gerçek hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gerçek hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2011-08-03

Bir Kıta Açlıktan Ölüyor…


Haftalık olarak yayımlanan Gerçek Hayat dergisi 562. sayısında Afrika’da yaşanan açlığı kapağa çekerek “BİR KITA AÇLIKTAN ÖLÜYOR” diyor.

BİR KITA AÇLIKTAN ÖLÜYOR – OSMAN ATALAY
Dünya kamuoyu Afrika boynuzunda oluşan ölümcül kuraklık ve kıtlığın 11 milyon insanın hayatını etkileyeceğini konuşuyor. Şu an Somali, Kenya ve Etiyopya’da son 60 yılın en kurak mevsimi yaşanıyor. Kuraklık Cibuti ve Uganda’nın kuzey bölgelerinde de hissediliyor.

Bu hafta dikkat çeken diğer başlıklar ise şöyle:

BATIDA ASIL TEHDİT NEO-LİBERAZİMDİR – ATAKAN YAVUZ
Atakan Yavuz, Cambridge Üniversite öğretim üyesi Tarık Berkawi’nin english.aljazeera.net de yayımlanan yazısını çevirdi. “Breivik taktik olarak şüphesiz bu işi iyi düşündü. Birçok mücahidden farklı olarak kendisi gibi silahlı bir orduyla karşılaşacak cesareti yoktu. Ve inançları için diğerlerinin hayatı kadar kendi hayatını feda edecek cesareti de yoktu. Yine de duruşmasında bir tür askeri üniforma ile çalım satmak istedi. İyi biçilmiş üniforması, kültürel farklılıktan iğrenmesi, ırksal saflık arzusu faşist mistisizmin yekpare parçalarıdır. Faşizmin rasyonel olmayan unsurları ona tam da duygusal ve dolayısıyla politik gücü veriyor.”

TERÖRLE ÖZEL MÜCADELE – İSMAİL USLU
Terörle mücadelede yeni arayışlara giren hükümet, yabancı olmadığımız bir konuyu masaya yatırdı: İç güvenlikte tüm yetkilerin Özel Harekât Başkanlığı’na verilmesi. Eğer bu çalışma hayata geçirilirse, terörle mücadelede asker geri plana alınacak ve özel eğitilmiş polis ve jandarma daha aktif bir rol alacak.

TUTMAYAN OYUN – A.KADİR BÜYÜKBİNGÖL
Sosyal paylaşım sitelerinde birileri, düzmece haberlerle halkı galeyana getirmeye çalıştı. “Kahveler basılmış, insanlar linç edilmiş, büyük bir miting yapılacak, toplanıyorlar, tedbirinizi alın” türünden haberlere, fısıltı gazetesi de eklenince, ortaya gerçekle ilgisi bulunmayan bir görüntü çıkarıldı

HAUTE COUTURE ELBİSEYLE POZ VEREN EDEBİYATÇI – MERVE AKBAŞ
Standart okurun, yeni çıkan kitaplara göz atmak, incelemek için bir kitapçıya gitmesine gerek yok artık. Çünkü onlar metrolarda, otobüs duraklarında, billboardlarda, televizyon ekranlarında, internette, gazetelerde ve sinemalarda yer alıyor. Her caddede birkaç kitap afişi ya da yazarların boy fotoğrafını görüyoruz. Murathan Mungan, Canan Tan, Orhan Pamuk ve Elif Şafak reklamı seven, kitaplarını artık bir tüketim malzemesi olarak pazarlayan yazarlarımızın başında geliyor.

RAMAZAN VAKİTLERİN DEFİNESİDİR – ADEM ÖZKÖSE
Adem Özköse, Ramazan söyleşilerinin ilkini Osman Nuri Topbaş Hocaefendi ile yaptı.

2011-01-26

Gerçek Hayat, her pazartesi !

Günümüz değişiyor çünkü…

Şu an okumakta olduğunuz dergi, 2010 yılı içerisinde çıkardığımız 52. sayı. Başka bir ifade ile 2010 yılının son dergisi. Acısıyla tatlısıyla bir yılı daha geride bıraktık. Yaşadığımız seneden hafızalarda birçok önemli olay kalsa da Mavi Marmara yolculuğu şüphesiz yıla damgasını vurdu. Hatta bu onurlu yolculuk, sadece 2010 yılı almanağında değil, 9 şehidi ve onlarca gazisiyle İslam Tarihi’nin şanlı sayfalarındaki yerini aldı.

2010 yılının kahramanı ise, tartışmasız, 19 yaşında şehitlik makamına ulaşan Furkan Doğan oldu. Şehit Furkan’a kahraman dememizin sebebi şudur: Geçtiğimiz hafta Boğaziçi Üniversitesi’nden bir grup arkadaşımız dergimizi ziyaret etti. Sohbet döndü dolaştı ve Mavi Marmara’ya geldi. Hayata büyük bir heyecan ve umutla bakan bir genç kızımız, “Artık bizim de bir kahramanımız var. Furkan’ın şehit olduğu güne kadar kahramanımız Rachel Corrie idi. Bugün ise kendi kahramanımızla övünüyoruz” dedi.

2011 yılında, bu “eşsiz ve kahraman” yolcuların “Gazze’ye özgürlük seferi”nin bir yansıması olarak Filistin halkının daha da özgür olmasını temenni ediyoruz. Tabi sadece Filistin değil, mazlum Müslümanların yaşadığı her bir coğrafya için “… Şafak Söktü” kapakları hazırlayacağımız günü hasret ve umutla bekliyoruz…

Başlıkta ifade ettiğimiz konuya gelecek olursak… Yeni yılla birlikte Gerçek Hayat’ta da bir değişiklik olacak. Daha doğrusu dergimizin yayın gününde. Gerçek Hayat dergimiz bundan böyle pazartesi günleri bayilerdeki yerini alacak.

Bu değişiklik neden oldu, öncelikle onu izah edelim. Biliyorsunuz, dergimiz dağıtım firmaları marifetiyle bayilerdeki yerini alıyor. Dağıtım şirketi, dergilerin dağıtımlarıyla ilgili genel bir düzenleme yapmış ve haftalık yayınların pazartesi günleri bayilerde yer almasını kararlaştırmış. Biz de her hafta bayiden satın alarak dergimizi takip eden okurlarımızla, yazdıklarımızı paylaşmaya devam edebilmek için, yayın günümüzü pazartesiye kaydırmak durumunda kaldık. Yani 2011 yılının ilk dergisi 3 Ocak Pazartesi günü sizlere ulaşacak.

Bu değişikliğin getirdiği birtakım olumlu yansımalar da olacak elbette. Özellikle resmî dairelerde çalışan birçok abonemiz, cuma günü ellerine ulaş(a)mayan dergimizi, ancak pazartesi günü okuyabildiklerini ifade ediyordu. Hatta bazı kadim dostlar, “Hafta sonunu Gerçek Hayat’sız geçirmek zorunda kaldık” diyerek, tabiri caizse, bize fırça bile atıyordu. Bundan sonra Allah’ın izniyle böyle bir durum yaşanmayacak. Artık dergimiz sıcağı sıcağına okurlarına ulaşacak.

Bu değişikliği anlayışla karşılayacağınızı ümit ediyor, Gerçek Hayat okumakta kararlı olduğunuz için siz değerli okurlarımıza bir defa daha teşekkür ediyoruz. Unutmayalım lütfen, Gerçek Hayat her pazartesi bayilerde…

Saygılarımla…

Ali Adakoğlu

2009-06-13

Gerçek Hayat ve Faruk Yücel

Gerçek Hayat Faruk Yücel’ini uğurladı…

HAY ALLAH/Yusuf Armağan
8 Haziran 2009 günü. İsmail Kılıçarslan’ın Mahmut Fazıl Coşkun’a attığı “Faruk’umuzu kaybettik!” mesajına Mahmut’un verdiği “Hay Allah!” cevabı Faruk’u özetliyordu. Şundan eminim; hastalığını büyük bir metanetle ve sabırla göğüslemeye çalışan Faruk hem hastalığı boyunca hem de ölümü anında bu cümleyi kurmuştur. İşte bu cümle bana Faruk’u hatırlatıyor.

YAĞMURLU BİR GÜNDE GÖRMÜŞTÜM SENİ…/İskender Gümüş
Yakışıklıydı, badem gözlüydü, kemoterapiden sonra saçları döküldüğünde “Hanzala gibi oldum” diyordu. Hepimiz çok sevmiştik Faruk’u. Neler söyleyebiliriz bilmiyorum. İçimiz acıyor. Acımız ve kaybımız çok büyük. Biliyoruz ki bu dünyadaki Gerçek Hayat’tan asıl Gerçek Hayat’a göçtü.
‘Ya ilahi hiç Faruk’tan deydi mi sana ziyan’/İbrahim Paşalı
10 yıl önce, 16 yaşında trafik kazasında kaybettiğim kardeşimden bir yaş küçüktü… Adları aynıydı: Ömer Faruk. Faruk demeyi tercih ediyordum, sonunun ona benzemesinden korkuyordum belki de…İstirahatgahları da aynı oldu: Şimdi iki kardeşim de iki yüz metre arayla aynı mezarlıkta yatıyor…

GÖK EKİN/Sibel Eraslan
Yolculuğu hep severdin ve haber atlatmayı, işte hepimizi atlattın. Cennette kıdem sahibi olasın güzel yolcum, güzel öncüm… Gerçek Hayat’taydın zaten, şimdi aslolan Gerçek Hayat’a intikal ettin. “Bu Yaka”nın kalemşörü, “O Yaka”ya hellerimizi birbir söyle… Resulullah’a (sav) bizlerden selam söyle yavrucuğum. Hallerimizi bir bir anlat Efendimize e mi Ömer’im…

AH SEVGİLİ FARUK!/Nihat Nasır
Neyse ki, ardından ‘inna lillahi ve inna ileyhi raciun’ demeyi aklettim. Evet, sevgili Faruk…O’ndan geldik ve O’na döneceğiz… Sen acele ettin bizden önce döndün O’na sevgili Faruk…

TRİNİDAT SENİN OLSUN TOBAGO BENİM/Nadir Marmara
Çok sevdiği yazar Peyami Sefa’nın “simeranya”sını tekrar tekrar yaşadı. Ama, hiçbir “yalnız”lığın “mükemmele” vardığı yok. En büyük özelliği, zamansızlığıydı. Asla, hiçbir zaman, önceden belirlenmiş herhangi bir tarihte randevusuna vaktinde geldiği görülmedim. Ama bu defa geç kalan ben oldum. Söz dostum, tüm dünya futbol elemelerinde ve kupalarında Trinidat-Tobago’yu destekleyeceğim…

"Şu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm/Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi". Kardeşimiz Faruk Yücel'i rahmet ile anıyoruz. Mekanı cennet olsun !..

2009-05-30

"Gerçek Hayat" Yassıada'da...

Hesap Yassıada’da Görülsün/Ümmühan Atak

Türk siyasi ve hukuk tarihinde acı hatıralarıyla yer eden Yassıada, geçtiğimiz hafta sonu yüzlerce misafir ağırladı. Aralarında, burada ‘usulsüzce’ yargılanan o dönemin siyasetçilerinin, o döneme tanıklık eden çocukları, kötü bir masal dinler gibi olup bitenleri öğrenen torunları, torunlarının torunları vardı. Genç Siviller’in, Yassıada’nın demokrasi adası olması için organize ettiği bu ‘acı’ buluşmadaydık…

“Liderler kendilerini vazgeçilmez sanıyor”/Eren Özdemir

Bugün otuzlu yaşlarını sürenler ve onlardan önceki nesiller üç, dört siyasetçinin varlık gösterdiği bir Türk siyasetine tanıklık etti. Fikret Kızılok’un ‘Süleyman hep başbakan, hep başbakan hep Süleyman’ şarkılarıyla güldük ağlanacak halimize epey zaman. Bu anlamda Türk siyasetinde yakın zamana kadar varlık gösteren kimi isimlerin yarım asır ve daha fazla süreler boyunca siyasi erk peşinde koşmaları bu ülkeye kimi zaman çok ciddi zararlar verdi. Her partinin adeta bir liderle özdeşleştiği yıllar ise nihayet gerilerde kaldı. Peki ama bir lider neden son nefesine kadar iktidarda kalmak ister? Sorduk, soruşturduk… Pek hayra alamet değil dediler.

Türküm, doğruyum, çalışkanım!/Bekir Fuat

“Türküm, doğruyum, çalışkanım. İlkem; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.” Bu laflarla başlayan ‘Andımız’ı söylemeyenimiz yoktur. Bu ant kim için ne ifade ediyor bilinmez ama, yeni milli eğitim bakanımız Nimet Çubukçu ile birlikte başlayan tartışma, andımızın kim için ne ifade ettiğine dair önemli ipuçları veriyor. Biz de 76 yıllık ant meselesini Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Yusuf Tanrıverdi ile konuştuk.

Sincan hakiminin “usulsüz” kararı/Reşat Petek

Ergenekon soruşturmasında yargıyı siyasallaşmakla suçlayanlar, “devlete üst düzeyde önemli hizmetler vermiş saygın kişilerin” yargılanmasından duydukları rahatsızlığı her ortamda dillendirenler, milletin birliğini temsil eden ve devletin başı ve en yüksek makama, engelleri aşıp seçim yoluyla gelen Sayın Abdullah Gül olunca ağız değiştirmeye başladılar.

Deniz Türkali: Demokrasi antifaşist olmakla başlar/Gülcan Tezcan

Türkiye gibi hak ihlallerinin, ‘demokratik’ sorunların had safhaya vardığı, sistemin onay verdikleri dışında herkesin ‘öteki’ sayıldığı bir ülkede sanatçıların ‘Cumhuriyet’in kazanımları elden gidiyor’ kaygısıyla yollara düşmesi, ‘laik duyarlılıklarının’ altını çizmesi ‘Peki ya bunca hak ihlali olurken neredeydiniz?’ dedirtiyor insana. Ancak demokrasiyi ve laikliği doğru okuyan ve kendi katılmasa da diğerlerinin fikirlerini özgürce ifade etmesi için mücadele eden sanatçılar da var. Bunlardan biri de “Demokrasi antifaşist olmakla başlar” diyen tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Deniz Türkali. Taksim’e yürüyen sanatçı dostları için “Hükümete muhalefet yaparken “Devlet”e sahip çıkmalarını yanlış buluyorum.” diyen Türkali’yle sanatçı siyaset ilişkisini konuştuk

2009-05-14

Gerçek Hayat'ta Kapitalizmin "Tohum" Problemi


SİLAHSIZ İŞGAL

Uzmanlar Tohumculuk Yasasının ülkemizi silahsız işgal etmek anlamına geleceğini söylüyor. Biyoteknoloji ve kapitalizm Türkiye’yi tohumla vuruyor. Uzmanlara göre biyoteknoloji ile kapitalizmin el ele tutarak bize dayattığı bu yeni üretim tarzı “sağlık” açısından taşıdığı kimi risklerin yanı sıra sebep olduğu “mülkiyet” problemiyle de azınlığın daha zengin, çoğunluğun daha fakir olmasına sebep olabilecek bir “potansiyel” taşıyor.

SUAVİ KEMAL

Ayetullah Cevad el Halisi’den çarpıcı açıklamalar…
“Irak Müslümanlara ders olsun”
Birinci Cihan Harbi sırasında Osmanlı Hilafeti’ni korumak için İngilizlere karşı cihad fetvası yayınlayan Şeyh Mehdi el Halisi’nin torunu olan Cevad el Halisi Irak’ın ileri gelen Şii din adamlarından. Saddam döneminde idama mahkum edildiği için ülkesine giremeyen ve 23 sene boyunca İran, Suriye ve Lübnan’da yaşamak zorunda kalan El Halisi; alim, mütefekkir ve siyasetçi kimliğiyle bilindiği gibi, Irak’taki ABD işgaline karşı verdiği mücadeleyle de tanınıyor. El Halisi ile başta Irak’ta yaşanan gelişmeleri Ortadoğu muhabirimiz Adem Özköse konuştu.

ÇILDIRIYOR OLABİLİR MİYİZ?

İstatistikler acımasızdır. Bir çırpıda, dünyada her 40 saniyede 1 kişinin intihar ettiğini söyleyiverir. Acımasızdır ve işlenen cinayetlerin en büyük sebebinin ‘sevgi’ olduğunu yüzümüze çarpar. Korku ve saygıyla bu bilgilere inanırız. İstatistikler, intihar ve cinayetlerin önüne geçmek için ‘eğitim şart’ der, bin dereden su getiririz.
Sevdiklerimizi öldürüyoruz; iki bıçak darbesiyle, fare zehiriyle, kurşunla… Komşularımızın canını almaktan çekinmiyoruz. Anne babamızın malına mülküne konabilmek için cinayet işleyebiliyoruz. Hamile kadınlara kurşun yağdırabiliyoruz… “Bıktım bu hayattan” deyip intihar ediyor ve ardımızda yüzlerce soru işareti bırakıyoruz… N’apıyoruz biz?

ÜMMÜHAN ATAK

Özürlülerle ilgili 79 ili kapsayan büyük araştırmanın çarpıcı sonucu:
Toplum Özürlüyü Uzaktan Seviyor
Özürlülerin önündeki engellerin kalkmasında kamu kurumları, özel kuruluşlar daha çok çaba sarfetmeli, devlet üstüne düşen görevi yapmalı ancak toplum da özürlünün farkına varmalı ve gelişmiş bir duyarlılık örneği sergilemeli. Bu duyarlılıkla özürlüler için yolların daha kısa, merdivenlerin daha az olacağını söylemeyeceğim. Ancak, gidilecek yerler daha ulaşılabilir olacak, böylelikle en az meşakkatle en kısa sürede ulaşacağımız bir şehir, bir bürokrasi, bir devlet mercii olacak.

BEKİR FUAT

TÖREYİ KURBAN VERMEK!...

Kutsal bildiği değerleri hayatının merkezine koymuş ve hayatını bu manada dizayn etmiş kimselerin mezkûr değerlerine saldırı amaçlıdır ‘töre’ iddiaları… Kimisi bunu bile isteye yapar, kimisi de, kime ve ne için yaranma ihtiyacı duyduğunun farkında bile olmadan bu rezil değirmene su taşır… ‘Çağdaşlık’ ve ‘Uygarlık’ değerlerinin içten içe eritip yok ettiği bir ‘insaniyet’ sorunuyla karşı karşıya olduğumuzu, bu tefessüh etmiş zihniyetin anlamasına imkan ve ihtimal yok!...

NİHAT NASIR

2009-05-01

"Gerçek Hayat" dergisi


SİVİL ÖLDÜREN DİRENİŞÇİ DEĞİL KATİLDİR

Gerçek Hayat Dergisi’nin Ortadoğu Muhabiri Adem Özköse İslami Cihad Hareketinin askeri kanadı Kudüs Seriyyeleri’nin komutanı Ebu Mahmut ile özel bir röportaj yaptı.

Ebu Mahmud , hareketin yapısını, Filistin’deki son gelişmeleri, Kahire’de yapılan görüşmeleri, tekfir düşüncesini, Türkiye’nin Filistin konusundaki tavrını anlattı.

“Direniş projemiz; İslami, devrimci ve işgal altındaki vatanımızı savunma projesidir.”

“Türkiye, Osmanlıyı kendine örnek alıp tarihi misyonuna dönerek Filistin’i ve Müslümanları koruması altına almalıdır.”

“İslam sadece Müslümanların değil; bütün insanların canını kutsal kabul ediyor. Bu nedenle hiçbir Müslüman Direnişçi sivil bir insanın canına kıyamaz.”

“Tekfir fikri tehlikeli bir mikroptur ve bir an önce bünyeden atılmazsa bünyeyi zayıf düşürür. Bunun günümüzdeki örneğini de Irak’ta gördük.”

“22 günlük savaşta 18 İsrail Askeri’ni öldürdük ve 56 İsrail Askeri de bizim saldırılarımız sonucu yaralandı.”

“İran’ın ve Hizbullah’ın İsrail İşgali karşısında takındığı tavır, saygı ve hürmet gösterilmesi gereken bir tavırdır.”

ATAM SAĞOLSUN

Atatürk sevgisi üzerinden neler yapılıyor? Hakkında “koruma” kanunu çıkarılan tek lider olan Atatürk’ün ismi “zırh” olarak kullanılıyor. Liste uzun. Ancak bazı anekdotlar saymakla yetindik ve “buzdağının” su üzerindeki kısmı hakkında fikir vermeye çalıştık. Türkiye'de 100 binden fazla Atatürk heykeli var ve bunların önemli bir bölümü sanat değeri taşımıyor. Ancak bu heykellerin çoğunun imalinde “sanat” kaygısı olmadığı için pek de büyük bir eksik sayılmaz bu durum. “Bir heykel bin ayıp örter” diye atasözümüz yok gerçi ama olsa yadırgayacağımızı sanmıyorum. Birçok heykel, büst gayrı resmi “imar izni” yerine geçiyor mesela. Atatürk heykeli ya da büstü gölgesi düşen yerde birileri bir şeyleri daha kolay icra ediyor. Zira söz konusu “icraat”a dikkat çeken kişi kolaylıkla “Atatürk düşmanı” ilan edilerek devre dışı bırakılabiliyor.

SUAVİ KEMAL

KALICI OLMAK AMA NASIL?

Hasan Nail Canat adının kalıcı olması için bir tiyatro okulu ya da sahnesine adının verilmesi taleplerinin yenilendiği Hasan Nail Canat’ı anma toplantısında Canat isminin kalıcı olması için O’nun tiyatro anlayışının nasıl yaşatılacağı, bu mirasın yarınlara hangi ekip ve oyunlarla taşınacağı pek konuşulmadı.

Haber Merkez

BAŞÖRTÜSÜ HAKKINDA HERŞEY

Nazife Şişman ile Timaş Yayınları’ndan çıkan Başörtüsü kitabı hakkında söyleşi.

Başörtüsü artık yasakların mağduru olanların bile üzerine konuşmaktan yorulduğu bir mesele halini aldı. Buna karşılık halen pek çok toplumsal ve siyasi mesele dönüp dolaşıp “başörtüsü” dolayımından gündemimize taşınıyor. Yargılar, tanımlamalar, yaftalar arasında sağlıklı düşünmek, fikir üretmek ve tartışabilmek bile mümkün değil. Ama sosyolog Nazife Şişman, yıllardır içinden çıkamadığımız bu kısır döngüyü başörtüsüne küresel anlamda yüklenen anlamları da hesaba katarak enine boyuna tartışmış ve ilginç bir fotoğraf koymuş önümüze. Önyargılarını bir tarafa bırakıp “başörtüsü” konusunda doğru bir okuma yapmak isteyenlerin baş ucu kitabı olabilecek nitelikteki bu önemli çalışmayla ilgili Nazife Şişman’la konuştuk.

GÜLCAN TEZCAN

GÖNLÜMÜZÜN KABİNESİ

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kabine değişikliği yapacağının söylenmesiyle, evlerde, caddelerde, kahvelerde ‘umut edilen’ kabineler konuşuldu. Bir bakan çıkarılıp yerine halihazırda milletvekilliği koltuğunda oturan yeni bir isim yerleştirildi. Kafalardaki ‘sınırları’ kaldırıp, ‘gönlümüzün’ kabinesini kurmak istedik biz de. İçinde şairi, mütefekkiri, kalem tutanı olan… Bizi sevdiklerine inandığımız… Bakanlık koltuğuna oturmayı akıllarından bile geçirmediklerini bildiğimiz, fakat, “Hani olsaydı, muhteşem olurdu” dediğimiz… Hayalimiz… “Gönlümüz” dedik ya zaten.

Ayrıca Sibel Eraslan, Yusuf Kaplan, Ali Ayçil, Nihat Nasır, Gültekin Avcı, Asım Gültekin, Ahmet Zeki Gayberi, Mine Sota, Fatih Mutlu Gerçek Hayat’ta…

2009-04-24

İstanbul İslam'sız olmaz !

"Gerçek Hayat"

2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti projesinde skandallar bitmiyor. Yolsuzluk iddialarını duymazdan gelsek bile, bütçenin har vurup harman savrulduğu yapılan etkinliklerle gözümüzden kaçmıyor. Ajansın başına getirilen Nuri Çolakoğlu ve arkadaşlarının istifası bir yana, aydınlarımız teker teker Avrupalılık tariflerini sıralamaya başladılar. Fakat bizim itirazımızın en çok yükseldiği nokta Avrupalılıktan ne anladığımız değil, neden bu berbat kostümü giymek zorunda kaldığımız. Hem de muhafazakar bir elin zorlaması ile!


Faruk Yücel
Türkan Saylan'ı yarım yamalak okumak, Ergenekon'u yalan yanlış okumaktır.Türkan Saylan’ın bir ‘iyilik meleği’ olduğuna dair inancınız abartılıysa, ‘meleğinizin’ hata yapabileceğine inanmazsınız. Misyonerlik yapmış olabileceğini aklınız almaz, “Kilise’den yardım aldık” dediğinde bile kılıf uydurursunuz. Terör örgütüne yardım ettiğine kulaklarınız da vicdanınız da inanmaz. Bunları ispatlayabilecek hiçbir dayanağınız olmadığını fark ettiğinizde, Türkan Saylan’ın başına bağladığı boneyi gösterip, “Ama o kanser hastası ve oldukça yaşlı bir kadın” dersiniz. Konu değişir. Ergenekon, vitrinine ‘vicdan mankeni’ konulmuş, birileri nefes almıştır. Sayenizde! Atı alan (At Kız-Türkan Saylan) Üsküdar’ı geçecektir. (Üstelik Üsküdar, çokça dincinin(!) yaşadığı bir ilçedir)

Ümmühan Atak
Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne: Profesörler darbelerin süsü
Ergenekon davasının 12. dalgası üniversitelerimizi gündeme getirdi. Bilimsel çalışmalarından ziyade “rejime” sahip çıkmayı, durumdan vazife çıkarmayı öne alan üniversitelerimiz hakkında Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne ile söyleşirken konu Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un konuşmasına ve o konuşmadaki cemaat vurgusuna ve yine son günlere damgasını vuran DTP operasyonuna geldi.

Türklerle Araplar birleşmeli
Londra’da yayın yapan Kudüs El Arabiya Gazetesi’nin yazarlarından olan Eymen Halid, tıpkı Lübnanlı Gazeteci Muhammed Nureddin gibi Türkiye’nin Arap Dünyası’ndaki gönüllü elçilerinden. Türklerle Arapların birleşmesi fikrinin ateşli savunucularından biri olan Halid, ayrıca Osmanlı’ya büyük önem veren Arap Gazetecilerin önde gelenleri arasında sayılıyor. Eymen Halid hem Arapların Osmanlı hakkında ne düşündüklerini; hem de Türkiye’nin dışardan nasıl görüldüğünü Adem Özköse’ye anlattı.