kertenkele etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kertenkele etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2014-01-05

"Kertenkele" Edebiyat ve Düşünce Dergisi

Edebiyat ve Düşünce dergisi Kertenkele’nin Aralık 2013 tarihli 26. sayısı çıktı!
Kertenkele dergisi 26. sayısı ile okuyucuyu selamlamanın kıvancını yaşıyor.
Muammer Yavaş, Kertenkele’nin klasiklerinden ‘içsöz’ yazılarında, şiirde eski-yeni meselesini şiir-millet bağlamında hayati olanı da konu edinerek tartışmaya açıyor.
Şiirlere yaşamsal bir doluluk hâkim
Mustafa Celep, ‘Yargı-Kapitalizm Yargılanıyor!’ isimli şiirinde yoksulluk temelinde Popülist-Epiğin imkânlarını eleştirel veçheleriyle araştırıyor.
Sadık Koç MP3 Şiirlere bir yenisini daha ekliyor: ‘Özkan Özcan-Hayatı Tespih Yapmışım MP3’ isimli şiiriyle yer alıyor dergide. Anti-estetik bir tutumla yazılan bu şiir, yaşadığımız ve tanık olduğumuz markalaşmanın ve tüketim çılgınlığının bir uzantısı olan değer yozlaşması karşısında sahiciliği önerişiyle dikkate değer bir nitelik arz ediyor.
M. Sinan Karadeniz, iki şiiriyle yer alıyor dergide. Parantez şiirinde tabiatın estetik yapısını ve görüngülerini oluş ekseninde şiirleştiriyor. Karadeniz’in DirenYaşa şiiriyse tabiatın organik yapısını okuyucuda metalik bir çarpıcılık hissi oluşturarak dolukmuş-yoğun mısralarla imgeleştiriyor.
‘Pembe İçin Gecikmiş Şiir’de Orhan Tepebaş, nahif bir duyarlığı ince örülmüş mısralarla dışlaştırıyor.
Muhammed Hüküm, ‘Bir Aslan ve Bir Yolun Kuzuya Söylediği’ isimli şiiri, hayal-gerçek gerilimini tabiat ve bilgi üzerinden yaşayan bir insanın içrek durumunu konu ediniyor.
Barış Kavas, yaşamın kritik bir anından doğmuş sinematografi eksenli şiirinde bir sinema figürünü canlı ve devingen bir üslupla şiirleştiriyor: ‘Al Pacıno’ya Muhabbetimin Yirmi Sebebi Muhtasar’. 
Muammer Yavaş, ‘Eğitim Sistemi İngilizceyi Öğretemedi’ şiirinde son derece temiz Türkçesi, seçik söyleyiş biçimi ve açık bir üslupla resmi ideolojinin eğitim ve müfredat anlayışını, kanonik yapıyı ve kültür politikalarını içerden şiirsel bir kavrayış temelinde eleştiriyor, konu nesnesi seçiyor. 
Bir Hikâye Anlatıcısı: Levent Şen
Levent Şen yıllar var bir hikâyenin içinde ama eli kaleme az uzanan bir hikâye anlatıcısı. Hikâye kumaşının sıkı dokusu kurduğu anlatı cümlelerinden anlaşılabileceği gibi, hikâyeleştirmeye olan dikkati de yazdığı metnin atmosferinden duyumsanabiliyor.
Levent Şen, yaşlı bir adamın kızının gelişini beklerkenki yaşadığı iç gerilimlerini ve pişmanlıklarını umut ve iç hesaplaşma ekseninde hikâyeleştiriyor: Umut Hep Biraz ‘Acaba’
Murat Şahin ve Ahmet Çiçek, okuyucuda bir düşünce tadı bırakan mektuplarına bu sayıda da devam ediyorlar: ‘Genç Bir Şairden Genç Şaire Mektuplar.’
Muammer Yavaş, Mehmet Akif’in şiir-şair ve millet nazarında taşıdığı önemi açığa çıkartan yazısını taşıyor Kertenkele sayfalarına: ‘Mehmet Akif Ersoy’a ve Sevdiklerine Selam Olsun.’ 
Kertenkele ile bir okuma ve yazı kültürü gelişiyor
Okuyucu, Kertenkele ile eser ve sanatçı okumaları merkezinde bir kültürün gelişimine ve yeniden inşasına tanık oluyor.
Orhan Tepebaş, kadim bir sanat adamını, bir hat ustasını tanıtıyor bizlere: ‘Yazmakla Vazifelendirilmiş Bir Hattat: Hamdi Aytaç’
Sadık Koç’un ‘Şiire Her Kelime Girebilir mi?’ isimli poetik yazısında şiirde kelime anlayışını tartışmaya açıyor, argo kelimelerin şiire dâhil edilip edilmeyeceğini sorguluyor.
Yakup Altıyaprak, ‘Hamiradan Duşambe’ye isimli yazısında Halit Bekiroğlu’nun İlke Yayıncılıktan çıkan söz konusu kitabını tematik bir incelemeye tabi tutuyor.
Aydın Hız, ‘Yusuf Suresinin Gölgesinde Sezai Karakoç’un Devlet Algısı’nı inceliyor.
Muhammed Hüküm, ‘Roman Sinema ve Oryantalizme dair’ teorik bir makale ile Kertenkele’de yer alıyor.
Şermin Hüküm’ün Sezai Karakoç okumaları bu sayıda da devam ediyor. Hüküm, Sezai Karakoç’un İnsanlığın Dirilişi isimli kitabını reklâm-propaganda ve medeniyet ekseninde bir okumaya tabi tutuyor.
M. Arzu Ayan’ın film ve kitap okumaları bu kez İranlı Yönetmen Asghar Farhadi’in Geçmiş filmi ve Muhyiddin Şekur’un Gölgeler Koridoru ile devam ediyor.
Adnan Duran, Kur’an okumalarının bir tekrarı yeniden yayın imkânı buluyor: Bir Ayete Bir Adım’
Yasin Yarar da eli kaleme nadir uzananlardan. Uzun zaman sonrasında felsefi bir metnine tanık oluyoruz Yarar’ın: ‘Tek ve Aşkın Olan Hakikatten Çoğal(tıl)mış Hakikatlere’. Söz konusu yazısında Yarar, hakikat, hakikat algısı ve İslam’da kadın ve erkeğin yeri vb. konuları derinlikli kalemiyle aktarıyor okuyucuya.
Ali Celep, Şair Sezai Karakoç’un Gün Doğmadan isimli toplu şiirleri içindeki her bir şiiri, tek tek ele alıp çözümlediği benzersiz yazı dizisini Şahdamar ile sürdürüyor. Bu yazı dizisinin sonucunda ortaya toplu bir Sezai Karakoç Şiirini Okuma Kitabı çıkacağını, bu çalışmanınsa bugüne dek yapılanlar ve Sezai Karakoç’u konu edinen kitaplar arasında nevi şahsına münhasır nadirattan sayılabilecek bir eleştirel-tahlilî-tasvirî bir toplam olacağını belirtmiş olalım. 
Kertenkele, sabırlı şiir, yazın ve düşün işçileriyle istikrarlı kültür yolculuğuna her sayısıyla yeni bir taş ekleyip yeni yollar açarak okuyucuyu da varlığına tanık kılarak azimle dirençle sürdürüyor.

2013-11-08

'Kertenkele' dergisinin 25.sayısı çıktı

Kertenkele Edebiyat ve Düşünce Dergisinin (Ekim-Aralık 2013) 25. sayısı çıktı.


Muammer Yavaş ve Şermin Hüküm’ün yönetiminde 3 ayda bir okuyucu ile buluşan Kertenkele Edebiyat ve Düşünce dergisi 25. sayısıyla yine göz dolduruyor.

Edebiyat dergileri arasında eleştiriye olan özel dikkatiyle farklılaşan Kertenkele’nin biçimindeki orjinalite yanında şiir ve düşünceye yönelik derin bakışı da üzerinde durulmayı gerektiriyor.

Kertenkele kuruluşundan bugüne kavlinden ve duruşundan ödün vermeden okuyucuya 25. kez dirençle seslenmenin vakarını bünyesinde taşıyan bir dergi konumunda.

Muammer Yavaş, artık Kertenkele’nin klasiklerinden olmuş dergiye giriş mahiyetindeki ‘içsöz’lerinde, Türkiye’de anarşizmin, anarşist yapılanmanın, anarşist tutum ve tavır alışların Gezi olayları bağlamındaki sorgulamasını ikaz yüklü tespitlerle yapıyor.

Kertenkele’de Diriliş dikkati devam ediyor

Üstad Sezai Karakoç’un parti merkezinde yaptığı konuşmaların deşifre metinleri önceki sayılarda da okuyucu ile buluşmuştu. Bu kez, Karakoç’un Yüce Diriliş Partisi İstanbul Şubesinde ‘27 Nisan 2013 tarihli’ konuşması, Ahmet Çiçek ve Murat Şahin tarafından metne aktarılarak Kertenkele’de okurun karşısına çıkıyor.

Kertenkele yayınladığı şiirlerle de okurun ilgisini çekmeyi başarıyor.

Ali Celep ‘Modern Şiirin Ölümü’nü ilan ediyor. Dom! Ali Celep, artık modern şiirin yazılma gerekçesinin ve yazılış şartlarının ortadan kalktığını yapısal ve tematik açıdan sağlam Modern Şiirin Ölümü şiiriyle okura ilan ediyor. Modern Şiirin naaşını bu şiirle birlikte kaldırmış oluyor.

Murat Şahin ‘Nil’in çocuklarına bir gizli muştu’ şiiriyle Mısır Devrimine götürüyor okuru.

Kertenkele’nin kurucu isimlerinden Rahmetli Muhammed Eroğlu’nun Yafa adlı şiiri okuru geniş bir insanlık ve medeniyet deltasında dolaştırıyor. Eroğlu’nun Yafa Şiiri şairin dosyaları arasında bulunan ve hiçbir yerde yayınlanmayan özelliğiyle ayrı bir dikkat gerektiriyor.

Muammer Yavaş ‘Yaratılma Acısı’nda varlığın ve eşyanın sırrını arıyor.

Bu satırların yazarı Koca Bir Devrim Olan Ev adlı şiiriyle mekânın hallerinden Gezi Parkına, Mısır Devrimine ve Reyhanlı’ya okuru Türk’ün şiir ikliminde dolaştırıyor.

M. Sinan Karadeniz, Nedensiz şiiriyle tabiatın, aşkın, hayatın ve çocuğun güzelliğine dair ‘kalbe dolan’ mısralar aktarıyor.

Alpaslan Akdağ, Hariçten Sevme Beni İçten Sev şiiriyle doğunun sevda ikliminden sesleniyor.

Kertenkele hikâyeyi de göz ardı etmiyor.
Adnan Duran ‘Suya Düşen Düş’ adlı masalsı öyküsüyle yer alıyor dergide.

Kertenkele’nin yetiştirdiği genç şairlerden Murat Şahin ve Ahmet Çiçek, karşılıklı yazışmalarıyla kendi varlık ve zihin durumlarına dair mektuplaşıyorlar: ‘‘Genç Bir Şairden Genç Bir Şaire Mektuplar’’

Kertenkele’de Pakdil ve Karakoç okumaları devam ediyor

Kertenkele’nin Sezai Karakoç dikkati olmasının yanında bir Nuri Pakdil dikkatinin de olduğunu söylemek gerekiyor. Melike Yurt, Nuri Pakdil Külliyatına yönelik okumalarını yazarın Kalem Kalesi kitabıyla sürdürüyor. Böylece derginin yaslandığı düşünsel temellerin sağlamlığı açıklığa kavuşmuş oluyor.

M.Arzu Ayan, Cesare Pavese’nin Yaşama Uğraşı adlı kitabına dair tuttuğu notları paylaşıyor okurla.

Orhan Tepebaş, üç yazıyla yer alıyor dergide. Senem Gezeroğlu’nun ilk deneme kitabı üzerine izlenimlerinden oluşan Harflerin Aşkı adlı yazıyla, geleneksel dünyanın kültür iklimini içeren dil vurgusuyla yüklü Medeniyet Merdivenimiz: Osmanlıca adlı yazının yanında Yılmaz Erdoğan’nın Kelebeğin Rüyası filmine dair bir şair tutkusuyla kaleme aldığı yazıları Kertenkele sayfaları arasında yer alıyor.

Muhammed Hüküm Romandan Sinema Uyarlamaları: Minyeli Abdullah adlı akademik metniyle çok satan bir romanın sinemaya uyarlanışını, roman ve sinema sanatının gereklerini de tartışarak uzun ve geniş oylumlu bir incelemeye tabi tutuyor.

Mustafa Özdemir Zaman Yazılarından sonra yeni bir yazı dizisine başlıyor: Modern Rüyalara Geleneksel Tabirler. Özdemir bu yazısıyla Kuzey Afrika’da ortaya çıkmış, Batılı düşünür ve sanatçıları da etkisi altına almış olan Şazeliye tarikatını inceliyor.

Aydın Hız, Entelektüel Mutasavvıf adlı yazısıyla Nurettin Topçu’nun düşünce dünyasında tasavvufun izlerini arıyor.

Şerif Mehmet Uğurlu, Maveraünnnehir Nereye Dökülür adlı yazısıyla Ece Ayhan’ın Meçhul Öğrenci Anıtı şiirini klasik semantik bir okumaya tabi tutuyor.

Bu satırların yazarı geçtiğimiz aylarda Okur Kitaplığından Söyle Sessizlik adlı şiir kitabı yayınlanan Fatma Şengil Süzer’in söz konusu eserinin lirik şiir bağlamında anlam haritasını çıkarıyor.

Şermin Hüküm’ün Sezai Karakoç Külliyatı okumaları devam ediyor. Hüküm bu kez de Üstad’ın İnsanlığın Dirilişi adlı düşünce kitabını çözümlüyor.

Kertenkele’nin derin izler bırakan edebiyat ve düşünce yürüyüşü devam ediyor..

Kertenkele’ye ulaşamayan okurlar için iletişim adresleri:


Tel: 05055733271 (Muammer Yavaş)

2011-11-04

'Kertenkele' Filistin’in ruhuna eğiliyor

Kertenkele edebiyat ve düşünce dergisi, yoğun ve sıkı metinleri ve işaret ettiği konularıyla göz dolduruyor.

Kertenkele edebiyat ve düşünce dergisinin 22.sayısı (Ekim Kasım-Aralık, 2011) Eşref Şeker’in, Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresinin 91. ayet-i kerimesinde Allah’ın Yahudilere yönelik hatırlatma ve uyarısını içeren hattıyla okurun ilgisine sunuluyor. Hattat Eşref Şeker’in eseriyle ilk kez bundan önceki sayıda tanışmıştık. Güzel olan şu ki Kertenkele dergisi ülkemizin bir köşesinde bir şekilde klasik sanatımıza emek veren ve fakat henüz yeterince kadr-u kıymetinin farkına varılmamış isimleri eserleriyle gündeme getirerek fevkalade hayırlı bir hizmet vermiştir. Diyeceğim Hattat Eşref Şeker gibi daha nice güzel insan var bu ülkede. Şunu söylemekte beis yok: Bu insanlara bir şekilde ulaşmalı ve onları daha yakından tanımamızı sağlayacak vesilelere tutunmalıyız.

Bu sayının içsöz’ünde Muammer Yavaş, Ortadoğu’nun ve insanlığın kanayan yarası Filistin sorununu tekrar gündemimize taşıyor. Nuri Pakdil ve Sezai Karakoç’un bu soruna yönelik tespitlerinden yola çıkan Muammer Yavaş, kuşatıcı bir tarihsel arka plan çizerek, bu sorunun kökenlerine ve nasıl anlaşılması gerektiğine yönelik önemli tespitlerde bulunuyor: ‘Yahudiler için Kur’an’ın bilgisine başvurulmadığı sürece meselenin nihai anlamda anlaşılamayacağı’ vurgusunu yapan Muammer Yavaş’ın bu uzun yazısı gerçekten meseleyi farklı yönlerden görmemizi sağlayacak düşünme imkanları sunuyor. Bu mesele etrafında Türkiye’nin kemikleşmiş sorunlarına da eğilerek iliklerimize işlemiş suskunluğun maliyetini bizlere hatırlatıyor.

Özellikle Dergah ve Yedi İklim’deki şiirleriyle dikkat çeken sevdiğim-önemsediğim Mustafa Burak Sezer, bu sayıya Mahmut Derviş’ten iki enfes şiir çevirerek katkıda bulunmuş. Sezer’in Arapça, İngilizce ve Urduca bilen bir genç olduğunu hatırlatalım. Şu halde sorumluluğu da o derece büyük. Demek bundan sonra Arap Müslüman dünyanın edebi verimlerine onun dilinden daha güvenilir yaklaşacağız. Daha önce de bu sitede değindiğim üzere, kuşkusuz Arapça öğrenmek bugün Türkiye’de ve dünyada yaşayan genç Müslümanların en asli vazifelerinden biridir artık. Sezer bu noktada örnek arkadaşlardan biridir. Üstelik iyi bir şair olması da aliyül aladır.

Derginin diğer şairleri Murat Şahin (Bu genç adam 16 yaşında Hakan Arslanbenzer’in hazırladığı sıkı şiir yıllığına girebilen belki tek şairdir) İrfan Yıldız (90’ların önemli dergilerinden bildiğimiz Göçebe şiirin Osman Çakmakçı ile beraber önemli temsilcilerinden biridir) Tanışmaktan mutluluk duyduğum Sinan Karadeniz (Kertenkele’nin yeni isimlerinden genç bir şairdir) Muammer Yavaş ( Şiirleri Kertenkele ile özdeşleşmiş has şair) Bu satırların yazarı Mustafa Celep (İkinci şiir kitabı ‘İnsanı Aşan Kan’ geçtiğimiz günlerde Okur Kitaplığı’ndan çıktı) bu sayıya şiirleriyle emek verdiler.

Rahmetli babamın deyişiyle, ‘Kur’an’ın hadimi’ olarak gördüğüm Adnan Duran ‘bir ayete bir adım’ yürüyüşüne bu sayıda da devam ediyor. Derginin en dikkat çekici yazılarını yazanlardan birisi Adnan Duran olsa gerek. Şermin Hüküm uzun bir aradan sonra Sezai Karakoç okumalarıyla dirilip yeniden dergiye geldi. Bu sayıda Karakoç’un “İnsanlığın Dirilişi” adlı eserini yoğun bir yeniden okumaya tabi tutuyor. Aydın Hız’dan bundan sonra çok bahsedeceğiz anlaşılan. “İkbal’de Benliğin Sırları” alt başlığıyla Aydın Hız, Muhammed İkbal’e eğiliyor yazısında. Sıkı bir metin. Selçuk Küpçük müzik yazılarına bu sayıda da devam ediyor. “İslamcı Camianın Geç Kalan Açılımı: Kürtçe Müzik” adlı yazısı son derece önemli tespitler içeriyor. Temennimiz şu veçhede: Selçuk Küpçük’ün Türkiye tarihini müzik üzerinden okuma çabalarının sonucu olan bu yazılarının kitaplaşmasını umuyoruz. İshak Koç kısa tadımlık denemesiyle okurla buluşurken, Muhammed Hüküm, Ece Ayhan’ın Bakışsız Bir Kedi Kara’ adlı şiirinin ölüme bakışına bakıyor. Melike Yurt, Nuri Pakdil’in “Okuma Notları” adlı kitabı üzerine kısa bir denemeyle yer almış. Arzu Ayan’ın sinema yazıları kaldığı yerden devam ediyor. Ayan yazısında bu kez Macid Macidi’ye eğilmiş. Derginin dikkat çeken sinema yazılarından. Ayan bir diğer yazısında Exupery’nin Küçük Prens’i üzerine okuma notu düşmüş. Mustafa Özdemir’ın ‘Dini Litaratürde Zaman’ adlı uzun yazısı dipnot zenginliğiyle öne çıkıyor. İslam’ın zaman kavramına bakışının ağırlıklı olarak ele alındığı bu yazı önemli yaklaşımlar getiriyor. Derginin en sıkı metinlerinden biri de bu olsa gerek.

Kertenkele dergisinin en dikkat çeken bölümlerinden biri de poetik yazılardır. Bu satırların yazarı günümüz Türk şiirinin hali pür melaline yönelik tespitler içeren eleştirel yazılarımı ‘Eleştiri Yordamı’ başlığı altında bu sayıda da devam ettiriyorum. Dergilerde çıkan şiirler üzerine kısa fakat ufuk açıcı değerlendirmeler yaptığımı düşünüyorum, takdir okurun elbette. Bendeniz bu tarz yazıların günümüz şiir ortamına hareketlilik getireceğini umuyorum.

Dergi Ali Celep’in Bugünün Şiiri Üzerine Konuşmalar ve Şiir İşleri bölümünü içeren yazıları ile içeriğini tamamlıyor. Sözün özü Kertenkele dergisi dolgun içeriğiyle okurlarını bekliyor. (Not: Kertenkele’nin kapak tasarımı bir harika olmuş vesselam)


Mustafa Celep

2011-11-03

Kısa Notlar Dergilerden


"Kapitalislam" ve "Ruhu"

Tütün dergisinin 73. sayısında Bayram Kılıç'ın yazı başlığı böyle. Bunu bir terim olarak kullanan yazar tanımını da yapmış: "Dünyanın mümin için de bir cennet olabileceğini, olması gerektiğini iddia eden Müslümanların ideolojisidir." Müslümanların (her halde Türkiyeli Müslümanların) içinde bulunduğu durumdan hareket ettiği görülen Kılıç, onların, kapitalizmin eksiklerini tamir etmekte pek mahir olduklarını belirtiyor. Çarpıcı yazının ana fikri: Kapitalislam, İslâm'ı boğazlıyor!

Konuyu ele alan bir başka yazar Ahmet Şimşek. "Kapilalislamın Ruhu". Ana fikrini ve yargısını çarpıcı bir spotla şöyle yansıtmış: "Emek üzerinden hudutsuz bir şekilde kâr edebilme imkânlarıdır kapitalizm. Kim bu imkânları hudutsuzca kullanıyorsa Müslüman'ım dese de bizden değildir." Bayram Kılıç'ın ikinci bir yazısıyla Ebubekir Abid'in Önce Geri Çekilelim başlıklı metni de Tütün'ün bu sayıda ele aldığı "özel" konuyla ilgili.

Konu ciddi. Bununla birlikte şimdiye kadar Tütün'deki bu yazılar konuşulmadı, tartışılmadı. Neden acaba?

Afganistan'ın Orada Ne İşi Var?

Kertenkele dergisinde Mustafa Celep'in Babasız Kederli Çocukları Halkımın başlıklı manzum bir metni var. Bir kavga havası hâkim metne. Özellikle yakın çevreden başlayarak uzak Asya'ya, bir ara memleket sathına ve oradan da Avrupa içlerine kadar gidip geliyor Celep. Şairin seyahatinde gözümüz yok, fakat şiirin sağlamlığına halel getirmemeli. Özellikle doldurma dizeler metni aksatıyor. Tabii bir de şunun gibi ifadeler: "Afganistan'ı al da ...... sok Amerika". Afganistan'ın böyle bir fiilin edilgen nesnesi olarak kullanılması neyle açıklanabilir? Mustafa Celep'in bu yaptığı kendi şairliğine ve şanına halel getirmez mi?

Oysa bakın genç şair Murat Şahin, nasıl inmiş köklere, oradan söylüyor: "parçalanmış bulutlardan akan sağanak / bir vahiy edasıyla aldı seni / diri bir haber gibi indin kalbe"

Edebiyatın Edebi?

Şair ve Kötülük diye bir yazısı var Mustafa Aydoğan'ın İtibar dergisinde. Sohbet havasında, kendisini okutan bir yazı. Fakat, bir yeri var, kendi içinde tutarsız gibi. "Edebiyatın 'edep'le, 'edepli olmakla' doğrusal bir ilişkisinin" olmadığını iddia ediyor Aydoğan. Dahası, yaygın olarak kabul edilen bu ilişkiyi derinliksiz buluyor. Daha net cümlesi ise şöyle: "İzleyebildiğim kadarıyla iyi bir edebiyatçı olmak için iyi ahlâklı olmak zorunluluğu bulunmamaktadır. Sanatsal yetenek kendini açığa vururken, edepli olmakla kendiliğinden bir bağ kurmaz. Edepli oluş sanatsal yeteneğin içinde kendiliğinden mevcut değildir yani." Afakî yargılar bunlar. Bunları tam tersinden örnekler vererek, yani "edepsiz"lerden kimi numuneler aktararak söyleseydi, belki daha inandırıcı olurdu. Saydığı birkaç isim var, ama onların da edepsizliklerinin neler olduğunu söylememiş Mustafa Aydoğan.

Yazının bu bölümüyle sonu arasında da bariz çelişkiler var sanki. Tartışmaya açık materyaller sunan bu yazının kimi nasıl etkileyeceğini merak ediyorum. Şimdiye kadar bir ses duymadık fakat.

Said Halim Paşa'ya Özel Dergi

TYB Akademi dergisi adı üstünde Türkiye Yazarlar Birliği'nin dil edebiyat ve sosyal bilimlere yönelik akademik dergisi... Yılda üç sayı çıkan bu derginin şimdiye kadar çıkan her bir sayısında ayrı bir şahsiyet konu edinildi. Yolculuğa Gazali ile başlayan TYB Akademi, ikinci sayısında Evliya Çelebi'yi, yılın son sayısında ise Said Halim Paşa'yı sayfalarına taşıdı. Elimizdeki son sayıya D. Mehmet Doğan'ın Said Halim Paşa ve Cahilliklerimiz başlıklı sunuş yazısıyla girilmiş. Derginin içeriğinde ise; Sadrazam Said Halim Paşa, İslâmcı Bir Düşünür Olarak Said Halim Paşa'da Milliyetçi Yaklaşımlar, Said Halim Paşa'da Üç Tarz-ı Siyaset: Batılılaşma, İslâmcılık ve Milliyetçilik, Said Halim Paşa'yı Yüzyıl Sonra Yeniden Okumak gibi başlıkları taşıyan makaleler yer almakta...

Umran'da da Said Halim Paşa

Said Halim Paşa'yı Umran dergisinin Ekim sayısından da okuyabilirsiniz. Metin Önal Mengüşoğlu'nun Osmanlı Asabiyetinden İslâmî Şuura Said Halim Paşa başlıklı yazısı, onu takiben Kudret Bülbül'ün Said Halim Paşa'nın Düşüncelerini Eleştirel Değerlendirmeleri Fazlası İle Hak Etmektedir başlığıyla sunulan mülakatı, Güngör Göçer'in Çağını Aşan İslamcı Bir Mütefekkir Said Halim Paşa başlıklı incelemesi bunlar arasındadır.

Cevat Akkanat



Millî Gazete
3 Kasım 2011

2011-10-24

'Kertenkele' düşünce ve edebiyat dergisinin 15. seferi

15. sayısına ulaşan Kertenkele düşünce ve edebiyat dergisi artık görmezden gelinemez bir yayın boyutuna ulaştı. 114 sayfa olarak çıkan dergi birbirinden önemli yazı ve şiirler ile ciddi bir külliyat oluşturmaya doğru yol alıyor. Yayın Yönetmenliğini şair Muammer Yavaş‘ın, editörlüğünü Şermin Hüküm‘ün yaptığıKertenkeleözellikle yeni yayın döneminde ortaya koyduğu performansla adı büyük harfler ile yazılan nice dergiden çok daha sıkı ürünler sunuyor okuruna. Kesinlikle bir ölçü değil ama Kitap-lık dergisinin yeni yayınlanan şiir yıllığında da adı sıkça anılan ve alıntılar yapılan bir dergi bugün Kertenkele. Çünkü kayıtsız kalınamayacak kadar işini önemsiyor ve bu fark edilmek zorunda.

Ben Kertenkele dergisi ile 90′lı yılların sonunda tanıştım. O zaman dergiyi çıkartan ekipten Muammer Yavaş, Mehmet Şamil ve rahmetli Muhammet Esatdaha üniversiteyi bitirmemişlerdi. Üçü de KTÜ‘de okuyordu. Giresun’da yapılan bir etkinlikte tanıştık evvela. Sonra Muammer Bey mezun oldu. Edebiyat öğretmeni olarak atandı. Esat okulu uzattı. Şamil yüksek lisansı kazandı. Ve Kertenkeleböylece zorunlu olarak bir süre yayınını durdurdu.

Bu arada Kertenkele‘nin ilk sayıları cep dergisi diyebileceğimiz şekilde ve adeta küçük bir resim defteri ebatlarında idi. İlk elime aldığımda oldukça sıradışı ve ilginç gelmişti açıkçası. Kertenkele dergisinin ismi de sanırım sevgili şair ağabeyimiz Yaşar Bedri‘ye ait. Dergi ekibi daha çıkışlarını yapmadan evvel Yaşar Bedri‘yi ziyarete gidiyorlar ve orada Yaşar Ağabey bu ismi öneriyor.

Muammer Yavaş, ekip mekân olarak dağılınca dergiyi tek başına yürütme durumunda kaldı. Bu arada dergi ebat değiştirdi ve tıpkı 80 kuşağının dergileri gibi kitap bütünlüğüne dönüştü. Sevgili Muammer Bey ile biz de yıllar geçtikçe daha fazla görüşür olduk ve sanırım iyi bir dostluk kurduk.

Dergi periyodik olmamak şartı ile yine de Muammer Yavaş‘ın ısrarlı tutumu sonucu yarı yolda kalmadan bugünlere geldi. Tabi biz bu arada epey toplantılar yapıp derginin hem tasarım hem de içerik olarak dönüşümü ve zenginleşmesi için mesai harcadık. Önce derginin boyutlarını büyütmeye ikna ettik Muammer beyi, sonra kapak tasarımını. Özellikle son zamanlarda Orhan Tepebaş, Yakup Altıyaprak, Mustafa Özdemirve Muammer bey ile iki üç ayda bir buluşarak derginin açılımları için fikirlerimizi ortaya koyduk. Sevgili Ali Celeb‘in de belki burada açıklamamın uygun olmayacağı kritik desteklerini hatırlatmamda fayda var. Aslında bu hususları Muammer Bey yayın yönetmeni olarak daha detaylı biliyor. Çünkü biz netice olarak derginin çevrisindeki isimlerdik. Ve asıl yükü doğal olarak her zaman O taşıdı. Belki bir söyleşi ile bu detayları alabiliriz O’ndan. Böylece tarihe de not düşmüş oluruz bir derginin öyküsünü.

Şimdi gelelim 15. sayısına Kertenkele‘nin…

Kertenkele aslında Muammer Yavaş’ın da kendisini ideolojik olarak yakın hissettiği Sezai Karakoç‘un manevi havasında şekillenen bir yapı izledi. Hatta kimi sayılarının kapak tasarımında Diriliş‘in izi sürülebilir. Bu son sayıya daKarakoç‘un Filistin meselesine ilişkin yaklaşımını konu edinen ve üstada aitYahudiye Çağrıve Hristiyana Çağrı adlı metinler ile “Ve Kudüs şehri. İyiyle ve ruhuyla suskun” dizelerinin yer aldığı şiirinden alıntı ilk sayfalarda göze çarpıyor.

Muhammed Hüküm‘ün geçen sayı yayınlanmaya başlayan ve uzun soluklu bir yazı olacağı intibaını veren Selim İleri’nin romancılığı üzerine çözümlemeler yapan metni 15. sayıda da devam ediyor. Derginin ilgi çeken felsefi metinlerine imza atan Mustafa Öztürk ise kadim bir konu olarak “Zaman” kavramını ele alıyor ve Doğu-Batı medeniyeti ikileminde zaman kavramına yüklenen anlamı irdeliyor.

İkinci Yeni’nin modernizm ile ilişkisini merkez alan makalelerinden oluşan kitabı geçtiğimiz aylarda Ebabil Yayınları arasından çıkan Yakup Altıyaprak da artık ürünlerini burada yayınlama kararı aldı ve ilk yazısını 80 Kuşağının önemli isimlerinden Tuğrul Tanyol‘un bir şiirinden yola çıkarak oluşturdu.

Kertenkele gibi bir dergide benim başından beri eksikliğini hissettiğim sinema yazılarına da nihayet kavuştuk. Sinemanın kült isimlerinden Tarkovski‘nin sinema anlayışı üzerine Muhsine Arzu Ayan‘ın hazırladığı metin ilgi çekici bir yazı olmuş bence. Orhan Tepebaş da bu sayıda unutulmuş bir şairi yeniden hatırlatıyor. Bir zamanlar çıkan ve çıktığı dönemde önemli işlevler gören Kırağı dergisinde ilk ürünlerini yayınlayan ve sonra geri çekilen kayıp şair İbrahim Yolalan üzerine yazılan yazı, umarım Yolalan‘ı tahrik eder de yeniden şiire döner.

Genç kuşak şiirimizin önemli isimlerinden Mustafa Celep önceki sayıdan itibaren başladığı poetik metinlerine devam ediyor ve bir anlamda kendi poetik derinliğini ortaya koyan yazılar yayınlıyor. Bu anlamda Mücadeleci Şiir dediği alanın içini doldurmaya çalıştığı yazının ikincisini yazdı Kertenkele‘de.

Dergide görülmeye başladığı andan itibaren büyük dikkat çeken ve günümüz kuşağının yayınlanmış ilk kitapları ve aynı zamanda dergilerde o ay yayınlanan şiirler üzerine detaylı çözümlemeleri yapan C. Ali Ahmet bu sayıda da Osman Özbahçe ve Evser Ölüç‘ün önceki yıllarda yayınlanan ilk kitaplarını inceliyor. Dergilerde yayınlanan şiirler bölümünde ise Bülent Keçeli, Ahmet Edip Başaran, Ahmet Çiçek ve Berk İybar’ın yayınladıkları şiirler ele alınmış.

Ben de Kertenkele‘de epey bir süredir müzik üzerine yazılar yayınlıyorum. Bu anlamda Nusret Fatih, Erkan Oğur, Arabesk müzik vs gibi meselelerden sonra bu son sayıda da Gürültü’den Sessizliğe ikileminde ele aldığım ve enstrümantal müzik yapan Yansımalar grubunu açmaya çalıştım.

Kertenkele dergisinin 15. sayısında şiirleri yer alan isimler ise şöyle: Nizar Kabbani (Çev: Kemal Yüksel), Bülent Keçeli, İshak Koç, Şinasi Tepe, Ezra Cenker, Abdülkadir Akdemir, Nihat Ağacıkoğluve Muammer Yavaş.

Derginin ilk ekibinden sayılan Adnan Duran‘ın Bir Ayete Bir Adım adlı denemesi, yine genç kuşak öykücülerimizden Osman Koca, Hakan Özen ve Nihat Ayten‘in ürünleri dergide yer alan diğer çalışmalar.

Kertenkele’nin bu son sayısının ön kapağını önemli çizerimiz Hasan Aycın‘ın Hanzala‘yı merkez aldığı bir ürünü, arka kapağını da dergiye sürekli çizgileri ile katılan Yaşar Salkım‘ın yine ilginç bir deseni süslüyor.

Selçuk Küpçük

2011-06-07

Taşra neresi, merkez nereye düşer, Kertenkele nerededir?

Bir şehre gittiğimde, özellikle de yabancı ülkelerde bir şehre düşmüşse yolum, şehrin beni bana getirmesini isterim: Bilirim ki, gittiğim şehirde kendimde değilimdir: Gittiğim şehirde kendimde olabilmem, şehrin bende olabilmesi, bende varolabilmesi, "bana" gelebilmesiyle sözkonusu olabilir.

Peki, şehir "bana" nasıl gelir? Kendisi olarak geldiğinde elbette. Şehrin kendisi olarak gelebilmesi, dış yüzüyle, yapılarıyla, binalarıyla, sokaklarıyla görünmesinden önce, iç yüzüyle, iç yapılarıyla, iç dünyalarıyla, kısacası ruhuyla, özüyle, özsuyuyla gelebilmesi, kendini bana açabilmesi sözkonusu olduğu zaman imkân dâhiline girer.

Şehrin dışından önce, içini, ruhunu görebildiğim zaman, şehri keşfedebilirim; şehri keşfetmem demek, aynı zamanda kendi/mi keşif yolculuğundan bir mesafe katetmem demektir.


* * *
Bir şehre gittiğimde, ilk girdiğim yer, şehrin içini, özünü, ruhunu ele verecek kitapçılar/ı/dır: Kitapçıları olmayan şehrin henüz olmamış, olamamış, varolmamış olduğuna hükmederim.

Kitapçılarda ilk uğrağım, elbette ki, dergilerin yer aldığı bölümlerdir: Dergisi, dergileri varsa bir şehrin, o şehir konuşuyor demektir: Dergisiz şehir, ölüdür benim için; yaşamıyor demektir; bana engin bir nefes, derin bir ruh üfleyemeyecek demektir. Söyleyeceği sözü de, sözü söyleyecek özlü sözlü öncüleri de yok demektir.

Size de tavsiye ederim: Dünyanın neresine giderseniz gidin, Fizan'a bile gitseniz, önce ister o şehri anlatan, isterse o şehrin "söz" ve "öz" ustalarının anlatılarını anlattıkları dergilerini bulun. İşte o zaman, o şehri şah damarından yakalayacağınızdan emin olabilirsiniz.

Her şehir, bir "dünya"dır çünkü. Ama şehir bitti dünyada: Şehirler, mezarlıkları andırıyor artık. Şehir çekilip gitti hayatımızdan: O yüzden şehrin çekip giden, çekilen, içine dönen ruhunu, özünü ve sözünü keşfedebildiğiniz zaman, bir şehri gerçek anlamda gördüğünüzü, yalnızca gördüklerinize, görünenlere bakmakla yetinmeyip, şehrin gizlediği hazinelerini görmeye, şehri özüyle keşfetmeye başladığınızı, şehri görünür-görünmez boyutlarıyla fark etmeye, fethetmeye başladığınızı söyleyebiliriz.


* * *
Şehri öldüren bir dünyada şehrin dirilmesi, diriltilebilmesi, biraz şehre gelenin şehri kendine getirebilmesiyle mümkündür: Şehri kendine ve bana getirecek kaynak, şehrin özsuları, pınarları demek olan dergilerle buluşmakla gerçekleşir.

Şehrin dergisi varsa, dünyası da, dünyaya söyleyeceği sözü de var demektir.

İşte Ünye, böyle bir şehir: Ünye'nin bir dergisi var çünkü: Kertenkele. İlk bakışta, Kertenkele'nin Ünye'ye birkaç gömlek fazla geldiğini düşünebilirsiniz, eğer meseleye o bildik, yanılsatıcı "merkez" - "taşra" algısıyla bakarsanız.

Türkiye'de, tıpkı "sağ", "sol" kavramları gibi, "merkez", "taşra" kavramları da -"güç" kavramı üzerinden tanımlandığı için- son derece yanlış, hatta zıt anlamlarda kullanılıyor.

Oysa merkez-çevre kavramlaştırmasını ilk kez geliştiren Edward Shills, bir toplumun özünü, ruhunu, ruh-köklerini ifade eden değerler sistemini "merkez" olarak tarif etmişti. Şerif Mardin, bu kavramlaştırmayı Shills'ten ödünç aldı, tepe taklak ederek Türkiye'ye uyarladı: O gün bugündür, bu yanlışlık sorgulanmadan tekrarlanıyor: Gücü ellerinde bulunduran küçük azınlık "merkez"; halk / toplum da "çevre" / "taşra" olarak görülüyor Türkiye'de!


* * *
Bir merkez olarak görülen İstanbul'da, bir de çevre / taşra olarak görülen Anadolu'da -sözgelişi Ünye'de- yayımlanan dergilere bakın, bize "merkez" olarak sunulan "yer"in, "Batılı merkez"in taşrası olduğunu, yersiz yurtsuzluğun yersizliği olduğunu; "taşra" olarak sunulan yer'in ise, aslında merkez'i -dolayısıyla bu ülkenin değerlerini, ruh-köklerini, özsuyunu- daha çok temsil ettiğini görmekte zorlanmazsınız.

İşte Ünye'de yayımlanan Kertenkele, böyle bir dergi. Anadolu'nun şehirlerinde yayımlanan dergiler, bu ülkenin merkez'ine ve merkez'inden yolculuk yapan dergilerdir aslında.

İstanbul'da yayımlanan -sözgelişi- edebiyat dergileri, sahicilikten, ülkenin ve dünyanın gerçek edebiyat, sanat ve düşünce meselelerine derinlemesine nüfûz edebilmekten uzak; albenili ama yapay; teknik imkânları fazla ama söyleyecek sözü olmayan dergilerdir. Şimdiye kadar bu dergilerin, bu ülkenin temel varoluş, sanat, estetik ve düşünce sorunlarına ilişkin -genelde- dişe dokunur bir şey söyleyebildiklerini gördünüz mü siz? Yapay sorunlar, ithal gündemler, sahte, banal ve bayağı bayan işler'le bu mümkün mü?

Şehirlerin öldüğü, zaman-mekân mesafesinin ortadan kalktığı bir zaman diliminde, önümüzdeki süreçte, şehirleşme süreci belli bir kıvama erdikçe, daha sahici, daha otantik, daha varoluşsal ve hakikat eksenli perspektiflerin öne çıktığı / çıkacağı sözümona "taşra" dergilerinin asıl sözü, özlü sözü söyleyeceğini düşünüyorum.

Kertenkele, böyle bir dergi. Kertenkele'nin durduğu yeri ve yaptığı şeyi konuşacak yerim kalmadı. Yarına artık...


---0---


Şiir olmadan, insan da, düşünce de varolamaz

Ünye'de yayımlanan "edebiyat ve düşünce dergisi" Kertenkele üzerinden şehrin ve hayatın, insanın ve hakikatin izini sürmeye başlamıştım.

Şunu diyordum: Türkiye'nin yaşadığı metamorfoz süreci, sanatı, "merkez" olarak görülen büyük kent'ten kovdu: Yapaylığın, sahteliğin, gösterinin, ayartının, kopyenin hükümferma olduğu sığ bir sanat ve düşünce vasatı üretti. Sanatı bayatlaştırdı, banalleştirdi.

Sanatın olmadığı yerde, fikir üretilemez. Has sanat, hakîkî fikrin ikiz kardeşi ve yol arkadaşıdır: Hakîkat fikri, "şehir"den kovulmuşsa, onun yerine sahteliğin konuluvermesi, kuruluvermesi kaçınılmazlaşır.

"Taşra" olarak görülen yerde, hakikatin mayası karılıyor Türkiye'de: Kertenkele, hakikatin, mayasının karıldığı, özenle yeşertildiği, yemiş vermeye durdurulduğu sahici, hakîkî, samîmî bir ruhun her sayfasına nüfûz ettiğini gördüğümüz bir ışık, Anadolu'dan yayılan bir ruh huzmesi.

Derginin son (Haziran-Ağustos) sayısında, "içsöz" olarak adlandırılan "editoryal"de, enfes bir şiir manifestosu var: Modern Türk şiirinin folklor üzerinden serencamını dört sayfada özenle tartışan bir ufuk-metin. Bu özgün metin bir hayli kışkırttı beni...


* * *
Şiirsiz düşünce olmaz: Şiirin olmadığı yerde, düşünce de yoktur, hayat da.

Hegel, -Batı'da- şiirin bittiğinden sözederken, ruhunda ne tür fırtınalar esiyordu, bilmiyoruz... (Ruhunda gerçekten fırtınalar esiyor muydu Hegel'in, o da bir bahs-i diğer elbette.).

Gerçek, aslında Hegel'in tasvir ettiğinden daha başka, bambaşka bir "yerdeydi": Şiir, Batı'da, tam da Hegel'in bittiğini söylediği "aralık"ta, "a'raf"ta varolmaya başlamıştı: Romantiklerden önce Batı'da -Blake'i filan dışta bırakacak olursak- şiir var mıydı, gerçekten?

Heidegger'in düşünceyi üreten değil, öldüren bir "araç" olarak nitelediği akıl, Batı'da Romantiklerle birlikte Batılı sanatçıları "akılalmaz" yolculuklara çıkmaya hüküm giydirmişti: Aydınlanma çağının bir yüzyıl içinde kıyasıya eleştirilmeye başlanmasından sonradır ki, Batı'da karşı-Aydınlanma çağının habercileri ve öncüleri Romantikler, Batı'da da şiir yazılabileceğini gösterdiler.


* * *
Şiirin bu aralık'taki işlevi, modernliğin aklı dondurması ve hayatı kaskatı pozitivizmin prangalarına mahkûm ederek söndürmesi sürecinde, insana hayatı ve hakikati/ni hatırlatmaktı: Modernlik, tastamam bir ruhsuzlaşma biçimi üretiyordu: Hayatı yok ediyordu; insanı yok ediyordu; hakikati yok ediyordu: varlığa ve ruha kastetmişti her şeyden önce, bundan daha kötü bir şey olabilir miydi, insanın başına gelebilecek?

O yüzden müzikten romana, tiyatrodan şiire, resimden sinemaya kadar sanatın bütün türlerinde, modernliğin vaatlerini gerçekleştirememesine karşı başlatılan modernizm, Batılı insanın eşiğine sürüklendiği ve bütün dünyayı da beraberinde sürüklediği varoluşsal felâketi haber veren bir başkaldırı hareketi olarak Romantiklerden bayrağı devralmıştı.

Batı'da düşünceyi bitiren şey, şiirin varolma imkânlarının varol/a/mamasıydı: Şiirin en büyük düşmanı elbette ki, modernliğin bizatihî kendisiydi: O yüzden Batı'da bütün büyük şairler, modernliğin içinden geldikleri için değil, modernliğe karşı bir yerde durdukları için şiir yazabilmişlerdi. Goethe'den Rilke'ye, Wordsworth'tan Coleridge'e, Valery'den Prevert'e kadar...

Batı'da şiir, modernliğe karşı varolabilmişti: Modernliğin "hayatı cehenneme çevirdiğini" haykırabildikleri bir yerde durabildikleri zaman şiir yazabiliyorlardı modernliğin isyankâr çocukları.

Şiir, negativite üzerine kurulmuştu Batı'da. Burada/n insanı kavrayan, kanatlandıran, insana ve hayata ruh üfleyen bir şiir çıkabilmesi zordu: Romantiklerden sonra Batı'da bir daha şiir yazılamadı o yüzden.

Aydınlanmacı aklın epistemolojik iyimserliğinin, bir yüzyıl geçmeden ontolojik kötümserliğe dönüşüvermesi, insanı da, hayatı da yok eden bir varoluşsal katastrofun eşiğine getirip bırakmıştı Batılı insanı.

Modernlik, ruhu öldürmüştü: Romantiklerin şiir yazabilmesini mümkün kılan yer, işte bu yersizlik yurtsuzluk, ontolojik evsizlik hâliydi: Şiir, insanın varoluş ve yokoluş serüvenleri yaşadığı zamanların çocuğu olarak doğar/dı zira. Yokoluş zamanlarında, kendisi de yokolmaktan kurtulamaz sonunda: İşlevini yerine getirir ve yerine çekilir yeniden. Çünkü varedici, hayat bahşedici, hayata ruh üfleyici bir vasatın çocuğu olmadığı için bu şiir / negativite şiiri, bizzat kendisi de kısa bir süre sonra sırra kadem basmaktan kurtulamaz.

Varedici şiir, şiiri de, hayatı da her dâim yeniler; insana da, hayata da taptaze bir ruh üfler.


* * *
Hegel, şiirin bittiğinden sözederken, hayatın, dolayısıyla düşüncenin bittiğini söylemek istiyordu belki de. İşte tam bu noktada, bu yokoluş mevsiminde, Batı uygarlığının belki de en büyük şairi Nietzsche, yokoluşa, her şeyi yok eden, çözen, bitiren dekadansla dans vaziyetlerine dikkat çekebilecek bir yerde durduğu için öne çıkmış, insanlığın varoluş ve hakikat sorunlarını iliklerine kadar ruhunda hisseden bir düşünür olarak gelmekte olan felâketi olanca gür sesiyle haykırarak haber vermişti.

Kertenkele'nin "içsöz"ünün yazarının da ima ettiği gibi, modern Türk şiiri, insanı ve hayatı vareden, bize ruh bahşeden asil şiirimizi, hakikatin şiirini öldüren, düşünceyle bağlarımızı koparan bir ağ işevi görüyordu da bizim haberimiz mi yoktu yoksa?


Yusuf Kaplan



Yeni Şafak
5-6 Haziran 2011

2010-07-13

'Kertenkele' edebiyat ve düşünce dergisi

90’larda Anadolu’nun birçok yerinde irili ufaklı dergi oluşumlarının çokluğu hatırlanacaktır. Bu dergilerin önemli bir kısmının “taşralılığı”, poetik iddia bakımından yoksunluğu ve tasarımından içeriğine kadar büyük acemiliği düşünüldüğünde geriye çok azından izler kaldığını söyleyebiliriz.

‘Merkez’in dışında ‘merkez’ oldular


Ancak Türkiye’nin her anlamda geçirdiği dönüşüm karşısında (ekonomiden, sosyolojiye ve politikaya kadar) 2000’lerden sonra yayınlanan ya da geçmişteki yayın anlayışını bu dönüşüme koşut yeniden konumlandıran dergi oluşumları içinde, ‘merkez’ dediğimiz (ki bu ‘merkez’ denen şeyin de post-modern zamanlarda işlevinin buharlaştığı ayrı bir tartışma alanıdır) ana koridora karşı bütüncül anlamda direnebilen ve başkaca arterler oluşturabilen yeni dergilerin belirdiğini görürüz. Bu anlamda Avangart, Mor Taka, Bireylikler, Ada, İtaki gibi birçok dergi hem ‘merkez’ dışında, Anadolu’nun değişik coğrafyalarında çıkmaları, hem de içerik ve tasarım olarak ‘merkez’deki bazı dergilerden kalite bağlamında sıkı bir yayın anlayışına yaslanmaları dikkate alındığında oldukça manidar bir fotoğraf çıkıyor ortaya.

Kertenkele’nin vizyonu var

Yayın yönetmenliğini Muammer Yavaş’ın yaptığı Kertenkele Edebiyat ve Düşünce dergisi, 90’ların sonunda yayınlanmaya başlayan ve değişik evreler geçirip son iki yıldır gösterdiği performans ile yukarıda bahsettiğimiz önemli dergi oluşumlarına eklemlenen bir yayın olarak ele alınmaya müsait. Ayrıca kapanmama, pes etmeme, iddialarından geri durmama konusundaki ısrarı da alkışa değer.

Yeni çıkan ve 19.-20. sayılarının birleştirilerek yayınlandığı dergi, yine birbirinden sıkı yazı ve şiirler ile iyi okur dediğimiz azınlığın ilgisini çekebilecek bir vizyon koyuyor ortaya. Bunun yanında Kentenkele için Fayrap’ta Ömer Yalçınova’nın, Hece’de Murat Erol’un, Gerçek Hayat’ta Osman Özbahçe’nin özel yazılar kaleme almaları derginin sadece okur bağlamında değil, diğer dergi oluşumları tarafından da özenle takip edildiğini göstermekte. Tabii Kertenkele’nin son iki yıldaki yayın anlayışı, içerik ve tasarım yeniliğinin bunda önemli etkisi söz konusu. Bu vizyonun, biraz evvel bahsettiğim ve 2000’lerden sonraya sarkan Anadolu dergicilindeki atılımla da kuşkusuz ortak paydaları mevcut.

Eleştiride Ali Celep’e dikkat

Özellikle eleştiri dergiciliği dediğimiz alana kayma iddiası ortaya koyan derginin bu vizyonunu, uzun süre müstear isim kullanan Ali Celep’in yazıları sürükledi denilebilir. Kertenkele üzerine diğer dergilerde yazılan bütün yazılarda da bu hak teslim ediliyor. Günümüz dergilerinde yayınlanan şiirler ve şairlerin ilk kitapları üzerine yoğunlaşan bu yazılar çok ilgi çekti. Benim bu yazılarda gördüğüm; Ali Celep’in, belirlenmiş kliklerin, grupların, şair cemaatlerinin ve ideolojik kapanların çok dışında salt estetik belirlenimler ile yola çıktığıdır. Farklı kesimlerden ve Kertenkele ile uzaktan yakından hiç ilgisi olmadığı halde üzerine yazı çıkartılan bunca isim, dergiyi aynı zamanda ‘merkez’deki dergi oluşumlarının yanına çekti. ‘Merkez’deki dergi oluşumlarının önemli bir kısmında mesela, böylesi bir genişlik göremeyiz. Bunu bir olumsuzlama olarak söylemiyorum. Ve belirli bir kadro, anlayış ve yayın politikasına yaslanan dergi oluşumlarının da mutlak bir ihtiyaç olduğunu düşünüyor ve önemsiyorum. Kertenkele bu özelliği ile ayrışıyor sanırım. Tabii bütün bunlar Ali Celep’in metinleri üzerinden gelişen tartışmalar…
Ali CelepCelep yeni çıkan sayıda, 124 sayfa olarak sunulan derginin neredeyse yarıya yakınında yine ilk kitaplar ve dergilerdeki şiirleri incelemeye devam ediyor. Ali K. Metin’in 1999 yılında Beyan Yayınları’ndan ve Vural Kaya’nın da 2007 yılında Ebabil Yayınlar’ından çıkan ilk kitaplarını inceleyen Celep, ‘dergilerde yayınlananlar’ bölümünde de Akif Kurtuluş’un Heves’te, Ahmet Güntan’ın Kitap-lık’ta, Esma Güneş’in Fayrap’ta, Onur Bayrak’ın Kertenkele’de, Gonca Özmen’in Heves’te, Resul Tamgüç’ün Bir Nokta’da, Orhan Tepebaş’ın Dergah’ta, Mustafa Özçelik’in Bir Nokta’da ve Ali Emre’nin Karagöz’deki birer şiiri üzerine eğilmiş.

Şevval büyümüş de küçülmüş

Kertenkele’nin yeni sayısında şiir yayınlayan isimler ise şöyle: Şevval Sert, Onur Bayrak, Murat Tuzcu, Muhammed Hüküm, Bülent Keçeli, Şinasi Tepe, Ali Celep ve Muammer Yavaş. Bu isimlerden Şevval Sert’in ilköğretim 5. sınıf öğrencisi olduğunu ve şiirinin kendi yaşına göre oldukça iddialı ifadeler içerdiğini ekleyelim. Kertenkele özellikle bu tür yayın anlayışı olarak da diğer dergilerden farklı bir politikaya sahip. Başka sayılarında da küçük yaştaki öğrencilerin şiirlerine yer vermişti.

Adnan Duran’ın “Bir Ayete Bir Adım” adlı yazısı; Levent Şen’in, Adem Turan’ın yeni yayınlanan seçkisi “Şairlerin Gazze’si” üzerine incelemesi; M.Arzu Ayan’ın “Ostrov” başlıklı film yazısı; Aydın Hız’ın “Aliya İzzet Begoviç” portresi; Orhan Tepebaş’ın, Tütün dergisini çıkartan ekipten Ahmet Şimşek’in bir şiirinden hareketle “Boşluğu Daraltan Atlılar” ve kalem üzerine yazdığı metin yine derginin dikkat çeken başkaca yazıları. Ben, Kertenkele’nin bu sayısında, şiirlerini Defter, Varlık, Kavram Karmaşa, Ütopiya ve Mecmua gibi dergilerde yayınlayan şair Bayram Balcı’nın yeni çıkan kitabı “Livar”daki “gerilim” meselesi üzerinde durdum.

19. ve 20. sayılarını birleştirerek sunan Kertenkele dergisi böylece yaz mevsiminde tatil yapacak gibi. Ağustos sonu veya Eylül başında da sanırım 21. sayısı ile tatilden dönecek.

Mustafa Celep

Kertenkele edebiyat ve düşünce dergisi iletişim:
kertenkeleedebiyatdergisi@gmail.com

2009-03-28

Kertenkele'nin 15. sayısı çıktı !..


OSMAN ÖZBAHÇE VE AHMET EDİP BAŞARAN KERTENKELE’DE MERCEK ALTINDA!








Dergilerin çoğulluğunu önemseyen Asım Gültekin’i selamlıyorum ! dergilerin çoğulluğu içinde iyi işler yapan seçkin ve nitelikli dergiler hâlâ var. Ve varlığını belirginleştiren bir şey daha var: yokluğundan yakındığımız bir şey: ELEŞTİRİ !

Genel edebiyat ortamında ve muhafazakar kesimde kolay ve hazırcı bir hüküm cümlesidir bu: Bizde Eleştiri Yok !

Bu hükmü her yönüyle geçersizleştiren bir dergi olarak gördüğüm KERTENKELE EDEBİYAT VE DÜŞÜNCE dergisi şimdilerde 15. sayısını yayınlamış bulunuyor.

Sessiz sedasız bir dergi değil aslında Kertenkele! Büyük cümleler de kurmuyor. İşi gücü şiir ve titizlikle şiire eğiliyor ve bu anlamda sağduyulu, dengeli, olgun ve mütevazı.

Kertenkele’de ağırlıkta olan yazıları düşündüğümüzde, bu derginin, şiir eleştirisini de gündemine alacak olan genç şaire kılavuz niteliği taşıyan tarafıyla, deyim yerindeyse çantasında hemen her zaman bulundurması gereken ‘başucu niteliğinde bir dergi’ vasfıyla varlık gerekçesini içeriğinde barındıran bir yoğunluk ve incelikle yayın dünyasında ve şiir ortamında kendine köklü ve sarsılmaz bir yer ediniyor.

Bu sayısında bu yazılardan C.Ali Ahmet imzalı, Bugünün Türk Şiiri Üzerine Konuşmalar-2 adlı yazı 90’ların önemli şair-eleştirmenlerinden Osman Özbahçe’nin ilk şiir kitabını enine boyuna bütün ayrıntılarıyla çözümleyen, şiirine dair derinlemesine tespitlerde bulunan, ve bugüne kadar yapılmamış incelikte ‘deşen’ tarafıyla ön plana çıkıyor.

Zihnimizi derinleştiren bir yazı da , Şiir İşleri-3 (Dergilerdeki Şiirleri Okurken) adını taşıyor. Bu yazıda Ücra dergisinden Bülent Keçeli, genç şiirin duygusal devrimcilerinden Ahmet Edip Başaran, şiirlerini ilk defa Kertenkele’de yayınlayan 1992 doğumlu Ahmet Çiçek ve Karagöz dergisinden Berk İybar’ın şiirleri , olumlu-olumsuz yönleriyle dengeli bir biçimde eleştiriye tabi tutulmuş.

Kertenkele’de yer alan bir diğer yazı da bu sene içerisinde Ebabil yayınlarından eleştiri kitabı çıkan (İkinci Yeni ve Türk Şiirinde Modernizm) Yakup Altıyaprak imzalı. Altıyaprak , 80’ler şiirinde önemli bir yeri olan Tuğrul Tanyol’un şiirine dair çözümlemede bulunmuş.

Selçuk Küpçük, Kertenkele’ye müzik yazılarıyla katkıda bulunmaya devam ediyor.

Türkiye’de genç şair olup da Nizar Kabbani’yi tanımayan, tutkunu olmayan yoktur sanırım. Ahmet Edip’in bir Kabbani hayranı olduğunu şahsen biliyorum. Kemal Yüksel imzasıyla yetkin çevirisi yapılan , ‘İsmi Şura Olan Kadını Arayış’ adlı Kabbani’nin bu şiiri, taşıdığı muhalif duruşuyla gündeme denk düşen bir özelliğe sahip.

Geçen senelerde elim bir trafik kazasında kaybettiğimiz, Kertenkele’nin kurucularından Muhammet Esat Eroğlu’nun Hışırtılı Yazılar-1 adlı alıntı yazısı, bir vefa örneği olarak dergide yer alan yazılardan.

Kertenkele’de şiirleri yayınlanan isimlerse şöyle: Bülent Keçeli, İshak Koç, Şinasi Tepe, Ezra Cenker, Abdulkadir Akdemir, Nihat Ağacıkoğlu, Muammer Yavaş.

Kertenkele’ye telefonla veya e-mail atarak katkıda bulunmanız mümkün.

Dengeli ve ölçülü olduğunuz takdirde Kertenkele’de yeriniz her zaman hazır.

Mustafa Celep


İrtibat:
kertenkeleedebiyatdergisi@gmail.com
05055733271

2008-10-12

"Kertenkele" edebiyat ve düşünce dergisi


ELEŞTİRİNİN NABZI KERTENKELE'DE ATIYOR !

-"Kertenkele" edebiyat ve düşünce dergisinin 14.sayısı-

Ordu-Ünye merkezli Kertenkele Edebiyat ve Düşünce Dergisinin 14. yolculuğu, kazandığı yeni ivmelerle devam ediyor. Esasa ilişkin olarak eleştirinin nabzı Kertenkele'de atıyor. Kertenkele , her sayısıyla Türk Şiir Eleştirisinin sıkı yapıtına yeni metinler kazandırıyor. Günümüz şiiri bu dergide lirikten epiğe yeni ve özgün okumalara tabi tutuluyor. Erdem Bayazıt' tan Lale Müldür' e Furkan Çalışkan' dan Mustafa Akar' a Türk şiirine yönelik eleştirel bakış açıları kendi içinde çeşitlilik ve derinliği de barındırıyor. Kısıtlı imkânlarla yolculuğuna devam eden Kertenkele' de müzik yazısından roman incelemesine tam bir çeşitlilik hakim.

Kertenkele' de yer alan imzalar ve yazılar şöyle:
Kertenkele: İç Söz
Ezra Cenker : İlk Şiirler' den
Mustafa Celep: Çıkış İçin Yeni Bir Macera
Bülent Keçeli: Aşırı Oğul
Orhan Tepebaş: Mürekkep Düşleri
Fatih Çodur: Atletik Muhtarın Adaleti
İshak Koç: Renk Şüphe Ve Çizgiler
Muammer Yavaş: Cinnet Notları 3-4
Muhammet Eroğlu: Çığlığını Böldü Yarım Kalmış Islık
Muhammet Hüküm: Selim İleri' nin Romanı ve Romancılığı
Selçuk Küpçük: Popüler Kültür Karşısında Bir Sığınak Olarak Erkan Oğur' un Müzikal Duruşu
Mustafa Celep: Lirizme Üç Kitap
Mustafa Celep: Mücadeleci Şiir
Orhan Tepebaş: Lale Müldür Şiiri Üzerine Genel Bir Bakış
Serdar Akdağ: Dengede Bir Karşı Duruşun Şiiri (Erdem BAYAZIT)
Hakan Özen: Çukur
Muhsine Arzu Ayan: Kunde Kor-Kör Baykuş-Sadık HİDAYET
Ali Rıza Güç: Kayıp Öküz
C.Ali Ahmet: Ey (Erdem BAYAZIT)
C.Ali Ahmet: Bugünün Türk Şiiri Üzerine Konuşmalar
C.Ali Ahmet: Şiir İşleri-2

İrtibat:
Adres :
Kertenkele Kitap-CafeKaledere Mh. Belediye Cd. PTT Yanı
Ünye / Ordu
0505 573 32 71
Yazışma Adresi :
P.K.3 Fatsa-ORDU
İstanbul İrtibat :
Zen Yayıncılık - Kitap KültüreviSelami Ali Efendi Cd. Huzur Çarşısı No: 9 / 21 Üsküdar / İstanbul
0216 553 33 73
E-mail :
kertenkeledergisi@gmail.com

2008-06-02

Tavır dergisi Kertenkele


Tavır dergisi Kertenkele Üç aylık edebiyat ve düşünce dergisi Kertenkele yeni tasarımı ile 13. sayısını çıkardı. Daha evvel cep dergisi diyebileceğimiz ebatlarda tasarlanan dergi format değiştirerek büyük boy dergilerin arasına katıldı. Yayın yönetmenliğini şair Muammer Yavaş ve editörlüğünü Şermin Hüküm’ün yaptığı dergi son dönem Anadolu’nun değişik merkezlerinde çıkan nitelikli dergiler arasında değerlendirebileceğimiz bir bütünlük sunuyor. Çıktığı günden beri tavır dergiciliği geleneğine yaslanan Kertenkele bu yeni sayısında millet iradesine süngü uzatıldığı 27 Nisan muhtırasından 31 Mart’a kadar önemli tarihleri anarak okuyucusuna merhaba diyor. Önceki sayılarına nazaran artık daha poetik metin ve inceleme yazılarına yer veren dergi tasarımının yanında içeriği bağlamında da yeni açılımlar yapıyor bir bakıma. C.Ali Ahmet’in günümüz edebiyat dergilerinde şiir yayınlayan bazı şairlerin şiirlerini incelediği yazı okunmaya değer. Ahmet bu yazıda Zeynep Arkan’dan Ömer Şişman’a, Osman Özbahçe’den Hayriye Ünal’a kadar birçok şairin dergilerde yeni yayınlanan şiirlerine yeni bir bakış açısı sunuyor. Türk Şiirinin önemli eleştirmenlerinden Hüseyin Cöntürk üzerine Mustafa Celep de dikkatle okunmaya değer bir yazı hazırlamış. Mustafa İjaz ise felsefi bir tartışma olarak Arkhe nedir? sorusuna cevap aramış. Serdar Akdağ Osman Sarı’nın şiiri, Adnan Duran Yunus Emre’nin şiiri üzerine incelemelerde bulunmuş. Yahudi asıllı Romanyalı şair Paul Celan’ın hayatı ve şiiri üzerine Mustafa Özdemir’in yazısı da derginin önemli metinlerinden birisi.Ali Rıza Güç’ün Cumhuriyet’in ilk yıllarının önemli sanat adamı Münir Hayri Egeli, Selçuk Küpçük’ün de Pakistanlı Kavvali sanatçısı Nusret Fatih Ali Han üzerine hazırladıkları müzik yazıları derginin bir başka açılımı.Kertenkele’nin 13. sayısının şairleri ise şunlar : Yaşar Salkım, Muammer Yavaş, Murat Şahin, Orhan Tepebaş, Muhammet Hüküm, Ezra Cenker, İshak Koç, Ahmet Çiçek, Mustafa İjaz ve Mustafa Celep.Ayrıca Kertenkele dergisinin kurucularından ve önceki yıl elim bir trafik kazası sonucu kaybettiğimiz şair Muhammet Esat Eroğlu’nun da daha evvel yayınlanmayan üç yeni şiiri yer alıyor dergide.

İrtibat:
kertenkeledergisi@gmail.com