fayrap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fayrap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2011-07-26

`İsyan ettim, dergi çıkardım'

Fayrap dergisi Yayın Yönetmeni Hakan Arslanbenzer`i konuk ediyoruz. Arslanbenzer`le Fayrap`ı, daha önce yayınladığı dergileri ve kültür hayatımızı konuştuk.


Kendinizi şöyle anlatıyorsunuz: “Memleketten geldim. İsyan ettim. Yazı yazdım, dergi çıkardım. İsmet Özel’le tanıştım.” Edebiyatın içinde olmak, ayakta kalmak için derginin içinde, mutfağında olmak şart mıdır?

Edebiyatın içinde olmak için yazmak yeterlidir herhalde. Ama edebiyatı değiştirmek istiyorsanız mutlaka bundan fazlasını yapmanız lazım. Edebiyat siyaseti dergiyle olur. Çünkü dergi başka insanlarla bir olup kolektif şekilde hareket etmek demek. Mevcut içinde kendine bir yer bulmaktan memnuniyet duyacak insanlar bireysel davranabilirler. Ama bireysel davranıyorlarsa mevcuttan da şikâyet etmemeliler. Mevcudu değiştirmek isteyenlerse kendilerini doğal olarak siyasetin yani edebiyat hareketlerinin içinde bulacaklardır.

Çıkardığınız her dergiyi sahipleniyor, önemsiyor, hem şahsî tarihinizde hem de edebiyat tarihinde önemli bir yere koyuyorsunuz. Şehrengiz’den Fayrap’a gelen süreç bir istikrar mıdır yoksa farklı edebî çizgilerin denenmesi midir?

Şehrengiz bizim tarih öncemiz sayılır. Tarihimiz net olarak Atlılar’ın çıkışıyla başlar. Atlılar orijinal bir yayın ve hareketti. İlkeleri, kesin hedefleri, emir ve yasakları vardı. Mesela deneme yayımlamazdık, sadece eleştiri yazılarına yer verirdik. Epik şiiri lirik şiirin önüne koyardık. Dergi kadrosu esas eserlerini Atlılar’da yayımlar, diğer dergilere sadece Atlılar’da yayımlanmayacak şeyler gönderilirdi. Bu tavır bir yoğunlaşmayı getirdi ve yeni bir karakterin ortaya çıkmasını sağladı. Atlılar’da bu karakterin ortaya çıkmasında emeği olan birçok arkadaşın sürecin dışında kalması ilginçtir; üzerinde düşünmeye layıktır. Fayrap, Atlılar’ın devamı oldu tabii, ama tekrarı değil. Neo-Epik Şiirden popülist kültür doğdu. Edebiyatla düşünce arasındaki gerilimli mesafe azaldı.

FAYRAP: HALKIN RUHU

Fayrap, on yedi sayı, “Türkiye’nin edebiyat dergisi” şiarıyla çıktı, onsekizinci sayıdan itibaren de “Popülist edebiyat dergisi” şiarıyla çıkıyor. Edebiyatı halka karşı bir sorumluluk olarak mı görmeye başladınız?

Edebiyatı kişisel bir şey olarak gördüğüm zamanlar da oldu. Fakat temelde her zaman halkın emekleri neticesinde okur yazar olduğumu biliyordum. 1971’liyim, bu şekilde yetiştirildim. Ailem de öğretmenlerim de daima halkçılığı yüklemişlerdir bana. 90’larda elitist bir hava hâkim olmaya başladı. 2000’lerin ortasında bunun halkı aşağılamaya dönüştüğünü, entelektüellerin halktan arındırılmış bir Türkiye tasavvur etmeye başladıklarını fark edince ve elbette gençlerin halk ve halkçılık konusunda hem bilgilerinin hem sezgilerinin azaldığını görünce popülizmi öne çıkarmak farz oldu.

“Halkın ruhu” başlıklı şiir ve “Popülizmin Amentüsü’ başlıklı yazı yazdınız. Halkın ruhu sizin ruhunuz mudur?

O şiirde halkın entelektüel bir ruha sahip olmamasından yola çıkıyorum. Elitizmin sebeb-i mevcudiyeti budur zaten. Halkın modern anlamı içinde bir ruhu olmayabilir. Bunu ben de kabul ederim. Fakat elit ruhun da asılsız, köksüz olduğu kanaatindeyim. Şiirde kendi elitist tarafımla hesaplaşma eğilimindeyim sanırım. Halkın bir ruhu yok ama sen kimsin, halkla aynı maddeden değil misin? Bu tefekkürün neticesinde senin dediğin şey çıkabilir. Bir halkın ruhu halkçı yazar olabilir. Mantıklı olan bu.

SİYASET VE EDEBİYAT

“Siyasî edebiyat ne derece mümkündür?” veya “Edebiyat ve ideoloji” gibi meseleler yine gündemde. “Her şiir özünde belli derecede siyaseti, düşünceyi barındırır” cümlesinin sahibi olarak, bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Modern literatürde birçok kişi yazılan söylenen her şeyin doğrudan siyasi bir görüntüye sahip olmasa bile siyasi bir bağlama sahip olduğunu gösterdi. Özellikle 1960’larda tüm dünyada bunun altı kalın çizgilerle çizilmişti. Ben üniversitede okurken, 90’ların başında “Her şey siyasettir” sözü yeniden dile getirilir olmuştu. Benim kafam böyle bir mantıkla işliyor. Her şey siyasettir kaziyesi her düşüncemin temelini oluşturuyor. Liseyi bitirip üniversiteyi kazandığımız yazın sonunda arkadaşlarla bir veda yemeği yemiştik. Her arkadaş üniversite ve sonrası için planlarını anlatıyordu. Bir kız arkadaş “Ben siyaset yapmayı düşünmüyorum” dedi. Ben de ona bu da bir siyasettir dedim. O da haklısın, demek ki ben hayatım boyu siyasetsizlik siyasetinin içinde olacağım gibi şeyler söyledi. Sonra da Amerika’ya yerleşti. Bana öyle geliyor ki belli bir siyasete katılmıyorsanız, başka bir siyasetin gölgesinden yararlanmak istiyorsunuzdur. Türkiye’de yapılan her iş siyasi olmak zorunda. Çünkü tarih sahnesinde hak ettiğimiz yerde olmadığımızı hissediyoruz.

Bir de tabii, Türk şiirinin nabzının ideolojik kesimlerin üstünü örttüğü günlük hayatın içinde atması meselesi var.

İdeolojik grupların siyaseti asıl büyük hayat kavgası ve bu kavgadaki siyasetin karşısında güdük kalıyor. İdeolojik çevreler kelimeler için kavga veriyor. Aslolan uygulamadır, gerçektir. Allah bir diyen hiç kimse başkalarına zulmetmez, kimsenin zulmüne de boyun eğmezdi yoksa. Gerçekte Allah bir’i yaşamak o kadar kolay değil. Ben Müslümanlığın ideolojik grupların güdük söylemleri içinde değil, halkın günlük yaşayışı içinde, mesela adalet kaygısında yaşadığını düşünüyorum. Sıradan birine sıradan bir konuda bile adaletli davranması gerektiğini hatırlattığınızda eli ayağı birbirine dolanıyor. Adalet her an gerçekleşmese bile sürekli bir beklenti olarak halkın içinde yaşıyor. Halk her an adalet talep ediyor. İdeolojik gruplarsa fırsat kolluyor.

DÜNYANIN DEĞİŞTİĞİNİ GÖRMEK İSTİYORUM

“Yazılarımın konusu mücadeledir, yazmamın kendisi de ilk günden beri mücadele olmuştur” diyorsunuz. “Zulme uğramış şair” fikri bu mücadele azminizi de destekliyor. Diğer yandan da edebiyat dünyasında önemli karşılığınız var. Bundan sonra, mücadelenizin seyri nasıl devam edecektir?

Mücadele belli bir yere gelmek için değil; bu yüzden de karşılık bulmak beni gevşetmez. Ben dünyanın değiştiğini görmek isteyenlerdenim. Bir tarafta büyük güçlerin kendilerini ilah görerek istedikleri oyunu oynadıkları, diğer yandan bu güçlerin doğrudan ya da dolaylı olarak besledikleri siyaset ve sanat erbabının zulmü haklı gösterecek siyaset ve uyuşturucu sanat yaptığı bir dünyada yaşadığımızı düşünüyorum. Biz azınlıktayız. Çoğunlukla birlikteyiz ama parasal iktidar ve yardakçısı sanat karşısında azınlıktayız. Büyük güç sadece maddi varlıklarla değil kültürel ürünler ve normlarla da okuryazar insanları iğfal ediyor. Kendi muhaliflerini bile istediği gibi yönlendiriyor. Muvafık veya muhalif olmak bir anlam ifade etmiyor; ikisi de aynı trenin farklı vagonlarında hepsi bu. Bunun için bu mücadele bitmez. Davayı kazansak bile bitmez. Bir şey kazandığımızda şöhretimiz ve nefsimiz çıkıyor çünkü karşımıza. Ben oldum diyen ölmüştür.

“Vazife ve dava bilinci” gibi kavramları önemsiyor, edebiyatın bunlar üzerine bina edilmesi gerektiğini düşünüyorsunuz? Sizin kuşağın önemli isimlerinde aynı düşünce ve kaygı fazlasıyla var. Edebiyat hangi davaya sahip çıkmalıdır?

Dava insanca yaşamak davasıdır. Ve bu da Müslümanca yaşamak, Müslüman olmayanlar da hakkaniyetli bir ilişki kurmak demek. Edebiyatta davanın ilk gereği haksızlığın izalesi, hakkın teslimidir. Sağcılar da solcular da Mehmet Akif şair değil, manzumecidir diyorlar. Çünkü Akif şair dersek etik-estetik ayrımı ortadan kalkacak; şairin ahlakı başka şiiri başka olmayacak. Ayrıca Osmanlılarla çağdaş olacağız, Türk şiirinin kopuk halkası (Tanzimat-Meşrutiyet) tamir edilmiş olacak. Tanzimat ve Meşrutiyet bizim kayıp halkamızdır. Oysa bize vazifeyi de davayı da öğreten dönem bu dönemdir. O dönemin Namık Kemal gibi, Şair Eşref gibi, Fikret ve Akif gibi yazarları da siyasi ve ahlaki dava ile edebiyatı bir bütün olarak görmüşlerdir. Edebiyat dille yapılıyor, dil ise bir halkın anlaşma dili. Edebiyatın sahip çıkacağı dava o dille ifade edilen, edilebilecek her derdin, her sıkıntının davasıdır. Yazık ki bugünkü edebiyat önemli oranda eğlencedir; geri kalan kısmıysa meselelerimizi adlandırma konusunda henüz başlangıç aşamasındadır. Eğlencenin zararı yok ama her şey eğlence olunca zulüm gözden kaçabiliyor.

BU MEMLEKETİN EVLADI OLMAK YETERLİ

Sürekli olarak dergilerinizde genç kalemlere şahit oluyoruz. Bunun yanında sizin dillendirdiğiniz şiir anlayışına uygun yazan belli bir şair topluluğu var. Edebiyata her zaman taze kan kazandırmak, diğer yanda da şiir anlayışınızı şairlerle güçlendirmek düşüncesi sizi nasıl etkiliyor?

Yeni bir şiire, yeni bir şaire duyduğum heyecan eskiden nasılsa şimdi de öyle. Kendi yaşıtlarımın ilk şiirlerini nasıl karşıladıysam 1992-93 doğumluların Fayrap’a gelen veya başka dergilerde çıkan şiirlerine karşı da aynı iyimser ve iyicil bakışa sahibim. Şiir hep bu şekilde, çoğu şeyden habersiz insanların şiire doğuşuyla tazeleniyor, değişiyor. Biz Fayrap, popülist kültür ve Neo-Epik Şiir olarak şiirde, düşünce ve kültürde bir partiyiz. Eskiye oranla daha popüler ve esas olarak da daha popülist bir parti olduk. Kapımız eskiden aralıktı, şimdi tamamen açık. Bizimle çalışmak için partinin askeri olmak da şart değil artık. Belli siyasi, estetik ve ahlaki dikkatlere sahipseniz rahatlıkla Fayrap’ta yazabilirsiniz. Popülist Kültür Derneği’ne üye olmak ve dernek faaliyetlerine katılmak içinse hiçbir ön şart yok. Bu memleketin evladı olmak yeterli.

“İslâmcılar bir kültür sınavından geçiyor” diyorsunuz. Bu sınavın şifrelerini biraz açar mısınız?

Kültür dediğimiz şeyi bugüne kadar İslamcılar iktidar seviyesinden yürütmediler. Her zaman maruz kalan ve sistem dışında hareket eden, bu nedenle de ulusal çapta ve dünya çapında kültürel sonuçlar ve çözümler yaratmada engellerle karşılaşan bir topluluktuk. Tek bir cemaat gibi algılıyorduk kendimizi ve hem Türkiye’deki iktidar ve devletin hem uluslararası düzenin yarattığı sıkıntıları aşmakta zorlanıyorduk. Bugün İslamcılığın çok fazla avantajı var. Birçok anlamda suyun başında İslamcılar var. Ulusal kültürü yönlendirme vazifesi İslamcılarda. Daha önce solcular ve milliyetçiler bu sınavı bence çok iyi veremedi. Kendi aralarındaki kavgayı tüm resmi, yarı resmi ve gayri resmi kuruluşlar ve faaliyetler düzeyinde yaşadılar, yaşattılar. İslamcılar daha yumuşak ve paylaşımcı görünüyor ama bunun eziklikten mi yoksa zihin açıklığından mı kaynaklandığı henüz tam belli olmuyor. Kültür politikaları ekonomi idaresine veya kamu idaresine benzemez. Paylaşımcı, diyalogcu gösteriş de yetmeyebilir. Hem samimiyet hem gayret gerekiyor. İslamcıların bugüne kadar oluşan mirası ellerinin tersiyle itmemeleri Türk halkı için büyük bir kazanç. Ama kurucu irade göremiyorum İslamcılarda. Popülerliğe kafayı fazla takıyorlar. Bir gün küçük bir deney yapıp 10 tane İslamcı arkadaşa 25 tane klasik yazın dedim ve 10 farklı liste ortaya çıktı. Ve listelerin hiçbirinde Kur’an-ı Kerîm ve Sahih-i Buhari yoktu. Bu çok ilginç bir durum. Okumadıklarından değil. Ama bizim klasiklerimiz nedir gibi bir soruyu tam olarak sormamışlar, sormamışız kendimize. Yeni bir sınav bu bence.

ATLILAR’LA FAYRAP’IN FARKI

“Atlılar’ın tam olarak bir hayat önerisi sunamadığı” fikrini siz dilendiriyorsunuz. Fayrap’ın sunduğu hayat önerisi edebiyat ve siyaset çevreleri ile toplumda nasıl bir karşılık bulmuştur?

“Toplum” biraz fazla geniş. 72 milyon insanı hedeflemek bir hayal. Ama belli sayıda okumayı yazmayı seven genç okuyucuda ve edebiyat camiasında bir karakter ve davranış tarzı olarak Fayrap’ın, Popülist Kültür ve Neo-Epik Şiirin bir karşılığı var. Okuma biçimi bunlardan biri. Modern ve Müslüman olmak diyebilirim buna. Bunun Atlılar’daki deneyi sosyal olarak başarısız oldu. Fayrap ise bu anlamda gözenekleri daha açık bir yayın. Atlılar kütüphaneden telgraf çeken bir yayındı adeta. Fayrap ayak üstü durup sizinle konuşuyor.

Fayrap, şiirin, edebiyatın ateşini yükseltmeye hangi anlayış ve ilkelerle devam edecek?

Mevcut edebiyatı eleştirel bir gözle izlemek yaptığımız, yapmaya devam edeceğimiz bir şey. Buna popülist kültür yazılarını eklemek istiyoruz. Birkaç sayıdır da bunun provalarını yaptık. Bunlar daha geniş bir alana bakarak zeka ve adaletin gerektirdiği noktaları görmeye çalıştığımız yazılar. Edebiyat, tarih, psikoloji, sosyoloji, popüler kültür, hatta sokak kültürü gibi sahalarda akademi dışı sıcakkanlı bir düşünce yaratmak istiyoruz. Sıfırdan başlamıyoruz çok şükür. Ama okuyan herkesin anlayabileceği ve hak vereceği, kendi kişisel meraklarını geliştirebileceği yazılar oluyor bunlar. Şimdiye kadar çok olumlu tepkiler aldık. Bunu devam ettirip mücadelemizi müdahaleye dönüştürmek istiyoruz.

Söyleşi: Osman Toprak
www.dunyayayenisoz.com

2010-08-05

'Fayrap' 30

Ağustos 2010, Sayı:30

Fayrap Ağustos ayı ile birlikte 5. yılında 30. sayısıyla okuyucusunun karşısına çıkıyor. Bu ayın başyazısı yine Hakan Arslanbenzer’in. “Halkçı edebiyatın halka faydası var mı?” başlıklı yazıda Arslanbenzer, bir yandan “halk okumuyor” gibi klişelerin geçerliliğini sorgularken, diğer yandan popüler kültürün erimeye aşınmaya mahkum olduğunu, halkın karakterinin ise dünden bugüne aşınmamış eserlerde bizzat görülebildiğini söylüyor ve ekliyor: “Halka ulaşmak gerçeğe ulaşmak anlamındadır ve eğer çok istiyorsan halkın zevkine katkı yaparsın, o zevke ulaştığın zaman.”

Derginin bu sayısına beş şair katılıyor. Güz aylarında ilk şiir kitabını yayımlayacağı duyurulan Melek Arslanbenzer “Koşmak” başlıklı şiiri ile karşımızda. Bu sayının dikkat çekici şairi Elyesa Koytak ise beş şiiri ile Fayrap’ta. 1989 doğumlu Koytak’ın şiirlerinin olgunluğu gözden kaçmıyor. Derginin istikrarlı şairlerinden Mehmet Aycı “Türk Şiiri 2010”, Hüseyin Avni Cinozoğlu ise “Caddebostan marina” şiirleriyle dergide yer alıyor.

Fayrap bu sayısında yine hikayeden yana zengin. Önceki sayısında ilk bölümünü yayımladıkları Lesli Marmon Silko’nun “Öykücü” başlıklı hikayesinin bu sefer ikinci bölümü karşımızda. Daha önceden de Bulgar edebiyatından hikayelere rastladığımız dergide bu sefer Kolyo Georgiyev’in “Doğmuş olmam ne güzel” başlıklı hikayesini görüyoruz. Bu sayının son hikayesi “Bakugan Savaş!” ise Esra Türkan’a ait.

Fayrap’ın bu ayki dosyası şair-yazar Ümit Aktaş’a doğum günü armağanı olarak hazırlanmış. Dört yazılık dosyada Esma Güneş Aktaş hakkında kapsamlı bir biyografi hazırlamış. Hakan Arslanbenzer, Aktaş’ın şiirlerini doğa, varoluş ve anarşi; Fazıl Baş ise romanlarını akıl, aşk ve insan üzerinden değerlendiriyor. Ümit Aktaş’ın siyasi yazılarını ise Yunus Bilge Özdemir kaleme almış.

Derginin bu ayki söyleşisi Yılmaz Yılmaz tarafından Türk hikayesi ve romanı üzerine incelemelerin sahibi akademisyen Alpay Doğan Yıldız ile yapılmış. Hikayemizin bugünkü durumunun, Yıldız’ın kitaplarının, hikayenin akademik ortamlardaki yerinin konuşulduğu söyleşide Yıldız, “Olay olmadan hikaye olur mu?” diye soruyor.

Esin Pervane, Ayfer Tunç’u sevmemesinin nedenlerini on maddede açıklıyor. Muhammed Sarı ise “1960’lar” atölyesi çerçevesinde yazdığı yazıda 1960’lı yılların düşünce ortamını bugüne yansımaları ile birlikte değerlendirmeye çalışırken, “Türk düşüncesi” yerine “Türklerin düşünüşü” demeyi öneriyor. Bu sayının son yazısı ise Abdullah Şevki’ye ait. “Türkiye’de yazar örgütleri ne işe yarar? başlıklı yazısında Şevki, bu tarz örgütlerin bunlara üye olan yazarlar için bir tür tatmin olmanın ötesine geçmediklerini söylüyor bize.

İrtibat:
fayrapper@gmail.com

2010-07-20

'Fayrap' dergisi

Temmuz 2010

Popülist edebiyat dergisi Fayrap Temmuz sayısında kapakta Allen Ginsberg’in bir fotoğrafıyla karşılıyor okuyucusunu. Bu sayının “İsrail bahane, Amerika şahane” başlıklı başyazısında Hakan Arslanbenzer, geçtiğimiz ay İsrail’in Mavi Marmara gemisine yaptığı baskın ve gerçekleştirdiği katliam çerçevesinde 19. yüzyıldan günümüze Yahudi sorunu ve İsrail’in tarihine dünya sistemi içindeki ilişkiler üzerinden bakıyor ve İsrail’e gösterilen tepkilerde asıl suçluları unutmamak gerektiğine dikkat çekiyor: “İsrail gayri meşru fiillerini Avrupa’nın gayri meşru çocuğu olmasına, Amerika’nın fedayisi olmasına borçlu.”

Derginin bu sayısı şiir ve hikaye ağırlıklı. Ömer Faruk Yasin, “Kokular Hayvan Leşi” başlıklı şiiriyle öne çıkıyor. Bu sayının diğer şairleri ise, Murat Küçükçifçi, M. Mücahit Yılmaz, Mehmet Aycı, Nurettin Durman, Semih Bilgin ve dergide ilk defa şiiri görülen Taner Sabancı. Cihan Aktaş “Alzheimer Hikayeleri”nin üçüncü kısmıyla karşımızda. Haruki Murakami’den “Güzel Bi Nisan Sabahı Şa’ane Bi Hatunun Görüldüğüdür” hikayesi, derginin geçen sayısında olduğu gibi yine Melek Arslanbenzer’in çevirisi. Lesli Marmon Silko’nun “Öykücü” başlıklı hikayesinin ise ilk kısmı yayımlanmış. Bu sayının son hikayecisi ise İsmail Pelit: “Ezra Pound’un Türkçesi”.

Fayrap bu ay, geçtiğimiz aylarda olduğu gibi bir dosya sunmuyor bize. Fakat son yılların dikkat çeken yönetmenlerinden Reha Erdem’i bir söyleşi bir de yazıyla sayfalarına taşımış olması bu açığı kapatıyor. Biyografisinden filmografisine geniş bir çerçevede yapılan söyleşide Erdem, gündelik politikayla olmasa da politik düşündüğünü, kendi filmlerinin de bu anlamda çok politik olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Gerçek siyasi film, zihinleri allak bullak eder.” Ali Akyurt ile birlikte söyleşiyi gerçekleştiren Mesut Bostan ise Erdem’in filmleri üzerine ayrı bir yazı kaleme almış: “Mikrokozmos: Reha Erdem’in Sinema Sahnesi”.

Fayrap’ın 1960’lar atölyesinin bu ayki konusu ise Beat akımı. Efe Murad “Feveran Beat yazısı” başlıklı yazısında Beat’in arkasındaki ve önündeki düşünceleri ortaya koyarken, bunun bir serbestleşme akımı olduğunu belirtiyor.

Bu sayının Fayrap-Kitap sayfalarında ise üç yazı var. Türk düşüncesine dair kitaplarıyla bu alanda bir kılavuz niteliğine sahip önemli düşünürümüz Kurtuluş Kayalı, Bağlam yayınlarının yayın politikası çerçevesinde “Türkiye gerçekliğine dair yayın duyarlığı”nı kapsamlı bir yazıyla kaleme almış. Orkun Elmacıgil, bu yıl çıkan şiir yıllıklarının bir muhasebesini önümüze koyarken, Sadık Koç geçtiğimiz aylarda Beyan yayınları tarafından basılan Mehmet Akif’in düzyazılarını değerlendirmiş.

İrtibat:
fayrapper@gmail.com

2009-05-02

Fayrap 15

"Fayrap" Aylık Edebiyat Dergisi
Sayı: 15, Mayıs 2009


Fayrap’ın mayıs sayısı; 1 mayıs şiirleri, Ahmet Güntan’a doğum günü armağanı gibi özellikli konularla aylık yayımın fırsatlarını iyi değerlendiren bir dergi olduğunu gösteriyor.

Populizmin Amentüsü | 1 Mayıs Şiirleri
Son zamanlarda Fayrap’taki başyazılar ve konuşmalarıyla populizme özgün bakış açıları kazandırarak, alan açan Hakan Arslanbenzer, bu sayıda Populizmin Amentüsü’nü yazmış. Şiirin varlık amacı, şairin halk karşısındaki konumu, popülerlik-populizm ayrımı ve şiirde populizmin nasıl mümkün olabileceği gibi konularla desteklenen, 12 maddeden oluşan bildirinin imzaya açık olduğu, önümüzdeki sayılardan itibaren çeşitli yazılar, toplantılar, kamuya açık konuşmalarla destekleneceği ve bu meyanda her tür destek, katkı-katılım ve tartışmaya açık durumda olunduğu söyleniyor.
Bu sayının şiir ve hikayeleri, derginin 1 Mayıs’a karşı tavrını belirler nitelikte. 1 Mayıs için yayımlanan dört şiirin şairleri; Murat Sözer, Melek Arslanbenzer, Müberra Güney ve Murat Küçükçifci. Hikayeciler ise Donald Barthelme ve Katherine Anne Porter.

Ahmet Güntan’a Doğum Günü Armağanı
Son yıllarda yayımladığı Parçalı Ham Manifestolarıyla hakkında sıkça konuşulan, yazılan şair Ahmet Güntan’a armağan edilmiş bu sayı. Armağan bölümü Fazıl Baş’ın Güntan’la yaptığı söyleşiyle açılıyor. Murat Sözer’in Ahmet Güntan şiiri üzerine yazdığı yazısında, Güntan’ın şiir serüvenini izlek ve dönemler üzerinden inceleyerek, şiiri ve hayatıyla yöneldiği yerin ortaya bir bütünlük çıkardığını vurguluyor Sözer. Ahmet Güntan’ın biyografisini yazan Ali Akyurt, şairin hayatını Türk şiiriyle olan ilişkisi üzerinden inceliyor. Akyurt’un “Allah’ı Olan Bir Modern: Ahmet Güntan” yazısı ise şairin: “benim Allahım var” konumlandırması üzerinden bu yargının modernlikle ilişkisini sorguluyor.

Ayşe Eşittir Vatan
Meşrutiyet devri yazıları mayıs sayısında Halide Edip Adıvar ve Orhan Seyfi Orhon hakkında yazılar ile devam ediyor.
Halide Edip’in romancılık yeteneğini milli romanlarda bulduğunu ifade eden Ömer Yalçınova, yazarın milli mücadele dönemini konu alan romanlarında karakterlerin, Namık Kemal’in vatan ve hürriyet fikriyle donandığını bulguluyor.
Orhan Seyfi’nin mutlak bir çizgide edebi dilini oluşturmadığını söyleyen Sadık Koç, şairi Uyan şiiriyle birlikte değerlendirirken aruz ile hece, lirik ile epik arasında, arafta kaldığı sonucuna götürüyor bizi.

Fayrapkitap’ın bu bölümünde Esma Güneş Laurent Mignon’un Ana Metne Taşınan Dipnotlar kitabı hakkında yazmış. Yazıda, edebiyat üzerinden azınlık siyaseti yapılmasının hümanizme yol açacağı özellikle dikkat çekiyor. Bölümün bir diğer yazısında ise Mesut Bostan Patricia Highsmith’in romanlarını kötülük ve şizofreni üzerinden inceliyor. Fazıl Baş’ın Türk Sosyolojisi 2009 yazısı, Türk düşüncesini siyaset ve batılaşma tesiri üzerinden değerlendirmek için faydalı gördüğü iki yayın olan Literatür dergisi ve Sosyoloji Yıllığı hakkında incelemelerini içeriyor. Derginin son yazısı olarak 1964 tarihli Türk sinemasının ilk işçi filmlerinden Karanlıkta Uyananlar hakkında Orkun Elmacıgil’in denemesi var. Bu arada geçen sayıyla birlikte başlayan dergiler hakkında yapılan mini-değerlendirmeler, küpe olarak yayımlanmaya devam ediyor.

İÇİNDEKİLER:

1 popülizmin amentüsü
>şiirhikaye
4 işçiler için (şiir) | murat sözer
5 1 mayıs diye bir şey yok (şiir) | melek arslanbenzer
6 bir mayıs (şiir) | müberra güney
7 iş başı (şiir) | murat küçükçifci
8 kapitalizmin yükselişi (hikaye; çev. sümeyye doğan) | donald barthelme
10 hırsızlık (hikaye; çev. müberra güney) | katherine anne porter
> ahmet güntan’a doğum günü armağanı
14 ahmet güntan: “mahfil, korsan miting gibi oldu; geldik,
heyecan yarattık, dağıldık” | söyleşen: fazıl baş
18 ahmed’in eldivenleri: ahmet güntan şiiri üzerine | murat sözer
24 ahmet güntan biyografisi | ali akyurt
27 allah’ı olan bir modern: ahmet güntan | ali akyurt
> meşrutiyet devri edebiyatı 4
30 ayşe eşittir vatan: halide edip adıvar | ömer yalçınova
35 kendi halinde bir meşrutiyet şairi: orhan seyfi orhon | sadık koç
> fayrapkitap
38 eleştirmen kanonun neresinde? (laurent mignon üzerine) | esma güneş
40 patricia highsmith romanlarında kötülük ve şizofreni | mesut bostan
43 türk sosyolojisi 2009 | fazıl baş
46 karanlıkta uyananlar | orkun elmacıgil
[ a. k. ] tamirci çırağı | cem karaca söylüyor

İyi okumalar.

Fayrap

İrtibat:
Mehmet Fatih Çelikkaya
0505 290 5867
0534 960 16 95
mehmetfatihcelikkaya@hotmail.com
http://fayrap.blogspot.com/

2009-04-01

"Fayrap" 14

Fayrap -Aylık edebiyat dergisi
Sayı:14, Nisan 2009


Fayrap, bu sayısında şiir sayısını biraz daha azaltarak eleştiri metinlerine ağırlık vermekle edebiyatın eleştiriden geçtiğini gösteriyor.

Saf lirik şiir karşısında neo-epik
20. yy. şiirinde, somut şiir ve anti-lirik peşinde olanların oluşturduğu çapraşıklığı inceleyen Hakan Arslanbenzer, bu çapraşıklığın, siyasi şairlerin sabık lirik şairler olmalarından ileri geldiğini ortaya koyuyor başyazıda. Bu bağlamda Türk şiiri içindeki çapraşıklığı ve bunun yanlış konumlandırmadaki sonuçlarını, neo-epik şiirin tarihi üzerinden sorguluyor.

Bu sayının şairleri; Eren Safi, Melek Arslanbenzer, Orkun Elmacıgil, Mehmet Fatih Çelikkaya, Mehmet Davut Özdal.

Hikayecileri ise; (ingilizceden çevrilen) Donald Barthelme, Arif Sağlam ve Abdülkadir Argıllı.

Polemikten şiir olmaz
Meşrutiyet dönemi yazılarına devam eden dergide bu ay, Ali Canip Yöntem ve Rıza Tevfik Bölükbaşı üzerine inceleme yazıları var.

Ali Canip’in milli edebiyatı toplumsal ve siyasi alana taşımasıyla bilinen bir şair olduğunu hatırlatan Murat Sözer, yazısında, Yöntem’i “Sokak Feneri” ve “Şarkın Ufukları” şiirleri üzerinden inceliyor. Polemik ve yazılarıyla milli edebiyat’ın fitilini ateşleyen bir şair olduğunu, bu etkisini şiirinde göremediğimizi ortaya koyuyor Sözer.

Rıza Tevfik’in felsefeye olan ilgisinin, onu şiire yakınlaştırdığını ifade eden Murat Küçükçifci, şairi, “Baba Nasihati” şiiriyle değerlendiriyor. Tevfik’in farklı şiir görüşlerinin etkisinde kaldığını ama incelediği şiirinde olduğu gibi Milli edebiyat ile şiirini kuvvetlendirdiğini söylüyor.

Levent Sunal’ın Anısına
Şubat ayında vefat eden şair Levent Sunal hakkında, hatıralarını da içeren samimi bir yazı yazmış Hakan Arslanbenzer. Fazıl Baş’ın ise Leven Sunal’ın şiiri hakkında yazdığını görüyoruz. Sunal’ın şiirinde hayatı büyük bir dava olarak kavramanın olduğunu söyleyen Baş, samimi, kalabalıktan uzak, üzgün yönleriyle lirizmi çağırsa da öğretici bir şiiri ortaya koyduğunu öne çıkarıyor.

Esma Güneş’in “Namık Kemal’den Mektup Var” yazısı, Kemal’in çok sayıda mektuplarını kapsayıcı ve bütünlüklü şekilde bir araya getiren Fevziye Abdullah Tansel’in kitabının incelenmesi olarak karşımıza çıkıyor. Ömer Yalçınova, bu sayıda Dank Franck’ın romanları üzerine yazarken, Suavi Kemal Yazgıç Rasim Özdenören’in “İmkansız Öyküler” kitabını değerlendiriyor. Barkın Karslı’nın ise Saide Kuds’un “Kimya Hatun” romanı hakkında yazdığını görüyoruz.

“Eleştiriden kaç, iltifata yanaş; Hece’nin oniki yılı” Ömer Yalçınova bu sayıda Hece dergisi üzerine yazmış.

Derginin kadrosunu, bugüne kadar dergide etkili olan şair-yazarları ele alan Yalçınova, belirli bir şiir görüşü olmamasından ötürü Hece’nin şairlerini de belirsiz, siyasetsiz çizgiye yönelttiğini ortaya koyuyor. Hece’nin ürün seçiminde de her şeyden biraz tercih edildiğini bu tercihin de iltifat edene yer veren bir anlayışı doğurduğunu öne sürüyor Yalçınova yazısında. İlerleyen sayfalarda Orkun Elmacıgil’in, Tatar Ramazan ve Tatar Ramazan Sürgünde filmleri hakkında yazdığı denemeleri görüyoruz.

İyi okumalar.


İÇİNDEKİLER:

1 saf lirik şiir karşısında neo-epik | hakan arslanbenzer
> şiirhikaye
4 ha? (şiir) | eren safi
5 karşıma çıkma (şiir) | melek arslanbenzer
6 dol dolar cebime! (şiir) | orkun elmacıgil
7 mehmet’in iyi olduğuna dair (şiir) | mehmet fatih çelikkaya
10 kültürel zenginlik (şiir) | mehmet davut özdal
12 mütevazı bir cinnet (hikaye) | arif sağlam
14 altın vuruş (hikaye) | abdülkadir argıllı
16 mavi sakal (hikaye) (çev. müberra güney) | donald barthelme
> meşrutiyet devri edebiyatı 3
20 polemikten şiir olmaz: ali canip yöntem üzerine | murat sözer
24 sivri kafalı heriflerden feylesof rıza | murat küçükçifci
> fayrapkitap
28 levent için | hakan arslanbenzer
30 levent sunal şiiri | fazıl baş
32 namık kemal’den mektup var | esma güneş
34 dan franck’ın romanları üzerine | ömer yalçınova
38 imkansız öyküler (rasim özdenören üzerine) | suavi kemal yazgıç
40 kimya hatun | barkın karslı
43 eleştiriden kaç, iltifata yanaş: hece’nin oniki yılı | ömer yalçınova
46 tatar ramazan | orkun elmacıgil
[ a.k. ] baba bugün dağlar yeşil boyandı | arzu aldemir söylüyor



İrtibat:
Mehmet Fatih Çelikkaya
0505 290 5867
0534 960 16 95
mehmetfatihcelikkaya@hotmail.com
http://fayrap.blogspot.com/

2009-03-07

"Fayrap" 13

Fayrap - Aylık edebiyat dergisi
Sayı 13, Mart 2009


Fayrap Dergisi’nin bu sayısında eleştiri yazıları ağırlık kazanmış durumda. Bu, edebiyatın nabzını daha sıkı tutacağını gösteriyor.

Kavga ve Edebiyat

90’larda yazmaya başlayanların çok sık duyduğu “Kavgasız edebiyat olmaz.” cümlesi hala güncelliğini korumakta. Bu yargının edebiyatı gördüğü yerden, kavgadan söz ediyor “Kavga ve Edebiyat” başyazısında Hakan Arslanbenzer. Kavganın, populist edebiyatla popularist edebiyatın arasında olduğunu hatırlatan yazı, edebiyatın bir zevk veya hevesten çok bir davanın ifadesi olduğunu vurguluyor. Baki’nin “Bâkiya tarz-ı şiir böyle gerek / Hem zarifane hem levendane” dizesinden yola çıkarak edebiyatta yapılan ayrımın temelini gösteren yazı, bu ayrımın günümüzde ne şekilde hissedildiğini örneklerle açıyor.

Bu sayının şairleri Melek Arslanbenzer, Eren Safi, Hakan Kalkan, Orkun Elmacıgil, Ömer Yalçınova ve Fayrap’ta ilk kez bir şiiri yayımlanan genç bir şair; Ömer Aladağ.

Bu sayının hikayecileri ise ingilizceden çevrilen “Bir Fincan Çay” hikayesiyle kısa hikayenin bir edebiyat türü olarak gelişmesine önemli katkıları olan Katherine Mansfield ve “Sürgün” ile daha önce Fayrap’ta hikayeleri yayımlanan Onur Ateş.

Felaketten Epik Doğar

Şubat sayısında Meşrutiyet devri Türk şiiri ve edebiyatına ışık tutmaya başlayan dergi, bu sayısında meşrutiyet yazılarına iki yazıyla devam ediyor.

Esma Güneş’in “Meşrutiyet’in kararsız şairi: Halit Fahri Ozansoy” yazısı, bu konuda model olabilecek özellikte bir yazı. Şairin, içinde bulunduğu edebiyat akımlarına bağlı olarak sıkça etki altında kaldığını ortaya koyan Güneş, Halit Fahri’yi “Ayinden Sonra” ve “Bir Şarkının Kabusu” şiirleri etrafında inceleyerek yeteneğini gösterirken, bu yeteneğine yön verememesini Meşrutiyet devri şiir ortamının doğal bir sonucu olmasına bağlıyor.

Diğer Meşrutiyet yazısı ise Orkun Elmacıgil’in Mehmet Emin Yurdakul’u incelediği “Felaketten Epik Doğar”. Milli Edebiyat’a gelene dek devinen edebiyat anlayışlarını mercek altına alan Elmacıgil; Yurdakul’un, döneminin şairlerinden kopmasının haklı sebeplerini sorguluyor. Mehmet Emin’in, şiiri bir kavga ve mücadele olarak gördüğünü söyleyen yazar, “Bırak Beni Haykırayım” şiiriyle şairin verdiği mücadeleyi ortaya koyuyor.


Manifesto veya İt Dalaşı

Fayrapkitap’ın bu sayısında sekiz yazı var. İlkinde Hakan Arslanbenzer, “ Manifesto veya İt Dalaşı: Ahmet Güntan’ın “parçalı ham manifesto”sunun başarısı üzerine” yazısıyla manifestoların tarihsel arka planına, etki alanına ışık tutuyor. Devamında Ahmet Güntan’ın ‘parçalı ham manifestosu’ üzerinden manifestolara karşı çıkmanın temelinde kör bir metafizik algısının yattığını, bu algıyı da çıkar korkusunun meydana getirdiğini vurguluyor.

Murat Sözer’in, bu sayıda Gökçenur Ç.’nin “Her Kitabın El Kitabı” kitabını değerlendirdiğini görüyoruz. Şairin, lirikle epikin iç içe geçtiği bir yerde şiirini oluşturduğunu söyleyen Sözer, bir şey söylemekten çok bir şeyden bahsedip geçmekte olduğunu, bunun da şiirini bütünlükten uzaklaştırdığını ifade ediyor.

Bu sayıda iki roman eleştirisi yazısı var. Roman eleştirisi yazılarıyla dikkat çeken Ömer Yalçınova, bu sayıda Tim Parks’ın “Kader, Europa ve Sevgili Mimi” romanlarını ele alırken, Emine Baykul, Nihan Kaya’nın Disparöni’si hakkında yazıyor. Besim F. Dellaloğlu’nun “Benjaminia” kitabını ele alan Fazıl Baş; yazarın, Walter Benjamin’e bir empati çabasıyla yaklaşmasını ve buradan doğan sonuçları sorguluyor. Baş, Dellaloğlu’nun kitabının dil-tarih-coğrafya üzerinden okunduğunda faydalı olacağını, ama bu yeniden yorumlamaları kendi insanı üzerinden değerlendiremediğini özellikle vurguluyor.

Ali Akyurt, Mesele dergisi üzerine yazmış. “Kültürle Siyaset Yakınlaşırken Mesele” Akyurt, Mesele’nin sol bir yayın olarak entelektüel coğrafyamızla temasını ve solun farklı kesimleri için bir iletişim kanalı olmasıyla sıcak ve bütünlüklü bir dergi karakteri sunduğunu ortaya koyuyor. Kültür ile siyaseti birbirine yaklaştırarak aralarındaki sıkı bağa işaret etmesini Mesele’nin başarısı olarak ifade ediyor Akyurt. Mart sayısının bir diğer yazısı ise Mehmet Fatih Çelikkaya’dan; “Baki Asiltürk Yalan Söylüyor”. Kitaplık dergisinin yıllığını çıkaran Baki Asiltürk’ün, yıllığın önsözünde söylediklerine cevap veren Çelikkaya, Asiltürk’ün eleştirdiği tutumların bizzat içine kendisinin düştüğünü, haliyle yalan söylediğini öne çıkarıyor. Derginin son yazısı ise sinema yazılarında geliştirdiği farklı üslupla öne çıkan Orkun Elmacıgil’den. Türkan Şoray’ın Dönüş filmini yazan Elmacıgil, filmin hakim sinema anlayışının dışında, belki fazla acılı ama hakikatten yola çıkarak güç kazandığını ifade ediyor.


Derginin kapak fotoğrafı Melih Gülgen’in “Tatar Ramazan” filminden. Arka kapak türküsü ise Şevki Bey’den Hüseyni Şarkı (Hicran Oku Sinem Deler).


İyi okumalar...


İrtibat:
Mehmet Fatih Çelikkaya
0505 290 5867
0534 960 16 95
mehmetfatihcelikkaya@hotmail.com
http://fayrap.blogspot.com/

2009-02-14

"Fayrap" 12


"Fayrap" Aylık edebiyat dergisi Sayı 12, Şubat 2009

Ocak ayıyla birlikte aylık olarak yayımlanmaya başlayan Fayrap dergisi, Şubat ayında çıkan 12. sayısıyla hız kesmeden yoluna devam ediyor.

Kaynak: Meşrutiyet

Bu sayıyla birlikte derginin Meşrutiyet devri Türk şiiri ve edebiyatına eğilmeye başladığını görüyoruz. “Kaynak: Meşrutiyet” başlıklı başyazıda Hakan Arslanbenzer, Tanzimat devrinde başlayan arayışların Meşrutiyet devrinde bir olgunluğa ulaştığını söylüyor ve bu dönemde görülen zıt görüşlerin birlikteliğinin, günümüz şiir ve edebiyatı için de bir kaynak olarak değerlendirilmesi gerekliliğinin altını çiziyor. Yazı, “genç şair için bir okuma kılavuzu” altbaşlığı ile çıkmış.

Bu uzun süreli dosyanın ilk ürünü olarak ise, Mesut Bostan’ın “Yahya Kemal ile kısa bir muhasebe” başlıklı yazısını görüyoruz. Bostan bu yazısında Yahya Kemal’in tarih ve halka bakışını irdelerken, şairinin şiirlerinde ele aldığı halkın muhayyel bir düzeyde kaldığını, bu estetize edici tavrın “toplumsal gerçekliği sıkça ıskaladığını” belirtiyor.

Filistin için şiirler

Şubat sayısının bir diğer dosyası ise “Filistin için şiirler.” Bu dosyada sekiz şairin şiirleri var: Orkun Elmacıgil, Ali Düz, Murat Sözer, Hakan Kalkan, Fazıl Baş, Ali Akyurt, Mehmet Fatih Çelikkaya ve Mesut Bostan. Şubat sayısında yayımlanan diğer şiirlerin şairleri ise, dergiye iki şiiri ile birlikte katılan Ömer Yalçınova, Parçalı Ham şiirlerinin 35.si olan “İŞTE BÖYLE LALECİM.” şiiriyle Ahmet Güntan, Müberra Güney, Esma Güneş, Mesut Bostan ve Yakup Pekdemir.

Hakan Arslanbenzer, geçtiğimiz aylarda hayatını kaybeden romancı Şerif Benekçi üzerinden biyografik ve samimi bir yazı kaleme almış: “Betül’e, Edibe’ye, Şerif Beye ve babasızlığıma dair.”

Bu sayının hikayecileri ise, ilk defa bir hikayesiyle okuyucunun karşısına çıkan Emine Baykul ile, Farsça’dan tercüme edilen “Kime selam vereyim?” hikayesiyle modern İran edebiyatının ilk kadın hikaye ve roman yazarı Simin Dânişver.

Heves nereye koşuyor?

Fayrapkitap sayfalarında ilk olarak Sadık Koç’un geçtiğimiz aylarda üçüncü şiir kitabını çıkaran İsmail Kılıçarslan’ın Amerika Sen Busun kitabı üzerine kaleme aldığı yazısını görüyoruz. Koç bu yazısında, Kılıçarslan’ın imgecilikle başlayan şiir serüveninin bu kitapla birlikte tamamen neo-epike döndüğünü söylüyor ve kitabı son şiir olan Amerika Sen Busun’dan itibaren tersten okumayı öneriyor.

Derginin genç şair ve yazarlarından Ali Düz ve Murat Sözer ise Heves Şiir-Eleştiri dergisi üzerine yazmışlar: “Heves nereye koşuyor?” Düz ve Sözer, Heves’in gösterdiği arzu ve şevkin okuyucularda bir beklenti oluşturduğunu fakat derginin siyasetindeki belirsizliklerin dergiyi başarısız bir seçkiye dönüştürdüğünü, derginin sorumluluk almaktan kaçtığını vurguluyorlar.

Bu bölümün ilerleyen sayfalarında ise Orkun Elmacıgil’in, Ertem Eğilmez’in yönetmenliğini yaptığı 1973 tarihli bir film olan Canım Kardeşim ve Yunus Bilge Özdemir’in sabık ABD başkanı George W. Bush’a ayakkabı fırlatılması olayı üzerine yazdıkları denemeleri görüyoruz. Özdemir’in yazısında, bu eylemin “bireysel vicdanı lağvederek kamusal vicdana yani hümanizme kapı açtığını” söylediği cümleleri özellikle göze çarpıyor.

Dergi son sayfalarında bugüne kadar yayımlanmış olan 12 sayının dizinini verirken, artık alışıldık hale gelen arka kapak türküsü olarak ise Neşet Ertaş’tan Neyledin Dünya (Aydos)’u sunuyor bizlere.


İÇİNDEKİLER:

> meşrutiyet devri edebiyatı 1

1 kaynak: meşrutiyet (genç şair için bir okuma kılavuzu) | hakan arslanbenzer

5 yahya kemal ile kısa bir muhasebe | mesut bostan

> filistin için

8 toplumun ortasında | orkun elmacıgil

9 ah intikam | ali düz

10 alışılmışın içinde | murat sözer

11 ırak mı sandın filistin’i çanakkale içinde | hakan kalkan

11 müşahhas | fazıl baş

12 orda | ali akyurt

12 orientalism | mehmet fatih çelikkaya

13 durmadan | mesut bostan

> şiirhikaye

14 iki şiir (ömer’in çatılan kaşları, boş gülmüyorum) | ömer yalçınova

16 parçalı ham 35.: işte böyle lalecim (şiir) | ahmet güntan

19 o sırada ben (şiir) | müberra güney

21 tarraka (şiir) | esma güneş

22 fassbinder için biraz anlayış (şiir) | mesut bostan

23 kerim’in bayram şiiridir | yakup pekdemir

24 betül’e, edibe’ye, şerif beye, babasızlığımıza ait | hakan arslanbenzer

27 saat dokuz (hikaye) | emine baykul

31 kime selam vereyim? (hikaye) (farsça’dan çev. turgay şafak) | simin danişver

> fayrapkitap

36 amerika sen busun! ya da neo-epiğe doğru ismail kılıçarslan şiiri | sadık koç

38 çok renkli, az bahaneli, iktidarsız: heves nereye koşuyor? | ali düz & murat sözer

40 canım kardeşim | orkun elmacıgil

42 ‘hepimiz ayakkabı mıyız?’ yahut soğukkanlı bir hayat tarzı olarak çete | yunus bilge özdemir

44 dizin: 1-12. sayılar (eylül 2005-şubat 2009)


İrtibat:
0505 290 5867
0534 960 16 95
mehmetfatihcelikkaya@hotmail.com
http://fayrap.blogspot.com/

2009-01-24

"Fayrap" dergisi

Fayrap'ın yeni sayısı (11.) çıktı. Artık aylık yayımlanmaya başlayacak olan dergi Hakan Arslanbenzer'in 'yenilik hastalığı' başyazısıyla açılırken, Eren Safi, Hakan Kalkan, Ali Akyurt, Murat Küçükçifci, İsmail Kılıçarslan, Ahmet Murat, Esma Güneş, Mehmet Fatih Çelikkaya, Müberra Güney, Ömer Yalçınova, Said Aydın ve Cahit Yıldız'ın şiirleri yer alıyor. Hikayeler Onur Ateş, Betül Benekçi ve Cihan Aktaş'tan. Nihan Kaya ile son romanı 'Disparöni' hakkında Suavi Kemal Yazgıç söyleşirken, Thomas Bernhard, Mahfil, Karagöz ve Murat Üstübal hakkında eleştirel yazılar yer alıyor.İyi okumalar...

Gazi Semerci


İrtibat:

0505 290 5867
0534 960 16 95
mehmetfatihcelikkaya@hotmail.com

2008-09-02

"Fayrap" dergisi


"Fayrap" dergisinin 10. sayısı(Ağustos-Eylül 2008)yayımlandı.

İçindekiler:

hakan arslanbenzer / aleks’in tribüne koşması
ali düz / fenerbahçe şiiri
hakan kalkan / sarsak
murat sözer / yer-liii fener-bah-çee
murat küçükçifci (şiir) / 22.56
ali düz (şiir) / bak
merve burma (şiir) / cinderella virajı
orkun elmacıgil (şiir) / ben hep yol derken…
sadık koç (şiir) / gençliğim eyvah
abdülkadir argıllı (hikaye) / okey dörtlüsü
rabia gülcan (hikaye) / bugün pazar
nurcan toprak (hikaye) / on ikide çeşmede 2: ihsan
murat sözer / iki şiir (tüm bunlar, kız)
ahmethan yılmaz (şiir) / karnaval
hakan arslanbenzer / klişeden saçmalığa
murat güzel / aziz ironi: biçimin metni / özün metni
fazıl baş / klişenin yeri, zamanı
ali akyurt / mutlaklaştırmaya karşı
esin pervane / vatan yahut muhayyile
enis akın (mektup) / sevgili orhan veli kanık
suavi kemal yazgıç / seni dinleyen biri