mostar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mostar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2013-07-29

Mostar dergisi, 101


Mostar olarak 101. sayımızda "İşini Değil Eşini Bulan Kazanır" diyerek evlilik meselesini kapağımıza taşıdık.  Kapak yazımızı Mehmet Raşit Küçükkürtül yazdı.

Mehmet Raşit Küçükkürtül, Tiyatrocu Ahmet Yenilmez ile ilgi çekici bir söyleşi yaptı. Emre Baştuğ “Zaman İçinde Zaman” başlıklı araştırma röportaj yazısıyla, Mümin Munis “Azad Yokuşunda Bir Veli”, Muharrem Yeşilyurt “Milleti İçin Yaşamanın Ustası Olmak”, Sedat Bayraklı “Amerikan Yasakları” ve “Evlilik Âdetleri” Sulhi Ceylan “Zamana Hapis Olmak”, Süleyman S. Şahin “Japon Sineması” ve Argun Cevher Önce “Olmasaydı Bazı Şeyler”, Beyaz Arif Akbaş “Dîvân-ü Lûgâti’t-Türk’ün İzinde Ali Emîrî Efendi” isimli yazılarıyla sizlerle buluşuyor.

Dergimizin en önemli bölümü olan “Tezgâh” bu ay sizlerden gelenlerle daha bir hareketli oldu ve gün geçtikçe profesyonel bir edebiyat yayını olmaya doğru da gidiyor. Tezgâh’da bu ay yazı gönderen okuyucularımızdan seçtiğimiz metinleri sizlerle paylaştık. Muhammed Emin Selvi’nin hazırladığı Ödüllü hikâye yarışması “Büyük Çarpışma” sizleri bekliyor. 


Gündelik hayatın, sosyal konuların, genel kültürün ve mizahın geniş yer tuttuğu yazılar da zevkle okuyacağınız bir bölüm oluşturuyor. “Gençliğin Gündemi”, “Kitap”, “Külliyat”, “Öğrenci Günlüğü”, “Bilişim”, “Rahle”, “Kırkambar”, “Bulmaca”, “Tarih Diyalogları”, “Çizgi Hikâye”, “Çizgili Düşler” ve “Zaman Zaman İçinde” bölümleri de ilginizi bekliyor.

2013-05-22

'Mostar' dergisi


MOSTAR MAYIS 2013: “ANNE KARNINDA EĞİTİM ŞART!”

Mostar olarak 99. sayımızda eğitim konusunu ele alarak "Anne Karnında Eğitim Şart!" başlığını kapağımıza taşıdık.  Kapak yazımızı Mükerrem Mete yazdı. Zihnimizin çeperlerini saran ve bizleri yanıltan eğitimle ilgili ön kabulleri ele almayı uygun gördük. Ömür boyu eğitim gibi sözlerle hepimizi hizaya sokma çabasındaki nevzuhur hurafelere karşı aklen teçhiz olmak gerektiğini düşünüyoruz.

Mükerrem Mete, Medrese eğitimi almış olan İbrahim Aydemir ile “Medreselerde Eğitim ve Klasik Kitaplar” üzerine ilgi çekici bir söyleşi yaptı. Süleyman Halil Oktan “Medine’de On Gün”, Emre Baştuğ “Ayrılık Deryası” başlıklı araştırma röportaj yazısıyla, Mümin Munis “Abbas Çölünden İstanbul Surlarına ”, Cemaleddin Uğuz “ Tezhipten Minyatüre”, Muharrem Yeşilyurt “Sütçü İmam”, Sulhi Ceylan “Schopenhauer’ın Karamsar Dünyası”, Emre Topoğlu “Küreselleşme”, Argun Cevher “F Klavye” yazılarıyla sizlerle buluşuyor.

Dergimizin en önemli bölümü olan “Tezgâh” bu ay sizlerden gelen iki şiir ve iki denemelerle biraz daha hareketleniyor. Muhammed Emin Selvi’nin hazırladığı Ödüllü hikâye yarışması “Tanık” Tezgâh’da sizlerle buluşuyor. 

Gündelik hayatın, sosyal konuların, genel kültürün ve mizahın geniş yer tuttuğu yazılar da zevkle okuyacağınız bir bölüm oluşturuyor. “Gençliğin Gündemi”, “Çorba”, “Kitap”, “Külliyat”, “Öğrenci Günlüğü”, “Bilişim”, “Rahle”, “Kırkambar”, “Tarih Diyalogları”, “Çizgi Hikâye”, “Çizgili Düşler” ve “Zaman Zaman İçinde” bölümleri de ilginizi bekliyor.

2013-01-10

‘Mostar’ dergisinde internetin halleri



Mostar dergisi gençleşen yeni yüzüyle ve ilk günden bugüne değin getirdiği entelektüel birikimiyle yoluna devam ediyor. Ocak 2013 tarihli 95. sayısında gençleşen Mostar, fütüvvetnamelerde anlatılan bir gençliğe ulaşmayı arzularken bu yeni yüzüyle de hem gençliği okurlarının karşısına çıkarıyor hem de kendisi gençliğin karşısına çıkıyor.

2013 yılının ilk günlerini yaşadığımız şu günlerde ülkemizde ve dünyada her geçen gün kullanımı yaygınlaşan ve sınırları daraltan hatta ortadan kaldıran internet kuşkusuz yüzyılın en önemli buluşu. İnternet aracılığıyla bilgi paylaşımı ve bilgi üretimi zaman ve mekân açısından birçok kolaylık sağlıyor bizlere. Ancak bilginin anonimleşmesi ve parçalanıp fragmanlaşması, güvenirlilik kaygısının had safhada olduğu bilgi dolaşımı, bu bilgiye ulaşan insanların ihtiyaçlarını ne kadar karşılıyor? Dünya tarihinde yer alan en büyük kütüphanelerden dahi daha fazla bilgiyi bünyesinde barındıran internet ağı, kendisini kullanan insanları ilmi olarak doyurabiliyor mu? İnternet aracılığıyla ulaştığınız bilgilere ne kadar güvenebilir, buradan elde ettiğiniz malumatlarla kendinizi ne kadar geliştirebilirsiniz?

Mostar yeni sayısı ve gençleşen yeni yüzüyle bu sorulara bir cevap bulmak için kapak konusunu “Senin İlmin Kaç Gigabyte” başlığıyla internet sorununa ayırdı. Kapak konumuzda okuyucuyu doyuracak cevaplar bulmaya çalışırken Ömer Kadıoğlu, Türkiye’de internet dendiğinde akla gelen ilk isim olan Hakkı Öcal ile bir söyleşi gerçekleştirdi. Hakkı Öcal, internet yoluyla âlim olunmayacağını ancak, internetin ilim diye yutturulmaya çalışılan kötü bilgilerle mücadele etmede bize nasıl eşit bir hareket zemini sağlayacağını anlattı. Kapak yazılarında M. Selman Karabul “İnternetten Aldım Haberi” yazısıyla hem bilgisayar hem de internetle ilgili kişisel macerasını bizimle paylaştı. M. Necip Ârâste “İlim nerede, İnternet Nerede?” sorusunu sordu. Ahmet Karakaya ise hepimizin zihnini kurcalayan bir meseleye dokunarak “Bilgisayar mı Akıllı, İnsan mı?” sorusuna cevap aradı.

Tarih Diyaloglarında Murat Aydoğdu “Orta Çağ Neyin Ortasıdır?”, Mâverâ bölümünde Mümin Munis “Konya’yı İşgale Gelen Moğollar”, Portre bölümünde Muhsin Türkoğlu “Zindanda Çeyrek Asır: Barat Hacı” ve “Madem Bir Su Damlacığı…” yazılarıyla sizlerle buluşuyor. Dergimizin en önemli bölümü olan “Tezgâh” ise Mostar okuyucularıyla bir köprü kurmak için okuyucularımızı kendi yazı, eleştiri, mail, tavsiye ve paylaşımlarıyla dergi mutfağına davet ettiğimiz bir bölüm. Ödüllü senaryo yarışmasının da bulunduğu bu bölüm tamamen sizin için, size açılmış bir bölüm yani.

Gündelik hayatın, sosyal konuların, genel kültürün ve mizahın geniş yer tuttuğu Mostar, gençleşen yazılarıyla sizleri selamlıyor. Fotoğraf köşesinde Beyaz Arif Akbaş “Amatör Fotoğrafçının Rehberi: Fotoğrafa Giriş” yazısıyla, Emre Baştuğ Aynelhayat’ta “Biriktirmek Tatlı Bir Hastalıktır”, Mükerrem Mete “Çorba”, Murat Kuşbaz Öğrenci Günlüğünde “Yine Makarna Yedim”, A. Cevher Önce Hayat Bilgisinde “Ev Arkadaşı Aranıyor”, Serhat Albamya ise Çizgi-Dizi de “Bu Bir Yol Hikâyesi” isimli yazılarıyla karşınızda olacak.

Tüm bu yazıların dışında Ahmet Sözbilir “Gençliğin Gündemi”, Serdar Demir “Kitap”, N. Âsaf Çelik “Külliyat”, Rıza Can Ermiş “Bilişim”, M. Bahaddin Durak “Şifahâne”, Kenan Aydın “Cemiyet”, Selim Uğur “Rahle”, Davut Bayraklı “Kırkambar”, Abdullah Karaca “Çizgili Düşler” ve Oktay Kılavuz “Zaman Zaman İçinde” bölümleriyle okurun ilgisini bekliyorlar.

2012-08-07

Mostar’da “Sinemada Oryantalizm ve Yerlilik” tartışmaları

Ağustos 2012, Sayı:90

Mostar, Ağustos 2012 tarihli 90. sayısında Doğu dünyası için en büyük tehditlerden birini oluşturan oryantalizmin yeni versiyonunu sinema üzerinden tartışmaya açıyor.
Oryantalizm (Şarkiyatçılık), Batı dünyasının Doğu’ya önyargılı bakışının fikren somutlaşmış biçimi. Günümüzde bu kavram içerik değiştirerek yeni bir oryantalizm anlayışına dönüştü. Bu yeni anlayış, kültürel sömürgecilik veya kültürel emperyalizm biçiminin motoru aynı zamanda. Başlıca araçları ise gazete, televizyon ve sinema gibi kitlesel ve küresel “iletişim” araçları. İçeriği ve araçlarıyla Doğu dünyası için yeni ve en büyük tehdidi oluşturan bu anlayışın deşifresi hayati öneme sahip. Bu anlamda, oryantalizmin izinin net bir şekilde sürülebileceği alanlardan biri olan sinemayı sağlıklı bir biçimde okumak gerekiyor. Buradan hareketle, 90. sayısında “Sinemada Oryantalizm ve Yerlilik” başlıklı bir dosyayla okurlarının karşısına çıkan Mostar, konuyu yerli bir bakış açısıyla irdelemeyi amaçlıyor. Dosyaya “Yeni-Oryantalizm: Kültürel sömürgecilik” yazısıyla katkı sunan Yusuf Kaplan, oryantalizmden çıkış yolunun da gösterildiği yazısında yeni oryantalizme dair derin bir okuma sunuyor. “Türk Sineması’nda yerelliğin temsili” başlıklı yazısıyla dosyada yer alan Celil Civan, Türk sinemasının 1950’lerde başlayan serüvenini günümüze kadar değerlendirerek, oryantalizmin panzehiri olarak nitelendirebileceğimiz “yerliliğin” sinemamızdaki izini sürüyor. Bir diğer dosya yazarı Ahmet Murat’ın “Sinemada yerlilik ve bir İran örneği: Mecid Mecidi Sineması” başlıklı yazısı, İranlı yönetmen Mecid Mecidi özelinde “irfan” temelli sinemaya içerden ve yerli bir gözle bakmayı sağlıyor. Hasan Hüseyin Öz ise “Eve dönüş stratejisi ya da Angelopoulos filmleri” başlıklı yazısıyla, irfanın bu topraklardaki yansıyan yüzü olan arayış ve yolculuk metaforlarına Yunanlı bir yönetmenin filmleri üzerinden bakıyor.

Mostar’da ana dosya konusu dışında yer alan birçok yazı ve söyleşiler de dikkat çekiyor. Derginin söyleşi sayfalarına bu ay iki önemli isim konuk oluyor. Bunlardan ilki, 29 Mart Üniversitesi Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. Tahsin Görgün. “Müslümanca bir hayat medeniyeti zaruri hâle getiriyor” diyen Görgün, şehirli ve medeni olmanın mihenk taşlarını özenle gözler önüne seriyor. Mostar’ın bir diğer söyleşi konuğu ise Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sezai Coşkun. “Kemal Tahir’in Cumhuriyet tarihine bakışı yeni bir tarihi gösterme isteğidir” diyen Coşkun, derinlemesine bir bakış açısıyla Kemal Tahir’i inceliyor.

Mostar’ın ana dosya konusu ve söyleşi sayfaları dışında Dünya sayfasında yer alan yazılar da dikkat çekiyor. Ali Şahin’in “Türk dış politikası: Kudret ve şefkat” başlıklı yazısında, son dönemde sıklıkla tartışılan “soft power / hard-power” kavramları farklı bir bakış açısıyla ele alınırken; Taha Kılınç ise “Hasan el-Bennâ’nın kemikleri sızlayacak mı?” başlıklı yazısında Mısır’daki cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası oluşan konjonktürü Mısır’ın yakın tarihine ilişkin önemli bilgiler eşliğinde yorumluyor.

Bu yazıların dışında derginin Toplum köşesinde yer alan Naci Bostancı imzalı “Tarih bilinci tartışması ve kahramanlar”; Medya sayfasında yer alan Hakan Çopur imzalı “Medyada Ramazan’ın bedeni var ruhu yok” ve Alper Çeker imzalı “Bürokrasinin sanatı” başlıklı yazılar ile derginin Gündemden, Görsel Hafıza, Çizi-Yorum, Tarih, Edebiyat, Kitap ve Sinema bölümlerinde yer alan yazılar da zengin içeriğiyle okurun ilgisini bekliyor.

2012-07-20

Mostar, “vekayiname”leri gündeme taşıyor

Mostar, Temmuz 2012 tarihli 89. sayısında, yalnızca tarih yapmayan, aynı zamanda tarih yazan milletin tarih yazımına verdiği önemi “Geçmiş ile gelecek arasında bir köprü: Vekayinameler” başlıklı bir dosyayla ele alıyor.

Büyük bir tecrübenin üzerine inşa edilen Osmanlı İmparatorluğu’nu yüzlerce yıl ayakta tutan birçok neden var. “Geçmişten ders çıkarmak” düsturunu benimsemiş bu medeniyetin, geçmişini kayıt altına almaması mümkün değil. Geçmişe dönüp baktığımızda, resmî ve gayr-i resmî vak’anüvisler tarafından kaleme alınan vekayinamelerle bu görevin hakkıyla ifa edildiğini görüyoruz. Buradan hareketle Mostar, bu ay ana dosya konusunu vekayinamelere ayırıyor. Mesut Aydıner’in “Dili, özellikleri ve tarihsel önemleriyle vekayinameler” başlıklı yazısı Devlet-i Aliyye döneminde yazılan vekayinameleri geniş bir yelpazede ele alırken, Ali Şükrü Çoruk “Osmanlı saray hayatını anlatan önemli bir vekayiname: Letâif-i Vekâyi’-i Enderûniyye” yazısıyla Osmanlı saray hayatı ile ilgili birçok detayı gözler önüne seriyor. Ömer İşbilir’in “Seyyah bir derviş’in kaleminden Nizam-ı Cedid Ahvâli” başlıklı yazısı da Nizâm-ı Cedîd ordusuna yönelik eleştirilere bir cevap niteliğinde. Dosyanın söyleşi konuğu ise alanında dünyanın en önemli isimlerinden Prof. Dr. Abdülkadir Özcan. “Türkler tarih yazmaktan çok tarih yapmışlardır” diyen Özcan, Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan başlayarak vekayinameler hakkında günümüze kadar uzanan bir perspektif çiziyor.

Mostar’ın bu ayki bir diğer söyleşi konuğu ise, SETA Hukuk ve İnsan Hakları Koordinatörü Yılmaz Ensaroğlu. Özel Yetkili Mahkemelerin değerlendirme konusu edildiği söyleşi “Yargıyı bir güvenlik aracı olarak kurgulamaktan vazgeçmeliyiz” başlığını taşıyor.

Mostar, gündem dosyasında bu ay dünya siyasetine soğuk duş etkisi yapan Türkiye’ye ait jet uçağının Suriye tarafından düşürülmesi olayını da gündemine alıyor. Ali Şahin, “Düşürülen Phantom F4 uçağımız bağlamında Suriye yönetiminin intihar eylemi” başlıklı yazısıyla bu durumu değerlendirirken, Taha Kılınç “Bir Suriye Senaryosu” başlıklı yazısında “keşke olsa” dedirtecek bir senaryoyu sayfalara taşıyor.

Mostar’ın bir diğer gündem dosyasını ise kürtaj tartışmaları oluşturuyor. Dosyada Alper Çeker kürtaj tartışmalarıyla gündeme gelen “Benim bedenim benim kararım” sloganını “Bedenin anlamı” başlıklı yazısı ile değerlendirirken, Celil Civan tartışmalara “İdeoloji ve beden” başlıklı yazısıyla ışık tutuyor.

Mostar’ın gündem ve ana dosya konularının dışında yer alan yazılar da hayli çarpıcı konular içeriyor. Toplum sayfalarında Naci Bostancı’nın “Kitap okumak”; Medya köşesinde Hakan Çopur’un “Medya ve Etik: Kötü olmak ölmekten iyidir!”; Düşünce sayfalarında Yusuf Kaplan’ın “İki tür oryantalizm kuşatması”; Edebiyat sayfalarında Yakup Öztürk’ün “İdeallerine hudut çekmeyen bir şair: Abdurrahim Karakoç” başlıklı yazılarının dışında derginin Gündemden, Görsel Hafıza, Kitap ve Sinema bölümlerinde yer alan yazılar da zengin içeriğiyle okurun ilgisini bekliyor…

2012-06-18

'Mostar' dergisinde yeni medya dosyası

Haziran 2012

Mostar, Haziran 2012 tarihli 88. sayısında, dünya gündemine çok hızlı giren ve uzun süre de meşgul edeceği görünen yeni medya düzenini “Yeni medya, geleneksel medyanın sonu mu?” başlığıyla ele alıyor.

İletişim ilk insandan bugüne bizler için bir mecburiyet. Birbirleriyle haberleşmek için farklı yollar kullanan insanlar irtibat kanallarını da sürekli geliştirmiş. Lineer zamanda araçlarını da geliştiren iletişim; teknolojiyi de kullanarak kendisine ivme kazandırdı. Bu gelişme ise son asırda takip edilemez boyutlara ulaştı. Telgraf, telefon, televizyon derken gelişen teknolojiyle internetin de her eve, her cebe girmesiyle her alan kendisini yeniledi. Medya sektörü de son yıllarda bu gelişmeyi görenlerden. Buradan yola çıkan Mostar, bu ay ana dosya konusunu yeni medya düzenine ayırıyor. “Yeni medya geleneksel medyanın sonu mu?” başlıklı yazısıyla dosya adını belirleyen Hakan Çopur, yaşanan baş döndürücü gelişmeleri “dijitalizasyon” olarak adlandırarak “yeni medya” ve “sosyal medya” etkisine değiniyor. Dosyaya “Yeni medyaların toplumsal hareketlerdeki rolü: Wall Street Protestoları ve Arap Baharı” başlıklı yazısıyla katkıda bulunan Nur Özkan Erbay, yakın zamanda yaşanan ayaklanma ve protestolarda sosyal medya etkisini masaya yatırıyor. Dosyada en çarpıcı yazılardan biri olan Yusuf Kaplan imzalı “Sosyal Medya: Ayartıcı teknoloji tanrısı ve ontolojik şiddet/i” başlıklı yazısı karşı karşıya kaldığımız yeni gerçek olan teknolojinin her şeye hükmeder haline gelmesi olarak yorumluyor ve ekliyor: Hayat online olmak demek(!) mi? Dosyanın söyleşi konuğu ise alanında akademik çalışmalarla tanınan Prof. Dr. Nabi Avcı. “Enformasyonda bilgiyi, bilgide hikmeti kaybettik” başlığı atılan söyleşide hikmete ulaşmada bilginin yolları sorgulanıyor.

Mostar’ın dosya konusunun dışında Dünya sayfasında Ali Şahin, yazısının başlığını “Arap Baharı’na İsrail-İran suikastı” atarak İsrail-İran-Türkiye üçgeninden bahardan yaza “Sınırsız bir Ortadoğu” ile çıkılabileceğini vurguluyor. Toplum sayfasında ise Alper Çeker, “Iskalanmış ülke: İran” başlıklı yazısıyla siyasi söylemlerin arkasındaki bilmediğimiz yaşayan İran’a bakıyor.

Mostar’ın bu ay bir diğer söyleşi konuğu ise Müslüman oluş ve tasavvufa giriş serüvenini anlatan Amerikalı Profesör Muhyiddin Şekûr. “Tasavvuf İslam’ın kendisidir.” diyen Şekûr kendisini keşfetme sürecinde tanıştığı ve bırakamadığı tasavvufu anlatıyor.

Bu yazıların dışında Toplum köşesinde yer alan Naci Bostancı imzalı “Bilmeyi bilmek”; Edebiyat sayfasında yer alan Yakup Öztürk imzalı “Vefatının 25. yılında Cahit Zarifoğlu” ve Celil Cıvan imzalı “Okumak yazmaktır” başlıklı yazılar ile derginin Gündemden, Görsel Hafıza, Tarih, Düşünce, Kitap ve Sinema bölümlerinde yer alan yazılar da zengin içeriğiyle okurun ilgisini bekliyor.



İrtibat:

dergi@mostar.com.tr
www.mostar.com.tr

2011-05-09

Mostar ‘şiddet’i tartışıyor

Derginin Mayıs sayısında, Türkiye’de tırmanışa geçen toplumsal şiddet, “medya-okul-aile” ekseninde irdeleniyor.

Türkiye’de son dönemde büyük bir şiddet patlaması yaşanıyor. Önceleri genel olarak gazetelerin 3. sayfalarında kendine yer bulabilen bireysel ve toplumsal şiddet olayları, şimdilerde manşetlerde boy gösteriyor. Genel bir toplumsal endişeye neden olan şiddet sorunu ise önce anlaşılmayı, sonrasında ise çözülmeyi bekliyor. Bu bağlamda Mostar, Mayıs ayı dosya konusunu “Yükselen şiddet: Medya, Okul, Aile” başlığı altında tartışmaya açıyor. Dosya kapsamında Defne Özonur Çöloğlu, “Nedenleri, sonuçları ve çözümleriyle Medya ve toplumsal şiddet ilişkisi” başlıklı yazısında medyanın bireysel ve toplumsal şiddete etkisini irdelerken; Demet Taşdan ise “Şiddetin iki kaynağı: Okul ve aile” başlıklı yazısında şiddetin üretildiği iki mekândan yola çıkarak bir şiddet okuması sunuyor. Konunun uzmanlarından Kemal Sayar ve Osman Sezgin’in de görüşleriyle yer bulduğu dosyada ayrıca Dr. Murat Paker ile yapılmış “Toplumsal şiddetin artmasının temelinde kapitalizm var” başlıklı bir de söyleşi yer alıyor. Paker’in, Türkiye’de toplumsal şiddetin kökenlerine dair önemli tespitlerinin yanı sıra, tüm toplumu şiddet gerçeği ile yüzleşmeye davet eden sözleri önem arz ediyor.

Mostar’ın bu ay dikkat çeken bir diğer çalışması Medya bölümünde yer buluyor. Taha Kılınç, “El-Cezire fenomeni: Aşk-nefret” başlıklı yazısında, son dönemde Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da gerçekleşen halk ayaklanmalarında önemli habercilik başarılarına imza atan El-Cezire üstüne dönen tartışmaları değerlendiriyor.

Kılınç, “El-Cezire, diktatörlüklerden bezmiş Ortadoğu halklarını özgürleştiren bir kahraman mı, yoksa Batılı emperyalistlerin kurdurduğu/kullandığı bir maniplasyon aracı mı?” sorularına cevap ararken; Hakan Çopur, “‘Yeni Türkiye’ ve medya” başlıklı yazısıyla ülkemizin sahici ve estetik bir medya diline olan ihtiyacını dile getiriyor. Alper Çeker ise “Dördüncü kuvvet emrinize amadedir” başlıklı yazısıyla ABD’nin Türk basınındaki etkinliğini çarpıcı örneklerle ele alıyor.

Mostar’ın Dünya bölümünde dikkate değer birer yazı ve söyleşi de yer alıyor. M. Mücahit Küçükyılmaz, “Sarko’nun burka yasağı ve alaturka notlar” başlıklı yazısında Fransa’da uygulamaya konulan burka yasağından yola çıkarak Fransa’da yükselen İslamofobi’ye ışık tutarken, derginin bir diğer söyleşi konuğu San Diego State Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet T. Kuru ise ABD ve Avrupa’da tırmanışta olan İslamofobi’yi tüm ince ayrıntılarıyla değerlendiriyor. “İslamofobi er ya da geç sona erecek” diyen Kuru, laiklik üzerine de önemli tespitlerde bulunuyor.

Mostar’ın diğer sayfaları bu ay da okura oldukça zengin bir içerik sunuyor. Gündemden, Görsel Hafıza, Çizi-Yorum gibi klasikleşen sayfaların yanı sıra, Toplum, Tarih, Düşünce, Edebiyat, Kitap ve Sinema bölümlerinde yer alan yazılar da dergiye zengin bir içerik kazandırıyor.

2011-03-20

'Mostar' Ortadoğu’ya dair bir panorama sunuyor

Derginin Mart sayısında, halk ayaklanmalarıyla dünya gündemine oturan Ortadoğu coğrafyasında olan biteni anlamak adına dünü, bugünü ve yarınıyla Ortadoğu’ya dair önemli değerlendirmelere yer veriliyor.

Ortadoğu halkları, ülkelerini uzun yıllardır baskıyla yöneten dikta rejimlerine karşı art arda ayaklanıyor. Özgürlük ve adalet arayışının bir getirisi olan bu ayaklanmalar o derece güçlü ki, şimdiden Tunus ve Mısır’da 30 yıldan fazladır iktidarda olan Zeynel Abidin Bin Ali ve Hüsnü Mübarek gibi diktatörleri devirdi. Bu isyan dalgası hali hazırda Libya, Yemen, Bahreyn başta olmak üzere birçok Ortadoğu ülkesinde büyümeye devam ediyor. Bölgeyi ise kısa vadede topyekûn bir siyasi, kültürel ve ekonomik değişim bekliyor. Peki, tüm bu değişim isteğinin temelinde neler yatıyor? Hangi temel dinamikler bölge halklarının yönetimlere başkaldırısına neden oluyor? Ortadoğu’yu kısa, orta ve uzun vadede neler bekliyor? Ve bu değişim dalgasının küresel etkileri neler olacak? Bu soruların cevapları yaşananları anlamak adına önem kazanıyor. Mostar ise, bu sayısında cevap bekleyen bu soruların peşine düşüyor.

Taha Kılınç, dosya ile aynı adı taşıyan “Özgürlük ve adalet peşinde bir Ortadoğu panoraması” başlıklı yazısında günümüzde halk ayaklanmalarıyla çalkalanan Ortadoğu coğrafyasında son yüzyılda olup biten olaylara bütünsel bir bakışın gerekliliğine dikkat çekmek amacıyla, bölgede son yüzyılda öne çıkan gelişmeleri kronolojik olarak dikkate sunuyor. Mısır’da gerçekleşen devrimi Kahire’de Tahrir Meydanı’nda izleyen Mete Çubukçu ise “Arap baharı” isimli yazısında Arap ayaklanmasının bölgede 20. yüzyıl paradigmasını sona erdirdiğine ve yeni bir dönemi başlattığına dikkat çekiyor. Konunun uzmanlarından Cengiz Aktar, ayaklanmaların bölge ülkelerini küresel bir aktöre dönüştürdüğünü söylerken, Metin Mutanoğlu bu ayaklanmaların ‘yılların intikamı’ olduğuna vurgu yapıyor. Bir diğer yazar Hakan Çopur “Devrimlerdeki medya etkisi”ni yorumlarken, Mesut Özcan ise Irak özelinde Ortadoğu’daki değişimi yorumluyor.

Mostar’ın bu ayki şöyleşi konuğu Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi, YÖK Başkan Danışmanı Prof. Dr. Talip Küçükcan. “Demokratik bir üniversitesi için YÖK’ün reforme edilmesi şart” diyen Küçükcan, ülkemizin yükseköğretimde yaşadığı temel sorunlar ve bu sorunların nasıl üstesinden gelinebileceğine dair önemli analizlerde bulunuyor.
Mostar’ın diğer sayfaları bu ay da okura oldukça zengin bir içerik sunuyor.

Gündemden, Görsel Hafıza, Çizi-Yorum gibi klasikleşen sayfaların yanı sıra, M. Mücahit Küçükyılmaz’ın “Muhalefete demokrasi aşısı gerek”; Önder Kaya’nın “Mehter müziği ve Avrupa’daki tesirleri”; Ali Şükrü Çoruk’un “İngiliz ordusunda savaşmak isteyen Servet-i Fünûncular”; Yusuf Kaplan’ın “Medeniyet dili nebevî anahtar”; Sevil Kuzu’nun “Ehli Beyt’in ev sahibiyle tel örgüler kalkınca…” Celil Civan’ın “Bir yazar olarak Semih Kaplanoğlu” ve Hakan Hastaoğlu’nun “Baz istasyonunun kanserler imtihanı” yazıları başta olmak üzere Toplum, Tarih, Kitap ve Sinema bölümlerinde yer alan diğer yazılar da dergiye zengin bir içerik kazandırıyor.

2010-12-12

Mostar’ın odağında İbn Battuta var

Derginin Aralık 2010 sayısında, İbn Battuta ve Seyahatname’si kültür tarihine katkılarıyla geniş bir bağlamda ele alınıyor.

İslam coğrafyasının en önemli seyyahlarından biri olan İbn Battuta’yı, yaklaşık 30 yıl süren ve Çin’den Endülüs’e geniş bir coğrafyaya dair bilgiler aktardığı gezilerinden arda kalan Seyahatname’siyle tanıyoruz. İbn Battuta, seyyahlığının yanı sıra önemli bir coğrafyacı, bir fakih, bir tarihçi, bir folklorcü ve bir kültür tarihçisi. Ne yazık ki seyyahın bu yönleri pek bilinmiyor. Oysa İbn Battuta verdiği bilgiler her geçen gün daha da değerli hale gelen, tarihyazımına katkısı henüz tamamlanmamış bir isim. Üstelik Battuta’nın zihnindeki evrensellik, ruhundaki rahatlık, benliğindeki özgüven, inanç sistemindeki derinlik ile bugünün kendini dar fikir kalıplarına ve coğrafyalara hapsetmiş insanına söyleyeceği çok şey var. Buradan hareketle Mostar, bu ay dosya konusunu bu önemli seyyaha ayırdı. Dosya kapsamında Yusuf Kaplan, İbn Battuta’nın renkli kişiliği, seyahat kavramına yaklaşımı ve medeniyet olgusuna yüklediği anlamın üzerinde dururken, Hüseyin Yazıcı İbn Battuta’nın hayatının önemli detaylarını kronolojik bir sıralamayla aktarmanın yanında seyyahın ve eserinin tarihsel önemine dair önemli bilgiler sunuyor. Ülkemizde İbn Battuta’yı en yakın tanıyan isimlerden birisi olan ve İbn Battuta’nın Seyahatname’sini dilimize kazandıran A. Sait Aykut ise, Mostar’a verdiği söyleşide seyyahın ve eserinin pek de bilinmeyen yönlerine dair önemli analizlerde bulunuyor.

Mostar’ın gündem sayfasında ise bir başka söyleşi öne çıkıyor. “İslam artık küresel siyasal bir dil” başlığını taşıyan söyleşide, Prof. Dr. Ayhan Kaya, 11 Eylül ve küreselleşmeyle birlikte özellikle Batı dünyasında önemli bir soruna dönüşen İslamofobiye dair önemli sözler söylüyor. “İslam, küreselleşmeyle birlikte ortaya çıkan küresel kapitalizmin hegemonyasına muhalefet eden bir karşı-hegemonik güç ürettiği için özellikle sol söylemin neredeyse ortadan kalktığı bir dönemde biraz da muhalefetin dili olma, mağdurun dili olma işlevini de görmeye başlıyor.” diyen Kaya, bu sözlerinin gerekçelerini de detaylarıyla paylaşıyor.

Mostar’ın diğer sayfaları bu ay da okura oldukça zengin bir içerik sunuyor. Gündemden, Görsel Hafıza, Çizi-Yorum gibi klasikleşmiş sayfaların yanı sıra, Türkiye bölümünde M. Mücahit Küçükyılmaz’ın “2010: II. Cumhuriyet’in dönüşüm yılı”; Dünya bölümünde Mesut Özcan’ın “Lizbon Zirvesi’nin ardından”; Toplum bölümünde Halil Akgün’ün “Erdemli toplum yüksek siyaset”, Naci Bostancı’nın “Fanatikler ve fanatiklik”, Alper Çeker’in “Zaman dışı şairler, çağdaş soytarılar”; Medya bölümünde Hakan Çopur’un “Eski medya, yeni Türkiye”; Tarih bölümünde Ali Şükrü Çoruk’un “Eski İstanbul’da kimler yaşıyordu?” ve Teknoloji sayfasında Hakan Hastaoğlu’nun “iPad’in getirdikleri” isimli yazıları derginin zengin içeriğini oluşturan yazılardan bazıları.


İrtibat:
mostardergisi@gmail.com

2010-11-12

'Mostar' rüya projeyi gündeme getiriyor

Derginin Kasım sayısında asırlık Hicaz Demiryolu Projesi tarihsel önemiyle, dün ve bugünüyle ele alınıyor.

Mostar, 2010 Kasım tarihli 69. sayısında dosya konusunu Hicaz Demiryolu Projesi oluşturuyor. 20. yüzyılın başlarında yapımıyla birlikte İstanbul-Medine arasında yapılacak seyahatleri asgari süreye indirgemekle birlikte, Batılı devletlerin Ortadoğu halklarını Osmanlı’ya karşı kışkırtmaları sonucu çıkacak isyanları da kısa sürede bastırmayı hedefleyen proje, büyük bir kampanya eşliğinde az bir sürede tamamlanıp hizmete girmişti. Projenin gerçekleşmesinden kısa bir süre sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasıyla önemini kaybeden Hicaz Demiryolu Projesi, bugün Türkiye’nin bölge ülkeleriyle geliştirdiği iyi ilişkiler nedeniyle yeniden gündemde. Bu projenin yeniden diriltilmesi, sadece Türkiye için değil bütün bir İslam coğrafyası için de çok şey ifade edecek. Buradan hareketle Ufuk Gülsoy, “Bir rüya proje: Hicaz Demiryolu” başlıklı yazısında meseleyi her yönden kuşatan bir çerçeveyle projenin tarihini; İbrahim Baran, “Sultan Abdülhamit’i anlamak” başlıklı yazısıyla imparatorluğun dağılmasını engellemesi için stratejik bir öneme sahip projenin gerçekleşmesini en çok isteyen Sultan 2. Abdülhamit’i; Hayrettin Turan, “Hicaz Demiryolu yeniden” başlıklı yazısıyla projenin yeniden hayata geçirilmesi için atılan adımları ele alıyor. Dosyanın söyleşi konuğu ise “Hicaz Demiryolu Projesi bir dönüşümün başlangıcı olacak” diyen Prof. Dr. Vahdettin Ergin.

Mostar’ın gündem dosyasının konusu 12 Eylül referandumu öncesi CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun dile getirmesiyle yeniden ülke gündemine oturan “başörtüsü sorunu”. Türkiye’nin çözüm bekleyen öncelikli sorunlarından biri olan sorunu M. Mücahit Küçükyılmaz, “Siz hâlâ annemizin başörtüsünü mü kullanıyorsunuz?” başlıklı yazısıyla dinî ya da siyasal kimliğin kamusal alanda simgelerle açığa vurmasının doğallığı bağlamında ele alırken; Hilal Kaplan “Başörtüsü yasağı çözülmeye mahkûmdur” görüşüyle çözümün neden gerekli olduğuna dair fikir egzersizleri sunuyor. Samet Günek ise “Yükseköğretimin değişen yüzü ve başörtüsüne özgürlük sorunu” başlıklı yazısıyla konuyu insan hakları ve özgürlükler yönüyle ele alıyor.

Mostar’ın diğer sayfaları bu ay da okura oldukça zengin bir içerik sunuyor. Gündemden, Görsel Hafıza, Çizi-Yorum gibi klasik sayfaların yanı sıra, Dünya bölümünde “Irak’ta hükümet kurma çalışmaları ve ülkenin geleceği” başlıklı yazısıyla Irak’taki son gelişmeleri yorumlayan Mesut Özcan; Toplum köşesinde “Kutsalın akademik bilgisi”ne değinen Naci Bostancı ve “Mesut Özil ve futbolun gerçekleri” başlıklı yazısıyla son dönemin popüler tartışma konularından birini ele alan Alper Çeker; Medya bölümünde “Türk basınında mahalle baskısı”nı irdeleyen Hakan Çopur; Edebiyat Gündemi’nde “Okuma alışkanlığı ve roman” üzerine bir değerlendirme sunan Celil Civan; Teknoloji sayfasında ise “İran’ın siber kâbusu”nu konu edinen Hakan Hastaoğlu, yazılarıyla içeriği zenginleştiren yazarlardan bazıları…

Mostar’ın Tarih sayfaları da bu ay ayrıca önemli. Salih Demirhan’ın keyifli bir söyleşi gerçekleştirdiği Süleyman Gündüz, “Kafkas İslam Ordusu”na dair az bilinen ve önemli gerçeklere değiniyor. Ali Şükrü Çoruk’un “Eski İstanbul’da Kurban Bayramları”; Yakup Öztürk’ün “Evliya Çelebi’nin İzinde: Sütlüce’den Kasımpaşa’ya Haliç kıyıları”; Sinan Ceco’nun “Seyyahların Gözünden İstanbul: Kentin Azapkapı’dan görünümü” başlıklı yazıları özellikle ilgi çekiyor.

2010-10-05

Mostar, Pakistan’ın çile yolculuğunu ele alıyor

Derginin Ekim sayısında, yüzyılın en büyük sel felaketine maruz kalan Pakistan dün ve bugünüyle geniş bir bağlamda ele alınıyor.

Mostar, 2010 Ekim tarihli 68. sayısında ana dosya konusunu yüzyılın en büyük sel felaketi sonrası yaralarını sarmaya çalışan Pakistan’a ayırıyor. Dosya kapsamında ülkemizin önde gelen Pakistan uzmanlarından Ali Şahin, dosyaya adını da veren “Pakistan’ın çile yolculuğu” başlıklı yazısında siyasi, sosyal ve ekonomik krizlerin yanı sıra yıkıcı depremler ve sel felaketleri gibi büyük doğal felaketlerden bir türlü yakasını kurtaramayan Pakistan’ın, kısa ve trajik tarihine dair önemli bir okuma sunuyor. Sel felaketi sonrası bölgeyi gezen gazeteci Ayşe Sarıoğlu ise bölgede edindiği izlenimleri “Doğa durumu ve Pakistan” başlıklı yazısı ve görsel materyaller eşliğinde dikkate sunuyor. Bir diğer yazar Semih Yıldırım ise, “Felaketin ekonomik ve siyasi etkileri” başlıklı yazısıyla sel felaketinin uzun vadede Pakistan siyaseti ve ekonomisine etkilerini bölgeden gelen istatistikî bilgiler eşliğinde yorumluyor. Dosyanın söyleşi konuğu ise Pakistan Başkonsolosu Dr. Yousaf Junaid. “Pakistan halkı Türkiye’nin desteğine müteşekkir” diyen Junaid, sel felaketine dair önemli detayları Mostar okuruyla paylaşıyor.

Mostar’ın gündem dosyasının konusu ise geçtiğimiz ay 12 Eylül’de gerçekleşen “anayasa değişikliği referandumu”. Dosya kapsamında “Referandum sonrasındaki Türkiye” başlıklı yazısıyla Naci Bostancı ve “Halkın kararı: Siyasetin makul seyri devam etsin” başlıklı yazısıyla M. Mücahit Küçükyılmaz, referandum sonuçlarını ve referandum sonrası oluşan konjonktürü nasıl okumamız gerektiğine dair önemli ipuçları sunuyorlar. Gündem dosyasının söyleşi konuğu, Gazeteci-Yazar Avni Özgürel. “Demokratikleşme süreci ivme kazandı” diyen Özgürel, Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılışından 12 Eylül Referandumu’na uzanan süreçte bürokrasinin değişim karşıtlığı baştan olmak üzere, öncesi ve sonrasıyla referandum sürecini yorumluyor.

Mostar’ın diğer sayfaları bu ay da okura oldukça zengin bir içeriyor sunuyor. Gündemden, Görsel Hafıza, Çizi-Yorum gibi klasikleşmiş sayfaların yanı sıra, Dünya bölümünde “ABD askerinin çekilmesinin ardından Irak”ı konu edinen Mesut Özcan; Medya bölümünde Türkiye toplumunun değişim ve dönüşüm isteğine ayak uydurmakta zorlanan Türk medyasının geleceğini “Türk medyasında sözün özü var mı?” başlıklı yazısıyla irdeleyen Hakan Çopur; Tarih bölümünde “Kılık-kıyafet değişikliği bağlamında II. Mahmud”u ele alan Ali Şükrü Çoruk; Yarım asır öncesine ait bir tartışmayı “Fatih’in heykeli nereye rüknedilmeli?” başlıklı yazısıyla yeniden gündeme taşıyan Önder Kaya zengin içeriğe katkı sunan bazı isimler.

Bu ay derginin Tarih bölümü de bir başka söyleşiye sayfalarını aralıyor. İbrahim Baran’a konuşan Prof. Dr. Zekeriya Kurşun, “Gayemiz Osmanlı uygarlığını tanıtmak” sözleriyle, geçtiğimiz ay Söğüt ve Bilecik’te düzenlenen “Söğüt’ten Üç Kıtaya Uluslararası Osmanlı Sempozyumu”nu ve Osmanlı uygarlığını anlatıyor. Bunların dışında derginin diğer sayfalarında ise Edebiyat Gündemi bölümünde “Derrida ve Edebiyat” isimli yazısında edebiyatın felsefeye etkisini irdeleyen Celil Civan; Kitap bölümünde Nureddin Al-i Ali’nin Endülüs Tarihi isimli kitabını inceleyen Salih Demirhan ve Teknoloji sayfasında “İnternet yalanları”nı konu edinen Hakan Hastaoğlu da okura keyifli yazılar sunan yazarlar arasında yer alıyor.


İrtibat:

mostardergisi@gmail.com

2010-09-07

'Mostar’dan tüketim kültürüne eleştirel bir bakış

Derginin Eylül sayısında tüketim kültürü masaya yatırılıyor; bu kültürün insanlığı sürüklediği çıkmazlara dair önemli ayrıntılara dikkat çekiliyor.

Mostar, 2010 Eylül tarihli 67. sayısında ana dosya konusunu günümüzün oldukça tartışmalı konularından birisi olan tüketim kültürüne ayırıyor. Eleştirel bir bakışın hâkim olduğu dosyada, tüketim kültürünün nitelikleri ortaya konarak, bu kültürün insanlığı sürüklediği çıkmazlara dair önemli ayrıntılara dikkat çekiliyor. “Kırılamayan kuşatma: Tüketim kültürü” başlığına sahip olan dosyada, “Tüketim kültüründen kanaat kültürüne” başlıklı yazısıyla yer alan Olgun Gündüz, tükettikçe yeniden üretilen kültür olarak tanımladığı tüketim kültürünün, kanaat, muhafaza etmek ve emanete dayalı geleneksel kültürün değerlerinde oluşturduğu tahribata dikkat çekiyor. “Kadim bir sınavın çağdaş adı: Tüketim Kültürü” başlıklı yazısı ile Nazife Şişman, ülkemizde dindarların kendilerine dayatılan aşağı statülerden kurtulmak adına teslim olmaya zorlandıkları tüketim kültürünün zorlamalarını deşifre ediyor. Köksal Alver, içinde bulunduğumuz tüketim çağı ve bu çağın hallerini gösteren bir sembol mekân olarak tanımladığı Alışveriş Merkezleri (AVM)’nden yola çıkarak, bu kültürün getirisi olan mêkan-insan arasındaki karmaşık ilişkiyi sorguluyor. Yine bir başka dosya yazarı olan Hakan Çopur, “Tüketim kültür ve medya” başlıklı yazısında, tüketim kültürünü zihinlerimize görsel ve yazılı bombardımanlarla her an işleyen medyanın, bu kültürün yerleşmesine yaptığı katkıyı irdelerken, “Aşk düşmanı olarak imaj” başlıklı yazısıyla Alper Çeker de tüketimin günümüzde kullanım değeri yerine “imaj”lar üzerinden yürüdüğüne dair önemli bir okuma sunuyor. Dergide dosya konusuyla ilgili olarak İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Arus Yumul ile gerçekleştirilen önemli bir söyleşiye de yer veriliyor. Yumul’a göre “kapitalist sistemin devamı için tüketiyoruz”.

Mostar’ın diğer sayfaları bu ay da oldukça dikkat çekici. M. Mücahit Küçükyılmaz, “Referanduma giderken 12 Eylül’ün hatırlattıkları” başlıklı yazısıyla, son dönemde ülke gündeminin en tartışmalı konusu olan anayasa değişikliği referandumuna dair değerlendirmeler sunarken, Mesut Özcan, “Mavi Marmara’da ikinci raund” başlıklı yazısıyla İsrail’in Mavi Marmara gemisine saldırması sonrası Türkiye’nin ısrarıyla Birleşmiş Milletler’de oluşturulan komisyonun yapacağı çalışmalara değiniyor.

Toplum bölümünde “Gözyaşı ne işe yarar?” başlıklı yazısıyla yer alan Naci Bostancı, ekranlara politikacının aracı olarak yansıyan gözyaşının, rakiplerin polemikçi dilinde nasıl bir manipülasyon aracına dönüştürüldüğünü konu ediniyor. Derginin tarih sayfaları ise Ali Şükrü Çoruk’un “Osmanlı sarayında bayram”, Önder Kaya’nın “İstanbul’dan Venedik’e Hipodrom’un Atları”, Sinan Ceco’nun “170 yıllık gravürdeki sır” ve Yakup Öztürk’ün “Evliya Çelebi’nin izinde: Rumelihisarı’ndan Rumelifeneri’ne” başlıklı yazılarıyla zengin bir tarih okuması sunuyor.

Bunların dışında “Muhafazakâr best-seller” isimli yazısıyla Edebiyat Gündemi’ne ışık tutan Celil Civan ve “Mustafa Kutlu’nun yeni paltosu” başlıklı yazısıyla Said Yavuz derginin Kitap bölümüne katkıda bulunuyorlar.

Dergi, yer verdiği diğer yazı ve yorumlarıyla da okura zengin bir okuma imkânı sunuyor.

2010-07-08

'Mostar' İstanbul'un kaybolan mirasının peşinde

Kimliği korumak

İstanbul bir kültür şehri. 2010 Kültür Başkenti etkinlikleriyle bu vurgu daha da pekişti. Herkesin bildiği, dilimize pelesenk ettiğimiz kültür şehri, ne yazık ki, gün geçtikçe kültüründen oluyor, İstanbul’u İstanbul eden ne varsa neoliberalizmin aygıtlarıyla yerinden ediliyor. Bu konuya hem kurumsal anlamda hem de toplum olarak yeterli önem gösterilmiyor. Ne var ki, “kültürümüzü koruyalım” naif dileği de çoğu zaman yeterli olmuyor. Bu sayıdaki dosya, kültürü ve tarihî mirası korumanın o kadar da kolay olmadığını, buna yönelik her tür çabanın çeşitli (ama tanıdık) engellerle örselendiğini vurgulaması bakımından önemli.

Dosyaya adını veren yazısında Fatih Güldal, tarihî eserlerin tahrip edilmesini geçmişten günümüze gelen bir panoramayla sunuyor. Güldal’ın sunduğu panoramanın en çarpıcı yanı kültürel mirasa yönelik saldırının bir noktadan sonra sistematik bir hâl alması: “İstanbul’da 19. yüzyılın sonlarında lokal olarak başlayan tarihî eserlerin yok edilmesi faaliyeti, 1930 ve 1940’lı yıllarda sistematik bir hal alırken, 1950-1960 yılları arasında ise kitlesel imhalara dönüştü.” Bu toplumsal hafızayı sekteye uğratan yıkım programının farklı bir göstergesi olması bakımından da dikkat çekici. Güldal, yıkım sürecinin tarihsel dönüm noktalarının dışında, kaybolan, kaybettirilen önemli eserlerin de üzerinde duruyor. Dosyanın bir diğer yazısında Sinan Ceco, kaybolan Boğaziçi saraylarına dair bir döküm sunarken, Murat Küçükuğurlu “Mezarlıkların Hikâyesi”ni anlatıyor.

Dosya bağlamında kendisiyle konuştuğumuz Süleyman Faruk Göncüoğlu’nun sözleri, tam da kültürü korumanın o kadar da kolay olmadığının altını çiziyor. Göncüoğlu, şehir-mimari-medeniyet ilişkisinin kimlikle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtirken, yapılan yıkımlar sonucu kaybolan asıl şeyin topyekûn kimlik olduğunu söylüyor. Göncüoğlu’nun mevcut sorunu tanımlaması da bu yönde: “Sorun 300-400 yıllık eserlerin kaybolması değil direkt olarak. Sorun bu eserlerin üzerinde nesneleşmiş olan medeniyet değerlerinin ortadan kaldırılması.”

Mostar bu sayısında, dünü korumaya odaklanan dosyanın yanında bugünü korumayla ilgili değerlendirmelere de yer veriyor. Olgun Gündüz, “Toplumsal Bir Algı Sorunu Olarak Deprem” başlıklı yazısında hem toplum olarak depremi alımlama tarzlarının, bu tavırlardaki sakatlığın üzerinde duruyor hem de olası çözümleri değerlendiriyor. Gündüz’ün yazısının dışında konuyla ilgili Büyük Marmara depremine yönelik çalışmalar yapan İstanbul Proje Koordinasyon Birimi direktörü Kazım Gökhan Elgin’le yapılan söyleşi ayrıca önemli.

Önümüzdeki sayıda görüşmek dileğiyle…

Mustafa Fuat ER


İletişim:
www.mostar.com.tr/

2010-05-16

"Mostar" dergisinde bilim tarihimiz

Mostar, “bilim tarihini yeniden okuma”ya çağırıyor

Mostar, Mayıs sayısında “İslam ve Bilim” başlıklı dosyasıyla, İslam Bilim Tarihi’ne dair önemli bilgiler sunuyor.

Mostar, 2010 Mayıs tarihli 63. sayısında, İslam Bilim Tarihi’ni masaya yatırıyor. İslam’ın doğuşu sonrası bu yeni dinin yayılma alanı bulduğu coğrafyada yetişen ilim adamlarının öncülüğünde 8. yüzyıldan itibaren hız kazanan çeviri faaliyetleri ve ardından yapılan bilimsel çalışmalar, dünyada bilimsel gelişmelerin devamını sağladığı gibi, dünya bilim tarihine de eşsiz bir miras bırakmayı başardı. Bu süreçte İslam coğrafyasında yetişen bilim adamları yaptıkları bilimsel çalışmalarla birçok buluşa imza attılar, modern anlamda birçok bilimin kuruluşuna öncülük ettiler, geride bıraktıkları eserler ve öğrencilerle bilimin sürekliliğini sağladılar. Fakat bugünden geriye bakıldığında, günümüzde bilimin öncülüğünü yapan Batı kaynaklı bilgilerde, İslam dünyasının bu birikimi büyük oranda yok sayılmakla birlikte, Müslüman bilim adamlarına eşsiz bir esin kaynağı olan İslam dininin hem bilimin gelişmesine engel olduğu, hem de İslam dünyasının bugünkü geri kalmışlığının en önemli sebebini oluşturduğu yorumlarına şahit oluyoruz. Daha acı olanı ise, tamamen Batı kaynaklı bu oryantalist propagandanın içinde yaşadığımız toplumda da fazlasıyla karşılık bulmuş olması… Buradan hareketle Mostar, gerçekleri yansıtmayan bu düşünceye ‘bir karşı okuma’ sunmak düşüncesiyle, İslam Bilim Tarihi’ne yönelik çalışmalarıyla uzmanlaşmış akademisyenler öncülüğünde, İslam ve Bilim ilişkisini ve tarihini inceliyor.

Dosya kapsamında ilk makale Ahmet Yıldız’a ait. Modern bilimin ‘Batılı’ olmaktan kurtulma ihtiyacı” ismini taşıyan yazıda yazar, Batı biliminin seküler bir kainat ve tarih tasavvurunun yol açtığı sorunlardan hareketle, modern bilimin neden Batılı olmaktan kurtulması gerektiği sorusuna cevaplar sunuyor. Bir diğer yazar Adnan Aslan, yazısının da başlığı olan “Bilim rehberlik edebilir mi?” sorusundan hareketle bilimin son yıllarda ürettiği bilgiler ve teknolojik gelişmeye rağmen insan için hayatî denebilecek sorulara cevap üretemeyişinin nedenlerini irdeliyor. Salim Aydüz ise, “Osmanlı’da ilim hayatı” başlıklı yazısıyla, 8. Yüzyıldan itibaren İslam dünyasının hamiliğini üstlenen bilimin Osmanlı döneminde kaydettiği gelişmeyi gözler önüne seriyor. Dosyanın röportaj konuğu ise, İslam Bilim Tarihi’nin dünyada önde gelen uzmanlarından Prof. Dr. Fuat Sezgin. Aynı zamanda İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi Müdürlüğü’nü de yapan Prof. Sezgin, “Müslümanların bilime olan katkıları bilinenden çok fazla” üst başlığıyla, İslam Bilim Tarihi’ne dair önemli açıklamalarda bulunuyor.

Mostar’ın anadosya konusu dışındaki diğer sayfaları da dikkat çekici. Gündemden, Görsel Hafıza, Siyasetname, Köşetaşı, Dünya, Türkiye, Ekonomi, Edebiyat, Tarih, Kitap, Edebiyat Gündemi, Sinema, Teknoloji ve Çizi-Yorum bölümleri bu ay da okuyucuya doyurucu bir içerik sunuyor.

2010-04-23

Mostar, “Araftaki İnternet”i konuşuyor

Mostar, Nisan sayısında interneti ve internetteki sosyal ağları tartışmaya açıyor.
Mostar, 2010 Nisan tarihli 62. sayısında, “Araftaki İnternet” dosya başlığıyla son dönemin sıklıkla kullanılan ve konuşulan sosyal ağ sitelerini masaya yatırıyor. Konusunda uzman birçok yazarın makaleleriyle yer aldığı dosyanın giriş yazısı Levent Cantek’e ait. “İnternet ile ilgili olumlu beklentileri yüksek tutmak ya da endişeyle hayıflanmak abes. ‘Gerçek’ Çehov’un dediği gibi ‘ikisi arasında bir yerde’, arafta.” diyen yazar, internet ve enformasyon olgusu üzerine kafa yoruyor. Hakan Hastaoğlu, Web 2.0 ile birlikte milyonlarca kullanıcının her gün takip edilemez boyutta bilgiye muhatap olmasından hareketle, bu bilgi yığınının içerisinde kaybolan ve derin bir yalnızlık içerisinde bulunan fertlere ulaşmak isteyen siyasetçinin yolunun internetin sosyal cemaatinin içerisinden geçtiğine dikkat çekerek, konunun bir başka boyutuna eğiliyor. “İnternet: Avatar mı, Matrix mi?” diye soran Celil Civan, bireylere ve toplumlara özgürlük vaat eden internetin aslında çok da özgür olmadığı, bu özgürlüğün sınıfsal olarak şehirli bir kitlenin özgürlüğüyle sınırlı olduğunu dile getiriyor. Gülüm Şener, “Sosyal ağlarda kimlik ve cemaat” başlıklı yazısıyla sosyal ağ sitelerinin bireylere yeni birer kimlik ve özelleştirilmiş cemaat kazandırmaktaki dönüştürücü gücüne dikkatlerimizi yöneltiyor. Hakkı Öcal’ın “Uygulamada Web 2.0” başlıklı yazısıyla Web 2.0’ın tarihçesi ve uygulamasına yönelik çeşitli pratiklere yer verilen dosyanın söyleşi konuğu ise Ekşi Sözlük’ün kurucusu Sedat Kapanoğlu. “Sosyal medyanın kucaklanması adına toplumu hazırladık” diyen Kapanoğlu, Ekşi Sözlük üzerine merak edilen birçok konuda önemli bilgiler veriyor.

Türkiye ve dünyanın yoğun gündemi bu ay da Mostar’da geniş bir yer tutuyor. Murat Yılmaz, “CHP çarşafa dolandı” başlık yazısında “CHP’li bir grup kadının çarşaf yırtmasına Baykal’ın verdiği tepki ne kadar samimi?” sorusuna cevap ararken, M. Mücahit Küçükyılmaz yazısının da başlığı olan “Darbecilerin ve savaşçılardan başkası anayasa yapamaz mı?” sorusundan hareketle, son günlerde yaşanan anayasa tartışmalarına ışık tutuyor. Aynı minvalde kaleme aldığı yazısında Mustafa Şentop ise, tartışmaların sınırını daha da minimalize ederek, “Anayasanın geçici 15. maddesi ve darbe zihniyeti”ni tartışıyor. Mostar’ın bu ayki ana söyleşi konuğu ise, 12 Eylül ve 28 Şubat sonrası Türkiye’de yaşanan dönüşüm üzerine önemli sözler söyleyen Prof. Dr. Ömer Çaha. “Dönüşüm sürecini 28 Şubat’a bağlamak doğru değil” diyen Çaha, dönüşümün asıl dinamiklerine odaklanıyor. Dergide dünya gündemine ise “Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasının geleceği” başlıklı yazısıyla Mesut Özcan ve “Avrupa’da İslam düşmanlığı temelinde güçlenen sağcı popülizm” başlıklı yazısıyla Yavuz Gündoğdu ışık tutuyor.

Mostar’ın bu sayısında ayrıca Alper Çeker’in “Televizyon, siyaset ve tarih”, Naci Bostancı’nın “Dijital söz deryasında yüzen dünyamız”, Samet Günek’in “Film içinde film, propaganda içinde propaganda” başlıklı yazıları zengin bir içerik sunuyor. “Tarihi yeniden düşünmek” başlıklı yazısıyla Ali Şükrü Çoruk, “Sivil dikta mı? Bir zamanlar CHP…” başlıklı yazısıyla Murat Yılmaz, “İstanbul folklorunda iki ilginç mezar taşı” başlıklı yazısıyla Önder Kaya tarihe dair önemli notlar düşüyorlar.

Mostar’ın diğer sayfaları da dikkat çekici. Gündemden, Görsel Hafıza, Çizi-Yorum, Kültür-Sanat, Kitap, Edebiyat Gündemi ve Sinema bölümleri bu ay da okuyucuya doyurucu bir içerik sunuyor.

2010-03-21

Mostar’ın gündeminde “nostalji” var

Mostar, 61. sayısında (Mart 2010) “Nostaljinin gör dediği” başlığıyla nostaljinin sakladıklarını ifşa ediyor.

Mostar dergisi bu ay “Nostaljinin gör dediği” başlığı altında ‘yeniden kurucu nostalji’ olgusunu sayfalarına taşıyor. Dosya kapsamında Levent Cantek “Nostalji ve Cumhuriyet Folkloru” başlıklı yazısında konuyu “Nostaljinin kaynağı, bugünle didişen, genellikle modernizme yönelen eleştirel bir duyarlılıktır. Ama gerek eleştiri gerekse duyarlılık olarak tanımladığımız hissiyat, analitik değil, asıl olarak bir tür vicdani serzeniş, siyasal romantizmle ifade edilebilecek bir tür yakınmadır. Modernizmin dönüştürücü gücü karşısındaki çaresizlik, geçmişe başvurmaya, bazen de ondan kaçmaya zorlar insanları. Geçmiş, insanların zihinlerinde bozulmamış olan ‘asıldır’.” sözleriyle değerlendiriyor. Cantek’in dışında Alper Çeker “Günümüzü biçimlendiren geçmişin otoriteleri”, Dilaver Demirağ “Tarih, Yas, Melankoli ve Nostalji: Kentlilik Neyi Anlatıyor?”, Ahmet Terzioğlu ise “Mazi Kalbimde Bir Yaradır…” başlıklı yazılarıyla konuyu derinlemesine inceliyor.

Mostar, bu ay gündem dosyasının konusunu ise son dönemin tartışmalı konularından ‘katsayı sorunu’na ayırıyor. “Katsayı tartışmaları: Danıştay ile vicdan arasındaki mücadele” başlıklı dosyaya konunun uzmanlarından Bekir S. Gür “Kim demiş eğitim sistemini hep askerler yapar diye?”, Samet Günek ise “İdeolojik pratikler, nesnel öneriler” yazılarıyla katkı veriyor. Dosyanın söyleşi konuğu ise YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan. Önemli açıklamalarda bulunan Özcan, katsayı sorununu çözmeye kararlı olduklarını belirtiyor.

Mostar’ın diğer sayfaları ise yine dopdolu. Murat Yılmaz “Cunta, mahkeme ve ‘kapatma’: Türkiye’nin fasit dairesi”, M. Mücahit Küçükyılmaz “Yargı kesin: Acı duymak ruhun fiyakasını bozmasın!” ve Mustafa Şentop “Yargı bağımsızlığı ve HSYK” yazılarıyla Türkiye gündemine ışık tutarken; Berdal Aral “İsrail’i telaşlandıran Goldstone raporu”, Mesut Özcan ise “Ukrayna seçimleri turuncu devrimin sonu mu?” başlıklı yazılarıyla dünya gündemini yorumluyor.

Bunların dışında Naci Bostancı “Metaforların kırık aynası” ve Yıldız Ramazanoğlu “Kadın hikâyelerinin büyülü evi” yazılarıyla toplumsal meselelerimize parmak basarken, Ali Şükrü Çoruk “Turkuaz yahut Müstecip Onbaşı’nın hikâyesi” ile okuyucuya tarihin kapılarını aralıyor. Mostar’ın klasikleşmiş sayfalarından Gündemden, Görsel Hafıza, Çizi-Yorum, Kültür-Sanat, Kitap, Edebiyat Gündemi ve Sinema bölümleri ise okura yine oldukça renkli bir içerik sunuyor.

2010-02-06

Mostar, “Gazze”ye dikkat çekiyor

Mostar, Şubat sayısında İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının ardından geçen bir yılı sorguluyor.

Mostar, 2010 Şubat tarihli 60. sayısında, İsrail’in Gazze saldırılarının ardından geçen bir yıllık süreci değerlendiriyor. Dosya kapsamında Mesut Özcan, “Gazze saldırısının ardından geçen bir yıl” başlıklı yazısında, 27 Aralık 2008-18 Ocak 2009 tarihleri arasında gerçekleşen İsrail saldırıları sonrası yerle bir olan ve 1500’e yakın sivilin hayatını kaybettiği Gazze’yi tekrar hatırlamamızı sağlıyor. Son bir yıllık süreçte birçok krizin yaşandığı İsrail-Türkiye ilişkilerini ise dış politika uzmanı gazeteci-yazar Ceyda Karan değerlendiriyor. Salih Demirhan’ın dosya kapsamında İHH İnsanı Yardım Vakfı Yönetim Kurulu üyesi ve Afrika Koordinatörü Osman Atalay ile yaptığı söyleşi ise geçtiğimiz ay gerçekleşen ‘Viva Palestina’ (Filistin’e Yol Açık) konvoyunun oluşma ve Gazze’ye varış sürecinde yaşananları çarpıcı bir şekilde dile getiriyor.

Mostar’ın dosya konusu ise “Dönüşen Muhafazakârlık”. Üzerine derin tartışmalar yapılan, fakat henüz siyasi ideolojiler sözlüğünde kendisine net bir tanımlandırma bulamayan muhafazakârlık kavramı, konunun uzmanları tarafından masaya yatırılıyor. Fırat Mollaer, “Muhafazakârlık üzerine tezler” başlıklı yazısında ‘Fransız Devrimi’ne tepki olarak ortaya çıkan ve o tarihten itibaren modernliğe yönelik eleştirilerin bereketli bir kaynağı olarak gördüğü muhafazakârlığı geniş bir bağlamda ele alıyor. Mümtaz’er Türköne, “Yeni muhafazakârlığın eski yüzü” başlıklı yazısıyla Türkiye’de devlet iktidarını kontrol eden yeni elitlerden yola çıkarak, yeni elitlerin değişim talebiyle Türkiye’de yeniden şekillenen muhafazakârlığı değerlendiriyor. Konunun uzmanlarından Ferhat Kentel ve Yasin Aktay’ın da görüşleriyle katkıda bulunduğu dosyanın söyleşi konuğu ise Prof. Dr. Ahmet Çiğdem. “Günümüzde muhafazakârlık korumaktan çok değiştirmekten yana” diyen Çiğdem, muhafazakârlık kavramına yönelik ilginç ve çarpıcı tespitlerde bulunuyor.

Mostar bu ay güncel bir konuya daha parmak basıyor. “Türkiye’de Medya ve Siyaset” ismini taşıyan dosya, 1831 yılında piyasaya çıkan ve Türk basınının kurulmasına öncülük eden Takvim-i Vekayi gazetesinden bu güne ülkemizde medya ve siyaset ilişkisini inceliyor. Naci Bostancı, “Kısa bir medya-siyaset ilişkisi tarihi” başlıklı yazısıyla ‘dördüncü güç’ olarak nitelendirilen medyanın ülkemizde ve dünyada siyaset ile kurduğu ilişkinin detaylı bir tarihçesini sunarken, Alper Görmüş, Türkiye’de “medya ve siyaset ilişkilerinin kırılma dönemleri”nin üzerinde duruyor. Mutlucan Şahan ise “Kalem ile silahın sınıfsal ittifakı” yazısıyla, darbeler, muhtıralar ve son olarak 28 Şubat süreciyle siyasette varlığını hissettiren askerin medya üzerindeki vesayetine önemli eleştiriler getiriyor.

Mostar’ın diğer sayfaları da dikkat çekici. Gündemden, Türkiye, Ekonomi, Dünya, Çizi-Yorum, Tarih, Toplum, Teknoloji, Edebiyat, Kitap ve Sinema bölümleri bu ay da okuyucuya doyurucu bir içerik sunuyor.

2010-01-10

"Mostar" dergisi "Resmi ideoloji ve Türk romanı" dosyası ile çıktı

Mostar, Ocak sayısında "Resmi İdeoloji ve Türk romanları" başlığıyla, tartışmalı bir konuyu gündeme getiriyor.

Mostar, 2010 Ocak tarihli 59. sayısında, son yılların oldukça
tartışmalı konularından birisini kapağına taşıdı. "Resmi İdeoloji ve
Türk romanları" başlıklı dosyada, 20. yüzyıla yeni bir devlet ve
ideolojiyle girilen Türkiye'de, egemen ideolojinin halkı zihinsel
anlamda biçimlendirmesinde edebiyatın üstlendiği rol konu ediliyor.
Dosya, Köksal Alver'in dosyaya da ismini veren yazısıyla açılıyor.
Alver, "koşullandırılmış bir anlatım olarak gördüğü romanın, resmî
ideoloji ile olan ilişkisini güdümlü, ödevli, vazifeli ve ödünç
kelimeleri kuşanarak meydana sürülmüş gözü kara, anlayıştan uzak ve
bağnaz bir dil" olarak tanımlıyor. Yazar bu ilişkinin insana
dokunmayan, insanı anlamaktan uzak ve onu sadece hedefi için
araçsallaştırmayı amaç edinen yanına dikkat çekiyor. Celil Civan, bu
ilişkinin günümüze dair en somut örneği olan Şu Çılgın Türkler'den
hareketle kaleme aldığı "Şu mağrur ve mağdur Türkler" isimli
yazısında, "iyiler ve kötüler ayrımına yaslanan bir kurgu" olarak
gördüğü bu eserin, "gerçek tarih"i anlatmaktan öte cumhuriyete özgü
bir mitoloji tasarımını ima ettiğini belirtiyor. Alper Çeker ise
"Cumhuriyet'in ısmarlama edebiyatı" başlığını taşıyan yazısında,
Türkiye'de edebiyat ve sanat aracılığıyla kamuoyu oluşturulmasını tek
parti yönetiminin bir alışkanlığı olarak gördüğünü ifade ediyor. Bu
alışkanlığın devamını çeşitli olaylar üzerinden değerlendiriyor.
Dosyaya "Akıntıya karşı sivil şiir" isimli makalesiyle destek veren
Ahmet Murat ise, "Şairin bir ideolojik örgütlenme olarak 'sistem'le
sorunları olabildiğini ve Türk şiirinin bu konunun yetkin ve aşikâr
örnekleriyle dolu olduğunu vurguluyor. Özellikle Ece Ayhan'ın "sivil
şiir" tabiriyle hâkim ideolojinin edebiyatla hemhal olmasına verdiği
tepkiyi, askerle, askerî düzenle didişmesini, Ayhan'ın "Gerçekte
yeniçeri ocağı kapatılmamıştır" sözünü referans alarak yorumluyor.

Mostar'ın Gündem dosyasında bu ay "Demokratik Açılımın Seyri" konu
ediliyor. 2009 yılına damgasını vuran Demokratik Açılım, geçtiğimiz ay
gerçekleşen Reşadiye baskını, DTP'nin kapatılması, şiddetin sokaklara
taşması gibi olaylarla tökezlemiş ve "acaba bitiyor mu?" sorusu ortaya
çıkmıştı. Bu soruya konunun uzmanlarından Hatem Ete ve Naci Bostancı
cevap ararken, dosya kapsamında Prof. Dr. Bülent Aras ile yapılan
söyleşi de önemli bir tartışma ortaya koyuyor.

Mostar'ın diğer sayfaları da dikkat çekici. Bülent Arınç'a suikast
iddiaları hakkında önemli açıklamalarda bulunan Mehmet Altan; "Devlet
Açılımına, Anayasal Kapatma mı" sorusuna cevap arayan Murat Yılmaz;
"Devlet Basireti, Sokak Sağduyusu, Sanatçı Duyarlılığı" isimli
yazısıyla demokratikleşme sürecinin yolunun toplumdan geçtiği
vurgusunda bulunan M. Mücahit Küçükyılmaz; son ayların önemli tartışma
konularından 'katsayı eşitsizliği'nin temelindeki probleme işaret eden
Mustafa Şentop; geçtiğimiz ayın önemli dış politika konularına dair
önemli yorumlarda bulunan Cüneyt Yenigün, Ali Şahin ve Mesut Özcan;
Batı'daki düello geleneğinin Mütareke Dönemi'nde ülkemizde tırmanışa
geçmesini somut örneklerden yola çıkarak detaylıca inceleyen Ali Şükrü
Çoruk; dünya genelinde Hollywood'dan daha büyük bir ekonomiye sahip
bilgisayar oyunları sektörüne ve bu sektörün muhtemel tesirlerine
farklı bir bakış sunan Hakan Hastaoğlu; geçen ay kaybettiğimiz ve bu
topraklar için sinemanın tercümesini yapan yönetmen Ahmet Uluçay'ı
saygıyla anan yazısıyla Elif Tunca; değer(ler) algısının değiştiği bir
zamanda insanımıza kaybettiklerini yeniden bulduracak Fethi
Gemuhluoğlu'na dair İnsan ustası isimli yazısıyla Said Yavuz; ne idüğü
belirsiz yapıtlar ve çevirilerin oluşturduğu manyetik alanda pusulasız
kalmış okura dair önemli çözümlemelerde bulunan Ahmet Terzioğlu ve
diğerleri... Mostar okurlarını bu ay da doyurucu bir içerik bekliyor.

İletişim:
EYÜPSULTAN MAH. ESMA SOK. NO: 7/A
SAMANDIRA-SANCAKTEPE/İSTANBUL
TEL: 0216 564 25 00
www.mostar.com.tr
dergi@mostar.com.tr

2009-05-11

‘Mostar, taşıdığı yükün farkında’

Medeniyet eksenli yayınıyla dikkat çeken Mostar dergisi 51. sayısında yola M. Fuat Er'le devam ediyor. Tasarımını ve içeriğini yenileyen dergi, sahaf, kültür, kitap, sinema gibi kendine has parçaları da sayfaları arasında bir araya getiriyor.

Aylık tarih ve kültür dergisi Mostar, 51. sayısında yenilenmiş olarak okur karşısına çıktı. Kültür ve aktüalite ağırlıklı yayın yapacak olan Mostar, yeni yüzüyle okur karşısına çıkarken, yenilenmiş kadrosuyla da medya mensuplarıyla bir araya geldi. Semerkand Grubu Basın koordinatörü Saadettin Acar, yeni dönemin ipuçlarını katılımcılarla paylaştı. Mostar dergisinin yola çıkış sürecini ve devamındaki gelişmeleri ise Mostar dergisi genel koordinatörü Sabahattin Aydın açıkladı.

Aylık Kültür ve Aktüalite Dergisi Mostar'ın ilk sayısında önündeki yolu çizerken çok zorlanmadığını dile getiren Aydın, bunun sebebini ise şöyle açıkladı: "Çünkü kendine seçtiği isim birçok şeyi veciz bir şekilde ifade ediyordu: Mostar. Mostar'ın kendisi bir yana, onun köprü vasfı simgesel bir ağırlık taşıyor. Michael Ignatieff, Mostar köprüsüne dair ilk izlenimlerini anlatırken köprünün "bir adamın veya atın ağırlığını kaldıramayacak kadar narin" olduğunu belirtir. Ama köprü sadece fiziksel anlamda değil, simgesel anlamda da her türlü yükü kaldıracak kadar güçlüydü: 1890'larda Osmanlılar'ın Bosna'dan çekilmesini, I. Dünya Savaşı'nı, Sırbistan ile Avusturya-Macaristan arasındaki çatışmaları, II. Dünya Savaşı'nda partizanların verdiği savaşları... Ta ki 1993'te bir Hırvat topçu birliğinin köprüyü havaya uçurmasına kadar."

Eski ve asıl Mostar köprüsü; geçmişle gelecek, Hırvatlarla Müslümanlar, Müslüman dünya ile Avrupa arasındaki köprü artık yok diyen Aydın, yeni yapının etkisizliğini ise şu cümlelerle dile getirdi: "Köprünün yeniden inşasına ise aynı gruplar arasında tesis edilmeye çalışılan bir "barış gösterisi" anlamı yüklendi. Tuhaf olan, köprünün yeniden imarı için seçilen "mühendis"in ne Hırvat, ne Müslüman olmasıydı. Üstelik köprüyü hayatında hiç görmemişti. Yeni Mostar köprüsü, hiçbir şey yaşanmamış gibi çarçabuk inşa ediliverdi. Oysa eskinin yeniden, yeni bir gözle inşası zaman, emek, özveri, her şeyden önemlisi bir bakış ve anlayış ister. Mimar Sinan'ın öğrencilerinden Hayreddin'in hangi ruh, hangi zihin, hangi kavrayışla köprüyü tasarladığı üzerine düşünmeyi gerektirir. Bu yüzden, her ne kadar Mostar ismi derginin vizyonunu anlatmakta bize bir kolaylık sağlasa da, taşıdığı simgesel yük sebebiyle büyük bir zoru da bünyesinde barındırıyor."

Mostar dergisinin önümüzdeki aylarda farklılıklarını daha da zenginleştireceğini kaydeden Aydın, üniversite gençliğiyle bütünleşen çizgisiyle Mostar'ın taşıdığı yükün farkında bir dergi olduğunun da altını çizdi ve ekledi: "Mostar, bu yükün farkında. Dolayısıyla, bu zor meselenin, köprü imgesinin otoritesi olma iddiasını taşımaktan kaçınıyor. Ama Doğu ve Batı arasındaki, Müslüman dünya ile Batı arasındaki köprünün inşası için atılan adımlardan biri olduğunu da inkar etmiyor."

Mostar kendini yeniledi

Mostar'ın yeni yayın döneminde tek kişi üzerinden değil de ekip ruhuyla öne çıkacağını kaydeden Yayın Yönetmeni M. Fuat Er, şu açıklamayı yaptı: "Mostar, 50. sayıyla birlikte editoryal bir değişiklik yaptı. Bu değişikliğin somut bir göstergesi olarak derginin 51. sayısı yeni bir tasarım, güncellenmiş bir içerikle yayımlandı. Yeni mizanpajın temel niteliği Mostar'ın mevcut sade ve soğukkanlı imajını koruyarak dergiye farklı bir dinamizm getirmiş olması. Yeni tasarımla sadece dinamizm sağlanmadı, derginin söz konusu sadeliğine de yeni bir soluk, farklı bir güç getirdi.

Tasarımla paralel olarak içerikte de yeniliklere gidildi. Mostar, yeni sayısıyla birlikte ilk kez Sahaf, Kültür Sanat, Kitap, Sinema gibi kendine has parçalı bölümlere sahip oldu. Bu bölümlerde de derginin temel kaygılarını göz önüne alan bir içerik seçkisine özen gösterildi. Haberden ziyade eleştirel bir bakışla kaleme alınan özgün metinler ön planda tutulmaya çalışıldı."

Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi'nde gerçekleştirilen basın kahvaltısına çok sayıda yayın kuruluşunun temsilcileri katıldı.

2009-02-04

Ali Ayçil ile Mostar Dergisini Konuştuk !

Mostar dergisi editörü Ali Ayçil’le Mostar dergisini ve dergiciliği konuştuk.

Kültür, medeniyet ve sanat konusunda iş yapmak Türkiye şartlarında gerçekten meşakkatli bir iş. İster dergi olsun, ister haber sitesi olsun çeşitli zorluklarla karşılaşıyor. Böyle bir ortamda kültür, sanat ve medeniyet dergisi olan Mostar"ın yürüyüşe başlamasındaki ve bu yürüyüşü dört yıldır kesintisiz olarak devam ettirmesindeki itici gücü neydi?

- Şimdi Salihcim, hakikati konuşmak gerekirse bağımsız bir kültür dergisini Türkiye"de çıkarmak, uzun süre ayakta tutmak kolay bir iş değil. Ya da tarih dergisini diyelim. Bağımsızlıktan şunu kastediyorum; içeriği ve metinleri kendiniz belirleyebiliyorsanız orada kendi kaygılarınızı ön plana çıkarabilirsiniz. Bu Türkiye"de çok zor. Doğal olarak Türkiye"de bu tür kültür, edebiyat ve tarihle ilgili dergilerin arkalarında bir kısım kurumlar var. Bu kurumlar destek verdiği zaman ancak uzun vadede ayakta kalabiliyorlar. Mostar dergisi de böyle kurumsal bir destekle çıkan ve yaklaşık 50. sayıya varan bir dergi. Eğer böyle bir destek olmasaydı derginin 50. sayıya varması mümkün değildi tabi. Bir kurumsal yapı içinde çıkıyor ki Türkiye"deki bu tür bütün yapıların bir bakış açıları, çizdikleri çerçeve var, yani siz kendi kişisel beklentilerinizi, kişisel arzularınızı bütünüyle getirip o dergiye kodlayamıyorsunuz, bir orta yol oluştuyorsunuz.

Mostar dergisi de bir tarih dergisi, bir edebiyat dergisi değil, bir sanat dergisi değil. Pek çok kişi bir edebiyat dergisiymiş gibi düşünüp eleştiriyor. Gerçekte çok tarih merkezli bir dergi. Nispeten belki edebiyata da değinen, güncel meselelere de değinen, her sayı bir dosyası olan tarih merkezli bir dergi. Belki onun üzerinden konuşmak gerekli. Biz yapmak istediğimiz şeyi yapabiliyor muyuz bunun üzerinden tartışmak daha mantıklı gibime geliyor.

- Kültür, sanat işinin zorluğundan bahsettik. Özelde Mostar için genelde ise tüm kültür, sanat oluşumları için soruyorum; gösterilen ilgi sizce ne düzeyde?

Türkiye"de edebiyat dergilerinin durumlarını biliyorum. Çok az satan dergiler bunlar. Ama biz bir işin niteliğini, bir işin gerekliliğini onun satış oranı üzerinden düşünürsek çok büyük yanlışlık yaparız. Yani iyi bir edebiyat dergisi 50-100 adet satıyor olabilir. Doğal olarak edebiyat, şiir cephesinden baktığınızda nicelikten çok niteliğe, sayısal büyüklükten çok orada yayınlananların ürünlerin kalitesine, ciddiyetlerine, edebiyatı kendilerine bir amaç, bir hayat edinip edinmediklerine bakmak lazım. Dahası edebiyat dergilerinin kendileri bizzat bir hayat alma yeridir, bir varlık yeridir. Orada derginin çıkmış olması bile bir varlığın yerini doldurmaktır.

Tarih dergileri, kültür dergileri gibi daha geniş kapsamlı dergileri bu şekilde düşünmemek lazım. Buna Mostar dergisi de dahil. Bunlar daha çok direkt edebiyatla ilgili olmayan ama okumakla ilgilisi olan genel kitleye hitap eden dergiler. Üniversitelerde, liselerde okuyan öğrenciler, belki akşamları evlerinde bir kısım şeyler okuyan insanlara hitap eden dergiler. Bu açıdan bakıldığında bu dergiler kurumlar tarafından desteklenen, aboneleri yapılan dergiler oldukları için belli sayıda insana ulaşıyor. Bu tür dergilerde her zaman temel mesele şudur; ulaştığı insan sayısıyla okunma sayısı aynı mıdır? Mesela bir internet sitesinde bannera sürekli tıklayabilirsiniz. Günlük 20.000 kişi girmiş gözükür ama onlardan 2.000 kişi o siteyi açıp, içindekilere bakıyor mu bunlar farklı şeylerdir. Yani satmak aynı zamanda sattığın oranda okunmak anlamına gelmiyor ikincisi de bu. Bir üçüncüsü de; tarihi de edebiyat gibi çok ciddiye alırsan yine çok yüksek satışlar oluşmaz. Ben muhafazakâr camiada, bizim camiada, tarih araştırıcılığının, tarih yazıcılığının edebiyatla, düşünceyle sosyoloji ile iç içe gelişmediğini düşünüyorum. Ve ben çok muhafazakar, kaba taslak tarihe çok uzak olmama rağmen, çıkardığımız dergide yine onun bakış hatalarından kurtaramıyoruz kendimizi. Gençlerin ilgilenmesi lazım, yeni bir tarih yazıcılığının gelişmesi lazım ve bu tür insanlar da maalesef yok. Doğal olarak biz mevcut yazarlar arasından bu ihtiyacı gidermeye çalışıyoruz.

- Mostar dergisinin kuruluşundan beri çeşitli görevlerle dergide bulundunuz. Uzun bir süredir de derginin editörlüğünü yapıyorsunuz. Derginin kuruluşunda amaçlanan yerle, şu anda dergi olarak bulunduğunuz yeri kıyaslar mısınız?

Ben Mostar dergisinin başlangıcında, ilk 7-8 sayı yazı verdim. Sonra editörlüğünü de yapmaya başladım. Zaten bu derginin amaçları, çerçevesi belirlenmişti. Ben edebiyatçı olmaktan çok tarihçi olduğum ve bir şekilde matbuatın içinde bulunduğum için, yani iki yanım da denk geldiği için bu dergide iki işi birden sırtlandım.

Bence hiçbir dergide, sadece Mostar dergisinde değil, başlangıçta hedeflediğiniz şeylere bir türlü ulaşamazsınız ama başlangıçta hiç hedeflemediğiniz şeyler de oluşur. Mesela Mostar Gönüllüleri diye genç gruplar oluştu. Bunlar çok da planlanmış, hedeflenmiş şeyler değildi. Bu süreç içerisinde kendiliğinden ortaya çıktı. Yani bazen bir kültürel faaliyet, etkinlik başlangıçta planlamadığı pek çok verimli alanlar oluşturabilir. Planladığı pek çok şeyi de yerine getiremeyebilir. Kültür, dergicilik meselelerinde çok uzun vadeli planlarınız olsa bile, dergicilik aslında dergi dergi planlanan bir şey. Onu da gözden kaçırmamak lazım. Yani asıl olan her dilimin kendi içerisinde iyi bir dergi olup olmadığıdır. Çok uzun ve daha farklı planlar yaparsanız dergicilik yapamazsınız. Benim için önemli olan derginin her bir dilimini belli bir seviyenin üstünde tutabilmek. O zaten zamanla kendi kıvamını buluyor. Yeni yazarlar katılıyor, bazen tarih yazıcılığı gelişmiş olan bir iki yazar katılıyor, onlar yavaş yavaş bu serüvenin içerisine dahil oluyorlar.

50. sayıya geldiğine göre iki şey söylenebilir: demek ki biz editöryal olarak bu işi iyi kötü bu güne kadar taşıyacak bir yükü yüklendik, iki; bu derginin çıkmasını önemseyen, bu dergiyi mali olarak finanse eden insanlar da bu derginin şimdiye kadar çıkmasından bir rahatsızlık duymadılar, desteklediler. Bu ikisi de yan yana gelince zaten bir sıkıntı yok. Ama bana şunu sorarsan sevgili genç dostum, hiçbir zaman arzuladığımız dergiyi yapamadık. Bence şu anda vasat bir durumdayız. Bu da Türkiye"de hem tarihçiliğin, hem tarihi takip eden insanların çok ucuz bir muhafazakârlık etrafında dönüp durmasından ve farklı bir tarih, kültür dergisi çıkarmanın bizim cephedeki zorluğundandır. Yani ne demek istediğimi bu işlere farklı bakanlar anlayacaktır üç aşağı beş yukarı. Bu yüzden gençleri beklememiz gerekiyor. Türkiye de gençler okuma yazmaya meraklıysalar hemencecik şiir ve hikâye yazmaya başlıyorlar. Farklı dallarda, sosyoloji ile iç içe metinler, tarihle iç içe metinler çıkarma eğilimi yok. Çünkü bunlar çok da albenisi olan şeyler değil. Ama bu tür arkadaşlar da inşallah yavaş yavaş aramıza katılacaktır.

- Abi Mostar dergisinin okur profiliniz genel olarak nasıl ve hedeflediğiniz belirli bir kitle var mı?

Biz bu derginin Bebek"te de Hakkari"de de herkes tarafından okunan bir kültür tarih dergisi olmasını arzuluyoruz. Biz dergiyi hazırlarken şunlara veya bunlara yakın, şunların veya bunların ilgisini çekebilecek bir şey koymuyoruz. Kendi ahlaki yargılarımız var, kendi bakış açımız var kuşkusuz ama Türkiye"nin vasatisini yakalamaya çalışıyoruz. Bundan ötürü de genç okur diyebileceğimiz, lise ile 30 yaş arasındaki nispeten tarihe meraklı, tarihi olaylarla günceli iç içe düşünmeye meraklı insanlara hitap eden bir dergi Mostar. Yani böyle bir ayrıştırmaya girmeyi ben çok sevmem. Şu tür insanlara diye bir dergicilik yapmayı da çok doğru bulmuyorum.

- Mostar dergisi bundan evvel Semerkand ve Bosna özel sayıları çıkarmıştı. Bu iki özel sayı da bence konusunda kaynak hüviyetindeydi. Önümüzdeki aylarda yeni bir özel sayı düşünüyor musunuz?

Evet, ben o birinci özel sayının içinde bulundum, ikinci özel sayıyı da kendim hazırladım. Semerkand, başka bir değişle Maveraünnehir özel sayısı haz alarak yaptığım bir çalışmaydı. Türkiye"de kütüphanelere koyulabilecek bir iş oldu.

Bizim uzun süredir kafamızda Balkanlar özel sayısı var. Ben de bu iş için çok da iştahlıyım. Ama bunu farklı sebeplerle bugüne kadar gerçekleştiremedik. Zamla ilgili sıkıtlarımız oldu, başka sıkıntılarımız oldu. Önümüzdeki aylarda planlayabilirsek ve Balkanları dolaşabilirsek olabilir. Çünkü biz uzaktan özel sayı hazırlamıyoruz. Neyle ilgili özel sayı hazırlıyorsak oraya gidiyoruz, oradaki insanlarla konuşuyoruz, fotoğraflar çekiyoruz. Balkanlarda da yaklaşık 8-10 gidip görmemiz gereken nokta var. Belki ben Üsküp"ü biliyorum, Saraybosna"yı biliyorum ama Bulgaristan"da, Yunanistan"da, Romanya"da, Arnavutluk"ta, Macaristan"da ve hatta geçebilirsek Sırbistan"da, bizim çok önemli kültürel noktalarımız var. Oraları gidip görmek, oradaki insanlarla konuşmak lazım. Dileyelim nasip olsun, bir Balkanlar özel sayısı çıkartalım.

- Mostar dergisini yeni dönemde abone olanlara “Aşık Paşazade Tarihi” adlı kaynak eseri hediye ettiğini kampanya afişlerinden öğrendik. Bunun haricinde önümüzdeki dönemde ne gibi yenilikler bekliyor bizi?

Her sene abonelik kampanyası çerçevesinde bir kısım kitaplar veriliyor. “Aşık Paşazade Tarih”i Osmanlı Devleti"nin tarihine dair en eski kaynaklardan bir tanesi. Osmanlı"nın nasıl kurulduğuna dair, kuruluş efsanelerine dair en çok bilginin bulunduğu kaynaklardan da bir tanesi. Yani kütüphanelere yakışacak bir kitap. Farklı yerlerde de yayınlandı bu kitap. İlk kez bizde yayınlanmış bir kitap değil. Ama bu kitabın bizim vesilemizle bilmeyenler tarafından bilinmesi, bilenlerin de evlerine girmesi iyi bir şey.

Doğrusu bundan sonra, eğer altından kalkabilirsek, çok muhafazakar ve her şeye hazır cevapları olan yazılardan ve tarihi bakış açısından çok, daha noktasal, daha bir kısım şeyleri kavramaya çalışan, eleştirmeye çalışan yazıları dergiye yerleştirip, genel görüntüyü belli oranda dönüştürebilirsek onun daha karlı olacağını düşünüyorum. Bunu başarabilir miyiz? Tekrar söyleyeyim insanlarla olabilecek bir şey.


Salih Demirhan


Kaynak:
http://www.dunyabizim.com