nida etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nida etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2012-05-22

'Nida' dergisinin 153. sayısı

Mayıs-Haziran 2012

Her din, ideoloji ve görüş için söz konusu olan yayılma ve kabul görme arzusunun ahlaki bir temeli var mıdır ve bu ahlaki temelin çerçevesi nedir? Tebliğ ile yayılmacılık arasında bir ilişki var mıdır? Fetih diye kavramsallaştırılan veya gaza ideolojisi olarak karşımıza çıkan şey, bir ‘İslâm’ ve ‘kültür’ taşıma mıdır yoksa ideolojik bir hedef midir? İslam adına hareket eden yapı veya organizasyonların faaliyetlerinin yayılma bağlamında tahlili nedir? Gözetilmesi gereken ahlaki ve ilkesel sınırlar nelerdir?

‘Ameli oluşturan, tüm eğilimlerimizi yönlendiren bilgi ve fikirdir. Gerek birey gerekse cemaat ve grupların eğilim ve yönelişlerindeki hata, zaaf ve eksikliklerin her birinin, bilgi, fikir ve tutturulan dil’den kaynaklanan bir hata kökü bulunmaktadır.’ önerme ve kabulümüzden hareketle, emek ve çabaların teksif edilmesi gereken yönün bilgi, iman ve bu çerçevede oluşan dünyaya bakış, perspektif olması gerektiğini ısrarla vurguluyoruz.

Dergimizde, klasik anlamdaki fetih ve gaza ideolojisini eleştirel bir dille ele alırken; meselemizin, tarihin bir sayfa ve karesini karalamak olmadığı, bilakis bugüne yön veren saikler olarak sağlam tahlil edilmesi ve bugüne yön vermeyen ya da vermemesi gereken yerlerde ise bir misyon yükleme eğilimine girmemek gerektiğinin analizini sunmak olduğu bilinmelidir.

Nida Dergisi’nin sayfaları arasında heyecan ve ilgi uyandıran yazılar ve yazarlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

Hudeybiye Seferi ve Fetih Sûresi
HİKMET ZEYVELİ

Osmanlı’nın Gaza Anlayışından Günümüze Kısa Bir Tahlil
NURETTİN ÖZCAN

Hakk’ı Yaymak Gerekir
M. KÜRŞAD ATALAR

Osmanlı Gaza İdeolojisi ve Günümüzün Fütuhatçı Zihniyeti
ÜMİT AKTAŞ

İslam “Savaşçı” Bir Stratejiyle mi Gelişti
MUSTAFA ARSLAN

İslâmi Yayılmacılık
ÖMER ŞEVKİ HOTAR

SORUŞTURMA; Âdem Apak, Mustafa Tekin, Cengiz Çağla
Hazırlayan: NİDA

Atasoy Müftüoğlu ile
Röportaj: Abdulkadir Satış

Ali Şeriati ve Kur'an-ı Kerim
MURAT KAYACAN

Rumuzlu Neşideler
MALİK BİN NEBİ

Kadim Bir Bilge: Dersu Uzala
SELMA ELMAS

Cemal Şakar İle Dil Bağlamında İmge ve Gerçeklik Üzerine
Söyleşi: Mücahid Sağman

İrtibat:
0 422 321 21 87
www.nidadergisi.com
nida_dergisi@hotmail.com

2011-09-12

'Nida' dergisi 'eleştirel bakış' dosyasıyla çıktı

Eylül 2011, Sayı:149

Müslümanların zinde oldukları, karanlıkları hakikat ışığıyla aydınlattıkları dönemlere bakıldığında, bu dönemlerin, Müslümanların ‘eleştiriyi’ en iyi işlettikleri dönemler olduğu kolaylıkla görülecektir. Uzun yıllar Müslümanlar eleştirel damarı korumuş ve eleştiriyi, hakikate ulaşmanın bir yolu ve aracı bellemişlerdir. Eleştirdikçe, bilgi ve kültürün üretildiğini, matlaşmış akılların ışıldamaya başladığını görmüşlerdir. Bu gelişim ve üretimi, gâh bir fikri ekol eleştirilerek gâh gayri-müslimlerin ürettiği düşünceler eleştirilerek gâh yine bir dönem akide gibi korunan dogmalar eleştirilerek sağlanmıştır.

Dikkat buyurunuz, Müslüman yoğunluklu coğrafyalarda içtihada, düşünceye, üretkenliğe açık alanların bile ‘inanç’ kılığına sokularak dokunulmaz kılındığına… Felsefe’den tefsire, hadisten fıkha kadar birçok alan, tümden değilse de bu kategoride değerlendirilebilir. Bu alanlardaki ‘eleştirileri’ çıkarınız, geriye ne kalacaktır ciltli birkaç eserden başka?

Eleştiri, bazen ‘doğru ve yanlışın tahlili’, bazense yanlışın gösterilmesi ve kınanmasının adı olmuştur. Tüm bunlara rağmen Müslüman algısında ‘eleştiri’, doğruya ulaşma ve fikri sıçramanın aracı olmuştur. Çünkü ‘eleştirel bakış’ bilgiyi üretmiş, bilgi düzeyiyle paralel olarak ya gelişmiş veya yerinde saymıştır.

Taklit ise, eleştirelliğin durdurulması ve bilginin kaybolması; aklın, ışıltısını yitirmesidir.

Bu sebeple, bilgi esasıyla yapılan eleştirelliğin, Müslüman bilinç ve ufkunu geliştireceğini, İslâmi kaideleri her daim ayakta tutacağını; ‘uyum’un ise bilinci köreltip akılların ışıltısını alacağını ve İslami bir takım nosyonlarla kurgulanmış olsa bile Müslüman akıl ve idrakini donduracağına inanırız.

‘Muhalif’ olmayı hele de muhalif kalmayı sevmez; İslâmi kaidelere muvafık olmayı ve mü’minler topluluğuyla müttefik olmayı ibadet biliriz. İslami ilke ve prensiplerin, ancak bu damarın sıcak tutulması sayesinde korunacağını ve ‘ittifak noktamız olarak belireceğini’ düşünürüz. ‘Eleştirel perspektif’ dominant bir bakışı ifade eder.

Bu konuda gerek teorik gerekse bizzat eleştirinin ‘pratiği mahiyetinde’ yazılar yer aldı dergi sayfalarımızda.

İslami bilincin; bilgi, birikim ve eleştirel duruşla geliştirilebilir ve korunabilir olduğu kanısındayız. Olaya İslami bilinçlenme noktasından bakıyor ve İslami bilincin ve aklın gelişim hanesine yazılması söz konusu olmayan süreçle zihnen ‘uyum’ ve ‘uzlaşı’ sağlanmadan, diri bir perspektifle yol alınması gerektiğini vurguluyoruz.

Nida Dergisi’nin sayfalarını aralama isteği ve heyecanı uyandıran bu sayı da, sizleri bekleyen önemli yazarlar ve yazılardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

Dünümüz, Bugünümüz ve Müslümanlığımız Hakkında
Birkaç Öz-eleştirel Not
MUSTAFA ÖZTÜRK

Siyasetsizliğimizin Alternatifsizliği
ARİF ARCAN

Eleştirel Bakış ve Müslümanlar
M. KÜRŞAD ATALAR

Gelenekçilik, Eleştiri ve Uzlaşmacılık Üzerine
Prof. Dr. İBRAHİM SARMIŞ

ÖMER MAHİR ALPER ile
Eleştiri ve Uyum Üzerine
Röportaj: Mücahid Sağman – M. Turan Çalışkan

Kısa Bir Demokrasi Kritiği
NUSRET ALTUNDAĞ

Tasavvufun Ahlakiliği ve Yeni Bir Eleştirinin Gerekliliği
M. TURAN ÇALIŞKAN

Ben Ne Zaman Müslüman Olacağım
ADİL AKKOYUNLU

Eleştirel Tutum Hiç Olmadı, Yeni Başlayacak
ZÜBEYİR YETİK

Müslüman Edilgen Değil Eleştireldir
ALTAN MURAT ÜNAL

İstibdâd ve Ondan Kurtuluş
Abdurrahmân Kevâkibî
Tercüme: Selahattin Yıldırım

Hamîduddîn El-Ferâhî ve Müfredât-ul Kur’an İsimli Eseri
ORHAN GÜVEL

Furkan Suresi 30. Ayet Tefsiri
Abdulhamid Bin Bâdis
Tercüme: Orhan Güvel

Geronimo Ölürken
CUMALİ Ü. HASANNEBİOĞLU

Sahife-i Surur-ul Cedid 2. Bab
MUKIZOĞLU CEMAL HAKTANIR

2010-07-15

'Nida' dergisi


Nida – Haziran/Temmuz 2010

‘Siyaset’ kavramının önemine vurgu yapan dergi, temelde siyasetin ifade ettiği anlamı esas alarak, olması gereken üzerine değerlendirmeler yapıyor. “Bugün, insanları yönetme sanatı, devlet idaresi ve işleri anlamında kullanıldığı aşikâr olan siyaset, bu haliyle anlam havzasından çıkartılmış bulunmaktadır. Bu durum, daha çok politikayla eşanlamlı görülmesi ile ilişkilendirilebilir. Batılı bir kavram olan politika, ahlak ve dinden sıyrılarak makyavelist bir öğretiyle insanların birbirini sömürebilme ustalığının ve de ikiyüzlülüğün adı olmuştur. Siyaseti; ‘gerek aile, gerek insanlar ve gerekse mevcut kurumlarla ilişkilerimizde meşru bir amaca ulaşmak için takip edilen meşru yol ve yöntemlerin tamamı’ şeklinde tarif edersek, siyasetin son derece İslamî, insanî ve zarurî bir ihtiyacı karşıladığı ortaya çıkar” diyen Nida Dergisi, önem arz eden bir tanım olarak, Mütefekkir Said Çekmegil’in; “Siyaset, insanın ve insan topluluğunun herhangi bir gayesini tahakkuk ettirmek için yapılan şuurlu davranışlar, sanatkârane vazife görmeler, adil ve usta manevralar gücünün bir adıdır” tanımından hareketle bu kavramın sorgulamasını yapıyor. Ayrıca dergi, bugün sıkça siyaset kavramını gölgeleyen politika kavramını, reel politiğin gündeminden arındırarak sunuyor okuyucularına.

“Dinin; hayata, pratiğe dönük yüzünde, siyasetten arındırılmış bir alan bulmak neredeyse imkânsızla eşdeğerdir. Bu bakımdan, bu sayımızda; siyasetin ne olduğu ve ne olmadığı, hayatımızın neresinde durduğu ve politikayla ilintisi kapsamında; soyut ve somut gerçekliklerle siyasetin, hâlihazırın, Müslümanlar olarak halimizin ilminin portresini çizmeye çalıştık.” şeklinde bu ayın konu çerçevesini belirleyen Nida, bu ay M. Hayri Kırbaşoğlu ile yeni çıkardığı ve çağımız Müslüman’ına hitabeden İlmihal’i (Ahir Zaman İlmihali) üzerine; halimizin ilminden Müslüman’ın siyasetine varan çizgide, verimli bir röportaj gerçekleştirmiş.

Ayrıca; Bahadır Kurbanoğlu ve Abdurrahman Babacan ile de soruşturma yaparak konuyu derinleştirmiş.

Kültür Sanat’ta ise, Şair Osman Özbahçe ile yapılan söyleşi de “kültür-şiir” ilişkisi üzerine önemli ipuçları veriyor.

Dergide yer alan bazı yazarlar ve yazı başlıkları şöyle:

Siyaset Üzerine Bir Çeşitleme

ZÜBEYİR YETİK

Politik Teolojide Din Dilinin Stratejik Ağırlığı

MEHMET ULUKÜTÜK

Sivil İtaatsizlik Eylemleri Ve Dini Değerler

MEVLÜT UYANIK

Dinî Düşüncede Tecdit Karşıtlığının Siyasi ve İdeolojik İçermeleri -Türkiye Örneği-

MUSTAFA ÖZTÜRK

Kimse Allah’ın Halifesi Değildir

İBRAHİM SARMIŞ

Gazze’ye Yardım Filosu ve Düşündürdükleri

MUSTAFA DOĞAN

SÖYLEŞİ: OSMAN ÖZBAHÇE İLE

Türkiye’de şiir, edebiyatın merkezinde durduğu kadar düşüncenin de merkezinde durur.

Şair Gibi Direnen Şiir; Mahmud Derviş

ASAF EMİNGİL

İrtibat:
www.nidadergisi.com
Nuriye Mah. Mimar Sinan Cad.
No: 32 Malatya
nida_dergisi@hotmail.com

2010-03-07

"Nida" dergisi

Nida Dergisinin 139. (Aralık-Ocak) sayısı, “İslam Düşüncesinin Şekillenmesinde Kaynak Problemi” başlığı ile çıktı...

Nida Dergisi bu ay "…Kuran'a olan eğilimimize balta vuruyor. Tartışmayı, cedeli, tenkiti vs. medeniyet havzası içinde eriterek olgun düzlemde yoğuran İslam kültürü, nice anlayışlar üretmiştir." diyerek ana kaynağı anlamaya yönelik bir eksen belirlemiş.

"…Tüm bu tartışmaların odağında olan Kur'an'ı anlama gayretini, okuma cehdini ve yaşama erdemini göstermek her dönemin 'artık' kültürlerine bir başkaldırı olarak tarih sahnesinde altın harflerle kendine yer edinmiştir. İşte Kur'an'ı merkeze alma iddiasındaki her ekolün algı biçimi ve anlama metodu tartışmaların şemasını oluşturmuştur."

"Aşkın bir kaynağa sahip olan Müslümanların bu potansiyeli kullanamamaları ve sebepleri"ni derinlemesine inceleyip istifadelerimize açmış. "İslami açıdan bilgi kaynakları". "Bilgi kirliliğine neden olan kaynak(sızlık), ölçü(süzlük) ve referans problemi", "Kurandaki "ilim, hikmet, zikr marifet" gibi İslam bilgi sisteminin temel kavramlarının bugünün "bilgi kaynakları" ile olan ilişkisi de Nida'nın bu ayki sorgulamasına dâhil ettiği alt başlıklar.

"Kaynak sıralaması problemi", "Rivayete dayalı kaynaklarımızı tenkid zorunluluğu.(cerh-tadil ve metin tenkidi)", "Modern ve geleneksel algının kaynaklarda yaptığı tahribat ya da yönlendirici etki", "Modernizm ve post-modernizm çıkmazında batılı kaynakların ve metotların Kur'an'a bakışımızda yönlendirici etkisi", "Kaynakları (kuranı) okumaya anlamaya çalışırken zihin manipülasyonu yapan yerel ve evrensel kültür kodları", gibi yoğun tartışmalı konulara da değinmeye çalışmış Nida. 'Kur'an'a dönüş' söyleminin soyut düzlemden somut gerçekliğe geçişi" başlığı da Nida'nın bu sayısına yön veren önemli başlıklardan biri.

Kaynak problemi gibi küçümsenmeyecek derecede öneme sahip bir konuda Nida Dergisi iki değerli ilim adamının röportajlarını istifadelerinize sunmuş: Prof. Dr. M. Hayri Kırbaşoğlu ve Prof. Dr. Sait Şimşek, görüşlerini Nida aracılığı ile bizlerle paylaşmış.

Ayrıca bu ay şu yazıları da istifadelerimize sunmuş Nida Dergisi:

Modern ya da Geleneksel Algını kaynaklarda Yaptığı Tahribat ya da Yönlendirici Etki
Nurettin ÖZCAN

Bilginin Üç Veçhesi
Zübeyir Yetik

Kuran İslam'ı ya da Kurancılık Söylemi Üzerine Bazı Tespit ve Değerlendirmeler
Doç. Dr. Mustafa Öztürk

İslam'ı Anlamada Kaynak(sızlık) Sorunu
Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Röportaj: Prof Dr. Hayri Kırbaşoğlu ile...

Röportaj: Prof. Dr. Sait Şimşek ile...

Siyeri Farklı Okumak-II/ Medine Yılları Kitabı
Prof. Dr. İbrahim Sarmış

İslam Düşüncesinin Şekillenmesinde Delil veya Kaynaklar Nedir?
Prof. Dr. Osman Eskicioğlu

Modernitenin Ahlak Sorunu
Altan Murat Ünal

Kötülüğe Sessiz Kalmak da Bir Kötülük Değil midir?
Ferda KILINÇ

Kadın Savunusuna Eleştiri
Mücahid Sağman

Güneşe Aşık Çocuk: Çocuk Şiirleri Albümü
Mustafa Aldı

Medeniyete Özlemin Teorisi: Alınyazısı Saati
Asaf Emingil

Bilinçaltına Giden Yol
İdris Bilen


Nida Dergisi'ne ulaşmak için:
0422 321 21 87
nida_dergisi@hotmail.com

2009-05-17

"Nida" Dergisi “Dinsel Çoğulculuğu” irdeliyor

Nida Dergisi Nisan-Mayıs sayısında; “İslam, beşeri mülahaza ve metinler nev’î izafileştirilip göreceliliğe tabi tutulamaz. Dinsel çoğulculuğun talebi ise bu yönde olup, ‘mutlak olanı’ izafileştirmek istemektedir.” kapak başlığıyla çıktı.

Nida Dergisi 135. sayısında dinlerarası diyalog çalışmalarının bir uzantısı ya da 'Kutsal' ı ve 'Hak' olanı göreceli kılma ve bulandırma çabaları olarak değerlendirilen "dinsel çoğulculuk" veya diğer bir ifadeyle "dini plüralizm" konusunu kapak dosyası yaparak irdelemeye açtı.

'Allah, gönderdiği son vahiyle önceden gönderdiği tüm kitapları doğrulamıştır. Bununla birlikte ehl-i kitab da dâhil tüm insanların, farklı hayat tarzı mensuplarının, son vahye (Kur'an'a) tabi olmaları gerektiğini emretmiştir. Müslümanlar; vahye, mutlak bir şekilde; emrolundukları gibi dosdoğru olarak ittiba etmeleri farziyetinin farkındadırlar. '

'Evet, içeriğin aynı fakat kabuğun farklı olduğu ama tanımakta zorlanmadığımız dinler arası diyalog çalışmalarından sonra, yine aynı anlayışın bir devamı olarak yeni bir isimlendirme ile karşı karşıyayız. Dinsel çoğulculuk ya da dini plüralizm'de denen bu yeni sürümün öne çıkan söylemlerinden biri, belki de en önemlisi 'mutlak olanı' izafileştirmek. Yani doğru ve hakikati göreceli kılmak…'

'Bu akım; dünyadaki büyük dinlerin her birinin bir diğerinden bağımsız olarak hakikî kurtuluş vasıtaları olduğu tezini gündemleştiriyor ve bu yönüyle her bir din, kendi müntesiplerini kurtuluşa ulaştırma yolunda diğerleriyle eşit dereceye sahip olduğu öngörülüyor. Aslında bu, 'hakikatin her din tarafından sadece farklı algılanışından ibarettir', vurgusu etrafında şekillenen bir anlayıştır.'

'Hakikati değersizleştirme, profanlaştırma felsefeleri olarak göze çarpan ve Hakk-batıl karışımı, ılımlı, daha da vahim boyutu; 'tavizkar' bir hayat tarzıyla Müslüman kitleyi homojenize etmeyi hedeflemektedir. Bu tür çıkışlar, aynı zamanda İslam'ın sosyal, siyasal, hukuki ve ekonomik alan ilkelerini törpülemeyi ve berrak olan bünyeyi bulandırmayı planlamıştır.'

'Çoğulculuk zemininde aranan imkânlar tamamen tek taraflı (öyle gözükmese de) ve Kitab Ehli'nin amaçlarına hizmet etmektedir.'

"Hakk'a karşı tertiplenen bu ve benzeri planlar, şüphesiz Rabbimizin onlara hazırladığının yanında hiçbir değer ifade etmez lakin; Müslümanlar bu tür girişimlere karşı her an teyakkuzda olmak zorunluluğu içerisindedirler. Kaldı ki Müslümanlar süfli çıkarlara, günübirlik hedeflere, ifsad edici emellere ve bunların tertipleyicileriyle işbirliğine karşı ihtiyatlı olmalıdırlar." diyen NİDA bu sayıda Ramazan Yazçiçek ile "Anonim Din Arayışı ve Dinsel Çoğulculuk" kitabı özelinde meselenin genel bir perspektifte ele alındığı kapsamlı bir röportaj ile bu konuyu desteklemiştir. Aynı zamanda M. Said Hatiboğlu Hoca ile "Hz. Peygamberi Yanlış Yorumlama Tezahürleri" başlıklı istifadeli bir söyleşi gerçekleştirmiştir.

Dergideki bazı yazarlar ve yazı başlıkları şöyle:


Nurettin Özcan: Geçmişten Geleceğe Bizim Öykümüz

Zübeyir Yetik: Kur'an'dan Uzaklaştırma Amaçlı Yeni Bir Çıkış

İbrahim Sarmış: Çoğunluğun da Azınlığın da Kurtuluşu Yalnız İslam'dadır

Ramazan Altıntaş: Dini Çoğulculuğu Nasıl Anlamalıyız

Osman Eskicioğlu: Diyalog Dinsel Çoğulculuk ve Hakikati Aramak

Röportaj: Ramazan Yazçiçek İle

Röportajı yapan: Fatih Bütün

Söyleşi: M. Said Hatiboğlu İle

Söyleşiyi yapan: Veli Aknar

Ömer Karataş: Dinlerin Birliğinden Dinsel Çoğulculuğa

Hakikati Bulandırma Çabaları

Asım Öz: Bir Düşünür Olarak Seyyid Kutup'a İsmet Özel'in Yaklaşımları

Mehmet Ulukütük: İslam Felsefesi Okumaları–2

İslam Düşüncesinin Entelektüel Kaynakları: Bir Düşünce Geleneğinin

Soykütüğünü Çıkarmak

Yasemin Şüheda: Akibet Müttakilerindir

Mustafa Aldı: Çocuklar için Hayat Bilgisi ya da Melek Çe'nin Duygu Temelli Dört Kitabı

Mehman Zeynallı: Edebiyat'ta Şehitlik Konusu ve Şebih Tiyatrosu



Nida Dergisi'ne ulaşmak için:
0422 321 21 87
nida_dergisi@hotmail.com

2009-04-01

"Nida" dergisi


“Hafıza-ı beşer nisyan ile maluldur” diye bir deyiş vardır. Hafızasını yitirmiş birey veya toplumun kimliğini kaybettiği rahatlıkla söylenebilir. Çünkü toplumsal hafıza, toplumu oluşturan bireylerin kimliğidir aynı zamanda.

En yakınınızdan uzaklara doğru bir bakınız… Nerede bir gözyaşı ve zulüm varsa onun bir öncesi veya o zulmü hazırlayan sebepler vardır. Bu sebeplere vakıf olmadan bu zulmü anlayamaz, kurtulmak için hiçbir öngörüde bulunamaz, hiçbir taktik geliştiremezsiniz. Bu bakımdan ‘toplumsal hafıza’ dediğimiz şey ‘köklülüktür’ aynı zamanda. ‘Köklü’ düşünemeyen, ‘köklerini’ bilmeyen, sorunların ‘köklerini’ göremeyen, adaletsizliğin, zulmün köklerine inemeyen tespitlerin ‘sadra şifa’ bir değeri söz konusu değildir. Bugün bu tür tespitler yapılamıyorsa, bu yapılacak tespitler çerçevesinde taktikler geliştirecek bir ‘gücünüz ve iradeniz yoksa’ bu, yüzeysel ve günü kurtarma kabilinden yaşanıldığının delilidir. Aynı zamanda en baştaki deyişle ‘nisyan’a işaret eder ki, bu tür nisyan dünyayı tarumar ettiği gibi Allah katındaki yerinizi de tarumar edecek bir nisyandır. Çünkü Allah sebep – sonuç zincirine vukufiyeti, dost ve düşmanını bilmeyi, tanımayı mümkîn kılmıştır. Meğer ki, şahsiyetsiz, jurnalci bir düşman ola…

İşte yapılması icab eden şey; artık periyodik bir hal almış ‘zulüm’ ve adeletsizliği dillendirmekle yetinmek değil, içinde yaşadığımız, dünya genelinde egemen olan – bizce hazcılık ve şirke dayanan - inanç sisteminin köklerine dönük bir okuma yapmak ve bununla birlikte kendi medeniyetimizin ‘köklerine’ inmek… Köklere tekabül etmeyen söylemler ‘sömürgecilerin’ razı olduğu bir tür pedagojidir.

Köklere inmeyi biraz daha somutlaştıracak olursak… İngiltere ve Fransa’nın gerek Asya gerekse Afrika’da bugün hala devam etmekte olan zulümleri, çevirdiği entrika ve savaşım adına yaptığı tüm planlar görülüp tavır alınmadığı müddetçe bu zulümler sürecektir. Peki hangi felsefeye dayanmaktadır, bizdeki hangi zaafiyeti kullanmaktadır? Felsefesi çökertilememiş sömürgecilik, felsefesine karşı kendi köklerine yaslanan ‘düşünce, inanç ve pratiklik’ oluşturulamadıkça kendini her dönemde farklı adlarla ‘yeniden’ üretecektir. Hem de ‘yiyicilerin çanağa üşüştükleri gibi’ üşüşerek… Ruanda, Hindistan, Pakistan gibi ülkeler içimizi yakan örnekler değil midir?

Nurettin Özcan bu ayki yazısıyla tam da buna işaret ediyor. Ve diyor ki; “Ne yazık ki bu aksiyon ve mevcudiyetler dünyasında Müslümanlar görülmemektedir. Yani bir değer ifade eden güç olarak hiçbir platoda görülmemektedir. Yoksa batı dünyasının ve global sermayenin sömürge alanı olarak kullandığı acınacak zayıflıkta sürüler halinde Müslümanlar elbette çoktur...” Sorgulama Kültürü başlıklı yazısıyla Dr. Abdülkerim Bekkar da sizleri düşündürecek ve fikretmeye sevkedecektir. Yukarıda kısmen bahsettiğimiz yasayı keşfetmek adına yapılmış bir çalışma da Osman Eskicioğlu’nun yaptığı Sünnetullah adlı yazı çalışması... İbrahim Sarmış, Zübeyir Yetik, Fatih Bütün, Adil Akkoyunlu, Altan Murat Ünal, İdris Bilen ve adını anmadığımız birbirinden güzel çalışmaları bu ayki dergimizde bulacaksınız... Fethi Ahmet Polat ve Ferit Aydın’la yapılmış iki de röportaj bulacaksınız... Asım Öz’ün gerçekleştirdiği Fethi Ahmet Polat ile yaptığı röportaj Sayın Polat’ın “Çağdaş İslâm Düşüncesinde Kuran’a Yaklaşımlar” adlı kitabı üzerine... Kitap Nasr Hâmid Ebu Zeyd, Muhammed Arkoun, Hasan Hanefi gibi düşünürlerin temsil ettiği çizginin tahlili üzerine... Röportaj da bu ekolün ne olduğunun anlaşılması açısından oldukça faydalı olacağını umuyoruz. Gerçekten emek, düşünce ve dikkatli ürünlerin sahibi Fethi Ahmet Polat’a ve röportajın gerçekleştiren Asım Öz’e teşekür ediyoruz...

Şunu da eklemeden geçmek istemiyoruz. Sizlerin de takdir edeceği üzere “Nida” fikir dergisidir. Okurlarını, fikri durağanlığın yaşandığı bir dünyada fikretmeye ve dogmaları sorgulamaya davet etmektedir. Bu manada fikri donukluğu/ matlığı, alışılmışın dışında da olsa fikirlerin konuşulup tartışılmasından daha tehlikeli bulmaktadır. Konuşulmalı, tartışılmalıdır ki imâl-i fikr edilebilsin. Ve her doğru bilgi ve her doğru görüş bizi hakikate ve dahi medeniyete biraz daha yaklaştıracaktır. Fikirleri tartışmakta korkmayalım. Bu her farklı fikri kabul edelim veya hemen reddedelim demek değil, Rabbimizin ikramı olan aklımızla doğruluk ve yanlışlığını tartalım. Kuranı bir kaç kez karıştıralım, bir kaç kişiyle tartışalım, fikir sahiplerine danışalım, bir daha düşünelim... Müslümanlar bunu için fıkıh, fikir ve tefeküür medeniyetidir. Eğer fikirse ve de doğruysa makes bulur yanlışsa da suyun üzerindeki köpük misali dağılır gider. Kaldı ki bugün zihni dinamik ve fikri imâl eden ve her türlü fikri kritik edecek Müslümanlar hiç de az değildir. Bu tür korkuları Türkiye Müslümanları çoktan geride bırakmıştır. Özetle şunu demek istiyoruz; söz konusu olan fikir ise eğer fikirle karşı durulmalıdır. Dergi abonelerimiz çok şükür ki, tepkilerini bize hemen iletmektedirler. Bu bakımdan sizlere teşekkür ediyoruz. Fakat şu unutulmamalıdır ki ‘duyarlılıklar’, delil ve karşı bir fikrin imaliyle ‘şuura, bilince’ dönüşür.

Tasavvuf’ın kullandığı Sembolik dil nedir, nasıl anlaşılmalıdır konusundaki fikirlerini bizlerle paylaştığı için Ferit Aydın’a da şükranlarımızı iletiyor ve Röportajı gerçekleştiren Muhammed Turan Çalışkan’a da teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Önümüzdeki ay tekrar birlikte olmak ümidiyle siz değerli okurlarımızı dergiyle başbaşa bırakıyoruz.

Allaha emanet olunuz.


İrtibat:
Nuriye Mah. Mimar Sinan cad.
No: 32 Malatya
0.422.321 21 87
nida_dergisi@hotmail.com
www.nidadergisi.com

2009-03-21

Dergilerden derlenen...

Son zamanlarda okuma tercihlerimde ön sıralara yerleşmiş bir dergi var: Nida. Malatya'da yayınlanıyor. Taze fikirler, dokunulmamış konularla ilgili yorumlar, yeni yaklaşımlar Nida'da sıkça yer buluyor kendisine. Dergilerin hakiki varoluş gerekçesi bu tarz bir yapıyı barındırması değil midir? Nida'nın elimde tuttuğum nüshası 134. sayı. Bu sayıda da bahsettiğim tutumun izlerini taşıyan yazılar var. İşte bunlardan birisi, Metin Önal Mengüşoğlu'nun şu satırlarını ihtiva ediyor: "Acaba, İlahî Vahiy, kendisini rehber edinenlere bir ad vermiyor mu ki; insanlar kendilerine yeni ve farklı kimlikler ve adlar ediniyorlar? Mümin veya Müslüman ad ve kimliği yeteri kadar açıklayıcı değil midir?" Yazarın, "Ehl-i Sünnet mi, Ehl-i Milet mi?" başlıklı yazısı, Türkiye realitesi içinde yeni tartışma imkânları doğuracaktır. Bu kanaati bildirirken, şu alıntıyı yapmak da yerinde olacaktır: "Nüfusu bir buçuk milyarı geçen mevcut Müslüman dünyanın hali hazırdaki kuşatılmışlığı ve mezelleti üzerinde derinliğine düşündüğümüz vakit, ne zaman ihtilafları Allah ve Resulüne götürme buyruğunu hatırlayacaksınız diye sormak gerekmiyor mu? İhtilafları ortadan kaldırmanın en güvenli yolu, edinilmiş alt kimliklerle iftiharı bırakmak ve Allah'ın adlandırmasına yani evrensel asgari müşterekimize sahip çıkmaktan geçer."

Nida'da "Hazır Ol Cenge İster İsen Sulh u Salah" (İbrahim Sarmış), "Kürşad Atalar ile Röportaj" (Fatih Bütün), "Sûret ve Sîret Üzerine" (Ramazan Altıntaş), "İslâm Felsefesi Okumalarına Giriş" (Mehmet Ulukütük), "Cahit Zarifoğlu'nda Çoluk Çocuk Meselesi" (Mustafa Ökkeş Evren) gibi yazılar da okunabilir. (nida_dergisi@hotmail.com, 0422 3212187 )

Dil ve Edebiyat Dergisi, 2. Sayısı ile elimizde. Yayın hayatına yeni başlamış bir dergiyle başbaşayız demek ki. Dergi, kendisiyle aynı adı taşıyan dernek tarafından çıkarılıyor. Recep Garip'in Genel Yayın Editörü olduğu Dil ve Edebiyat'ta "Ayın Dosyası" "Türkçe"ye ayrılmış. Bu bağlamda dergide "Ali Şir Nevaî", "Hangi Türkçe", "İstanbul Türkçesi" gibi makaleleri okuyabilirsiniz. Recep Garip'in "Edep ve Edebiyat", Tahsin Yıldırım'ın "Müstear İsimlerden 'Nick name'lere", Semra Bilgin'in "Orhan Veli'yle 'Hoy Lu-lu' Şarkısını Söylemek...", Mehmet Kâmil Berse'nin "Hüzünlü Topraklarda: Bosna-Hersek", Sakir Öner'in "Arif Nihat Asya'nın Fikir Dünyası" dikkat çeken metinler olarak kaydedilebilir. Dergide şiire de önemli bir bölüm ayrılmış. Bu anlamda, Ahmet Tevfik Ozan, Müştehir Karakaya, Tayyip Atmaca, M. Ali Garip, Ekrem Kaftan gibi şairlerin metinlerini okuma fırsatı bulabilirsiniz. (bilgi@ded.org.tr, 0212 5816172 )

"Çarpılmışlar", Mürsel Sönmez'in Bir Nokta'daki uzun soluklu şiirinin adı. 86. sayının yarısına yakın bir bölümünü kaplayan "Çarpılmışlar", gerçekten çarpıcı bir metin. Bununla birlikte, küçük bir kusuru da ihtiva ediyor. Şu mısra, tashih edilmeli: "az kalsın kırılayazdım". "Bu kadar kusur kadı kızında da olur" denilebilir. Zaten kardeşimiz Mürsel Sönmez her fırsatta Bir Nokta'nın "ürünyoğun bir dergi" olduğunu, "işin 'hendese'sini" yani "eleştiri"yi "başkalarına" bıraktığını söylemektedir. Fakat, görüldüğü üzere, kendi içinde tenkid mekanizması işlemeyen yapılarda, yanlışa daha kolay düşülüyor. Şimdi, tashih edilmesi gereken dizeye iyi bakın: "kırılayazdım" ifadesi zaten "az kalsın"ı içermektedir. Türkçe'de "yazmak" yardımcı fiilinin işlevi budur. Bir Nokta'da Mesut Doğan'ın hatıralarla örülü "Yıkımcı Uzun Mustafa" ve İbrahim Yarış'ın ironik göndermeler bulunan "Nico'nun Bilmedikleri" başlıklı metinleri de bizim ilgimizi çekti... ( 0216 324 36 05 )

"Abant'ın 'Kürdistan' Açılımı"... Bu başlık, İktibas Dergisi'nin Mart sayısında dikkatimizi en çok çeken yazı Mehmed Durmuş imzalı yazıya ait. Şubat ayı ortalarında Kuzey Irak'ta, Erbil'de yapılan "Abant Platformu"nu değerlendiren yazar, kalemini, eleştirel bir tutumun temsilcisi olarak kullanmaktadır. Bununla birlikte, adı geçen platformda ele alınan konunun çözümüyle ilgili alternatif kanaatler de dile getirilmektedir: "Kürdü, Türkü ve Arabı ile hasılı yüzlerce etnik kökenli Müslüman kavimleri sadece ve sadece İslam kurtuluşa erdirecek, karanlıklardan aydınlığa İslam çıkaracaktır, ancak İslam onları kardeş yapacaktır. Merkezinde Kur'an'ın bulunmadığı hiçbir çözüm önerisi felah getirmeyecektir." Bu kapsamlı yazının dışında Atasoy Müftüoğlu'nun "Sorumluluğa Uyanmak", Muhammed Celil'in "Hazırcı Olmak", Mustafa Bozacıoğlu'nun "Usûl" başlıklı yazıları ve "Ayın Kavramı" bölümünde yer alan "Tâğut" başlıklı yazı başlıca çalışmalardır. (iktibas@yahoo.com, 0312 4353760 )

Milcan... Bu, Kahramanmaraş'ta 44. Sayısını çıkmış bir dergidir. Ali Büyükçapar dostumuzun omuz verdiği Milcan, Kahramanmaraş Manşet gazetesinin kültür sanat ekidir. Tek yapraktan, dolayısıyla iki sayfadan oluşmaktadır. Milcan'ın hemen her sayısı ilgililerine gönderilir. Bununla birlikte, Milcan hakkında bir iki satırlık yazı kaleme alan çıkmaz her nedense. Oysa Milcan bunu hak ediyor. Evet, derginin 44. Sayısında Ejder Polat'ın nefis "Nefes"ini okumak büyük bir keyif. Keza, Hacı Ali Özturan'ın "Maraş Ağzı Köroğlu Hikâyesi" de okurun zevkine hitap edecek niteliktedir. (P. K. 115, Kahramanmaraş)

Yağmur Dergisi'nin 42. Sayısında Sezai Coşkun'un "İslâm Estetiği", Meryem Eker'in "Mustafa Kutlu'nun Hikâyelerinde Bakış Açısı ve Anlatıcının Özellikleri", Merve Eker'in "Sevinç Çokum'un Romanlarında Milli Kimlik" gibi yazılar akademisyenlerin dikkatini çekecektir. Dergileri hikâye, deneme, şiir gibi edebî verimleri itibariyle takip edenler de Yağmur'da hayli zengin bir birikimle karşılaşacaktır. Sözgelimi Hüdayi Can'ın "Çetele", M. Said Türkoğlu'nun "Dostun Evi Gönüllerdir", Hüseyin Kaya'nın "Yastık Kenarı" başlıklı metinleri gibi...

Bu haftaki yazımı bir şiirle, Hüseyin Kaya'nın "Yastık Kenarı" adlı şiiriyle bitirmek istiyorum: "Düştü dedim kırıldın saçlarımda beyaza/Kırıldın ve kapandı kirpikleri kalbimin/Bense kırılır diye dolaştım kıyısında/Senin hayâllerinin benim hayâllerimin// Düştü gökten üç elma senin için üçü de/Senin için bu bahçe bu gökyüzü yıldızlar/Rüyalar işlemiştin yastığıma gül diye/Anne o günden beri ağlıyor papatyalar" (İnfo@yağmurdergisi.com.tr, 0216 3186011 )


Cevat Akkanat



Kaynak:
Millî Gazete
19 Mart 2009