mühür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mühür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2010-10-24

'Mühür' şiir ve edebiyat dergisi

Kasım-Aralık 2010, Sayı:32

Profilinden Şairler

Türk şiiri yaklaşık yirmi yıldan beridir yeni bir şair profiliyle karşı karşıya. Bu yeni profile neresinden bakarsanız bakın, bugüne kadar ortaya çıkmış “ilginç, serkeş, aylak, anarşist, bohem, dekadans vs.” tiplerin hiçbirine benzemediğini göreceksiniz. Bu yüzden de bir adlandırmayla onu anmak mümkün görünmüyor. Sadece ‘profil’ demek belki de yeterli… Çünkü gerçekten de sunduğu şeyler, kendinin dışına hiç mi hiç çıkmıyor. İdrakı ancak görsel olanla; tarihle ilişkisiyse adının yazıldığı kelimelerin harfleriyle sınırlı. Bahsettiğiniz şeyleri argoya tercüme etmedikçe anlamayan biri bu yeni profil. Bir robot resim adeta. Kemal Tahir böyle yazıp çizenler için ‘sapı silikler’ dermiş… Ciddiye de almazmış. Biz de gerektiğinde sözümüzü esirgemeyip yolumuza devam ediyoruz.

Bir başka gözümüze çarpan sorunsa şairlerin üzerindeki ‘sersemlik’… Aslında sadece şairlerde değil hemen tüm alanlarda insanımız üzerinde bir sersemlik var. Daha derinde meseleye yaklaşırsak eğer şu soruları sorabiliriz: “Bu sersemlikten neden bir hoşnutsuzluk duymuyoruz? Böyle olmamızın bizi ne hallere düşürdüğünü acaba göremiyor muyuz?” Öyle görünüyor ki sersemlemiş olmanın ülkemiz insanına verdiği bir şeyler var. Acılarımızı, gerçeklerimizi bu sayede göremiyoruz. Bitik bir toplum olmaya doğru hızla gidiyoruz. Yüz binlerce işsiz üniversite mezunuyla devleti alay ediyor. Gençlerine, bunca imkânına karşın umut vererek eriten ülkelerden biri de biz olduk. Şairlerimiz sadece kendilerini düşünen birer bencile dönüştüler. Hem profil hem de sersem olmanın onların hali olacağını bundan kırk yıl öncenin şairlerine söyleseydik, bunu bir kaygı olarak onların da duyduğunu işitebilirdik. Sonraki halimizi düşünmekse bugün bize kaygı veriyor…

Üç söyleşiye birden yer verdik bu sayıda. Söyleşiler birden çok meseleye değinmeye imkân veriyor. Bunun yanında Mühür'de bu ay da yazılar, öyküler, şiirler bulacaksınız.

Yetmişinde âşık olduğunda, yoluna devam edecek gücü kendinde yeniden bulan Goethe’nin Marienbad Ağıdı’ndan bir bölümle başlayalım istiyorum. Ulrike Böhmer ve Turgay Fişekçi çevirisiyle, gerçek bir şairden…

“O gönül ki, yüksek surlar yaptırmış
İçinde korumak için kendini ve sevdiğini
Onun yerine de sevinç duyuyor bu aşktan
Yalnızca ona açınca kapılarını tanıyor kendini.
Böylece kendi sınırları içinde daha özgür
Ve yalnızca ona teşekkür için atıyor yüreği.”

"Mühür, Yarına Dair Bir Hasrettir!"


Mustafa Fırat


İletişim:
muhur_siir@hotmail.com
muhur_siir@yahoo.com
0539 386 86 59

2009-05-01

Mühür'ün 25.sayısı çıktı

Yapmamız Gerekenlerin Neresindeyiz?

Aklımızı durmadan kurcalayan soru bu olmalı: Yapmamız gerekenlerin neresindeyiz? Soru kökünde, bize yardımcı mı yoksa çelmeci mi olduğunu tayin imkânını gene bize bırakan aklımızın kurcalamalarından birini öncelikle aşmalıyız. Acaba bu soru kökünde ‘yapmamız gereken’ derken, bize dıştan bir zorlama mı var? Bizim yerimize biri ya da birileri mi yapmamız gerekenleri belirliyor? Etik mi bu yoksa? Hani şu sanatın patetik yanını toplumun şifasına götüreyim derken, sanatçıyı eritip tüketen etik olmasın bu?

Aklımızın çelmeleri de vardır, muhteşem izahları da; hatta çoğu kere bu ikisi bir arada işler. Yağmur sonrasında, hâlâ bir çok şairin resmettiği gibi olan şehir sokaklarında atlaya zıplaya ilerlerken akıl, mesafe ayarını yapar ve bizi paçalarımız ıslanmadan varacağımız yere vardırır. Varacağımız yeri de zaten ondan yardımla seçmişizdir. Orası yapmamız gerekenlerden biri ile ilgilidir mutlaka. Belki çok can alıcı bir yakınlıktır bu, belki de uzak bir hazırlık için başka bir hazırlık. Yapmamız gerekenlerin ne olduğu, bizim aklımızın işleyişi ile apaçık ki yakından ilgili.

Biz bir şey yapacaktık; ama o neydi? Sık sık bir unutkanlığa maruz kalıyoruz değil mi? Yapacaklarımızın küçük sahnelerinde bu unutkanlık bir şey değil; ama asıl güzergâh söz konusu olduğunda unutkanlık, bizi binlerce yönsüzle eş kılabiliyor. Oysa bizim yapmamız gerekenler vardı. Biz onları, ‘ben tam dünyaya göre, ben tam kendime göre, ama sizin adınız ne?’ sorulu cevabı ile karşılayıp ilk hamlemizi yapmıştık. Peki ya şimdi neresindeyiz, yapmamız gerekenlerin?

Şairler!.. Bu çoğul anma, seslenme, sanıldığının aksine Dünya Şiir Tarihi’nde sadece has şairler içindir. Geçmiştekiler de gelecektekiler de bu seslenmeden haber alırlar. Seslenene kulak kabartırlar. Demek oluyor ki aslında böyle demekle: Ey Şair!.. demiş oluyoruz. Evet, bir tek ama o tekliğin içinde kendisi olan bir tek Şair. Onu, büyük harfle yazabiliriz demek ki….

Şair!.. Dünyada zaman, insanlar için insanlık ideallerine ne derece imkân vermektedir? Okurun ne âlemdedir? Kendi aymazlıklarınla zamanın dışına atılmış, diyorlar senin için… Gazetecilerin sorularını bekler olmuşsun!... Siyasetçiler, elini sıkınca pek seviniyormuşsun… Şair!.. Yapmak gerekeni kaybetmiş olmayasın. Yoksa bunu biliyor da yaptıklarınla kendini mi kandırıyorsun?

Mühür’e kalmaz ama ola ki bir tek kişi için kalır umuduyla bu soruları, seslenişleri dikkate almamız gerek, diye düşünüyoruz. Şair, yapması gerekene dünyada eşine nadir rastlanır bir emekten, düşten, düşünceden sonra kendisi karar verir. Ve kendisi kararının neresindedir, gene kendisine sorup durur.

Mühür, dördüncü yaşını doldurdu. Olsa olsa bir arpa boyudur aldığı yol. Zaten ona öykünmüştü. Önümüzdeki günler için bugünden duyduğu tek umut, sorunun çoğaltılmasına ilişkin olacak. Bunun için yapması gerekenlerin endişesi ile yol alanları arkadaşlığa davet ediyoruz. Bizden sonrakilere bırakabileceğimiz hiçbir şey yoksa bile bu soruyu bırakmalıyız.

Onu, kimlerden aldığımızı düşündüğümüzde, azalan gücümüz katlanarak artacaktır…

“Mühür, Yarına Dair Bir Hasrettir!”


İrtibat:
Abdi İpekçi Cad. No:31 / 2 (Akıncılar Tramvay Durağı Karşısı) Güngören –İstanbul
0212 504 87 00 * Fax: 0212 506 94 26
0539 386 86 59

2009-03-14

"Mühür" dergisi


Mühür İki Aylık Şiir Edebiyat Dergisi *Mart-Nisan 2009*


Şair Kayıplarının Telafisi Var Mı?

Türk şiiri birbiri ardına önemli şairlerini kaybetti. Kuşkusuz bu isimlerin yokluğunun sadece bedensel varlıkları olduğu söylenebilir. Ama bu bir kaçamak düşünce olur bize kalırsa. İlhan Berk’in, Dağlarca’nın vefatları bize şunu düşündürmeliydi oysa: “Devrolunan şeyden şairlerin haberi var mı?” Görünen o ki şairler bilmeleri gereken şiir bilgisinden başka hassasiyet yitimine de duruş kaybına da uğruyorlar. Kendilerine devrolunan şeyi, sanıyorlar ki devretmeyecekler. Buradan çoğu kere olumsuzlukları kaleme almamızın başta gelen nedeni bu işte.
Şairler günden güne bilgiyi önemsemez oluyor. Modern çağın ilk şairleri gerçek birer bilgi hazinesi idiler. Bilgilerinin imgelemlerini engellemesi noktasında da ayrıca bilgileri vardı. Dünya, onlar için burunlarının ucundan ibaret değildi. Bildikleri tek şey deneyimledikleri de değildi. Bu yüzden de pek çok itibar gördüler. Einstein’dan Jung’a kadar şiirle ilgisi uzak alanlardakiler bile onların yazdıklarına kayıtsız kalamadı. Oysa bugün şairler, burunlarının dikine giden kadar yol alıyor. Bunu da maharetmiş gibi sunuyorlar.

Şairler hassasiyet yitimine uğradılar. Duyguları ya nasırlaştı ya da birer sulu gözlülük gösterisi ile duygularını savuşturmayı öğrendiler; ya şiirden insani duygular kovuldu ya da insani duyguların dizi film tadındaki halleri talep edilir oldu.

‘Şair duruşu’ ifadesi, belki sadece bu ifade bile ortada olmayana bir işaret idi. Kaybı her şeyden önce şairin kendisini rahatsız etmeli idi; ama aksine onun kaybıyla şairler ne kazandıklarını önemsediler. Şiir kaybederken şair kazandı. Cahilce yadsıyanların gülünçlüğü ile yüz yüze kalmamız bundan…

“Bundan elli yıl sonra bugün bizim Turgut Uyar’ı, Ece Ayhan’ı, Asaf Halet’i, Necatigil’i, Cansever’i andığımız gibi bizi anabilecekler mi?” sorusuyla, irkilmeliyiz. Aksi halde bizim kaybımıza içi burkulanlar, siyasetçilere burkulanlar gibi olacak.

“MÜHÜR, YARINA DAİR BİR HASRETTİR!”

Bu sayıda:
Celâl Fedai, Osman Hakan A., Ahmet Güney, Yahya Kurtkaya, Yılmaz Arslan, Uluer Aydoğdu, Ahmet Ada, Ferdi Ertekin, Selami Karabulut'un gerçekleştirdiği Erkan Kara ile söyleşisi;
Şiirleriyle...
Orhan Alkaya, Ali Hikmet, Riitta Cankoçak, Mehmet Sadık Kırımlı, Ozan Öztepe, Ogün Kaymak, Tamer Gülbek, Ahmet Yılmaz, Can Şen, Aziz Kemal Hızıroğlu, Berna OLgaç, Betül Yazıcı, Ayşe Nalân, Hüseyin Korkmaz, İlhan Kemal, Ahmet Uysal, Ahmet Zeki, Volkan Hacıoğlu (çeviri) Ceren Şanlıdağ (çeviri) Uluer Aydoğdu, Recep Şener, Ümit Zeynep Kayabaş, Yaşar Bedri yer alıyor...

Mühür'ün bu sayısı kitap hediyeli! Feridüddin Attar'ın nefis masallarından seçmeler 300 sayfalık "Kuşların Dilinden Masallar" adlı kitap hediyesini derginizle birlikte kitapçınızdan istemeyi unutmayınız!

Ayrıca Mühür Şiir ve Edebiyat Dergisi'ne abone olan herkese Mühür Kitaplığı'ndan yayınlanan istediğiniz bir kitabı hediye ediyoruz...

Mühür Kitaplığı'nın kitaplarına internet üzerinden de ulaşabilirsiniz...

Daima sevgim ve saygımla...

Mustafa Fırat



İrtibat:
Abdi İpekçi Cad. No:31-2 (Akıncılar tramvay durağı yanı) Güngören-İstanbul
Tel: 0212 504 87 00 Fax: 0212 506 94 26
Mustafa Fırat PK.5 Merter Keresteciler Sitesi/İstanbul

2008-11-08

"Mühür" dergisi


İnsan Nasıl Kaybolur?

Binlerce yılın irfanından bize ulaşmış ve asla unutmamamız gereken bir benzetmemiz var: Yaşlılarımızı çınara benzetmek. Benzetme, gelmekte olanlara kendilerinin de bir çınar gibi yaşlanmalarının gereğini hatırlatıyor. Belki o gelenlerin pek azı öyle olacak. Ama olsun. Gene de amaç ısrarla, tekrar tekrar vurgulanmalı. Çınar gibi kök salmalıyız, yapraklarımız insan eli gibi gölge vermeli. Dallarımız, üzerine gölgemizin düştüğü o gelecek olanları insan kolları gibi sarıp sarmalamalı. Büyüdüğümüz zeminde söğütler, meşeler, cevizler de olacak elbet… Olsun. Ama her ağaç, hal dilince çınar olmak ister; olamasa da dert değil. Bu istek onu ayrık otu olanların cümlesinden korumaya yetecektir.

Geçtiğimiz günlerde iki büyük şairimizi sonsuzluğa uğurladık. Önce İlhan Berk, Fazıl Hüsnü Dağlarca. Kuşkusuz ikisi de farklı şiir biçimlerinin adıydı. Şiir sevgileri, tabiat kavrayışları ortaktı her şeye rağmen. Onların şiiri üzerine epeyce yazılıp çizilmiştir. Şimdi yokluklarının, günün şiir ortamında kendisini dev aynasında görenlerle birlikte düşünülmesi gerek. Şiir ortamımız bu kaosta yeni çınarlar (dünyada uzun kalmaları gerekmez bu çınarların; çınar, fidanken de çınardır) ancak böyle çıkarılabilir çünkü. Bu sözlerle zamanımıza haksızlık etmiş değiliz. Olanı görmek gerek.

Günün şairi, şimdiden olgunlaşmış bu haliyle yetmişine varabileceğe benzemiyor. Eğer varırsa etrafa türlü kötü kokular yayacağı da muhakkak. Hâsılı kaybetmenin de anlamını kaybetmekle yüz yüzeyiz. Bu bakımdan günün şairleri şimdiden çınar oldukları açıkça belli olan (yaşları ne olursa olsun) şairlerin kuytusunda daha çok eğleşmeliler. Birbirlerine görsel, işitsel, çok sesli, lal, kekeme, emme basma gibi bilumum zırvalıklarla oyalamamalılar. Mühür’ün sayfalarından bunu vurguluyoruz durmadan. Üzüntü duyduğumuz şey, insanlar arasından “şair” diye anılanların giderek buharlaşması çünkü. Umuyoruz ki şiirin ve şair olmanın her şeyden önce kendine ait sorumlulukları gereğince fark edilir. Mühür, şiirimizin başının sağ olmasını dilemeden önce taşıdığı başın esenliğini kavramasına işaret etmek istiyor. Başımız sağ değilken kaybettiğimiz büyük, ulu başları fark etmemiz mümkün değil çünkü…

İçindekiler:
ŞİİRDE AKTÜELLİK, NEREYE KADAR?
CELÂL FEDAİ “ŞİİRDE RÜZGÂRI KOLLAMA”
ADİL İZCİ “HANGİ ŞİİR?”
OGÜN KAYMAK “KAZANMAK,KAYBETMEK YA DA HİÇ MAÇA ÇIKMAMAK”
AHMET TÜZÜN “ERDEM BAYAZIT VE MODERNİZM…”
AYŞEGÜL ERGİŞİ “GÜLTEN AKIN’IN ŞİİRİNDE GELENEĞİN İZLERİ”
AHMET GÜNBAŞ ““BİR FOTOĞRAFINIZ DA BENDE KALMIŞ”(*)
k. İSKENDER “DAĞ YOLUNDA İLHAN BERK PALACE”
NACİ BAHTİYAR “İLHAN BERK’i ANARKEN”
YILMAZ ARSLAN “XIX. ASIR TÜRK EDEBİYATI TARİHİ VE
AHMET HAMDİ TANPINAR DOLAYIMINDA TÜRK ELEŞTİRİSİNE BAKIŞ...”
AHMET ADA “OSİP MANDELŞTAM’A MEKTUP”
MUSTAFA FIRAT “Celâl Fedai’nin Şiiri Üzerine”

AHMET ADA -HÜSEYİN YURTTAŞ- k. İSKENDER- MEHMET SADIK KIRIMLI- CELÂL FADAİ- HÜSEYİN PEKER- AHMET GÜNBAŞ- M.MAHZUN DOĞAN-OGÜN KAYMAK-SALİH AYDEMİR-KUBİLAY K. SUVARLI-ERKAN KARA- ERSAN ERÇELİK-BERNA OLGAÇ-HAMZA ÜMİT KADIOĞLU- AHMET GÖK- MERAL KOŞAR-MUSA ÖZ- MÜSLÜM DANAOĞLU-SEDEF ÜNAL (ÇEVİRİ ŞİİR)- YÜKSEL ANDIZ-ZEYNEL ÇOK

İrtibat:
0539 386 86 59

2008-08-30

"Mühür" şiir ve edebiyat dergisi


Şiirin nabzı olmak, şiirin tabiatını, bünyesini bir canlı varlık olarak bilmek demek. Şiiri böyle görmedikçe şiire yaklaşmak mümkün değildir. Yayınlanmakta olan pek çok şiir dergisine bakıyoruz da şiirin böyle algılanmadığını görüp üzülüyoruz.

Şiirin nabzı olmaya çalışıyoruz. Şiir ortamımıza bir düzey, bir kendine gelme sağlayacak eylemlerin peşinde olmaya devam edeceğiz. Şiir okuru bizde atan nabızdan şiirin, yani şairin kalbine gidebilsin istiyoruz.

Bu yüzden yayımladığımız şiirler, söyleşiler, yazılar dilden dile yayılıyor. Mühür, bu küçük, mütevazı şiir dergisi Türk şiirinde, kendinden önceki duyarlığı kendinden sonraya aktarıyor.

Bu sayımızın sayfalarında da şiirin varlığı dipdiri hissedilebilir.

Şiirin kalbine yolculuk isteyen için Mühür!

" Mühür, Yarına dair bir hasrettir"

İrtibat:
0539 386 86 59