarak katkıda bulunmanız mümkün.

Dengeli ve ölçülü olduğunuz takdirde Kertenkele’de yeriniz her zaman hazır.

Mustafa Celep


İrtibat:
kertenkeleedebiyatdergisi@gmail.com
05055733271

"Temrin" dergisi

Temrin, Nisan 2009

Temrin dergisinin nisan sayısı yayımlandı. Aylık olarak istikrarlı bir şekilde yayın hayatına devam eden dergi bu sayısıyla bir yaşına ulaşmış olmanın mutluluğunu yaşıyor.

Nisan sayısının “editörden” yazısında derginin “okul kimliği”ni devam ettirdiğine dikkat çekiliyor. Dergiye gelen yazıların sahiplerine ayrı ayrı cevap verildiği ifade ediliyor. Derginin her sayısında farklı isimlerin yer alması buna bağlanıyor. Ayrıca yazının ciddi bir sorumluluk gerektirdiğinin altı çiziliyor. Piyasaya yeni çıkan dergilerin gelişigüzel konuları sayfalarına doldurduğu ve sayfa düzenine dikkat edilmediği üzerinde durulan yazıda, bu tür dergilerin edebiyat dünyasında uzun soluklu olamayacaklarına dikkat çekiliyor.

Daha önce Kaşgarlı Mahmut özel sayısıyla dikkat çeken Temrin dergisinin bu ayki sayısında “Dîvânü Lügâti’t-Türk” üzerine yine iki tane yazı yer alıyor. Prof. Dr. Mustafa Cemil oğlu ile bu konuda yapılan röportaj, dikkatle okunmaya değer. Hatice Eğilmez Kaya, yazısında “Türk Düşünce Hayatının Dîvânü Lügâti’t-Türk’teki yansımaları” üzerinde duruyor. Derginin bu sayısında yine tanıdık bir usta kalem selamlıyor okurları: Berat Demirci. “Yahya Kemal’i Dinliyorum Gözlerim Kapalı” isimli kısa denemesiyle okurun zihin ve ruh dünyasını silkeleyen Berat Demirci’nin yazısı satır satır çizilmeyi hak ediyor. Temrin okurunun yakından tanıdığı Melek Altun ve Nazan Özen yeni denemeleri ile bu sayıda yer alıyorlar. Muhammet Çetinkaya ve Hicran Kaya ilk kez nisan sayısında okurun karşısına çıkan diğer deneme yazarları. Öyküde şeniz Bayır, Reyhane Gümüş ve Güzin Akyüz Temrin okurlarının tanıdığı isimler. Kamil Çağlar Aksu ve Nurbanu Akay ise bu sayıda yeni öyküleriyle ilk kez okurun karşısına çıkan isimler. Cansaran Kızıltaş nahif ve içten üslubuyla anlatı tarzında hatırasını kaleme almış. Derginin yayın yönetmeni Uğur Uzunok ise bu sayıda önemli bir inceleme ile okura sesleniyor. Sezai Karakoç’un “Monna Rosa” isimli efsanevi şiirinin tahlilinin yapıldığı yazıda önemli noktalara değiniliyor. Yazı, bir arşiv niteliği taşıyor. Beş tane şiirin yer aldığı bu sayıda Şeref Yılmaz ve Leyla N. Karaca gibi şairlerin yanı sıra şiirleriyle ilk kez okura seslenen Uğur Şen, İsmihan Şimşek ve Mustafa Torun gibi şairler de yer alıyor. Dergi, Mayıs sayısında okurun karşısına sürprizle çıkacağını duyuruyor. Her ay düzenli yayımlanan dergi, ülke geneline dağılıyor.

İrtibat:
www.temrindergisi.com
bilgi@temrindergisi.com
(0216) 550 81 51

2009-03-22

"Bir nokta" edebiyat dergisi

"Muharrem'iniz hüznünüzün kızıl güllerinin açtığı günler olsun" demiştik Ocak sayımızın sunuş yazısında, demez olsaydık. Derginin basıldığı günlerde Ortadoğu'nun ezeli yarası yine kanamaya başlamıştı. Muharrem'imiz Muharrem oldu yine deyip, susalım. Söz de biter çünkü. "Yaklaşıyor, yaklaşmakta olan diye" de ekleyelim.

Her ay yaptığımız toplantılarda ve başka bir araya gelişlerde Bir nokta'nın en sert ve keskin eleştirmenleri oluyoruz, kıyasıya vuruyoruz yerden yere. Yapabildiğimizin en iyisini yapmak çabamızı, yaşadığımız zamanların derin ve ağır baskısı, kişisel sıkıştırılmışlıklarımızın etkisi baltalıyorsa da, tüm bunlara direnmeyi ilke edindiğimizden, yürüyoruz. Düşüncenin, duruşun ve eylemin aynı olması zor hattında durmak gerekiyor. Yalnızca sözün ya da düşünüş ve duruşun muhayyel alanına takılıp kalmak ölüdoğum oluyor. Var ve yok'un, yaşam ve ölümün, ayrılık ve vuslatın hep bir olduğu zorbakış, durumalış konumunda durmak, alışılagelmiş uyuklamalar ve sayıklamalardan daha kuvvet ve kudret tüketici olsa da, devam edeceğiz buna. Başka türlüsünü beceremiyoruz. Kim duyar, kim dinler bizi, bu da çok umurumuzda değil. Cezaevi işi boncuklu yazılar asılırdı araçlara ve boncuklar hep mavi, ortasındaki yazıda kırmızı olurdu genellikle, kırmızı boncuklar “Allah'ın dediği olur”u oluştururdu deniz mavisi düzlemde.

Edebiyat Dergisi'nin yeni yaşını da idrak ediyoruz Şubat'la. Kırkını çıkarıyor Nuri Pakdil'in Edebiyat Dergisi'nin günümüze de meyve düşüren genç ağacı. Biz de Pakdil'in "Simsiyah" adlı yapıtından bir alıntıyla bitirelim sözü:
"İnsan, elbette, sağlam yaslanmalı: taa yüreğinden gerçekten karasevdalıysa inancına."

Esenlikler…

M.S.

İrtibat:
www.istanbulbirnokta.com
0216 324 36 05

"Tasfiye" dergisi çıktı !

TASFİYE’NİN 19. SAYISI “FİLİSTİN’E ÖZEL”

Tasfiye Edebiyat Düşünce Dergisi’nin 19. sayısı “Filistin Özel Sayısı” olarak raflardaki yerini aldı. Tafiye’nin klasik sayfa sayısının oldukça üzerinde bir hacimle ve yeni bir kapakla çıkan bu sayı içerik olarak da hayli zengin.

Gazze’ye dönük Siyonist saldırganlığın tekrar ve daha güçlü bir şekilde hatırlattığı Filistin direnişi, her zaman yer bulduğu Tasfiye sayfalarında bu defa daha geniş bir çerçevede edebiyatın penceresinden ele alınıyor.

Özellikle Gazze direnişinin Müslümanlara sağladığı motivasyon ve öğrettikleri bağlamında kaleme alınan denemelerin ve şiirlerin yer aldığı sayıda, eserler ve Filistin şiirinin Türkiye’deki yansımaları bağlamında yapılan çalışmalar da öncelikli olarak göze çarpıyor.

Asım Öz’ün Mahmud Derviş şiirlerinin çevirisi hakkında Lütfullah Göktaş’la yaptığı röportajın yer aldığı sayıda edebiyat dünyasının Gazze direnişini dergilerde nasıl algıladığına dönük olarak Habil Sağlam’ın önemli bir değerlendirmesi mevcut.

Tasfiye’nin 19. Sayısında şiirleriyle Hafsa Esen, Yusuf Sevgi, Neşe Gürer, Mustafa Uçurum, Ahmet Örs ve Habil Sağlam yer alırken yine Hafsa Esen, Habil Sağlam ve Ahmet Örs birer öykü ile Gazze direnişi üzerinden Filistin’i anlatıyorlar.

Beytullah E. Önce’nin Filistin direnişini işlediği iki denemesinin yanı sıra Süleyman Ceran, Şule Yüksel Gökyar, A. Fikret Sur, Neşe Gürer, Mustafa Uçurum, Samira Naz, Alaattin Uras denemeleriyle Tasfiye sayfalarında yer alırken Ahmet Örs, 28 Şubattan küresel intifadaya giden yolun izini sürüyor.

Hasan Aycın’ın “Kudüs Ey Ey” albümünü Habil Sağlam; Barghouti’nin “Ramallah’ı Gördüm” eserini Nurşen Aldı işliyor. Mustafa Aldı, Gökhan Akçiçek’in şiilerinde Filistinli çocuk temaları peşinde koşarken, Asım Öz “Hanzala”yı ve Naci el-Ali’yi anlatmaya çalışıyor ve yanı sıra Mahmud Derviş şiirlerinin Türkçe’ye çevrilme sürecinde yapılan hataları ve güzel örneklikleri tahlil ediyor.

Mustafa Kıyak’ın Filistin filmleriyle ilgili toplu değerlendirmesinin yer aldığı dergide ayrıca Habil Sağlam Rachel Corrie temalı Türkçe şiirleri değerlendirmiş. Bütün bunların yanında İsrail’in üç yıl önceki Lübnan saldırısına ilişkin bir çocuk anısının yer aldığı dergide Mehmet Sacit’in anıları da devam ediyor.


İrtibat:
www.tasfiyedergisi.com
tasfiyedergisi@gmail.com
0505 259 07 15
Soğukpınar Mah. Behzat Bulvarı No: 220 Kat:3-TOKAT

2009-03-21

Yaşar Kaptan'dan Görsel Muhtıra !

Yaşar Bedri 'kaptanlığında' çıkan Mor Taka dergisi, 12. sayısında ilginç bir 'muhtıra' yayınlıyor! Kendini 'Şiir ve Kent Kültürü Dergisi' olarak tanımlayan yerel-süreli bir yayının muhtırası, elbette ki hükümet devirecek ya da siyasete 'ayar' verecek antidemokratik cinsten bir tavır değil.

Yaşar Bedri'nin 'Görsel İmge Muhtırası', aslında bir manifesto. Maddeler halinde sıralanmış aforizmalardan ziyade, görsellikle muhatabına seslenmeyi tercih etmiş Yaşar 'Kaptan'. "Manifestizmin imkânsızlığını söylemiş olmama rağmen, hâlâ söylenecek şeylerin olabilme ihtimalini de zorluyor olmak." diyen Bedri'nin 'niyetçe'si de hayli ilgi çekici: "Gerekçem; dünyada her şeyin söylenmiş olduğu aforizması, konuşmaktan yorulan insanın yazıyı icat etmesiyle başlayan süreç..."

'Şiirin soğuk demircisi' Arif Damar, Yaşar Bedri'ye anılarını anlatıyor, dergide. Bu anı yazısında İlhan Berk'ten Attila İlhan'a Kemal Tahir'den Nazım Hikmet'e pek çok edebi şahsiyet arz-ı endam ediyor. İhsan Deniz, son kitabı üzerine kaleme aldığı 'Baht-ı Siyah Üzerine Kısmî Bir Monolog Denemesi'nde, bir şairin iç dünyasına dair mahremleri kendisiyle halleşir gibi aktarmış.

'Şiirde Teknik ve Estetik' gibi geniş kapsamlı bir konuyu dosya olarak çalışan dergi, bunun için aralarında Celal Fedai, Erdal Sarıçam, Cihan Okuyucu gibi şair ve akademisyenlerin yazılarıyla yol alıyor. Kimi makale kıvamındaki dosya yazılarında 'Şiirde teknik ve estetiğin sizde karşılığı nelerdir?' sorusunun izi sürülüyor. Mümin Hakkıoğlu'nun çevirisiyle dergide yer alan 'derinlikli' bir yazı da geçtiğimiz yıl vefat eden Martinik asıllı Fransız şair ve politikacı Aime Cesaire'e ait. 'Şiir ve Bilgi' başlıklı yazıda, 'Poetik bilgi, bilimsel bilginin sessizliğinden doğmuştur.' diyen Cesaire'in şiirle bilgi arasındaki ilişkiyi cezbe ve dehşet kavramları arasında konumlandırması ilgilisini kayıtsız bırakmayacak türden.

'Okur Tipolojileri'nde Sıddık Akbayır, Nazım Hikmet ve Necip Fazıl okurunun özelliklerini sıralamış. Aynı özelliklere sahip bir okur profili çıkmış ortaya. Tarih meraklısı okurlar için Türkan Yoldaş ve Erdem Menteşoğlu, iki aykırı hayatın 'gölgede kalmış' kısmına ışık tutuyor. Topal Osman Ağa ile Ali Şükrü Bey'in, dönemin iktidar mücadelesi içindeki netameli durumlarına dair ilginç ayrıntılar bulabilirsiniz. (0462 229 06 34)

Ali Koca


Kaynak:
"Zaman" gazetesi
21 Mart 2009

Dergilerden derlenen...

Son zamanlarda okuma tercihlerimde ön sıralara yerleşmiş bir dergi var: Nida. Malatya'da yayınlanıyor. Taze fikirler, dokunulmamış konularla ilgili yorumlar, yeni yaklaşımlar Nida'da sıkça yer buluyor kendisine. Dergilerin hakiki varoluş gerekçesi bu tarz bir yapıyı barındırması değil midir? Nida'nın elimde tuttuğum nüshası 134. sayı. Bu sayıda da bahsettiğim tutumun izlerini taşıyan yazılar var. İşte bunlardan birisi, Metin Önal Mengüşoğlu'nun şu satırlarını ihtiva ediyor: "Acaba, İlahî Vahiy, kendisini rehber edinenlere bir ad vermiyor mu ki; insanlar kendilerine yeni ve farklı kimlikler ve adlar ediniyorlar? Mümin veya Müslüman ad ve kimliği yeteri kadar açıklayıcı değil midir?" Yazarın, "Ehl-i Sünnet mi, Ehl-i Milet mi?" başlıklı yazısı, Türkiye realitesi içinde yeni tartışma imkânları doğuracaktır. Bu kanaati bildirirken, şu alıntıyı yapmak da yerinde olacaktır: "Nüfusu bir buçuk milyarı geçen mevcut Müslüman dünyanın hali hazırdaki kuşatılmışlığı ve mezelleti üzerinde derinliğine düşündüğümüz vakit, ne zaman ihtilafları Allah ve Resulüne götürme buyruğunu hatırlayacaksınız diye sormak gerekmiyor mu? İhtilafları ortadan kaldırmanın en güvenli yolu, edinilmiş alt kimliklerle iftiharı bırakmak ve Allah'ın adlandırmasına yani evrensel asgari müşterekimize sahip çıkmaktan geçer."

Nida'da "Hazır Ol Cenge İster İsen Sulh u Salah" (İbrahim Sarmış), "Kürşad Atalar ile Röportaj" (Fatih Bütün), "Sûret ve Sîret Üzerine" (Ramazan Altıntaş), "İslâm Felsefesi Okumalarına Giriş" (Mehmet Ulukütük), "Cahit Zarifoğlu'nda Çoluk Çocuk Meselesi" (Mustafa Ökkeş Evren) gibi yazılar da okunabilir. (nida_dergisi@hotmail.com, 0422 3212187 )

Dil ve Edebiyat Dergisi, 2. Sayısı ile elimizde. Yayın hayatına yeni başlamış bir dergiyle başbaşayız demek ki. Dergi, kendisiyle aynı adı taşıyan dernek tarafından çıkarılıyor. Recep Garip'in Genel Yayın Editörü olduğu Dil ve Edebiyat'ta "Ayın Dosyası" "Türkçe"ye ayrılmış. Bu bağlamda dergide "Ali Şir Nevaî", "Hangi Türkçe", "İstanbul Türkçesi" gibi makaleleri okuyabilirsiniz. Recep Garip'in "Edep ve Edebiyat", Tahsin Yıldırım'ın "Müstear İsimlerden 'Nick name'lere", Semra Bilgin'in "Orhan Veli'yle 'Hoy Lu-lu' Şarkısını Söylemek...", Mehmet Kâmil Berse'nin "Hüzünlü Topraklarda: Bosna-Hersek", Sakir Öner'in "Arif Nihat Asya'nın Fikir Dünyası" dikkat çeken metinler olarak kaydedilebilir. Dergide şiire de önemli bir bölüm ayrılmış. Bu anlamda, Ahmet Tevfik Ozan, Müştehir Karakaya, Tayyip Atmaca, M. Ali Garip, Ekrem Kaftan gibi şairlerin metinlerini okuma fırsatı bulabilirsiniz. (bilgi@ded.org.tr, 0212 5816172 )

"Çarpılmışlar", Mürsel Sönmez'in Bir Nokta'daki uzun soluklu şiirinin adı. 86. sayının yarısına yakın bir bölümünü kaplayan "Çarpılmışlar", gerçekten çarpıcı bir metin. Bununla birlikte, küçük bir kusuru da ihtiva ediyor. Şu mısra, tashih edilmeli: "az kalsın kırılayazdım". "Bu kadar kusur kadı kızında da olur" denilebilir. Zaten kardeşimiz Mürsel Sönmez her fırsatta Bir Nokta'nın "ürünyoğun bir dergi" olduğunu, "işin 'hendese'sini" yani "eleştiri"yi "başkalarına" bıraktığını söylemektedir. Fakat, görüldüğü üzere, kendi içinde tenkid mekanizması işlemeyen yapılarda, yanlışa daha kolay düşülüyor. Şimdi, tashih edilmesi gereken dizeye iyi bakın: "kırılayazdım" ifadesi zaten "az kalsın"ı içermektedir. Türkçe'de "yazmak" yardımcı fiilinin işlevi budur. Bir Nokta'da Mesut Doğan'ın hatıralarla örülü "Yıkımcı Uzun Mustafa" ve İbrahim Yarış'ın ironik göndermeler bulunan "Nico'nun Bilmedikleri" başlıklı metinleri de bizim ilgimizi çekti... ( 0216 324 36 05 )

"Abant'ın 'Kürdistan' Açılımı"... Bu başlık, İktibas Dergisi'nin Mart sayısında dikkatimizi en çok çeken yazı Mehmed Durmuş imzalı yazıya ait. Şubat ayı ortalarında Kuzey Irak'ta, Erbil'de yapılan "Abant Platformu"nu değerlendiren yazar, kalemini, eleştirel bir tutumun temsilcisi olarak kullanmaktadır. Bununla birlikte, adı geçen platformda ele alınan konunun çözümüyle ilgili alternatif kanaatler de dile getirilmektedir: "Kürdü, Türkü ve Arabı ile hasılı yüzlerce etnik kökenli Müslüman kavimleri sadece ve sadece İslam kurtuluşa erdirecek, karanlıklardan aydınlığa İslam çıkaracaktır, ancak İslam onları kardeş yapacaktır. Merkezinde Kur'an'ın bulunmadığı hiçbir çözüm önerisi felah getirmeyecektir." Bu kapsamlı yazının dışında Atasoy Müftüoğlu'nun "Sorumluluğa Uyanmak", Muhammed Celil'in "Hazırcı Olmak", Mustafa Bozacıoğlu'nun "Usûl" başlıklı yazıları ve "Ayın Kavramı" bölümünde yer alan "Tâğut" başlıklı yazı başlıca çalışmalardır. (iktibas@yahoo.com, 0312 4353760 )

Milcan... Bu, Kahramanmaraş'ta 44. Sayısını çıkmış bir dergidir. Ali Büyükçapar dostumuzun omuz verdiği Milcan, Kahramanmaraş Manşet gazetesinin kültür sanat ekidir. Tek yapraktan, dolayısıyla iki sayfadan oluşmaktadır. Milcan'ın hemen her sayısı ilgililerine gönderilir. Bununla birlikte, Milcan hakkında bir iki satırlık yazı kaleme alan çıkmaz her nedense. Oysa Milcan bunu hak ediyor. Evet, derginin 44. Sayısında Ejder Polat'ın nefis "Nefes"ini okumak büyük bir keyif. Keza, Hacı Ali Özturan'ın "Maraş Ağzı Köroğlu Hikâyesi" de okurun zevkine hitap edecek niteliktedir. (P. K. 115, Kahramanmaraş)

Yağmur Dergisi'nin 42. Sayısında Sezai Coşkun'un "İslâm Estetiği", Meryem Eker'in "Mustafa Kutlu'nun Hikâyelerinde Bakış Açısı ve Anlatıcının Özellikleri", Merve Eker'in "Sevinç Çokum'un Romanlarında Milli Kimlik" gibi yazılar akademisyenlerin dikkatini çekecektir. Dergileri hikâye, deneme, şiir gibi edebî verimleri itibariyle takip edenler de Yağmur'da hayli zengin bir birikimle karşılaşacaktır. Sözgelimi Hüdayi Can'ın "Çetele", M. Said Türkoğlu'nun "Dostun Evi Gönüllerdir", Hüseyin Kaya'nın "Yastık Kenarı" başlıklı metinleri gibi...

Bu haftaki yazımı bir şiirle, Hüseyin Kaya'nın "Yastık Kenarı" adlı şiiriyle bitirmek istiyorum: "Düştü dedim kırıldın saçlarımda beyaza/Kırıldın ve kapandı kirpikleri kalbimin/Bense kırılır diye dolaştım kıyısında/Senin hayâllerinin benim hayâllerimin// Düştü gökten üç elma senin için üçü de/Senin için bu bahçe bu gökyüzü yıldızlar/Rüyalar işlemiştin yastığıma gül diye/Anne o günden beri ağlıyor papatyalar" (İnfo@yağmurdergisi.com.tr, 0216 3186011 )


Cevat Akkanat



Kaynak:
Millî Gazete
19 Mart 2009

2009-03-18

"Dil ve Edebiyat" dergisi

DİL VE EDEBİYAT DERGİSİ’NİN ÜÇÜNCÜ SAYISI ÇIKTI

DİL VE EDEBİYAT DERGİSİ her sayısında yeni dosyalar açıyor, dilimiz ve kültürümüze büyük katkıları olmuş önemli şahsiyetleri her yönüyle tanıtıyor. İlk sayısında Kâşgarlı Mahmud, ardından Ali Şir Nevayî’nin anlatıldığı dosyalarda bu ay, Türk kültürünün batıya açılan penceresi Kâtip Çelebi’ye yer verilmiş. Hayatı ve kısa ömrüne sığdırdığı çok sayıda eserinin anlatıldığı “ayın dosyası” ilgiyle okunuyor. 2009 yılının UNESCO tarafından Kâtip Çelebi yılı ilan edildiğini hatırlatalım. Prof. Dr. Bekir Karlığa’nın titiz çalışması, tarih sayfalarına gömülen bu bilim insanımızı yakından tanımamızı sağlıyor.

Bu ülkede yaşayan herkesin ortak sorunu olan dil konusunu sorgulayan ilginç sokak röportajlarında, uzman olmayanların görüşleri “dile getiriliyor”. Bir Türkçe gönüllüsü olan Hüseyin Movit, Bundan böyle kulak çeken uyarılarını her ay köşesinde okuyucularla paylaşacağını duyuruyor.

Derginin yazı kadrosunda yer alan; Prof. Dr. Hayati Develi, Prof. Dr. Mehmet Kara, Prof. Dr. Hikmet Özdemir, Dr. İsa Kayaalp ve Recep Garip, bu ay da Türk diline katkı sağlayan çalışmalarıyla dergi sayfalarında… Prof. Dr. Kara’nın çalışmasında yer verilen, Amerika’da yaşayan fotoğraf sanatçımız Sarkis Baharoğlu’nun objektifinden Kızılderili fotoğrafları, Türk basınında ilk defa bu dergide yayınlanıyor.

Her sayıda değişik bir araştırma konusu ele alan Ahmet Öztarhan, bu defa “Ninniler”imizi anlatırken günümüz uyarlamalarına kadar uzanıyor. derginin editörü Mehmet Kâmil Berse, Hindistan ve Bosna-Hersek’ten sonra kalemini Heidelberg üzerinde gezdiriyor; Okuyanları da peşine takıp gittiği yerin havasına sokuyor.

Mehmet Akif Ersoy’un bugüne kadar yayınlanmamış iki şiiri, şairin orijinal el yazısından bir detayla sunuluyor. Şemseddin Şeker’in titiz bir araştırma sonucu meydana getirdiği eser, Hasan Aycın’ın usta çizgisiyle daha da anlam kazanmış.

Şiir sayfalarında, şubat ayında kaybettiğimiz Azeri şair Bahtiyar Vahapzade’nin iki şiiri, ustaya bir saygı duruşu mahiyetinde... M.Atilla Maraş, Olcay Yazıcı, Mustafa Hatipler, Abdullah Güngör ve genç şair Çağrı Fatih Gür’ün, mısralarıyla günümüz şiirinin sesi oluyorlar. Şiirimizin “Türkmen ağa”sı A.Rahim Balcıoğlu, gönderdiği mısraları ve iltifatkâr cümleleriyle dergiye selam veriyor.

Sema Bilgin, Ahmet Haşim’i değişik bir açıdan takdim ediyor. Taş Mozaik ve Tezhib Sergilerinin haberleri dergiyi sanat dünyasına bağlıyor. Gazeteci Zehra Çakır mektubuyla dil konusunda verilen mücadeleye destek oluyor. Bu ay içinde kaybettiklerimizi anmak için önemli bir bölüm ayrılmış. Yayın dünyasından kitaplar ve derneğin kültürel faaliyetlerinin anlatıldığı bölümler, okuyucuyu güncel bilgi ve etkinliklerle buluşturuyor.

DİL VE EDEBİYAT DERNEĞİ’nin İSTANBUL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ’yle birlikte organize ettiği, 2009 YILI İSTANBUL LİSELERARASI “GÜZEL TÜRKÇEMİZİN KORUNMASI VE GELİŞMESİ” konulu deneme yarışmasının duyurusu var.

Dergi bu ay “ÇANAKKALE ZAFERİ VE İSTİKLAL MARŞI’NIN ANLAM VE ÖNEMİ” adlı bir ek de vermiş. Prof. Dr. M. Metin Karaörs’ün kaleme aldığı kitapçığı okurken çok duygulanacaksınız.

Özetlersek, Dil ve Edebiyat Dergisi Mart sayısı içeriği baskı kalitesi, tasarımıyla elinizden bırakamayacağınız bir dergi olmuş.

2009-03-14

"Mor Taka" 12

"MOR TAKA"ŞİİR VE KENT KÜLTÜRÜ DERGİSİ,BAHAR 2009

BU SAYIDA

Uzun süredir üzerinde çalıştığım "görsel imge" levhalardan örnekleri bu sayıda okurla buluşturdum. İlhan Berk, Arif Damar için "Sözü siler sanki sözün altındakini yazar," diyordu. "Şiirin soğuk demircisine" sormak istiyordum: Kurumsuzluğun, tokluğun, insanca olanın, yer altı suları gibi yavaş yavaş baş vermenin ipuçları nelerdi? "Adem abinin bile ellerini yakan gülü"n gizemini anlatsana? Soruyoruz: Salvador Dali sergisi açıldı. At başlığı takmış sözde aydınlarımız sanal iletişim ortamında Dali'yi faşist olmakla yargıladı. Arif Damar ise, "Sürrealizm akımının devrimci bir akım olduğunu anladım," diyor. Faşizm, devrimcilik, devrimci olmak, resmin dili… Neler oluyor? Soruyorum: Son yıllarda ödüller öylesine çoğaldı ki her şaire bir ödül düşecek nerdeyse. Niceliğin, raconu bozduğunu düşünüyorum. Geçmişteki ve günümüzde verilen ödüllerin niteliği, kazanımları hakkında neler söyleyeceksiniz? Tam bu noktada Türkiye'de her şaire bir veya birkaç ödül düşüyor (bendeniz hariç, temizim çok şükür) Heyecan da duyamıyorum. Bu oldubitti ve günümüz Türk şiiri sizde heyecan uyandırıyor mu? Soruyorum: Şiirimizin kesik damarlarından biri de hiç şüphesiz, şiirimizde sistemli eleştirinin olmayışı. Her kafadan bir ses çıkıyor ve sadece konuşuyorlar. Yapılan üstmetin çalışmaları genelde övgü amaçlı ve beklentileriyle kaleme alınan olumlamalar niteliğinde süregidiyor. Bu kirlenmeye etiksizlik te ekleniyor. Övecek, cilalayacak dost bulamayınca bu işi kendi yapıyor, takma isimle yayınlıyor. Bu meydande menfi anlamda eleştirilmeye kimsenin tahammülü yok. Şiiri hücrelerine ayıracak, poetik bilinç ve şiir donanımının olmasına rağmen; olabildiğince nesnel bir eleştirinin olmayışını neye bağlıyorsunuz? Yoğun içerik, dil ve biçim kaygınızdan yola çıkarak, Mor Taka'nın da dosya konusu olması gerekçesiyle sormak istiyorum: "Şiirde teknik ve estetik"in sizde karşılığı nelerdir? Dilediğince, nasıl istediyse öyle yanıtladı "şiirin soğuk demircisi". Sizlerde düşünün bunu isterseniz? Arif Damar, kitap fuarı etkinliklerine Refik Durbaş'la birlikte gelmişti Trabzon'a. Askerden yeni dönmüştüm. Resim atölyem, etkinliğin olduğu pasajda idi. Etkinlikler çerçevesinde açmış olduğum resim sergisini gezerken, "Gurbet ne yana düşer ustam" şarkısı çalıyordu. "Bak bu şarkının sözleri Refiğindir," demişti Arif Ağabey. Arif Damar'la ilk buluşmamızın üzerinden çeyrek asır geçmiş demek ki. Ayakları yere basan şairler şiirdeki hal yolculuklarını yaşamlarıyla da sürdürürler. Kadim olan, ete kemiğe bürünmüş siyah beyaz bir yolculuktur bu. Uzun zamandır bir söyleşi yapmak istiyordum Arif Ağabeyle. Aralık ayının ikinci pazarıydı, sesi zayıf ve yorgundu. Sohbet arasında sakalını sordum, "kesmedim" dedi ve ekledi, "Ama Hilmi kesti." Sohbetimizin sonunda; "Çok soğuk var, üşüyorum," dedi, "şimdi yatağa girip ısınacağım." Dağ çocuğu olduğumdan mıdır nedir, ürperten kışları sevmem. Soğuğun yakıcılığını biliriz de; Ungaretti gibi yaz insanı olmak isteriz hep. Yoksulların ve yalnızların kışı hiç bitmeyecek gibi uzun sürer. Yine bu sayıda; Mahmud Derviş'in gündemi koruyan nefis aforizmasını sizlerle buluşturuyoruz. Bu sayı dosya konumuz "Şiirde teknik ve estetik" idi. Dosyamıza; Hüseyin Atabaş, Ahmet Tüzün, Necmi Zeka, Cihan Okuyucu, Hilmi Haşal, Ahmet Ada, Haşim Hüsrevşahi, G.Şükrü Baylan, Niyazi Karabulut, Celâl Fedai, Erdal Sarıçam yazdı. "Poetik bilgi, bilimsel bilginin sessizliğinden doğmuştur," diyen Aime Cesaire'ın metnini keyifle okuyacağınıza inanıyorum. Önce sayımızda basım aşamasında gözden kaçırdığımız Anton Neumayr'ın Georg Trakl şiirinin patolojisini gecikmeli yayınlıyoruz. Bu sayımızda şairlerin el yazılarıyla şiirlerini yayınlamayı sürdürüyoruz. Topal Osman, M. Kemal'in muhafızlığına geldikten sonra bölgedeki gücü artar. M. Kemal ile olan yakınlığı, ona muhalif yapılanmadaki kimlikleri iyi takip etmesine yol açmıştır. İsmet İnönü - Ali Şükrü çatışmasının onu etkilediği, yönlendirdiği söylenebilir mi? Topal Osman ile Ali Şükrü'yü karşı karşıya getiren ideolojik çatışmanın gelecek kaygısı olabilir miydi? Zira Ali Şükrü hilafeti destekliyor ve meclisi etkileyebiliyordu. Topal Osman ise Osmanlı yönetimince suçlu konumda görülen bir kimlikti, gelecekteki yönetim sürecine dair bir hareketi engellemeye yönelik bir planlamaya dâhil edilmiş olabilir miydi? Bunların yanıtını Türkan Yoldaş'ın yazısında bulacaksınız. Dünyanın en eski kaya resimleri Bakü'nün (60 km) güneyinde yer alan Gobustan kayalıklarında olduğu tespit edildi. Tunç devrine ait olduğu söylenen, zehirli yılanlarıyla ünlü Gobustan'ı Derya Uzun yazdı. Şubat ayı içinde kaybettiğimiz şair Bahtiyar Vahapzade 'ile Hüseyn Cavid, Samed Vurgun ve iki ulusun gençlik sorunlarını konuşan Enver Uzun'un röportajını bu sayıda yayınlıyoruz Şiirleriyle, yazılarıyla, çevirileriyle emeğini esirgemeyen Niyazi Karabulut, Müesser Yeniay, Ö.Cem Demirci, Murat Alpar, Yahya Kurtkaya, Mümin Hakkıoğlu, Halil İbrahim Aydın'a teşekkür ediyorum. Şiir sürecimiz gencinden ustasına, yeniyle eskiyi buluşturma platformu olmuştur. Köylü kurnazlığı postuna bürünmüş zavallı birilerinin laf olsun diye gevelediği isnatları kabul etmiyorum. Kimlerin neler yaptığını, neler söylediğinin herkes kadar farkındayız. Köyde kal köylü gibi yaşa sözüm olmaz, lâkin köylülüğümüzle kentlerde gülünç olmayalım. Eeee ne demişler: "Dere gider kumu kalır!.."


GELECEK SAYIMIZ "ŞİİR VE ŞİDDET"


Dergicilik ve yayıncılık çetrefil bir iş. Her yer kemik ve kılçık!.. Ne yana dönsek daha çok batıyor. Edep ile gelen, lütuf ile döner dedik, yanlış ettik. İnsan asla değişmez, ayağı düz basınca, menfaatine dokunulunca tırnaklarını gösterir. Ha bunlar Mor Taka'nın seyrine zerrece ziyan mıdır? Elbette hayır. Dağ taş şaire ve şiire kestiği, ama okunmadığı bir zamanda, ekonomik açmazlara rağmen edebiyat tenceresini kotarmak keyifli bir iş. Mor Taka, yayın periyodundan da gözlemleneceği gibi medyatik olma ve keyfilik zaafına düşmedi, düşmeyecek. Köylü uyanıklığını hüner belleyip, bizi yaftalamak isteyenlerin hem kel, hem fodul olduğunu sağır sultan görüyor. Yazınsal misilleme; belagatin diyalektiğidir diyedir kentlerin kültürüne dahloldu. Bu etik dışı müdahaleler gün geçtikçe yazınımızı kirletmektedir. Sanırım bizden sonraki kuşak bunu pek umursamıyor. Bir yazın dergisi editörünün çıkışını okuyalım: "Değerli Şair dostlar, kimseyi kast etmeden söylüyorum: Bir ülkenin neredeyse bütün şairleri…" Bu hitap yazılarını önemsediğim bir kalemin girizgâhı. Hem kimseyi kast etmeden hem de bütün ne demek istendi. Her neyse... İçerik kim adına, ne adına çok da önemsemiyorum. Kimin kaç dirhem dirayeti olduğu ve nokta kadar menfaat için virgül kadar eğildiğini kör olmayan görüyor. Yediği kaba işeyenleri de çok gördü bu ulus. Zaten bu ülkenin kaderi bu. Atana, törene, kabilene, dostuna ve geleneğine söversen acayip afili insansın. Entelektüalizmin yolu ihanetten (mi) geçiyor! Bu değişecek elbette! "Şiir ve Şiddet" 13.sayı dosyamız. Katılımlarınızı bekliyoruz.

Mor Taka şiire müdahaledir !..

Yaşar Bedri

İrtibat:
0462 - 229 06 34
mortaka@gmail.com
www.mortaka.com

"Mühür" dergisi


Mühür İki Aylık Şiir Edebiyat Dergisi *Mart-Nisan 2009*


Şair Kayıplarının Telafisi Var Mı?

Türk şiiri birbiri ardına önemli şairlerini kaybetti. Kuşkusuz bu isimlerin yokluğunun sadece bedensel varlıkları olduğu söylenebilir. Ama bu bir kaçamak düşünce olur bize kalırsa. İlhan Berk’in, Dağlarca’nın vefatları bize şunu düşündürmeliydi oysa: “Devrolunan şeyden şairlerin haberi var mı?” Görünen o ki şairler bilmeleri gereken şiir bilgisinden başka hassasiyet yitimine de duruş kaybına da uğruyorlar. Kendilerine devrolunan şeyi, sanıyorlar ki devretmeyecekler. Buradan çoğu kere olumsuzlukları kaleme almamızın başta gelen nedeni bu işte.
Şairler günden güne bilgiyi önemsemez oluyor. Modern çağın ilk şairleri gerçek birer bilgi hazinesi idiler. Bilgilerinin imgelemlerini engellemesi noktasında da ayrıca bilgileri vardı. Dünya, onlar için burunlarının ucundan ibaret değildi. Bildikleri tek şey deneyimledikleri de değildi. Bu yüzden de pek çok itibar gördüler. Einstein’dan Jung’a kadar şiirle ilgisi uzak alanlardakiler bile onların yazdıklarına kayıtsız kalamadı. Oysa bugün şairler, burunlarının dikine giden kadar yol alıyor. Bunu da maharetmiş gibi sunuyorlar.

Şairler hassasiyet yitimine uğradılar. Duyguları ya nasırlaştı ya da birer sulu gözlülük gösterisi ile duygularını savuşturmayı öğrendiler; ya şiirden insani duygular kovuldu ya da insani duyguların dizi film tadındaki halleri talep edilir oldu.

‘Şair duruşu’ ifadesi, belki sadece bu ifade bile ortada olmayana bir işaret idi. Kaybı her şeyden önce şairin kendisini rahatsız etmeli idi; ama aksine onun kaybıyla şairler ne kazandıklarını önemsediler. Şiir kaybederken şair kazandı. Cahilce yadsıyanların gülünçlüğü ile yüz yüze kalmamız bundan…

“Bundan elli yıl sonra bugün bizim Turgut Uyar’ı, Ece Ayhan’ı, Asaf Halet’i, Necatigil’i, Cansever’i andığımız gibi bizi anabilecekler mi?” sorusuyla, irkilmeliyiz. Aksi halde bizim kaybımıza içi burkulanlar, siyasetçilere burkulanlar gibi olacak.

“MÜHÜR, YARINA DAİR BİR HASRETTİR!”

Bu sayıda:
Celâl Fedai, Osman Hakan A., Ahmet Güney, Yahya Kurtkaya, Yılmaz Arslan, Uluer Aydoğdu, Ahmet Ada, Ferdi Ertekin, Selami Karabulut'un gerçekleştirdiği Erkan Kara ile söyleşisi;
Şiirleriyle...
Orhan Alkaya, Ali Hikmet, Riitta Cankoçak, Mehmet Sadık Kırımlı, Ozan Öztepe, Ogün Kaymak, Tamer Gülbek, Ahmet Yılmaz, Can Şen, Aziz Kemal Hızıroğlu, Berna OLgaç, Betül Yazıcı, Ayşe Nalân, Hüseyin Korkmaz, İlhan Kemal, Ahmet Uysal, Ahmet Zeki, Volkan Hacıoğlu (çeviri) Ceren Şanlıdağ (çeviri) Uluer Aydoğdu, Recep Şener, Ümit Zeynep Kayabaş, Yaşar Bedri yer alıyor...

Mühür'ün bu sayısı kitap hediyeli! Feridüddin Attar'ın nefis masallarından seçmeler 300 sayfalık "Kuşların Dilinden Masallar" adlı kitap hediyesini derginizle birlikte kitapçınızdan istemeyi unutmayınız!

Ayrıca Mühür Şiir ve Edebiyat Dergisi'ne abone olan herkese Mühür Kitaplığı'ndan yayınlanan istediğiniz bir kitabı hediye ediyoruz...

Mühür Kitaplığı'nın kitaplarına internet üzerinden de ulaşabilirsiniz...

Daima sevgim ve saygımla...

Mustafa Fırat



İrtibat:
Abdi İpekçi Cad. No:31-2 (Akıncılar tramvay durağı yanı) Güngören-İstanbul
Tel: 0212 504 87 00 Fax: 0212 506 94 26
Mustafa Fırat PK.5 Merter Keresteciler Sitesi/İstanbul

"Dergâh" dergisi


DERGÂH aylık edebiyat, sanat, kültür dergisi
Sayı: 229, Şubat 2009



Dergâh dergisinin 229. sayısı, roman sahasındaki geniş oylumlu çalışmalarıyla öne çıkan Hakkı Özdemir’in bir yazısıyla başlıyor. “Olguların dışında, metinlerin içinde; tarih ve roman” başlıklı yazı, adeta yetkin bir eleştirmenin müjdesini veriyor.

Hüseyin Akın, Durmuş Beyazıt, Mehmet Tepe, Nurettin Durman, Yavuz Yavuzer, Mesut Bostan ve Mustafa Burak Sezer bu sayının şairleri.

Derkenar sütunlarını İbrahim Tenekeci, Kâmil Yeşil ve Mustafa Ayyıldız dolduruyor. Tenekeci, geçtiğimiz aylarda aramızdan ayrılan şair Levent Sunal’ı; Yeşil ise hikâyeci Orhan Duru’yu yazdı. Ayyıldız’ın konusu ise Nazan Bekiroğlu’nun son eseri Lâ.

Mustafa Başpınar ve Ayşegül Ünal bu sayının hikâyecileri.
Hikâye üzerine kaleme aldığı yazılarla dikkat çeken Kâmil Yıldız, bu kez Mihriban İnan Karatepe’nin Türkiye Yazarlar Birliği 2008 Hikâye Ödülü’nü alan Hacıyatmaz kitabına değiniyor.

Hanife Öz ise Sibel Eraslan’ın ilk hikâye kitabı Balık ve Tango’yu konu ediniyor.
Hasan Öztürk, her yıl olduğu gibi bu yıl da, Dergâh dergisinde yayınlanan hikâyeleri değerlendiriyor. Görünen o ki, iki bin sekiz, hem hikâye hem de hikâye üstüne yazılmış yazılarla, bereketli bir yıl olmuş.

Mart sayısının orta sayfa sohbeti, ünlü pulcu A. Şükrü Bahadır ile yapılmış. Bahadır, sadece pulla ilgili değil, insandaki koleksiyon merakı hakkında da ilginç bilgiler veriyor.

İrtibat:
Binbirdirek Mah. Klodfarer Cad. No: 3/20 Altan İş Merkezi Sultanahmet - İstanbul
(212) 518 95 78 (3 Hat)

"Bizim Külliye" dergisi

Bizim Külliye dergisinin bu sayıdaki dosya konusu “tarih ve edebiyat”. Konuyu oldukça geniş bir yelpazede ele alan derginin bu sayısında şu kalemleri görüyoruz:

Nazım Payam “Tarihi Edebiyat Doldurur” başlıklı yazısında “Abıhayatın kaynağı edebiyattadır. Edebiyat, fertlere her an, her saat, her türden tehlikeye karşı uyanıklık hâlidir. En sağlıklı seferberlik; insanı, insanlığı göz ardı etmeden edebiyatla yapılan seferberliktir.” diyor.

Mustafa Miyasoğlu, tarihin bir edebiyat türü sayıldığını, tarih kitaplarının da teşbih ve istiare gibi edebî sanatlardan yararlanarak okuyucusunu etkilemeye çalıştığını belirtirken, Hasan Akçay tarih ve edebiyatın, farklı alanlar gibi görünse de aslında iç içe geçmiş iki türden ibaret olduğu görüşünde...

Yahya Akengin, tarihi anlamlı kılanın, tarihteki olaylara kılık kıyafet giydirenin yine edebiyat ürünleri olduğu iddiasında.

Metin Önal Mengüşoğlu, tarih ilmini ilimler sınıfından saymayanlara dikkatimizi çekerek; bu ikinci kanaati besleyen, destekleyen bir hayli delil temin etmenin mümkün olduğunu kaydetmektedir.

Mahir Adıbeş, 'edebiyat, tarihin konuşan dili' diyerek dilsiz tarihin hiçbir işe yaramayacağını vurgular gibi.

İnci Enginün ve Ataol Behramoğlu, kendileriyle yapılan konuşmada zamanın kesintisizliğine işaret ederek tarihi, bütünsel bir akış olarak algılıyorlar.

Emrah Gürsu, Melih Cevdet Anday’ın şiirlerinden hareketle: ‘tarihin, şiirin anakronistik boyutunda güçlenmiş ve geçmişten geleceğe akan bir zamandır’ tezini savunuyor.

Mehmet Nuri Eminler, ‘tarih ve moral değerlerimize temayül etmemizin dinamiği’ olan bir şiire, Yahya Kemal’in ‘İstanbul’un Fethini Gören Üsküdar’ şiirine odaklanıyor.

Şinasi Gülaçtı’ya göre, tarih bir boyutuyla da zalim-mazlum mücadelesidir. “Zulmün bayrağını dalgalandıran Tanrı’nın rüzgârı değil, olsa olsa iblisin nefesidir.” diyor Gülaçtı.

Ayrıca İsmail Çetişli, Rıfat Araz, Beyhan Kanter, Ahmet Uludağ, Lütfü Parlak, Ünal Taşkın, Özcan Bayrak, İbrahim Çapan ve Suat Bulut’un düşünce kapılarımızı aralayacak yazılarının dikkatleri çekmektedir.

Necati Kanter, İmdat Avşar, Osman Koca ve Ümit Fehmi Sorgunlu'nun hikâyeleri ile Yusuf Dursun, Ömer Kazazoğlu, Serdar Aslan, Olcay Yazıcı, Kalender Yıldız, A.Tevfik Ozan, Nihat Kaçoğlu, Ömer Demirbağ, Recep Yılmaz ve Ahmet Aydoğdu’nun şiirlerini keyifle okuyacağınızı düşünüyoruz.



İrtibat:
İZZETPAŞA CAD. İZZETPAŞA VAKFI
EK BİNA NO:16/2, ELAZIĞ
0(424) 233 55 13– 233 15 00 (114)
bilgi@bizimkulliye.com
http://www.bizimkulliye.com

2009-03-07

Kuşluk Vakti’nin Mart Sayısı Yayımlandı !..

Merhaba Canlar,

Tam bir yıl önceydi ve biz, bir kuşluk vakti çiğ tanelerinin üstünden selamlamıştık siz dostları. Elimizde ve gönlümüzde açmaya koşan bir gül ile kapınızı çalmıştık.

Ne mutlu bize ki, sizler bizi içeri buyur edip gönlünüzün en mutena köşesinde ağırladınız. Eğer ağırlamamış olsaydınız bu bir gül on bir gülden oluşan bir demete asla dönüşemezdi.

Binlerce teşekkür…

Ayrıca git gide artan ve büyüyen dost halkalarından anlıyoruz ki, bir gül gibi düşmüşüz dostların gönül ırmağına. Bunu, bir yılın ardından bizle düşüncelerini paylaşan gönül dostlarımızın samimi sözlerinden anlamaktayız.

Bir yıl önce başlayan bu mütevazı yolculuk yeni yeni dostların da katılımıyla dağ dağ, ova ova ve ırmak ırmak sürmeli. Sürmeli bu yolculuk güzeli güzelden anlayana ulaştırmak düşüncesiyle, gayretiyle.

Kutsanmış vakitlere ermek iyidir. Ondan da iyisi bu vakitlerin sırrına ermektir. Kuşluktan ikindiye bu yolculuk sürmeli dostlar…

***

Bu sayımızı ağırlıklı olarak üstat M. Akif Ersoy’a ayırmak istedik. Bu bağlamda Musa Güner’in giriş yazısıyla çıktığı Ersoy yolculuğuna eşlik edenler A.Ali Ural ve Yusuf Çağlar beyefendiler ile Filiz Güner hanımefendi.

Bir de üzüntümüz var. Büyük usta Bahtiyar Vahapzade’yi geçtiğimiz günlerde kaybettik. Tanrı’dan rahmet diliyoruz kendilerine. Hepimizin başı sağ olsun.

‘’Yazıyorum Çünkü…’’ de şair Celal Fedai bize yazma gerekçelerini ‘’ delikanlılık süslerinden şiir ve defansa gelişi’’ şeklinde açıklamış.

İskender Şehsuvaroğlu ile edebiyat yolculuğuna kaldığı yerden devam.

Muhsine Arzu, ‘’Perdelenmez Bir Hüzün’’e ‘’Aşk Ateştir’’ ile devam ederken; Yılmaz Yılmaz, ‘’Böcek’’ isimli hikâyesi ile selamlıyor bizleri.

Kuşluk Vakti’nin 5. 6. ve 7. sayılarında yayımlanan Yusuf Kaplan’ın ‘’Medeniyet, Şiir ve Modern Türk Şiiri’’ yazısındaki görüşleri Nuh Utku tarafından eleştirel bir bakış açısıyla ele alınıyor bu sayıda.

Şiir, Kuşluk Vakti’nin vazgeçilmezlerinden olmaya devam ediyor. Bu sayının şairleri; Mustafa Uçurum, Ali Pektaş, Yusuf Gündüz, Salih Güzel, Musa Güner, Âdem Turan, Mustafa Oğuz, M.Zahir Ertekin ve Ziya Akyürek.

Tüm vakitlerin sahibine emanet olun…


Salih Güzel

İrtibat:
kuslukvakti46@gmail.com
www.kuslukvakti.blogcu.com
P.K:106 MANİSA