kuşluk vakti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kuşluk vakti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2010-07-08

'Kuşluk Vakti' baba özel sayısı

Yayın yaşamını Manisa’da sürdüren Kuşluk Vakti edebiyat dergisi, haziran sayısını (sayı 23) baba özel sayısı olarak yayımladı. Dergide yayımlanan şiir ve yazıların tamamı baba ile ilgili. Ali Büyükçapar ve Mustafa Oğuz şiirleriyle; Yıldız Ramazanoğlu, Melek Altun, Sibel Eraslan, Cihan Aktaş, Âdem Turan, İbrahim Eryiğit, Yunus Develi, Mehmet Özcan, Tayyib Atmaca, Salih Güzel, Şemsettin Yapar, Recep Şükrü Güngör, Muhsine Arzu ve Aliye Akan yazılarıyla dergide yer alan isimler.

Kuşluk Vakti’nin “baba özel sayısı” Âdem Turan ve Mustafa Oğuz’un editörlüğünde yayına hazırlandı.

Bu sayıda

Ali Büyükçapar – Güneşin Gözü

Mustafa Oğuz – Güneş Mersiyesi

Yıldız Ramazanoğlu – Lise Bire Giden Kızın Babası

Melek Altun – Babalar ve Kızları

Sibel Eraslan – Babamın Gözleri…

Cihan Aktaş – Babam, İlk Kahramanım

Âdem Turan Herkesin Ali Babası

İbrahim Eryiğit – En Güvenli Liman: Baba Yüreği

Yunus Develi – Babalık Zor Zenaat

Mehmet Özcan – Babamın Hakkı

Tayyib Atmaca – Baba, Baba Olunca Söz Ne Kadar Uzuyor

Salih Güzel – Sırlı Yol

Şemsettin Yapar – Lafı Mecazından Almak

Recep Şükrü Güngör – Babamın Defteri

Muhsine Arzu – Mazi Kalbimde Yaradır

Aliye Akan – Ulu Dağ Babam

2009-06-02

"Kuşluk Vakti" dergisi


"Kuşluk Vakti" dergisi, haziran sayısının içeriği:

Şiir:
* Mustafa Oğuz / İç Konuşmalar 2
* Salih Güzel / Gelgitlerin Dansı / Med ve Cezir
* Hüseyin Kolukırık / Tanınmaz Olur Bu Rüzgar
* Sevim Kırgezen / Çöl Yalnızlığı
* Nizar Kabbani ( Çeviren Ali Sözer) / İçimde Yürüyen Kadın
* Afşin Selim / İzahat
* Şahin Taş / Kalır Redifli
* Mahmut Feyzi / Yalnızlık Satmak
* Rasim Demirtaş / Ayna, İstanbul Türküsü
* M.Zahir Ertekin / Kıyıyı Iskalayan Düşler

Deneme:
* Naci Gümüş / Gizemli Sözler ve Ruhun Müziği : Şiir
* Mebrule Şallıoğlu / Umutla Işıldayan Gümüş Dünya

Hikaye:
* Recep Şükrü Güngör / Devrim

Yazıyorum Çünkü:
* Mustafa Oğuz / Kendimi Yaşama Yazı İle Bağlıyorum

Söyleşi:
* Mustafa Ökkeş Evren, Ömer Aksay ile konuştu

İnceleme:
* Mustafa Ökkeş Evren / Cahit Zarifoğlu’nda Çoluk Çocuk Meselesi

Günlük:
* Tayyib Atmaca / Ebem Kuşağının Altında

Hatırat:
* Mehmet Büyükşahin / Helal Para

Kitap İnceleme:
* Ali Şîr Kuşçu / Evden Kaçan Kızın Öyküsü :Katre-i Matem

2009-05-02

Kuşluk Vakti’nin Mayıs Sayısı Yayımlandı !..


Merhabalar,

Kaç zaman önceydi. Bir reklam filminde kullanılan kısa bir cümle vardı. ‘’Kirlenmek ne güzel!’’ şeklinde geçen spot bir cümleden bahsediyorum. Öyle ya, iyi bir temizleyici varsa kirlenmek belki de güzel olabilirdi. Arınmak duygusunun neresi kötü olabilir ki!

Ya maddi değil de manevi bir kirlilik söz konusu ise. İşte burada durmak gerek. Her çağda bu probleme değişik çözümler sunulmuş. Semavi ve semavi olmayan dinler de bu probleme duyarsız kalmamışlardır. Bunun bugün bile müntesiplerinin hal hareketlerinden gözlemlenmesi mümkün.

Ancak mananın yerine maddeyi koyan günümüz insanı yapılan bu kirlilik problemine ait çözümlemelerden nasiplenememiştir. Modern çağın insanı kendi gönül kirleri ile bir başına bırakılmıştır. Tek kelime ile bu bir felaket.

İşte bu bağlamda edebiyat ortamlarının önemi –mekânıyla olsun ya da yazılı metinlerle olsun- yadsınamaz bir gerçektir. Çünkü gerçek edebiyatın anlamı insanı ruh kirlerinden arındırma çabası olsa gerektir. Değilse bile edebiyatın amacı bu olmalı değil midir? İnsanı yokluğun kollarından kapıp varlık tacı ile taçlandırmak yalnızlaştırılmış insana en güzel armağan değil midir?

Gerçi günümüz edebiyat anlayışı da bu kirlenmeden nasibini fazlası ile almıştır. Televole kültürü ile yarışırcasına yapılmaya çalışılan edebi çalışmaların kişiyi bu kutsal temizliğe yaklaştırması şöyle dursun daha da uzaklaştırdığı acı bir gerçektir.

Gerçek edebiyat ortamları insanın gönül kirlerinin panzehiridir. Bu ortamların peşinde olmak hepimize düşen bir görevdir. Ve bunlarının sayılarını arttırmak da.

Eskilerde ‘’çilehane’’ denilen yerlerde insanlar ruh kirlerinden arınıp da çıkarlarmış toplumun içine. Dünyanın neresinde durmaları gerektiğini kavrayıp en doğru yeri kendilerine menzil edinirlermiş. Dünyaya dünya kadar ukbaya ukba kadar. Buradan da diğer insanların gönül dağlarına seyahate çıkarlarmış tertemiz. Öyle değil mi ki kendisi bizatihi temiz olmayan neyi nasıl temiz kılabilir ki.

Biz deriz ki, gönlünü temiz eylememiş insanların edebiyat ve sanat adına yapıp ettiklerinin kirliliğe çare olamadığı gibi daha da arttırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Önce gönül temizliği sonra edebiyat. Bu böyledir.

Bunun mücadelesini vermek de ne yazık ki ‘’doğru edebiyat’’ peşinde koşturanlara düşmüştür. Bunu amaç edinmiş her edebi dergi veya sanatsal olay şiddetle desteklenmeye muhtaçtır. Çünkü edebi dergilerin baskı sayıları ortadadır.

Kuşluk Vakti dergisi ilk sayısından bu yana söz konusu düşünceyi canlı tutmanın mücadelesini vermektedir. Gönül dostları ile başlatılan yolculuk düşe kalka ama onurlu bir şekilde sürmektedir.

Yeni sayılarda buluşmak ümidi ile…

13. Sayı Olan Mayıs sayısının içeriği özetle;

Şiir:
* Âdem Turan / Yorgun Adamlar
* Salih Güzel / Şiiri Üşüyen Adam
* İbrahim Gökburun / Sarılıp Boğdum Göğsümdeki Yılanı

Deneme:
* İ.Engin Akkuş / Buruk Kalpler Bulvarı
* Harun Doğruyol / Şiirde Sevmediğim Sözler
* İsmail Karakurt / Tesbihim Dizi Dizi

Hikaye:
* Recep Şükrü Güngör / Baba

Yazıyorum Çünkü:
* Aliye Alkan / Yazmak Bir Mucize

Söyleşi:
* Ali Şîr Kuşçu, Kuşluk Vakti için Şemsettin Yapar ile Konuştu.

İnceleme:
* Asiye Kaşka / Necip Fazıl Kısakürek, Şairliği ve Kişiliği

Günlük:
* Tayyib Atmaca / Ebem Kuşağının Altında

Hatırat:
* Mustafa Oğuz / Sevgi, Barış Ve Gözyaşı Korosu: Türkçe Olimpiyatları

2009-04-23

"Kuşluk Vakti" dergisi

Kuşluk Vakti’nin Nisan Sayısı Okuyucularla Buluştu..!

Merhabalar,

Güzel günlerdeyiz vesselam. Günlük güneşlik şarkıları ile bahar aldı başını gidiyor. Hem de peşi sıra koşturan sevdalıları ile.

Doğrusu ben de baharla birlikte koşturanlardanım; ancak benimkisi gönül koşusu. Dostların sayısını biraz daha arttırma ve sonrasında bu dostlara ulaşma koşusu.

Böylesine bir koşu için en uygun zamanlardan birisidir nisan kulvarı. Dostlara koşmanın şiircesi.

Bir dostumun ‘’Adın bahar olsun senin, aylarındansa nisan.’’şeklindeki dilek ve temennisini bir dua gibi basarım bağrıma. İçerisinde nisan bulunduran mevsim benim mevsimimdir ve benim baharımdır. Oldum olası sevemedim mesela eylülü ustalara inat.

Benim ayım nisandır. Nisandır içerisinde yağmur duaları bulunduran ay. Çünkü bir duanın kabulü gibi düşer can evime kırkikindiler.

Öyle ya! Nisan çokça da kırkikindi demektir. Nisanda kırk gün kırk ikindi düşen, 10–15 dakikalık kısa yağmurların adıdır kırkikindi. Kırk gün ve kırk ikindi süren mutluluk.

Kırk gün kırk gece düğünlerini andırır adeta. Muştuyla gelir, bolluk ve bereketiyle. Bir yıllık rızkı yaradanın izniyle dağıtır ve gider.

Erişilen yıldaki bolluk ve bereketin adıdır nisan yağmurları.

Unutulmaya yüz tutmuş bu yağmurları bizlere hatırlatan ustalara şükran borçluyuz. Özellikle de geçtiğimiz yıl sadece aramızdan ayrılan ancak gönlümüzden hiçbir zaman ayrılmayacak olan Erdem Beyazıt ustaya.

Bir dostum ‘’Mevsimlerin kuşluğu ilkbahardır, ayların kuşluğu mart.’’ şeklinde övse de martı, ön plana çıkarsa da benim ayım nisandır. En çok nisanı severim ben aylardan.

Nisan iyidir dostlarım.

Böylesine güzel bir ayda yeni bir sayı ile yine gönlünüzün kıyılarına tutunduk. Bizlere siz dostlarımızla halleşme fırsatı verdiğiniz için hepinize yürekten teşekkürler.

Yağmurlarınız kırkikindi ayınız nisan olsun…

Salih Güzel

Nisan sayısının içeriği özetle şöyle:

Yazıyorum Çünkü’nün Konuğu:
* Sibel Erarslan / Beyaz Kağıt ve Yalnızlık

Şiir:
* Mustafa Oğuz / İşte Nisan
* Yusuf Gündüz / Kaybolan Yerlerimiz
* Mustafa Uçurum / Eksik Yanı Kalmasın Aşkın
* Ali Sözer / Küçük Kızlar
* Salih Güzel / Yağmura Ve Rüzgara Dair / Kız Söylevi

Deneme:
* Mustafa Oğuz / İkinci Yeni Ne Kadar Yeni ve Asıl Yenilikçi Şairlerimiz
* İskender Şehsuvaroğlu / Metni Tay Tay Durdurmak
* Nevzat Akyar / Çıban
* Muhsine Arzu / Perdelenemez Bir Hüzün: Aşkın Cümle Kapısı
* Mustafa Ökkeş Evren / İlk Olmak, Paradil mi Paradoks mu, Muhteşem Sessizlik, Mezar Kazıcı ve Kefen.

Hikaye:
* Recep Şükrü Gümgör / Sen Bağdat’a git evlat!

Günlük:
* Tayyib Atmaca / Ebem Kuşağının Altında’n sesleniyor okuyucularının gönlüne.

Söyleşi:
* M. Zahir Ertekin, hayat, aşk, ölüm, ve edebiyat kıskacında bir şair ile konuştu. Mustafa Özçelik ile.

Kitap / Eleştiri:
* Ali Şîr Kuşçu, gönlümüzün kıyılarına vurmuş bir kitaba değinmiş nisan sayısında. Elif Şafak’ın Aşk’ına. Aşk kitabına.

2009-04-03

"Kuşluk Vakti" dergisi hakkında


Şimdi kuşluk vaktidir.

Kuşluk Vakti dergisi bir yılı geride bıraktı. Okurlar ve yazarlar Kuşluk Vakti'nin bir yılını değerlendirdi.



Gözü Olana Sabah Işımıştır



“Kuşluk Vakti, İmam Ali’nin, ‘gözü olana sabah ışımıştır’ haberinin peşinde bir dergi. Aşina isimlerin aynı iklimde buluştuğu, erdemin, merhametin, adaletin ve zerafetin soluk alıp verdiği bir yer. Efendimiz’in vakti ikindi idi. Ama O, başla sonu bitiştiren bir Sultan’dı. Kuşluk, ikindiye hazırlık, şafağın dinginliği. Atmaca, Durman, Güzel ve daha niceleri, bu sekinetin içinde konuşup durdular. Ne mutlu!”

Sadık Yalsızuçanlar




Her dergi heyecanlandırır beni



Kuşluk Vakti iyi seçilmiş bir isim. Benim de Kuşluk Vaktinde Kuş Olsam adlı bir şiirim var.

Olan güzel bir şeyi güzel bir vakti böyle görünür hale getirmek de güzel tabii.

Böyle şeyleri severim ben. Hele bu bir edebiyat dergisine isim olmuşsa hemen “harika” olmuş derim kendime. Demek bir yıl geçti ha! Farkında değilmişim gibi oldum bir yılın hitama erdiğini duyunca. Dergi de hâlâ elime ulaşmayınca böyle geceye kadar beklemek düştü.

Şüphesiz dergide güzel şiirler- yazılar da okunmuş oldu.

Neticeyi kelam Kuşluk Vakti’ne uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum.

Nurettin Durman




Genç yetenekler için iyi fırsat



Kuşluk Vakti: Derginin sahibi ve yazı işleri müdürü Salih Güzel. Editör: M. Sait Türkoğlu. Dergi Manisa’da çıkıyor. Edebiyat dergisi tarzında. İki yaprak sekiz sayfa. Tabii bur tarz ürün bakımından oldukça yararlı. Mizanpaj ve düzen bakımından kolaylık sağlıyor. Dergiler çoğaldıkça ürünlerini yayımlamakta zorluk çeken, yer bulamayan yeteneklere fırsat doğuyor. Tabiî şunu vurgulamada yarar var. Kuşluk Vakti dergisi gençler ve genç yetenekler için iyi bir fırsattır.

Burada da bir çatı oluşuyor. Sevindirici bir durum. Umarız ki uzun soluklu olur.

Milli Gazete / Ali Haydar haksal



Taşra dergisi imajını yıktı


Manisa'da Salih Güzel'in çabalarıyla güzel bir edebiyat dergisi yayımlanıyor: Kuşluk Vakti. Kuşluk Vakti'nin son dört beş sayısının editörlüğünü Fatma Zehra isimli mütevazi, sessiz ama kabına sığmaz bir enerji ve coşkuyla dolu bir arkadaşımız üstleniyor. Fatma Zehra'nın özenli çabalarıyla dergi, zihnimizdeki "taşra dergisi"ne ilişkin bütün olumsuz mitleri yıkmayı başardı.

Yeni Şafak / Yusuf Kaplan




Her sayı bir öncekinden yetkin




Kuşluk Vakti’ni diğer dergilerden farklı bir periyotla izledim. Adres değişikliğinin bir azizliği olarak dergiler bana iki, üç sayı birlikte geldi. Çünkü dergi eski adresimden iki, üç ay ara ile ulaştırılıyordu bana. Bu sayılar ilginç bir karşılaştırma imkanı da verdi bana. Her sayıyı bir önceki sayısından daha zengin, ürün olarak daha yetkin gördüm. İlk iki sayısı bana acaba üçüncü sayı da çıkacak mı şüphesi verdi. Ürün dağılımı ve ürünlerin dergiye yerleştirimi bende böyle bir duygu uyandırdı. Sonra kendini topladı dergi. Eğer bu derli toplu görünüm olmasaydı ürün akışı oldukça sınırlı olurdu. Bu da dergiyi olumsuz etkilerdi. Şunu söyleyelim artık: Nitelik varsa taşralılık ortadan kalkmıştır. Taşralılık yer ile ilgili değildi zaten; ama taşrada yaşayanlar merkezin estetik seviyesinden geri kaldığı için onlara taşralı deniliyordu. Kuşluk Vakti bu zevksizliğe düşmeden rahatlıkla merkez dergilerinin arasında yer buldu. Jeneriği kaldırın, bu derginin Manisa’da çıktığını kimseye inandıramazsınız. Edebiyat, İkindiyazıları ve Ayane geleneğinin bir devamı olarak görüyorum Kuşluk Vakti’ni. İnşallah uzun ömürlü olur.

Kâmil Yeşil


Kuşluk Vakti'ni sevdim ben



Kuşluk Vakti’ni tam bir yıl önce ve tam da bir kuşluk vaktinde Mustafa Oğuz’un ellerinde gördüğümde çok heyecanlanmıştım. İlk anda bende bırakmış olduğu sıcaklık ve bana vermiş olduğu o heyecan bu güne kadar hep sürdü, hiç eksilmeden! Ve her sayısını öğrencilerimle de paylaştım kimi şiir ve yazıları okuyarak.

Kuşluk Vakti’ni sevdim ben. Bunda 80’li yıllarda Andırın’da merhum Nedim Ali’nin çıkarmış olduğu “İkindi Yazıları”nın da payı vardı belki de! İlk bakışta o dergiyi hatırlatıyordu çünkü bana her defasında elime aldığımda.

İyi şeyler yaptığına inanıyorum ben Kuşluk Vakti’nin, dönüp ardımızda kalan bir yıla baktığımda. Güzel şiirler, öyküler ve denemeler okuduk; birçoğunun tadı hâlâ hafızamdadır. Bosna ile ilgili bir gezi yazısını mesela tadını çıkara çıkara okuduğumu hatırlıyorum şu an.

Bir de şunu söylemem gerekiyor: Yusuf Kaplan’nın “İkinci Yeni” üzerine yapmış olduğu çalışma /değerlendirme çok önemliydi!

Âdem Turan



Sabırsızlıkla bekliyoruz



Bir yıl önce üç beş gönül eri ile yola çıkan kervan yolda çoğalarak gönüller fethetmeye doğru gidiyor. Kuşluk Vakti birbirleriyle gönül komşusu olan şairleri, yazarları birbirlerine biraz daha aynel yakin eyledi. Zaman zaman titiz mizampaj ve yazı şiir seçimlerinde aksaklıkları olsa da özünde güzel işler yaptı. Türkiye de elinize aldığınızda okunup kaldırılacak bir dergi olmayı sürdürüyor. Gönlüm sayfa sayısının ilk çıktığı sayılar gibi 4 ya da 8 sayfa olmasından yana. Yazılara ve şiirlere biraz daha özgürlük verilip itiş-tıkış (bu da girsin, puntosu küçük olsun varsın) düşüncesinden uzak durulması. Herkesin sabırsızlıkla Kuşluk Vaktini beklediğini biliyorum. Selam olsun güzel insanlara...

Tayyib Atmaca




Vakitleri aşan bir dergi



Kuşluk vakti yola çıkan (ki ilk adımı marttır ve mart yılın kuşluk vaktine tekabül eder) Kuşluk Vakti, gündönümüne adım atmış. Ne mutlu… O, artık vakitler üstü bir dergi. Mizanpajından içeriğine, yazı kadrosundan tartıştığı konularla bunu gerçekleştirmiş ve varoluşunu kendi gücüyle sağlamış bir dergi. Bir sofra… Bu sofraya katılımların önümüzdeki yıl da daha da zenginleşerek devam edeceğini düşünüyorum.

Mustafa Oğuz



Kuşluk vakti yola düşenler



İnsanın içinde gizli bir yerlerinde yola çıkma arzusu varsa bunu dizginlemesi zordur. Bu

arzu uygun zamanı bulduğunda gün yüzüne çıkmak ister. İşte "Kuşluk Vakit" dergisi de

bu yürek çırpıntısının bir yanması olarak buluştu okuyucularla. Aslında hiç aramızdan

ayrılmayan ama değişik mekân ve isimlerle yürekleri yoklayan bir ekibin meyvesi bu dergi.

Mustafa Uçurum



İkindiyazıları kadar sevimli



Kuşluk Vakti bilmiyorum size de öyle oluyor mudur, bana İkindiyazıları'nın sevimliliğini hatırlatıyor. Bu çok hoşuma gidiyor.

Kuşluk Vakti'nde çok imza olması böylesi bir derginin ne kadar işlevsel bir dergi olduğunu, 4 sayfada, 8 sayfada bile ne kadar çok şey söylenebilirmiş. Kuşluk Vakti'nden bunu öğreniyoruz. Kuşluk Vakti'nin mimarların Kırkikindi dergisindeki gibi ismini de beğendiğimi söylemek istiyorum.

Yürüyüşleri hep bereketle devam etsin.

Asım Gültekin



Şiiri önemseyen bir dergi



"Kuşluk Vakti" samimi bir dergi… Dergiciliğin zor olduğunu uğraşan herkes bilir. Bu zoru başarma ve ortaya emek ürünü eserler koyma adına takdire şayan bir çalışma temposu söz konusu. Şiiri önemseyen ve diğer edebi türlere bir yazı bahçesi olan yanıyla da ayrıca güzel... Özellikle portre bölümü ilgi çekici ve çok faydalı... Yazarlara ait kitaplık bölümü bir vefa örneği... Sade oluşu iyi... Negatif yönlere gelince: İki yaprak olmasından dolayı yazıların küçük puntolarla çıkması dosya çalışmalarına tam olarak yer verilememesi (2008 Yahya Kemal, Nasrettin Hoca ve A. Haşim’in yıl dönümleriydi), kitap tanıtımları, röportaj eksiklikleri, sinema, sanat ve kitap/yazı eleştirileri… Bu kadar eksik kadı kızında da bulunur gerçi. İdeale ulaşmak adına tavsiye olur belki…

Hasan Çağlayan



Yerelliği çoktan aştı



Kur’an’da ve’l-asr, ve’l leyl, ve’s-subh, ve’d-duha (Asra, geceye, sabaha, kuşluğa yemin olsun) gibi değişik zaman dilimlerine yemin edilerek zaman vurgusu yapılmıştır. Kuşluk Vakti bu vurgudan nasibini almış anlar silsilesidir. Niyazi-i Mısrî’nin “Ne maziyem ne müstakbel, her ânın anesiyim ben.” deyişine benzer ne tamamen geçmişin, ne de büsbütün hayalin peşinde bir yıl geçirdi Kuşluk Vakti. Yitik Düşler’den devraldığı bayrağı vaktin bütününü kuşatarak gönüllere yeni menfezler açma yolunda emin adımlarla yürüdü. Salih Güzel’in özel çabası, Fatma Zehra’nın bütün mesaisini dergiye vermesi, Mustafa Oğuz’un Kuşluk Vakti ile yatıp kalkması, üslup sahibi Şemsettin Yapar, Sait Türkoğlu, Nihat Dağlı, Mehmet Aycı gibi kalemlerin dergide yazması, üstüne üstlük Münire Daniş, Cihan Aktaş ve de Yusuf Kaplan hocanın katkıları Kuşluk Vakti’ni çoktan yerel olmaktan öteye taşımıştır. Her sayının bir öncekini de içine alarak helezonlar halinde büyümeye devam edeceğine inancım tamdır. Bir temenni ile bitirelim: Vakitlerin Mehlika Sultan’ı, yolun ve bahtın açık olsun.

Melek Altun



Gençlerle ustalar bir arada



Genç kalemleri usta kalemlerle buluşturuyor olması bile, Kuşluk Vakti’ne önem vermemiz için yeterli. Kaldı ki, yayımlanan çalışmaların büyük bir titizlikle elden geçtiğini, derginin sayfalarını aralayınca hemen görebiliyoruz; sağlam metinler, damardan kelimeler, coşkulu dizeler… 1 yıl boyunca Kuşluk Vakti’nin arşivlerimizde yer alması, okuyucusuna duyduğu saygının küçük bir karşılığı olsa gerek.

Bir de söylemeden geçemeyeceğim; Kuşluk Vakti’nin mutlaka takip ettiğim bir bölümü var: Künye! Evet, Künye’deki ‘adres’i düzenli olarak okuyorum. Manisa… Ege… Okuyucusuna taşra sıcaklığını hissettiren Kuşluk Vakti’nin, memleketimin oralardan bana seslendiğini de duyuyorum mütemadiyen. Bu bana nefes aldırıyor.

Ümmühan Atak



Su tadında bir dergi



Vaktin en mutena tarafını ‘isim’ hanesine nakşeden bir mütevazı mekteptir ‘Kuşluk Vakti’. Az ve öz yoğunluğu ve taşra samimiyeti, yüzünden okunan bir dergi…

Bir yaşını geride bırakmış olmasıyla da, rüştünü ispatlamış bir dergi. Yazı evindeki seçkin konuklarıyla okuyucusuna sıcak selamlar yollamaktadır. Yürüyüşünü sürdürme azmindedir.

İddiasız üslubu, zarif tasarımı ve alçak gönüllü yazarlarıyla kısa sürede güzel bir ‘vaktin’ içinde buldu kendisini. Birikimin ve hayatın izlerini taşıyor Kuşluk Vakti. Sayfalarını karıştırdığınızda muhabbet ve sevgi bulacaksınız.

‘Güzel ’ bir adamın solmayan ve yaşlandıkça gençleşen iç devinimlerini gizleyemeyen bir ‘kalem’in, uzun bir aradan sonra hasretini dindirme girişimi olarak da ifade edilebilir mi bilemiyorum!

‘Gizli mutluluğu’ sadeliğinde gizli bir dergi…

‘Dünyanın nimetlerini kelimelerde, kelimeleri sayfalarında ve satırlarında saklı’ bir dergi…

Her bir ürününde ayrı bir renk, koku ve hava var. Zaten bu çok seslilik değil midir dergileri diğer arkadaşlarından ayıran… Yürekten bir temennim var: Çok uzun yaşa ey zamanın altın dilimi; Kuşluk Vakti…

M. Zahir Ertekin



Bereket getiren dergi



Zamanlar içinde belki de bereketi üzerinde taşıyan ikinci bir an yoktur. Kısa bir gün içinde yani. Kuşluk vakti, vaktin en bereketli ânı… Efendiler efendisi onun için ayrı bir önem vermiş bu vakte.

Kuşluk Vakti dergisi de öyle oldu. Edebiyat dergileri içinde yazılarının bereketiyle, yazarlarının güzelliğiyle, şeklinin özgünlüğüyle ayrı bir öneme sahip oldu.

Okumaya, yazmaya daha da önemlisi yeni ve genç kalemlere fırsatlar sunmaya talip birkaç güzel insanın himmetiyle var olmak yolunu seçti. Ne herhangi bir şirketin ne herhangi bir grubun inhisarına girmeyi seçti. Tekil olmayı seçti, ancak ortaya koyduklarıyla çoğul olmayı bildi.

Bereketli bir dergi demiştim… Evet, bereketi devam ediyor. İlk yılını devirdi devirecek. Daha nice bereketli Kuşluk Vakti demlerine…

Aşk olsun efendim, aşk olsun!

Yılmaz Yılmaz



Karanlıktan aydınlığa geçiş vakti



Gece nöbetinin gündüze devrettiği vakit, kuşlar yuvalarından çıkıp tabiata gülümsediği vakit, uzak diyarlardan sesi gelir bülbülün. Bir güle nağme yakarken bülbül, kuşluk vaktinde sesi duyulur bir gün… Bir bülbül gibi sesini uzak diyarlardan, tüm Türkiye’ye duyuran dergilerden biri de Kuşluk Vakti… “Gece ve gündüz… Birisi siyah birisi beyaz… Karanlıktan aydınlığa geçişin vaktidir kuşluk vakti…”

Manisa’da çıkan, Sahibi ve Yazı İşleri Sorumlusu Salih Güzel olan derginin editörlüğünü ise Fatma Zehra yapmakta…

Henüz yavru bir kuş olmasına rağmen getirdiği sesle birçok kesmin fikrini ve hissini okşayan Kuşluk Vakti, daha şimdiden birbirinden kaliteli sayılara imza atmış. Derginin bilhassa 6, 7 ve 8. sayılarında yer alan İkinci Yeni yazıları büyük bir ilgiyle okunup tartışıldı. Medeniyet, Şiir ve Modern Türk Şiiri’nin yeniden ele alındığı bu sayılar; deneme, şiir, günlük, söyleşi, hikâye ve tanıtım yazıları ile süslenerek alıcısına sunulmuş.

Kuşluk Vakti’ne bu uzun ve çileli yolda sabır ve başarı dilekleri ile…

Sanat alemi / Senem Gezeroğlu



Taşra, sıkıntısını edebiyatla atıyor



Kuşluk Vakti dergisi Manisa’dan merhaba diyor edebiyatseverlere. ‘Her üç kişiden beşinin şair olduğu ülkemizde’ diye başlayan cümlelere inat, edebiyatın bir kapısını daha açıyor. O kapıdan bir kuşluk vakti girecek ve yıllar sonra şair yazar sıfatıyla ‘ilk yazım / şiirim, Manisa’da çıkan bir yerel dergide yayınlandı’ cümlesini söyletebilmek için gençleri sayfalarına çağırıyor. Onlara gelin birlikte bir mektep kuralım, o mektebin sıralarında şiir, hikâye, deneme soluklayalım, mesajını veriyor.

Kuşluk Vakti dergisi bir edebiyat ve şiir seçkisi. Sekiz sayfalık büyük boy, sarı kâğıda basılmış bir dergi. Ama siz bakmayın sekiz sayfa olduğuna. Okuyucusunun bir edebiyat dergisinden beklentilerini karşılayacak yoğunlukta.

Her iki sayıda da edebiyat dergisi çeşitliliği sağlanmış. Şiirler, hikâyeler, denemeler, tanıtım yazıları, söyleşiler ve günlüklere yer verilmiş. İki sayılık performans, Kuşluk Vakti’nin uzun soluklu bir edebiyatın çekirdeğini bünyesinde taşıdığını gösteriyor. Ayrıca taşra dergisi kavramını aşıp bütün Türkiye’deki edebiyatseverlere seslenmeye de aday. Çünkü Türkiye’nin, İstanbul, İzmir dahil, farklı yerlerinde yaşayan editörler, kendi birikimlerini ve çevrelerini dergiye ilerleyen sayılarda yansıtacak gibi görünüyor.

Kuşluk Vakti’nin belirgin özelliği genç kalemlerle tecrübeli isimlerin bir arada olduğu bir dergi olması... Edebiyat dünyasında isim ve eser sahibi M. Said Türkoğlu, Müştehir Karakaya, Mustafa Oğuz, Âdem Turan, Melek Altun, Şemsettin Yapar gibi isimlerin yanında, Enes Akdağ ve Emine Şeyma Kutluk gibi henüz lise öğrencisi olan imzalar da kendine yer bulmuş Kuşluk Vakti’nde. Adnan Yayık, Salih Güzel gibi, yıllar önce yayınladıkları şiirlerde yetenek uçlarını göstermiş isimler de tekrar karşımıza bu dergide çıkıyor.

Musa Güner / Zaman gazetesi, Gençlik eki, 13 Nisan 2008

"Kuşluk Vakti" dergisi hakkında

Şimdi kuşluk vaktidir.

Kuşluk Vakti dergisi bir yılı geride bıraktı. Okurlar ve yazarlar Kuþluk Vaktinin bir yılını deðerlendirdi.



Gözü Olana Sabah Işımıştır



“Kuşluk Vakti, İmam Ali’nin, ‘gözü olana sabah ışımıştır’ haberinin peşinde bir dergi. Aşina isimlerin aynı iklimde buluştuğu, erdemin, merhametin, adaletin ve zerafetin soluk alıp verdiği bir yer. Efendimiz’in vakti ikindi idi. Ama O, başla sonu bitiştiren bir Sultan’dı. Kuşluk, ikindiye hazırlık, şafağın dinginliği. Atmaca, Durman, Güzel ve daha niceleri, bu sekinetin içinde konuşup durdular. Ne mutlu!”

Sadık Yalsızuçanlar




Her dergi heyecanlandırır beni



Kuşluk Vakti iyi seçilmiş bir isim. Benim de Kuşluk Vaktinde Kuş Olsam adlı bir şiirim var.

Olan güzel bir şeyi güzel bir vakti böyle görünür hale getirmek de güzel tabii.

Böyle şeyleri severim ben. Hele bu bir edebiyat dergisine isim olmuşsa hemen “harika” olmuş derim kendime. Demek bir yıl geçti ha! Farkında değilmişim gibi oldum bir yılın hitama erdiğini duyunca. Dergi de hâlâ elime ulaşmayınca böyle geceye kadar beklemek düştü.

Şüphesiz dergide güzel şiirler- yazılar da okunmuş oldu.

Neticeyi kelam Kuşluk Vakti’ne uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum.

Nurettin Durman




Genç yetenekler için iyi fırsat



Kuşluk Vakti: Derginin sahibi ve yazı işleri müdürü Salih Güzel. Editör: M. Sait Türkoğlu. Dergi Manisa’da çıkıyor. Edebiyat dergisi tarzında. İki yaprak sekiz sayfa. Tabii bur tarz ürün bakımından oldukça yararlı. Mizanpaj ve düzen bakımından kolaylık sağlıyor. Dergiler çoğaldıkça ürünlerini yayımlamakta zorluk çeken, yer bulamayan yeteneklere fırsat doğuyor. Tabiî şunu vurgulamada yarar var. Kuşluk Vakti dergisi gençler ve genç yetenekler için iyi bir fırsattır.

Burada da bir çatı oluşuyor. Sevindirici bir durum. Umarız ki uzun soluklu olur.

Milli Gazete / Ali Haydar haksal



Taşra dergisi imajını yıktı



Manisa'da Salih Güzel'in çabalarıyla güzel bir edebiyat dergisi yayımlanıyor: Kuşluk Vakti. Kuşluk Vakti'nin son dört beş sayısının editörlüğünü Fatma Zehra isimli mütevazi, sessiz ama kabına sığmaz bir enerji ve coşkuyla dolu bir arkadaşımız üstleniyor. Fatma Zehra'nın özenli çabalarıyla dergi, zihnimizdeki "taşra dergisi"ne ilişkin bütün olumsuz mitleri yıkmayı başardı.

Yeni Şafak / Yusuf Kaplan




Her sayı bir öncekinden yetkin




Kuşluk Vakti’ni diğer dergilerden farklı bir periyotla izledim. Adres değişikliğinin bir azizliği olarak dergiler bana iki, üç sayı birlikte geldi. Çünkü dergi eski adresimden iki, üç ay ara ile ulaştırılıyordu bana. Bu sayılar ilginç bir karşılaştırma imkanı da verdi bana. Her sayıyı bir önceki sayısından daha zengin, ürün olarak daha yetkin gördüm. İlk iki sayısı bana acaba üçüncü sayı da çıkacak mı şüphesi verdi. Ürün dağılımı ve ürünlerin dergiye yerleştirimi bende böyle bir duygu uyandırdı. Sonra kendini topladı dergi. Eğer bu derli toplu görünüm olmasaydı ürün akışı oldukça sınırlı olurdu. Bu da dergiyi olumsuz etkilerdi. Şunu söyleyelim artık: Nitelik varsa taşralılık ortadan kalkmıştır. Taşralılık yer ile ilgili değildi zaten; ama taşrada yaşayanlar merkezin estetik seviyesinden geri kaldığı için onlara taşralı deniliyordu. Kuşluk Vakti bu zevksizliğe düşmeden rahatlıkla merkez dergilerinin arasında yer buldu. Jeneriği kaldırın, bu derginin Manisa’da çıktığını kimseye inandıramazsınız. Edebiyat, İkindiyazıları ve Ayane geleneğinin bir devamı olarak görüyorum Kuşluk Vakti’ni. İnşallah uzun ömürlü olur.

Kâmil Yeşil



Kuşluk Vaktini sevdim ben



Kuşluk Vakti’ni tam bir yıl önce ve tam da bir kuşluk vaktinde Mustafa Oğuz’un ellerinde gördüğümde çok heyecanlanmıştım. İlk anda bende bırakmış olduğu sıcaklık ve bana vermiş olduğu o heyecan bu güne kadar hep sürdü, hiç eksilmeden! Ve her sayısını öğrencilerimle de paylaştım kimi şiir ve yazıları okuyarak.

Kuşluk Vakti’ni sevdim ben. Bunda 80’li yıllarda Andırın’da merhum Nedim Ali’nin çıkarmış olduğu “İkindi Yazıları”nın da payı vardı belki de! İlk bakışta o dergiyi hatırlatıyordu çünkü bana her defasında elime aldığımda.

İyi şeyler yaptığına inanıyorum ben Kuşluk Vakti’nin, dönüp ardımızda kalan bir yıla baktığımda. Güzel şiirler, öyküler ve denemeler okuduk; birçoğunun tadı hâlâ hafızamdadır. Bosna ile ilgili bir gezi yazısını mesela tadını çıkara çıkara okuduğumu hatırlıyorum şu an.

Bir de şunu söylemem gerekiyor: Yusuf Kaplan’nın “İkinci Yeni” üzerine yapmış olduğu çalışma /değerlendirme çok önemliydi!

Âdem Turan



Sabırsızlıkla bekliyoruz



Bir yıl önce üç beş gönül eri ile yola çıkan kervan yolda çoğalarak gönüller fethetmeye doğru gidiyor. Kuşluk Vakti birbirleriyle gönül komşusu olan şairleri, yazarları birbirlerine biraz daha aynel yakin eyledi. Zaman zaman titiz mizampaj ve yazı şiir seçimlerinde aksaklıkları olsa da özünde güzel işler yaptı. Türkiye de elinize aldığınızda okunup kaldırılacak bir dergi olmayı sürdürüyor. Gönlüm sayfa sayısının ilk çıktığı sayılar gibi 4 ya da 8 sayfa olmasından yana. Yazılara ve şiirlere biraz daha özgürlük verilip itiş-tıkış (bu da girsin, puntosu küçük olsun varsın) düşüncesinden uzak durulması. Herkesin sabırsızlıkla Kuşluk Vaktini beklediğini biliyorum. Selam olsun güzel insanlara...

Tayyib Atmaca




Vakitleri aşan bir dergi



Kuşluk vakti yola çıkan (ki ilk adımı marttır ve mart yılın kuşluk vaktine tekabül eder) Kuşluk Vakti, gündönümüne adım atmış. Ne mutlu… O, artık vakitler üstü bir dergi. Mizanpajından içeriğine, yazı kadrosundan tartıştığı konularla bunu gerçekleştirmiş ve varoluşunu kendi gücüyle sağlamış bir dergi. Bir sofra… Bu sofraya katılımların önümüzdeki yıl da daha da zenginleşerek devam edeceğini düşünüyorum.

Mustafa Oğuz



Kuşluk vakti yola düşenler



İnsanın içinde gizli bir yerlerinde yola çıkma arzusu varsa bunu dizginlemesi zordur. Bu

arzu uygun zamanı bulduğunda gün yüzüne çıkmak ister. İşte "Kuşluk Vakit" dergisi de

bu yürek çırpıntısının bir yanması olarak buluştu okuyucularla. Aslında hiç aramızdan

ayrılmayan ama değişik mekân ve isimlerle yürekleri yoklayan bir ekibin meyvesi bu dergi.

Mustafa Uçurum



İkindiyazıları kadar sevimli



Kuşluk Vakti bilmiyorum size de öyle oluyor mudur, bana İkindiyazıları'nın sevimliliğini hatırlatıyor. Bu çok hoşuma gidiyor.

Kuşluk Vakti'nde çok imza olması böylesi bir derginin ne kadar işlevsel bir dergi olduğunu, 4 sayfada, 8 sayfada bile ne kadar çok şey söylenebilirmiş. Kuşluk Vakti'nden bunu öğreniyoruz. Kuşluk Vakti'nin mimarların Kırkikindi dergisindeki gibi ismini de beğendiğimi söylemek istiyorum.

Yürüyüşleri hep bereketle devam etsin.

Asım Gültekin



Şiiri önemseyen bir dergi



"Kuşluk Vakti" samimi bir dergi… Dergiciliğin zor olduğunu uğraşan herkes bilir. Bu zoru başarma ve ortaya emek ürünü eserler koyma adına takdire şayan bir çalışma temposu söz konusu. Şiiri önemseyen ve diğer edebi türlere bir yazı bahçesi olan yanıyla da ayrıca güzel... Özellikle portre bölümü ilgi çekici ve çok faydalı... Yazarlara ait kitaplık bölümü bir vefa örneği... Sade oluşu iyi... Negatif yönlere gelince: İki yaprak olmasından dolayı yazıların küçük puntolarla çıkması dosya çalışmalarına tam olarak yer verilememesi (2008 Yahya Kemal, Nasrettin Hoca ve A. Haşim’in yıl dönümleriydi), kitap tanıtımları, röportaj eksiklikleri, sinema, sanat ve kitap/yazı eleştirileri… Bu kadar eksik kadı kızında da bulunur gerçi. İdeale ulaşmak adına tavsiye olur belki…

Hasan Çağlayan



Yerelliği çoktan aştı



Kur’an’da ve’l-asr, ve’l leyl, ve’s-subh, ve’d-duha (Asra, geceye, sabaha, kuşluğa yemin olsun) gibi değişik zaman dilimlerine yemin edilerek zaman vurgusu yapılmıştır. Kuşluk Vakti bu vurgudan nasibini almış anlar silsilesidir. Niyazi-i Mısrî’nin “Ne maziyem ne müstakbel, her ânın anesiyim ben.” deyişine benzer ne tamamen geçmişin, ne de büsbütün hayalin peşinde bir yıl geçirdi Kuşluk Vakti. Yitik Düşler’den devraldığı bayrağı vaktin bütününü kuşatarak gönüllere yeni menfezler açma yolunda emin adımlarla yürüdü. Salih Güzel’in özel çabası, Fatma Zehra’nın bütün mesaisini dergiye vermesi, Mustafa Oğuz’un Kuşluk Vakti ile yatıp kalkması, üslup sahibi Şemsettin Yapar, Sait Türkoğlu, Nihat Dağlı, Mehmet Aycı gibi kalemlerin dergide yazması, üstüne üstlük Münire Daniş, Cihan Aktaş ve de Yusuf Kaplan hocanın katkıları Kuşluk Vakti’ni çoktan yerel olmaktan öteye taşımıştır. Her sayının bir öncekini de içine alarak helezonlar halinde büyümeye devam edeceğine inancım tamdır. Bir temenni ile bitirelim: Vakitlerin Mehlika Sultan’ı, yolun ve bahtın açık olsun.

Melek Altun



Gençlerle ustalar bir arada



Genç kalemleri usta kalemlerle buluşturuyor olması bile, Kuşluk Vakti’ne önem vermemiz için yeterli. Kaldı ki, yayımlanan çalışmaların büyük bir titizlikle elden geçtiğini, derginin sayfalarını aralayınca hemen görebiliyoruz; sağlam metinler, damardan kelimeler, coşkulu dizeler… 1 yıl boyunca Kuşluk Vakti’nin arşivlerimizde yer alması, okuyucusuna duyduğu saygının küçük bir karşılığı olsa gerek.

Bir de söylemeden geçemeyeceğim; Kuşluk Vakti’nin mutlaka takip ettiğim bir bölümü var: Künye! Evet, Künye’deki ‘adres’i düzenli olarak okuyorum. Manisa… Ege… Okuyucusuna taşra sıcaklığını hissettiren Kuşluk Vakti’nin, memleketimin oralardan bana seslendiğini de duyuyorum mütemadiyen. Bu bana nefes aldırıyor.

Ümmühan Atak



Su tadında bir dergi



Vaktin en mutena tarafını ‘isim’ hanesine nakşeden bir mütevazı mekteptir ‘Kuşluk Vakti’. Az ve öz yoğunluğu ve taşra samimiyeti, yüzünden okunan bir dergi…

Bir yaşını geride bırakmış olmasıyla da, rüştünü ispatlamış bir dergi. Yazı evindeki seçkin konuklarıyla okuyucusuna sıcak selamlar yollamaktadır. Yürüyüşünü sürdürme azmindedir.

İddiasız üslubu, zarif tasarımı ve alçak gönüllü yazarlarıyla kısa sürede güzel bir ‘vaktin’ içinde buldu kendisini. Birikimin ve hayatın izlerini taşıyor Kuşluk Vakti. Sayfalarını karıştırdığınızda muhabbet ve sevgi bulacaksınız.

‘Güzel ’ bir adamın solmayan ve yaşlandıkça gençleşen iç devinimlerini gizleyemeyen bir ‘kalem’in, uzun bir aradan sonra hasretini dindirme girişimi olarak da ifade edilebilir mi bilemiyorum!

‘Gizli mutluluğu’ sadeliğinde gizli bir dergi…

‘Dünyanın nimetlerini kelimelerde, kelimeleri sayfalarında ve satırlarında saklı’ bir dergi…

Her bir ürününde ayrı bir renk, koku ve hava var. Zaten bu çok seslilik değil midir dergileri diğer arkadaşlarından ayıran… Yürekten bir temennim var: Çok uzun yaşa ey zamanın altın dilimi; Kuşluk Vakti…

M. Zahir Ertekin



Bereket getiren dergi



Zamanlar içinde belki de bereketi üzerinde taşıyan ikinci bir an yoktur. Kısa bir gün içinde yani. Kuşluk vakti, vaktin en bereketli ânı… Efendiler efendisi onun için ayrı bir önem vermiş bu vakte.

Kuşluk Vakti dergisi de öyle oldu. Edebiyat dergileri içinde yazılarının bereketiyle, yazarlarının güzelliğiyle, şeklinin özgünlüğüyle ayrı bir öneme sahip oldu.

Okumaya, yazmaya daha da önemlisi yeni ve genç kalemlere fırsatlar sunmaya talip birkaç güzel insanın himmetiyle var olmak yolunu seçti. Ne herhangi bir şirketin ne herhangi bir grubun inhisarına girmeyi seçti. Tekil olmayı seçti, ancak ortaya koyduklarıyla çoğul olmayı bildi.

Bereketli bir dergi demiştim… Evet, bereketi devam ediyor. İlk yılını devirdi devirecek. Daha nice bereketli Kuşluk Vakti demlerine…

Aşk olsun efendim, aşk olsun!

Yılmaz Yılmaz



Karanlıktan aydınlığa geçiş vakti



Gece nöbetinin gündüze devrettiği vakit, kuşlar yuvalarından çıkıp tabiata gülümsediği vakit, uzak diyarlardan sesi gelir bülbülün. Bir güle nağme yakarken bülbül, kuşluk vaktinde sesi duyulur bir gün… Bir bülbül gibi sesini uzak diyarlardan, tüm Türkiye’ye duyuran dergilerden biri de Kuşluk Vakti… “Gece ve gündüz… Birisi siyah birisi beyaz… Karanlıktan aydınlığa geçişin vaktidir kuşluk vakti…”

Manisa’da çıkan, Sahibi ve Yazı İşleri Sorumlusu Salih Güzel olan derginin editörlüğünü ise Fatma Zehra yapmakta…

Henüz yavru bir kuş olmasına rağmen getirdiği sesle birçok kesmin fikrini ve hissini okşayan Kuşluk Vakti, daha şimdiden birbirinden kaliteli sayılara imza atmış. Derginin bilhassa 6, 7 ve 8. sayılarında yer alan İkinci Yeni yazıları büyük bir ilgiyle okunup tartışıldı. Medeniyet, Şiir ve Modern Türk Şiiri’nin yeniden ele alındığı bu sayılar; deneme, şiir, günlük, söyleşi, hikâye ve tanıtım yazıları ile süslenerek alıcısına sunulmuş.

Kuşluk Vakti’ne bu uzun ve çileli yolda sabır ve başarı dilekleri ile…

Sanat alemi / Sinem Gezeroğlu



Taşra sıkıntısını edebiyatla atıyor



Kuşluk Vakti dergisi Manisa’dan merhaba diyor edebiyatseverlere. ‘Her üç kişiden beşinin şair olduğu ülkemizde’ diye başlayan cümlelere inat, edebiyatın bir kapısını daha açıyor. O kapıdan bir kuşluk vakti girecek ve yıllar sonra şair yazar sıfatıyla ‘ilk yazım / şiirim, Manisa’da çıkan bir yerel dergide yayınlandı’ cümlesini söyletebilmek için gençleri sayfalarına çağırıyor. Onlara gelin birlikte bir mektep kuralım, o mektebin sıralarında şiir, hikâye, deneme soluklayalım, mesajını veriyor.

Kuşluk Vakti dergisi bir edebiyat ve şiir seçkisi. Sekiz sayfalık büyük boy, sarı kâğıda basılmış bir dergi. Ama siz bakmayın sekiz sayfa olduğuna. Okuyucusunun bir edebiyat dergisinden beklentilerini karşılayacak yoğunlukta.

Her iki sayıda da edebiyat dergisi çeşitliliği sağlanmış. Şiirler, hikâyeler, denemeler, tanıtım yazıları, söyleşiler ve günlüklere yer verilmiş. İki sayılık performans, Kuşluk Vakti’nin uzun soluklu bir edebiyatın çekirdeğini bünyesinde taşıdığını gösteriyor. Ayrıca taşra dergisi kavramını aşıp bütün Türkiye’deki edebiyatseverlere seslenmeye de aday. Çünkü Türkiye’nin, İstanbul, İzmir dahil, farklı yerlerinde yaşayan editörler, kendi birikimlerini ve çevrelerini dergiye ilerleyen sayılarda yansıtacak gibi görünüyor.

Kuşluk Vakti’nin belirgin özelliği genç kalemlerle tecrübeli isimlerin bir arada olduğu bir dergi olması... Edebiyat dünyasında isim ve eser sahibi M. Said Türkoğlu, Müştehir Karakaya, Mustafa Oğuz, Âdem Turan, Melek Altun, Şemsettin Yapar gibi isimlerin yanında, Enes Akdağ ve Emine Şeyma Kutluk gibi henüz lise öğrencisi olan imzalar da kendine yer bulmuş Kuşluk Vakti’nde. Adnan Yayık, Salih Güzel gibi, yıllar önce yayınladıkları şiirlerde yetenek uçlarını göstermiş isimler de tekrar karşımıza bu dergide çıkıyor.

Musa Güner / Zaman gazetesi, Gençlik eki, 13 Nisan 2008

2009-03-07

Kuşluk Vakti’nin Mart Sayısı Yayımlandı !..

Merhaba Canlar,

Tam bir yıl önceydi ve biz, bir kuşluk vakti çiğ tanelerinin üstünden selamlamıştık siz dostları. Elimizde ve gönlümüzde açmaya koşan bir gül ile kapınızı çalmıştık.

Ne mutlu bize ki, sizler bizi içeri buyur edip gönlünüzün en mutena köşesinde ağırladınız. Eğer ağırlamamış olsaydınız bu bir gül on bir gülden oluşan bir demete asla dönüşemezdi.

Binlerce teşekkür…

Ayrıca git gide artan ve büyüyen dost halkalarından anlıyoruz ki, bir gül gibi düşmüşüz dostların gönül ırmağına. Bunu, bir yılın ardından bizle düşüncelerini paylaşan gönül dostlarımızın samimi sözlerinden anlamaktayız.

Bir yıl önce başlayan bu mütevazı yolculuk yeni yeni dostların da katılımıyla dağ dağ, ova ova ve ırmak ırmak sürmeli. Sürmeli bu yolculuk güzeli güzelden anlayana ulaştırmak düşüncesiyle, gayretiyle.

Kutsanmış vakitlere ermek iyidir. Ondan da iyisi bu vakitlerin sırrına ermektir. Kuşluktan ikindiye bu yolculuk sürmeli dostlar…

***

Bu sayımızı ağırlıklı olarak üstat M. Akif Ersoy’a ayırmak istedik. Bu bağlamda Musa Güner’in giriş yazısıyla çıktığı Ersoy yolculuğuna eşlik edenler A.Ali Ural ve Yusuf Çağlar beyefendiler ile Filiz Güner hanımefendi.

Bir de üzüntümüz var. Büyük usta Bahtiyar Vahapzade’yi geçtiğimiz günlerde kaybettik. Tanrı’dan rahmet diliyoruz kendilerine. Hepimizin başı sağ olsun.

‘’Yazıyorum Çünkü…’’ de şair Celal Fedai bize yazma gerekçelerini ‘’ delikanlılık süslerinden şiir ve defansa gelişi’’ şeklinde açıklamış.

İskender Şehsuvaroğlu ile edebiyat yolculuğuna kaldığı yerden devam.

Muhsine Arzu, ‘’Perdelenmez Bir Hüzün’’e ‘’Aşk Ateştir’’ ile devam ederken; Yılmaz Yılmaz, ‘’Böcek’’ isimli hikâyesi ile selamlıyor bizleri.

Kuşluk Vakti’nin 5. 6. ve 7. sayılarında yayımlanan Yusuf Kaplan’ın ‘’Medeniyet, Şiir ve Modern Türk Şiiri’’ yazısındaki görüşleri Nuh Utku tarafından eleştirel bir bakış açısıyla ele alınıyor bu sayıda.

Şiir, Kuşluk Vakti’nin vazgeçilmezlerinden olmaya devam ediyor. Bu sayının şairleri; Mustafa Uçurum, Ali Pektaş, Yusuf Gündüz, Salih Güzel, Musa Güner, Âdem Turan, Mustafa Oğuz, M.Zahir Ertekin ve Ziya Akyürek.

Tüm vakitlerin sahibine emanet olun…


Salih Güzel

İrtibat:
kuslukvakti46@gmail.com
www.kuslukvakti.blogcu.com
P.K:106 MANİSA

2009-02-14

"Kuşluk Vakti"ni Konuştuk !

Kuşluk Vakti'ni okuyucularımıza "gönül dostları" ile ulaştırıyoruz.

9 sayısını geride bırakan Kuşluk Vakti edebiyat seçkisinin sahibi ve yazı işleri sorumlusu Salih Güzel ile Kuşluk Vakti üzerine bir söyleşi yaptık. Biz sorduk, o söyledi. İşte buyurun:

Nerden çıktı durup dururken bu Kuşluk Vakti?

Hiçbir dergi nedensiz çıkmaz okuyucularının karşısına. Öncelikle bu bir sevda işidir. Bu sevda bir insanın gönlüne düşmeye görsün, mutlak surette kişinin yaşamının bir yerlerinden patlak verir. Hem de en olmadık zamanlarda bu da nereden çıktı dedirtir önce ellerine ve sonra da gönüllerine doğduklarına. Tıpkı size dedirttiği gibi dostum.

Burada bir derginin ne anlama geldiği ile ilgili (hele de bir edebiyat dergisinin) temel düşünceleri büyük usta Cemil Meriç'in kitaplarına havale etmek isterim.

Gene de kısaca değinecek olursak. Bir edebiyat dergisi; dünyanın, hayatın ve aşkın gizemine vakıf olma çabasından başka bir şey olmasa gerektir. Ulaşılan kimi farkındalıkların gönül dostları ile paylaşılma çabası. İşte Kuşluk Vakti bu çabanın dışa yansımasıdır.

Ayrıca, sohbet ortamları edebiyat dostlarının vazgeçilmezlerindendir. Modern çağ ne yazık ki bu ortamları ve bunların yapıldığı gizemli mekânları silip süpürmüştür. Hoşça vakitlerin geçirildiği bu mekânların yerini şimdilerde edebiyat dergileri almıştır diye bir düşünceye de sahip olduğumu belirtmeliyim. Evet, edebiyat dergilerinin sarı sayfaları gönül dostlarının sohbet mekânlarıdır.

Bir de, söyleyecek sözü olanlar için ikindiler gibi kuşluk vakitlerinin de iyi bir zaman olduğunu düşünüyorum. Tabi kutsanmış yolculuklara çıkacaklar için de. Bu vaktin bereketini Kuşluk Vakti ile yaşamak istedik.

Aslında tüm bunları önce sanal ortamda yapmak istemiştik. Ancak bir dostumun "Sanal olanındansa gerçeği, elle tutulanı daha muteberdir bu âlemde" şeklindeki uyarısı ile bu düşüncemiz yerini şu anki Kuşluk Vakti"ne bıraktı. Böylelikle Kuşluk Vakti, saklandığı gönül köşesinden sevenlerinin huzuruna arz-ı endam eyledi. Oradan da gönüllerine... Bu kişiyi siz çok yakından biliyorsunuz. Kuşluk Vakti size minnettardır dostum.

Dergi ile düşlediğiniz noktanın neresine geldiniz?

Kuşluk Vakti ile bir büyük iddianın peşine takılarak yol almak istemedik. Doğrusu bu hoşumuza da gitmez. Gönül sesimizi duyurabilsek yeterdi. Sadece genç yazar adaylarını önemsediğimizi bildirir mesajlar verdik kimi dergilerde. Usta ile çırağı aynı sayfalarda buluşturmak istediğimizi söyledik. Mesajımız doğru okunmuş olmalı ki, Kuşluk Vakti sayfalarında omuz omuza vermiş kimi usta ve kimi de daha çırak olan birçok gönül dostumuz oldu. Bu hoş bir durum açıkçası… Tabi bunu yaparken ürün kalitesinden ödün vermemeye özen gösterdik. Belki bu bağlamda sert bir şekilde eleştirerek kırdığımız dostlarımız bile olmuş olabilir. Eğer seçici davranmasaydık Kuşluk Vakti'ni düşlenilen noktanın daha ötesinde bir yerlerde bulamazdık.

Kuşluk Vakti, ileriye dönük olarak nelerin peşindedir?

Öncelikle kurduğumuz bu gönül bağını sağlam tutmak isteriz. Çünkü bu bağ bizi geleceğe taşıyacaktır. Tıpkı ikindiyazıları'nda olduğu gibi. Tabi bir de, bir edebiyat dergisinden beklenileni en güzel şekilde yerine getirebilmeyi. Güzel olanı güzelden anlayana ulaştırma düşüncesinden hareketle en güzel şiirleri, en güzel hikâyeleri ve en güzel denemeleri okuyucularla buluşturmak. Edebiyat dünyasına yeni yeni isimler armağan etmek. Yetenekli gençleri önemsediğimizi birçok kere yineledik. Ancak bu şekilde gök kubbede hoş bir seda bırakabiliriz diye düşünüyorum.

Kuşluk Vakti'nin gerekli ilgiyi gördüğünü düşünüyor musunuz?

Evet, düşünüyorum. Gönlümüzün sesi gönül dostlarına çoktan ulaşmış. Açtığımız gönül sofrasına buyur ettiğimiz dostlarımız çoktan iştirak etmiş bulunmaktalar. Bu, çok sevindirici... İlk sayı ile denize attığımız bir gülün öylesine çok ve öylesine geniş haleler oluşturabileceğini düşünmemiştik bile. Bugün simalarını bilmediğim ancak gerek telefonla olsun, gerek mektupla olsun ve gerekse elektronik postayla olsun dertleştiğimiz birçok gönül dostumuz var. Sanki kırk yıldır tanışıyoruz birbirimizle. Bu arkadaşlar Kuşluk Vakti'ni her ay bir dost mektubu gibi beklemekteler. Birkaç günlük gecikmede hemen telaşa kapılmaktalar. Bu güzel dostlara teşekkürlerimi sunmak isterim.

Kuşluk Vakti'nin mektep olma noktasında üzerine düşeni yerine getirebildi mi? Kuşluk Vakti"nde Kimler kendini gösterdi, kimler ilk yazılarını burada yayımladı?

Mektep olma düşüncesi her edebiyat dergisinin kutsal düşüdür. Ancak bu düş, seyri güzel ama tırmanması zor bir dağdır çokça. Zirvelerde yer tutmak öyle bir çırpıda olacak bir şey değildir. Yaptığınız şeyler sizi ya bu düşe yaklaştırır ya bu düşten uzaklaştırır. Biz sadece yaklaşmanın peşindeyiz. Edebiyat dünyasına kazandırdığınız her yeni isim sizi bu düşe yaklaştırır, gönül diliyle anlaşabilen dostların sayısının artması sizi bu düşe yaklaştırır. Bu konularda sadece daha yola çıktığımızı düşünüyorum. Güzel bir yolculuğun başladığını biliyorum. Birçok genç arkadaşımız ilk yazıları ile bizimle birlikte oldular ve ustalara baktılar. Bu zirve yolculuğumuzda bize katılanların sayısı günbegün artmakta. Bu isimlerin hepsini burada zikretmek zor. Tapu gibi duran 9–10 sayılık bir arşivimiz var. Bu arşive bakılabilir.

Manisa"da Spil Dağı"na bakıp efkârlı türküler söylemek varken cebindeki parayı matbaaya ve kargoya vermek nasıl bir duygu? Bunun altında yatan nedir?

Dostum, dağlara bakıp türküler söylemekten hiçbir zaman vazgeçmedim. Bunun yerine hiçbir şeyi koyamam. Çünkü dağlar beni özgürlüğe çağırır. Dağlar büyüler beni. Çocukluğumda; Berit Dağı, Engizek Dağı ve Yağma Dağı ile çevrili 2000 rakımlı köyümde bu dağlara bakıp türküler söylerdim. Sonra gençlik dönemimin geçtiği K.Maraş'ta Ahır Dağları ile idare ettim. Rahmetli Cahit Zarifoğlu'nun Yalnız Ardıç'ının yaşadığı ve yaşlandığı dağ. Üniversite okumak için gittiğim İzmir"de ilkin denizlerden önce dağlarını sordum. Benim dağlarıma benzemese de Yamanlar Dağı selamladı beni. Şimdi ise Manisa'da Spil Dağı ile bastırıyorum içimdeki bu vazgeçilmez dürtüyü. Yine Spil Dağı"na bakıp türküler söylüyorum. Kuşluk Vakti, bu türkülerden sadece birisidir dostum. Esas dağsız kalsaydım söz konusu eziyetlere katlanamazdım. Matbaa, kargo, posta ve harcanan zaman... Ben enerjimi dağlardan alıyorum. İşte tüm bunların altında yatan şey, dağların özgürlük anıtı gibi durup beni kendilerine çağırmalarıdır.

İyi ki cebimdeki paramı verip bu dergiyi çıkarmışım dedirten anlar oldu mu? Bunlardan söz eder misiniz?

Elbette oldu. Kuşluk Vakti ile birçok dost edindim. Bu dostlukların değeri cebimdeki parayla asla ölçülemezdi. Sonra bir dergide ilk şiirini, ilk hikâyesini ve ilk denemesini gören gençlerin yürek uğultuları… Buğulu gözlerle baktıkları dünyalarındaki kendi var oluş çabalarının oluşturduğu uğultu. Bu uğultuyu duymak yine asla parayla ölçülemez. Ustaların kapınızı çalması ve gönül sofranızın etrafında toplanması... Ya gök kubbede bırakabileceğiniz hoş seda. Tabi bunu şimdilik sadece ümit ediyorum. Tüm bu duyguları yaşamanın elbette parasal bir karşılığı olamaz. Eğer bunlar başarılabilirse cebimdeki eksilen paranın aslında yıllardır hep artmış olduğunu göreceğim ve böyle düşüneceğim.


Yıllarca şiirden uzak durup yeniden şiir yazabilmenin ardında yatan nedir? Bunu nasıl başardınız?


Aslında ben şiirden hiçbir zaman uzak kalmadım. Kimi zamanlar okumalarım arttı ve kimi zamansa yazmalarım. Çünkü ben şiiri hayatın tam orta yerinde görürüm. Dergilere şiir göndermek gibi bir alışkanlığım hiç olmadı. Sadece kimi dostların teşvikiyle çok önceleri bir iki dergiye şiirler gönderdiğimi hatırlıyorum. Tabi İkindiyazıları"nı bunun dışında tutuyorum. Buraya seve seve gönderirdim yazı ve şiirlerimi.

Evet, dostum şiir benim hep ulaşıp alabileceğim yükseklikte durmuştur hayatımda. Dilediğimde onu aradan çekip alabilmekteyim. Önemli olan bu duyarlılığı yitirmemek gerek. Okuduğu gerçek şiirlerden etkilenmemiş bireyler gün gelecek insanlığın başına bela olacak. Nitekim şimdilerde Filistinli çocuklara, yaşlılara bomba atan ellerin sahipleri gibi. İnsanların içlerindeki şiir gibiliği öldürmemek gerek.

Kuşluk Vakti'nin emsallerinden ayrılan yönü nedir?

Kuşluk Vakti, diğer edebi dergilerden öncelikle fiziki özellikler bakımından ayrılır. Fanzin türü çok seviyoruz. Bu ikindiyazıları'nın hatırası olsa gerek. Bu türü Kuşluk Vakti'ne çok yakıştıran bir sürü dostumuz var. Dostlarımız bizi böyle daha kucaklayıcı buluyorlar. Bu türde büyük iddialar peşinde olmuyorsunuz. Bu birincisi. İkinci noktaya gelince, bayilerde satılan bir dergi değiliz. Bizler Kuşluk Vakti'ni "gönül dostları" dediğimiz arkadaşlarımızla okuyucularımıza ulaştırıyoruz. Bu şekilde ulaşamadıklarımıza ise postayla ulaşmaya çalışıyoruz. Yani Kuşluk Vakti satış fiyatı olmayan bir dergidir. Bir üçüncü farkımız ise diğer dergilere göre sayfalarımızda gençlere daha çok yer veriyoruz. Temennimiz şu ki; bu dergi bir müddet sonra kendi şairini, kendi hikâyecisini ve kendi denemecisini yetiştirmiş olsun.

Bu dergide kimler yazabilir, kimlere açık, kimlere kapalıdır bu dergi?

Bu dergide herkes yazabilir. Ancak gençlerin öncelikli olduklarını bildirmekte fayda var. Bu yüzden ustalar bize kızmasın lütfen. Bu şu anlama gelmemeli tabii, bu dergi acemilerin yeri.

Bizim vurgulamak istediğimiz şu ki; ustalarla çıraklar kol kola yürek yüreğe yürümeli çıktığımız bu yolculukta. Bundan hiç kimse rahatsızlık duymamalı.


O meçhul dergi okurlarından tanıştığınız oldu mu? Okurlardan size ulaşanlar var mı mesela?


Yüz yüze gelmeden, birbirlerini görmeden sıkı dostlukların kurulabileceğine inanıyorsanız bu soruya da cevabım evet olacak. Zaten gönüllerini okuyabiliyorsanız yüzlerinin ne önemi var. Yüz sadece bir surettir diye düşünüyorum. Bu şekilde birçok dostumuz var. Hangi birinin ismini burada zikredeyim ki. Özetle bizimkisi gönül tanışıklığı dostum. Esas tanışıklık da zaten budur.


"Kuşluk Vakti" ile ilgili kısa kısa notlar:

1. Bu dergi, talep edenlere gönderilir.

2. Katkıda bulunmak ve uzun soluklu olmasını sağlamak isteyenler yıllık katkı payı olarak 20 TL ile abone olabilir.

3. Dergi 9 sayı yayımlanmıştır. 10. sayı hazırlanmaktadır.

4. Bugüne kadar Said Türkoğlu, Fatma Zehra gibi editörlerce hazırlanmıştır.

5. www.kuslukvakti.blogcu.com adresinden dergi ile ilgili medyada çıkan yazılar incelenebilir.

6. Dergi Manisa'daki Set Ofset matbaasında basılmaktadır.

7. Dergiye kuslukvakti46@gmail.com adresinden ulaşılabilir.

8. Ben bu dergiyi arkadaşlarıma ulaştırmak istiyorum diyenlere dergi toplu olarak (istenen miktarda) ödemeli kargo ile gönderilir.

Reklam yayımlanmaz. Yeni çıkan kitaplar duyurulabilir.

Söyleşi: Mustafa Oğuz

Kaynak:
www.dunyabizim.com

2009-02-07

Kuşluk Vakti'nin 10. Sayısı İle Dervişane Yolculuk !..


Şubat 2009, Sayı:10

Merhabalar dostlar,

Yine yeni bir Kuşluk Vakti ile baş başa ve gönül gönüleyiz.. Kuşluk Vakti'nde başlayan mütevazı yolculuğumuz en anlamlı bir şekilde sürüp gitmekte.

En anlamlı şekilde çünkü…

Düşlerimizi kendine çağıran dünyaya karşı koyma çabası anlamında bir yolculuk: dervişane duruş.

İnsanları kendi içlerinin yalçın kayalıklarında dolaştırma anlamında bir yolculuk; kendini bilme.

Yolcularına zifiri karanlıklarda beyaz düşler kurdurma çabası anlamında bir yolculuk; yenilikçi duruş.

Bizleri savaşa çağıran çok uluslu dünyaya barışın ismini heceletme anlamında bir yolculuk; hayata saygı.

Elinden ve dilinden diğer insanların emin olduğu bireylerin sayısını çoğaltma anlamında bir yolculuk; güvenilir insan.

Günübirlik aşklardan kurtulma anlamında bir yolculuk; gerçek aşk.

Ne edebiyatı sanata ve ne de sanatı edebiyata indirgememiş anlayışa ulaşma anlamında bir yolculuk; edebiyata bakış.

Kısacası, ikindilerde dostlarla paylaşılacak sırlı sözler için Kuşluk Vakti'nde aşk ile yola çıkmış bulunduk.

Evet, bu yolculuk en anlamlı şekilde sürecek.

***

Bu sayıda ''yazıyorum; çünkü…''nün konuğu Cihan Aktaş hanımefendi. Yazma gerekçelerini paylaşıyor bizlerle.

Nihat Dağlı ile ''ince şeyleri anlama'' denemesinde bulunurken, M.Said Türkoğlu ile ''yeryüzü gurbetinin kıyısında yürüyüş'' e çıkacaksınız. Ayrıca, Mustafa Oğuz

''has şiire ulaşma''nın sırlarını paylaştı siz gönül dostları ile.

Şairler şiir severleri kuytu köşelerine çekmeye devam etmekteler yine. Bu sayının şairleri; Mehmet Aycı, Nurettin Durman, Ali Pektaş, , Mustafa Oğuz, Ali Osman Kurun, Ziya Akyürek, İsmail Karakurt, Hüseyin K. Ece, Salih Güzel,

Şemsettin Yapar, Kamil Yeşil ve Muhsine Arzu birer hikâye ile selamlayacak bizleri.

Orta sayfalarımızda Zeynel Toprak'ın Bekir Biçer ile gerçekleştirdiği söyleşiyi bulacaksınız.

Ayrıca iki de kitaptan bahsedilmiş bu sayıda. Salih Güzel, Ahmet Ümit'in Bab-ı Esrar'ı ile ilgili düşüncelerini sizlere aktarırken; Engin Akkuş, Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi'nde dolaştıracak sizleri.

Daha güzel bir Kuşluk Vakti'nde buluşmak ümidiyle…

Kuşluk vakitleriniz bereketli olsun…

Salih Güzel

İrtibat:
kuslukvakti46@gmail.com
www.kuslukvakti.blogcu.com
P.K:106 MANİSA

2009-01-18

2008 Yılında Dergi Çalışmaları: Özel Sayılar ve Dosyalar

“Dergi, hür tefekkürün kalesi. Belki serseri ama taze ve sıcak bir tefekkür.” Cemil Meriç

Hür tefekkürün kalelerinden seslenen özgür sesleri, sıcak ve taze nefesleri dinlemek gerek… Dergi çıkarmanın ve dergiyi istikrar ile devam ettirmenin ne kadar zor olduğu herkesin mâlumu... Hâl böyle iken dergiler, edebiyat bahçesinin nadide gelincikleri gibi duruyor önümüzde… Bir sade rüzgârın hücumuyla dağılıverecek nazenin gelincikler gibi…

Gönül istedi ki, edebiyat bahçesinin bu has çiçekleri bir yazının etrafında toplansın, demet olsun. Bir yıl boyunca dergilerimiz hangi konular üzerinde durmuş, hangi çalışmalara ağırlık vermiş, hangi özel sayılar ve dosyalara imza atmış; haberimiz olsun.

Yayın dünyasında önemli bir iz bırakan, edebiyatımızın kalbi dergilerin bir yıl boyunca hangi özel sayılar, dosyalar ve konularla okuyucuyu selâmladığını daha somut ve daha derli toplu görmek için yazıldı bu yazı... Ne yazık ki, takip alanımıza girmeyen dergilerimizin yazıda yer almaması kısmî bir özre sebebiyet verse de asıl konunun “edebiyat” çerçevesiyle belirlenmiş olması ve yazının belirli bir hacimle sınırlandırılması bu özrü hafifletici sebepler arasında sayılabilir. Yine değinmeyi çok istediğimiz hâlde Dergah, Yolcu, Edebiyat Ortamı, Yüzakı, Sultan Şehir ve Buruciye Edebiyat gibi dergilerimize özel sayı yahut dosyaya yer ayırmamaları, sanal âlemden kaynaklanan bazı iletişim sorunları vb. nedenler yüzünden yer verilememiştir; lâkin her biri kütüphanemizde, gönülhânemizde her daim ayrı bir yerdedir.

Dergilerin kâğıt kokulu, mürekkep dokulu sayfaları çevrilsin ve dergilerimiz bu yıl bohçasına neler koymuş, gözler önüne gelsin. Alfabetik sıra ile…


AYVAKTİ


Gece zifiri karanlığa büründüğü vakit, dolunay gökyüzünden geceye ışık dağıttığı vakit sessizliğin ortasına “hoş bir seda” gibi düşüyor Ayvakti…
Yayın Yönetmenliğini Şeref Akbaba’nın yaptığı Ayvakti Dergisi, edebiyat çizgisinden taviz vermeden ilerleyerek, okuyucuya eşsiz vakitler sunmaya devam ediyor. Derginin Mart-2008 sayısında Yahya Kemal Beyatlı dosya konusu edilirken aynı sayıda konu olarak işlenen Kar da dikkatleri çekiyor. Bilhassa derginin sonunda yer alan merhum Yahya Kemal’e ait “Kar Mûsikîleri” dosyaya oldukça mutabık düşüyor.

Ayvakti’nin Nisan-2008 sayısı ise sanatının ellinci yılında Erdem Bayazıt’a ayrılıyor. Erdem Bayazıt ölmeden birkaç ay önce yapılan bu dosya, belki de şairin ölüm yolculuğuna çıkarken yanına alacağı son hediyelerden biri olarak akıllarda kalıyor.

Derginin Haziran sayısında ağırlıklı konuyu yine başka bir üstad, Necip Fazıl teşkil ediyor.

Balkanların incisi, medeniyetimizin hilâli Bosna Hersek ise derginin Eylül sayısında baş köşeye oturmuş, Mostar Köprüsü’nden âdeta selâm yolluyor.

Yıllara ve yollara meydan okuyan dergilerden biri olarak yayın hayatını idame ettiren Ayvakti’nin 100. sayısı fırından çıkmak üzere ve aç beyinlerin dimağını doyuracak tazelikte…


BERCESTE

Genel Yayın Yönetmenliğini Ümit Fehmi Sorgunlu’nun yaptığı Berceste’nin Yayın danışmanları ise Kayseri’nin çok önemli iki ismi, Bekir Oğuzbaşaran ve Vedat Ali Tok. Berceste’nin 2008 yılı boyunca hazırladığı özel sayı ve dosyaların sayısı epey fazla… Gelenekten beslenip gündemi takip ederek seçilen “konu”lar ve “şahıs”lar etrafında mümkün mertebe iki ayda bir özel sayı yahut dosyaya imza atan Berceste, bu yıl toplam yedi farklı özel çalışma ile meraklısına “merhaba” diyor.

Derginin bu yılki ilk dosyayı Abdullah Satoğlu adına… Şubat sayısını teşkil eden bu dosya ile Abdullah Satoğlu sevenlerine hoş bir hediye sunulmuş. Berceste’nin Nisan sayısında, nisan yağmurları gibi kalbimize düşen ve emsalsiz bir inciye dönüşen rahmet ve muhabbet peygamberimiz, Peygamber Efendimiz özel sayısı işlenmiş. Derginin bir diğer özel sayısı sanatının kırkıncı yılında Bekir Oğuzbaşaran’a ait… Haziran ayında ve yaklaşık otuz farklı yazıyla vücuda getirilen sayı, yaşayan edebiyatçılara duyulan vefanın göstergesi… Berceste’nin Temmuz sayısında ise ölümüyle edebiyat dünyasını yasa boğan iki isim konu edilmiş: Cengiz Aytmatov ve Dilaver Cebeci. Aynı hüzün ve aynı yas Ağustos sayısında da sürdürülmüş ve Erdem Bazayıt son yolculuğuna şiirlerle, yazılarla uğurlanmış. Günümüz insanının nesirden koptuğu ve kısa yazılara, kısa şiirlere yöneldiği bu çağda Berceste Dergisi, nesre hak etttiği değeri vermek amacıyla Eylül ayında Hikâye özel sayısı hazırlamış. Vefatının ellinci yılında Yahya Kemal özel sayısı ise derginin dosyalara yönelik son çalışması…

Yaklaşık yedi yıldır her ay vitrinde görücüye çıkan Berceste, Şubat ayında 80. sayısı ile okura merhaba diyecek.


BİZİM KÜLLİYE


Kar altında açmış kardelenler gibi büyük bir azim ve kararlılıkla çıkan Bizim Külliye, Elazığ’dan duyurduğu gür sesi tüm Türkiye’ye ulaştırmaya devam ediyor. “Bizim” olanı bize anlatarak, gökkubeye hoş bir seda bırakarak yolculuğuna devam eden Bizim Külliye’nin Genel Yayın Yönetmenliğini Nâzım Payam üstleniyor.

Daha önceki yıllarda Tasavvuf Edebiyatı, Edebiyatımızda Kadın, Edebiyatımızda Doğu-Batı, Eleştiri, Edebiyatımızda Çocuk, Edebiyatımızda Gurbet, Edebiyatımızda Aydın, Edebiyatımızda Küreselleşme, Edebiyatımızda Sağ-Sol, Edebiyatımızda Felek, Edebiyatımızda Tip ve Karakter, Türkçe, Şehir ve Cengiz Aytmatov özel sayı ve dosyalara imza atan dergi, 2008’de de edep kokulu bahçelerden güller devşirmeye devam ediyor. Yazarlar ve Yayınevleri’ni işlediği 35. sayısıyla yazar-yayınevi ilişkilerini ve meselelerini edebiyat gündemine taşıyor. Bizim Külliye’nin 36. sayısında okuyucusuna sunduğu dosya ise Yazarlar ve Hatıraları. Edebiyatımızın ünlü isimlerine ve onların edebî hatıralarına yer veren dergi, okuruna yazarları daha yakından tanıma ve edebiyatımıza samimi pencereler açma fırsatı sunuyor.

“Hatırlanmayı ve hatırlatmayı birlikte yaşamak” için… Bizim Külliye’nin 37. sayısı ise Ahmet Kabaklı’ya ayrılıyor. “Elazığ’ın yetiştirdiği ve Türk düşünce hayatına armağan ettiği Kabaklı hoca” birçok yazarın kaleminde can bularak memleketinde nefes almaya devam ediyor. Bizim Külliye 38. sayısında, diğer sayılarında olduğu gibi edebiyatımızın mühim konularına değinmeye devam ediyor ve Edebiyatımızda Edebî Türler ile nazmın ve nesrin dünyasına yeni pencereler açıyor.

Gün geçtikçe boy veren, boy verdikçe yeşeren ve yeşerdikçe meyveye duran Bizim Külliye, 39. sayısında Edebiyat ve Tarih dosyası ile karşımıza çıkacak.


HECE ve HECE ÖYKÜ


Yazı İşleri Müdürü İbrahim Çelik olan Hece’nin Yayın Yönetmenliğini Hüseyin Su sürdürüyor.

Derginin 133. sayısı Mehmet Âkif Ersoy’a ayrılmış ve özel bir sayı hazırlanmış. Takiben 134. sayıda dosya konusu olarak Yazınsal Türlerin Sınırları işlenmiş.

Çeşitli yazarların yer aldığı bu sayıda bilhassa edebiyatımızda türler üzerine kalem oynatılmış. Hece’nin 136. sayısında yer alan bir başka dosya konusu ise Çağdaş Filistin Şiiri…Hece, neredeyse her sayıyı diğer dergilerden farklı bir konuyla süslüyor. Derginin 137. sayısında ise Edebiyatta Dönüşümler/Başkalaşımlar dosyası yer almış. Hece’nin 138, 139 ve 140. sayıları birleştirilerek tek bir özel sayı hâlinde okuyucuya sunulmuş: Modernizmden Postmodernizme. Düşüncede, edebiyatta ve sanatta modernizmden postmodernizme geçişin sürecini ele alan dergi kapsamlı bir çalışma ile görücüye çıkmış. Derginin Eylül ayında çıkardığı son sayıda ise Tehlikeli Alaka Edebiyat ve Deneysellik işlenmiş.

Hece Öykü’nün çalışmalarından ise, kısaca şu şekilde bahsetmek mümkün:
25. sayısıda dosya konusu olarak Çağdaş Filistin Öyküsü işlenmiş, 26. sayıda hikâyeye dair ele alınan Öyküde Bilinçakışı Tekniği yer almış, 27. sayının dosya konusu Çağdaş Suriye Öyküsü olarak belirlenmiş ve son olarak 28. sayıyla Eylül ayında elimize geçen Dünden Bugüne Türk Öyküsü adlı çalışma derginin 2008 yılına son noktasını koymuş.


İSTANBUL BİR NOKTA DERGİSİ

Gerek şekil gerekse muhteva bakımından nev’i şahsına münhasır bir dergi olan İstanbul Bir Nokta’nın Yayın Yönetmeni Mürsel Sönmez… Renki kapak tasarımı ve edebiyatla yıkanmış içeriği ile dikkati çeken dergi, özel sayılar ve dosyalar bakımından bir iki çalışmaya imza atarak yılı tamalıyor. İstanbul Bir Nokta’nın ilk çalışması Ocak 2008’e ait. Ocak ayının Muharreme tesadüf etmesi sebebiyle İstanbul Bir Nokta, Kerbelâ, Muharrem ve Hz. Hüseyin dosyası oluşturmuş. Derginin bir diğer özel sayısı ise Eylül 2008’de hazırlanmış. Kısmen de olsa 80. sayısıyla Ramazan özel sayısına imza atan derginin 84. sayısını ise dört gözle bekliyoruz.


KUBBEALTI AKADEMİ MECMUASI

Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı bünyesinde çıkan Kubbealtı Akademi Mecmuası, yılların emek ve birikimiyle bugünlere dek gelebilmiş nadir dergilerden… İlim, fikir, sanat ve edebiyat ustalarının hizmet ve emek kokan çalışmalarını her taşına yansıtan Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı, Türk kültürünü tek kubbe altında toplamaya devam ediyor.

“İlim, fikir ve sanatta Türk milletine has târihten gelen değerleri esas tutarak, nesilleri, millî bir düşünce ve sanat merkezi etrafında toplamaktır. Bu gayeye erişmek için ilim ve fikirde, sanatta, dilde, sosyal sâhada ve neşriyatta muhtelif çalışmalar yapmak” gayesi ile yola çıkan vakıf, Kubbealtı Akademi Mecmuası ile edebiyat ufkuna yelken açıyor.

Daha önce Sâmiha Ayverdi, Mevlânâ, Nihad Sami Banarlı gibi özel sayıları okura sunan dergi, 2008’in Ekim ayında hazırladığı Yahya Kemal özel sayısı ile üstadı günümüze taşıyor.

Dergi 2009’un Ocak ayısında çıkardığı Türkçe özel sayısı ile yeni yıla “merhaba” diyor.

Kubbealtı Akademi Mecmuası’nın 150. sayısı ise meraklıları tarafından iple çekiliyor.


KUŞLUK VAKTİ

Gece nöbetinin gündüze devrettiği vakit, kuşlar yuvalarından çıkıp tabiata gülümsediği vakit, uzak diyarlardan sesi gelir bülbülün. Bir güle nağme yakarken bülbül, kuşluk vaktinde sesi duyulur bir gün… Bir bülbül gibi sesini uzak diyarlardan, tüm Türkiye’ye duyuran dergilerden biri de Kuşluk Vakti… “Gece ve gündüz… Birisi siyah birisi beyaz… Karanlıktan aydınlığa geçişin vaktidir kuşluk vakti…”

Manisa’da çıkan, Sahibi ve Yazı İşleri Sorumlusu Salih Güzel olan derginin editörlüğünü ise Fatma Zehra yapmakta…

Henüz yavru bir kuş olmasına rağmen getirdiği sesle birçok kesmin fikrini ve hissini okşayan Kuşluk Vakti, daha şimdiden birbirinden kaliteli sayılara imza atmış. Derginin bilhassa 6, 7 ve 8. sayılarında yer alan İkinci Yeni yazıları büyük bir ilgiyle okunup tartışıldı. Medeniyet, Şiir ve Modern Türk Şiiri’nin yeniden ele alındığı sayılar, denemeler, şiirler, günlükler, söyleşiler, hikâyeler ve tanıtım yazıları ile süslenerek alıcısına sunulmuş.

Kuşluk Vakti’ne bu uzun ve çileli yolda sabır ve başarı dilekleri ile…


KÜLTÜR DERGİSİ

Bir milleti ayakta tutan en önemli yapı taşlarından biri de şüphesiz millî kültürdür. Kültürün tarihten devralınıp gelecek kuşaklara aktarılmasında en önemli söz hakkı ise edebiyata aittir. Edebiyatın kalbi olan dergiler ise mâzî ve âti arasında en sağlam köprülerden biridir.

Kültür dergisi, geçmiş ve gelecek arasında en sağlam köprülerden biri olarak yayın hayatını azim ve özveri ile sürdürmeye devam ediyor. Yazı İşleri Müdürlüğünü Sümeyra Güldal’ın yaptığı derginin Yayın Editörü ise Fatih Güldal…

2008 yılında ESKADER tarafından ödüle lâyık görülen dergi, aynı zamanda Türkiye Yazarlar Birliği’nden de yılın dergisi ödülünü aldığını müjdeledi.

Üç aylık kültür, sanat ve araştırma dergisi olan Kültür, bahar sayısında 1. Dünya Savaşı özel sayısı ile savaşın siyasî tarihinin yanısıra sosyal ve ekonomik boyutunu da ele alan bir çalışmaya imza atmış. Savaşın gerçeklerini etraflıca bir çalışma ile gün yüzüne çıkaran dergi, savaşın bitişinin 90. yıldönümünde okuyucuları tarihî bir sahneye davet etmiş. 11. sayısında 555. yılında Fetih özel sayısı ile zaman tünelindeki yolculuğuna devam eden Kültür, tarihin en büyük hadiselerinden birini günümüze yeniden taşımış. Kültür, diğer dergilerden farklı bir çalışma hazırlayarak Osmanlı’da Çocuk özel sayısıyla Osmanlı sosyal hayatında çocuğa verilen değere yönelmiş. 2008’in kış sayısında Seyyahlar ve Seyahatnâmeler özel sayısıyla okuyanları manevî bir seyahate çıkaran dergi, mâzî ve âti arasında sağlam köprüler kurmuş.

Kültür’ün dört gözle beklenen gelecek sayısı ise Rumeli… Kültürümüz bâkî kalır umuduyla…


SOMUNCU BABA

Fırından yeni çıkan somunlar gibi taze ve sıcak bir muhabbet sunan Somuncu Baba, ekmeğin kokusu ve emeğin buğusunu birleştirerek aç gönülleri doyurmaya devam ediyor.
Somuncu Baba, Malatya’da var gücüyle yürümekte... Genel Yayın Yönetmenliğini Sebahaddin Ateş, Yayın Editörlüğünü ise Musa Tektaş’ın yaptığı dergi, 2005 yılından itibaren aylık periyotlarla edebiyat soframıza misafir oluyor. Ağırlıklı olarak dinî konular seçen ve işlediği temalarla ahlâk penceremizi aydınlık ufuklara açan derginin bu yılki tek özel sayısını Osman Hulusi Efendi çalışması teşkil ediyor.

Haziran 2008’de hazırlanan bu özel sayıyla mutasavvıf bir şair ve bir vakıf insanı olan Osman Hulusi Efendi’yi yâd etme gayesi ön plana çıkıyor.

99. sayısıyla yeni yıla giren derginin 100. sayısı merak ve iştiyak ile bekliyoruz.


TÜRK EDEBİYATI

Asırlık bir çınar gibi ayakta duran ve son 36 yıllık edebiyatımızın en yakın şahitlerinden biri olan Türk Edebiyatı, nefesini kesmeden sesini yükseltmeye devam etmekte…

Genel Yayın Yönetmenliğini Beşir Ayvazoğlu’nun yaptığı dergi, 2008 yılı boyunca birçok özel sayı ve dosyaya imza atmış. Derginin ilk dosyası Ocak 2008’e ait… Ocak ayının Muharreme tekabül etmesiyle Muharrem dosyası hazırlayan dergi, zengin bir çalışmaya imza atmış. Derginin 412. sayısını teşkil eden Şubat sayısı ise, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Tarık Buğra ağırlıklı bir çalışma olarak okura sunulmuş. İşlediği konularla dikkati üzerine çeken dergi, Nisan sayısında Ölüm dosyası ile ruhanî âlemlere kapılar aralamış. Türk Edebiyatı’nın kendine has bir diğer özel çalışması ise Haziran ayına ait… Mahalle kavramına değinerek, “Komşu komşunun külüne muhtaçtır.” temini hatıra düşüren dergi, ilgi çekici çalışmalarıyla edebiyatımızda mahalle kavramını işliyor. Derginin sayfa itibarı ile en geniş sayılarından biri olan 417. sayı, İkinci Meşrutiyet 100 Yaşında adlı özel çalışması ile okuru selâmlıyor. Tarih ile edebiyatın iç içe olduğu bu özel sayı, okuyanların dimağını okşuyor. Türk Edebiyatı’nın sayfa bakımından zengin bir diğer özel sayısını Ağustos ayına tekabül eden 418. sayısı oluşturuyor. Cengiz Aytmatov özel sayısı ile edebiyat gündeminde iz bırakan dergi, ünlü yazara son hediyesini yollayarak vefa borcunu ödüyor. Türk Edebiyatı’nın diğer dergilerde yıl boyunca rastlanılmayan bir diğer dosyası ise Kâşgarlı Mahmud’a ait. Kâşgarlı Mahmud 1000 Yaşında adlı dosya çalışması ile Kâşgarlı Mahmud’un doğumunun 1000. yılını yâd eden dergi, okuyucudan tam puan alıyor. Derginin 2008 yılındaki son sayısı ise Kasım ayına ait… Vefatının 50. yılında Yahya Kemal özel sayısı hazırlayan dergi renkli içeriği, farklı resimleri ve özgün çalışmaları ile göz dolduruyor.


YEDİ İKLİM

Edebiyat dünyasında edebini hâlâ muhafaza eden ve “gerçek edebiyat dergiciliği”nin zorlu yollarında taviz vermeden ilerleyen dergilerden biri de hiç şüphesiz Yedi İklim’dir.

Genel Yayın Yönetmenliğini Ali Haydar Haksal’ın üstlendiği dergi, yedi ayrı iklimin bahçelerinden devşirilmiş çiçekler sunar edebiyat bahçesine…

Daha önce Mevlânâ, Peygamber Efendimiz ve Mehmed Âkif Ersoy özel sayıları ile gönülleri okşayan dergi, 2008’i de seçkin ve zengin çalışmalarla tamamlıyor. Şubat-Mart 2008 sayısında “Sebep Ey” diyerek gökyüzüne kanat açan dergi, Erdem Bayazıt özel sayısı ile öteleri müjdeliyor. Erdem Bayazıt’ın ölümünden önce hazırlanan bu çalışma bir nevi ölmeden önce ölümsüzlüğü tattırıyor. Yedi İklim’in diğer özel sayısını ise Oruç oluşturuyor. Sözün orucunu tutan ve az sözle çok şey anlatan derginin bu özel sayısı ise Eylül 2008’e tekabül ediyor. Necip Fazıl özel sayısıyla üstadları anmaya devam eden dergi, Aralık sayısında ise Yahya Kemal özel sayısı ile çalışmalarına bir yenisini daha ekliyor. Edebiyatımızın usta isimleri, usta kalemlerle anılarak ahde vefanın en güzel misalleri sergileniyor.

Mâsivâ’dan Mâverâ’ya uzanan yolda, Yedi İklim her daim yolculukta…


YENİ DÜNYA DERGİSİ

Üzerinde yaşadığımız dünyanın kasvet zincirleriyle ve maddiyat ipleriyle örülü olduğu bu zamanda kendi iç âlemine yolculuk yapacağı “yeni dünya”lar arıyor insan. Bu yeni dünya kimi zaman bir şahıs, çoğu zaman bir kitap ve bazen sıcak bir dergi oluyor âdeta…

Yeni Dünya dergisi de, içinde bulunduğu dünyanın zindanlarından kaçmak ve manevî bir iklimde buluşmak isteyenlerin menzili… Yeni Dünya, çizdiği ve izlediği yol ile “Gönül dünyamıza açılan kapı”dan içeri girerek farklı âlemlerin tadına vardıran bir dergi…

Yeni Dünya’nın Genel Müdürlüğünü Hüseyin Cerrahoğlu, Yazı İşleri Müdürlüğünü ise Mahmut Bıyıklı yapmakta…

Daha önceki yıllarda Kutlu Doğum, Mevlânâ, Şehir, Fatih Sultan Mehmed gibi özel sayılara imza atan Yeni Dünya Dergisi, 2008’in Ağustos ayında Nasreddin Hoca özel sayısı ile vitrine çıkıyor. “Nükte ile Hikmeti Birleştiren Sûfî Nasreddin Hoca”nın güldürürken düşündüren mizacı ile, sûfi kimliği de alınıyor. Yıl içerisinde diğer dergilerden farklı bir şahsa yönelip Nasreddin Hoca’yı kaleme döken dergi, büyük nükte ve hikmet ustasını doğumunun 800. yıldönümünde yâd ediyor.

Yeni Dünya dergisi, bir başka özel çalışmasıyla Aralık ayında, Mehmed Âkif Ersoy dosyası oluşturarak okuyucuyu selâmlıyor. “Bir Ahlak ve Karakter Âbidesi” olarak Mehmed Âkif Ersoy’un bütün yönleriyle ele alındığı 182. sayı vefatının 72. yılında millî şaire ayrılıyor.

Türk kültür, sanat ve edebiyatına hizmet eden kıymetli dergilerimizi bu uzun yolculuklarında muhabbet ile selâmlıyorum. Hür tefekkürün kaleleri hiç yıkılmasın, ilelebet bâkî kalsın ümidiyle...


Senem Gezeroğlu

2009-01-08

Kuşluk Vakti Dergisi’nin 9. sayısı yayımlandı !..

Beyaz düşleriniz bol olsun!

Merhabalar,
Sizleri beyaz düşler ülkesinden selamlıyorum.
Zifiri karanlıklar beyaz bir yürüyüşe çıkalıdan beri bizim de yolculuğumuz sürmekte. İnsandan insana, gönülden gönüle.

Beyaz düşleri, kutsal bir yolculuktur aslında. Sonu olmayan güzel bir masalda yaşar gibi yaşamak cümle güzel aşkları.
Masal vakti…

Doğan günle birlikte uyuyan çocuk doğruldu ve haykırdı. Beyaz bir düştü gördüğü. Hayır görmek için hayra yoruldu.

Çok zaman geçti. Çocuk büyüdü büyüdü ve bir beyaz adama dönüştü. İlkin beyazlarla karşılandı sonunda beyazlarla uğurlanacağından ötürü. Bembeyaz sayfalar açıldı önüne beyaz yazılar yazması için beyaz düşler kurması için.

Beyaz adam ilkin beyazından bir ev yaptı kendine. Bahçeli ve bahçesinde beyaz çiçekler açan meyve ağaçları.

Beyaza durmuş ağaçlar tıpkı beyaz düşleri gibi.Beyaz meyveler; beyaz çilek, beyaz domates, beyaz muz. Beyaz ,beyaz ve hep beyaz…

Ve beyaz düşler…

Beyaz adam beyaz düşleriyle önce sokakları yürüdü ve ardından caddeleri. Sonunda yolu kentlere düştü. Bir bir dolaştı kenti varoşlarına kadar ve boydan boya ve beyaz adımlarıyla.

Beyaza durdu şehrin göğü ve altında barındırdıkları.Beyaz bir gökkuşağı alışık olmadık biçimde sarıp sarmaladı tüm şehri.Bir sürü beyaz adam..

Gün geldi beyaz şehrin beyaz adamları beyaz yolculuklara çıktı deniz aşırı. Yeni yeni ülkeler çıktı karşılarına.Derken bu beyaz salgını tüm ülkeleri boydan boya kapladı, sarıp sarmaladı.

Artık ülkelerin beyaza çalmayan hiçbir şehri kalmadı. Gün bile beyaz doğar oldu her sabah. Yağmurlar beyaz beyaz tüştü toprağa.

Ve çocuk bildi.Kutsal bir yolculuğun ilk adımıydı gördüğü beyaz düşleri.

Sevgili dostlar,
Sizleri böyle mini bir masalla selamlamak istedim.Düşünsenize böyle bir ülke masallarda bile ne kadar güzel duruyor.Ya gerçeğinde!?
Güzellikten, incelikten yanadır tavrımız.İnsanları bir kırağı tanesinden selamlamasını bilmeyenlerin beyaz ülkeler kurması zor.

Bir kuşluk vakti bunun için çıkmıştı yola, düşe kalka sürdürdüğümüz yolculuğa. İstiyoruz ki yürüdüğümüz sokaklar, caddeler bizi kirletmesin, beton duvarlarıyla şehirler boğmasın. Bütün yollar Hira’ya çıksın.Bu kutsal yürüyüşe katılanlara şimdiden eyvallah!

Salih Güzel

***

Salih Güzel’in "Beyaz düşleriniz bol olsun!" dilek ve temennisi ile çıkan Ocak 2009sayısının şairleri; Murat Soyak, Rasim Demirtaş, Şahin Taş, Gürkan Gündüz, Hasan Hüseyin Cesur, İbrahim Gökburun, Salih Güzel ve Serap Arslan.

Melek Altun, "Kelimelerin Başkaldırısı" isimli yazısı ile "Yazıyorum Çünkü…"nün konuğu.

"Erie Gölünün Kıyısından" isimli yazısı ile "Dünyanın Kalbi"nde Ali Osman Kurun ABD den sesleniyor.

Tayyib Atmaca "Ebemkuşağının Altında" ile günlüklerine devam ediyor. Muhsine Arzu, Mustafa Ökkeş Evren, Reşit Güngör Kalkan denemeleriyle ve Gökhan Tirirtçi ise hikayesi ile katkı sağlamış.

İrtibat:
kuslukvakti46@gmail.com
www.kuslukvakti.blogcu.com
P.K:106 Manisa

2008-12-06

Dergileri İnceleme Rahlesi

1- Aşkın e-Hali Edebiyat Dergisi 12.Sayı Ekim-Kasım-Aralık 2008

Şiirin damar atışlarının,nabız vuruşlarının taşrada duyulduğunu söylemek durumundayız. Şiir bahsinde en temel tutumun samimiyet olduğu unutulmamalı. Taşrada çıkan dergilerde yayınlanan şiirler ,merkezde merkezi temsil eden dergilerde yayınlanan şiirlere nazaran daha sıcak daha içten olduğu hemen daha ilk mısrada kendini belli eder. Her şiir bir fetih hareketidir ve taşrada kendiliğini açığa çıkartan şairlerin ilk şiir manevraları,bu fetih duygusunun heyecanını taşır:kendini keşfetmenin heyecanını. Bu durum sadece şiir için söz konusu değildir,deneme ve diğer edebi türler için de geçerlidir. Devasa şehirlerde yaşanan insan ilişkilerindeki yapaylık,taşrada yazıya dayalı olarak kurulan dostluklar için bahis konusu edilemez. Bir anlamda taşrada Anadolu’ da daha kalıcı birliktelikler kuruluyor, yaşanıyor.

Taşrada çıkan her dergi yeni bir hamle hareketidir,dünyayı tanıyor olmanın atılımına sahiptir. Edebiyatta bir tazelik fikri,taşraya geniş bir hareket alanı sağlıyor. Kaygısı olmayanın ahlakı da yoktur. Dünyaya söyleyecek sözü olmayanın beyhude bir arayış içinde olduğunu söyleyebiliriz. Çorum’da 12. sayısına ulaşan Aşkın e- Hali dergisini okuyup bitirdikten sonra yukarıdaki fikirler hatırıma geliverdi,bu samimiyet ve çabaya kayıtsız kalamayacağımı düşündüm. Yazı ,söz ,samimiyet ve karşılık bulma noktasında dergi için yapılan Mehmet Okumuş söyleşisi,en fazla dikkatimi çeken,beni en çok etkileyen bir konuşmaydı. Edebiyatta sahicilik üzerine tekrar düşünmeme vesile oldu. Şöyle der Okumuş, söyleşinin bir kısmında:

‘‘Samimiyet aslında sözlerden yansır. Yazan sözü ne kadar sahiplenmişse söz de o kadar sahibini sahiplenir. Ve söz insanın yazdığında okunan bir karşılık bulmuşsa güzellik yahut çirkinlik adına orda bir samimiyet vardır. Çünkü sancısı kelimeye siner insanın. Hani deniliyor ya "her işin başı ahlaktır" diye. Bence sonraki aşama bu. Her şeyin başı kaygıdır aslında. Kaygısı olanın ahlakı olur. Buna bağlı olarak samimiyetiniz ortaya dökülür. Yani fazladan bir anlatıma gerek yoktur. Sözler , söze sadıksanız , "söz" lemek istediğiniz varsa okur sizi. Ve sonra da yazar. Burada ,ilham değil kastım; söyleyecek sözleriniz varsa, ilk mısralar tecelli olur,sonrakiler o tecelli dahilinde samimice dökülürler."

Dergide açık açık etkilendiğim yazılardan biri de Mustafa Uçurum’un "Herkes Gibi" adlı denemesi oldu. Bu denemeyi önemli kılan yazarın duyarlılığı ve uyarıcılığıdır . Uçurum bu yazısıyla sessiz sedasız denemeci kimliğini ispatlamıştır. Teknolojik bir buhrana doğru sürükleniyoruz der yazının bir kısmında. Yazının ana iletisi, temel fikri ‘kendi’ olmak,özgün bir kişiliğe sahip,olayların ve durumların farkında olmaktır. Dil ve üslup bakımından sade bir söyleyişe dayalı bir yazı yazmış Uçurum. Kendini okutabiliyor. Dileğimiz bu yazıların çoğalması ve daha geniş açılımlarla devam etmesidir.

Mustafa Özçelik ‘Gelenekten Geleceğe Şiirimiz’ adlı yazısında gelenek sorununu ele alır. Özçelik’ in vurgusu geleneğe yöneliktir daha çok. Şiirde yeniliğin gelenek birikimini esas alarak gerçekleşeceğine inanır. Özçelik’e göre gelenekten yararlanma meselesi bir yönüyle dine bir yönüyle çeviri kültürüne diğer yönüyle de medeniyet tercihine bakan bir meseledir. Bu bahiste Tanpınar gibi düşünür: ‘Devam ederek değişmek, değişerek devam etmek’ . Biz şiirde yenilik deyince özde yapılacak bir yeniliği anlıyoruz. Ve her yeniliğin yaşayan insan ve yaşanan hayatla bir bağının olması gerektiğini düşünüyoruz. Biçim denemeleri devrinin geçtiğine inanıyoruz,yapılacaksa eğer ruhta bir yenilik arayışına girmek gerekir. Yenilik bahsinde önümüzde tek örnek var:Sezai Karakoç şiiri.

Karakoç ,geleneksel biçimlere yeni bir öz yeni bir şahsiyet kazandırmıştır. Geleneği bir ihya hareketidir Karakoç’un şiiri. Onda her biçim yeni bir çehreye bürünmüştür. Canlı ve yaşayan organik biçimler toplamıdır gelenek. Çünkü zamanın duyarlığı esas alınarak yazılmışlardır.

Bizce dergide yayınlanan en iyi şiir ‘ ne olduysa aniden oldu’ şiiriyle Nurettin Durman’a ait olan şiirdir. Canlı ,konuşmaya dayalı,insani bir çehresi var bu şiirin. ‘‘ gene yüzüm olsun diye ikindi vakti orada/ evet tam ikindi vakti deniz kenarındaki/ hamid-i evvel camiinin kubbesiyle/ insanı kendine çeken serinliği arasında/ sessizce ama sessizce/ ne olursun tanrım/ kalbimi yumuşat dedim’’

Aşkın e-Hali edebiyat dergisinin günümüz şiirine dair eleştirel denemelere ağırlık vermesi durumunda bir hareketlilik kazanacağını söyleyebiliriz.


2.Kuşluk Vakti Aylık Edebiyat Seçkisi Kasım 2008 Sayı-7

Kuşluk Vakti yedinci sayısıyla yine dopdolu. Dergi her geçen gün büyüyor,bu gerçek. Bu gerçeğin açılımını sunan yazılarla karşılaşıyoruz dergide. Said Konar’ın kitap tanıtım yazısı, Nazife Şişman’ın yazma gerekçesini sunan metni , Kuşluk Vakti’ne düşünsel bir boyut katmış.Nazife Şişman’ın yazı etkinliğine dair metninin genç kadın yazarlar için öğretici bir yazı olduğunu söylemek mümkün. Sibel Eraslan ile yapılan söyleşi,yazarın Siret-i Meryem adlı kitabı için arka bahçe niteliğinde. Söyleşinin bir bölümünde ‘Yalnızlığı bilinçli tercihtir yazarlık. Cesaret ve bedel ister.’ der,Eraslan. Kimi yazarlar içinse yazarlık,yalnzlığın bilinçli çoğaltımıdır. Yazı yazmak , çoğalmayı,anlamla zenginleşmeyi temel alır. Yazı,varoluşsal bir etkinlik aynı zamanda. Dünyaya anlam verme, soruna kökensel bir bakış getirmedir. Yazar hemen her zaman en dipte olandır. Kavrayışta köklere inendir.

Kuşluk Vaktinde usta yazarımız Rasim Özdenören’e dair bir portre çalışması var. Bu yazıların tümüne olumlu bakıyoruz ancak bu kadarla kalınmamalıydı diyoruz. Daha çözümleyici çalışmalar da yer alabilirdi dergide. Dergideki yazarların Özdenören’e onun öykü ve fikir dünyasına,hayattaki duruşuna dair izlenimleri, bir öykü ve düşünce yazarı olarak Özdenörenin komplekssiz kişiliğini,mütevazi duruşunu yansıtıyor. Bu önemli. Öncelikle genç yazar ve edebiyatçılar için önemli. Ben eski kafalıyım bu anlamda. Günümüz edebiyatçılarında,günümüz şairlerinde gördüğüm kibri hiç hoş karşılamam. Yazdığımız her metin bizi daha bir mütavazi kılmalı diyorum. Mevlânâcıyım ben, dirilişçiyim bu anlamda. Başım göğe ermez usta işi bir şiir yazdığımda. Bu bağlamda İsmail Güleç’in Mesnevi Sadece Mesnevi Midir adlı yazısını kardeşim gibi gördüğümü söylemek isterim. Bu toprakların ruhundan sesleniyor çünkü.Değerlerimizden konuşuyor,bizi konuşuyor.

Kuşluk Vakti ,şiir konusunda bir yoğunluğa sahip değil henüz. Derginin şiddetle genç şiire, genç şaire ihtiyacı var. En büyük eksiği şimdilik bu. Bunun yanında Yusuf Kaplan örneğinde olduğu gibi iddialı, meselesi olan yazılar yer almalı dergide.

Yusuf Kaplan’ın yazısının tartışmalı tarafları var. Kaplan, eleştirisini günümüz şiirine getirseydi katılabilirdik. Günümüz şirinin istikamet fikrinden büyük atmosferden yoksun oluşunun köklerini İkinci Yenide arayabiliriz pekala. Öncelikle Yusuf Kaplan bir şair ve eleştirmen değil. Şiire dair eleştirel ölçütleri baz almalıydı. İkinci Yeniyi hapishane değil şiire getirilen bir özgürlük(özellike şiirde kelimenin yeri,dil-içi imkanlar bakımından)olduğunu söyleyeceğiz. İkinci Yeni Türk modernleşmesinin yüz ıdır. Yusuf Kaplan, modern insanın serüvenini hayata tutunma arayışını Turgut Uyar’ın şiirinden okuyabilirdi mesela. İnsanın yabancılaşma olgusunu Edip Cansever özelinde ele alabilirdi. Sezai karakoç şiirini yeni-gerçekçi açıdan işleyebilirdi.Hakeza Cemal Süreya,Ece Ayhan,Ülkü Tamer,İlhan Berk şiirlerini modernizm bağlamanında inceleyebilir,çözümleyebilirdi. İkinci Yeninin merkezinde duran adam Sezai Karakoç’tur. Şiirde medeniyet pespektifi Karakoç’la zirveye taşınır. Ama Karakoç’un şiirine sadece medeniyetçi bakış açısından yaklaşmak da bizi şiirden uzakaştırabilir. Şiirde hüküm cümleleri şiire dair yaklaşımlar kucaklayıcı olmalı. İkinci Yeni her anlamda bir imkandır,İkinci Yeniyi doğru okumak gerekiyor.Bu şiir hala bu imkanı bu vasfını koruyor.

Artık Kuşluk Vakti’nin düşünsel bir ağırlığı var ve öyle inanıyorum ki özellikle şiir üzerine düşünen genç şairlerin poetik metinlerine yer verdiğinde her sayısıyla ivme kazanan bir dergi olacaktır.


3.Edebiyat Ortamı Dergisi, Kasım – Aralık 2008 , Sayı:5

Ankara’da yayın hayatını sürdüren Edebiyat Ortamı Dergisi, sessiz ve derinden yürüyüşüne devam ediyor. Dergi önemli yazılara yer veriyor bünyesinde. Aslında hiç de sessiz bir yürüyüş değil bu. Edebiyat Ortamı, Cahit Zarifoğlu’ nun Mektuplarına yer vermekle okurlara taze bir heyecan , yeni bir renk kattı. Biz bunu derginin yeni bir atılımı olarak görüyoruz. Mektupların yayınlanması , aynı zamanda yeni bir hamledir kanaatimizce. Benim asıl üzerinde duracağım şey, Zarifoğlu’nun Mavera dergisinde , dergiye gelen ürünleri değerlendirdiği Okuyucularla köşesinde yazdığı yazılar. Mektupların kitap bütünlüğüne kavuşması tabii ki hepimizin arzusu. Üstelik şairin oradaki iradesi ve kararlılığı karşısında çoğumuzun öğreneceği bir şeyler mutlaka vardır. Bu çalışmanın dergi yöneticilerini ilgilendiren bir tarafı da var. Özellikle bir edebiyat dergisinin idaresi,devamlılığı, dağıtımı, yönlendiriciliği, özverisi ,teşvik edişi ,sevk edişi, gibi bir çok konularda öğretici yönleri var. Ancak Zarifoğlunu’ nun Okuyucularla köşesinde yazdığı yazıların kitap bütünlüğüne ulaşmasını , şairin şiire yaklaşım biçimini,önerilerini,tavsiyelerini,eleştirilerini,
kuşatıcılığını,kucaklayıcılığını, şiir görüşünü yansıtması bakımından daha çok istiyor,daha çok önemsiyorum. Bu , aynı zamanda genç şairler için de önemli. Sadece şiir gençleri için değil eleştirmenlere de seslenen bir tarafı o yazıların. Eleştirmenler de o yazılardan kendilerine düşen payları
alacaklar ,nasipleneceklerdir. Zarifoğlu’nun kendisine gönderilen şiirleri ele alış biçimi, yaklaşım tarzı her bakımdan öğretici olurdu doğrusu. Ben de Edebiyat Ortamına bu yazıların da bir kitap şekline dönüşmesi yönünde öneride bulunabilirim. Üstelik bu, şiirin gizli has okuyucuları için de beklenen bir şey. Harika olurdu, verimli olurdu, besleyici olurdu.

Edebiyat Ortamı, sessiz yürüyüşünü eleştirel çalışmalarla tetiklemeye devam ediyor. Edebiyat Ortamı , büyük işler yapıyor aslında. Dergide yayınlanma imkanı bulan şiir değerlendirme-eleştiri yazıları , Edebiyat Ortamı’na eleştirinin özellikle modern eleştirinin kalesi olma yönünde ivme kazandırıyor, güç veriyor. Dergide sözümüzü teyit eden yazılar da mevcut. Arif Ay’ın Şiir ve Tahkiye , A. Cüneyt Issı’nın İlhan Berk Şiiri Üzerine ,Arif Ay’ın ve Turan Karataş’ın düzenli olarak yazdığı Dergiler Arasında ve YazıSaati bölümleri Edebiyat Ortamı’na canlılık katan çalışmalar. Arif Ay’ın Sezai Karakoç şiiri üzerine yazdığı yazıya bir işaret koyalım. Zira Arif Ay’ın yazısını önemli kılan , yazının genelini kapsayan manifesto havası. Çağımıza ilişkin diri cümleler kuruyor Ay.

Dergiye şiirleriyle katkıda bulunan isimler şöyle: Osman Sarı, Emre Döğer, Gözde Burcu Narin, Mehmet Aycı, Fatih Yavuz Çiçek, Sedat Turan.

Edebiyat Ortamı’ında dikkatimi çeken,ilgi duyduğum,uğraş edindiğim alan itibariyle önemli bulduğum, aynı zamanda kim ne derse desin 2008’in en iyi,üzerinde düşünülmeğe değer poetik metinlerinden olan İsmail Karakurt imzalı Korkunun İpinde İçimizi Gören Jonglör adlı yazı oldu. Nefis bir yazı. Karakurt yazısında bakın ne diyor: ‘‘Ne zaman ki şiir , bir devingenlikle,bir hava ile şairin hayatını dört bir yandan kuşatır; işte böyle bir durumdayken şair, iyi bir şiirle insanların içini görür yahut da insanların içlerini görmesini sağlayabilir.’’ Karakurt , şiir-gerçeklik-okuyucu ilişkisini ele aldığı yazısında bizi bir kez daha dünya geçekliği ve imge-rüya konusunda düşünmeye çağırıyor. Edebiyat Ortamı’ında bu tarz yazılar çoğalmalı diyoruz. Bu yazılar aynı zamanda dergiye ağırlık veren düzey kazandıran yazılar.

Edebiyat Ortamı’nın bu derinlikli yürüyüşünü yürekten destekliyoruz.

Mustafa Celep

Kaynak:

http://mncelep.blogcu.com/

2008-10-20

"Kuşluk Vakti" dergisi

Kuşluk Vakti 6. sayısında yine dopdolu, yine sizlerle

Yayıncılık sektörü ile ilk tanıştığım günlerde, adını sıkça duyduğum ama ne iş yaptığını bir türlü kestiremediğim bir meslek kolu ile de tanışmış oldum: Editörlük!

Yayın dünyasına “iç”erden bir bakış kazandığım ilk yayınevinde, herkesin kapısında asılı olan “Editör” tabelası benim için gayet kışkırtıcı anlamlar taşısa da, bu işin ne’liği hakkında doğru dürüst bir bilgiye sahip değildim. Kimdi bu editörler ve ne iş yaparlardı? Görünüşe bakılırsa bir yayınevinde grafikerlerin dışında kalan herkes editör vasfını haizdi -nedense!- ve ah ne de cazip bir meslek icra ediyorlardı kitaplara müştak birisi için! İşin içeriği hakkında net bir bilgiye sahip olmasam da, bu büyülü isme sahip “havalı” mesleği icra edenleri o zamanlar pek şanslı buluyordum.

Aradan çok zaman geçti, körpünün altından çok sular aktı ve insanlar tıpkı benim zihnimde oluşan sorulara benzer sorular sormaya başladılar bana: “Kimdir şu editör, editör dedikleri ve ne iş yapar?…”

Bu sorunun cevabı Türkiye şartlarında şekillenen yayıncılık sektöründe “Ne iş olsa yapar.” olsa da hakikat halde öyle değildir. Bir editör, kitapsız yaşamayı aklından bile geçiremeyen, kitap (veya dergi) eksenli proje üretme kabiliyetine sahip ve masasına “dosya” olarak bırakılan yazılar demetini, maharetli dokunuşları ile kitaba yahut dergiye dönüştürebilen kişidir. Ayrıca bir yazarın içinde saklı kalan cevherleri çıkarabilmek de, “editör” denilen zevatın icra ettiği/etmesi gerektiği zenaatlerden sayılmalıdır.

Fakat iş dergi editörlüğüne, hatta taşra merkezli dergilerin editörlüğüne geldiğinde, durum biraz daha zorlaşmaktadır. Maddi imkânsızlıklarla çepeçevre kuşatılmış olan taşra dergisi editörü, başlarda kendisini hevesle destekleyen “yoldaş”larının yolculuğu yarım bırakmasıyla iyice yalnızlaşılar. Bir de bunların üzerine, böyle “küçük işleri” önemsemeyenlerin ezici tavırları eklenince, durum iyice içinden çıkılmaz bir hal alır… Kısacası bir taşra dergisi editörü, dünya yüzünde kaderine terk edilmiş çileli insan teklerinden biridir… Bu zorlu yolda yürürken kendisine eşlik eden dostları ise; postanedeki memurlar, kabarıp giden telefon faturaları, gece gündüz dolup boşalan çay bardakları ve her “alo” dediğinde koşup gelen birkaç vefalı yoldaştan ibarettir…

***

Sonbaharın kendisini iyiden iyiye hissettirdiği ekim ayında Kuşluk Vakti, yine birbirinden güzel yazılarla sizlere “merhaba” diyor. Yıldız Ramazanoğlu, yazma serüvenine ışık tutan yazısıyla “Yazıyorum, Çünkü…” köşemizin bu ayki konuğu… Melek Altun, Bosna izlenimlerine kaldığı yerden devam ediyor. Ayşe Şahinboy, yeni çıkan kitabı Aşk ile Hu bağlamında Münire Daniş ile söyleşiyor. Orta sayfada yer alan Portre köşesinde dostları, A. Turan Alkan Hoca için bir portre denemesine girişiyor. Yusuf Kaplan Hoca, geçen sayıda başladığı esaslı yazısı “Medeniyet, Şiir ve Modern Türk Şiiri”ne, bu sayıda da devam ediyor. Cengiz Aytmatov’un manevi kızı Güzel S. Şonbaeva, “Atake”sinden kendisine kalan “Asra Bedel Hatıraları” dillendiriyor. “Alvar İmamı”nın sadrından satırlarına akan hisler ise, Divançe’de yer buluyor.

Vakitlerin ve kalplerin sahibine emanet olun…

Kuşluk Vakti


İrtibat:

P.K. 106 MANİSA
kuslukvakti46@gmail.com
www.kuslukvakti.blogcu.com

2008-09-12

"Kuşluk Vakti" dergisi

RAMAZAN, EYLÜL VE KÜÇÜK ŞEYLER...

İçinden Ramazan geçen bir eylül idrak ediyoruz. Eylülün hüznü ile Ramazanın sevinci sarmaş dolaş olmuş, yüreklerimizi aşka getirmekte... Ve hüzün ile sevincin karıştığı vaktin aydınlığında durmaksızın ilerliyoruz yeni vakitlere doğru. İlerlerdiğimiz yolda bizi, davulcunun ahenkli manileri, eylül sarısı yapraklar, iftar çadırları, rüzgârla dans eden bir ağacın hışırtısı, elleri duada, gözleri semada nineler, dedeler ve daha nice küçük ama güzel şey karşılıyor. Yolda karşılaştığımız her küçük şeyle, kalbimize değen her bir sözle birlikte daha da çoğalıyor ve yaşamaya daha bir aşkla sarılıyoruz. Çünkü küçüğü seviyoruz, çünkü küçük şeylere tutkunuz... Büyük sözlerden ve büyüklenenlerden hoşlanmıyoruz. Asrın Bedî'i gibi aczimize ve fakrımıza tutunarak "Küçük Sözler" söyleyebilme gayreti ile yolumuzu O'nun yolu kılmaya çalışıyoruz.

Her ne kadar ârif kişi Kemal Ural, "Küçük Şey Yoktur" dese de, ene'sini büyütüp ondan başka her şeyi küçülten, küçük gören bir anlayışın hâkim olduğu bir çağda yaşıyoruz. Ve biz onların küçük görerek küçülttüklerini zannettikleri şeylere sahip çıkıyoruz. Yani ârif kişiye kulak veriyoruz, "küçük şey yoktur" diyoruz...

Söylediğimiz bu söz ve dahi diğerleri, yüreklerinizde karşılığını buluyor olmalı ki, Kuşluk Vakti sizi, Ramazanla eylülün kucaklaştığı bir ayda, ilk çıktığı günkü kadar büyük bir heyecanla selamlıyor. Öyle ki içimizde yankılanan bu heyecana, yazarlarımız ve dostlarımız da ortak oluyor. Mesela Nihat Dağlı size, "Sokakta İftarsız..." kalmanın hüznünü duyumsatıyor. Abdullah Harmancı, yeni açılan "Yazıyorum, Çünkü..." isimli köşemizde, yazma sebebini açık ediyor. Karikatürist ve Mizah Derneği başkanı Çağrı Cebeci, babası Dilaver Cebeci'yi anlatıyor. Ayla Ağabegüm, edebiyatın ruhuna dokunuyor. Yusuf Kaplan Hoca, Türk şiiri üzerine esaslı bir düşünce faaliyetine girişiyor. Hoca'nın ezber bozan yazısı zihnimizde demini alırken Melek Altun bizi alıp Bosna sokaklarına götürüyor. Gülnihal Ümit, gözümüze bir çiçek gözlüğü iliştiriyor. Bir diğer yeni köşemiz olan "Portre" köşemizde ise dostları, ince ve nazenin bir Ali Çolak portresi çiziyor. Biz bu vadilerden geçtikten sonra Mustafa Ökkeş Evren'in "Sofra"sına dahil oluyor, Musa Güner'in "Bir Düş Masalı"nı terennüm ederken Hüseyin K. Ece'nin şiirini yedeğimize alarak Zümrüt Sönmez'in işaret ettiği "İpek Yolundaki Karartma Akşamları"na konuk oluyoruz. Sümeyra Demir'in hikâyesini anlattığı aynalarda kendimizi kaybetmemek için, Divançe'de Kuddûsî'nin aşk ile söylediği duaya amin diyoruz.

Ve "Âmin"lerimizi bir teşekkürle çoğaltıyoruz: Şükürler olsun Rabbim, bize Ramazanı, eylülü ve küçük şeyleri sevdirdiğin için...

Bir Teşekkür

Kuşluk Vakti'nin Mayıs sayısı ve "Edebiyata Kadın Eli Değerse yahut Bir Kadın" isimli yazım dolayımında, bilhassa beyefendilerden gelen teveccüh ve destek dolu mailler için çok teşekkür ederim. Ümit ediyorum ki, destekleriniz ve paylaşımlarınızla hep birlikte bir güzelliği yaşamaya devam ederiz.

Fatma Zehra

İçindekiler:

Musa Güner / Bir Düş Masalı (şiir)

Mustafa Ökkeş Evren / Sofra (şiir)

Hüseyin K. Ece / Sensizlik Hazırlar Kefenimi (şiir)

Gülnihal Ümit / Çiçek Gözlüğü

Yazıyorum; Çünkü…” Abdullah Harmancı / Yazmasam Ölür Müyüm?

Çağrı Cebeci / Babam Dilaver Cebeci

Mustafa Uçurum / Lirik Yanılgı (şiir)

Fatma Zehra / Ayla Ağabegüm İle Zamanın Ve Edebiyatın Ruhu Üzerine

Yusuf Kaplan / Medeniyet, Şiir Ve Modern “Türk” Şiiri: (1)

Türk Şiirinin Modernlik / İkinci Yeni Hapishanesine Giriş/İ

Portre I / Ali Çolak (Can Bahadır Yüce, Mehmet Aycı, Salih Güzel, Mustafa Oğuz, Murat Tokay)

İmdat Akkoyun / Avuçlarımıza Düşen Cemre (şiir)

Kadir Erdal / Settar’ın Adıyla (şiir)

Melek Altun / Uzakta Yakın Bir Şehir: Saraybosna

Sümeyra Demir / Bir Hikâyesi Olmalı Aynaların...

Nihat Dağlı / Sokakta, İftarsız...

Zümrüt Sönmez / İpek Yolunda Karartma Akşamları

“Divançe”: Maraşîzâde Kuddûsî Ahmed Efendi

İrtibat:
Kuşluk Vakti
P.K. 106 Manisa
kuslukvakti46@gmail.com
www.kuslukvakti.blogcu.com