büyükdoğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
büyükdoğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2012-12-05

İdealden aksiyona “Büyük Doğu” dergisi


Fikri, düşüncesi, davası ve her şeyden önce bir ıstırabı olan insandır Necip Fazıl. Cemiyeti topyekün uyandırmaya, bilinçlendirmeye ve ense kökünde diriliş neşideleri söylemeyi kendisine vazife addetmiş; yalan, dolan ve hileyle işi olmayan “festekım kemâ ümirte”(emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Hûd/112) ayetinin, serâpâ kalemden bir tecellisidir.
O, yaşadığı zamanın ruh ve madde ipliklerini, ıstırap kıvılcımlarıyla örmüş; örgülediği bu sistemin, bütün bir yükünü de hayatı boyunca omuzlarında taşımıştır. “Sahte Kahramanlar”ın cirit attığı, Hz. Mevlânâ’nın “Nice insanlar gördüm, üzerinde elbise yok./Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.”sözüyle özdeş bir ortamda, Necip Fazıl, kalemini hakikatin bir burcu haline getirmiş; “Raporlar”ı, “Çerçeve”si, “Hücûm ve Polemik”leriyle bir devrin atan nabzı olmuştur.
Mizacı itibariyle ele avuca sığmayan, sesi ve soluğu hür ufuklarda dolaşan bir aksiyon adamıdır Necip Fazıl. “Necip Fazıl genç yaşlarında bile sesine ve sözüne hayran bir kitle oluşturmayı bilmiştir. Abdülhak Hâmid ona ‘zekâ’ diye hitap eder, D Grubu Ressamları bile ilk sergilerinin açılış konuşmasını ona yaptırır ve o da ‘Beklenen Sanatkâr’ adlı hitabesini verir. Şahsiyetinin çevresindekileri saran etkisinden ötürü, Peyami Safa, Ahmet Hamdi ve Ahmet Kutsi neslinin en genci olmasına rağmen, onların öncüsü ve sözcüsü olmuştur. Onun dehasından ilk söz eden de gençlik arkadaşı Ahmet Hamdi Tanpınar olmuştur.”[1]
Yaşadığı hayat, örgüleştirdiği fikir sistemi, şiiri ve eserleriyle yekpare bir bütün olan Necip Fazıl; metafizik âlemin kıyılarında soluk alıp veren, buhran ve sezgileriyle entelektüel kabz ve bast halini yaşayan bir şair ve aynı zamanda bir fikir mimarıdır. Şiirinde kurduğu dünya onun, kendi beniyle yaptığı mücadelenin, yüksek sesle dile getirilişidir. Derin bir hassasiyet, ihata gücü engin bir zihin, duyarlılığa açık bir dimağ ile Necip Fazıl, fikrî donanımını hem şiirinde hem de aksiyonunda ortaya koymuştur. Şiirinde yakaladığı yüksek ses, bir bakıma düşüncesinin de mihveri olmuştur. Şiirini estetik açıdan değerlendiren Himmet Uç, Necip Fazıl’daki bu duyarlılığı şöyle dile getirir: “Necip Fazıl’ın tasavvurları, imaj ve imgeleri herkes tarafından kabul edilmiş güçlü tasarımlardır. İmajın gücü kendinden önceki duyumlama, düşünme, hoşlanma, değerlendirme, sezme devrelerinin gücünden kaynaklanır. Birçok şairin sıradan imajlar üretmesi, yıllardır tekrar edilen imajları tekrarlaması bu zihnin üretim mekanizmalarını hazırlayan bu devreleri eksik bırakmasından ileri gelmektedir. O hâlde Necip Fazıl büyük bir sezgiye sahiptir, sezdiğini hisleri ile, duyguları ile donatmaktadır, arkasından konuyu aklîleştirmekte, duyumlama ve akabinde imaja çevirmektedir. Mesela: ‘Kaçır beni ahenk, al beni birlik/Artık barınamam gölge varlıkta/Ver cüceye onun olsun şairlik’ imajında evrendeki ahengi hissetmiştir. Bu armoni veya ahenk birçok filozof tarafından aklîleştirilmiş ve ifade ile ortaya konmuştur. Necip Fazıl’ın buradaki farkı, ahengi bir mutlak zevk ile kendini, ‘Mutlak’a taşıyan bir âlete çevirmesidir. Bu onun hoşlanma, duyumlama ünitelerinin gücünden ileri gelmektedir. Filozof veya felsefe hissettiği bir kozmik hakikati beşerin hisleri ile donatamaz, duygusal plânda ona yaklaşamaz. Burada tesbit edilenler âhenk ve birlik denen evrensel tespitlerdir. Ama şair mutlaktan eşyaya yansıyan bu âhenk ve birliği kendini mutlaka taşıması gereken bir imaja dönüştürür. İmaj aklı tatmin ettiği gibi duyguları da kucaklayan bir hakikate döner.”[2] Şahsiyetini meydana getiren bütün bu unsurlar, onun geçmiş ve gelecek arasında inşa ettiği “İdeolocya Örgüsü”nün de bir yansımasıdır. Bu sistem, ‘Büyük Doğu’ idealinin gerçekleşmesi adına en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş değerler manzumesinin, bir aksiyon safhasıdır. “Allah isminin açıkça söylenmesinin yasaklandığı bir dönemde Büyük Doğu milyonlarca kişinin kalplerine sistemli bir ideolojik çalışmanın simgesi olarak yerleşmiştir.”[3]

 

Dergiden Yükselen Ses
Büyük Doğu idealini gerçekleştirmek için Necip Fazıl, bu mefkuresine hizmet edecek, onun ismiyle müsemma bir dergi çıkarmayı düşünür. ‘Büyük Doğu Dergisi’ni daha önce çıkarmış olduğu ‘Ağaç’tan farklı bir misyonla yayın hayatına sürer. Büyük Doğu Dergisi; “1943–1978 yılları arasında, çeşitli boyutlarda, aralıklarla, haftalık, günlük, aylık olarak çıkardığı edebî, dinî, fikrî ve siyasî karakterli bir dergidir. Her defasında 1. sayıdan başlamak üzere en süreklisi 122 ve kısa sürelisi 5. sayı olmak üzere on beş defa yayın hayatına girmiştir.”[4]
Derginin esin kaynağı ise 1938 yılında yazmış olduğu ve Çile’nin “Dâva ve Cemiyet” bölümüne koyduğu ‘Büyük Doğu Marşı’dır. Necip Fazıl, ‘Büyük Doğu Marşı’ ile “Türk-İslâm düşüncesi doğrultusunda Türk milletinin geleceğine yön tayin ediyor ve hedef gösteriyor. Bu millete tarihinden, kimliğinden, kültüründen hareketle yeniden doğrulup ayağa kalkması ve bütün Türk ve İslâm dünyasını birleştirip Büyük Doğu’yu kurması misyonu yükleniyor.”[5]  
‘Büyük Doğu’nun şekillendiği ortam, kendi insanını keyfiyet planında yok etmeye mahkûm bir anlayışla, zihinleri idlâl ediyor; onu değersizleştirerek, kemiyet planında da yok sayıyordu. İşte Necip Fazıl böyle bir dönemde ortaya çıkmış, ‘Büyük Doğu İdeali’ni gerçekleştirme adına da ‘Büyük Doğu Dergisi’ni çıkarmıştır. “Kısakürek siyasi fikirlerini Türkiye’nin ve İslâm dünyasının beklediği kurtarıcıyı ararken oluşturmuştur.(…) …Ona göre Doğu, vahyin ve ruhi değerlerin; her şeyin geldiği yerdir.(…) …Büyük Doğu İdeali, Kısakürek’in siyasi ideolojilere alternatif bir ‘ideolocya’yı İslâm’dan üretmesinin de çerçevesi olmuştur. Kendini kurtaracak İslâmi bir inkılâp bekleyen dünyanın ve İslâm âleminin kurtuluşu ancak bu şekilde mümkün olacaktır. Devleti, toplumu ve bireyi yeniden şekillendirecek bir ideolojya arayışı köyü, kenti, aileyi, okulu, mahkemeleri, sağlığı, sanatı ve orduyu kapsayacak genişliktedir. Kısakürek’in idealindeki ‘Başyücelik Devleti’ dokuz temel prensibe dayanmaktadır: Ruhçuluk, Keyfiyetçilik, Şahsiyetçilik, Ahlakçılık, Milliyetçilik, Sermaye ve Mülkiyette Tedbircilik, Cemiyetçilik, Nizamcılık ve Müdahalecilik.”[6]

Muhalif
Necip Fazıl, düşüncesi ve aksiyonuyla yaşadığı dönemin muhalifi bir entelektüeldir. O, bu muhalifliğini çıkardığı ‘Büyük Doğu Dergisi’yle yapar. “Bu gâye, ilk vasıtasını Büyük Doğu dergilerinde bulmuş ve daha sonra çok çeşitli zeminlerde şekillenen bir ‘dâvâ hamlesi’yle Cumhuriyet sonrası ‘gerçek muhalefetin’ omurgasını oluşturmuştur.”[7] Onun muhalifliği savunduğu kıymetlerin, bir sistem halinde onun zihninde tasarlanıp, yüksek sesle dile getirilmesinden kaynaklanır. “Büyük Doğu ideali, bütün küreyi topaç gibi sardıktan sonra arş istikametinde yükselen ve adım başı elektrik güneşler ışıldayan altın parke bir caddedir, ezel ebed arası onun nerelerden gelip nerelere gittiği nokta nokta bellidir; ve yine içli dışlı yollarla ihtilâfı, şu veya bu kıvrım, şu veya bu dönemeç farkı değil, bütün bir çıkış ve varış ayrılığıdır.”[8] Zaman zaman dergi, gazete ve mecmua şeklinde çıkan ‘Büyük Doğu’ değişik tarihlerde toplatılmış, muhalif yazılarından dolayı adlî takibe uğrayarak kapatılmıştır. “Büyük Doğu ‘Kaldırımlar Şairi’nden sonra Necip Fazıl’ı tanıtan ikinci bir unvan olmuştur.”[9]
‘Büyük Doğu Dergisi’ ilk zamanlarında, dönemin pek çok şair, yazar ve fikir adamını bünyesinde barındırmıştır. “Büyük Doğu’nun ilk sayılarında da yazar kadrosu hayli kozmopolittir.”[10] Bu dönemde dergi, İslâmî söylemden ziyade üslup sahibi kalemlerin, yazılarını neşrettiği bir yayın organıdır. Dergide yazıları yayımlanan yazarların büyük bir çoğunluğu kendi sahalarının söz sahibi, Türk düşünce ve edebiyatının şekillenmesinde etkin rol olan münevver tabakasıdır. Her ne kadar düşünce itibariyle birbirine zıt yazarlar olsa da ‘Büyük Doğu’ baskı adeti ve ulaştığı çevre itibarıyla oldukça geniş bir okuyucu kesimine hitap etmektedir. ‘Büyük Doğu’ siyasî muhalefet misyonuyla hareket etmeye başladığı andan itibaren de dergiden ayrılmalar başlamıştır. “Özellikle ilk iki dönemde fikri ve siyasi muhtevalı yazılar yanında, felsefi ve edebi yazılar, şiir, hikâye ve sanat yazılarıyla, derginin zengin bir muhtevaya sahip olduğu dikkati çekmektedir. Dergide bu dönemde şiirleriyle Bedri Rahmi Eyuboğlu, Ziya Osman Saba, Sabahattin Kudret Aksal, Fazıl Hüsnü Dağlarca; hikâyeleriyle Sait Faik, Mahmut Yesari, Zahir Güvemli,  ve Oktay Akbal; çeşitli yazılarıyla Hüseyin Cahit Yalçın, Burhan Toprak, Fikret Adil, Mustafa Şekip Tunç, Hilmi Ziya Ülken, Salih Murat Uzdilek, Kâzım Nâmi Duru, Salih Zeki Aktay, Nizamettin Nazif, ve Şükrü Baban imzaları görülür.”[11]
Fikir Öfkesi
Büyük Doğu’nun 2 Kasım 1945 ile 2 Nisan 1948 arasında çıkan 87 sayılık ikinci dönemi, bir dergi olmanın çok ötesinde Necip Fazıl’ın fikir ve öfke halinin aksiyona geçmiş halidir. 5 Mayıs 1944’te yazmış olduğu “Fikir Öfkesi” isimli yazı, onun nasıl bir mihenkle bu sahaya indiğini gösterir. “Fikir öfkesi, düşünüş tarzlarının asabî cihazı, manivelâsı, icra müessiridir. Zihin onun sayesinde dinamizmaya kavuşur, yıldırımlaşır, kudrete erer, cansız bir ölçü kalıbı olmaktan kurtulur. Tek kelimeyle fikir öfkesi, kıymet hükümlerimizin hamle ve irade kaynağı…”[12]  Necip Fazıl, ‘Büyük Doğu’yu çıkardığı bu dönemde, dergiyi “Mutlak Hâkimiyet”in kavramsal bir simgesine dönüştürür. Şiirleriyle metafizik âlemin sınırlarını zorlayan nefs muhasebeleriyle kendi ‘ben’ini hınca hınç mıncıklayan, varlık muammasını ancak Allah’a teslim olmakla bulan ve bundan sonraki hayatını O’nun ‘Hâkim’ ve ‘Mutlak’ olan sistemine adayan Necip Fazıl, ‘Büyük Doğu’yu bu dönüşümün içinde inşa etmiştir. “Ahlâkçı vurgular ve arayışların yerini İslâm’la tanımlanan bir toplum tasarımı ve özlemi almıştır.”[13] Bu dönüşümde, makalelerinden tiyatrolarına, hikâyelerinden şiirine kadar kullandığı imajlar onun güçlü bir seziş ve hakikat algısına sahip olduğunun bir göstergesidir.  
Büyük Doğu Dergisi’nde sistemli bir biçimde çıkan farklı yazılar, bu dönüşümün en büyük iç dinamiğidir. “Derginin özellikle 87 sayı devam eden ikinci yayın dönemi muhteva açısından en zengin olan dönemdir. Felsefe, edebiyat, resim, müzik, plastik sanatlar, tiyatro, sinema ve folklor alanlarında, çoğu, Necip Fazıl’ın da bir süre hocalık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi çevresinden arkadaşı olan hocalar tarafından kaleme alınmış yazıların daha sonra tamamen ortadan kalktığı görülür. Derginin millî ve dinî karakteri 1950’lerden sonra yayımlanan sayılarında çok açık bir şekilde belirginleşir.”[14]
Büyük Doğu etrafında Necip Fazıl’ı değerlendiren Orhan Okay şu önemli tespitleri yapar: “1945’den beri çıkan ‘Büyük Doğu’nun bu ikinci devresi benim neslim gibi benden sonrakilerin de zihinlerine, gönüllerine büyük ufuklar açtı. Onun beğendiğim ve beğenmediğim yazıları ve davranışları oldu. Gerek yaşayışındaki, gerekse yazılarındaki bocalayışları, sanatkârlığından, mistikliğinden ve dinî endişelerinden kaynaklanıyor, bu üçünü birbiriyle telif etmeye çalışıyordu. Bir insanın zor taşıyacağı bu üç yükü o, seksen sene, hiç yorulmamış bir zihinle taşıdı.”[15]
Büyük Doğu, Cemil Meriç’in ‘Işık Doğudan Gelir’ ifadesinin gerçek ve mecaz anlamlarının çok ötesinde, ‘İslâm Hakikatinin’ bir manifesto haline dönüştürüldüğü, Necip Fazıl’ın şahsî nizamının ve fikir öfkesinin yoğrulduğu bir dergidir. Hayreddin Karaman’ın deyimiyle; “Bu bir meydan okumadır.”[16] Büyük Doğu, ‘Büyük Doğu’ idealini gerçekleştirmek üzere tasarlanmış “dönemim ilk İslâmcı”[17] bir aksiyon dergisidir. “Büyük Doğu; bütüncül bir inancın oluşturduğu görüş ile ölçü dengesinde, bütünlüğünü tamamlayan, dış dünyaya saçak saçak açık olmasına karşılık, içeride muhkem, çevresi sınırsız çokluğu, merkezi tekliği temsilen geçmiş ve gelecek tüm varlık, olgu ve olayları kavrama bilinç ve sorumluluğu içeren düşünce örgülerinin meydana getirdiği âdeta bir estetik yapıdır.”[18]
Hür Ufuklar
Dönemin fikrî, felsefî, edebî ve siyasî ortamında yerli ama bir o kadarda evrensel olanın “Doğu” kaynaklarından yeniden yoğrulması nizamsızlıkla yoğrulan bir sistemin ana arterlerine ‘İslâm Hakikatini’ zerk etme hamlesidir. “Büyük Doğu’nun kucakladığı ve bütünleştirdiği Şark, vatan sınırları dışında herhangi bir ırk ve coğrafya plânına bağlı değildir. Biz Büyük Doğu’yu, öz vatanımızdan başlayarak, güneşin doğduğu istikameti kurcalayan bir madde ve kemiyet zemininde aramıyoruz. Biz Büyük Doğu’yu vatanımızın bugünkü ve yarınki sınırlarıyla çevrili bir ruh ve keyfiyet plânında arıyoruz. O kendini mekân çerçevesinde değil, zaman çerçevesinde gerçekleştirmeye talip…”[19]
         ‘Büyük Doğu’ imansızlık ateşine karşı dönemin zihniyetine fikrî bir başkaldırıdır. “Tam bir fikir sefaletinin, ahlâk faciasının, gençlik ruhunun aç bırakılma gayretlerinin ve ‘Allah ve ahlâktan bahsetmek yasaktır.’ Şeklinde basına tamim gönderecek kadar ileri bir iman buhranının yaşandığı bir zamanda neşredilmeye başlanılan Büyük Doğu, üstlendiği vazifeyi devreler boyunca yılmadan ve göz kırpmadan yerine getirmiştir.”[20] Bu eylem, fikrin Büyük Doğu sayfalarından kelime ve cümle terkipleriyle hareket geçen kıyamın, entelektüel bir sesidir. “Büyük Doğu bir dönüşümün başlangıcıdır düşünce hayatımızda. Ortamın güçlüğü içindeki bir dönüşüm. Bütün olumsuzlukların kuşattığı, sarıp sarmaladığı, yaşama hakkının olmadığı bir zamandadır bu çıkış. Trajik bir hayat, nefes alınamaz bir ortamdır. Hayat trajediler üzerine kurulur. Zamanın güç koşullarında doğar Büyük Doğu. Devlet hayatının getirdiği tek yanlılık, toplumu âdeta kendi ruh dünyasına hapseder, onu içinden çıkılmaz bir handikabın içine sokar. Topluma yabancı düşüncenin ideolojileştiği ve resmîleştiği bir ortamda bir kendine sahip çıkıştır.”[21] Büyü Doğu’nun beşinci sayısında yazmış olduğu bir şiir, Necip Fazıl’ın nasıl bir duruş sergilediğini ortaya koyar.
“O gün, ova ufkunda şafak, yelpaze ateş;
         Birden, karınca yolu, atlılar belirecek.
         Atlılar put şehrine, hisarlardan girecek…
         Şehir, Yirminci Asır; insan, ayak üstü leş.

         O gün tek dost bir fikir; ne sevgili, ne kardeş;
         Bir akıl gelecek ki, akıllar delirecek.
         Ve bir devrim, evvelâ yalanı devirecek,
         Her şey birbirine denk, herkes birbirine eş,

         Diyecekler. Son buldu asırlar süren güneş!
         Nefs bir hamal, sırtına tolumu bindirecek.
         Gökler iki şakkolmuş, müjdeyi bildirecek:
         Göründü solmayan renk, geldi batmayan güneş!”[22]
         Sisteminin merkezine “büyük” kelimesinin enva-i çeşit anlamlarının dışında tek ve yüce “bir”e indirgeyen Necip Fazıl, kıstaslarını ‘İlâhî Nizam’ın ahenk ölçülerinden devşirmiştir. Necip Fazıl, ‘Mutlak Güzel’ ve ‘Mutlak Hakikat’ olan ‘Yüce Mevlâ’nın sanatını, bütün ihtişamıyla ortaya koymaya; onun sıfat ve esmalarını külli bir ahengin içinden çıkartıp, üstün ahlak ve nizamın kurucu mantığı içerisinde, “ak sütün içinde ak kılı fark edecek” bir basiret algısıyla göstermeye çalışan bir neferdir. “Üstad, Anadoluculuk idealini benimsediği dönemde, bir gençlik arkadaşı olan Tahsin Banguoğlu’na 1943 yılında, Ankara’da karşılaştığı bir gün şöyle der:  ‘Bu dinsiz muhitte(o devrin politikasını tayin edenleri kasteder) yaşayamam der…’ Türk Dil kurumuna başkanlık eden ve Maarif Bakanlığı yapmış olan Prof. Tahsin Banguoğlu’nun o anki intibaını yıllar sonra verdiği bir soruşturma cevabında şöyle ifade ettiğini görüyoruz: ‘Materyalizme karşı bir isyan içindeydi.’ Şu sözlerde bir gerçeğin ifadesidir: ‘Bildiğiniz gibi onun sonraki sanatı dinî içtimaî bir sanat oldu. Bütün şiirleri, yazıları, çıkardığı dergiler aynı çizgi üzerindedir. Materyalist batıyı reddetti, onun bizde uzantısı haline gelmiş olan aydınlar sınıfını hicvetti. Manevî ve dinî esasları müdafaa etti. O asıl sanatkâr kişiliğini ve içtimaî vazifesini bu sahada bulmuştur. Çıkışları sert ve dokunaklı idi. Bu yüzden defalarca mahkûm oldu. Çıkışları sert ve dokunaklı idi. Ölümünden sonra hakkında tanınmış kalemlerce de çok şey yazıldı. Ama bana öyle geldi ki, onun edebiyat ve kültür tarihimizde yer alacak asıl adı, gereği gibi yerine konamadı: Materyalizme karşı isyan şairi.’ (Necip Fazıl Armağanı-Suffe Kültür Sanat Yıllığı, 1984) Pozitivist eğitimin sonucu olarak, Cumhuriyetin ilk neslinden beri materyalist telakkilere itilen ve yükselebilmek için dinimizden fedakârlığa ve hatta kopmaya zorlanan çağdaş Türk aydınları arasında bu resmî ideolojiye ilk isyan eden sanatçı Necip Fazıl’dır.”[23]



Ruh Irmakları
Büyük Doğu’nun dördüncü sayısında bu ideali şu şekilde ifade eder: “Gençler! Yepyeni bir nesil yuğurmak borcundayız! Potinin burnundaki çividen saçının en üst teline kadar, yepyeni, dipdiri, mâziye doğru hiçbir örneği olmayan, görülmemiş bir zarafet, dikkat, heybet, hâkimiyet pırıltadıcı bir nesil… Dışından güneş gibi aydınlık bu neslin bütün nuru içinden gelecektir. O nurun ismi de, olanca saffet ve asliyetiyle Müslümanlıktır. Bu nesil için örnek, bütün ruhu ve ahlâkiyle özbeöz ‘sahabî’, Peygamber sohbetine ermiş büyük bağlıların her halidir. Ve onlardan sonra Müslümanlığın fert ve cemiyet halinde gidişi, aslî örneğe uygunluk veya uygunsuzluk bakımından koca bir muhasebe dâvasıdır.”[24]
 Fikir çilesinin yüreğini bir ateş gibi dağladığı, beyin cidarlarının zonk zonkladığı, yüz hatlarının keskinleştiği bu adam; azabına tutulduğu kıymetler hazinesini, bir ömür savunmaktan geri durmamıştır. Necip Fazıl, çilesini çektiği fikrin, meydana getirdiği ruh ihtilaçlarını, bir kıymık gibi beyninde taşımış; hasretle beklediği dünyanın rüyasını her an görmeye çalışmıştır. ‘Büyük Doğu’ bu ideal içerisindeki fikrin aksiyona geçmiş bir öfke hali, dönemin cebrî dayatmalarına karşı dik duruş sergileyen, bir bakıma Necip Fazıl’ın kimliğiyle özdeş, içe doğru ruhçu, dışa doğru, fütuhatçı bir dergi olmuştur.


Kibar Ayaydın


[1]- Mustafa Miyasoğlu; Necip Fazıl Kısakürek, Genişletilmiş 5. Baskı, Akçağ Yayınları, Ankara 2009, s.206
[2] -Himmet uç, “Bir Estetik Kategori Olarak Mutlak ve Necip Fazıl’ın Mutlakçı Şiiri Sanatçı Mizacı ve Necip Fazıl”, Yedi İklim Dergisi, Mayıs 2005, Sayı:182, s.38
[3]- Dr. Azza el Sawi; “Necip Fazıl’ın Kısakürek’in İslâmî Düşüncesi”,  Necip Fazıl Armağanı, Hazırlayan: Mustafa Miyasoğlu, Marifet Yayınları, İstanbul 1996, s.54
[4] -M. Orhan Okay; Necip Fazıl Kısakürek, Şûle Yayınları, 3.Baskı, İstanbul 2003, s.22
[5] -Nurullah Çetin; Şiir Tahlilleri-1, Öncü Kitap, Ankara 2008, s.117/118
[6] -Burhanettin Duran; “Kısakürek’in Siyasi Fikirleri Üzerine Bir Değerlendirme”, Hece Dergisi, Sayı: 97,Ocak 2005, s.77/80/81
[7] -Suta Ak; “Bir İdeâlin Siyasî Aksiyon Ocağı: Büyük Doğu Cemiyeti”, Yedi İklim Dergisi, Mayıs 2005, Sayı:182, s.121
[8]-Necip Fazıl Kısakürek; Büyük Doğu Dergisi, 21. Yıl, Sayı: 7, 11 Kasım 1964, s.10
[9]-Orhan Okay; “Büyük Doğu”,TDV İslâm Ansiklopedisi,  C.6, İstanbul 1992, s.514
[10]-Ahmet Oktay; Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı (1923–1950), Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1993, s.991
[11] -Abdullah Uçman; “Necip Fazıl’ın Çıkardığı Dergiler”, Kitaplık Dergisi, Sayı:50, Kasım-Aralık 2001, s.192
[12]- Necip Fazıl; Hücûm ve Polemik”, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul 1992, s.43
[13] -Levent Cantek; “Büyük Doğu”, Modern Türkiye’de Siyasî Düşünce-Muhafazakârlık- Cilt: 5, 3.Baskı, İstanbul 2006,s.647
[14] -Abdullah Uçman; “Necip Fazıl’ın Çıkardığı Dergiler”, Kitaplık Dergisi, Sayı:50, Kasım-Aralık 2001, s.192
[15]-Orhan Okay; Silik Fotoğraflar, Ötüken Yayınları, İstanbul 2001, s.121
[16]-Hayreddin Karaman; Türk Düşünce Hayatı, Hazırlayan: Muharrem Sevil, Hece Yayınları, Ankara 2006, s.147
[17] -Cemil Koçak; “Türk Milliyetçiliğinin İslâm’la Buluşması Büyük Doğu”, Modern Türkiye’de Siyasî Düşünce -Milliyetçilik- Cilt: 4, 3.Baskı, İstanbul 2008, s. 602
[18]-İsmail Kıllıoğlu; “Bir Şairin Tarih Filozofu Olarak Portresi:Büyük Doğu”, Yedi İklim Dergisi, Sayı: 182, Mayıs 2005, s.28
[19] -Necip Fazıl Kısakürek; İdeolojya Örgüsü, Büyük Doğu Yayınları, 5.Basım İstanbul 1986, s.8
[20] -Hüseyin Arı; “Çile Yumağı”, İslâmî Edebiyat, Sayı:41, Eylül-Ekim-Kasım 2005, s.30
[21]-Ali Haydar Haksal; Necip Fazıl Kısakürek Büyük Doğu Irmağı, İnsan Yayınları, İstanbul 2007, s.122/125
[22] -Necip Fazıl Kısakürek; Büyük Doğu Dergisi, Sayı:5, 28 Ekim 1964, s.3
[23]- Mustafa Miyasoğlu; Necip Fazıl Kısakürek, Genişletilmiş 5. Baskı, Akçağ Yayınları, Ankara 2009, s.144/145
[24] -Necip Fazıl Kısakürek; Büyük Doğu Dergisi, Sayı:4, 21 Ekim 1964, s.6


* 'Değirmen' dergisi, 100 yılın dergileri özel sayısı

2012-05-24

Maraş'ta Necip Fazıl Sempozyumu

Kahramanmaraş Belediyesi 26 Mayıs 2012'de Büyük Doğu'nun Mustarip Ruhu adıyla iki oturumluk bir sempozyum düzenliyor.

Şair, yazar Duran Boz’un üstün gayretleri ve öncülüğünde gerçekleşecek olan sempozyumun ilk oturumu saat 10.00'da başlayacak. Sempozyumun ikinci oturumu saat 14:30'da başlayacak. Oturum başkanlığını Lütfi Şahsuvaroğlu'nun yapacağı ilk oturumda sunulacak tebliğler şöyle:

Prof. Dr. Turan Karataş"Üstada Mektup"
Prof. Dr. Fazıl Gökçek "Bâb-I Âli Çevresi Ve Necip Fazıl"
Prof. Dr. Ramazan Gülendam "Büyük Doğu Ve Büyük Doğu Çevresi"
Prof.Dr. Yunus Balcı "Necip Fazıl'ın Şiirinde Sembolizm Ve Hecenin Krallığı"
Doç. Dr. Yılmaz Daşcıoğlu "Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Metafizik İlgiler Açısından Necip Fazıl'ın Şiiri ve Etkisi"
Yard. Doç. Dr. Zeynep Kevser Şerefoğlu "Bir Arayışın Adresi Olarak 'Tohum'a Gitmek"
Turan Karataş'ın yöneteceği ikinci oturumda sunulacak tebliğler ise şunlar:
Prof. Dr. Muhammed Fatih Andı "Necip Fazıl'da Korku Estetiği"
Prof. Dr. Hasan Akay "Necip Fazıl'ın Çile'si Çile'nin Necip Fazıl'ı"
Doç. Dr. Ertan Örgen "Modern Birey Şehir Ve Kaos-Mekânın Yeniden Kuruluşu"
Doç. Dr. Vefa Taşdelen "Batı Tefekkürü Ve İslam Tasavvufu'nda 'Çifte Kanat' Metaforu"
Asım Öz "Necip Fazıl'ın Çağdaş Müslüman Düşünce Hakkındaki Değerlendirmeleri"

Sempozyumun değerlendirme oturumundaki müzakereciler ise Prof. Dr. Himmet Uç, Doç. Dr. Mehmet Narlı, Yrd. Doç. Dr. M. Fetih Yanardağ.


Refik Erden

2012-05-07

Bir hafıza olarak iki dergi

Yeryüzünde hiçbir ülkenin çocukları bizim kadar hafızadan yoksun değildir. Hiçbir toplumun, son beş yüzyıllık dünya tarihinin kendisi olmadan yazılamadığı hafızası elinden alınmış değildir. Nostaljikl bir geçmiş hayıflanmasından yahut içi boş şanlı tarih tekerlemesinden bahsetmediğimi söylemeye gerek yok.

Daha yüz öncesinin dedelerinin dilini okumaktan bile aciz olan nesillerin, yani dili elinden alınmış bir milletin benliği olabilir mi? Bir milletin ürettiği edebiyattan bilime, düşünceden, ahlaka hayatın tüm alanlarını kuşatan birikimiyle temasının kesilmesi ancak sömürge toplumlarında yaşanabilir. Sömürgeleştirilmiş toplumlardır. Biz, 'kendi kendini sömürgeleştirmeyi başarmış' başka bir benzeri olmayan bir milletiz şu anda. Bilinen anlamda sömürgeleştirilememiş ender bir toplumlardan biri olmamıza karşın kültürel anlamda gönüllü olarak sömürgeleştirmeyi başarmış yegane ulusuz. Bu gönüllü sömürgeleştirme nedeniyledir ki, ne yeni bir düşünce, sanat, estetik, fikir üretebiliyor ne de geçmişi taklit edebiliyoruz. Bu anlamda ne gelenekçi ne de muhafazakar olma imkanı yok. taklit düzeyinde bile gelenekle temas imkanı elinden alınmış. Kaldı ki bir milletin çağlar boyu geliştirdiği birikime yaslanarak, hesaplaşarak; çağın imkanlarını kullanarak, çağa seslenecek açılımlar sergileyebilelim. 'Sürekli değişime uğrayan dillere ölümsüz bir eser emanet edilemez' demiş Goethe. Sadece dilde değil tüm değerlerle tüm köprüler atıldığı için yarına kalacak ölümsüz bir eser verme imkanı kalmamıştır. 'Dil varlığın hanesidir' diyor Heidegger. Sadece dil konusundaki perişanlığa bakarak içine itildiğimiz durumun varoluşsal bir mesele olduğu hükmüne varabiliriz.

Tüm bu olumsuzlukların bir anda zihnimde canlanmasına vesile olan şey sanılanın aksine kısmen de olsa avunabileceğim, sevindirici bir gelişme olmasıdır. Mehmet Akif'in başyazarlığını, adeta fikir babalığını yaptığı 1908 yılında yayınlanmaya başlayan, 184. sayısından itibaren Sebilürreşad adını alan Sırat-i Müstakîm dergisi, yeni harflerle okuyucu karşısında çıkıyor. Dergiyi asli metinlerine okuma imkanı elinden alınan Türk okuruna, 27 Ağustos 1908 ile 18 Şubat 1909 tarihleri arasında çıkan ilk 26 sayısı , Bağcılar Belediyesi'nin desteği sayesinde yayınlandı. 1908 ile 1925 yılları arasında yayımlanan 641 sayının tamamını Latin harflerine aktarılacak olan projeyi, M. Ertuğrul Düzdağ sorumluluğunda bir ekip gerçekleştiriyor.

Sırat-ı Mustakim Dergisi'nin fihristi ve dizini daha önce M. Suat Mertoğlu'nun çalışmasıyla kitaplaştırılmıştı (Klasik Yayınları). Düşünce hayatımızın bu önemli yayınının bugünkü harflerle yayınlarken keşke dergideki metinlerin aslı da konabilseydi. En azından dergiyi aslından okumak isteyenlere önemli bir imkan sağlanmış olurdu.

Bu yayının Mehmet Akif gibi İslamcılık düşüncesinin önemli isimlerinden birinin fikir babalığını, Eşref Edip gibi bir ismin yayıncılığını yürütmüş olmasını ötesinde anlamlı kılan hususiyetleri var.

İkinci Meşruiyet'in ilanından hemen sonraki fikir hareketlerini takip etmek anlamında da Türk düşünce hayatının temel kaynaklarından biridir. İmparatorluğun tam bir yol ayrımına geldiği bu süreçte üç temel akım birbiri ile mücadele halindedir; ana hatlarıyla İslamcılık, Türkçülük ve Batıcılık olarak resmedilebilir.

Sırat-ı Mustakim mecmuası hem o dönemde bugün İslamcılık olarak tanımlanan İslam ittihatını, İslam ahlakı, Kur'an ve Sünnete dönüş gibi tezlerinin yanı sıra Batıya karşı cevap geliştirme telaşı içinde İslam modernizmiyle yaftalanacak tartışmaların, Avrupa'nın ahlakını değil sadece teknolojisinin alınması gibi fikirleri savunan kalemlerin buluştuğu bir ortamdı. Temel olarak da Müslümanların, Osmanlı ve İslam dünyasının nasıl kurtulacağı Hilafet ve ümmet gibi ideallerin dillendirildiği, çözüm aradığı bir havza oalrak bakmak gerekir. Aynı zamanda mücadele içinde olduğu siyasi ve fikri cereyanlara karşı tezleri, bu akımların birbiriyle kesiştikleri ve ayrıldıkları hatları izleme imkanı veren bir yayın. Hala tartışmakta olduğumuz kadın sorunundan, teknolojiye, batı ile ilişkilerden milliyetçiliği, İslam birliğine varıncaya kadar pek çok meselenin kesintisiz sürdürüldüğü canlı bir okul adeta. Bu anlamda bugün gündemimizi işgal eden pek çok tartışmanın kökenlerini bulmak, tartışamanın seyrini izlemek mümkün.

Dolaylı da olsa entelektüel hafızanın yenilenmesine, tartışmaların tarihi seyri ve soykütüğünü yerli yerine koymak anlamında bu tür çalışmaları önemsiyorum.

Sırat-ı Mustakim yayınlandığı günlerde Star gazetesinin Büyük Doğu dergisinden bir demet de olsa tıpkı basımını ilave olarak vermesi fikri takip açısından anlamlı bir tevakuf oldu. Sırat-ı Mustakim Osmanlı yıkılmadan hemen önceki İslamcıların son büyük çıkışı idi; Büyük doğu ise Cumhuriyet sonrasının ilk önemli çıkışı sayılabilir.

İkinci Dünya Savaşı'ndan itibaren çıkmaya başlayan Büyük Doğu, döneminin tartışmalarını yansıtmasından daha ziyade, bir fikrin, bir iddianın kendi dilini bulma çabasında İslami düşünüşün Necip Fazıl'ın şahsındaki devasa mücadelenin kalesi durumundaydı. Döneminin şartları içinde sergilenen iniş çıkışları, siyasi baskıları, fikri çizgisi itibariyle Büyük Doğu anlaşılmadan bugünkü İslam düşüncesinin geldiği nokta anlaşılamaz. Gazetenin belli bir sıra gözetmeden verdiği tıpkı basım Büyük Doğu dergilerini hangi kritere göre seçtiğini pek belli olmasa da bu iki dergini üzerinde entelektüel nesebin okunmasına, işaret taşlarının yerli yerine oturmasını sağlayacaktır.


Akif Emre


Yeni Şafak
5 Mayıs 2012

2012-03-15

Star'dan Okurlarına 'Büyük' Hediye


"Star" gazetesi, son yüzyılın büyük fikir, sanat ve aksiyon adamı üstad NECİP FAZIL KISAKÜREK’in muhteşem hazinesini gün ışığına çıkarıyor.

Özgül bir tarih muhasebesi, estetik bakış ve fikri duruş sergileyen bu dergilerle, tarihin gerçeklerine yelken açacaksınız...

Büyük Türkiye idealinin kaynağı BÜYÜK DOĞU dergilerinin tıpkı basım nüshaları her Cumartesi günü siz değerli okurlarımızla buluşacak.

2008-08-15

Geçmiş zaman dergileri: "Büyükdoğu"


BÜYÜK DOĞU DERGİSİ
17 Eylül 1943 - 5 Haziran 1978
(36 Sene, 599 sayı)

İbtidâi Devre 17 Eylül 1943 - 12 Mayıs 1944 HAFTALIK - 31 SAYI
1. Devre 2 Kasım 1945 - 13 Aralık 1946 1 - 58 Sayılar
HAFTALIK - 87 SAYI 59 - 66 Sayılar
67 - 87 Sayılar

2. Devre 18 Nisan 1947 - 6 Haziran 1947
3. Devre 10 Ekim 1947 - 2 Nisan 1948
4. Devre 11 Mart 1949 - 26 Ağustos 1949 HAFTALIK - 25 SAYI
5. Devre 14 Ekim 1949 - 29 Haziran 1951 HAFTALIK - 62 SAYI
6. Devre 16 Kasım 1951 - 30 Kasım 1951 GÜNLÜK - 15 SAYI
7. Devre 16 Kasım 1952 - 19 Eylül 1952 GÜNLÜK - 122 SAYI
8. Devre 7 Mayıs 1954 - 9 Temmuz 1954 HAFTALIK - 10 SAYI
9. Devre 30 Mart 1956 - 5 Temmuz 1956 GÜNLÜK - 92 SAYI
10. Devre 6 Mart 1959 - 16 Ekim 1959 HAFTALIK - 33 SAYI
11. Devre 30 Eylül 1964 - 25 Kasım 1964 HAFTALIK - 9 SAYI
12. Devre 22 Eylül 1965- 12 Ocak 1966 HAFTALIK - 17 SAYI
13. Devre 19 Temmuz 1967 - 10 Ocak 1968 HAFTALIK - 26 SAYI
14. Devre 1 Mayıs 1969 - 1 Aralık 1969 AYLIK - 7 SAYI
15. Devre 6 Ocak 1971 - 28 Nisan 1971 HAFTALIK - 17 SAYI
16. Devre 8 Mayıs 1978- 5 Haziran 1978 HAFTALIK - 5 SAYI