genç birikim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
genç birikim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2012-08-08

'Genç Birikim' eğitim ve düşünce dergisi

Ağustos 2012

Gündemdeki konuları İslami bakış açısıyla derinlemesine analiz eden Genç Birikim Dergisinin Ağustos sayısı çıktı. Dergide bu ay Suriye ve Arakan’da yaşanan olaylar ön plana çıkmış.

Genç Birikim Dergisi Genel Yayın Yönetmeni ve Araştırmacı-Yazar Ali Kaçar, Suriye kürtlerinin geçmişini ve bu günkü siyasi yapısını değerlendirdiği “Suriye Kürtleri ve PKK!..” başlıklı yazısında; “Türkiye’nin sınırlarının ötesinde bir halk kendi kararı ile yeni bir oluşumun içine gidiyorsa, Türkiye’nin bu konuda yapacağı tek şeyin, bu karara saygı duyması gerektiğini, bunun tamamen onların kararı olduğunu, ister özerk bir Kürt bölgesi, isterse bağımsız bir Kürdistan kurarlar, hiç kimsenin buna bir şey diyemeyeceğini, dememesi gerektiğini, asıl korkulacak olanın kurulacak ya da özerk olacak bu Kürt oluşumunun PKK’nın ve Siyonist İsrail ile ABD’nin güdümünde ya da kontrolünde olması olduğunu, Türkiye’nin de, aklı başında olan ve vicdan sahibi olan her Kürdün de korkması gereken asıl şeyin bu olması gerektiğini, Suriye ve Suriye’de oluşmakta olan Kürt oluşumuna da sonradan pişman olmamak için bu açıdan bakmak gerektiğini, son birkaç gün içinde yapılan açıklamalarda AKP Hükümeti’nin bu yönde olumlu adımlar attığına dair işaretler bulunduğunu” ifade etmiş.

Derginin usta yazarlarından Süleyman Arslantaş “Suriye ve Sokağın Gücü” başlıklı yazısında; “Aslında Amerika’nın ve Avrupa’nın Suriye’deki olaylara mesafeli davranmalarının en önemli nedenlerinden birisinin Esad rejimi sonrası gelecek olan rejim ve yönetime ilişkin olduğunu, Afganistan işgali ve Bosna trajedisinden uzun bir aradan sonra ilk kez CİHAD ruhunun canlanmasının BATI’yı oldukça tedirgin ettiğini, onların tüm başkaldırıların merkezinde kendilerinin istediği kadar demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi kavramların öne çıkmasını istediklerini ve yine başkaldırıların sonrasında da bunları toplumlarına ikâme edecek olanların kendi tezgahlarından geçmiş kimseler olmasını arzuladıklarını, buna rağmen batılı ülkelerin özellikle İran’ın Suriye’deki rejime olan desteğinden fazla rahatsız gözükmediklerini, bununla birlikte Beşşar ve ekibi kendi kararları ile ülkeyi terk etmez iseler, gittikçe Türkiye’nin Suriye’ye müdahale için elinin güçlendiğini, önce RF-4E (Fantom) uçağının düşürülmesinin, artan ve yoğunlaşan mülteci akımının ve son olarak da Kuzey Suriye’deki PKK’nın devamı sayılan PYD’nin bölgesel hâkimiyetinin, Türkiye’nin NATO kapsamında ya da meşru güvenlik gerekçesi ile Suriye’ye Esad rejimini bitirici darbeyi indirmesini meşrulaştırabileceğini” dile getirmiş.

Muhammed İmamoğlu “Ledün İlmine Dayanak Gösterilen İki Kavram: İlham ve Keşif” başlıklı yazısında; İlham ve keşif kavramlarının mâhiyetleri üzerinde durup, keşifle hadis rivayeti hakkında İslâm âlimlerinin görüşlerini serdederek,Türkiye özelinde Risale-i Nur ve Cevşen-i Kebir hakkındaki ilham ve keşf iddialarının hakikatini sorgulamış.

İsmail Ceylan’ın Globalreserch.com’dan (Kourosh Ziabari, 21.07.2012) çevirdiği “Myanmar’da Müslümanların Yokedilmesi ve Medyannın Kasıtlı Duyarsızlığı” başlıklı yazıda; “Dünya genelinde Müslümanlar yaklaşan ramazan ayı için neşeli bir şekilde hazırlık yaparlarken Myanmar’daki Arakan bölgesinde Rohingya Müslümanlarının fanatik budistlerin barbarca zulmüne ve soykırımına maruz kaldığı, karışıklıklar başladığından beri 1.000’in üzerinde Müslüman’ın katledildiği, Batılı medyanın ise Müslümanlar ile ilgili konularda her zaman olduğu gibi Myanmar Müslümanlarının katledilmesinde de sessiz kalmayı tercih ettiği ve manşetleri, gündemi ilgilendirmeyen konularla işgal ettikleri, aslında bu durumun sadece Müslümanlar için değil tüm insanlar için bir sorumluluk gerektirdiği, Batılı ülkelerin ve medyanın kasıtlı sessizliğinin, İslamofobi’nin ne denli yaygınlaştığının da bir belirtisi olduğu” ifade edilmiş.

Ubeydullah Toprak,Seyyid Kutub’un hayatını ve davasını anlattığı “Şehâdetinin 46. Yılında Büyük Dâvâ Adamı: Şehid Seyyid Kutub” başlıklı yazısında; “Şehidin gerçek bir dava adamının nasıl olması gerektiğine dair şehadetinden 14 yıl önce yazdığı “İslâmi Etüdler” isimli eserindeki şu cümlelerine yer vermiş; “Kalem sahibi kimseler birçok büyük işler yapabilirler. Ancak; fikirlerinin yaşaması pahasına kendilerini feda etmeleri şartıyla… Fikirlerinin, kan ve canları karşılığında mânâlanması şartıyla… Hak bildikleri şeyin hak olduğunu fütur etmeden söyleyip, gerekirse bu uğurda başlarını vermeleri şartıyla...”.

Celal Sancar'ın BBC’den Aktardığı “Suriye’nin Kuzeyinde İktidar Kürtlere Geçiyor” ve Abdullah Metin’in Ömer EŞHUR’dan alıntıladığı “Libyanın Yenilen Müslümanları” başlıklı çevirileri, Abdullah Metin’in özetlediği “İHH Arakan Raporu”, Hayriye Bican’ın “Tarz-ı Hayat”, Gülnur Arı’nın “Kitle ve Cemaat” ve Fatih Pala’nın “Kimdir Ramazan?” başlıklı yazıları okunmaya değer diğer yazılar.

Sizlere en yakın bayiden bir Genç Birikim Dergisi alarak okumanızı tavsiye ediyor, Genç Birikim Dergisine yayın hayatında başarılar diliyoruz.

İrtibat:
www.gencbirikim.net

2012-06-12

'Genç Birikim' dergisi

Haziran 2012

Genç Birikim dergisinin Haziran sayısı yine dopdolu. Dergi bu ayki sayısında ağırlıklı olarak Ankara’da 5-6 Mayıs 2012 tarihlerinde Ankara’da yapılan Uluslar arası Hasan El-Benna ve Müslüman Kardeşler Sempozyumu’na yer vermiş. Sempozyum değerlendirme yazıları, sempozyum haberleri, sempozyum konuşmaları, röportajlar vb. sempozyum haberleri dergide yoğun bir şekilde verilmiş.

Genç Birikim dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Araştırmacı-Yazar Ali KAÇAR, Hasan El Benna Sempozyum’unu değerlendirdiği “Sempozyumun Ardından!..” başlıklı yazısında; “İslam Dünyasında en etkili hareketin ihvan hareketi olduğunu, İhvan’ın sadece Mısır’da değil, başta Suriye olmak üzere Tunus, Sudan, Libya, Yemen, Irak, Ürdün, Suudi Arabistan ve daha birçok ülkede etkili hale gelerek Müslümanların örgütlenmesini sağladıklarını, nitekim halk ayaklanmalarının olduğu ilk ülke olan Tunus’ta İhvan uzantısı İslami Yönelişler Hareketi’ni kuran Raşid el-Gannuşi’nin 1960’larda, önce Mısır’da, sonra buradan sınır dışı edilmesi üzerine de Suriye’ye gelerek eğitimini burada tamamladığını, Ortadoğu’da, bugün halen faaliyette olan yada kapanmış bulunan bütün İslami hareketlerin ya İhvan’dan ayrılanlar yada İhvan mensupları tarafından kurulmuş hareketler olduğunu, başka bir ifadeyle bu hareketlerin örnek aldığı, beslendiği ana gövdenin Hasan el-Benna tarafından kurulan İhvan’ül Müslimin yani Müslüman Kardeşler Hareketi olduğunu, bu hareketlerin kuruldukları her ülkede, her türlü insanlık dışı baskı ve işkencelere rağmen ayakta kalarak faaliyetlerine devam ettiklerini ve Ortadoğu’daki son halk ayaklanmalarında da en etkin rolü oynayarak diktatörlüklerin bir bir yıkılmalarını sağladıklarını” ifade etmiş.

M. Beşir ERYARSOY “Hasan El-Benna ve Müslüman Kardeşler Sempozyumu’nun Hatırlattıklarından” başlıklı yazısında; “Müslümanların, bütün salih amellerinde, ihlâs, samimiyet ve birlik içerisinde, bir arada bulunup yürümeleri halinde –gerek Allah’a karşı, gerek ümmete karşı- riayet etmeleri gereken ahlâka uygun hareket edecek olurlarsa, Cenab-ı Allah’ın onların çalışmalarına, harcadıkları emeklerin kat kat üstünde, oldukça değerli ve üstün başarılar ihsan edebileceğini, her çağdaki İslamî hareket için geçerli olmak üzere, her alanda Müslümanların ilham kaynağı ve hareketlerinin seyrinin biricik belirleyicisi ve yol göstericisi, doğru anlaşılmış ve doğru yolda gerekçe olarak gösterilip ışığında yol alınacak nur’un, Allah’ın beşeriyete armağan etmiş olduğu Vahiy olduğunu” belirtmiş.

Derginin yazar kadrosunun güçlü kalemlerinden Süleyman ARSLANTAŞ “Hasan El-Benna ve Müslüman Kardeşler Sempozyumu’nun Ardından!” başlıklı değerlendirmesinde; “El-Benna merhumun Müslüman Kardeşler Teşkilatını Hilafetin lağvedilmesinden sadece dört yıl sonra kurduğunu, elbette, Hz. Peygamberin (a.s) vefatının hemen akabinde ve yine Hz. Ömer’in daha ölümünden önce ümmeti imamsız-halifesiz bırakmayan bir din ve onun bu anlayışına sahip olan İslâmi önderlere düşen görevin yeniden, sorumluluk bilinci ile yıkılan kurumu inşa etmek olduğunu, Hasan El-Benna’nın Müslüman Kardeşler’i bu gaye uğruna kurduğunu, Sempozyumdaki tebliğcilerin buna sık sık atıfta bulunduklarını, ama en can alıcı vurguyu yapan’ın Prof. Yasin Aktay olduğunu” ifade etmiş.

Derginin devamlı yazarlarından Muhammed İMAMOĞLU, “Gaybın Bilinebilirliği” başlıklı yazısında: “İnsanlık, kendisi için bir muamma, ulaşmak isteyip de bir türlü ulaşamadığı bir özlem ve ideal olarak gördüğü gayb âlemini, önemli ve güçlü kimselerin aralamasını beklemiş ve kendisinden üstün özelliklere sahip olduklarını kabul ettiği varlıklara gaybı bilme niteliği vermiştir. Başka bir ifade ile kendi yeteneklerine göre daha üstün özellikler taşıdığını var saydığı kimseleri gayb konusunda bilgi sahibi olarak düşünmüştür. Aksini ise bu varlıklar için bir eksiklik saymıştır. Bu uy¬gulamaya örnek olarak nebiyi, “gaybtan haber veren insan” olarak kabul eden İsrail oğulları, peygamberimizin nübüvvetinin doğruluğunu, gayb hakkında sordukları sorulara vereceği cevaplarla tesbite çalışan Ehl-i ki¬tap gösterilebilir. Gelecekten haber vermeyle ilgili kehânet, ilm-i nücûm, cifr ve ebced, fal, ilmü'l-hurûf gibi sanatlar tarihte olduğu gibi günümüzde de birçok insanın zihnini meşgul etmektedir. ” demiş ve bu husustaki görüşleri yazısında zikretmiştir.

Filistinli Amr Ebu SELAM, Uluslararası Hasan El-Benna ve Müslüman Kardeşler Sempozyumu Konuşmasında; “Hasan El Benna’nın 1924’de Hilafet kaldırılınca, hemen doğrudan bir dört yıl içerisinde büyük bir girişimle bu örgütü, bu cemaati kurduğu, kendisinin büyük bir inanç sahibi olduğu, çünkü İslam Hilafetinin yokluğunu zaten bilidiği” tespitinde bulunduktan sonra, “Filistin’e çok özel bir çaba gösterdiğini, Rahmetlinin Filistin davasına son derece önem verdiğini, kendisinin;“Filistin bizim ruhumuzdan kutsal bir bölüm işgal etmektedir. Kudüs’ten hareketle, Filistin gönlümüzde büyük bir taht kurmuştur.” dediğini, ifade etmiş.

Celal SANCAR’ın BBC’den aktardığı “Tanrı Misafiri Usame Bin Ladin Olunca...” başlıklı çevirisi, İsmail CEYLAN’ın “Birleşmiş Milletler Bir Milyon Somali’liyi Açlığa Terketti” başlıklı çevirisi, Genç Birikim Dergisinin Prof. Dr. Münir Muhammed GADBAN ile yaptığı Röportaj, Hayriye BİCAN’ın “Modernizmin Yıkıcılığına Karşı Mirac Ruhu”, Tevfik UĞUR’un “Fıkıh, Riba, Faiz, Değer ve Fazlalık Üzerine”, İsa MEMİŞOĞLU’nun “Müslüman Üniversite Gençliğinden Beklentilerimiz Ya Da Ne Yapmalıyız?” başlıklı yazıları okunmaya değer diğer yazılar.

Genç Birikim dergisinin yeni sayısının kaçırılmamasını ve okunmasını tavsiye ediyor, yayın hayatında başarılar diliyoruz.

İrtibat:
www.gencbirikim.net
İlkiz Sok. 22 Sıhhiye/Ankara
Tel: 0312.229 67 18

2010-07-08

'Genç Birikim' dergisi

Genç Birikim dergisi Haziran 2010 sayısında Filistin'e insani yardım için seferber olan Mavi Marmara gemisini kapak yapmış. Genç Birikim bu sayısında şehid Şeyh Ahmet Yasin'in çağrısına bir icabet olarak ele aldığı yardım seferberliğini ve bu uğurda sergilenen cesaret ve şehadetin geniş bir analizine yer veriyor. Derginin sunuş yazısını okuyanlarımızla paylaşmak istedik:

Selam İle…

Yeni bir sayıyla bizleri karşılaştıran Allah'a hamdolsun. Gazze gemisi "bizler ileri atıldık ve kazandık" diyen Şeyh Ahmet Yasin'e icabet etti. Ve "bizler de" dedi. Bu hadise Allah'ın izni ile önemli sonuçlara yol açmıştır ve açacaktır.

1. Filistin, yalnız orda yaşayan insanların davası değildir. Başta Türkiyeli Müslümanlar ve otuzu aşkın ülkeden ve değişik dinlerden insan davayı sahiplendiklerini göstererek, Filistin'i insanlığın gündemine taşıdılar.

2. 13 Temmuz 2006'da, İsrail Lübnan'a saldırdıktan 2-3 gün sonra, Türkiye'de savaşla ilgili hassas bir kamuoyu oluşmuştu. Tam o günlerde Siirt'ten bir PKK katliamı haberi geldi. Ertesi gün Hürriyet'in manşeti, "LÜBNAN'I BIRAK GÜNEYDOĞU'YA BAK" ve "İSRAİL GİBİ YAPARIZ" oldu. Kısacası İsrail-PKK koalisyonu pası verdi, Ertuğrul Özkök golü attı. Film tekrar İskenderun'da vizyona kondu.

3. Gemiden edindiğimiz ortak kanaat, gönüllülerin zerre kadar korkmadan büyük bir iman, teslimiyet sekineti ve vakarı ile karşı koyarken Siyonistlerin korkudan ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette panikledikleri.

4. Bu hadise bölgedeki emperyalistlerin işbirlikçisi yönetimlerin işini bu günden sonra daha da zorlaştıracaktır. Yönetimlerdeki bu işbirlikçilik devam ettikçe bu saldırılar ne ilk ne de son olacaktır.

5. Saldırı, batının yıllardır doğuya açtığı savaşın bir parçası olduğunu batı'dan medet umanlar artık anlamalı.

6. Saldırı aynı zamanda medeniyetler savaşının da bir parçasıdır. Bunun göstergesi, aynı zamanda saldırının devam ettiği coğrafyanın en belirgin vasfı. Ne ilginçtir ki bu coğrafya, Afganistan, Irak, Çeçenistan, Pakistan ve İran'ı kapsıyor.

7. Gönüllü insanların ve kuruluşların donatıp yönettiği yardım gemilerine yapılan bu saldırı, sadece, sözüm ona bir devletin kendi başına tertipleyip gerçekleştirdiği saldırısı değil, kendi aralarındaki Soğuk Savaş'ı sona erdirdikten sonra, düşman ilân ettikleri İslâm'a, Batı'nın açtığı topyekûn savaşın bir gecelik enstantanesi olma özelliğini taşımaktadır.(Sezai Karakoç)

8. Bu, bir zincirin bir halkasıdır. Ve sembolik anlamı itibarı ile önemlidir. Bir taraftan en son modern silâhlarla donanmış bir güç, öbür tarafta, gıda ve ilaç gibi zaruri ihtiyaç maddelerini muhtaç olanlara götüren silâhsız insanlar vardı. Merhamet yüklü bir medeniyete, düşmanlık ve silâh yüklü sözde medeniyet, ölüm kustu.(Sezai Karakoç)

9. Bu, görüldü ki, tesadüfi, öncesiz sonrasız bir olay değil, öteden beri devam eden medeniyetler savaşının – ona "Çatışma" demek onu çok küçültmek olur. – bir anı, bir parçası ve ruhların bir aynası, bir gösterge işaretidir.(Sezai Karakoç)

10. Bir kere daha kafalara dank etmelidir ki, bir Medeniyetler İttifakı ya da Dinler Arası Diyalog yok, maalesef İslâm'ın doğuşundan bugüne kadar, Batı'nın ve Doğu'nun, kesilmeyen ve çağlar ve yüzyıllar boyu süren, tarihi alt üst eden, şehirleri ve medeniyeti yıkıma uğratan saldırısı vardır. (Sezai Karakoç)

11. Afganistan'da, Irak'ta, Kafkasya'da, hatta Afrika'da ve tüm İslam ülkelerinde, açık ya da gizli, dolaylı ya da dolaysız bu istilâ ve saldırı, bu, İslâm'ı yok etme savaşının iz ve eserleri, tesir ve tahribi göz önündedir. Bu istilâ ve saldırının durması için Batı'dan medet umanlar daima hüsrana ve hayal kırıklığına uğrayacaklardır. Batı ile uzlaşma imkânı olduğunu sanan bu kişiler, böylesi tavırlarla sonunda devletin batmasını önleyemeyen son dönem Osmanlı vezirlerinin durumuna düşeceklerdir. (Sezai Karakoç)

12. Fethullah Gülen'in mesajını anlamak için, daha önce İsrail'e scud füzesi gönderen Saddam'a gösterdiği tepkiye ve Beslan'da Çeçen direnişçilerin rehin aldığı bir ilkokulda Putin'in yapıp Mücahidlere mal edilen katliamda gösterdiği tepkiye bakıp öyle karar vermek lazım.

Önümüzdeki sayıda yeniden buluşmak dileği ile Allah'a emanet olun.