dil ve edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dil ve edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2025-04-05

DİL VE EDEBİYAT, 196

 


Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği'nin (TDED) aylık dergisi Dil ve Edebiyat'ın 196. sayısı (Nisan 2025) “Uluslararası Öğrenci” temasıyla çıktı.

Dil üzerine yazıların yer aldığı Dil ve Edebiyat’ın Nisan 2025 sayısında özgün şiirler, hikâyeler, denemeler, makaleler, inceleme yazıları, hatıralar ve eser tahlilleri var.

Dil ve Edebiyat'ın 196. sayısındaki -Nisan 2025- metinler şu şekilde sıralanıyor:

Eğitim Diplomasisi ve Gelecek -giriş yazısı- • Üzeyir İlbak

OU -şiir- • Zafer Acar

Ben Bir Ceketim -şiir- • Ercan İriş

Oğuz Uykusu -şiir- • İlhan Kurt

Körebe -şiir- • Kübra Okudan Apaydın

Çürümek Başka Bir Şey -şiir- • Ali Havan

Bir Eylül müdür Zaman? -şiir- • Bedri Mermutlu

Yarı Bulanık Yarı Net -şiir- • Hatice Atmaca

Acının İni -şiir- • İlknur Oral

Sözü Döndürerek Güzelleştirme: Akis -makale- • İsmail Güleç

Folklor Edebiyatımızda Nisan Esintileri -makale- • Ahmet Özdemir

Rapunzel’di Düşlerinin Saçları -deneme- • Hayrettin Taylan

Fikir Burçlarında Dolaşan Bir Gezgin: Cemil Meriç -portre- • Leyla Yıldız

Yönetmen Murat Pay ile “Hep Otuz Üç Yaşında” Filmi Üzerine Söyleşi • Söyleşen: Muhammed Emin Kaptan

Okumanın ve Okuryazarlığın Tarihi -inceleme- • Ayşe Kasap

Yazarın Yardımcısı: Hafıza ve Hatıra “Zangezur” Romanı Örneği -makale- • Prof.Dr. Lütviyye Asgerzade

Niteliksizliğin Normalleşmesi Sürecinde Arabeskin Katkısı -inceleme- • Ersin Yamanlı

Balkondan Dünyayı Selamlayan Ülke Lüksemburg -seyahat- • Ertuğrul Aydın

Orucum Bozulmamış Meğer -anlatı-anı- • Mehtap Yıldız

Rağmen -hikâye- • Cansev Ciğerim

Yekdest -hikâye- • Fatima Zehra Minaz

45 Dakika -hikâye- • Şeyda Nurdan Otabaşi

Bu Şehir -hikâye- • Alparslan Kılınç

Bir Yabancının Merhameti -hatıra- • Nermin Mirzayeva Alka

Bir Bardak Sütle -hikâye- • Gulnazym Zhaksylykova 


Nisan 2025


İletişim:


TÜRKİYE DİL VE EDEBİYAT DERNEĞİ 

Adres: Merkez Mahallesi Feshane Caddesi No:3 Eyüpsultan/İstanbul
Telefon: 0 (212) 581 61 72 / 0 530 936 75 15


2014-02-17

Dil ve Edebiyat dergisinde...

2013 Şiir Yıllığı ile beraber Dil ve Edebiyat dergisinin Şubat sayısı çıktı.

Dil ve Edebiyat dergisi, 62’inci [Şubat] sayısına 17 Aralık’ta başlayan sürecin arka plandaki entelektüel kökenlerini irdeleyen Kaynaklardan Mahrum Akıl başlıklı yazısıyla başlıyor. Dil ve Edebiyat imzalı yazı; bir yönüyle güncel sosyo-politik konuları ele almakla beraber akıl-akletme gibi kavramaları hatırlatarak medeniyetler arası farklılıklara da dikkat çekerek sorunun kaynağına inmeyi deniyor.

İnsanı gerçeğin bilgisinden uzaklaştıran teslimiyetçi inanış biçimlerinin, -özelde Mesihçi dünya algısının- güncel sorunlar üzerindeki etkisinin değerlendirildiği metinde, bu inanış biçimlerinin gerek İslam tarihi gerek Batı medeniyetindeki izdüşümlerine değiniliyor. Yazıda; “Farklı kaynakların uzlaşmazlıklara sebep olan etkisi araştırılırken soruna önce kaynak sorununu çözmekle başlamak gerekiyor. İkincil ve ardıl kaynaklardan birine kapılandıktan sonra insanımızın ana kaynağa ne kadar yabancılaştığı bilinen bir gerçek.” tespiti yapıldıktan sonra, devamında şu ifadelere yer veriliyor: “Mesih’i bir restorasyon aracı olarak gören, onu geçmişin bozulan muhtevasını ıslah edecek ve bu yolla geleceği inşa edecek bir nosyon sahibi olarak yorumlayan bütün dinî cemaatler, geçmiş ve gelecek tahayyülünü mecburen Mesiyanizm ile sınırlandırmışlardır.” Yazıda, insanın düşünmesi, akletmesi, akıl nimetini geliştirip beslemesi gerektiğini söyleyen vahiy bilgisiyle çelişen teslimiyetçi inanış biçimleri eleştiriliyor.

Dil ve Edebiyat dergisinin bir diğer önemli başlığı Cahit Zarifoğlu dosyası… Zarifoğlu hakkında iki yetkin isim yazıyor: Mehmet Atilla Maraş ve Hüseyin Yorulmaz. Maraş, Şiiri Tüllerle Örtülü Şair: A. Cahit Zarifoğlu başlıklı yazısında “Cumhuriyet dönemi şiirimizin 1960 kuşağı içindeki en güçlü ve özgün şairi” dediği Zarifoğlu’nu anlamaya yardımcı olacak tespit ve hatıralarını paylaşıyor.
Hüseyin Yorulmaz ise uzun zamandır çalıştığı ve yakında yayımlanacak Necip Fazıl kitabından Üstad ile Zarifoğlu arasındaki ilişkiyi aydınlatan tadımlık parçalar sunuyor. Üstad Necip Fazıl ile ilişkisi bağlamında Zarifoğlu portresinin daha da belirginleştiğini söylemek mümkün.

Dil ve Edebiyat’ın Şubat sayısında yer alan Mevlâna İdris söyleşisi ise çocuk edebiyatı, çocukluk ve Mevlâna İdris’in dünyasına ışık tutuyor. Söyleşi başlığına da taşınan ve çocukları Dünyanın Kaçak Yolcuları olarak tanımlayan ifadelerinde İdris, kendini çocukluğun hususi dünyasına davet etmeyi sürdürdüğünü belirtiyor. Mevlâna İdris, çocukluk evreninde sürdürdüğü yolculuğun yazar olarak kendini yeni yöntemlere, teknik arayışlarına ittiğini de yine cevaplarında haber veriyor.


2013-12-16

Dil ve Edebiyat, 60

























Dil ve Edebiyat Dergisi 60. sayısına ulaştı.

Dil ve Edebiyat dergisi yılın son ayında 60’ıncı sayısına ulaştı. Dil ve Edebiyat, Aralık ayında edebiyatımızla aramıza soğuk aralıkların girmesine izin vermiyor.

Dil ve Edebiyat dergisi Aralık sayısında dil ve edebiyatın farklı konularında hazırlanan makaleler, dil ve üslup zenginliği ile edebiyat dünyasına açılan denemeler, genç ve tecrübeli isimleri bir araya getiren hikâye ve şiirlerle okur karşısına çıktı.

Dergi, Mustaf Özçelik’in Resim adlı şiiriyle sayfalarını açıyor. Özçelik, En iyisi bir ateş yakıp /Bütün resimleri birer birer/ İçimden koparıp atarak/ Bir kuş gibi/ Hafif olmalıyım dizeleriyle selamlıyor okuyucuları. Bu şiirin ardından Zafer Acar’ın Öfffff Gazeli yer alıyor. Acar eski şiirimizin kalıplarından yararlanarak yeni bir şiir meydana getirirken poetik bir duruş da sergiliyor. Acar’ın dergideki bir başka çalışması olan, Hilmi Yavuz üzerinde yazdığı uzun makalesi Şiirimizde Hilmi Yavuz Olayı’nın üçüncü bölümü de şiir tarihimize poetik bir bakış olması açısından değerlendirilebilir.

Dil ve Edebiyat dergisi Genel Yayın Yönetmeni Üzeyir İlbak, İnsanın İnsanlık Provası başlıklı yazısıyla haccın birtakım ritüeller olarak algılanan görüntüsünün ötesine geçmeyi deniyor. İlbak’ın dikkat çeken satırları: “Putkıran İbrahim’in evlatlarının inşa ettikleri bu şehre Muhammed’i seçerek gönderen Allah’ın şuur inşa biçimini Nur Dağında ‘Alak Suresi’ne muhatap kılma idrak ve şuuruna varmaktır hac…” … “Beytü’l-Haram insana ‘hayır’ demeyi öğretir. Eğer Hz. Peygamber, Mekkeli müşriklere Kâbe’de olduğu rivayet edilen üçyüzden ziyade put ve/veya sembollere bir tane de İslam adına teklif etseydi, orada hiçbir eziyet ve zulme maruz kalmazdı. Kâbe, bir başkaldırı ve kıyam merkezidir.”

M. Atilla Maraş Aralık sayısında biyografi denemelerine devam ediyor. Maraş’ın bu ayki konusu Alaettin Özdenören. Özdenören, farklı ve ilginç kişiliğiyle tanıtılıyor. Özdenören’in dünyasına eğilmek ve onu tanımak isteyenler için arşiv değerinde bir yazı.

Dil ve Edebiyat dergisinin zengin içeriği ve düzenli yazan yazarlarının yazılarının dışında öne çıkan bir başka yazı sosyal medyayı konu ediniyor. Haluk Camcı, sosyal medyayı dil ve edebiyatımıza etkileri dışında ruh dünyamıza etkileri bakımından ele alıyor. Bu yazı, sürekli gündemimizde yer alan sosyal medyanın fert ve toplum hayatımıza etkileri üzerinde derli toplu bilgiler sunuyor. Camcı yazısını “Belki hiç kimseye sosyal medyayı kullanmamasını telkin edemeyiz ama sanal ya da gerçek platformlarda hiçbir düşünceyi aşağılamamayı, insan onurunu kırmamayı, bizim gibi düşünmeyenlere kin ve nefret kusmamayı, basmakalıp hazır fikir sloganlarıyla değil, basit de olsa karşımızdakilere kendi tefekkürümüzle ulaştığımız şahsi düşüncelerimizi nezaketle sunmayı başarabiliriz” şeklinde bitiriyor.

Dil ve Edebiyat dergisi Aralık sayısında kapağına harflerden oluşmuş bir kalemi âdeta kültür kaynaklarımıza yöneltircesine taşıyor ve yazarken beslenilecek membaı işaret ediyor.

Dergide yer alan diğer yazılardan bazıları şöyle:

Araştırmacıların Çağdaş Sorunu: Bilgi Yönetimi / Prof. Dr. Erdoğan Boz

Hatırat’tan Katreler/ Prof. Dr. Hikmet Özdemir

Zaferin Victor’u, Hezimetin Hugo’su / Mehmet Habil Tecimen

Bir Köpek Bakıcısının Kedi Bakıcısıyla Sınanması (hikâye) / Recep Şükrü Güngör

Harfler, Rakamlar ve Felsefe Üzerine / Yusuf Akçay

Kurt Bakışı (şiir) / Hasan Suver


İrtibat:
dilveedebiyatdergisi@gmail.com

2013-10-11

Dil ve Edebiyat Dergisi, 58




Edebiyat Sağanağında Bir Yürüyüş: 
Dil ve Edebiyat Dergisi

Dil ve Edebiyat dergisi bu ay şiirsel çağrışımları olan bir kapakla okur karşısına çıkıyor. Dergi bu kapağıyla; harflerin, seslerin, kelimelerin sağanağı altında bir yürüyüşe çıkmak isteyenleri davet ediyor âdeta. 

Dil ve Edebiyat’ın ilk sayfalarından itibaren bu davet bir Cumali Ünaldı Hasannebioğlu şiiriyle devam ediyor. Hiçbir Şeyden Nefret Ediyorum başlıklı şiire “Nasıl bir aşk ki bu, haki kayalardan fışkırdı bunca yeşil?” gibi sanatlı söyleyiş hakim. Derginin ilk bölümünde, Hasannebioğlu gibi olgunluk çağındaki şairler olduğu gibi, Zafer Acar gibi şiirde yenilik arayışını sürdüren şairler de bulunuyor. Acar, eski şiirimizle bağ kuran “redifli şiir”lerine Madım Gazeli ile devam ediyor. Zafer Acar’ın Dil ve Edebiyat dergisinde yer alan bir diğer metni Hilmi Yavuz şiiri üzerine… Hayli uzun ve gelecek sayılarda devam edeceği anlaşılan Hilmi Yavuz Olayı-1 başlıklı makalesinde Acar; “Hilmi Yavuz, şiirsel sapmaların sınır tanımaz olduğu bir dönemde ortaya çıktı ve şiirimizdeki değerli, gelenekle ilişkili sesini yeniden inşa etmeye çalıştı” diyor. Yazıda kullanılan, H. Yavuz’un Dil ve Edebiyat için imzaladığı özel fotoğraflar da dikkat çekiyor. 

Dergide yer alan bir başka usta kalem Mehmet Atilla Maraş ise yine usta bir ismi anlatıyor. Kendi Zemininde Bir Yalnız Savaşçı şeklinde nitelenen bu usta isim Atasoy Müftüoğlu. Maraş, Müftüoğlu ile tanışıklıklarından, onun Eskişehir’deki yaşamına, edebiyat ve kültür dünyasındaki yerine değin geniş bir yelpaze açıyor. Daha önce Irmağın İçli Sesi olarak bir dergimizin hazırladığı özel sayı ile dünyasına pencere açılan Müftüoğlu ile ilgili Maraş yazısında Müftüoğlu’na ait iki de mektup paylaşıyor. Günümüzde mektuplaşmanın yok olma aşamasına geldiği düşünülürse, çok önemli bu kültür adamına ait mektupların değeri daha iyi anlaşılacaktır.

Dil ve Edebiyat dergisinde Recep Seyhan ise, “150 Yıllık Bir Dosya Eğitim Sorunu, Görüşler, Öneriler” yazısında eğitim sorununun kökenine inmeyi deniyor. Eğitim gibi gündemimizi meşgul eden değerlerimiz karşısındaki konumumuz da dergide yer alan başlıklardan. Nevzat Bayhan yazısında; değişmeyen değerlerle, değişen dünyaya bazı yönleriyle uyum göstermenin bazı yönleriyle karşı koymanın satır başlarını belirliyor. “Küresel aktörlerin güdümündeki bireysel robotların koşuşturduğu arenada, insana sadece bedenden ibaret olmayıp aynı zamanda ruh da taşıdığı ve mutluluğun ancak onun da tatmini ile yakalanabileceği gerçeğinin hatırlatılması icap ediyor.” diyen Bayhan, “Bu dilin önemi, yaşadığımız bu süreçte karşımıza çıkan evrensel tabloyu satır aralarıyla okumayı başardığımızda çok daha iyi anlaşılacaktır.” vurgusu da yapıyor.

Dil ve Edebiyat dergisinin bu ayki hikâye ve hikâyecileri ise şöyle; “Neredesin Kemal” Mehmet Arifoğlu, “Beklerken” Ömer Çelik, “Umut Mezarlığı” Naciye Özdemir Ardahanlı.

2013-09-11

Dil ve Edebiyat dergisi, Mustafa Miyasoğlu özel sayısı

Dil ve Edebiyat dergisinin 57. sayısı, Mustafa Miyasoğlu özel sayısı olarak çıktı.


 Karanlığa Mum Yakan Adam

Dil ve Edebiyat dergisi, 2013-Eylül sayısını, Ramazan ayının son günlerinde kaybettiğimiz, ömrünü kültür ve edebiyat dünyamıza adayan merhum Mustafa Miyasoğlu’na ayırıyor. Miyasoğlu’nun hayat hikâyesi, eserleri ve kültür tarihimizdeki yeri, ailesi, dostları ve edebiyat dünyamızın önde gelen isimlerince ele alınıyor.
Büyük Doğu ırmağının yetişmesine büyük katkılar sağladığı merhum Mustafa Miyasoğlu, gerek edebiyatın farklı türlerinde önemli eserler vererek gerekse yeni yazarların yetişmesine katkı sağlayarak edebiyat tarihimizde önemli bir yer edinmiş bulunuyor. Miyasoğlu’nun vefatı edebiyat çevrelerinde derin bir üzüntü oluştururken, kültür ve edebiyat camiasının da birçok etkinlik ve yayınla merhum yazara vefa borcunu ödemek istediği gözleniyor.
Bu bağlamda Dil ve Edebiyat dergisi de hazırladığı özel sayı ile Mustafa Miyasoğlu’nun çok yönlü dünyasını okurlara sunmaya çalışıyor. Miyasoğlu’nun “Şairin Duası” ve “Bir Gülü Andıkça” şiirleri ile başlayan dosya, Nevzat Bayhan’ın Mustafa Miyasoğlu ve Sedat Umran’a atfen yazdığı Yıldız Olmalı İnsan şiiriyle devam ediyor:
Yıldız olmalı insan “esma”nın derinliklerinde
“Miyasoğlu” gibi umman,
Derya gibi “Umran” olmalı
Halkla hemdem,
Hakk’la her dem
Bir eli nefsinin yakasında,
Diğeri öksüz, yetimlerin gönüllerinde
Dil ve Edebiyat dergisinde merhum şair Sedat Umran hakkında yer alan bir diğer yazı da Aykut N. Kelebek tarafından kaleme alınan “Şiiri ve Eserleriyle Kalıcı Bir Şair: Sedat Umran” başlığını taşıyor.
Karanlığa Mum Yakan Adam: Mustafa Miyasoğlu dosyasının ilk yazısı Dil ve Edebiyat dergisi Genel Yayın Yönetmeni Üzeyir İlbak’a ait. “Azizim Ağabey: Mustafa Miyasoğlu” başlıklı yazısında İlbak, Miyasoğlu ile 1980’li yıllardaki ilk tanışmalarından Dil ve Edebiyat dergisindeki birlikteliklerine uzanan kültür ve edebiyat eksenli serencamı özetliyor. Miyasoğlu’nun “Ağabey”lik kimliğine vurgu yapan İlbak, onu ülkemizin yakın tarihinde gösterdiği gayretler ışığında “karanlığa mum yakan adam” olarak tanımlıyor. İlbak şöyle diyor:
“Mustafa Miyasoğlu, Müslüman edebiyat çevrelerinin içinde yer alamadıkları için sürekli eleştirdikleri edebiyat yıllıklarına alternatif edebiyat yıllığını hazırlayan ilk kişi oldu. ‘Suffe Yıllığı’ Miyasoğlu ağabeyin hazırladığı ve ‘İslami edebiyat’ duyarlılığıyla Türkiye’de hazırlanan ilk çalışmaydı ve sessizce bir mesaj veriyordu: ‘Artık biz de varız!’”
Dostlukları üniversite yıllarına; Ebubekir Eroğlu, Bekir Oğuzbaşaran, Durali Yılmaz gibi isimlerin birlikte kaldığı öğrenci evi arkadaşlığına kadar uzanan Prof. Dr. Abdullah Uçman ise kaleme aldığı yazısında bu ev hayatı yanında Miyasoğlu ile beraber girdikleri Mehmet Kaplan Hoca’nın derslerinden Sahaflar Çarşısı ve zaman zaman Cağaloğlu’nda Millî Türk Talebe Birliği Kitap Kulubüne yaptıkları ziyaretlere kadar birlikteliklerini aktarıyor. Miyasoğlu’nun, Mehmet Kaplan Hoca’nın yönetimi altında “Haldun Taner’in Tiyatroları” üzerine bir mezuniyet tezi hazırladığını hatırlatarak merhumun o günlerden başlayan çalışmalarına ve dönemin kültürel atmosferine işaret ediyor.
Dil ve Edebiyat dergisi okuyucusu, Abdullah Uçman’ın yazısından öğrendiği Ekrem Ocaklı’nın evindeki manevi, kültürel sohbetlerin perde arkasına Miyasoğlu ailesi ile gerçekleştirilen söyleşi yardımıyla geçiyor. Ocaklı’nın evinde gerçekleşen sohbetlere kimlerin katıldığı, bu mecliste nelerin konuşulduğu ancak Dil ve Edebiyat okuyucuların vakıf olabileceği bir merak konusu olsun diyerek dosyadaki diğer yazı ve yazarlara değinelim.
Vefatı geride büyük boşluk bırakan Mustafa Miyasoğlu üzerine Dil ve Edebiyat’ta yer alan bütün yazıların ayrıntılarına yer vermek mümkün değil elbette. A. Vahap Akbaş’ın “Azizim Mustafa Bey” başlıklı yazısı; Mustafa Miyasoğlu’nun kültür sanat dünyasında bütün olumsuzluklara nasıl direndiğini, başarmak için ısrarla nasıl çalıştığını göstermesi açısından iyi bir örnek. Miyasoğlu’nun Suffe Yıllığı çalışmalarının, en az Abdullah Uçman’ın yazısında belirttiği Yeni Sanat dergisinin yayımlanması için harcanan emek kadar yorucu olduğu anlaşılıyor.
Mustafa Miyasoğlu edebiyatın birçok türünde eser vermiş bir isim; ancak onun dünyasına yalnız bunlarla girmek mümkün mü! Mustafa Özçelik’in yaklaşık yirmi yıl süren Miyasoğlu ile mektuplaşmaları üzerine düştüğü notlar sorumuza cevap oluşturuyor. Bu yazışmaların gün yüzüne çıkarak edebiyat tarihine katkı sağlanması, bundan sonra yapılacak işlerin başında geliyor sanırız.
Dil ve Edebiyat dergisinin Mustafa Miyasoğlu özel sayısı dosyasına katkı sağlayan diğer yazarlar ise şöyle; Bekir Oğuzbaşaran, Abdurrahman Şen, Faik Özdemir, Muzaffer Doğan, Mehmet Nuri Yardım, Ekrem Kızıltaş, Ahmet Kekeç, Hüseyin Altuntaş, Mehdi Ali Seçkin.
Mustafa Miyasoğlu’na ait iki şiir dışında onu kendi kaleminden tanıtan bir yazı da, 1999 yılında Seviye dergisi sayfalarından alıntılanan “Ben Nasıl ‘Ben’ Oldum” başlıklı yazı… Dil ve Edebiyat dergisinin arşivlenecek Mustafa Miyasoğlu özel sayısına ilişkin notları dergi editörü Hüseyin Altuntaş’ın önerisini hatırlatarak nihayetlendirelim. Altuntaş, “önemli kültür ve edebiyat adamlarımızın kaybı ile bir kez daha ortaya çıkan kültürel alana yoğunlaşma” gereğine değiniyor ve “bu yoğunlaşmayı başlatacak işaret fişeğinin özellikle ve ivedilikle Kültür Bakanlığınca atılması”nın altını çiziyor.

2013-07-10

Dil ve Edebiyat, 55


























Dil ve Edebiyat dergisi, 55.sayısında (Temmuz 2013) Taksim-Gezi Parkı olaylarının zihinsel, kültürel arka planını sorguluyor! Taksim’de On Dokuzuncu Yüzyıldan Bir Ses Yükseldi başlığıyla çıkan Dil ve Edebiyat dergisi, Taksim- Gezi Parkı olaylarında “on dokuzuncu yüzyıl kodlarına uyarlı bir zihnin” sahne aldığına vurgu yapıyor.


Kapağa taşınan Taksim’de On Dokuzuncu Yüzyıldan Bir Ses Yükseldi başlıklı yazısına Üzeyir İlbak, “İhalesi yapılmamış, yargı süreci devam eden bir projeden dolayı ‘başkentler başkenti’ bir şehri ateşe veren akıl, sahiden idrak eden bir akıl mıydı?” şeklinde bir soru ile başlıyor.

“Kavga, olmayan algılar olguya dönüştürülerek ortaya çıkarılmıştır.” diyen İlbak algıların şekillenmesinde sanatçıların rollerine işaret ederek, sanat çevrelerindeki “mahalle baskısı”na dikkat çekiyor.

“Görevleri hakikati anlatmak olan sanatçı kimliğinin ardına saklanan dizi oyuncuları, bir kısım popçu ve meşhur olma derdine düşen köşe yazarları meslektaşlarına önü alınamayan bir mahalle baskısı uyguladılar ve hatırladıkları her ismi ilan ederek “neden burada değilsin?” sorusunu sordular. ‘Niteliksiz ünlüler’ galerisine dönüşen meydan eylemleri ise niteliksiz paparazzi geçit törenlerini aratmaz noktadaydı. Meydan dizi oyuncusu/tiyatrocu [banka ve telefon reklamları ile kapitalistleşen], şarkıcı ve popçulardan oluşan ekseriyeti ‘niteliksiz’ kategorisindeki sanatçılar (!) üzerinden verilen mesajlar, boyalı ve nefretçi medya desteğiyle ‘mahalle baskısı’na dönüştürüldü.”

Gençlik üzerinden yapılan tanımları da eleştiren İlbak, “Meydanda kullanılan dil, yazılan pankartlar, sloganlar ve kullanılan kavramlar bu iddia ve tanımların” yapılan “tasniflerle örtüşmediğini ve olayın Batılı anlamda anarşizm olarak tanımlanabileceğini ortaya koydu.” diyor.

“Tarihsel ve toplumsal bir değişim yaşadığımız hakikatini göz ardı etmeden yeni nesli anlamaya ‘evet’” diyen İlbak “Bu günün aydınları (!) 1970’lerde attıkları sloganların bünyelerinde ürettiği heyecan ve adrenalinle bize yeşil bir masal anlatarak yükselen alevleri gizlemeye çalıştılar. Oysa her şey 1970 ve 80’lerden kalmaydı. Meydandaki sloganlar, pankartlar, flamalar, renkler 1 Mayıs 1977’den kalmaydı. (AKM’ye asılan bezleri hatırlayın.)” şeklindeki sözleriyle bu nesli kendi arkaik amaçları doğrultusunda yönlendirmeye çalışan eski Marksistler ile olayları nostaljik bir hazla destekleyen Marksist kökenli liberallere işaret etti.

Aydın ve sanatçılar kadar fonksiyon yüklenen medyanın konumu ise yazıda değerlendirilen ana başlıklardan: “Dağınık ve güvenilmez enformatik yapısıyla medyanın haber yapma ile yönlendirme arasındaki sınırda kaybolduğu bu dönemde yaşananlar; ülkenin demokratik olgunluk noktasında yeterliliğe ve olgunluğa ulaşmadığı, karar almada hâlâ ideolojik tercihlerin belirleyici olduğu gerçeğini ortaya koydu. Tüm değerlendirme ve analizler ideoloji, etnik aidiyet, mezhep, tarih algısı ve Batılı Marksist ideolojinin temel öğretisi sınıf eksenli anlayış üzerinden kurgulandı… Derinlikli bir düşünce iklimi yoktu. Tartışmalar, sloganlar ve sığ fikirler ile karşılığı olmayan algı metaforları üzerinden yapıldı. Üzerinde düşünmeye değer bir soru ve anlamlı bir teklif yoktu.”

“Bu coğrafyada kifayetsiz politikacı ve çakma aydınlar üzerinden taşınan Batılılaşma, Batıyı tanıma ve Batıya entegre olma şeklinde uygulanamadı; yapılan bireyin kendisine ve değerlerine yabancılaşarak asimile olmasıdır. Batının ideolojik üretimlerinin tümü ‘nihilizmin örtüleri ve dönüşüme uğramış biçimlerinden ibarettir’ diyen Hermann Raushing’i haklı çıkardılar.”

Dergi’de önce çıkan diğer başlıklar:
Nevzat Bayhan, Kalbim Ağrıyor –şiir-
Yusuf Akçay, Kelam-ı Kadim’den Lisan-ı İbrahim’e
M. Atilla Maraş, Erdem Bayazıt: Selama Dursun Zaman
R. Şükrü Güngör, Susuz –hikâye-

2013-06-04

Dil ve Edebiyat, 54


“Tarihi Anlatmaya Değil Anlamaya Çalışıyorum” konulu Dil ve Edebiyat Dergisi 54. sayısı raflarda yerini aldı.
“Tarihi Anlatmaya Değil Anlamaya Çalışıyorum”
Dergimizin Haziran sayısı, editörümüz Hüseyin Altuntaş’ın “Ülkemizin her alanda göstermekte olduğu gelişim performansına paralel olarak Dil ve Edebiyat dergisi de dil, kültür ve edebiyat alanında kendi üzerine düşeni yapmaya çalışıyor.” şeklindeki sözleriyle kapılarını açıyor okuyucuya…
Her ay dikkat çekici yazı ve yazarlarıyla okuyucuya seslenen Dil ve Edebiyat dergisi, Haziran sayısında tarihçi Doç. Dr. Erhan Afyoncu ile yapılan söyleşiyi kapağına taşımış. Bu söyleşisinde Erhan Afyoncu, Yusuf Akçay’ın sorularını cevaplarken “Tarihi Anlatmaya Değil Anlamaya Çalışıyorum” diyor ve kültür hayatımızı ciddi bir biçimde etkileyen bir yanlışlığı şöyle özetliyor:
“Türkiye’de genellikle ideolojik kitaplar çıkıyor. Yazar, yayınevinin veya bulunduğu grubun düşüncesi paralelinde fikirlerini sunuyor. Kendi inancını tarihe taşıyor. Dindarlık, sosyal demokratlık, milliyetçilik veya kendini ait hissettiği bir noktadan tarihe bakıyor.  Bu yüzden tarihi anlamaya değil anlatmaya çalışıyor.”
“Türkiye’de tarihi anlamaya yönelik bir zihniyet yok.” diyen Afyoncu, böylece tarihin bir şekilde kutsandığını da dile getiriyor. “Osmanlı” örneği üzerinden değerlendirmelerde bulunan Afyoncu’nun dikkat çeken tespitleri şu şekilde:
“Osmanlının gömleği bize büyük geliyor. Biz, büyük bir babanın gölgesi altında ezilen küçük bir çocuk gibiyiz. Babanın yaptığı işleri, ulaştığı şöhreti aşamıyoruz. Aşmayı bırakın, gölgesine bile yaklaşamıyoruz. Bu, geçmişin düzgün çizgilerle aktarılmasını engelleyen psikolojik bir durum.”
Ademik tarih araştırmalarına ilişkin gözlemlerin de dile getirildiği söyleşide “Türk üniversitelerindeki tarih çalışmaları, genellikle o dönemdeki akademik havaya göre değişir.” diyen Afyoncu, belli dönemlerde tarihçiliği etkileyen figürler olduğunu, örneğin 1990’lı yıllarda sosyal ve ekonomik tarihçiliğin moda olduğunu söylüyor.
Akademisyenlerin genellikle yaptıkları araştırmayı salt akademik bir çalışma olarak bırakmakla yetindiğini belirten Afyoncu, “Hâlbuki dünyada popüler tarihçilik yapanların büyük çoğunluğu akademi kökenlidir. Türkiye’de ise bu çok nadir görülür.” diyor. Afyoncu’nun söyleşide altını çizdiği en önemli konulardan biri ise Türkiye’de tarihi ideolojik bir çatışma alanı olarak görmek…
Dil ve Edebiyat dergisinde öne çıkan diğer başlıklar ve isimler ise şöyle:
Seven Çeker Mihneti –şiir-, Mehmet Atilla Maraş
Aklı Tutsak Eden Akıl Çağı, Mehmet Habil Tecimen
Din ve Kültür Arasında İnsanın Lisanla İmtihanı, Yusuf Akçay
Al Karısı –hikâye-, Hakan Özçelik
Anadolu Kokusu –hikâye-, Mustafa Oğuz

2013-05-05

"Dil ve Edebiyat" Dergisi


Dil ve Edebiyat Dergisi’nin “Tarihdeş Bir Milletin Yolculuğu” konulu 53.sayısı çıktı.

Aynı tarihi paylaşmak sadece geçen zamanı birlikte yaşamak değil aynı havayı aynı suyu ortak bir mekânda yoğurup adına medeniyet denilen bir birlikteliği inşa etmektir. Üzeyir İlbak “Tarihdeş Bir Milletin Yolculuğu”nu anlatırken “Ahlat Şehitliği ile Çanakkale Şehitliği bu coğrafyayı paranteze alan en özel mekanlardır” demekte ve bütün reelpolitik söylemleri, endişeleri, ithamları yersiz kılacak bir gerçekliği hatırlatmaktadır.

Ülkemiz edebiyat ve kültür hayatının toplumsal gelişmelerle ilişkisi belki de her toplumdan daha fazladır. Bunun yaşadığımız coğrafyada son iki asırdır dinmeyen çalkantılı, sancılı toplumsal değişmelerle yakından ilgisi bulunmaktadır. Son dönemde ve özellikle de “barış süreci”nde edebiyata da yüklenecek misyon bu paralelde ve onun yaşananlara duyarsız ve ilgisiz kalamayacağı şeklindedir. Bu durumun en açık tanığı elbette zaman olacaktır.
Dil ve Edebiyat dergisi 53’üncü Mayıs 2013 sayısında tarihin tanık olduğu sürece katkı sunan bir sayı ile çıkıyor. Üzeyir İlbak’ın “Tarihdeş Bir Milletin Yolculuğu” başlıklı yazısını kapağına taşıyarak; İlbak’ın “Ahlat Şehitliği ile Çanakkale Şehitliği bu coğrafyayı paranteze alan en özel mekanlardır” cümlesinde ifadesini bulan ortak yaşanmışlıklarla dolu en az bin yıllık bir parantezi açmaya davet ediyor.
Dil ve Edebiyat dergisindeki yazısında dergimiz Genel Yayın Yönetmeni Üzeyir İlbak, özellikle “barış süreci”nde yaşanan gelişmeleri medeniyet perspektifinden ele alıyor. İlbak bu bakış açısıyla meseleyi kavramsal ve duygusal yönlerden kuşatıcı bir yaklaşımla değerlendirmeye çalışıyor.
İlbak yazısına “Hemdert olmak”ı hatırlatarak başlıyor: “Hemdert olmak, felaketlerin, ıstırapların, cehalet ve aymazlıkların ülkemiz coğrafyasında inşa ettiği düşmanlıklardan etkilenen ana-baba-kardeş insanlarımızın dert ve kayıplarını sayısallaştırmadan, karşılıklı istatistik verileri üzerinden gönülleri daha fazla karartmadan hepsiyle özdeşleşerek bir başlangıç yapmaktır.”
Bu ifadeler, “etnik ve dinî kimlikler üzerinden” yapılan suni tanımlamalarla “cendereye sıkışmış/sıkıştırılmış halimizden da kurtuluşun anahtarı gibi sunuluyor.
İlbak’ın yazısında üzerinde durduğu temel problem özellikle Cumhuriyet’le birlikte “bin yıllarla tanımlanan ortak tarih”in yok sayılmış ve “son seksen yılda görmezden gelinmiş” olmasıdır. “Tanzimat’la başlayan ‘ötekileştirme’ ve ‘tek-tip insan üretme’ çabası Cumhuriyet’in ilanından yirmi yıl sonra anayasaya konularak bu coğrafyanın insanları isyan ettirici bir etnik homojenlik cenderesine sıkıştırılmıştır.”
Yazıda çeşitli raporlardan yapılan alıntılarla bu sıkışma, sıkıştırma hâli örneklendiriliyor: 1940 yılında yayımlanan CHP Azınlıklar Raporu’undan yapılan alıntı şöyle:
“Vilayet ve kaza merkezlerinde, hükûmet ve belediye dairelerinde ve diğer kuruluşlarda, okullarda, çarşı ve pazarlarda Türkçeden başka dil kullananların cezalandırılması. Bölgeye gidecek yabancı kişi ve kuruluşların hükümetten izin almaları gerekmektedir. Ermeni mülklerine yerleşmiş Kürtler, yerleştikleri yerlerden çıkartılarak eski yerlerine veya batı bölgelerine gönderilmeli ve demografik yapı değiştirilmelidir. Dersim bir an evvel Kürtlüğe karışmaktan kurtarılmalıdır. Olağan mahkemelerde ve sıkıyönetim mahkemelerinde asker ve sivil ‘yerli’ hâkim [yani Kürt] bulunmayacaktır. Görkemli hükûmet konakları kurulmalıdır. …Kürtler Türkleştirilmelidir! Kürt meselesi Türkiye’nin en mühim meselesidir. Yol yapımına öncelik verilmelidir. Asimilasyonun ilk şartı dil öğretmektir.”
İlbak, “Ötekileştirme ve yargılamadan mahkûm etme devlet politikası hâline getirilerek sistematik bir şekilde uygulandı ve son bir asır, bu coğrafyada yaşayan dini ve etnik topluluklara zehir edildi.” tespitini yaptıktan sonra benzer yaklaşımın yakın dönemde de sergilendiğini şu cümlelerle belirtiyor: “Bulgar zulmüne ve Belen sürgünlerine resmî ağızlardan ağıt yakıldığı günlerde Diyarbakır cezaevinde işkence sesleri duvar dışına taşıyor, köylerde dışkı yedirme merasimleri düzenleniyordu.”
Ortak tarihi yok sayma anlayışıyla üretilen politikalar, uygulamaların aksine yazıda belirtildiği gibi “Anadolu çok kültürlü, çok dinli, çok topraklı kadim medeniyetlerin art arda ve bir arada yaşadığı coğrafya”dır. “Bu topraklar” İlbak’ın ifadesiyle “Anadolu, Mezopotamya, Kafkasya, Akdeniz ve Karadeniz’dir. Anadolu medeniyeti ve kültürleri, semavi dinlerden de beslenerek birbirlerini etkilediler, geliştirip, büyüttüler ve temasta bulundukları Avrupa medeniyetlerini de etkilediler. Anadolu, Akdeniz havzasının ve Ege kültür varlığının tüm değerlerini kendi muhteva hamurunda yoğurarak derleyip toparladı, büyülü bir bireşim meydana getirdi.”
İlbak bunun üzerinde şu hatırlatma/uyarıyı yapıyor: “‘Otuz yıllık’ aymazlık üzerinden bu coğrafyanın insanlarına ve tarihi birikimine öfke kusanlar, biraz durup bu coğrafyanın şehitliklerine göz atmalı ve aynı inançla bir Fatiha okumalı. Bilinmeli ki, Ahlat Şehitliği ile Çanakkale Şehitliği bu coğrafyayı paranteze alan en özel mekanlardır. Anadolu’nun doğu kapısında da batı kapısında da birlikte şehit olduk; kanlarımız bu topraklara anlam kazandırdı. Alpaslan’ın Cuma hutbesini birlikte dinledik Anadolu’nun Malazgirt kapısında… Buğday çorbasını paylaşan mektepli çocuklarla Çanakkale’de ‘süngü taktık’. 1071’de ortak rüyanın adı Anadolu’ydu. 1918’de de aynı rüya için Anadolu’nun en batı noktası Çanakkale’de bin yıllık ortak rüya yok olmasın diye birlikte şehit olduk; karındaşlığın ötesinde bir kardeşlikle, kanlarımızı yatacağımız topraklara katık ve gelecek yaparak. Son büyük ortak rüya Çanakkale mücadelesinin üzerinden bir asır bile geçmeden ellerimizle rüyalarımıza katran döktük.”
Aslında “Tarihdeş Bir Milletin Yolculuğu” yakın geçmişteki suni durumun geçiciliğine vurgu yapıyor. Gelecek perspektifini de böylece çiziyor: “birlikte yaşama kültürüne aşina bu topraklar Türk, Kürt, Çerkez, Laz, Kafkas, Arap, Süryani, Asuri… dil ve kültürleriyle birbirini aşılayarak daha da zenginleşmeye devam edecekler. Anadolu, mevcut dil ve kültür zenginliğini yeni değerlerle besleyerek daha da büyütecektir. Farklılıklar bu toprakların zenginliği olmaya devam edecektir.”
“Geleneğimize dönüp bu toprakların kadim halklarıyla ‘eşit’ yurttaşlar olarak barışmak, helalleşmek, her bir topluluğun kendisi kalarak, kültürlerini yaşatarak ve her bir değerin “Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması, O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, bilenler için gerçekten ayetler vardır” [Kur’an 30/22] hakikati gereği, farklılıkların  ‘yaratılmış bir ayet olduğu’ gerçeğini benimseyerek yeni bir asrın ilk çeyreğinde gelecek büyük vizyon sahibi ülke idealine katkı vermek zorundayız.”
Dil ve Edebiyat dergisi 53’üncü sayısında Üzeyir İlbak’ın “Tarihdeş Bir Milletin Yolculuğu” başlıklı yazısını kapağına taşıyarak tarihi sürece katkı sunan bir sayı ile çıkıyor.
Dil ve Edebiyat dergisinde öne çıkan diğer başlıklar ise şöyle:
Müçtehit Şair: Sezai Karakoç/ Zafer Acar
Bir Gönül Şairi: Yunus Emre/ Mustafa Özçelik
Necip Fazıl’ın Sinema Anlayışı ve Senaryo Romanları/ Mustafa Miyasoğlu
Otobüs –günlük- / Özkan Şahin

2012-06-06

Yayın Dünyasının Gözbebekleri

Yayın Dünyasının Gözbebekleri başlığını verdiğim bu dergi ve kitap tanıtım yazıma geri dönüşlere göre ilgi iyiydi. Hem dergileri insanlara tanıtmak adına hem de bu güzide dergileri sizlerin istifadesine sunmak açısından yararlı bir yazı demeti olacağını ümit ediyorum.

Gaziantep’ten çıkıp gelen Serencam dergisiyle yazı demetine devam edeyim. Serencam dergisi, Genç Yazar ve Sanatçılar Derneğince çıkarılıyor. Yayın yönetmenliğini Gülşen Gazel’in yaptığı dergide ağırlıklı olarak deneme yazıları mevcut. Sanatalemi.net’in yazarlarından Bestami Yazgan’ın da bir şiiri bulunuyor. Bana ulaşan dergi 1 sayı. Sadık Yalsızuçanlar, Gülşen Gazel, Gülnaz Eliaçık, Nergihan Yeşilyurt, Recep Şükrü Güngör ve Nihat Dağlı yayın dünyasından aşina olduğumuz isimlerden bazıları… İstanbul dışında dergicilik zor zanaattır. Dağıtım başlı başına bir derttir. Buna rağmen dergi çıkarma cesareti takdire şayandır. Bu bakımdan Serencamın uzun ömürlü olmasını diliyorum. Dergiye ulaşmak isteyenlerse www.serencamdergisi.com adresini ziyaret edebilirler.

Yayın dünyasına katılan her yeni dergi, yeni bir heyecan… Ayrıca bu kulvarda bir şeyler söylemesi bakımından da önemli. Her ne kadar dergilerin çok olmasından şikâyet etsek de o derginin çevresinden başlayarak dalga dalga yayılması ve okur yelpazesini genişletme azmini de önemsiyorum. Bu düşünceler arasında elime yeni bir dergi geçiyor. Acemi dergisi… Acemi dergisi, adından da anlaşılacağı üzere hiçbir iddiası olmayan okul dergi olarak çıkmaktadır. Bir şeyler yazma heyecanıyla kaleme sarılan eller; şiir, öykü, inceleme ve söyleşilerle bizleri selamlıyor. Acemi dergisine her ne kadar yeni çıkmış desem de 3. sayısı elime ulaşmış durumda. İki ayda bir yayımlanan dergiye ulaşmak isteyenler www.acemidergisi.com sitesini ziyaret edebilirler. “Sanat Toplumun Vitrinidir” spotuyla Dilek Nigar Aksakal ile yapılan söyleşiye dikkat çekilmiş. Baskısı ve kapak resmiyle de göz dolduran cinsten. Ömrünün uzun olması dileğiyle.

Ve sırada Çorum’dan gelen bir dergiyle devam etmek istiyorum. Çorum deyince de meşhur Çorum leblebisi akla gelmiyor değil, her ne kadar canımız Çorum leblebisi çekmiş olsa da Aşkın (e) Hali dergisine şöyle kısaca bakınca belki isteğimizi bastırırız… Kenan Yaşar, Metin Demirci ve Eyyüp Akyüz’ün çekip çevirdiği dergi üç ayda bir yayımlanıyor. Elimde 26. sayısı mevcut… Şiir, Deneme, Öykü ve Makalelerle dergi bir bahar çeşnisine bezenmiş durumda. Aşkın (e) Hali dergisine ulaşmak isteyenler ise www.askinehali.com adresini kullanabilirler.

Yıllar önce sanatalemi.net sitesi vesilesiyle gördüğüm ve irtibata geçmemle birlikte tanıdığım Temrin dergisinden bahsetmek istiyorum. Derginin Genel Yayın Yönetmenliğini Şeref Yılmaz yapıyor. Şiirleriyle okur kitlesini oluşturan Elif Nuray ise derginin editörü… Her ay muntazaman çıkan dergi, 50. sayısına ulaşmış durumda. Başlangıçta yazarlık okulu öğrencilerinin yazılarını yayımlayabilecek bir uygulama sahası olan dergi zamanla usta çırak ilişkisinin harmanlandığı bir yere dönmüş durumda. Emin adımlarla yoluna devam eden Temrin dergisinin son sayısında “Kemal Tahir’in Romanlarında Eşkıyalık” konulu inceleme yazısı dikkat çekiyor. Sezgin Selvi’nin kaleme aldığı bu yazı okunası. Şiir ve öykülerle bezenen dergide inceleme yazıları da mevcut. Sıra dışı boyutuyla ve her ay birbirinden ilginç kapak resimleriyle de göz dolduran Temrinin daha nice sayılara merdiven dayamasını diliyorum. Temrin dergisine ulaşmak isteyenler, www.temrindergisi.com adresini ziyaret edebilirler.

Dergiler arasında yüzerken bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Kişiliğiyle her zaman örnek aldığım, güzel insan Selçuk Alkan’ın Aşk Güzergâhının Gizemi isimli romanı Kent Kitap yayınları arasından çıktı. Günümüzden geçmişe giderek Hüdayi hazretlerini ve dolayısıyla İstanbul’u konu alan bu romanın çıktığını duyurmuş olayım. Şu anda kitabı okuyorum inşallah okuduktan sonra naçizane bir tanıtım yazısı yazmayı ümit ediyorum.

Türk Dili dergisiyle devam edelim, Türk Dil Kurumu tarafından her ay yayımlanan derginin Nisan 2012 (724.) sayısı elimde. Sadece abonelerine ulaştırılan dergide özellikle Prof. Hamza Zülfikar’ı beğeniyle takip ediyorum. Türk Dil Kurumu eski başkanlarından da olan Hamza Zülfikar’ın yazılarıyla Türkçe’mizin güzelliklerini daha iyi anlıyor ve zaman zaman da geçmiş ile günümüz arasındaki dil mukayeseleri yapma şansı yakalıyoruz. Türk Dili dergisinde de hikâyeler, şiirler mevcut ama akademik yönünün de olduğunu unutmamak lazım. Buna rağmen herkesin kolayca anlayacağı ve okunası dergiler arasında olduğunu söylemekte fayda var. Dergiye ulaşmak için www.tdk.gov.tr adresini kullabilirsiniz.

Yayımlandığı ilk günden beri takip ettiğim Dil ve Edebiyat dergisi şu zamanlarda biraz daha halka açılmaya başlamış desem yanılmış olmam sanırım. Daha çok akademik seviyede ilerleyen dergi son zamanlarda halka da hitap edecek şekilde içerikleri zenginleştirmiş durumda. Zaman zaman sosyal konulardaki ağırlığını da hissettirse de edebiyat kulvarında önemli konulara imza atıyor. F klavye kullanımı ve Anayasanın Dili gibi sosyal konularda da önemli girişimleriyle dikkatlerini üzerine çektiğini biliyoruz. Ayrıca İstanbul’da düzenlenen çeşitli edebiyat yarışmalarıyla da gençlere edebiyatı sevdirme noktasında önemli girişimlerde bulunduğu yadsınamaz. Türkiye Dil ve Edebiyat derneğince yayımlanan dergi 42. sayısına ulaşmış durumda. “Muhafazakar Sanat Neyi Koruyor?” kapak yazısıyla dikkatleri üzerine çekiyor. Birbirinden güzel deneme, inceleme, gezi yazılarının yanı sıra dergi ve kitap tanıtımlarının yer aldığı dergi yeni yüzüyle bizlere adeta tebessüm ediyor. Dergiyle iletişime geçebilmek için www.ded.org.tr adresini kullanmanız mümkün.

Dergiyi çıktığı günden bu yana takip ediyorum dedim de günlerin ne kadar hızlı geçtiğini anımsadım bir an. Bu kadar hızlı geçen zaman karşısında acaba birbirimize olan vefa duygusunu ne derece yerine getiriyoruz, biraz durup bunu düşünmek gerekiyor sanırım. Demek ki edebiyat kulvarında gezerken sosyal konular da zihnimize aksediyor.

Edebiyat bazen de değirmende öğütülür… Yazılar yazıldıktan sonra biraz dinlensin diye beklenir ya. Çayı atar atmaz içilmez haliyle, biraz beklemek ve demlenerek tadını alması sağlanır. Bu tabiri yazılar için de kullanırız. İşte ha demlemek ha değirmende çevirmek aynı şey olsa gerek derken Sakarya’dan çıka gelen Değirmen dergisinden bahsetmemek olmaz. Hemşehrim Rüstem Budak’ın büyük himmetlerine haksızlık etmiş olurum sonra… Değirmen dergisinin elimdeki sayısı 29-30-31 Ocak-Haziran 2012. 432 sayfadan oluşan bu hacimli dergi tam arşivlik. Kitapseverlerin mutlaka edinmesi gereken ve elinin altında başvuru kaynağı olarak kullanacak bir dergi olduğunu hatırlatmak isterim, çünkü “Yüzyılın Dergileri 1900-2000” başlığıyla bu yüzyıl içinde edebiyatımızda yer edinmiş dergilerden bahsediliyor. Çok önemli olan bu sayının yakın zamanda tükeneceğini düşünüyorum. Bitmeden almak için, www.degirmendergisi.com adresine müracaat etmeniz kâfi…

Bu yazımda yedi dergiyi tanıtma imkânı buldum. Bana ulaşan ve bu köşede tanıtmamı istediğiniz dergiler, yayınlar olursa eafsin@hotmail.com adresiyle iletişim kurarak bana bildirebilirsiniz.

Bu arada sanatalemi.net’in kurucusu Mehmet Nuri Yardım hocamızın, kendisiyle müsemma olan Edebiyatımızın Güler Yüzü isimli kitabının yeni baskısı Yağmur Yayınevince yapılmış. Söz sanatını nüktedanlıklarıyla da dile getiren ustaların hayatlarındaki bu ilginç anekdotların olduğu eser, her edebiyatçının, edebiyata ilgi duyanların elinde olması gerekir. Bu eseri yeni baskıyla edebiyat dünyamıza kazandıran Süleyman Özdemir beyi de tebrik etmek istiyorum. Edebiyata dair önemli kazanımlar sağlayan Yağmur Yayınevinin bu duruşu önemli. Edebiyat, hepimizin ortak mirasıdır, dolayısıyla onu paylaşmak, anlatmak, yaymak da görevimizdir.

Erol Afşin

2012-05-20

'Dil ve Edebiyat' dergisinin 41.sayısı

Mayıs 2012

“Fetih Dili”ni kapak ve dosya konusu yaparak çıkan Dil ve Edebiyat dergisi...

Bugün sadece toplumumuzun duygu dünyasında geniş yer edinmekle kalmayıp dünya tarihi açısından da bir dönüm noktası olarak görülen İstanbul’un fethinin Osmanlı şiirinde yeterince işlenmemiş olmamasına dikkat çeken Şentürk, konuyu tarihî, edebî kaynakları çerçevesinde ele alıyor.

“İstanbul’un Türkler tarafından fethi, tarihin akışını değiştirecek derecede büyük bir hadise olup böyle bir değişimin özellikle fetihten sonra İstanbul’a akın eden ilim adamları ve şairler arasında heyecan oluşturmaması, kabul edilebilecek bir durum değildir.” diyen Şentürk, “Türk ve dünya tarihinin dönüm noktalarından biri sayılabilecek ‘Fetih’, o devir Osmanlı şiirinde âdeta yaşanmamış derecede suskun geçilmiştir.” tespitini yapıyor.

Şentürk makalesinde ayrıca şöyle diyor: “Daha sonraki dönemde şairlerin sıradan bir ada yahut hisarın fethini dahi en heyecanlı ve detaylı ifadelerle aktaran mısralarına karşılık geriye dönüp de İstanbul’un fethiyle ilgili manzum ve mensur eserlere göz gezdirildiğinde, böylesine parlak bir hadisenin izlerinin son derece sönük kaldığı görülür.”

Prof. Dr. Atilla Şentürk, sadece sorgulamakla yetinmiyor elbette, kaynaklar çerçevesinde durumun edebî, tarihî, sosyolojik nedenlerini masaya yatırıyor.

Dil ve Edebiyat dergisi, bu sayısında Fetih Dili başlıklı dosyaya hayli hacimli bir yer ayırıyor. Prof. Dr. Kemal Yavuz Fatih Devrinde Türk Edebiyatı’nı yazarken, Prof. Dr. Kazım Yetiş de İstanbul’un Fethi ve İstanbul ile İlgili Türk Şiirinde Bir Gezinti başlıklı makalesinde okuyucuyu nostaljik bir gezintiye çıkarıyor. Dosyada yazıları yer alan diğer isimler Önder Bayır, Nevzat Bayhan, Üzeyir İlbak ve Mustafa Özçelik... Bayır, fethin tarihî yönünü ele alırken Bayhan fethin bir gönül dili geliştirdiğini belirtiyor. İlbak ise, fethin İslam medeniyetinde ne anlama geldiğini sorgulayarak güncel tartışmaların ötesine geçmemiz gerektiğine işaret ediyor ve hadiseye medeniyet perspektifinden bakmayı öneriyor: “İstanbul’un fethi dünyayı ve dünya medeniyetini yeni bir aşamaya sevk etmiş; imparatorluklar başkentine yeni bir medeniyet aşısı yaparak evrensel bir ruhun dirilişine öncülük etmiştir. İçine geldiği ve getirdiği farklılıkları ötekileştirmeden bütünleştirmiştir”. Hacimli fetih dosyasının içinde dikkatleri çeken bir diğer eser de önemli bir şiir… Nâzım Hikmet’e ait ve “Sekiz Yüz Elli Yedi” başlığını taşıyan bu şiir, ideolojik kimliğiyle tartışılan bir şairin İstanbul’un fethine tarih düşürmesi açısından özel bir önem taşıyor.

Dil ve Edebiyat dergisi her geçen gün içeriğini zenginleştirmeyi ve yeni isimlerle gücüne güç katmayı sürdürüyor. Dergide dikkat çeken bu isimlerden biri Ömer Lekesiz… Lekesiz, Sezai Karakoç’un Hızırla Kırk Saat şiirinde imgelerin nasıl geliştirildiğine yoğunlaşıyor: Hızırla Kırk Saat Şiirinde Kültürel İmgelerin İhyası ve İmhası başlıklı yazısı orijinal yaklaşımıyla önem arz ediyor. Dil ve Edebiyat dergisinde yer alan edebiyatımızın önemli bir diğer ismi Adnan Özer… Özer, Gustavo Adolfo Becquer’in İspanyolca aslından bir şiir çevirisiyle dergide yer alıyor.

Dil ve Edebiyat dergisinin Mayıs sayısında yer alan yazı ve şiirler bunlarla sınırlı değil elbette… Ancak hepsi de dergiyle buluşanların sahip olabilecekleri zenginlik olarak kalsın diyelim ve okurları Dil ve Edebiyat’ın yenilenen tasarımı ve daha beğeniyle takip edecekleri içeriğine davet edelim.