hayal bilgisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hayal bilgisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2013-09-17

Hayal Bilgisi dergisinin 10. sayısı çıktı


3. yılında Hayal Bilgisi edebiyat dergisi 10. sayısı ile edebiyat okurları ile buluştu.
Derginin bu sayısında 38 farklı isim yer aldı.
3 yıldır hiç azalmadan heyecanla devam eden Hayal Bilgisi, dergilerinin önsözünde şu açıklamayı yaptı.
Kıymetli okur,
Edebiyat dergileri kapanıyor, her ay yenileri kitapçı raflarında yerini alıyor. İlk sayısı yayınlandıktan sonra devam edemeyen çok dergi var ve bu dergilerin tek sayıları, yüzlerce sayı devam eden herhangi bir derginin herhangi bir sayısından daha az değerli değil.
Edebi kaygı ve heyecan ile birden çok kişinin kaleme sarılarak oluşturduğu bu ürünlerin hepsi çok değerli. Ve aslında, zamanla heyecanını yitirerek yalnızca ticari bir organa dönüşen dergilerden çok daha değerli, yayın hayatına devam edemeyen bu dergiler.
Biz, Hayal Bilgisi olarak, üç yıla ancak 10 sayı sığdırabildik. 2011’de bir deprem yaşadık. Ardından maddi depremlerle ara verdik. Yola birlikte çıktığımız insanların yarısını kaybettik, bir o kadar yol arkadaşı kazandık. Hayal Bilgisi, adı değişmese de, her sayı kapanıp yeniden yoluna devam eden bir dergi gibi. Bu yüzden heyecanını koruyor, en çok heyecanını…
Mısır ve Suriye’de kan akıyor. Bizim, aklımız ermiyor zalimlerin oyunlarına. Ama yüreğimiz sessiz kalmadı. Şiirler yazdık. Masum insanlar hayatlarını kaybediyorken, yalnızca yazarak onların yanında olmak, çok ağır.
Kitaplara dair çok şey var bu sayımızda ve genç kalemlerden ilk yazılar. Kapısı herkese açık bir dergi Hayal Bilgisi. Ve bir iyilik projesi, ilk gününden beri. Her türlü konuda fikir ve önerilerinizi, eleştirilerinizi, yorumlarınızı bizimle paylaşın.
İlerleyen sayfalarda, mutlaka size hitap eden bir yazı ve yazarla tanışacaksınız.
Bu sayıda: Ayşe Ünsal, Cihat Albayrak, Emre Gürkan Kanmaz, Müştehir Karakaya, Adige Batur,Emre Küçükoğlu, Mavi Esra Pak, S İclal Tiryaki, İbrahim Sarp Baysu, Abdulkadir Üstündağ, Cahit Tan, Gülşen Çağan, İnci Erkan Taş, Zelal Akgün, Mehmet Türkmen, Pınar Doğu, Rukiye Bayır, Emine Köseoğlu, Şen Çakır, Yelda Karataş, Yaşar Bedri, Yasin Börekoğlu, Yasin Altunbay, Kemal Acar, Lütfi Demir, Hızır İrfan Önder, Benjamin A.E., Yunus Ünsal, Ebru M. Kayır, Emrah Adaklı, Atilla Yaşrin, Semrin Şahin, Özge Öndüç, Meltem Dağcı, Aziz Küçük, Burcu Türkmen, Fatma Tanrıkulu, Umut Talha Sevgi, Selin Gamze Aşkın.

İletişim:
www.cihatalbayrak.com
ayse-cihat@hotmail.com
05056351554 

2013-06-13

Hayal Bilgisi dergisinin 9. sayısı çıktı


Hayal Bilgisi, yedi ayın ardından, yoluna devam ediyor. Yola çıkalı iki yıldan fazla olmuş. 15 Mart 2011’de ilk sayımız ‘huzur’ dosya konusu ile çıkmıştı.

Bugün, elinde tuttuğun bu paket, Hayal Bilgisi’nin 9. doğuşu. Yeni bir soluk, heyecan ve aşk ile doğdu. Bu paket bir dergiden çok daha fazlası. Bir edebiyat paketi hazırladık. Gündelik hayatın, insan ilişkilerinin, siyasetin, internetin ve mesleğinin seni çıkmaza sürüklediği, aç bıraktığı, özlemeye mecbur kıldığı pek çok şeyi bu pakette topladık. Huzura en çok ihtiyaç duyduğun anda, eline alıp bambaşka bir dünyaya adım atabilesin diye; deprem sonrası ihtiyaç duyulan bir deprem çantası, yaralarını sarabileceğin bir ilkyardım çantası gibi…

Bu paketin içinde, bir cd var. Etrafını saran gürültülerden seni uzaklaştıracak, duyabilme yeteneğini fark edeceğin, şükredeceğin melodiler var içinde. Ve bugüne dek dergimizden yaptığımız alıntılarla hazırladığımız videolar…

Sayfalarımızı karıştırırken, kulağın güzel eserlerle meşgul olsun istedik.

Bu pakette, fotoğraf baskıları var. Çünkü, biz istedik ki, mahkumların hapishane duvarlarına, yatılı okullarda öğrencilerin dolaplarının kapaklarına astığı gibi, genç çiftlerin cüzdanlarında sevdiklerinin vesikalık fotoğraflarını taşıması gibi; şiirlerimizi odanın duvarlarına as. Biz istedik ki, satın alınıp bir kenara atılan bir şey olmasın edebiyat ve şiir. Biz gönlüne konuk olmak istedik, hayat tarzına, sevebilme yeteneğine.

Bu fotoğrafları, şiir baskılarını, öğrencilerine ödül olarak ver mesela, minik bilgi yarışmaları yaparak. Sevgiline hediye et. Bir gülün dikenine as şiirlerimizi mesela. Dostlarına mektup yaz, içine koy yazdıklarımızı.

Biz edebiyatı, kendimizi ispatlama biçimi olarak görmüyoruz; para kazanma ya da ünlü olma… Bu yüzden, Hayal Bilgisi, matbaaların, yayıncıların ticari kaygılarından uzak olarak, tamamen ev ortamında, Ayşe ile Cihat’ın emekleriyle üretildi. Kahve lekeleri olabilir sayfalarımızda, ekmek kırıntıları… Hoş görün!

Okura ‘dayatılan’ bir edebiyat var. Vitrine hangi kitapların, hangi dergilerin konulmasına izin veriyorlarsa, hayatımıza o kitap ve dergiler giriyor. Siyasi, ideolojik, ticari ve pek çok etiketleme ile belirleniyor bu seçimler. Bu yüzden, heyecan yok kitapçılarda. Bu yüzden, raflarda samimiyet yok. Bu yüzden, reklama harcanan para, kitabın basım maliyetlerinin kat be kat üstünde. Bu yüzden, yayınevleri şiir kitaplarını, baskı maliyetinin en az dört katı  bir parayı şairinden tahsil ederek basıyorlar. Çünkü, şiir oyunlarına alet olmuyor.
Çünkü, şiir yalan söylemiyor. Hal böyle olunca, yalnızca parası olan ‘şair’ olabiliyor.

Hayal Bilgisi2011’den bu yana sayfalarında hiç tanımadığı insanlara yer veriyor. Adı hiç duyulmamışlara. Öğrencilere, emeklilere, ev hanımlarına ve hatta çocuklara bile. Çünkü, edebiyat bilende değildir. Edepli olandadır. Yazmasa ölecek olanlar var bizim sayfalarımızda.

Çocuklar için edebiyat sayfalarımız var. Hayal Bilgisi’ni çocukların ulaşabileceği yerlerde saklayınız diyoruz; çünkü edebiyat eğlencelidir. Çünkü en çok çocuklar ihtiyaç duyuyorlar hayal kurmaya.

Hayal Bilgisi’nde el yazısı ile müthiş emek verilerek, paketlere konan şiirler ve kısa düz yazılar var. Bunları hazırlarken bizi görenler, ‘delirdiniz mi, fotokopi çeksenize’ diyorlar. Oysa samimiyet tam olarak da budur. Samimiyetin modern hayattaki konumu, delilikle aynıdır. Bu yüzden, dördüncü sayımızda ‘delilik’ kapak konusunu ele almıştık.

Bu pakette, iki tane misket var. Çünkü, çocuk oyunlarına dokunmak, cep telefonuna, televizyonun kumandasına, laptopa dokunmaktan daha keyifli, daha sağlıklıdır. Çünkü, çocukluk güzeldir ve insan hangi yaşta olursa olsun, kendini çocuk hissedebilir.

Hayal Bilgisi’nde iyilik kartları var. Çünkü, hayat iyilik fırsatıdır. Dünyayı birazcık olsun daha iyi bir yer yapamayacaksak, yazmanın, paylaşmanın ne anlamı var.

Biz edebiyatı ya da şiiri tartışmıyoruz. Satış rakamlarıyla ilgilenmiyoruz. Hiç kimse ile yarıştırmıyoruz bilgi ve yeteneklerimizi. İnsanları seviyoruz ve iyi insanlar olma çabası veriyoruz.

İyi okumalar ...    

Ayşe & Cihat Albayrak

2012-06-20

'Hayal Bilgisi'dergisi 8.sayısında

Uzun bir aradan sonra 8. sayımızla devam ediyoruz yolumuza. Hayal Bilgisi 7. sayısını yayınladığı Mart 2012’den bu yana Van Erciş’te haftalık yayınlanan Erciş Bülteni’ni çıkarmaya başladı. Bunun yanı sıra Gökmen Sakin’in Otomotik Gelinler adlı şiir kitabını Hayal Bilgisi’nin 3. kitabı olarak çıkardı. Sevimli hackerler internet sitemizi hackledi. Arşivimizi yok etti. Mail kayıtlarımızı ve siteye eklediğimiz tüm yazılarımızı. İnternetin ne kadar ‘gerçek’ olduğunu bir kez daha tecrübe ettik.

Hayal Bilgisi, AŞK konusu ile oluştu 8. sayısında. ‘Modern zamanlarda aşk hala mümkün müdür?’ diye sorduk kendimize. Aşk, mümkün olmalıydı. Aşk ile mümkün olabilirdi zira mevcudat.

Aşk, insanın tanımlama çabası. Kendini tekrar eden en güzel şey. Adını Leyla koymuşuz misal, ya da Züleyha. Anne demişiz, ya da oğul. Bahar, Kur’an, ya da Allah. Aşk, izmlerin nedeni ve nihayeti. Aşk, kapitalizmin kuklası, bencilliklerin esnek kumaşı, şiirlerin yutan elemanı. Aşk, arka sayfa güzeli hayatın. Aşk, gerçek. Adı şiir, ya da taze çay kokusu, yağmur damlası, çocuk tebessümü, karınca telaşı, güvercin şükrü, anne şefkati, kurşun kalem…

Bu yüzden konumuz Aşk. Çünkü insan, birikimlerin kendisine sunduğu tanımlarla tatmin olmadıkça, yeni tanımlar getiriyor hayata. Ve zorlama tanımlar ile vazgeçmiş oluyor yaratılanın güzelliğinden. Şikâyet etmek yerine, çözüm üretmek istedik. Aşkı suçlamadık, aşktan af diledik.

Hayal Bilgisi 8. sayısında, bir ‘Aşk Şiirleri Antolojisi’ olarak çıktı karşınıza.

Her sayımızda değişiklikler yaşıyoruz. Bu genel bir yorumla olumsuz görünebilir. Ama ilk sayımızın önsözünde de belirttiğimiz gibi, biz Hayal Bilgisi’ni bir edebiyat dergisinden ibaret görmedik. Bir iyilik projesiydi Hayal Bilgisi. Bu nedenle, geçici bir heves olarak değil, estetik ve pratik olarak gönüllerimize, fikirlerimize artılar katacak şekilde sürekli olarak düzenledik bu projeyi. Dergimiz yayın hayatına daha az sayfa sayısı ile devam edecek. Ve ücretsiz olarak dağıtılacak. Yalnızca kitapçılarda 1 liradan satılacak. Ki bu da kitapçıların kazancı olacak.

İlk günkü samimiyetimizle ifade etmek istiyoruz ki, Hayal Bilgisi, en çok da bizim bencilliklerimizden uzaktır. Bu nedenle, bazı isimler yer alamayacak artık Hayal Bilgisi’nde.

Hayal Bilgisi, okuruna kendi edebiyatını dayatan edebiyat dergilerinden biri değil. Hayal Bilgisi okurunun şekillendirdiği ve edebiyat dergilerini bir zıplama tahtası olarak görmeyen yazarların kaleme aldığı bir dergi. Bu nedenle kimilerinin ‘taşra’ diye kötü niyetle etiketlediği bu dergi, ‘edebiyat satanların’ şaşkın bakışları eşliğinde, devam ediyor yoluna.

Hayal Bilgisi’nde mutlaka size hitap eden bir yazı ve yazar ile tanışacaksınız. Gelecek sayıda buluşmak üzere…

♦ Yakın zamanda Şair Abdurrahim Karakoç hayatını kaybetti. Allah’tan rahmet diliyorum. Rabbim, böylesine değerli insanlara, ölümlerinden önce hak ettikleri değeri veren bir millet kılsın bizi.

Cihat Albayrak


Bu sayıda:

Leyla Arsal, Ahmet Bozkurt, Arzu Eşbah, Atilla Yaşrin, Hatice Çay, Yusuf Bal, Mavi Tuğba Ateş, Mehmet Türkmen, Müştehir Karakaya, Hakan Kartal, Rasim Demirtaş, Selami Ay, Selma Ülger, Umut Aydın, İlknur Karanfil, Yelda Karataş, Mustafa Gökhan Tosun, Emre Gürkan Kanmaz, Çağlar Biber, Lütfi Bergen, Necip Tosun, Nurdal Durmuş, Mürsel Ferhat Sağlam, İlker Nuri Öztürk, Almıla Erdem, Hatice Çay, Gülşen Çağan, Mehdi Akan, Müzeyyen Çelik, Hakan Bilge, Esra Pak, Ayşe Ünsal, Cihat Albayrak.

İrtibat:
www.hayalbilgisi.org
editor@hayalbilgisi.org

2012-05-02

Edebiyat Dergileri

İnternetin etkisiyle, dergicilik dahil edebiyatın pek çok öğesi dışavurum olarak değişiklikler yaşadı, yaşıyor da. İçeriğin ulaşılabilirliği sanal alem ile sıfıra indiği için, insanlar basılı kâğıtlara para vermek istemiyorlar haliyle. Bu durum öyle bir hal aldı ki, baskı yetiştiremeyen dergiler, ücretsiz dağıtılmaya dahi başladı.

Okur, anlık olarak güncellenen içeriğe bir de ücretsiz olarak ulaşmayı daha mantıklı buldu ve bu nedenle dergilere olan ilgisini kaybetti. İnternet üzerinden yayın yapan edebiyat siteleri, e-dergiler, Facebook ve benzeri pek çok site, dergiciliğin potansiyelini büyük oranda yok ettiği gibi, işlevselliğini de tartışılır bir hale getirdi.

Okurun ilgisinde yaşanan değişimle birlikte, dergicilerin bakış açıları ve yöntemlerinde de büyük değişimler çıktı ortaya. Kültür oluşturan, disiplinleriyle ve amaçlarıyla okula dönüşen dergiler; ekollerin değil, kişilerin isteklerini, taleplerini karşılar hale geldiler ve maalesef, pek çoğu yayıncıların bünyesinde ve desteğiyle çıktığı için, ‘kitap ve yazar reklamı’ yapan yayınlara dönüştüler.

Sayfalarını edip olana değil, tanıdığı olana açan edebiyat dergileri, her ay kendisini tekrar eden, gelişimden ve hareketten yoksun ve büyük oranda raflarda bekleyen salt ‘basılı kâğıtlara’ dönüştüler.

Dergiler, var olabilmek için, birbirlerine sataşmaya ve sürekli şiiri/öyküyü/edebiyatı çeşitli açılardan yeniden ve yeniden tanımlamaya çalışan yazılarla dolmaya başladılar. Bugün popüler diyebileceğimiz edebiyat dergilerinin neredeyse tamamında, şiir ve öykülerin sayısı, şiir ve öyküler üzerine yazılan yazılardan daha azdır. Bir bakıma, edebiyat dergisi değil, edebiyat hakkında dergiler olmaya başlamışlardır. ‘Şiir öldü mü’ tartışmasını yapanlar en çok öldürüyor şiiri. Zira okurun kaliteli diye adlandırabileceğimiz pek çok edebiyat dergisinde dilediği sayıda şiir bulamaması, karşılaştığı şiirlerin de her ay aynı isimlerden ‘çeşitli nedenlerle’ yayınlanmış olması, okuru Facebook’un sonsuz sayfalarında Can Yücel’e, Cemal Süreya’ya, Tarık Tufan’a, Mehmed Akif’e mal edilen şiirlerle baş başa bırakıyor.

Ve adına edebiyat dediğimiz şey, okurun çok az sözcükte çok fazla duygu barındıran ve uç noktalarda olan söylemlerden ibaret oluyor. Maalesef, aşırı şekilde popülerleştirip, edebiyatı da bir eğlence sektörüne dönüştüren yayıncılar da türedi ve bu anlayışın dergileri, kitap dizileri, etkinlikleri çıktı ortaya. Bu yayıncılar, tabiri caizse ‘boş bırakılan meydanı’ tam da kapitalist bir anlayışla ‘okuyanı yormayan, okuyanın düşünmesini gerektirmeyen’ bir içerikle doldurmaya başladılar. Doğal olarak, Dostoyevski’nin, Victor Hugo’nun, Balzac’ın karikatürize edilerek kapaklara taşındığı bir ‘özlü söz edebiyatı’ ile karşılaştık. Bu kitaplar satıyor, yüz binlerce satıyor. Okunuyorlar da.

Çünkü dergiciliğimiz tamamı internet kullanıcısı olan okura hitap etmiyor.

Çünkü gelenek sahibi dergilerin günümüz yöneticileri okuru kendisinden saymıyor. Okuru muhatap almıyor.

Okurun edebiyattan anlamadığını düşünüyor ki bu inanılmaz vahim bir yanılgıdır. Çünkü bu anlayış zamanla durumu okuru suçlamaya kadar götürmüştür. Örneğin, ‘üniversite öğrencileri dergileri okumuyor’ diye bir suçlama yapılıyor. Ama dergiler öğrencilerin gerçekten ulaşamayacağı fiyatlarla kitapçıya bırakılıyor. Ya da, ‘sadece dergiye yazı gönderenler dergiyi satın alsaydı, dergi kapanmazdı’ denilebiliyor bir derginin kapanış yazısında.

Bu bir gerçek. Maalesef bir gerçek; ama şunu göz ardı etmemek gerek ki bu gerçeği doğuran neden, dergileri ulaşılmaz ve anlaşılmaz kılan bakış açısıdır.

Bünyesindeki yazarların (yaşı 60 dahi olsa) tamamının internette öyle ya da böyle gezindiği dergiler, interneti göz ardı ederek dergilerini yaşatamayacaklarını anlamıyorlar. Ki, dergiyi yaşatmak, hayatta tutmak gibi tabirlerin doğmuş olması da çok üzücü. Zira söyleyeceği, dinletebileceği sözü olanların mutlaka, her halükarda bir kitlesi oluşacaktır. Olayı bir edebiyat duygusallığına, bir gelenek sömürüsüne dönüştürecek kadar çaresiz kalındığının göstergesidir bu.

Roman yarışmaları düzenleyen bu dergiler, birinciliğe layık eser bulamadıklarını ifade ederek, o yarışmaya eser gönderen yüzlerce kişinin heyecanını yok edebiliyorlar mesela.

Dergide yayınlanması için gönderilen eserlere, ‘bu şiir değil, şiir şöyle yazılır’ şeklinde ukala cevaplar veren editörler iş başına gelebiliyor.

Üniversitenin ilk yılında, fakültedeki Türkçe hocalarından birine, yazdığım öyküleri, denemeleri götürdüğümü hatırlıyorum. Dergilerde yayınlanmasını istiyordum yazılarımın. Hocam beni Cağaloğlu’na yönlendirmişti. Türk Edebiyatı Dergisi’ne… Elimdeki dosya ile bürodan içeri girip niyetimi ifade etmiştim ve oradaki görevliden aldığım cevap ve sonrasındakiler beni edebiyattan uzun süre soğutmuştu. Görevli, görüşeceğim kimse olmadığını ve yapabileceğim en doğru şeyin, birkaç tane Türk Edebiyatı Dergisi satın almak olduğunu söylemişti. Öyle de yapmıştım çaresiz; ‘biz seni dikkate almıyoruz, sen bizi dikkate almak zorundasın’ diyen bu anlayış karşısında. Sonra, yazdıklarıma benzeyen bir şeyler aramıştım eve dönünce, sayfalar arasında. Yoktu. Anlamadığım bir yığın şey vardı. Şiir yoktu. Öykü yoktu. Habire bağlaçlarla birbirine bağlanan ve anlaşılmazlığı sanki bilinçli olarak artırılmış yazılar, yazılar, yazılar…

Hayal Bilgisi’ni çıkarmaya başladığımızdan bu yana, Hayal Kitabevi diye bir mekâna sahibiz biz. Burada, çay ve dahi denk gelinirse yemek ücretsizdir. Dileyen, raflardaki kitaplardan dilediğini ödünç alıp okuyabilir. Burada İngilizce dahil kurslar ücretsiz verilir. Buraya adımını atan herkes Allah’ın Selamı ile karşılanır ve Hayal Bilgisi ve Hayal Bilgisi heyecanı aktarılır. Dergi hediye edilir. Yazmaya teşvik edilir ve eserleri istenir.

23 Ekim’de Erciş’te yaşanan deprem nedeniyle Hayal Kitabevi artık yok. Ama pek yakında tekrar kurulacak. Çünkü edebi kaygılar, bir dışavurum olarak, bir internet sitesini, bir Facebook sayfasını, edebiyat dergisini doğurduğu gibi, bu kitabevini de doğuruyor. İnsanı dikkate almak, önemsemek, sorunlarına çözüm olma çabasına girmek amaçları etrafında böyle bir irtibat merkezi zorunluluğu oluşuyor.

Kötü örneklerin kamçılamasıyla ortaya çıkan bu oluşumlar, eskiyi özlüyor. Papirüs Dergisi’nin ilk sayısını tutuyor başucunda.

Farklı ideolojilerin temsilciliğine soyunan dergilerin, cesaretten uzak bir tavırla, lafı sürekli ortaya atarak eleştiriler yağdırmasını doğru bulmuyor. Şiiri tanımlamalarını değil, şiir yayınlamalarını istiyor. Dergicilerin birbirlerine hitap ettiği yayınlar olmamalı edebiyat dergileri. Sadece dergicilerin dergi satın almasına yol açıyor bu. Dergicilerin Facebook’taki arkadaş listelerine bakınca, büyük çoğunluğunun bir şekilde dergilerde yazanlar ya da dergi çıkaran insanlar olduğu görülüyor.

Son olarak, edebiyat heyecanını ‘İstanbul’ ve ‘taşra’ olarak sınıflandıran bir anlayışı kabul etmiyorum ben. Şöyle diyor Yuşa Irmak, ‘Edip olan anlar bunu. Edebiyat bilende değildir üstelik.’ Edebiyat, kağıt kalitesi ile, dağıtımın ağının güçlülüğü ile, yapılan reklamlar ile, İstanbul ile alakalı değildir. Daha doğrusu böyle bir oran söz konusu değildir. Ne kadar paran varsa, arkanda hangi yayınevi varsa, ona göre değerlenmiyor şiirin ya da kaleme aldığın her neyse. Bunun farkında olmayanlar, isimlerinin yanına layık gördükleri etiketlerin, ne kadar gündelik olduğunu, okurun tokadını yedikleri vakit anlıyorlar, anlayacaklardır.

Kendi tabirleri ile ‘taşra’yı önemsemeyen, ‘taşra’yı görmezden gelen bu kişiler ya da oluşumlar, ‘taşra’nın değil, kendilerinin kaybettiğini fark etmelidirler.

Cihat Albayrak

cihat-albayrak@hotmail.com



Cihat Albayrak, 1988 Van Erciş doğumlu. Erciş’te iki yıldır İngilizce öğretmeni olarak görev yapıyor. Hayal Bilgisi Edebiyat Dergisi’nin yayın yönetmenliğini yapıyor.

2012-03-15

'Hayal Bilgisi' dergisi güzel yürüyüşünü sürdürüyor

Mart 2011’de ilk sayısını yayınladığımız Hayal Bilgisi, Mart 2012’de 7. sayısı ile 1. yılını dolduruyor.

Geride kalan 1 yılda, 32 sayfa ve kendinden kapaklı iken, 72 sayfalık bir hacme kavuştu Hayal Bilgisi. Türkiye’nin pek çok noktasında kitapçıların raflarında yer buldu kendisine. Dergide yayınlanan eserler daha fazla yazı arasından seçilmeye başladı. Dolayısıyla yazılarını gönderen insanlarla tanışıklıklar geliştirdik. Asli amacımız olan bu diyaloglar bizi giderek büyüyen bir aileye dönüştürdü.

Hayal Kitabevi, Temmuz/Ağustos/Eylül/Ekim (2011) ayları boyunca Van Erciş’te bir kütüphane gibi işledi ve sayısız kitap okur ile buluştu. Burada pek çok etkinliğe yer verildiği gibi, ilköğretim öğrencilerine de ücretsiz İngilizce kursları verildi. Kitabevimiz, yaşadığımız ve tüm Türkiye’nin yakından takip ettiği deprem nedeniyle kapandı.

Depremin ardından birçok proje gerçekleştirdik Hayal Bilgisi olarak. 6. sayımızın tüm geliri ile çocuk kitapları satın alıp hediye ettik depremzede çocuklara. Söz verdiğimiz gibi. Okurlarımızın destekleri ile özellikle çocuklara yönelik bu çabalarımız neticesinde hala yüzlerce tebessüm ile karşı karşıya kalıyoruz. Çocuklar, Türkiye’nin dört bir yanından ablaları ve abileri ile mektup arkadaşlığı yapıyorlar, hediyeler alıp, gönderiyorlar. O çocuklar, ‘Ben Edebiyattan Anlarım’ diye sloganlarını yazıp, 7. sayımızın okurları için birer resim yaptılar. Erciş’i, gökkuşağının en güzel renklerine boyadılar.

Hayal Bilgisi 7, bu bağlamda, ‘Edebiyatçının Sosyal Sorumluluğu’nu sordu Mevzubahis sayfasında. Çünkü parası olanın değil; gönlü olanın yardım edebileceğini, yeteneği ya da bilgisi olanın değil; bilinci ve vicdanı olanın ötekileri tebessüm ettirip hediyeleşmeyi gerçekleştirebileceğini göstermek ve ne yaparsak yapalım, icraatımız ne olursa olsun, elimizdeki malzemeyi ya da insan öğesini mutlu edebilecek tek gerçeğin doğru üslup olduğunu anlatmak istiyoruz.

Olabildiğince dikkat ediyoruz bu nedenle yaptıklarımıza. Hediye paketleri bazen, hediyenin maliyetini aşıyor. Ailemize ayıracağımız vakti, mektuplar, kısa notlar yazmak ya da hediye paketleri hazırlamak için harcayabiliyoruz. Misal, ‘fotokopisini çeksenize o notun, niçin elle yazıyorsunuz’ diyorlar bize. El yazısı; samimiyetin en uç noktasıdır. Biz istiyoruz ki, toplumda farklı noktalarda olan herkes, isimlerinin yanında hangi etiket olursa olsun, samimiyetlerini korusunlar birbirlerine karşı.

Ve istiyoruz ki, ‘çocuk’ insanın en önemli gündemi olsun. Hayal Bilgisi, bu nedenle çocukları önemsiyor. Bu nedenlerle, Hayal Bilgisi bir edebiyat dergisinin olması gereken halini simgeliyor pek çok açıdan; şiirinde ifade ettiğini kendi hayatında kendisine samimiyet olarak kanıtlayamayan insanlarla işimiz yok bizim. Hırsımız yok. Kıskançlığımız yok. Tartışmaları ön planda tutacak kadar müsrif değiliz Elhamdülillah.

Niyetimiz düşüncelerin, edebi kaygıların gerçek hayatta eylemlere dönüşmesi, harekete geçirebilmesi bizleri ve okurları. Allah, muvaffak etsin.

Hayal Bilgisi’nin sayfalarında mutlaka size hitap eden bir yazı ve yazar ile tanışacaksınız. Gelecek sayıda buluşmak üzere…

Cihat Albayrak



İrtibat:
www.hayalbilgisi.org
editor@hayalbilgisi.org

2011-09-13

Hayal Bilgisi, 5

Eylül 2011, Sayı:5

Facebookun edebiyata etkisi nedir? Hayal Bilgisi 5. sayısında, sosyal paylaşım sitelerindeki takipçilerine yöneltilen bir soruya verilen cevaplardan oluşan seçkiyi yayınlanıyor.

Hayal Bilgisi, 5. sayısı ile bir dizi değişikliğe uğradı. Bunlardan en önemlisi, sayfa sayısının 32’den 72’ye çıkmış olması. Böylelikle, iki aylık bir süre için okurlara daha fazla eser ulaştırmayı amaçlıyor.

Derginin editör ekibinin yayına hazırladığı birçok sayfa, bu sayıdan itibaren tüm sayılarında yer alacak. Bunlardan biri, Mevzuubahis sayfası… Bu sayfada, her ay, sosyal paylaşım sitelerindeki takipçilerine yöneltilen bir soruya internet üzerinden almış olunan cevaplardan oluşan seçki yayınlanıyor. Bu sayıdaki soru, Facebookun edebiyat üzerindeki etkisi. Bir portre, okunası kitaplar, izlenesi programlar, takip edilesi siteler, Hayal Bilgisi okuma listesi, edebiyat sözlüğü editör ekibinin hazırladığı sayfalardan birkaçı...


Nihan Işıker, bu sayıda bir şiir bahçesi sunuyor. Müzeyyen Çelik, öykü serisine Resim Defteri ile devam ediyor.

Fecri Yağızer, Umut Pusat, Hakan Kartal, Bülent Gündoğan, Atilla Yaşrin, Mehmet Türkmen, Burcu İçli, Hasan Parlak, Emine Köseoğlu, Murat Gil, Ebru M. Kayır ve Zeynep Sağlam, dergide ilk kez yer alan isimler…

5. sayısı ile yoluna devam eden Hayal Bilgisi, artık edebiyat okurunun kitaplığında yerini alan bir dergi oluyor. 5. sayısında Hayal Bilgisi’nin okuruyla buluşturduğu isimler şöyle: Arzu Eşbah / İnci Erkan Taş / Esra Pak / Cihat Albayrak / Müzeyyen Çelik / Ayşe Ünsal / Hakan Bilge / Şakir Taş / Yelda Karataş / Gülşen Çağan / Mehdi Akan / Fecri Yağızer / Ahmet Kanter / Umut Pusat / Şükran Belen / Hakan Kartal / Furuğ Ferruhzad, Elyad Musevi, Granaz Musevi (Çeviri: Nihan Işıker) / Bülent Gündoğan / Atilla Yaşrin / Mehmet Türkmen / Burcu İçli / Edi Matic(Çeviri: Mehmet Işıker) / Hasan Parlak / Emine Köseoğlu / Murat Gil / Nur Banu Bahçeci / Mesut Gül / Ebru M. Kayır / Zeynep Sağlam / Serap Orhan


Yüsra Dal



İrtibat:
www.hayalbilgisi.org

2011-07-03

4. sayısında Hayal Bilgisi’nin dosya konusu: Delilik!

Hayal Bilgisi ekibi olarak 4. sayımızı sizlerle buluşturmanın sevincini yaşıyoruz. Her yeni sayı ile birlikte bünyesine yeni kalemler katan dergimiz, tasarım olarak da daha iyi bir noktaya ulaştı.

Deliliğin eğlenceli olabileceğini hiç düşündünüz mü?

Hemen her gün, ötekilerin cesaret edemediklerine cesaret edebildiğimiz için ‘deli’ olarak tanımlanıyoruz bir çoğumuz. Bir edebiyat dergisi çıkaracağımızı söylediğimizde, aynı etiketlemeye maruz kalmıştık. Bugüne kadarki gayretlerimiz, bu etiketlemenin haklılık payını artırmış görünüyor.

Bu yüzden biz, bu sayımızda, deliliğin tanımını yapmaya çalıştık. ‘Bir gereksinim olarak delilik’ kavramı üzerinde durduk. Cihat Albayrak, ‘Delilik Eğlencelidir’ diyerek başlıyor yazısına. Nedenleri ve sonuçları ile bu kavram üzerine derinlemesine bir yazı sunuyor Albayrak. Delilik ile deha arasındaki ince çizgide bir karakterin öyküsünü dinliyoruz Müzeyyen Çelik’ten. Çelik, öykülerinde kullandığı dil ve üslup ile konuya olan hakimiyetini pekiştiriyor ve yeni sayıda da adını Hayal Bilgisi ile eşleştiriyor.

Hakan Bilge, sinemada ‘aşkın delilik halini’ inceliyor. Ayşe Ünsal, aynı paralelde bir deneme ile yer alıyor bu sayıda.

Bu sayıda, Sohrab Sepehri’nin Adres adlı şiirini Farsça aslından çeviriyor Nihan Işıker. Arzu Eşbah ikinci kez dahil oluyor Hayal Bilgisi’ne, ‘Kadın, Şehir, Tanrılar’ adlı şiiri ile.

4. Sayısında Hayal Bilgisi’nin okuruyla buluşturduğu isimler şöyle:

Arzu Eşbah / Sohrab Sepehri / Ali Berkay Bircan / Yusuf Bal / İnci Erkan Taş /
Sıraleyna Sevgili / Emre Gürkan Kanmaz / Nazlı Hamurcuoğlu / Esra Pak / Cihat Albayrak / Müzeyyen Çelik / Ayşe Ünsal / Hakan Bilge / Şakir Taş / Sinan Gözen / Nezihe Altuğ

Bir delinin gözlerine dikkatle bakmayı deneyin; sizden çok daha fazla şey gördüğünü, çok daha fazlasını bildiğini fark edeceksiniz...

Cihat Albayrak


İrtibat:
editor@hayalbilgisi.org
www.hayalbilgisi.org