varlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
varlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2010-07-20

'Varlık' dergisi

Temmuz 2010

Dergimizin yayına başladığı 1933 yılından bugüne kadar özenle sürdürdüğü ‘edebiyatımıza yeni değerler kazandırma’ çabası, 77. yılımızda da edebiyatseverleri yeni imzalarla buluşturuyor.

2010Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri “Şiir” dalında Halil İbrahim Polat’a, “Öykü” dalında Pelin Buzluk’a verilirken, “Şiir”de Mesut Varlık, Emre Varışlı, Uğur Erden, “Öykü”de Nazlı Karabıyıkoğlu, Serhat Çelikel ve Ercan Y. Yılmaz dikkate değer bulundu.

Ödül alan ve dikkate değer bulunan kişilerin söyleşi, şiir ve öykülerini bu sayımızda yayımlıyoruz.

Dosya: “Novalis’ten Yılmaz Güney’e Yeryüzüne Düşen Işık” – Göksel Aymaz, Mehmet Öztürk, Mehmet Mert

Yazılar: Avrupa’nın Rahmine Girmek II (Hasan Bülent Kahraman), Rasim Özdenören Öyküsünde Yeni Yorumlar (Mustafa Şerif Onaran), Rıza Tevfik – Abdullah Uçman (İbrahim Yıldırım), Paul Auster’ın “Görünmeyen”i ya da Meraki Okura Oynanmış Küçük Yazınsal Oyunlar Üstüne (Halûk Sunat), Sina Akyol: Haytalık ve Ötesi (Ali Özgür Özkarcı), Pişmanlık Üzerine (Melike Belkıs Aydın), Yücel Kayıran’ın “Kritiğin Toprağında”sı (Metin Cengiz), Dylan Thomas’a Mektup: Kuğudeniz’li Dylan ya da “Sevda Bilmeyene Hayâl Düş Gelir” (Tozan Alkan)

Söyleşiler: Berrin Karakaş, Zeynep Uzunbay

Şiirler: Ahmet Necdet, Yücelay Sal, Abdülkadir Budak, Murathan Mungan, küçük İskender, Alper Çeker, Mehmet Öztek, Harun Atak

Varlık bu ay da Çok Özel İsimler Sözlüğü, Anlar/Zamanlar, Boş Zamanlar, Çevirdim Dilim Yandı, Dergiler… Dergiler… “Toz ve Töz Yuvaları” köşeleri, Semih Poroy’un desenleri ve son çıkan kitaplar üzerine yazıların bulunduğu Kitap Eki bölümüyle okurlarıyla buluşuyor.

2009-02-26

Alışılmamış bağdaştırma...

Varlık Vergisi, bir zulüm aracı olarak 40'lı yılların başlarında bu millete musallat edilmişti. Bu vergi bırakın halkı perişan etmeyi, kimi uygulamalarıyla ölümlere yol açmıştı. Ölümcül etkiler doğuran Varlık Vergisi'nin edebiyat sahasında karşılığı var mıdır diye sorarsanız, evet derim: Varlık Dergisi...

Varlık Dergisi, 75 yılı geçkin (1933) hayatı boyunca resmî söylemin edebiyat yayın organı olarak adını var kılmıştır. Merkezî ideolojinin hayat bulduğu bu dergi, kuşkusuz kendi fonksiyonunu başarıyla gerçekleştirmiştir. Ayrıca, mensup olduğu dizgenin doğal bir otoritesi olarak kimliğini uzun sayılabilecek bir süre içinde sabit tutmuştur. Bu sabitlik, diğer bir ifade ile vakıf kurum oluş hali, beri yandan ölü bir kütlenin oluşumunu gündeme getirmiştir: Türkiye resmî ve merkezî edebiyat ortamının nicedir tükenmişlik manzarası sergilemesi ile Varlık Dergisi arasında doğrudan olmasa bile dolaylı bir bağlantı vardır sanırım.

Varlık Dergisi, yahut onunla kol kola vermiş kurumların etken olduğu ölü edebiyat ortamı bir yana, bunların kişi ve kitlelere uyguladığı farklı boyutlu zulümler daha önemlidir...

Bunu örneklendirerek daha açık hale getirmek istiyorum. Kuşkusuz Varlık Dergisi üzerinden...

Bu dergi, Şubat 2009 (S. 1217) sayısında "Ortadoğu'nun Vicdan Sınavı: Gazze" ve "Şiirimizde Filistin Direnişi" dosyalarıyla görünüşte göz doldurucu bir hamle yaptı.

Başta "İsrail Meselesi"ne temas ediyor oluşuyla dikkat çekiciydi dergi. Ardından, özellikle "Şiirimizde Filistin Direnişi" dosyasında Sezai Karakoç'un adını kapaktan takdim etmesi daha da heyecan vericiydi. Öyle ya, konuyla ilgili yapılan ankette Sezai Karakoç'a soru sorulduğu ve üstadın buna cevap verdiği zannına kapılıyordunuz. Aynı listede bazı resmî ve gelenekçi isimlerin de yer alması, sizin Sezai Karakoç'la ilgili zannınızı galip kılıyordu. Fakat hayır, ortada şaire ve okuyucuya yapılmış bir zulmün kol gezdiğini derginin sayfalarını açınca hemen görüyorsunuz. Zira, Karakoç'un bir şiiri Gülten Akın'ın bir manzumesiyle birlikte iktibas edilmiştir ve bu bağlamda, birilerine sorular yöneltilmektedir. Bir diğer ifadeyle Karakoç'un şiiriyle Akın'ın manzumesi tokuşturulmaktadır. Savaş bağlamında, hangisi daha iyi?

Sözünü ettiğimiz 'tokuşturma' faaliyetinin boyutlarını merak edenlerin beklentilerini bariz bir örnek sunarak burada karşılayalım. Anket sorularını cevaplayan Emel İrtem'in cümleleri, Karakoç'un alıntı yapılan 'Alınyazısı Saati- 1" ile ilgili. Okuyoruz: "Erkek dilinin o sert ve dik sözcükleriyle kurulmuş bu şiirin gölgesinde bütün bir insanlık trajedisinden ziyade Müslümanların trajedisi durmaktadır. Bu gün Hitler için övgüler düzen anlayışın acınası pervasızlığı gücünü bu tip söylemlerden almaktadır."

Emel İrtem'in Sezai Karakoç'un şiiriyle Hitler'e övgüler düzenlerin metinleri arasında özdeşlik kurması, onun yazısı bağlamında sergilediği tek zulüm unsuru değildir. Zira, aynı kalem, Mehmet Âkif Ersoy'a da iftira atmaktadır. İftira ve zulüm, Âkif'in "Hakkın Sesleri"nde yer alan ve iman etmiş bir kişinin Rabb'ine yakarışlarından ibaret olan bir şiiri "Tanrı'nın merhamet"sizliğine tevil etmek şeklinde tezahür etmektedir...

Bu tutum Varlık Dergisi'nde kişisel boyutlarda kalsa ciddiye alınmaz. Fakat hayır, Filistin ve Gazze bağlamında yayınlanan manzum metinlerde de benzeri bir algı söz konusudur. Sözgelimi, Sezai Karakoç'un şiiriyle 'tokuşturulan' Gülten Akın'a ait "Deprem Savaş ve Çocukların Tanrısı" başlıklı manzumede şöyle deniliyor: "ateşler içinde Ortadoğu/ah ey Musa ah ey Muhammed/Tanrı çocuklarını unuttu mu?" Bir başka örnek de Metin Demirtaş'ın "Filistinli Kız Çocuğu" adlı metninden. Şunlar söyletilir kahramana: "Çığlığım ürpertiyor yıldızları/Medet umuyorum Tanrı'dan/Tanrı sahiden var mı,/Kuşku duyuyorum."

Kısacası, Varlık Dergisi'nin hazırladığı dosyalarda maksadın üzüm yemek değil, bağcı dövmek olduğu anlaşılmaktadır. Bu bakımdan, Varlık Vergisi ile Varlık Dergisi arasında, alışılmamış bağdaştırma zannedilen irtibatı, alışılmış kılabiliriz...

Cevat Akkanat

Kaynak:
Millî Gazete
26 Şubat 2009

2009-02-20

Edebiyat dergilerinde Gazze duyarlığı


Geride bıraktığımız 2008 yılının son günlerinde insanlık; savaş, kavga ve 'güven bunalımı'yla geçen yorgun bir yılı daha hafızalarının geri dönüşüm kutusuna atmak üzereyken 'acıların coğrafyası'ndan bir haber yayıldı.

İsrail, belirli periyotlarla gerçekleştirdiği saldırıların bir 'yeni'sine daha başladığında takvimler 27 Aralık'ı gösteriyordu. Üç hafta kadar süren Gazze saldırılarında kadınların ve çocukların çoğunlukta olduğu yüzlerce kişi hayatını kaybetti, binlerle ifade edilecek sayıda 'eksilmiş' aile de evsiz kaldı. 'Büyük' devletlerin sadece 'kaygıyla' izlediği saldırıları, ne zaman bozulacağı belli olmayan tekinsiz bir ateşkes izledi her zamanki gibi. Diplomatik dilde 'orantısız güç' olarak adlandırılan Gazze saldırılarına başta BM olmak üzere uluslararası kuruluşların ve devletlerin gösterdiği tepki oldukça cılız kaldı.

Türkiye, hükümetinden sokaktaki vatandaşına kadar yaşanan vahşete en çok tepki gösteren ülkeydi hiç şüphesiz. Birçok yerde gösteriler düzenlenirken bir yandan da şair ve yazarlar, Filistin halkına destek amaçlı bir bildiri kaleme alıp okudu. Şiirin 'işlevi'nin giderek daha fazla sorgulandığı bir dünyada, yarım asırdan fazla devam eden böylesi bir soruna şairlerin göstereceği tepki ne işe yarar diyenler çıkabilir. Yakın zamanda dünya sahnesinden çekilen Filistinli şair Mahmut Derviş'in dilinden söyleyecek olursak "Bir şiir, ne kadar güçlü olursa olsun, asla bir savaş uçağını düşüremez, ama bir pilotun düşüncelerini etkileyebilir". Edebiyat dergileri de, -Derviş'in sözünü hatırlatırcasına- bu konuya duyarsız kalmadı ve Gazze saldırılarını değişik yönleriyle ele alarak kapaklarına taşıdı.

Türkiye'nin halen yayınlanmakta olan en eski dergisi Varlık, iki farklı dosyayla Gazze ve Filistin konusuna eğiliyor şubat sayısında. Genel yayın yönetmenliğini Enver Ercan'ın yürüttüğü derginin, 'Ortadoğu'da Vicdan Sınavı: Gazze' başlıklı ilk dosyası, analizci yazılardan oluşuyor. Amerika'nın değişik üniversitelerinde görev alan Joseph Massad ve Jennifer Loewenstein ile Filistin konusundaki kitaplarıyla tanınan Norman Finkelstein'in makalelerinin yanı sıra Sezai Sarıoğlu'nun "Tarihe Bak Anlarsın" yazısı da meselenin tarihî yönünü inceliyor. 'Şiirimizde Filistin Direnişi' adlı ikinci dosya ise, Sezai Karakoç'un 'Alınyazısı Saati - 1' ile Gülten Akın'ın 'Deprem Savaş ve Çocukların Tanrısı' şiirleri eşliğinde bir soruşturma niteliğinde. İhsan Deniz, Tahir Abacı, Adnan Özer, Afşar Timuçin, Zeynep Uzunbay, Ömer Erdem, Emel İrtem, Betül Dünder ve Mustafa Köz'ün katıldığı soruşturma, Karakoç ve Akın'ın şiirlerinin değerlendirmesi üzerinden ilerliyor.

Şeref Akbaba editörlüğünde çıkan 'Ay Vakti' dergisinin 'Gazze' adlı kapak dosyasında Naz Ferniba, "Kalk ayağa' desem Filistin" başlıklı denemesiyle insanlığa sesleniyor. Nurettin Duman'ın 'Buradan Bakınca Gazze' ve Şeref Akbaba'nın 'Yaşamak İçin Öldürmeyeceksin' şiirleri de dosyadaki yerini almış. Son Gazze saldırıları ve Filistin sorununun daha çok siyasi yönlerine odaklanan 'Mostar' dergisi, kanlı bir çocuk ayakkabısını koymuş kapağına. Derginin Gazze dosyasında Mustafa Şentop, Naci Bostancı ve Mesut Özcan'ın siyasi analize kayan yazılarının yanı sıra Rasim Özdenören'in 'Filistin Dilemması' başlıklı yazısı dikkat çekici.

Yayın yönetmenliğini Mürsel Sönmez'in yaptığı 'Bir Nokta', Mahmut Avcı, Serkan Tarifçi, Resul Tamgüç ve Michael Heart'ın şiirleriyle Gazze konusuna şiirsel bir bakış sergiliyor. Abdülkadir Budak yönetiminde yayınlanan 'Sincan İstasyonu', şiirin işlevini sorguluyor. İnsanlığın şairlikten önce geldiğini belirten Budak, 'Gazze ve Şair' başlıklı kapak yazısında, şair için "Şiirdir onun tüfeği; namlusundan çiçekleri fırlatan" diyor. Ferhat Kalender'in yayın yönetmeni olduğu 'Yolcu' dergisi, Filistin direnişinin sembollerinden sapanı yerleştirmiş kapağına. Dergi, birçok ismin şiirleriyle destek verdiği dosyaya ek olarak politik Arap şiirinin en önemli isimlerinden Suriyeli şair Nizar Kabbani'nin 'Kudüs' adlı şiirinin bulunduğu poster hediye ediyor okurlarına.

Ali Koca

Kaynak:
"Zaman" gazetesi
20 Şubat 2009

2008-10-07

"Varlık" dergisi


"Varlık" dergisi, Ekim 2008

İçindekiler:

Semih Poroy / Çizi-yorum
Emine Tuğcu / Türk Romanında Korkunun İzlerini Sürerken
Tuğba Özok / Hurafenin Ardındaki Aydınlık: “Yatır”
Hatice Acer / Yaşam ve Ölüm arasında: “Uzunharmanlar’da Bir Davetsiz Misafir”
Işıl Emir / “Kar Kuyusu” Romanında Anne-Çocuk İlişkisi
Sennur Sezer / Nasıl mıyım?
Didem Kocaoğlu / Hissizleşen Yaşamlardan Bir Kesit: “Hissizleşme”
Murathan Mungan / Şiirler
Mustafa Şerif Onaran / İlhan Berk’I Anlamak
Ahmet Necdet / Ay Gazeli
Haydar Ergülen / Keşke “İlhan Berk” Diye Bir Ders Olsaydı
Erendiz Atasü / Ayla Kutlu ve Kadınlığın Tarihçesi
Mehmet Mümtaz Tuzcu / Peki Guil Kim?
Enver Ercan / Şiirin Arkadaşı Mustafa Şerif Onaran
Mustafa Şerif Onaran / Bir Başka Mevsim
Nilüfer Açıkalın / Edebiyat ve Barış
Süreyyya Evren / Hiç Ayılmadan İli Regl arasında
Hasan Bülent Kahraman / “Ölümü Yaşamak”
Temer Kütükçü / Cumhuriyet’in 85. Yılında “Alaturka Müzik” tartışmaları ve “Fatih – Harbiye” Örneği
Enis Akın / Sandviçlerden Sakının
Feridun Andaç / Üstümüzdeki Gül Yaprağı
Selçuk Aylar – Savaş Kılıç / Osmanlı’da İki Aşk Cinayeti
Deniz Yalvaç / Müge Sökmen ile Söyleşi
Mevisel Yener / Frankfurt Kitap Fuarı’nda “Boy Gösterip de Ne Olacak?”
Hayriye Ünal / Göz İzi
Orhan Kayhaoğlu / Telarca: Kayıtlar, Soundlar Estetize Edilebilir mi?
Emrah Pelvanoğlu / Erh
Mahmut Derviş / Rubailer
Çevbir
Alphan Akgül / Major Tom
Küçük İskender / Rimbaud’un Seyir Defteri
Meriç Sabutay / Unutmak
Elif Ağaçayak / Şiirler
Erbil Çare / Mışıltı
Mustafa Bilgücü / Kılıç
KİTAP EKİ:
Gamze Gürses, Neslihan Gürel, Sedat Demir, Mustafa Köz, Irmak Zileli, Ömer Kumsal, Özge Ercan, İsmail Cem doğru, Hülya Soyşekerci, Burca Başar, Gültekin emre, Reyhan Koçyiğit

2008-09-14

'Yaralı bilinç'


Varlık dergisi, Yahya Kemal Yılı dolayısıyla, Ekim sayısında Yahya Kemal için ayırdığı bölümde, "Atik Valde'den İnen Sokakta" şiirini tartışmaya açmış.
Bu şiir etrafında Yücel Kayıran tarafından yapılan kapsamlı değerlendirmenin yanı sıra, Doğan Hızlan, Ataol Behramoğlu, Kemal Bek, Oğuz Demiralp, Şavkar Altınel, Adil İzci ve İrfan Yıldız'ın görüşlerine yer verilmiş. Benim de kısa bir yazıyla katkıda bulunduğum dosyada, dikkatimi çeken değerlendirmelerden biri Şavkar Altınel imzasını taşıyor. Ancak Altınel'in değerlendirmesine geçmeden önce, söz konusu şiirden kısaca söz etmeliyim:

Bir Ramazan günü iftar vaktine doğru, "öz varlık" dediği "manzara"yı daha derinden hissedebilmek için kalkıp çok sevdiği Atik Valide semtine giden Yahya Kemal, bu semtte yerli halkın iftar vaktini nasıl yaşadığından söz eder. Ramazan'ın yarattığı manevi hava sokakların her zamanki sükûnetini bir tatlı bekleyişe çevirmiştir. Süzülmüş benizleriyle çarşıdan birer birer dönen mahalleliler ve bakkalda bekleşen fukara kızcağızların telaşı iftar vaktinin yaklaştığını göstermektedir. Bir süre sonra bir top gürültüsüyle gün biter ve sokak büsbütün boşalır. Oruçlar açılmış ve şimdi kerpiç evleri derin bir neş'e kaplamıştır. Sokakta tek başına kalan Yahya Kemal, bu 'ferahlı', 'temiz' âlemden ve yurdun bu güzel iftarından uzak kaldığı için kendini adeta gurbette (yani yabancı, "köksüz" ve "öksüz") hissederek üzülür. Tek tesellisi, "çok şükür" böyle duygularının kalmış olmasıdır. "Tenha sokakta kaldım oruçsuz ve neş'esiz" mısraının geçtiği "Atik Valde'den İnen Sokakta" şiiri, her şeye rağmen yitirilmeyen bu duygunun şiiridir.

"Bu sahne" diyor Şavkar Altınel, "V. S. Naipaul tarafından yazılmış olsaydı, yazarın köksüzlüğünün yanı sıra, baktığı insanların acısını da yansıtır, yoksulluğun ve ezilmenin çarpıttığı dünyalarını 'ferahlı ve temiz' değil, korkunç olarak görmemizi sağlardı. Yahya Kemal, her yazarın yapması gereken iki şeyden, yani kendi deneyimine sadık kalmakla dünyanın yaşayan gerçeğine sadık kalmaktan yalnızca birisini yapmış, kendisine sadık kalmış, ama dünyayı duygusal bir rüyaya dönüştürerek ona ihanet etmiştir!"

Altınel önemli bir tespitte bulunuyor; söz konusu şiire elbette bu açıdan bakmakta da fayda vardır. Ancak Yahya Kemal, yoksulluğa gerçekten kayıtsız mı kalmıştır? Yoksa halkın kendi yoksulluğunu yaşayış biçimine duyduğu saygıyı mı ifade ediyor? Yoksulluk her zaman 'korkunç' mudur? İnsan yoksulluğunun üzerine mutluluk inşa edemez mi? Yani insan, yoksulluğunu bir öfke ve isyan olarak değil, Fuzuli'nin ifadesiyle "fakîr-i pâdşeh-âsâ gedâ-yı muhteşem" olarak yaşayamaz mı?

V. S. Naipaul, bir iftar vaktini 1930'ların Atik Valde'sinde yaşasaydı, Yahya Kemal gibi mi düşünürdü, Şavkar Altınel gibi mi? Emin değilim. Bu tartışılabilir bir meseledir.

Yahya Kemal, söz konusu şiirin doğmasına yol açan ziyaretten dönerken, yıllar sonra Orhan Şaik Gökyay'a anlattığına göre, vapurda Mehmed Âkif'in dostlarından biriyle karşılaşmış ve sohbet sırasında söz şiire ve Âkif'e intikal edince şunları söylemiş: "Eğer Âkif benim duyduğum İslâm'ın şevkini, hüznünü duymuş olsaydı başka türlü olurdu. O İslâm'ın yükselişini, akaidini terennüm etti; şiir, Atik Valde'nin iftar saatidir. O zat teslim etti bunu. 'Evet, Âkif'in bu tarafı noksandır' dedi. O İslâm'ın sefaletini anlatmıştır, yani sosyaldir."

Meseleye Şavkar Altınel gibi bakılacak olursa, Âkif'in de, dünyanın yaşayan gerçeğine sadık kaldığını, sadece Müslüman halkın yoksulluğundan, içinde yüzdüğü sefaletten söz ederek kendi 'deneyim'ine ihanet ettiğini söylemek gerekecektir. İşin tuhafı, Âkif bu yüzden eleştirilmiş ve şiire ihanet etmekle suçlanmıştır.

Varlık dergisinin soruşturmasına verdiğim cevapta, Yahya Kemal'in dramını ben de Daryush Shayegan'ın "yaralı bilinç" kavramını kullanarak şöyle açıkladım:

"Bilindiği gibi, İranlı düşünür, köklü bir medeniyete sahip olmakla beraber modernitenin ani atakları karşısında şaşkınlığa uğramış, gelişmelere ayak uydurabilmek için acele ederken üstüste yanlışlar yapan toplumlarda özellikle aydınların yaşadığı 'kültürel şizofreni'yi tahlil etmektedir. Bu gibi toplumlarda, en moderninden en muhafazakârına kadar, bütün aydınların ayırıcı vasfı, duygu ve düşünce dünyalarında iki farklı kültürün sürekli itişip kakışmasından doğan zihin çarpıklıklarıdır. Bir yanda tarihin dışına düşme (anakronizm) kaygısı, diğer yanda "köksüzleşme" (yabancılaşma) korkusu...

Mehmed Âkif gibi aydınlar ise, Yahya Kemal'in oruçsuz olduğu için hüzünlendiği saatlerde iftar sofralarındadırlar; dolayısıyla onun hissettiklerini hissetmeleri mümkün değildir. Ne var ki onlar da tarihin dışına sürüklenmemek için moderniteyle başka türlü bir alışveriş içindedirler; kaçınılmaz bir realite olarak karşılarında buldukları 'garp' medeniyetini meşrulaştırmak için kendilerini ait hissettikleri medeniyetin depolarından gerekçeler devşirip dururlar. Onların 'bilinç'leri de yaralıdır."

Beşir Ayvazoğlu


"Zaman" gazetesi
11 Eylül 2008