muhafazakar düşünce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
muhafazakar düşünce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2014-01-05

"Muhafazakâr Düşünce" Dergisinde


Geçen sayımızla başladığımız “Türkiye’de Muhafazakâr Düşünceyi Etkile­yen İsimler”  dosya konusuna bu sayıda devam ediyoruz. Öncelikle, gerek yüzyüze tebriklerini ileten gerekse, telefonla, maille bizlere ulaşan tüm Mu­hafazakâr Düşünce Dergisi okurlarına gösterdikleri yoğun ilgiden dolayı te­şekkür ediyoruz. 37. sayımıza sizlerden gelen olumlu tepkiler, tarihe not dü­şen arşivlik bir sayı hazırlama konusunda motivasyonumuzu artırdı ve biz­lere yaptığımız işin önemini tekrar hatırlattı.
Bu sayıda Said-i Nursî, Sezai Karakoç, Samiha Ayverdi, Halide Edip Adıvar, Fuat Köprülü ve Mustafa Şekip Tunç isimleriyle devam ediyoruz yolculuğumuza…
Ahmet Yıldız tarafından “İslamın Muhafazakâr Görünümünden Muha­fazakârlığın İslami Bakiyesine Bediüzzaman, Nurculuk Ve Muhafazakârlık” başlığıyla incelenen Said-i Nursî Osmanlı’dan Cumhuriyete geçiş döneminin öne çıkan dini figürlerindendir. Yıldız, Said-i Nursi’yi Muhafazakârlığın ya­kınında ve uzağında olmak üzere iki farklı cepheden de okumanın mümkün olduğunu iddia etmektedir.  Ancak dine yaptığı vurgu, alfabe değişikliği, medreselerin kaldırılması, ders kitaplarında ve diğer tüm kamusal ortam ve araçlarda İslam’ın iman esaslarına savaş açılmasına karşı süreklilik vurgusu içinde mücadele etmesi, değişimi sürekliliğin aracı olarak telakki eden mu­hafazakâr tutuma yakın bir duruşun ifadesidir. Said-i Nursi’nin ferdiyeti önemsemekle birlikte, “zamanın cemaat zamanı olduğunu” belirtmesi, fer­din dahi olmasının bile bu durumu değiştirmeyeceği şeklindeki görüşleri de muhafazakâr çizgi ile uyumludur. 
M. İnanç Özekmekçi ve Ayşegül Komşuoğlu tarafından ele alınan Sa­miha Ayverdi “Geçmişi Hatırlayarak Hatırlatma” başlığı ile incelenmekte­dir. Ayverdi’nin eserlerinde, Türkiye muhafazakârlığının gelenek, tarih, bi­rey, toplum, aile, eğitim, din ve devlet olarak özetlenebilecek temel yazın alanlarının tümünde, yaşadığı dönemde gerçekleşen hızlı değişime bir alter­natif gösterdiği görülmektedir. Gökhan Çetinsaya;  Samiha Ayverdi’nin temsilcilerinden olduğunu söylediği muhafazakâr ekolün ortak özelliklerini “Tanzimat ve Batılılaşma karşıtlığı, Abdülhamit taraftarlığı ve ittihatçı düş­manlığı, tasavvuf bağlılığı ve sevgisi, komünizm, siyonizm ve masonluk karşıtlığı” olarak özetlemektedir. Ayverdi’nin Osmanlı-Türk motiflerine da­yanan ve farklı bir modernite uygulaması öneren yazıları muhafazakâr du­ruşlarına seçkin bir kök arayan birçok farklı isme esin kaynağı olmuştur.
Sezai Karakoç’u ikinci yeni şairleri arasındaki yeri ile birlikte değerlendi­ren çalışmasında Olgun Gündüz, Karakoç’u geleneğin yeni formlar içinde güncele taşınması ve takip edilmesi açısından önemli bir imkân olarak ta­nımlamaktadır. Gündüz’e göre Sezai Karakoç, şiirini gelenek üzerinden inşa etmiş, İkinci Yeni içinde, şiirinin biçim özelliklerinde değişikliğe gitse de gelenekle tematik bağını sürdürmüştür. Karakoç şiirinin merkezinde yer alan diriliş teması her koşulda bireyi ve toplumu salâhata erdirecek bir gü­cün varlığını kendi geleneği içinde bulabileceğine işaret etmesi bakımından önem taşımaktadır.
Fuat Köprülü’nün Muhafazakâr Ulusal Tarih Tezi Kurgusu” başlığıyla Yalın Alpay tarafından ele alınan Fuat Köprülü, eserleriyle Türk Milliyetçili­ğinde önemli bir yere sahiptir. Alpay’a göre Köprülü’nün Türklerin Batı’nın çizdiği uygarlık yaratamayan, sorundan başka bir şey üretemeyen bir top­lum olduğuna karşı çıkışı ise devrimci radikal Batıcı Kemalist tarih tezinden farklı bir şekilde evrimci muhafazakâr bir tarih tezi aracılığıyla olmuştur. Köprülü Orta Asya ile İran ve daha sonra da İran ile Anadolu arasında ulu­sal Türk kültürünün bozulmadan muhafaza edilerek transfer olduğunu savlamaktadır. Alpay’a göre Köprülü’nün muhafazakârlığı, yalnızca Ziya Gökalp’in medeniyet-hars ayrımı bağlamında, onun bu ikiliden hars’ı muha­faza etmeye çalışması olarak kalmadı. Köprülü, bu harsı, yani kültürü, bu­günden, yani modern çağdan bakarak geçmişte yeniden kurmuştu. Böylece Köprülü’nün muhafazakârlığındaki önemli noktalardan biri, Doğu’yu, Batı yöntemleriyle yeniden yapılandırması olmuştur.
Yakup Yıldız tarafından ele alınan Mustafa Şekip Tunç Cumhuriyet mo­dernliği açısından Bergson felsefesini yaratıcı ve özgün bir kaynak olarak görmekte ve bu felsefenin temel kavramlarını siyasallaştırmaktan ziyade “bir kültür görüşü” olarak Türk modernliği ile uzlaştırmaya çalışmaktadır. Tunç, Türkiye’de muhafazakâr düşüncenin teorik çerçevesini belirleyen dü­şünürlerden biri olmasına rağmen, 1950’li yılların ortalarına kadar kendisini “muhafazakâr” olarak tanımlamaktan özellikle kaçınır; her şeyi toptan de­ğiştirmeyi hedefleyen devrimcilikten uzaklaşır, geçmişi bütünüyle benim­semek gerektiğini savunan salt gelenekçi tutumu eleştirerek muhafazakârlı­ğın bu türünden kendisini ayrıştırır. Bu iki yaklaşım dışında onun tercihi “şuurlu bir muhafazakârlık”tır. Bu kavramsallaştırma devrimcilik ve anane­cilik dışında, kontrollü, gelişmeye açık bir düşüncedir. Tunç bu kavramla kendisini Tek Parti yönetiminin tek tipçi tutumu ve sadece geçmişte yaşayan ananecilerden ayrıştırdığı gibi muhafazakâr bir tutumla ortaya çıkan “şuur­suz” dini reaksiyonların tehlikesine işaret eder.

Mehtap Tanar tarafından “Kültür- Medeniyet İkilemi Üzerinden Halide Edip’in Düşüncesinde Muhafazakârlık” başlığıyla ele alınan Halide Edip Adıvar Cumhuriyet tarihinin önemli kadın aktivistlerindendir.  Tanar’a göre olan Halide Edip’in yaptığı çalışmalar da kültür- medeniyet ikilemi ekse­ninde olmuştur. Batılı tarzda aldığı eğitim ve yetiştiği geleneksel Osmanlı ailesinin Halide Edip’in düşüncesindeki ikiliğin oluşmasında önemli bir rol oynamıştır. Ayrıca yakın arkadaşı Ziya Gökalp’in bu konudaki düşünceleri de Halide Edip’i oldukça etkilemiştir. Halide Edip, yazdığı romanlar ya da yaptığı diğer çalışmalarda, bir taraftan bilimsel yönden modernleşmeyi sa­vunurken diğer taraftan sosyo-kültürel özün muhafaza edilmesi gerektiğini belirtir. Halide Edip, Türk düşünce tarihinde muhafazakâr, Batıcı, liberal, Türkçü, İslamcı, feminist, mandacı gibi çeşitli sıfatlarla tanımlansa ya da çok çeşitli düşünce akımının içinde gösterilse de bunlardan herhangi birinin içine tam olarak oturtmak mümkün değildir ancak muhafazakâr olarak ni­telendirmek de yanlış bir tespit olmayacaktır.


Bu Sayıda
1             Muhafazakâr Düşünce’den
Muhafazakâr Düşünceyi Etkileyen Düşünürler Üzerine II
5              Ahmet YILDIZ – İslam’ın Muhafazakâr Görünümünden Muhafazakârlığın İslami Bakiyesine Bedîüzzaman, Nurculuk ve Muhafazakârlık
35            M. İnanç ÖZEKMEKÇİ – Ayşegül KOMŞUOĞLU – Geçmişi Hatırlayarak Hatırlatma: Samiha Ayverdi
53            Olgun GÜNDÜZ – İkinci Yeni Şiiri İçinde Geleneği Sürdüren Şair:  Sezai Karakoç
83            Yalın ALPAY – Fuat Köprülü’nün Muhafazakâr Ulusal Tarih Tezi Kurgusu
127          Yakup YILDIZ – Mustafa Şekip Tunç’un Türk Muhafazakâr Düşüncesine Etkisi
161          Mehtap TANAR – Kültür Medeniyet İkilemi Üzerinden Halide Edip’in Düşüncesinde Muhafazakârlık
Derkenar
181          Hakan KÖNİ – İshak TORUN – Muhafazakârlık Olgusu ve Amerika-Türkiye Örneklerinde Dini Muhafazakârlık
211          Sevgi ÇALIŞIR ZENCİ – Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretiminde Karşılaşılan Sorunlar  
219          İngilizce Özetler (Abstracts)

2013-11-27

Muhafazakâr Düşünce Dergisi

























 Tanımlanmasındaki çeşitliliğe ek olarak farklı boyutlarıyla siyasal, kültürel alanın önemli gündem maddelerinden olan muhafazakârlık bugüne kadar çok farklı platformlarda, farklı açılardan değerlendirildi.  Ortaya çıkışı ve devamı açısından Avrupa örneklerinden farklı olan Türkiye’de Muhafazakârlık ço­ğunlukla farklı düşüncelerin etkisiyle şekillenme, farklı isimler ve eserler ile siyaset ve kültür dünyasında yer bulmaktadır.

 Muhafazakâr Düşünce Dergisi olarak biz de 10. Yılımızda Türkiye’de Muhafazakârlığa dair literatürü toparlamış olmak gayesiyle muhafazakârlık olgusunu düşünürler üzerinden ele almaya gayret ettik. Böyle bir gayretin birçok zorluğu içinde barındırmakta olduğunun farkında olarak başladık çalışmalarımıza. Çünkü Türkiye’de Muhafazakâr Düşünceyi etkileyen isim­ler başlığıyla ele alacağımız düşünürler çok boyutlu ve şimdiye kadar pek çok çalışmaya konu olmuş isimlerdi.  Bizler bu isimleri muhafazakâr pence­reden inceleyecektik ve bu da okuyucularımızı söz konusu isimleri muhafa­zakâr olarak nitelendirdiğimiz gibi yanlış bir düşünceye sevkedebilirdi. Bu süreçte Cemil Meriç’in “izm’ler düşünce dünyamıza vurulmuş prangalar­dır” sözü sürekli hatırımıza geldi. Odaklandığımız isimlerin hiçbirini kendi­sini tanımladığından farklı bir kategoriye indirgemeden ama piyasada dola­şan fikirlerinin de etkilediği kültürel atmosferi tanımlamak gerektiğinden dolayı ciddi beyin fırtınaları yaptık arkadaşlarımızla birlikte.
Bahsettiğimiz fikir mesaisi neticesinde belirlediğimiz 26 düşünür üzerin­den Türkiye’de Muhafazakâr düşünceyi etkileyen düşünürleri incelemeye başlıyoruz ve önümüzdeki 2 sayı boyunca incelemeye devam edeceğiz. Bu sayıda ilk 8 isimle karşınızdayız.
Bu çalışmada Sabri Fehmi Ülgener, Yahya Kemal, Said Halim Paşa, Fatma Aliye, Tarık Buğra, Nurettin Topçu, İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu ve Ziya Gökalp isimlerini ele alıyoruz.
Murat Yılmaz tarafından incelenen Sabri Ülgener Osmanlı Devleti’nin son yıllarına tanıklık etmiş, ailesi nedeniyle hem Batılı hem de geleneksel değerlere vakıf olacağı bir eğitim süreci yaşayan ve Türk Düşünce tarihinin önemli isimlerinden biridir.  Ahlâk, zihniyet ve İslâm iktisat siyaseti sorun­larıyla yakından ilgilenen Ülgener eserlerinde toplumsal dönüşüm ve ikti­sadi gelişme sürecinde maddi unsurların yanı sıra manevi-kültürel unsurla­rın rolüne vurgu yapmıştır. Ülgener’in çalışmaları manevi değerleri vurgu­layan boyutuyla bugünlere de ışık tutmaktadır. Ülgener'e göre iktisadî ge­lişme, her yerde ve her toplumda iktisadî olmayan, dinî, estetik, kültürel ve sosyal değerler gibi unsurlarla ilişkilidir. Dünyada ve 1960'dan sonra da Türkiye'de yaygınlaşan izmler, ideolojiler ve sistemler tartışmasıyla yakın­dan ilgilenen Ülgener Türkiye’deki muhafazakârlığa iktisat ve ahlak gibi alanlarda yaptığı çalışmalarla etki etmiştir.
Fatih Yalçın tarafından Modern Bir Muhafazakâr başlığıyla ele alınan Yahya Kemal muhafazakâr düşüncenin en önemli temsilcilerinden biridir. Ercan Yıldırım tarafından özel hissiyatında İslâm, kamusal yaşamda seküler; fikriyatta iddialı, yaşamında kariyerist, benliğinde mücahit, varoluşunda uyumlu biri olarak tanımlanan Yahya Kemal eskinin, geleneğin yok sayıl­dığı, topyekûn bir bütün olarak reddi mirasa uğradığı bir dönemde fikri ve edebi referansını gelenekten alam bir çizgide hareket etmiştir.  Zamanı sü­rekli devam eden bir bütün olarak kabul eden Yahya Kemal’in düşünce dünyasında, geçmişten bugüne kalan iyi, güzel ve doğruların toplamını ifade eden “gelenek”, kurucu bir değere sahiptir. Yalçın’a göre Yahya Kemal Kemal özgüven kaybına uğramış bir kitleye fetih günlerini, köklerini hatır­latma ve radikal kopuşlar yaşanan bir modernleşmeye içeriden, tarih ile bağ kurma misyonu üstlenmiştir. Burke’ün Fransız devrimcilerine yaptığı uya­rıyı Yahya Kemal Türk devrimcilerine yapmıştır.
Cevat Özyurt tarafından ele alınan Said Halim Paşa muhafazakâr-re­formcu İslamcılığın oluşumu teması altında incelenmiştir.  İslamcı düşünce­nin önemli isimlerinden olan ve batılılaşma meselesine bir problem olarak bakan Said Halim İslam’ın hayatın her anını kuşatan kurallarının yeni bir düzen inşası için elzem görmektedir. Özyurt’ a göre Said Halim Paşa toplu­mun İslâm medeniyetine bağlı kalarak ve Batı medeniyetinden faydalanarak tekâmülünün (modernleşmesinin) mümkün olduğu tezini savunmakla, Tür­kiye’de Genç Osmanlılarla başlayan “muhafazakâr reformcu” düşüncenin önemli halkalarından biri haline gelişmiştir.
Muhafazakâr Müslüman bir portre çerçevesinde Firdevs Yumuşak tarafın­dan ele alınan Fatma Aliye Türkiye’de muhafazakârlığa önemli etki­leri olmuş bir isimdir. Fatma Aliye Hanım gerek toplumsal etkinlikleriyle ge­rek yazdıklarıyla özellikle kadınların eğitilmesi ve aydınlatılması için uğraş vermiş, edebiyat, sosyoloji, eğitim, kadın çalışmaları alanındaki çalışmala­rıyla Osmanlı-Türk modernleşmesi sürecinde öne çıkan isimlerdendir. Eserlerinde kadını merkeze alan ancak Avrupa merkezli feminist akımdan da uzak olan Fatma Aliye’nin bu duruşu Firdevs Canbaz Yumuşak tarafın­dan muhafazakâr Müslüman bir tavır olarak değerlendirilmektedir. Aileyi çok önemli bir noktada konumlandıran Fatma Aliye bu tutumuyla da muha­fazakâr pozisyonunu devam ettirmektedir.
Hüseyin Çil tarafından incelenen Tarık Buğra Türk Edebiyatındaki yeri kadar Türkiye’deki muhafazakâr düşünce içindeki yeriyle de önemli dü­şünce adamlarından birisidir. Çil, çalışmasında Buğra’nın romanlarına mu­hafazakâr düşüncenin ne şekilde ve ne ölçüde yansıdığını ortaya koymaya çalışmaktadır. Çil’e göre toplumsallaşma sürecinde Cumhuriyet’in izlerini taşıyan bir yazar olarak Buğra, romanlarında güç kaybeden bir zihin dünya­sının tepkilerinden çok halin içinde yaşayan ama geleneksel yaklaşımlar sergileyen bir portre çizmektedir.
Mahmut Akın ve Ertuğrul Meşe tarafından ele alınan Nurettin Topçu muhafazakârlığa/muhafazakârlara eleştirel bakışıyla ele alınmıştır. Anadolu ruhunun köklerinden beslenen bir Rönesans peşinde olan Topçu, 20. Yüzyıl Türk düşünce tarihinin önemli isimlerindendir. Çok yönlü bir entelektüel olan Topçu’nun muhafazakârlık kalıbına sokulması zor olsa da Türkiye’deki muhafazakârlara adeta hocalık yaptığı söylenebilir. Muhafazakâr kesimin kendi köklerinden yeterince beslenemediğini ve yaşanan değişimler karşı­sında inançta, düşüncede ve pratikte tam anlamıyla bir ahlak erozyonuna tâbi olduğunu da ısrarla vurgulayan Topçu aynı kesimin bu köksüzleşmenin ve erozyonun başından itibaren sorumlusu olduğunu da söylemekten çe­kinmemiştir.  Muhafazakâr dünyanın içinde bulunan kültürel, iktisadî, si­yasî ve ahlakî çelişkileri göstermesi açısından Topçu bu sayımızda önemli bir noktayı temsil etmektedir.
Ufuk Özcan tarafından kaleme alınan İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu gerek yaşamı gerekse eserleri itibariyle oldukça ilgi çekici bir şahsiyettir. Os­manlı’nın son dönemine -gerek II. Abdülhamid gerekse II. Meşrutiyet dö­nemine- ve Cumhuriyetin hem Tek Partili hem de Çok Partili yıllarına ta­nıklık etmiş Baltacıoğlu pedagoji, felsefe, psikoloji, kültür-sanat ve sosyoloji alanlarında çalışmalar yapmıştır. Özcan’a göre Baltacıoğlu’nun bilimsel ve sanatsal faaliyetlerini Türkiye’nin modernleşme pratikleri çerçevesinde ele aldığımızda, geleneksel ile modern olan arasında bir denge kurmaktan çok, modernlik lehine geleneği dönüştürme çabası içinde olduğu sonucuna ula­şılabilir. Türkiye’de modernleşme/Batılılaşma çabalarının “gelenek” ile bağ­daştırılmasına kendine özgü bir yöntemle çaba göstermiştir. Yönteminin esasında eklektik/sentezci bir bakış açısı yer alan ve bundan dolayı birbirin­den farklı seçmeci okumalar onu oldukça farklı yerlerde konumlandırabil­mektedir.
Ahmet Faruk Kılıç tarafından oldukça iddialı bir şekilde özgün bir muha­fazakâr olarak nitelenen Ziya Gökalp Türk Siyasal hayatının önemli figürle­rindendir. Sosyolog kimliği, siyasal kimliği, milliyetçi ideolojiye etkileri onu farklı alanların inceleme konusu haline getirmiştir.  Kılıç, toplum anlayışının temelinde “kültür” kavramı olan Gökalp’in sırf bu kültür vurgusu nedeniyle bile muhafazakâr olarak nitelenebileceğini belirtmektedir. Gökalp’in top­lumu; bir hiyerarşi içinde işleyen, değerler armonisi olarak gördüğünü be­lirten Kılıç bu fikrin de ” muhafazakâr Gökalp’in” yapıtaşlarından olduğunu belirtmektedir.
Muhafazakâr Düşünceyi etkileyen düşünürleri gelecek sayımızda incelemeye devam edeceğiz. Yeni sayımızda buluşmak dileğiyle…


Serhat Buhari Baytekin

2013-09-25

"Muhafazakâr Düşünce" Dergisi "Değerler" Özel Sayısı



   Son yıllarda hem ülkemiz de hem de uluslararası entelektüel dünyada de­ğerlerle ilgili çalışmalara ilgi giderek artmıştır. Çağımızın “hoşgörü”, “öteki”, “savaş”, “barış, “özgürlük” gibi temel problemlerini göz önüne alır­sak “Değerler”in bu yükselişi tesadüfü olmasa gerek. Aydınlanmayla bir­likte başlayan “değerler”in değersizleştirilmesi anlayışı, hem bireysel olarak hem de toplumsal olarak beklenmedik olumsuz sonuçlar doğurdu. Aydın­lanmanın “akıl”ın güvencesinde kurmaya çalıştığı modern toplum, temel değer olarak meşrulaştırdığı “bilim”i, bütün değerlerin mihenk taşı olarak görüp sanattan dine kadar bütün alanları bu mihenk taşının sıkıdenetimine tabi tuttu. Bu meşrulaştırmanın aracı ve atölyesi de modern eğitim sistemi oldu. Bugün bunun sıkıntılarını her alanda derinden hissetmekteyiz. De­ğerlerin boşa çıkartılması yalnızca felsefede derin krizlere yol açmakla kal­madı, toplumda da telafisi pek de kolay olmayacak sonuçlara yol açtı. Değer kavramı “Nasıl bir dünyada yaşamalıyız?” sorusuyla doğrudan ilgilidir. Bugün bu soruyu sormanın zamanı gelmiş ve geçmek üzeredir.
Muhafazakâr Düşünce Dergisi değerlerle ilgili çalışmalara katkı yapmak amacıyla bu sayısında konuyu geniş bir alanda tartışmaya açmıştır.
Sadık Türker “Malumat – Bilgi Ayrımı ve Bilginin Teşhisi” başlıklı ma­kalesinde malumat (information) ve bilgi (knowledge) arasındaki ayrımı fel­sefi bir açıdan ele almakta ve bilginin epistemik karakterine dikkat çekmek­tedir. Malumatın salt hafızanın (hatırlamanın) konusu olduğunu fakat bilgi­nin bunun ilerisinde şu özelliklere sahip olduğunu tartışmaktadır; yanlışla­yıcı ya da doğrulayıcı olma, şüphe içerme, soru sorma ya da sorun oluş­turma, kavramsal ayrım ya da kavramsallaştırma yapma, herhangi bir ma­lumatı bilgiye dönüştürecek biçimde yeniden ifade etme.
Hakan Gündoğdu “Evrimci Etiğin Sorunları ve Antony Flew” başlıklı makalesinde Antony Flew’in evrimci etiğe ilişkin eleştirel değerlendirmeleri üzerinde durmaktadır. Makalede ele alınan bazı temel sorular şunlardır: Ev­rimci etik Doğalcı/Tabiatçı Yanlış’a düşüyor mu?, Mutlak bir ilerlemeci ge­lişme yasası gerçekten var mı?, Böyle bir yasa gerçekten var olsa bile o insa­nın ahlaki özgürlüğüyle çelişmez mi? İlerleme yasası, ahlaki iyi için bir ölçüt verebilir mi?, “Doğa yasası”, “en uyumlu olanın hayatta kalması”, “doğal seçilim” gibi ifadeler yanlış mı anlaşılıyor? Sadece hayatta kalmak ahlaken tek başına istenebilir bir şey midir? Aygün Akyol “İslam Ahlak Felsefesinde Değerler Eğitimi” başlıklı makalesinde İslam filozofu İbn Miskeveyh açısın­dan değer eğitiminin özellikle aile bağlamında önemi üzerinde durmaktadır. Fikri Gül “Bir Değer Olarak İnsan Hakları ve İnsan Hakları Bilincinin Gelişi­minde Demokrasinin Rolü” adlı makalesinde insan hakları bilincinin gelişme­sinin demokrasi bilincinin gelişmesiyle paralel olduğunu ele almaktadır.
Ömer Faik Anlı “Bilim Sosyolojisi Bağlamında Bilimin Dışsal Belirleyen­leri Olarak Değerler” başlıklı makalesinde Robert Merton’un ve Paul Feye­rabend’in sosyal bir fenomen olarak bilimsel bilgiye ve bilime felsefi-sosyo­lojik yaklaşımlarını incelemektedir. Anlı, Merton’un, bilim ethosu’nda te­mellenen bilimin özerkliğinin, özgür toplum ve ilerleme için anahtar ko­numda olduğu görüşüne karşı Feyerabend’ın çoğulcu, özgür toplumun, ge­leneklerden ve ideolojilerden korunduğu gibi bilim tarafından çok fazla et­kilenmekten de korunması gerektiği görüşünü tartışır.
Nazmi Avcı “Hilmi Ziya Ülken’de Muhafazakârlığın Temeli: Bilgi ve De­ğer” başlıklı makalesinde Hilmi Ziya Ülken’in muhafazakârlık tiplemesinde Yunus Emre’yi nasıl bir örnek insan olarak gördüğü incelenmektedir. Yunus Emre’nin “hoşgörü meziyetli değer” anlayışı, onun dinlerde ortak olanı, in­saniyi bulup görünüşü ve gösterişi aşmasını ve evrensel bir kişilik olmasını sağladığı ayrıca, dini, değerlerle bütünleştirerek insanlık ve doğruluk olarak yaşadığı ele alınmaktadır.
Murat Satıcı “Modernleşme-Değerler Sorunu ve Sinemamıza Yansıması” başlıklı makalesinde Türkiye’de modernleşmenin algılanış tarzının toplum­sal, kültürel ve sosyo-ekonomik açıdan yeni modern değerler ile geleneksel eski değerler arasında bir çatışma alanı doğurduğunu ileri sürülmekte ve bu çatışmanın Türk sinemasındaki örneklerini ele almaktadır. Vefa Taşdelen “Varoluşun Anlamı Sorunu” makalesinde insanın en temel sorusunun felsefi anlamda varoluşumuzun anlamı sorusu olduğunu ele almakta ve bu soruya verilen cevapları geniş bir bağlamda tartışmaktadır. Sorunun hâlihazır bir ce­vabının olmadığını, aslında bu cevabı bulma serüveninin benliğimizi oluş­turması bakımından önemli olduğunu ileri sürmektedir.

Muhafazakâr Düşünce Dergisi’nin Değerler sayısına makaleleriyle katkı veren kıymetli yazarlara ve derginin hazırlanmasında büyük emeklerinden ötürü S.Ertan Tağman’a teşekkür ediyoruz.   

2012-05-23

'Muhafazakâr Düşünce’ dergisinde 'Aile' dosyası

Sayı:31, Ocak-Şubat-Mart 2012

“Aile beşerî toplumun ve yönetimin nihaî temeli, özgür bir toplumun hakikî dayanağı olan toplumsal bir kurumdur.” Thomas Fleming

Tarihsel bir sürekliliği olan aile günümüze kadar toplum içinde çeşitli görev-ler yüklenmiş en önemli toplumsal kurumdur. Aile kurumunun biyolojik, psiko-lojik, ekonomik, sosyolojik, dini ve eğitimsel işlevinin yanında değerlerin gele-cek kuşaklara aktarılmasını sağlayan işlevleri de mevcuttur. Son on yıllarda mo-dernizmin atomize bireyinin meydan okumalarına maruz kalan aile hala bireyin eksikliklerini telafi ettiği maddi ve manevî ihtiyaçlarını meşru bir şekilde karşı-ladığı, saygı, sevgi ve bağlılık hislerini geliştirdiği sağlıklı bir toplumun en temel kurumudur.

Toplumun temel kurumu olan aile aynı zamanda diğer sosyal ku-rumlar için de bir modeli ifade eder. Birey toplumsal eğitimin en eski ve en ba-şarılı okulu olan ailede kimlik kazanır. Bu kimlik ile birey toplumda sosyalleşir ve ailede edindiği değerler ile topluma katılır. Aile toplumsal hafızanın bireye aktarılmasını sağlayarak medeniyetin de taşıyıcısı olur.

Aile konusunda Batı’da ciddi anlamda araştırmalar yapılırken ülkemizde bu konuda fazla çalışmanın olmaması Aile özel dosya sayımızın bir süre ertelenme-sine de neden olmuştur. Özellikle sosyoloji bölümlerinde aile konusunda çok ciddi araştırmalarının olmaması eleştiri konusu yapılmalıdır. Bu konudaki aka-demik çalışmaların yetersizliği aynı zamanda diğer sosyal bilimlerin bu alanda yönelmesini de engelleyen bir faktör olarak belirmiştir. Buna rağmen Muhafaza-kâr Düşünce Dergisi bu alandaki tartışmalara ve çalışmalara katkı sağlamak amacıyla bu sayısında geleneğin taşıyıcısı ve medeniyetin temel kurumu olan “aile”yi tüm boyutları ile incelemiş ve literatüre katkı yapacak önemli makaleleri okuyucunun beğenisine sunmuştur.

Bu sayımızda Mahmut Akın “Türkiye’de Muhafazakârlığın Direnme Kuru-mu Olarak Aile” adlı makalesinde ailenin neden toplumun düzenini sağlayan en önemli kurum olduğuna cevap aramakla başlayıp “çocuk kimindir?” sorusu ile çocuğun geleceğini belirleme konusunda aile ile devlet arasındaki gerilimi orta-ya koymaktadır. Özellikle ulus devletin çocuğu ailesinden ayrı olarak kodlama isteği bu gerilimin ana nedeni olmaya devam etmektedir. Nitekim modernleşme sürecimiz ile birlikte Batı’daki kadar sert olmasa bile Türkiye’de de devlet ve aile karşı çocuğun alacağı eğitim konusunda yakın dönemde karşıya gelmiştir. F. Beylü Dikeçligil’in “Aileye Dair Kabullerin Ezber Bozumu” makalesi, bize aile konusundaki varsayımları tekrar sorgulatmaktadır. “Birer sosyolojik ‘genel kav-ram’ olan çekirdek ve geniş aile ideolojilerin veya dünya görüşlerinin çekişme nesnesi olmaktan nasıl kurtulabilir?” gibi çarpıcı soruların çözümüne ancak bü-tüncü paradigma ile ulaşılabileceğini dile getiren Dikeçligil’e göre birbiri içine yuvarlanmış olan olguların bilimsel bilgisine dikotomatik mantık ve neden-sonuç zinciri ile ulaşmak mümkün değildir. Gamze Akşan tarafından tercüme edilen Frank F. Furstanberg ve Sarah Kaplan’ın “Sosyal Sermaye ve Aile” maka-lesi ise aile, komşuluk, din gibi başat sosyal kurumların zayıflamasına dikkati çekmekte bunun da sosyal çözülme tehlikesini neden olacağı konusunda uyarı-larda bulunmaktadır.

Özelikle aile içindeki bağların zayıflaması ebeveynlerin toplumsal kurumlar ile daha az ilişki içinde bulunması yani aile temelli sosyal sermayenin günümüz çocukları için daha az kullanışlı hale gelmesi yazarların üzerinde durduğu temel sorunsaldır. Tercümesi Zehni Özmen tarafından yapı-lan Eugene Litwak’ın “Mesleki Hareketlilik ve Geniş Aile Birliği” makalesi ise Talcott Parsons tarafından ileri sürülen sanayileşmiş modern demokratik toplum ile geniş aile yapısının ilişkileri arasında temel uyumsuzluk tezini ele almış ve mesleki hareketlilik olgusu ile geniş aile ilişkileri arasındaki bağlantılar ampirik bir çalışma verileri çerçevesinde ortaya koymayı amaçlamıştır.

Berivan Vargün ve Üzeyir Tekin’in ülkemizin önemli sorunlarından birisi olan töre ve namus cinayetleri üzerine hazırladıkları “Aile Kurumu Çerçevesin-de Töre ve Namus Cinayetleri makalelerinde “aile kurumu” esasında ülkemizde bir şiddet türü olarak işlenen cinayetler incelenmiştir. Bu vakalara yönelik bakış açıların neler olduğu ve hangi sosyal dinamiklerin bu şiddet türünü tetiklediğini inceleyen çalışmaları ile akademiye yapmış oldukları katkı dikkat çekicidir. Ab-durrahman Kurt “Osmanlı Aile Yapısı” makalesi ile Osmanlı dönemi ailesini in-celeyerek akraba ilişkilerinin yoğunluğu taaddüd-i zevat, evlatlık, köle, cariyele-rin varlığı açısından geniş aile olmakla birlikte aynı çatı altında bulunan aile üyelerinin azlığı açısından Osmanlı ailesinin küçük hatta çekirdek aile olduğu iddiasında bulunmaktadır.

Edebiyatımızda aile konusu başlığı altında Ömer Torlak’ın “Modernleşme Kurgusu Olarak Ailenin Türk Romanına Yansıması”, Firdevs Canbaz Yumu-şak’ın “Osmanlıdan Cumhuriyete Türk Romanında Aile Kurumu ve Ütopik Romanlarımızda Aile” ve Ferda Atlı’nın “Aile Kavramının Ağaoğlu Romanla-rındaki Akisleri” makaleleri ise edebiyatımızda özellikle romanlarımızda ailenin ele alınış biçimi incelenmiştir. Bu sayımızın derkenar bölümündeki makale ise Fatih Ertugay ait. “Potestas ve Populus Arasındaki Mesafe Daralırken Auctori-tas’ı Yeniden Ele Almak” adlı makalesinde Ertugay populus(halk) ve potes-tas(iktidar) arasındaki ilişkilerin yeniden tanımlamaya ihtiyaç duyulduğunu, değişen bu ilişkilerin de auctoritas’ta anlam kaymasına sebep olduğunu iddia etmektedir.

Muhafazakâr Düşünce Dergisinin 31. sayısı olan “Aile” dosyası kıymetli akademisyenlerimizin değerli çalışmalarının tümünde özgün ve yeni tartışmala-rı içeren ufuk açıcı yaklaşımlara şahit olacaksınız.


İçindekiler:


Muhafazakâr Düşünce’den
Teorik Olarak Aile
Mahmut H. AKIN - Türkiye’de Muhafazakârlığın Direnme Odağı Olarak Aile
F. Beylü DİKEÇLİGİL - Aileye Dair Kabullerin Ezber Bozumu
Frank F. FURSTENBERG - Sarah KAPLAN - Sosyal Sermaye ve Aile
Eugene LITWAK - Mesleki Hareketlilik ve Geniş Aile Birliği
Türkiye’de Aile Pratiği
Berivan VARGÜN - Üzeyir TEKİN - Aile Kurumu Çerçevesinde Töre Ve Na-mus Cinayetleri
Osmanlı’da Aile
Abdurrahman KURT - Osmanlı Aile Yapısı
Edebiyatımızda Aile
Ömer TORLAK - Modernleşme Kurgusu Olarak Ailenin Türk Romanına Yan-sıması
Firdevs CANBAZ YUMUŞAK - Osmanlıdan Cumhuriyete Türk Romanında Aile Kurumu ve Ütopik Romanlarımızda Aile
Ferda ATLI - Aile Kavramının Ağaoğlu Romanlarındaki Akisleri
Derkenar
Fatih ERTUGAY - Potestas ve Populus Arasındaki Mesafe Daralırken Auctocritas’ı Yeniden Ele Almak



İrtibat:

Bayındır 1 Sok. No:15/19
Kızılay - Çankaya
Ankara
0 312 431 21 55
www.muhafazakar.com
dergi@muhafazakar.com