semerkand etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
semerkand etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2012-05-25

'Semerkand' dergisi

Mayıs 2012, Sayı:161

Sabır ve şükür sık sık dilimizden dökülen, bazı zamanlarda kendimize telkin ettiğimiz iki kelime. İlahî kaderin karşımıza çıkardığı badirelere sabreder, nimetlere şükrederiz. Fakat nice derin sırlar da saklıdır bu iki kelimenin açtığı mana kapılarının ardında. Mesela ârifler bizim şikayet ettiğimiz, can yakıcı bulduğumuz durumlara da şükrederler. Cenab-ı Mevlâ’nın kendileriyle irtibatı olarak görürler, “şükür unutulmadık, kendimize bırakılmadık” derler. Derdi derman görürler. Sabır ise serapa teslimiyettir onlar için. Suskunluk değil, var oluş macerasının nereye varacağına dair merak ve her dem muhabbettir. Bu açıdan sabır ve şükür iç içe girer, birbirinin içinde erir. Bunun için demişlerdir “sabır mı öncedir şükür mü, bilemedik” diye.

Sabrın da şükrün de merak uyandıran, kalbe huzur tohumları düşüren tafsilatı var; çeşitleri, bölümleri var. Bunları okumadan “ibadet etmeye devam sabrı” nasıl aklımıza gelir? Ve yine ibadete şükretmeyi kaç ak bahtlımız kendi kendine bulabilir? Okudukça sabrın ve şükrün Halik-i Zülcelal ile derin ve yoğun bir irtibat hali olduğunu keşfediyoruz. Kolayca kendi zimmetimizde gördüğümüz mülkün ve dahi kendimizin sadece ve sadece O’na ait olduğunu idrak ediyoruz. Sabırla koruk helva oluyor. Yani zehir gibi taneler bal damlayan üzüme dönüşüyor. Şükürle nimet artıyor. Nimet arttıkça muhabbetimiz ve mahcubiyetimiz artıyor. Sabır ve şükürle hayat “Hayy” ism-i şerifinin tecelligâhı oluyor; büyüyor, sonsuzlaşıyor.

“Cennete Uçuran İki Kanat” umuyoruz ki sabır ve şükür neşvenizi arttıracak. Elinizdeki mütevazi derginin satırlarına emek verenler kendi sabır ve şükürlerinin sizinkiyle boyut kazandığını bilecek. İyi ki buradayız, sayfalara düşen aksimizle yüz yüze, karşı karşıyayız diyecekler. Buna şükredecekler, şükredecekler. Söz uzayıp gitmeden nokta diyelim, aradan çekilip sizi dergimizle baş başa bırakalım.

İrtibat:
Eyüpsultan Mah. Osmangazi Cad. Esma Sok. No:07/A Samandıra / İSTANBUL
0216 564 25 00
www.semerkanddergisi.com
semerkand@semerkanddergisi.com

2010-08-02

'Semerkand' dergisinde 'Hatıralar ve Dini Hayat'

Semerkand dergisi Ağustos sayısı, alışılagelmiş dosyalarından farklı bir konu ve dosya ile okurun karşısına çıkıyor. Birden çok yazarın yazısından meydana gelen dosyanın başlığı “Hatıralar ve Dini Hayat”.

Dergi yazarlarından Ali Yurtgezen, Ali Uysal, Taha Yıldız, Hasan Akçay, Ahmet Miroğlu ve Ali Sözer dosyaya yazılarıyla katkı yaparken, çocuk edebiyatına dair eserleriyle tanınan Yaşar Koca çocukluğundan bir anekdotla dosyada yer alıyor. Ayrıca İttihat ve Terakki döneminde hapse atılan gazetecilerden Süleyman Sırrı’nın zindanda geçirdiği ramazan günlerinden bir emet ve Uzun Çarşının Uluları adlı kitabın yazarı merhum Mitat Enç’ten de bir iktibas dosyada yer alan diğer yazılar.

Ramazana ve oruca dair hatıralarla başlayan dosya, zekât ve namazla ilgili anekdotlarla devam ediyor. Ali Uysal ve Ali Yurtgezen dinî hayata dair latifelerle dosyaya renk katıyorlar. Hasan Akçay ve Hüseyin Kaya çocukluk ve ilk gençlik yıllarından birer hatıra ile dosyayı zenginleştiriyorlar. Ahmet Miroğlu’nun yıllar içinde karşılaştığı portreler de dosyaya çok farklı bir hava katıyor. Dosyanın takdim edildiği yazıda ise, konuyla ilgili şunlar söyleniyor: “Ramazan ayı, yanlış giden hayatı düzeltmek, ibadete, Allaha kulluğa başlamak için başlı başına fırsattır. (…) Gününde orucu, gecesinde teravihi, mukabelesi, ziyaretleriyle gönül enginlere kanat açar. Ve mümine hiç eskimeyen hatıralar kalır. Dilden dile, nesilden nesle anlatılır bu hatıralar. İlk günkü sıcaklığıyla her dinleyende iz bırakır. Müslüman nasıl yaşar, Rabbiyle irtibatından ne hoşluklar devşirir, neler hisseder, bunları öğretir. Bunlar çok saf, çok berrak, tertemiz insanî hikâyelerdir. Semerkand’da bu ay, böyle ibadet anlarının izlerini, mesajlarını taşıyan hatıralardan bir demet yer alıyor. Kimi yazarlarımızdan, kimi artık hayatta olmayan yazarların kitaplarından… Kendi hatıralarımızla da bir araya geldiğinde ne kadar aynı olduğumuzu, aynı kulluk atmosferinde yaşadığımızı gösteren, birbirinden ilginç, güzel hatıralar…”

Semerkand’ın bu sayısında Halil Akgün, geçen ayki yazısının devamı niteliğinde “İslâm’da Din-Bilim İlişkileri” adlı yazı ile İslâm bilim tarihine değiniyor. Kürşad Salih Yaman, “Nimet ve Şükür” adlı yazısında bir Müslüman’da olması gereken nimet algısı ve şükür halini anlatıyor. Dergiye bu ay katılan Mustafa Irmak, “Unutulmaya yüz Tutmuş Büyük Bir Sünnet: İtikâf” adlı yazısıyla yer alıyor. Hüseyin Kaya, “Ayrılığın Resmi” adlı akıcı denemesinde ayrılık üzerine konuşuyor. Mükerrem Mete ise, “Kuldan Allah’a Giden Yol” adlı yazısıyla hizmet olgusuna değiniyor.

Semerkand dergisi bu ay da birbirinden ilginç yazılarla birlikte özenle hazırlanmış çocuk ekiyle okuyucusuyla buluşuyor.

2010-07-08

'Semerkand' dergisi

Kutlu Zamanlar

Semerkand dergisi Temmuz sayısı, dinimizin “mübarek” saydığı vakitler üzerine bir dosya ile okuruyla buluşuyor. Ali Yurtgezen’in hazırladığı dosyanın başlığı “Kutlu Zamanlar”.

Dosyada, mübarek vakitlerin gafletle geçirilen, kulluğun ihmal edildiği, salih amellerin yeterince yapılamadığı zamanları telafi imkânı olduğu hatırlatılıyor. Ayrıca kutlu vakit kavramının genel olarak algılandığı üzere sadece Üç Aylar ve kandil geceleriyle sınırlı olmadığı vurgulanarak seher vaktine, Cuma günlerine ve bayramlara da dikkat çekiliyor. Ali Yurtgezen, bütün bu vakitlerin hayatın rutini içinde düştüğümüz gafletten bizi sırat-ı müstakime döndürecek birer kutlu kapı, birer rahmet ve mağfiret vesile olduğunu, manen müflislerden olmamak için yeni bir hamle şansı sunduğunu belirttikten sonra şu uyarıyı yapıyor:

“Bütün Müslümanlar bilir ki din, Ramazandan Ramazana, bayramdan bayrama, kandilden kandile hatta namazdan namaza hatırlanacak ve yaşanacak bir olgu değildir. Buna rağmen mübarek gün, gece yahut ayların ihmal edilen mükellefiyetlerin daha pratik tarzda toptan telafisine, ertelenen farzların az maliyetle ucuza getirilmesine imkân veren zamanlar gibi görülmesi yaygınlaşıyor.

Bu kabul bir taraftan özel zamanlar dışında farz, vacip ve sünnetlerin ihmalini meşrulaştırırken bir taraftan da Müslümanlığı ancak belli günlerde giyilip daha sonra saklanan göstermelik bir giysi fonksiyonuna indirgiyor. Kutlamalardaki coşku, uhrevî bir yönelişin zevkinden ziyade dünya hayatını daha da renklendiren bir farklı çeşniyi yakalamaktan kaynaklanıyor.”

Semerkand Dergisinin bu sayısında dikkat çeken yazılardan biri de “Din-Bilim Çatışması”. Dergi yazarlarından Halil Akgün, son dört asırda Batı düşünce tarihinin en temel konularından biri olagelen din-bilim çatışması meselesine dair bir özet verdikten sonra, konunun Müslüman için anlamıyla birlikte bilimci yaklaşımın sonuçlarını sorguluyor. Dergi yazarlarından Kürşad Salih Yaman ise, “Din İstismarı” adlı yazısında çeşitli yönleriyle din istismarını ve sebeplerini ele alıyor. Abdullah Gökmen, “Muhabbetli Bir Hizmet Eri: Beşiktaşlı Yahya Efendi” adlı yazısıyla; Hasan Akçay da, “Bir Ev Hikâyesi” adlı akıcı denemesiyle dergide yer alıyor.

Semerkand Dergisi bu sayısında da her ilgiye hitap eden konu çeşitliliğinin yanı sıra yine özenle hazırlanmış bir çocuk ekini hediye olarak veriyor.

İletişim:
http://www.semerkanddergisi.com/

2009-05-03

"Semerkand" dergisi

Bugünün cihadı

“Müslümanlar fethettikleri memleketlerde yaşayanlara kesinlikle “bize benzeyeceksiniz” gibi bir dayatmada bulunmamış, tam aksine her toplumun kendi dini ve kültürel değerlerini, hatta kılık-kıyafetini muhafaza ederek yaşamasını esas kabul etmiştir.”

Aylık tasavvufî dergi Semerkand, Mayıs ayında ahlak ve fazilet mücadelesi çerçevesinde Müslümanlara düşen görevleri konu edinen bir dosya ile okurun karşısına çıkıyor. ‘Bugünün Cihadı’ başlıklı dosyada cihat algısı ve günümüzün gerektirdiği şartlar üzerinde duruluyor. Ebubekir Sifil’in hazırladığı dosyada, cihad kelimesinin ilk bakışta savaşmayı çağrıştırmasının yanında, aslında bununla sınırlı olmadığı ve günümüzdeki cihadın anlam genişliğinin fark edilmesinin gerekliliği vurgulanıyor. Sifil, cihadın anlamından türlerine ve aşamalarına kadar anlattığı yazısında şöyle diyor: “Vârisi bulunduğumuz medeniyetin özellikleri, insanlığa neler kazandırdığı ve ortadan kalkmasıyla insanlığın neler kaybettiği, bırakalım yabancıları, bizim insanımız tarafından dahi yeterince idrak edilebilmiş değildir. Dolayısıyla elimizdeki her türlü imkânı seferber ederek öncelikle kendi insanımıza ve toplumumuza, ardından da insanlığa İslam’ın diriltici soluğunu ulaştırmak için eğitimli insan yetiştirmenin üzerimize farz olduğunu unutmamalı”

Semerkand Dergisi bu ay Ayşe İzci’nin kaleme aldığı önemli bir yazıya da yer veriyor. “Biraz Hipnotik Telkin Alır mıydınız?” başlıklı yazıda, İzci, özellikle çeşitli yöntemlerle insanın bilinç kontrolünün yok edilmesine değiniyor. Bunu da özellikle televizyon, bilgisayar ve sinema üzerinden ele alıyor. “Bilgisayar oyunlarında saatlerce oyun oynayıp sayısız adam katleden, kazanan kaybeden bir neslin günün birinde bir gazete haberinde çok sevdiği insanları ‘tavuk kesme’ rahatlığıyla nasıl kıydığını okuyunca şoke oluyoruz” diyor.

Dergide Ali Demirtopuz’un Avrupa’nın Osmanlı Köyleri ve Hasan Akçay’ın Bahar Türküsünü Kimlere Söyler yazıları dikkat çeken diğer yazılar. Dergide yer alan birçok nitelikli yazının yanı sıra, özenle hazırlanan Semerkand Çocuk eki yine Semerkand’la birlikte hediye ediliyor.

Önümüzdeki sayılarda buluşmak üzere…

Saadettin Acar