2010-03-21

Mostar’ın gündeminde “nostalji” var

Mostar, 61. sayısında (Mart 2010) “Nostaljinin gör dediği” başlığıyla nostaljinin sakladıklarını ifşa ediyor.

Mostar dergisi bu ay “Nostaljinin gör dediği” başlığı altında ‘yeniden kurucu nostalji’ olgusunu sayfalarına taşıyor. Dosya kapsamında Levent Cantek “Nostalji ve Cumhuriyet Folkloru” başlıklı yazısında konuyu “Nostaljinin kaynağı, bugünle didişen, genellikle modernizme yönelen eleştirel bir duyarlılıktır. Ama gerek eleştiri gerekse duyarlılık olarak tanımladığımız hissiyat, analitik değil, asıl olarak bir tür vicdani serzeniş, siyasal romantizmle ifade edilebilecek bir tür yakınmadır. Modernizmin dönüştürücü gücü karşısındaki çaresizlik, geçmişe başvurmaya, bazen de ondan kaçmaya zorlar insanları. Geçmiş, insanların zihinlerinde bozulmamış olan ‘asıldır’.” sözleriyle değerlendiriyor. Cantek’in dışında Alper Çeker “Günümüzü biçimlendiren geçmişin otoriteleri”, Dilaver Demirağ “Tarih, Yas, Melankoli ve Nostalji: Kentlilik Neyi Anlatıyor?”, Ahmet Terzioğlu ise “Mazi Kalbimde Bir Yaradır…” başlıklı yazılarıyla konuyu derinlemesine inceliyor.

Mostar, bu ay gündem dosyasının konusunu ise son dönemin tartışmalı konularından ‘katsayı sorunu’na ayırıyor. “Katsayı tartışmaları: Danıştay ile vicdan arasındaki mücadele” başlıklı dosyaya konunun uzmanlarından Bekir S. Gür “Kim demiş eğitim sistemini hep askerler yapar diye?”, Samet Günek ise “İdeolojik pratikler, nesnel öneriler” yazılarıyla katkı veriyor. Dosyanın söyleşi konuğu ise YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan. Önemli açıklamalarda bulunan Özcan, katsayı sorununu çözmeye kararlı olduklarını belirtiyor.

Mostar’ın diğer sayfaları ise yine dopdolu. Murat Yılmaz “Cunta, mahkeme ve ‘kapatma’: Türkiye’nin fasit dairesi”, M. Mücahit Küçükyılmaz “Yargı kesin: Acı duymak ruhun fiyakasını bozmasın!” ve Mustafa Şentop “Yargı bağımsızlığı ve HSYK” yazılarıyla Türkiye gündemine ışık tutarken; Berdal Aral “İsrail’i telaşlandıran Goldstone raporu”, Mesut Özcan ise “Ukrayna seçimleri turuncu devrimin sonu mu?” başlıklı yazılarıyla dünya gündemini yorumluyor.

Bunların dışında Naci Bostancı “Metaforların kırık aynası” ve Yıldız Ramazanoğlu “Kadın hikâyelerinin büyülü evi” yazılarıyla toplumsal meselelerimize parmak basarken, Ali Şükrü Çoruk “Turkuaz yahut Müstecip Onbaşı’nın hikâyesi” ile okuyucuya tarihin kapılarını aralıyor. Mostar’ın klasikleşmiş sayfalarından Gündemden, Görsel Hafıza, Çizi-Yorum, Kültür-Sanat, Kitap, Edebiyat Gündemi ve Sinema bölümleri ise okura yine oldukça renkli bir içerik sunuyor.

2010-03-14

"Akpınar" dergisi


"Beşinci yılın ilk sayısı, 25. sayı ile huzurunuzdayız. Bu sayıda kıymetli eğitimci, kültür ve edebiyat adamı Besim Atalay’ı rahmetle anacağız.

1882’de Uşak’ta doğdu. 1965’te Ankara’da vefat etti. 1918-1919 yıllarında Niğde Milli Eğitim Müdürlüğünde bulundu. Silifke’de Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini kurdu ve Milli Mücadele çalışmalarına katıldı.

Bazı şehirlerimizi elimizden almak için düzenler kurmaya çalışanlara cevap olarak; güçlü kalemi, birikimi ve yüksek vatanperver duygularla; yazdığı yazıları bir uyanışın müjdesi oldu.

Kara günlerin aydınlık yüzünü bize gösteren bu yazılardan; o zamanki, Zaman Gazetesinde yayınlanan; birkaç makalesini ilgiyle ve ibretle okuyacaksınız.
Nâzım H. Polat’a dergimize bu yazıyı kazandırdığı için teşekkür ediyor, Besim Atalay’ı da rahmetle ve minnetle anıyoruz.

Kıymetli Yazar Doğan Hızlan, Hürriyet Gazetesinin 26 Aralık 2009 günlü nüshasındaki yazısında, üç cildi bir arada yayımlana “Niğdeli Şair ve Yazarlar” kitabımı konu alan, “Edebiyatımızın Niğdeli Ustaları” başlıklı yazısını ilgiyle okuyacaksınız.

Saim Sakaoğlu’nun “Nasrettin Hocaya Yeniden bir Bakış” konulu konferansı vesilesiyle Niğde’de geçen misafirliğini anlatan “Niğde Güzellemesi” başlıklı yazısını, İsmail Görkem’in “Ziya Gökalp’ın Türkçülük Anlayışı–2”, Namık Aslan’ın “Niğde/Bor Kaynaklı Dört Cönk ve muhtemel Niğdeli Âşıklar”, Tayfun Haykır’ın “Besim Atalay’ın Niğde Maarif Müdürüyken kaleme aldığı bir yazı dizisi”ni, Bedrettin Keleştimur’un “Yine Dergiler Yine Kitaplar,” İsmail Özmel’in “Her Mutluluğun Bir Bedeli Vardır,” Cahit Mun’un “Yer Adları ve Aksaray,” Murat Soyak’ın “Fareler ve İnsanlar’a Dair” ve “ Mehmet Akif Aydınlığı” başlıklı yazılarını, İsmail Özmel, Ali İhsan Kolcu, İsmail Âdil Şahin, Fikret Dikmen, Nisari Özdoğan ve Esin Ardıç’ın şiirlerini zevkle okuyacağınıza inanıyoruz.

Beşinci yılın ilk sayısı, 25. sayı ile huzurunuzdayız. Bizi yazıları, şiirleriyle ve destekleriyle yüreklendiren herkese saygılarımı sunuyor, sağlıcakla kalın, mutlu olun diyorum.

İsmail Özmel

İletişim:
ismailozmel@hotmail.com

"Ay Vakti" 114: Sular aka aka...


Ay Vakti 114. Sayı: Sular aka aka...

Mektubumuz var…

Ay Vakti'nin sayfalarını araladıgımızda ilk olarak Şiraze sesleniyor bize. Bu ay dergimizde bir öyküsü olduğundan habersizler var, resim çizmeyi bilip kalemi olmayanlar, kalemi olup yazamayanlar, yazmayı bilip de cesaretini kökten kaybetmişler var…

Öykü de; Arif Akpınar ruhlardaki eksik cümleler tamama erecek diyor “Söz Hira’dan Çoktan İndi” isimli öyküsü ile. Naz Ferniba anlatıyor engebeli toprak yollarda devam eden aşemin ve dayenin yolculugunu, “Cezada Elif Kapısı”. Dünya üzerinde en güçlü silah, ateşlenmiş insan ruhudur diyor Emre Miyasoğlu “Ölümcül Şiirler” öyküsüyle. Akabinde “Kardan Adam” Ebubekir Koçak ve “Şekerden Bir Yalnızlık” Zuhal Gedik.
Araştırmada; Eyyüp Azlal geleneksel halk kültürümüze ışık tutan ata sözlerimiz arasında, “Darb-ı Meselden Atalar Sözüne” ile bir gezinti yapıyor.

Denemede; Şadi Aydın “Üç Gömleğin Sırrı”nı , Faik Öcal “Uzaktaki”ni anlatıyor. İsmail Bingöl “Kar Hatırlatır” yazısı eski kışların hatıralarıyla dolu, tamda Eyyüp Azlal’ın yazısına atıf yaparcasına, yöre halkının kışa dair sözleri ve darb-ı mesellerle keyifli bir yazı çıkarmış.

“Nokta Kalemin Secdesidir” de Yunus Emre Tozal, varlığın sırlarıyla donatılmış kâinata, arif penceresinden bakabilmenin tezahürüdür kalemin nesneye dokunduğu an, diyor.

Üzeyir Süğümlü, her çağda değişen sistemler ideal mutluluğu bir türlü getiremedi insanlığa… Eksik bir şeyler vardı… Ve ardından ekliyor; dön kendine ve gör suretini… O zaman ufukların sonsuzlaşacak… Oku ve dokun ruhuna, hakikate...
Ahmet Durmuş, insan coğrafyasının en kudretli hislerinden biridir hüzün diyor ve “Eflatunik Deneme” ile hüznün peşinden takip ediyor insanoğlunun seyrüseferini.
Dil, düşüncenin kendini gerçekleştirmesi için tek yardımcı. Değirmene buğday olan dil. Düşünce öğüttüğü buğdayla varolabilen. Söz, ikisini kenardan izlerken kendini gerçekleştiren diyor Mehmet Gedizli söz kelimesinin etimolojisinden günümüze kadar kullanımı ve sözün mahiyetine dair keyifli bir yazı “Söz” Söz Konusu Olunca”da sizi bekliyor. “Cemre Düştü” Ayla Ceren’in kaleminden.

Zehra Betül Bulut bu ay bizlere, “Bir Derviş, Bir Gece”yi yazmış…
Kitap bölümünde; ise Cavit Marancı’nın Sarıkamış Harekâtı ve 91. Alay kitabı konu alınmış. Uğur Mantu’nun hazırladığı bu bölümde kitapla ilgili detaylı bilgileri bulabilrsiniz, “Kar Altında Bir Hüzün ve Kahramanlık Hikâyesi.

Derginin sinema kategorisinde bu ay, kendine has üslubuyla dikkati çeken Hollywood’un en yetenekli yönetmenlerinden biri olan Martin Scorsese konu alınmış. “Martin Scorsese: Güç ve Adalet Arasında Sinema Estetiği” Abdullah Ömer Yavuz tarafından kaleme alınmış keyifli bir yazı.

Dergiye bu sayıda şiirleriyle konuk olanlar ise; “Hayata, Aşk’a ve Savaşa Dair” A. Vahap Akbaş, “Kar Yağınca Bir Oh Çekiyorum” Erol Erdoğan, “Kış Hazırlığı” İsa Karaaslan, “Gözler Aynalarda Susar” Selami Şimşek ve “Eğik Notalar”Yavuz Ertürk.


İyi okumalar…


Yasemin Başpınar

İletişim:
www.ayvakti.net
ayvakti@gmail.com

"Yüzakı" dergisi

YÜZAKI DERGİSİ MART 2010 (61. SAYISI) “VATAN” KONULU DOSYA ÇALIŞMASIYLA ÇIKTI.

Topraktan yaratılan insan, ekseriya toprak vesilesiyle rızık bulur. Evi için arsaya, ekip biçmek için araziye ihtiyaç duyar. Hattâ yeri-yurdu belli bir mezar içinde muhtaçtır toprağa...

Fertten millet plânına çıktığımızda, îmar edecek bir yurda, bir vatan parçasına ihtiyaç duyar. Fakat, insan gibi, onun özü olan toprak da kıymetlidir. O kıymete sahip olmak isteyen niceleri vardır. O yüzden sahip çıkmalıdır, bu emanet kıymete...
Emanettir vatan...

Önce mânevî vazifelerle insanı dünyaya halîfe kılan Allâh’ın emaneti... Kanlarını, canlarını fedâkârca sebil etmiş ecdadın emaneti...

Şehid kanıyla yoğrulmamış, mâbed mâbed, imâret imâret, mektep mektep îmar edilmemiş, adâletle muhkemleştirilmemiş, ilim ve irfanla yüceltilmemiş, kültür ve sanatla, şiir ve edebiyatla bezenmemiş bir toprak parçası; üzerindekilere aslî bir vatan olmuş sayılmaz. Ayakların altından çekiliverecek bir halıya döner. Böyle bir toprak parçasında, bu temel harcından mahrum bir bina, bu sütunlardan yoksun bir memleket de Mehmed Âkif’in çok yerinde ikaz ettiği gibi batmaya müstehaktır:
Sâhipsiz olan memleketin batması haktır,
Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır!..

Çanakkale’yi gündemimize düşüren Mart ayında, vatana sahip çıkma mevzuunu dosya konumuz olarak seçtik. Vatana sahip çıkmanın maddî boyutunu, kılıç ve tüfekle, hattâ bıçak kemiğe dayandığında kazmayla kürekle en asil şekilde defalarca ortaya koymuş bir milletin evlâtlarıyız. Fakat bugün vatana sahip çıkmak, yumruktan ziyade beyinle, silâhtan ziyade kalemle, baruttan ziyade mürekkeple, vuruştan ziyade duruşla...

Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali EŞMELİ, gözle görülmeyen işgallere dikkat çekiyor ve vatana sahip çıkmanın başta kişinin kendisine sahip olmakla başladığını tespit ediyor:“Memlekete sahip olmak; evvelâ onun; maddî ve manevî temel dinamiklerine sahip çıkmaktan geçer. Bu da öncelikle; ilmine ve irfanına sahip çıkmaktır. Geçmişe ve geleceğe bütün tarihî dokusu ve ruhuyla beraber sahip çıkmaktır. Asla ve nesle sahip çıkmaktır. Söze ve öze, şiire ve şuura, lisana ve beyana, zamana ve mekâna, hayata ve sanata, hakka ve ahlâka sahip çıkmaktır.”

Dosyada Mustafa KÜÇÜKAŞCI; vatan-millet mevzuunda devrin rüzgârları karşısında mûtedil duruşu işliyor. Ayla AĞABEGÜM; Yahya Kemal’in vatan görüşleriyle başladığı yazısında, Türkçe düşünemeyen popüler bir romancının çalışmasını tenkit ediyor. Yard. Doç. Dr. Harun ÖĞMÜŞ; vatanın millet boyutunu, birlik-beraberlik şuurunu kaleme alıyor. H. Kübra ERGİN ve Aynur TUTKUN, insandaki millet şuurunun psikolojik ve fizyolojik esaslarını inceliyorlar. Vatanın Edirne’den Ardahan’a daralışı, Nihad Sami BANARLI’dan bir iktibasla dosyamızda.

Karakter bölümümüzde Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendi; «Tarihe Yön Veren Zirve Şahsiyetler; Gönüllere Taht Kuranlar» üst başlıklı bir yazı dizisinin ilk makalesinde; «Çâr Yâr-ı Güzîn; Allah Rasûlü’nün Dört Seçkin Dostu»ndan Hazret-i Ebûbekir ve Hazret-i Ömer’i kaleme aldı.

Tarih bölümünde Ahmet MERAL; adım adım Anadolu’nun Türk vatanı oluşunun sahnelerinden birini, II. Haçlı Seferi’nin Anadolu’nun bağrında eritilişini yazıyor.
“Ve şiirleriyle M. Ali EŞMELİ, Bestami YAZGAN, Halil GÖKKAYA, Harun ÖĞMÜŞ, Hadi ÖNAL, Recep YILDIZ, M. Faik GÜNGÖR, Servet YÜKSEL, Mustafa KÜÇÜKAŞCI, M. Nejat SEFERCİOĞLU, Ahmet ARSLAN, Hakkı ŞENER, Rıfat ARAZ, Sadettin KAPLAN, Memduh CUMHUR, Mehmet Ali VAR, Yusuf DURSUN, Mahmut TOPBAŞLI, Olcay YAZICI, Zahit GENÇ, Köksal CENGİZ, Hızır İrfan ÖNDER bu sayımızda yer alan şâirler.”

Türk dilinin ilk şiir örneği, kaybedilmiş bir vatan için yakılan bir ağıt mâhiyetinde... İlk yazılı kaynaklarımız, vatan derdinde... Dünden bugüne, vatana sahip çıkmanın en etkili yollarından biri; lisanı ve kalemi, toprağı vatan yapacak değerler uğrunda kullanabilmek...

Yüzakı 6. yılında da bu mâhiyette, yüz akı şiirlerle sizlerle... 6. yılımızda yeni kampanyamızla karşınızdayız. Şair Seyrî / M. Ali EŞMELİ’nin, Peygamber Efendimiz’in güzîde sûret ve sîretini nazmettiği Hilye-i Şerîfe adlı eserini siz değerli okuyucularımıza hediye ediyoruz.

Yüzakıyla...

2010-03-07

"Bizim Külliye"de ev, mahalle dosyası

Muhterem Okurlar,

Bu sayıda söze evle başladık.

Ev, şehri dolduran sokağın, mahallenin toplamıdır.

Evin kapısı sokağa; sokak mahalleye açılır. Eğer, sokağımızın, mahallemizin sinir uçları yoksa bizi şehrimize bağlayan yalnızca odamız kalmıştır. Zaman öylece bir odaya bırakır bizi. Çünkü “içinde gönüllerin birbirine kavuşamadığı, birbirine ulaşamadığı duvarlar ev olmaz” sokak da mahalle de…

Namık Açıkgöz “Eskiden evler, sokaklar, mahalleler, bir insan ömrünü aşan zamanlarda yüz değiştirirlerdi; şimdi bir insan ömrüne birkaç değişim sığacak neredeyse.” diyor. Suat Bulut ise “Türk kültüründe mahalle, sokak ve evin farklı bir misyon ve fonksiyonu var” oluşundan bahsediyor.

Tanzimat’tan bu yana evimizde ve hayatımızda görülen değişikliği en iyi sokak ile mahalle ile izah edebiliriz Bugün modern mahalle durumundaki büyük sitelerin marketlerini, taksi duraklarını da söz konusu etmezsek, konumuz hem sosyal ve hem de kültürel bakımdan tam olarak anlatılmış olmaz.

Evcil şairlerimiz, evi yaşadığımız dünyanın sembolü olarak ele almışlardır. Sokak ve mahalleyi işleyen hikâye, tiyatro ve roman yazarlarımız da öyle… Son yıllarda bu işlemeye televizyon dizilerimizi de katabiliriz. Mesela “Perihan Abla, Süper Baba, İkinci Bahar, Ekmek Teknesi” gibi televizyon dizileri ancak mahalle kültürüyle bir anlam taşır.

Sokağımızın bakkalı, kasabı, kapı komşu ilişkileri, mahalle arkadaşlığı, dayanışma hatta “mahallenin namusu” neden gündemde… Neden sanatçılarımız eski sokağımıza, eski mahallemize döndüler.

Galiba sokağın, mahallenin yenisinde bizi durmaksızın kemiren bir eksiklik var. Biz bu sayımızda “ev, sokak, mahalle”yi konuştuk.

Gelecek sayımızın dosya konusu Yavuz Bülent Bâkiler. Yavuz Bülent Bâkiler özel sayısında buluşmak dileğiyle.

İletişim:
www.bizimkulliye.com

"Nida" dergisi

Nida Dergisinin 139. (Aralık-Ocak) sayısı, “İslam Düşüncesinin Şekillenmesinde Kaynak Problemi” başlığı ile çıktı...

Nida Dergisi bu ay "…Kuran'a olan eğilimimize balta vuruyor. Tartışmayı, cedeli, tenkiti vs. medeniyet havzası içinde eriterek olgun düzlemde yoğuran İslam kültürü, nice anlayışlar üretmiştir." diyerek ana kaynağı anlamaya yönelik bir eksen belirlemiş.

"…Tüm bu tartışmaların odağında olan Kur'an'ı anlama gayretini, okuma cehdini ve yaşama erdemini göstermek her dönemin 'artık' kültürlerine bir başkaldırı olarak tarih sahnesinde altın harflerle kendine yer edinmiştir. İşte Kur'an'ı merkeze alma iddiasındaki her ekolün algı biçimi ve anlama metodu tartışmaların şemasını oluşturmuştur."

"Aşkın bir kaynağa sahip olan Müslümanların bu potansiyeli kullanamamaları ve sebepleri"ni derinlemesine inceleyip istifadelerimize açmış. "İslami açıdan bilgi kaynakları". "Bilgi kirliliğine neden olan kaynak(sızlık), ölçü(süzlük) ve referans problemi", "Kurandaki "ilim, hikmet, zikr marifet" gibi İslam bilgi sisteminin temel kavramlarının bugünün "bilgi kaynakları" ile olan ilişkisi de Nida'nın bu ayki sorgulamasına dâhil ettiği alt başlıklar.

"Kaynak sıralaması problemi", "Rivayete dayalı kaynaklarımızı tenkid zorunluluğu.(cerh-tadil ve metin tenkidi)", "Modern ve geleneksel algının kaynaklarda yaptığı tahribat ya da yönlendirici etki", "Modernizm ve post-modernizm çıkmazında batılı kaynakların ve metotların Kur'an'a bakışımızda yönlendirici etkisi", "Kaynakları (kuranı) okumaya anlamaya çalışırken zihin manipülasyonu yapan yerel ve evrensel kültür kodları", gibi yoğun tartışmalı konulara da değinmeye çalışmış Nida. 'Kur'an'a dönüş' söyleminin soyut düzlemden somut gerçekliğe geçişi" başlığı da Nida'nın bu sayısına yön veren önemli başlıklardan biri.

Kaynak problemi gibi küçümsenmeyecek derecede öneme sahip bir konuda Nida Dergisi iki değerli ilim adamının röportajlarını istifadelerinize sunmuş: Prof. Dr. M. Hayri Kırbaşoğlu ve Prof. Dr. Sait Şimşek, görüşlerini Nida aracılığı ile bizlerle paylaşmış.

Ayrıca bu ay şu yazıları da istifadelerimize sunmuş Nida Dergisi:

Modern ya da Geleneksel Algını kaynaklarda Yaptığı Tahribat ya da Yönlendirici Etki
Nurettin ÖZCAN

Bilginin Üç Veçhesi
Zübeyir Yetik

Kuran İslam'ı ya da Kurancılık Söylemi Üzerine Bazı Tespit ve Değerlendirmeler
Doç. Dr. Mustafa Öztürk

İslam'ı Anlamada Kaynak(sızlık) Sorunu
Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

Röportaj: Prof Dr. Hayri Kırbaşoğlu ile...

Röportaj: Prof. Dr. Sait Şimşek ile...

Siyeri Farklı Okumak-II/ Medine Yılları Kitabı
Prof. Dr. İbrahim Sarmış

İslam Düşüncesinin Şekillenmesinde Delil veya Kaynaklar Nedir?
Prof. Dr. Osman Eskicioğlu

Modernitenin Ahlak Sorunu
Altan Murat Ünal

Kötülüğe Sessiz Kalmak da Bir Kötülük Değil midir?
Ferda KILINÇ

Kadın Savunusuna Eleştiri
Mücahid Sağman

Güneşe Aşık Çocuk: Çocuk Şiirleri Albümü
Mustafa Aldı

Medeniyete Özlemin Teorisi: Alınyazısı Saati
Asaf Emingil

Bilinçaltına Giden Yol
İdris Bilen


Nida Dergisi'ne ulaşmak için:
0422 321 21 87
nida_dergisi@hotmail.com

159 "Hece"


EDEBİYAT GÜNDEMİ
Necati Mert/Meğer Bir Başka Hayatı da Örmekteymişim 3
Cemal Şakar/Birikim'in Özgürlükçü Teolojisi 4
Erol Yılmaz/Hediye Kitap Kabul Edilmez! 6
Süleyman Ceran/Haiti 7

TAKİP MESAFESİ
Hayriye Ünal/İnsanın Kalıcılık Talebi ve Yazma Eyleminin Anlamı 11
Sayıyla 1 Dergi/Başka Bir Modernleşme İhtimali 14
Yazıyla Bir Şair/Hüseyin Atlansoy/Ucuz Oyuncak Taciri 17
Salon Kıyameti/ 18

Hasan Aycın/Çizgi 19
Hüseyin Atlansoy/Yüzümdeki Eşik 20
Mustafa Muharrem/Hayret 22
Kenan Çağan/Uğurlama 24
Cafer Keklikçi/Aşk Olsun Bize 26
Hasan Yurtoğlu/Orta Doğuda Acele Satılık 28
Ayşe Sevim/Benden Sarkan Balkon/Karakol Çıkışı 29
Mustafa Köneçoğlu/Omzumdan Bir Ağırlık da Sen Kaldır 30
Baran Çaçan/Gelin Atı 31
Akif Emre/Bir Metafor Olarak İpek Yolu-I 32
Gönül Yonar Utku/Kimin Oğluysan Sen O'sun 37
Celâl Fedai/Neo Klasik Poetika: Politika Değil Poetika 42
Ömer Aksay/Şiirin İşlevinde Yaşanan Zihinsel Kayma 45
Ali K. Metin / "Şiir Sırası" 53
Ali Duman/Hüseyin Atlansoy Şiiri: Sis ve Ayna 59
Kâmil Aydoğan/Günlüklerim 62


DOSYA
EDEBİYATIN ÖZERKLİĞİ-II
Hayriye Ünal/Eşikteki Özgürlük: Üç Örnek 70
Ali K. Metin /Sanatsal Özerklik, Varoluş ve Bağlanma Paradoksu 81
Ercan Yıldırım/Cumhuriyet Politikaları, Edebiyat ve Özerklik 86
Nilay Özer/Değer Tabii! 93
Ömer Erinç/Sanatın/Sanatçının Bağlanma Sorunu 97
Ali Ayçil/ 102
Selçuk Orhan/ 104
Gökhan Arslan/Neyin Özgürlüğü; Şiirin mi, Şairin mi? 106
Stuart Hall/"İdeoloji'nin Yeniden Keşfi" 110

Engin Sezer/Nesnel Karşılık Üzerine-I 124
Mustafa Şerif Onaran/Ah Güzel İstanbul 134
Mustafa Aldı/Ayşe Kara ile Roman Üzerine: "Lâl, Uzun ve Sancılı... 137
Cemal Şakar/Kaza ve Kader Arasında Lâl 146

KİTAPLIK
Yusuf Turan Günaydın/Yaşamak Sorumluluktur 150
Âtıf Bedir/Alçalma 151
Ali Emre/Batı'nın Kaynakları 152

"Umran" dergisinde "Aile" dosyası

UMRAN’DA AİLENİN DÖNÜŞÜMÜ

Türkiye’de ailenin gerek geleneksel, gerekse çağdaş toplum yapılarında görmediğimiz kendine özgü bir yapı kazandığını, toplumun değişim ve dönüşüm sürecinde bu durumun özel bir aile yapısı yarattığını ortaya koyan bir dosya ile okurlarıyla buluştu Umran dergisi.

Son yıllarda ağırlıklı olarak gündem darbe ve vesayetçi yapılanmaların halkı kafesleme faaliyetleri etrafındaki tartışmalarla şekillendi. Bunun yanında dünyada da önemli gelişmeler yaşandı. Filistin, İran, Afganistan ve tabii küresel imparatorluk ABD’de.Dergimizin gündem sayfalarında dünyada ve Türkiye’de öne çıkan olaylardan birkaçının değerlendirmesi yer alıyor.Cevat Özkaya ve Dilaver Demirağ Türkiye’de yaşanan hukuk(suzluk) tartışmalarını hem tarihsel hem de zihniyet konumlanışı bakımından analiz ettiler.

Elbette toplumsal hayattaki gelişmeler sadece bununla sınırlı değil. Aileden ekonomiye değin bir dizi değişim ve dönüşüm söz konusu. İçinde yaşadığımız dünyada aile yapısı da ciddi bir değişim/dönüşüm geçirmekte.

Türkiye’deki aile yapısı değişiyor ama Türkiye’de standart bir aile yapısının olmadığı da ortada. RTÜK Başkanı Davut Dursun aile yapısının farklılığından hareketle şunları ifade ediyor: “Türk aile yapısı deyince şehirli aileyi mi kastediyoruz köylü aileyi mi? Yoksa geniş aileyi mi çekirdek aileyi mi, İstanbul'dakini mi Hâkkari'dekini mi? Standardı bulmak sanıldığı kadar kolay değil. Söylenmesi gereken şey, aile yapısının korunmasının önemsenmesi olmalı.”

Aile yapısının değişme nedenlerini şöyle sıralayabiliriz: Değişen mekânlar, değişen hayat kazanma biçimleri, aile kompozisyonunda değişmeler, roller ve ilişkilerde yaşanan değişim, kadının çalışmasıyla değişen ev içi roller, çocuk yetiştirilmesi, konum sağlamak, güvence ve uyum. Türkiye’de ailenin kentleşmeyle beraber, sosyal etkileşim, kişiler arası bağlılık ve karşılıklı bağımlılığa dayanan yeni yapısı içinde melezleştiğini, bunun da farklı bir aile yapısını oluşturduğunu ifade edebiliriz. Türkiye’de ailenin gerek geleneksel, gerekse çağdaş toplum yapılarında görmediğimiz kendine özgü bir yapı kazandığını, toplumun değişim ve dönüşüm sürecinde bu durumun özel bir aile yapısı yarattığını ortaya koyan bir dosya ile okurlarıyla buluştu Umran dergisi

Ailenin Dönüşümü çerçevesinde Burhanettin Can, Mustafa Aydın, Kadir Canatan, Mustafa Tekin ve H.Vicdan Tekin yazılarıyla aile yapısında meydana gelen dönüşümü anlamayı ve değerlerimizden hareketle bu konuda yapılabilecekleri ortaya koydular. Bu çerçevede Türkiye’de Aile (Ailenin Yapısal Özellikleri, İşlevleri ve Değişimi) adlı araştırmanın verileri de oldukça önemli. Sosyal Ekonomik Araştırmalar Merkezi (SEKAM) tarafından yapılan araştırmayı aile yapısında meydana gelen değişimleri anlamak için Celalettin Vatandaş ile konuştuk.

Yaşayan İslam bölümünde Özcan Taşçı eleştirel akıl ve orta ümmet kavramalarından hareketle İslam düşüncesi okumalarında karşımıza çıkan kimi sorunları irdeledi.Düşünce sayfamızda İslamcılık araştırmalarında öne çıkan muhafazakâr yaklaşımı İsmail Kara’nın son kitabı üzerinden masaya yatırdı.

Kültür sanat bölümünde söyleşi konuğumuz eleştirmen Ömer Lekesiz. Kendisiyle eleştir, eleştiri anlayışı ve eleştiri dünyasındaki güncel kimi tartışmaları konuştuk. Ayrıca Ekrem Sakar ve Habil Sağlam kitap eleştirileri ile katkıda bulundular.Süleyman Ceran ise Tanrının Kitabı filmi üzerinden Holywood’un yeni yönelimlerini irdeledi.

UMRAN DERGİSİ iletişim:
0212)220 98 90
www.umrandergisi.com
umran@umrandergisi.com
abone@umrandergisi.com

"Başkasının Hayatı" hakkında

Sevgili Türk Edebiyatı okuyucuları,elinizdeki sayıya, Ertuğrul Emre’nin sorularına Sevinç Çokum’un verdiği cevaplarla başlıyoruz. Kısa bir süre önce Yarım Kalmış Tebessüm adlı yeni romanı yayımlanan Sevinç Çokum, hiç şüphesiz, yaşayan en önemli kadın romancılarımızdan biridir. Edebiyat dünyasına hikâyeci olarak giren; fakat yoluna -hikâyeyi büsbütün bırakmamakla beraber- romanla devam eden Sevinç Hanım’ın son romanı hakkında Sezai Coşkun’un da kapsamlı bir değerlendirmesine yer verdik.

Sezai Coşkun’un yazısını Nazan Bekiroğlu’nun geçen sayıda birinci bölümünü yayımladığımız “Sahaflar Bürokrasisi Kâğıt Gemi” adlı hikâyesinin ikinci bölümü takip ediyor. Bir kutuda ise Deniz Özbeyli’nin “Dalgın Bakışlı Adam” adlı kısa hikâyesini okuyacaksınız. M. Selim Gökçe, Bursa’da ressam Malik Aksel’in oğlu Murat Aksel’in bağışladığı otuz bin civarında kitapla oluşturulan Şehbenderler Konağı Kütüphanesi’nden söz ediyor. Zafer Acar’ın eleştiri hakkındaki yazısının da ilginizi çekeceğini tahmin ediyorum.

Bu sayının dosya konusu olarak biyografiyi ele aldık. Aslında niyetimiz kapsamlı bir özel sayı hazırlamaktı; fakat bazı dostlarımız sözlerini yerine getiremedikleri için bir dosyayla yetinmek zorunda kaldık; gönderilen yazıları daha fazla bekletmeye hakkımız yoktu.

Bizde pek önemsenmeyen biyografi, Batı’da belki de romandan sonra en çok okunan türdür. Özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra büyük ilgi görmeye başlayan bu türün bir kısmı Türkçeye de çevrilen benzersiz örnekleri var. Stefan Zweig’ın biyografileri gibi... Unutmamak gerekir ki, her biyografi bir hayat projesidir. İnsanlar biyografi okuyarak kendi hayatlarında karşılaştıkları soruların cevaplarını başkalarının hayatlarında bulmaya çalışırlar. Evet, biyografi yazmak ve okumak, “başkasının hayatı”na bakmaktır. Tarihin her döneminde başarılı olmuş insanların hayat hikâyeleri merak edilmiştir. Özellikle ürkütücü bir değerler kargaşasının yaşandığı, normların altüst olduğu günümüzde, biyografi türü ayrı bir önem taşıyor.

Aslında biyografinin bizde köklü bir geleneği vardır; bu gelenek Hüseyin Vassaf ve İbnülemin Mahmut Kemal gibi biyografi yazarları tarafından devam ettirilmiştir. Ancak modern anlamda biyografi literatürümüz ne yazık ki çok zayıf. Hafızanızı bir yoklayınız, önemli kaç edebî biyografi hatırlayacaksınız? Mithat Cemal Kuntay’ın Nâmık Kemal’i ve Mehmed Âkif’i, Mehmed Emin Erişirgil’in Bir Fikir Adamının Romanı ve İslâmcı Bir Şairin Romanı, Osman Nuri Ergin’in Muallim Cevdet’i, Tahir Alangu’nun Ülkücü Bir Yazarın Romanı Ömer Seyfettin’i, Oğuz Atay’ın Bir Bilim Adamının Romanı Mustafa İnan’ı, Orhan Okay’ın Beşir Fuad’ı, Ahmet Güner Sayar’ın A. Süheyl Ünver’i...

Ciddi monografi ve biyografiler yazılmadıkça tarih yazmak da mümkün değildir. Biyografi yazanlar çok iyi bilirler; herhangi bir şahsiyetin hayatını mercek altına alıp ciddi bir biçimde incelemeye başladığınız zaman, ne kadar çok yalan söylendiğini, ne kadar çok yanlışın, bilgi ve yorum hatasının sürekli tekrarlandığını görür, hayretler içinde kalırsınız.

En iyi biyografiler, akademik bir disiplin içinde; fakat edebî bir duyarlık ve üslûpla yazılmış olanlardır. Biyografi yazarı, hayatını anlattığı şahsın ruhuna nüfuz etmeli, beyninin kıvrımlarında dolaşmalı, hatta mahremiyetine girmeli, onunla özdeşleşmeli, güçlü bir emphaty kabiliyetine sahip olmalı, ancak onun taraftarı veya muhalifi olarak davranmamalıdır.

Biyografi dosyamıza Abdullah Uçman, İsmail Kara, Handan İnci, Turan Karataş, Mustafa Tatcı, Cemâl Kurnaz, Mustafa Gündüz ve Senail Özkan yazılarıyla katkıda bulundular. Amerikalı romancı John Updike’ın edebî biyografi üzerine yazdığı önemli bir yazısı da Emre Ayvaz tarafından Türk Edebiyatı okuyucuları için kısaltılarak tercüme edildi.

“Resimli Türk Edebiyatı” sayfasında Yakup Kadri’yi yakın arkadaşı Şahabeddin Süleyman’la birlikte gösteren ilgi çekici bir fotoğraf ve Yakup Kadri’nin Gençlik ve Edebiyat Hatıraları’ndan bir iktibas bulacaksınız. Bu sayının şairlerine gelince: Mustafa Ruhi Şirin, Ercan Yılmaz, Yılmaz Taşçıoğlu, Nadir Aşçı ve Kubilay Yıldız... “Dünya Şiirinden” sayfasında da Ezra Pound’un “Dans Üstadı” adlı şiirini Özgür Çavuşoğlu’nun Türkçesinden okuyacaksınız. Kırkambar’ımız her zaman olduğu gibi dopdolu.

Daha güzel sayılarda buluşmak üzere hoşça kalınız.Muhabbetle, efendim...

Beşir Ayvazoğlu

Ay Vakti 113. Sayı: Neler Oluyor?

“Ne çok acı var “ diye haykırırken Zarifoğlu, cümlenin evrenselliği kalkıp oturuyor tam da şimdi zamanın ortasına…

Bir tarafta Gazze yardım konvoyu beklerken, Mısır Kıptileri geçit vermiyor, zalimin çirkin hesabı bitmiyor. Bir tarafta Haiti de insanlar açlık ve yoksulluktan kıvranıyor ve yardım bekliyor. Diğer tarafta, yeryüzünün her bir köşesi yeni acılara gebe, ve yaşam akıp gidiyor… Bırakın tembelliği! Diyor Ay Vakti ; uyumak için önümüzde sonsuzluk var.

Ay Vakti’nin bu sayısında bol bol denemelerle demlenecek ve kendinizi bulacaksınız . Yaşamak, düşünmek, çok bilinmeyenli bir denklemi çözmek gibidir diyen Necmettin Evci; Düşünür adam , düşünen adam isimli yazısı ile bizlerle.

Ahmet Durmuş da Tomurcuk’la benzer bir konuya değiniyor; ben hep düşündüm, düşe kalka düşündüm. Yorula yorula... Susuz, havasız ve fakat ateşli, toprağı düşündüm…

Derginin diğer denemeleri; Düşünce Ucuzculuğu ile Üzeyir Süğümlü, Estetiğin Ontolojik Boyutu ve Duygusal Estetiğin Betimi Üzerine; Adem Marancı, Konu ‘Söz’den Açılırken... Mehmet Gedizli, Zaman zaman İçinde Berrin Sönmez, Şair de Bir İnsandır, Ama... Afşin Selim, Kitap, Kadın ve Şehir Adem Yıldız.

Ve masalsı gerçek devam ediyor… geçtiğimiz sayıdaki “ceza”ve bu sayıda devamı olan “cezanın başlangıcı” ile Naz Ferniba “hayatın içinde yönü nereye bilmeyen sade iki yolcuyu” anlatmaya devam ediyor. “Eylülün Kırılgan sabah güneşi, dut yaprakları arasından ara sokakların tozlu yollarına düşerken…” birde bakmışsınız ki daha ilk satırlarda öykünün içine girivermişsiniz. Gülmek İçin’de anlatıyor Muhammet Erdevir öyküsünü. Dolmuş ile Cenk Abadan, Ihlamur ile İlhan Mete Koç okunmayı bekliyor.
Bu sayıda Şeref Akbaba Bakü’den sesleniyor; Bakü’de baki kalan hoş bir sada. "Şiir ve Kardeşlik" inceleme başlığı altında; Rusya’da Bir Rind ü Zâhid: Babalar ve Oğullar, Mustafa Uğurlu ve Niyazi Mısri’nin “Gerek” Redifli Gazeli Üzerine Tasavvufi Bir Şerh, Salih Uçak.

Sinema kategorisinde; Türk Sinemasının Otantik Kadrajı, Abdullah Ömer Yavuz.

Bu ay kitapların kapağını Ömer Özden bizim için aralamış; Ay Düşleri.

Bu sayının şairleri; Semazen / Kitap A. Vahap Akbaş, Her Şey Yâr Değil mi Sevince Selami Şimşek, Belli Belirsiz Mehmet Baş.Ve yine tabi ki; Saklı Mektuplar.


Yasemin Başpınar


www.ayvakti.net
ayvakti@gmail.com

"Temrin" dergisi






















Temrin Dergisi Mart ayında 23. sayısını okurlarıyla buluşturdu. Derginin Mart sayısında üç tercüme şiir dikkat çekiyor: Hırvat şairi Tin Ujević ( Tin Uyeviç), Fars şairi Furuğ Ferruhzad, Kırgız şairi Tursunbay Adaşpayev. Bu yabancı şairlere Şeref Yılmaz, Selma Ayerdem ve Kâmil Çağlar Aksu eşlik ediyor. Sıddık Akbayır bu sayıda ''eleştirmenler tipolojisi'' üzerine önemli ve farklı bir değerlendirmede bulunuyor. Mehmet Öztunç, ''Öykübaz'' isimli kitabı değerlendiriyor. V. Hüseyin Kaya ''Yitik Sevda'' isimli öyküsüyle okurun karşısına çıkıyor. Hatice Eğilmez Kaya ''Pervanenin Duası Makbul Olsa Gerektir'' isimli denemesiyle okurun bam teline dokunuyor. Eylül Başak, ''Maske'' isimli öyküsüyle okurun karşısına çıkıyor. Onur Akbaş'ın ''Polisiye Roman İncelemesi'' bu sayıda da yer alıyor. Kadir Durmuş, ''Pardon Yoksa Siz Saadet misiniz?'' isimli öyküsüyle okurun karşısına çıkıyor. Mehmet Uyar ''Şeytanın Çemberi'' isimli öyküsüyle ilk kez dergide yer alıyor. Tahsin Yıldırım ''Salah Birsel'de Ölüm Duygusu''nu irdeliyor. Ceyhun Emre Teoman, ''Niyaz Çay Bahçesi'' isimli öyküsüyle dergide yer alıyor. Gülbahar Reçber, ''Anıları Koruyamayan Rüzgar'' isimli yazısıyla okurun karşısına çıkarken İhsan Safi, ''Yahya Kemal'de Fetih ve fetih Duyguları'' isimli inceleme yazısı ile dikkat çekiyor. Sibel Giray Özşirin, ''Makondo Kahvesi'' isimli öyküsünü okura sunuyor.

İletişim:
www.temrin.com

Bir 28 Şubat muhalifi olarak LİKÂ…

Geçtiğimiz günlerde dunyabizim.com sitesinde yayınlanan bir dergi tanım yazısında adımız 28 Şubat sürecine "tanık olanlar"dan birisi olarak zikredildi. Doğrudur. Bu 'doğrudur' lafını netleştirmek için, o dönemde çıkardığımız Likâ dergisine göz gezdirmek ihtiyacı hissettim...

Bir yeraltı yayını olarak Likâ'nın ilk sayısını 1 Nisan 1998'te yayınlamışız. 28 Şubat 1997'den bir yıl kadar sonra. Haberleşme adresi olarak "P.K 29, Kırıkkale" kaydını düşmüşüz. Hazırlayanlar için kullandığımız şu ifade hayli özgün olmalı: "hazırlayanlar mı merak ediliyor? işte onlar: solda sıfır olanlar, yani, etsiz butsuz insanlar: Halil İbrahim Gümüş, Ali Işıklarlı..." İkisi de şahsımı temsil ediyordu. Sonradan başka müstearlarım da eklendi. Onları ifşa etmeyeceğim...

Likâ'nın var oluşuyla ilgili birkaç sebep sayılabilir. Bunlardan birisine değineceğim, doğal olarak, 28 Şubat sürecine dönük tavrımıza... Bu tavır en çok "Likâ" imzalı "Nasılsınız?" başlıklı yazılarımla belirginlik kazanıyordu. İlk sayının halleşmesinden birkaç cümle aktararak bunu görünür kılmaya çalışayım:

"esaretin düğümleri mi dolandı boynumuza? göğümüze ne oldu? orada uçuşup duran demir kütlelerinin kara bulutlar resmetmesi neyin nesi? denizimizi kan çölüne kim döndürdü? (...) kıt'alar arası silahlar mı var, çevrilmiş haritamıza? (...) kimiz biz? -sıradan olanlar?! -siviller?! -işte öyle birileri?!"

1 Mayıs tarihli 2. sayı önsözüne "Teneke çalıyoruz, evet!" diyerek başlamışız. Ardından "Daralan alanlarda oynamanın katmerli zorluğunu yaşıyor, korkuya çoğalan bir bozkır kışının içinde debelenip duruyoruz." diye devam etmişiz. Aynı metnin sonlarına doğru "Zorba, sırıtkan, ablak, alaycı suratlara rağmen, işte buradayız." cümlesini kullanmışız. Böylece, yaşanılan sürece yönelik dinamik çıkışımızı sürdürmüşüz...

Haziran sayımıza yani üç numaralı Likâ'ya başlarken, zulüm ortamına rağmen moralimizin yüksekliğine işaret etmiş, her kayıt ve şart altında dahi gülebileceğimizi, şen çığlıklar atabileceğimizi, özgürlük için "çınlayan, çınlatan heyamola sözleri" söyleyebileceğimizi bildirmiş, yaşamakta olduğumuz gecenin en koyu anında dahi, koro halinde şakımalar içinde bulunabileceğimizi dile getirmişiz... Benzeri bir hava, beşinci sayının (1 Ağustos) önsözünde de var: "adına andlar edilen nesneler akar bizim şiirimizden. özgürlükler için, kısrak koşuşturmaları için, sonsuz gönençler, fırtınadan esişler için..."

Likâ'nın 6. Sayısı 1 Eylül 1998 tarihli. 12 Eylül darbesine de bir gönderme yapmış olmalıyız bu sayının önsözünde. 12 Eylül ile 28 Şubat'ı bir kalemde çizip mahkûm etmişiz. Cümlelerimizin şiddeti buna delil: "Ne denli koyulaşırsa koyulaşsın barbarlığınız, biz varız ve işte karşınızdayız! (...) Sen: kapkara bir devrin sahibi. Hayat alanımızı hiçleyen kan emici. İğrençlikler üreten çukur..."

Dokuzuncu sayının "Nasılsınız?" başlıklı giriş yazısının tamamını vereyim de bütünlüklü bir çerçeve çıksın ortaya:

"Yaşanan zulmet-renk bir sahnenin sıkboğaz ortamında geçip gitmekte olan günlerimiz bizi neyler dersiniz?/ - Pekiştirir bizi!/ Artırır gücümüzü, bileyip durur bıçağımızı, bilincimiz kurtulur köhne bir yitiklik bölgesi olmaktan, bilenir usumuz.../ - Kimliğimizi daha bir belirleriz!/Adımıza ve andımıza döneriz yüzümüzü, hatırlarız Tek'liği, dirilmeyi hatırlarız, diklenişin şanlı niteliğini.../- Nitelik! Nitelik!/Dalar gideriz kitaba, açarız ucunu kalemlerimizin.../- Yenilenir, yeğnileşiriz./Kimdir dindirecek kalbimizin ritmini?/Adıyla O'nun"

Her biri Allah'ın yâdıyla nihayetlenen önsözlerimiz, edebiyatın imkânlarından olabildiğince faydalanılarak kaleme alınmıştı. Ama bu sanatlı hâl, bizim tavrımızı hiçbir şekilde örtmüyor, tersine, aslî duruşumuzu, bizden 'esas duruş' isteyenlerin gözüne sokuyordu.

Likâ, ilk 22 sayısını "Seçki" veya "Aylık Edebiyat Seçkisi" unvanıyla çıktı. 23. Sayıdan itibarense "Aylık Edebiyat Dergisi" unvanını kullandı. Bunun şöyle bir gerekçesi vardı: O tarihlerde bir soruşturmaya uğradı Likâ. Kapatılmak istenmişti. Yeraltından yayın yapması engellenmişti. Sözümüz vardı daha ve söylemeliydik. Böylece resmen çıkışımız başlamış oldu. "1 kasım 2000, yıl:3, sayı: 1 (23)..." idare yerimiz "Dikimevi, Ankara"da bir adresti; neresiydi, hiç bilmem...

Yayınlanışındaki yasal norm değişir gibi olsa da dergimiz 46. (1 Nisan 2004) sayıya kadar o bilindik edasıyla varlığını sürdürdü. 46. sayımızın bir son olacağını bilemezdik. Bu yüzden "Nasılsınız?" yazısında bir veda cümlesi kullanmadık. Tersine, çizgimizin aynı düzlükte sürüp gittiğini açıkça ifade ettik. Son sayımızın girişi şöyledir:

"işte siz, /şuara/128,/129,/yüz otuz:// cehaletin zirvesinde huzursuz/anıt yapımevlerinde korkak/ tapınaklarında vesvese... //sonsuzluk kuruntusuna gebe/alınlarında hasta bir sağlamlık /malikanelerinde küfür/işgal gücüdür onlar /hukuksuzluğa andaç zorbalıkta sınırsız/*/biz ise: /övülmüş ve eğilmiş/O'nun vaadine sığınmış/hamd olsun şairiz!/*/Adıyla, 7. yılımıza ..."

Görüldüğü üzere, bu son, bizim tercihimiz sonucu olmadı. Hatta, 47. ve 48. Sayılarımızın da hazırlığı içindeydik. O yıllarda bir gazeteye de verdiğimiz demeçte belirttiğimiz üzere, birinci AKP iktidarının basın yasasında yaptığı değişikliğin yaptırımlarına maruz kalmış, mağdur olmuştuk. Böylece, 28 Şubat'ın hüküm sürdüğü yıllarda yok edilemeyen Likâ, okuyucusuyla veda dahi edemeden kapanmış, kapatılmıştır...


Cevat Akkanat

Millî Gazete
4 Mart 2010

2010-03-06

"Edep" dergisi çıktı !..

Bir Klas Duruş!

Edebiyat Dergisi, edebiyatta kendine özgü devinimleri olan, hayallerini kendi sarkacında kuran, düzenleyen, merkeze ‘kendi olanı’ alarak, ‘‘gerilla’’ demenin gürbüzlüğünü de kuşanarak bir yandan, İslamcı edebiyat içerisinde de farklı bir duruşa öncülük etti. Nuri Pakdil’in, Edebiyat’ı bir yaşama biçimi, bir direniş şekli, bir cephe tarzı olarak gördüğünü, böyle bir duruşla hareket ettiğini en azından Otel Gören Defterler’den biliyoruz. Pakdil, Ankara’da sessizliğe bürünmüş olarak yaşamaya devam etse de, açtığı yollardan geçen, bir yerlere, başka duruşlara ulaşan çok sayıda talebesi mevcut ve günümüz edebiyatının bir yanını da hâlâ bu devinim ilerletiyor.

Edep, ideolojisi olan bir dergi

Bir aya yakın bir süredir bir haber duyuyordum, Arif Ay bir edebiyat dergisi çıkarmaya niyetleniyor diye. Evet vefasızlığımdan dönüş yapıp Arif Hoca’ya meselenin aslını soramamıştım ki Turhan Kitabevi’nin önünde dergileri karıştırırken karşılaştık. Yazıları Öncü Matbaası’na teslim ettiğini, kapitalin, sömürünün, haksızlıkların karşısında, yerli duruşunu kuşanacak bir dergi çıkardığını söyledi.

Derginin adı Edep olacak diye de ekledi. Hazırlıkları tamamlanan dergi Mart ayında ilk sayısını yayımladı. ‘‘Merhaba!’’ diye başlayan giriş yazısında ideolojinin insanın değerlerinin sonucunda ona bir bakış, bir duruş kazandırdığını ve bir iş yapmanız gerekiyorsa, ideolojiniz ölçüsünde yapmanız gerektiğini söylüyor. Edep ideolojisi olan bir dergi, tavrı, duruşu var. Künyesinden de derginin tavrı net olarak görülebilir, Edebiyat Dergisi’nin çizgisini imleyen ibareler bunlar. Türkiye için yıllık abone miktarı belirlenmesinin yanında, Ortadoğu, Asya, Afrika, Latin Amerika, Avrupa ve ABD için de ayrı ayrı abone miktarı belirtiliyor ve banka, holding, içki, parti ilanları alınmaz ibaresi de hemen ardına yerleştiriliyor.

İlk sayıda neler var?

Edep Dergisi’nin Mart tarihli 1. sayısı, Arif Ay’ın ‘‘Genetik Bozma Dersleri’’ şiirinin birinci bölümüyle başlıyor. Vehbi Başer’in ‘‘Gümbürgû’’ adlı şiiri, Musa Deniz’in ‘‘İnsanlıktan Çıkmak’’ başlıklı kısa denemesi, Eyüp Önder’in metafizik gerilimle sağlamlaşan ‘‘Tıkır Tıkır’’ öyküsü ilk sayının yazılarından. İbrahim Eryiğit’in Âdem Turan’ın Şairlerin Gazze’si kitabı hakkında bir yazısı, Halis Emre’nin yeni çıkan kitaplardan birkaçını değerlendirdiği bölüm de ‘‘Kitaplık’’ kısmını oluşturuyor. Arka kapakta yer alan Derya Sezen’in ‘‘Sayıklamalar II’’ yazısı diğer sayılarda da devam edecek. ‘‘Vav Yorumları’’ başlığı altında ise Arif Ay’ın çeşitli konulara ve olaylara dair yorumlarını okuyabileceğiz. Unutmadan, Edep Dergisi 4 sayfadan müteşekkil.



M. Fatih Kutan

2010-02-20

Tasfiye dergisinde "28 Şubat ve Edebiyat"


Şiir
Habil Sağlam “Grizu”, 2;
Marilyn Buck “Kelimeyi Kurtar”, 14;
Sinan Ceran “Barış”, 21;
Mustafa Uçurum “Bozgun Şubat”, 32;
Serdar Bülent Yılmaz “İlk Kurşun Öfkem Olsun”, 42;
Bünyamin Doğruer “Boşuna Bakmayın Gözlerime”, 49;
Kalender Yıldız “General”, 54;
Şehmuz Kurt “Yedi Kere Yetti”, 68.

Öykü
Caner Arslan “Az Bilinen Meşhur Bir Adam”, 11;
Ahmet Örs “Söylemesi Zor”, 20;
Emrah Tekin “Bin Yıldan Kısa Hikâyeler”, 31;
Enes Malikoğlu “Bir Ayrılık Hikâyesi” , 38;
Kevser Beyazyüz “Başörtüsü”, 45;
Mustafa Kıyak “Aytaç Dalgakıran’ın 28 Şubat Hatıraları”, 50;
Ahmet Örs “28 Şubat Portreleri”, 52;
Zeynep Delav “Derin Darbe”, 55.

Deneme, Eleştiri, Anı
Adnan Akan “Özgürlüğün Uçları”, 3;
Alaattin Uras “Eğitim ve İktidar”, 8;
Cevat Akkanat “Postmodern Darbe Süreci ve Şiir”, 17;
Süleyman Ceran “Darbe ile Direniş Arasında Günce Okumaları”, 33;
Mustafa Başpınar “Yakın Tarihimizde Kara Bir Leke: İkna Odaları”, 40;
Ahmet Örs “Asker Edebiyatçının Tanıklığı: İki Darbe Arasında”, 43;
Şükrü Hüseyinoğlu “28 Şubat ve Entelektüel Çözülme”, 53;
Charles McGrath “Salinger’in Ardından”, 57;
Ahmet Örs “Yahya Kemâl’in Rindlerin Akşamı Şiiri”, 62;
Mehmet Sacit “Burs Varsa Mesele Yok”, 64;
Özhan Uçan “İki Kitap Aynı Hikâye”, 66;
Ahmet Düzgün “İktidar ve Kader”, 69.

Soruşturma
Asım Öz “28 Şubat ve Edebiyat: Nurettin Durman, Yıldız Ramazanoğlu, Sibel Eraslan, Hüseyin Akın”, 22.


Dergi iletişim:
www.tasfiyedergisi.com
tasfiyedergisi@gmail.com
505 259 07 15

"Değirmen" dergisi İstanbul özel sayısı çıktı !

İstanbul kadar yakışıklı ve güzel bir şehir var mı? Yok. Neden? Çünkü yaratılmamış da ondan. Değirmen, en yakışıklı ve güzel sayısıyla çıkageldi. Enikonu çekici bir kapak ve zengin bir muhtevayla gelen Değirmen, İstanbul sayısıyla sizi mest edecek. İyi okumalar…


İSTANBUL ÖZEL SAYISI
Şiiristanbul / Mehmet Doğan
İstanbul’un Fethi / Murat DEMİRCİ
İstanbul-Fatih İlçesi Tekkeleri / Müfid Yüksel
Kültürün Başkentinde ‘Şahane’ Bir Aşk / Aydın Kırman
İstanbulistler ve Neo-İstanbulistler / Ali Öztürk
Romanesk İstanbul / Mehmet Doğan
Şehr-i Esrar: Divan Şiirinde İstanbul / Hamza Kaya
Sait Faik’in İstanbul’u / Ömer Kemiksiz
Hayal Şehir / Sebahattin Karakoç
Edebi Eserlerde Bir Hazine: İstanbul / H.Nihal Özbey
Mum Çiçeği / Özer Burgaz
İstanbul’un Kimliği: İmparatorluk Merkezi / Ertan Eğribel
Haseki Daruşşifası- Şişli Etfal’den Vakıf Gureba’ya Tarihi Bir Yolculuk…/Asiye Yücel
Kayıp Ebabiller / Nef’i Pedri
Sır; Darüssaade’nin Haremağaları / Ayşegül Serdar
İstanbul Şiirleri / Rasim Demirtaş
Ayağımda Kırk Numara Bir İstanbul / Hüseyin Akın
İdeolojilerin İstanbul’u / Rüstem Budak
Sakiname/ Nihat Kaçoğlu
Mezar Taşlarında Yazının Gelişimi / Ersan Perçem
İstanbul’daki En Eski Selâtîn Camii: 2. Bayezid Camii ve Külliyesi / İsa CIDA
Ah İstanbul/ İbrahim Açılan
Hangi İstanbul/ Leyla Yıldız
Bir İstanbul Sine- Masalı / Ahmet Sakartepe
Örtüsüne Bürünen Şehir: İstanbul/ Abdulkadir Akdemir
Sahafların İstanbul’u İstanbul’un Sahafları / Reşit Güngör Kalkan
Karyağdı (Eyüp) Tekkesi / Nicolas Vatın – Thierry Zarcone
Topkapı Sarayı / Erdal Topak
İstanbul’un Karikatürize Halleri / Said Coşar
Değirmenden Mektuplar/ Mehmet Doğan


Dergi iletişim:
degirmendergi@gmail.com
htpp://www. degirmendergi.com
0505 647 03 25

2010-02-06

“Dört Mevsim Niğde” dergisine dair…

“Dört Mevsim Niğde” dergisinin 1.sayısı çıktı. Her güzel başlangıç, her güzel eser sevinç kaynağıdır. Zira verilen emeğin sayfalara yansıması, bir bütünlük kazanması önemlidir. Hoş geldin “Dört Mevsim Niğde” !..

Saklı değer Niğde bütün boyutları ile yeniden ele alınıp inceleniyor, değerlendiriliyor. Şehir belediyeciliği sadece alt yapı-üst yapı unsurları ile dar bir alana sıkıştırılamaz. Şehir, kültür ve medeniyet arasındaki bağları, derinlikleri açığa çıkaracak çalışmalar da gerekli. İşte bu alanda güzel hamleler var: Şehir konferansları, tarihî eserlerin bakımı-onarımı-çevre düzenlemesi, dergi çalışması…


“Dört Mevsim Niğde” dergisinde Niğde merkezli bir okuma, yorumlama, araştırma, çözümleme çalışması yapılmış. Yazılarda özellikle kültür, sanat, edebiyat, mimari, müzik, tarih konuları işlenmiş.

Bu yönüyle“Dört Mevsim Niğde” bir şehir kültürü dergisi. Şehrin şimdiki zamanı yer aldığı gibi geçmiş zamanı da yer alıyor. Yaşadığımız şehri derinliğine tanımak, okumak için güzel bir imkân bu.

“Dört Mevsim Niğde” üç ayda bir yayımlanacak. Yeni konular, yeni yazılar ile zenginleşecek. Derginin bu sayısında yer alanlar:

“Dört Mevsim Niğde” dergisinin editörü Muharrem Şabançelebi, “Sunuş” yazısında derginin çıkarılması sürecini anlatmış. Bu güzel çalışmaya katkıda bulunanları selâmlamış.

Cevat Akkanat, “Niğde’de Hakk’a Yönelişin Güzide Mekânı Sungurbey Camii” hakkında bir makale yazmış. Tarihî ve mimarî özellikleri ile Sungurbey Camii üzerine değerli bir çalışma bu yazı.

Mehmet Öncel Koç, “Mahremiyetimizin Sırdaşı Kapılar ve Kapı Tokmakları” hakkında yazmış. Yazıdan bir iktibas: “Eskiden zor durumda kalanlar kapı kollarına asılarak ev sahibinden yardım talep ederlerdi. Bugünkü modern kapı zilleri yardıma muhtaç insanların bu hissiyatına tercüman olamamaktadır.”

Osman Aytekin, “Eskimeyen Niğde Evleri” hakkında bilgi vermiş. Şehir mimarisine ilişkin güzel bir bakış, güzel bir çalışma. Yazarın söylediği: “Her yeni evin yapılması demek, her eski evin yıkılması demek anlamına gelmemelidir. Niğde evleri koruma altına alınarak onarımı yapılmalı ve eski Niğde evlerinin görünümüyle birlikte bir zamanların huzur ve sanatının zarafetini de bizlere göstermelidir.”

Fikret Dikmen, “Niğde’m” isimli şiiri ile dergide yer alıyor. Halk şiiri tarzındaki bu şiirden tadımlık niyetine bir dörtlük: “Kayardından eser serin yellerin / İnsanı mest eder hazların Niğde / Cimdallı abaruh yaban ellerin / Çalarken coşuyor sazların Niğde’m”

Şinasi Yıldız, “Türkülerle Niğde”yi ne güzel anlatmış. Niğde türküleri üzerine yaptığı araştırmaları bir yazı bütünlüğünde ve türkü sıcaklığında bizlere aktarmış. Gönül dünyamıza ışıklar düşüren vefalı, kadirşinas bir çalışma.

Duran Çetin, yakın zamanda gezip gördüğü Niğde hakkındaki izlenimlerini, düşüncelerini “Elması Kadar Tatlı Niğde” isimli yazısında dile getirmiş.

Hayrullah Eraslan, ekonomide, sanayide, kültür-sanat çalışmalarında yapılması gerekenleri “Niğde Açılımı” başlıklı yazısında ifade etmiş. Çözüm teklifleri sunuyor. Yapılması gerekenler hususunda iş adamlarına, yöneticilere, eğitimcilere, akademisyenlere çağrı niteliğinde bir yazı bu.

Halil İbrahim Tongur, Niğde’nin tarihî ve kültürel değerlerinin nasıl göz ardı edildiğini yazmış. Diyor ki: “Niğde’nin Tarihi Hatıraları Gitti Gidiyor.” Bu yazıdan bir iktibas: “Hatıralar bizim yakın tarihimiz, yaşama sevincimizdir. Yaş ilerledikçe hatıralarımız bizi sarar ve daha da değerlenir.”

Uğur Arıbaş, yakın tarihimizin Niğdeli kahramanlarından Halil Nuri Yurdakul hakkında yazmış. Belgesel niteliğindeki bu yazı, bir tarih okuması olarak da önemlidir.

Murat Soyak, Niğde Şehir Konferansları kapsamında, D.Mehmet Doğan’ın konuşmasına dair izlenimlerini, notlarını ve “Şehir, Kültür, Medeniyet” kavramları hakkındaki değerlendirmelerini yazmış.

İsmail Özmel, “Eski Niğde’den Anılar, Manzaralar” başlıklı yazısında, hatıralar sağanağında, geçmiş zamana doğru bir yolculuğa çıkmış. Şehirdeki değişime şahit olmuş bir yazarın anlatımı ile zaman içinde bir yolculuk denemesi. Bu yazının gelecek sayılarda da devam edecek olması güzel. Zira bu tür çalışmalara, anı niteliğindeki şehir yazılarına ihtiyacımız var.

Kibar Ayaydın, okuma sevgisini, kitaplara duyduğu yakınlığı “Kitapevlerinde Sabahlamak” isimli yazısında dile getirmiş. Kitaba, okumaya dair örnek eserler ile zenginleştirilmiş güzel, etkili bir yazı.

Uğur Arıbaş, yanı başımızda yaşayan ancak farkına varamadığımız; yıllardır Niğde Kalesi çevresinde hayatlarını sürdüren şehir ahalisini yazmış. Nasıl yaşarlar, ne iş yaparlar, beklentileri nelerdir? İnsanımıza yakından bakış. Bu çabayı önemsiyorum. Zira insan sıcağı taşıyan, duyarlı bir yaklaşım. Hayatın içinden gerçekçi bir sunum. Mahalle-insan-mekân fotoğrafları ile desteklenmiş yazı ve daha etkili olmuş.

İsmail Özmel ile yakın zamanda yayımlanan “Niğdeli Şair ve Yazarlar” kitabı üzerine Murat Soyak bir söyleşi yapmış. Kitabın hazırlanış sürecine, yaşanan zorluklara, anılara ve Niğde’nin kültür, sanat, edebiyat alanındaki birikimine dair bir konuşma.

Fatih Uyan, folklor hakkında yazmış. Niğde’de unutulmaya bırakılmış kültürel değerlerimizi hatırlatan bir bakış. Özellikle Niğde halk oyunları, Niğde türküleri vurgulanmış.

Murat Akalın, Niğde’nin eskimeyen değerlerini gündeme getirmiş. Derginin bu sayısında Niğde Ağzı Araştırması kapsamında yörede anlatılan bir masalı dil ve anlatım özellikleri ile anlatmış. Hem dil özellikleri hem de kültürel unsurlar açısından yetkin, güzel bir çalışma. Bu yazının gelecek sayılarda da devam edeceğini umuyor ve bekliyoruz.

Derginin diğer sayfalarında Niğde belediyesinin düzenlediği etkinlikler ve yaptığı çalışmalar hakkında bilgi verilmiş.

“Dört Mevsim Niğde” dergisi 64 sayfadan oluşuyor. Dizgi, sayfa düzeni ve kullanılan fotoğraflar gayet güzel. Şu kış günlerinde içimizi ısıtan bir dergi… Okunaklı, özenli, titiz bir çalışma sayfalara yansımış.

“Dört Mevsim Niğde” dergisine emek verenleri kutluyorum. Derginin ömrü uzun olsun, bereketli olsun !..

Dergi iletişim:
Niğde Belediyesi
Kültür İşleri Müdürlüğü
Niğde
0388 232 35 50


Harun Yardımcı

"Kur’ani Hayat" dergisi

KUR’ANİ HAYAT DERGİSİ 10. SAYISI ÇIKTI
Vahiyle hayat bulma çabalarına mütevazı bir katkı yapabilmek için Temmuz 2008’de yayın hayatına başlayan Kur’ani Hayat Dergisi, çıkan 10. sayısı ile ikinci yayın dönemine başlamış oldu. 18 aylık ilk döneminde, vahiyle hayat bulmak için sırasıyla Kur’an ayı ramazanı, mahşerin provası haccı, Rabbani eğitimi, ümmetin iftiharı Gazze’yi, vahdetin çekirdeği İbrahimî aileyi, nifakın panzehiri infakı, gök sofrası vahyi ve varlık hiyerarşisini düzenleyen ‘kurban’ı başlıklı sayılarla okuyucusuna ulaştı Kur’ani Hayat Dergisi.

Bu yıl içerisinde Peygamber, ibadet, meal, hicret gibi konuların ele alınacağını şimdiden okurlarına duyuran dergi ikinci dönemin ilk sayısını hayatımızla eşdeğer gördüğümüz namaza ayırdı.

Dergi 10. sayısına Mustafa İslâmoğlu hocanın namazın mahiyetini anlatan başyazısıyla başlıyor. Ahmet Coşkun’un namaz vakitlerini ele alan yazısını, Murat Sülün’ün namazın anlam ve amacını inceleyen yazısı takip ediyor. Namazın kötülüklerden alıkoyma işlevini Mahmut Çınar, hidayete çağırma işlevini Bilgin Erdoğan, fıkhını ise Vecdi Akyüz anlatıyor.

Kur’ani Hayat Dergisi namaz sayısında söyleşi için Namaz Gönüllüleri Platformu’nu seçmiş. Platform üyelerinden Abdullah Yıldız, Cemil Tokpınar ve Hasan Hafızoğlu ile yapılan söyleşiyi ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz.

Mehmet Çakıl Allah ile randevu, Vedat Aydın kalbin miracı oluşuyla izah ediyor namazı. Namazı ibadet ve duaların mecmuu olarak anlatan Ekrem Demir’in yazısını Ömer Bayar’ın mana ve suret açısından namazı ele alan yazısı takip ediyor. Murat Kayacan camilere asli fonksiyonunu kazandırmanın gereğine, Fatih Okumuş ile M.Halil Çiçek namaz kılmanın ehemmiyetine vurgu yapıyor.

İktibas köşemizde Ahmet Haşim’in “Müslüman Saati” ile Said Demirtaş’ın asr-ı saadetten naklettiği namaz hikâyelerine yer verilmiş. Namazı işleyip çocukları unutmayan dergide çocukların namazlarını kılmama sebeplerini Namaz Gönüllüleri Platformu üyesi Ahmet Bulut’un kaleme aldığı yazıdan okuyabilirsiniz.

Ali Koçak, Ramazan Beyhan, Abdülhamit Kahraman, Hatice İ. Erdem ve Ömer Noyan dosya konusu dışındaki denemeleriyle katkı sağladığı namaz konulu 10. sayıya, Kur’an’ın Burçları’nda Nisa Sûresi’ni Yasemin İslamoğlu, Kur’an Kitaplığı’nda namaz bilinci kitaplarını Muharrem Baykul tanıtıyor.

Derginin son bölümde Fatih Okumuş’un Üsküp’te kaleme aldığı şiir ile Mevlana İdris’in namazı ve hicreti bir arada anlatan resim çalışması yer alıyor.

18 aylık birinci dönemi sona eren Kur’ani Hayat Dergisi Ocak ayı itibariyle 2. dönem abone kampanyasını da başlatmış bulunuyor. 1 yıllık 6 sayı abonelik bedeli yurt içi 40 tl, yurt dışı 60 usd, 35 euro olarak belirlenmiş. Dergilerin yayın hayatını sürdürebilmesi için abonelikler büyük önem arzetmektedir. Bu vesileyle 2010 yılı abone kaydını yenilememiş olan okuyucularından telefon ederek aboneliklerini yenilemelerini ve yakın dostlarını da abone olmaya teşvik ederek, dikkatle okuyarak ve okutarak Kur’ani Hayat Dergisi’ne destek vermeleri istirham ediliyor.

Kur’ani Hayat dergisi
0212 531 30 30
www.kuranihayat.com
kuranihayatbilgi@gmail.com

Mostar, “Gazze”ye dikkat çekiyor

Mostar, Şubat sayısında İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının ardından geçen bir yılı sorguluyor.

Mostar, 2010 Şubat tarihli 60. sayısında, İsrail’in Gazze saldırılarının ardından geçen bir yıllık süreci değerlendiriyor. Dosya kapsamında Mesut Özcan, “Gazze saldırısının ardından geçen bir yıl” başlıklı yazısında, 27 Aralık 2008-18 Ocak 2009 tarihleri arasında gerçekleşen İsrail saldırıları sonrası yerle bir olan ve 1500’e yakın sivilin hayatını kaybettiği Gazze’yi tekrar hatırlamamızı sağlıyor. Son bir yıllık süreçte birçok krizin yaşandığı İsrail-Türkiye ilişkilerini ise dış politika uzmanı gazeteci-yazar Ceyda Karan değerlendiriyor. Salih Demirhan’ın dosya kapsamında İHH İnsanı Yardım Vakfı Yönetim Kurulu üyesi ve Afrika Koordinatörü Osman Atalay ile yaptığı söyleşi ise geçtiğimiz ay gerçekleşen ‘Viva Palestina’ (Filistin’e Yol Açık) konvoyunun oluşma ve Gazze’ye varış sürecinde yaşananları çarpıcı bir şekilde dile getiriyor.

Mostar’ın dosya konusu ise “Dönüşen Muhafazakârlık”. Üzerine derin tartışmalar yapılan, fakat henüz siyasi ideolojiler sözlüğünde kendisine net bir tanımlandırma bulamayan muhafazakârlık kavramı, konunun uzmanları tarafından masaya yatırılıyor. Fırat Mollaer, “Muhafazakârlık üzerine tezler” başlıklı yazısında ‘Fransız Devrimi’ne tepki olarak ortaya çıkan ve o tarihten itibaren modernliğe yönelik eleştirilerin bereketli bir kaynağı olarak gördüğü muhafazakârlığı geniş bir bağlamda ele alıyor. Mümtaz’er Türköne, “Yeni muhafazakârlığın eski yüzü” başlıklı yazısıyla Türkiye’de devlet iktidarını kontrol eden yeni elitlerden yola çıkarak, yeni elitlerin değişim talebiyle Türkiye’de yeniden şekillenen muhafazakârlığı değerlendiriyor. Konunun uzmanlarından Ferhat Kentel ve Yasin Aktay’ın da görüşleriyle katkıda bulunduğu dosyanın söyleşi konuğu ise Prof. Dr. Ahmet Çiğdem. “Günümüzde muhafazakârlık korumaktan çok değiştirmekten yana” diyen Çiğdem, muhafazakârlık kavramına yönelik ilginç ve çarpıcı tespitlerde bulunuyor.

Mostar bu ay güncel bir konuya daha parmak basıyor. “Türkiye’de Medya ve Siyaset” ismini taşıyan dosya, 1831 yılında piyasaya çıkan ve Türk basınının kurulmasına öncülük eden Takvim-i Vekayi gazetesinden bu güne ülkemizde medya ve siyaset ilişkisini inceliyor. Naci Bostancı, “Kısa bir medya-siyaset ilişkisi tarihi” başlıklı yazısıyla ‘dördüncü güç’ olarak nitelendirilen medyanın ülkemizde ve dünyada siyaset ile kurduğu ilişkinin detaylı bir tarihçesini sunarken, Alper Görmüş, Türkiye’de “medya ve siyaset ilişkilerinin kırılma dönemleri”nin üzerinde duruyor. Mutlucan Şahan ise “Kalem ile silahın sınıfsal ittifakı” yazısıyla, darbeler, muhtıralar ve son olarak 28 Şubat süreciyle siyasette varlığını hissettiren askerin medya üzerindeki vesayetine önemli eleştiriler getiriyor.

Mostar’ın diğer sayfaları da dikkat çekici. Gündemden, Türkiye, Ekonomi, Dünya, Çizi-Yorum, Tarih, Toplum, Teknoloji, Edebiyat, Kitap ve Sinema bölümleri bu ay da okuyucuya doyurucu bir içerik sunuyor.

2010-01-30

“İkindi Yazıları”nı hatırlar mısınız?



















Merhum M. Ali Zengin’in o sarı kâğıda basılı İkindi Yazıları, yeniden tıpkıbasım olarak yayımlanacak. Hazırlıklar son aşamaya gelmiş durumda. İkindi Yazıları dergisinin 54-56.sayılarına maalesef ulaşılamadı. Derginin belirtilen bu nüshalarına ulaşmak için bizimle iletişime geçerseniz seviniriz. Saygı, sevgi ve selâm ile...

İletişim:
duran_boz@hotmail.com
dergilik@gmail.com

2010-01-16

Dergiler çıkmalı...

Bir dergi çıkarmak için sızlanıp dururduk. Hatta, şöyle zengininden bir hacıbabanın kızına kendimizi feda etmeyi göze aldığımız bile olurdu, bu sayede bitimiz kanlansın da bir dergi çıkaralım diye…

Kurumlaşmayı matah bir şey sanırdık, uzun soluklu olmayı, markalaşmayı… Çünkü hepimiz gençtik ve bu konularla ilgili sınavlarla boğuşuyorduk o zamanlar…

Bizim için dergi çıkarmaktan da önemlisi dergi çıkarmayı konuşmaktı biraz da…

Üç kişi bir araya geldik mi dergi projeleri akardı dilimizden…

O projeler, o imkansızlıklar, o hayaller daha bir pekiştirirdi arkadaşlıklarımızı…

Hayata, sanata / edebiyata, ekip hareketine bakışımız kimliğimizi şekillendirirdi; dergi tanımlı sevinçlerimizle, kavgalarımızla, düşmanlıklarımızla farkında olmadan sıkı bir eğitimden geçerdik aslında…

Bir dergi çıkarma ukdesi taşıdığım için söylemiyorum bunları… Hamdolsun, tadacağım kadar tattım bu heyecanı da… Ali Haydar Haksal'ın Yedi İklim'ine ilk sayılarında omuz verdim, Hasan Aycın, Yusuf Ziya Cömert ve merhum Ramazan Dikmen'le "Kayıtları"ı başlattım, Hüseyin Su ve güzide arkadaşlarıyla birlikte Hece Edebiyat'ı ve Hece Öyküler'i sırtlandım… Hece Edebiyat, Hece Öykü ve Yedi İklim'in yayın hayatı sürüyor; ben oralarda yazmıyorum artık, bundan sonra da yazmayacağım ama her yeni sayılarıyla gönlüm göneniyor…

Evet, konu benim ukdem değil…

Konu, dergiciliğin hâlâ meteliksiz sanat sevdalılarının işi olduğudur; sanatla uğraşmaktan başka kârları olmayanların kârıdır dergi çıkarmak...

Konu, paranın olduğu yerde edebiyatın amatör sesinin kısıldığını, profesyonelliğe çıkacak yolun tıkandığını söylemektir…

Dergâh, Hece, Varlık, Özgür Edebiyat gibi yerleşik dergileri dışarıda tutarak söyleyecek olursam, iyi dergiler hâlâ dergi çıkarmayı mesele edinenler ve bu işi cep haçlıklarıyla yapmayı seçenler tarafından çıkarılıyor…

Bir Nokta, Ay Vakti, Temrin, Ğ bir edebiyat eylemi, Heves, Kuşluk Vakti, Ayraç, Yüzakı, Yolcu, Ayburcu, Mor Taka, İkindi Yağmuru… ve adını hatırlayamadığım onlarca derginin hiç birini, edebi buzdolabı niteliğindeki sermaye dergilerinin topuna değişmem…

Değişmem çünkü bu dergilerden sanat sevdası tüter buram buram… Orada yazanlar soran ve sorgulayan dillere sahipler… Daha da önemlisi sanatın künhüne vakıf olma ve tüm tırnaklarıyla ona tutunma çabası tek gündem maddesidir…

Bu dergilerdeki dipdiri heyecanlar bize şunları fısıldarlar biteviye: Biz bu dergileri çıkarmazsak yeryüzünde sanat bitebilir ve biz bu dergilerde yazmazsak kimseler almaz kalemi eline…

Elbette o dergiler çıkmaz ve onlar yazmasa değişen pek bir şey olmaz dünyada… Olmaz ama ancak iddiaları olanlar dimdik durabilirler hayatın orta yerinde…

Büyük bütçeli ama tertemiz dergiler olur zaman zaman, ortalama bir bütçeyle ucu-ucuna çıkan dergiler de… Bir zamanlar Enis Batur'un çıkardığı Gergedan, şimdilerde Dergâh, Hece, Varlık, Özgür Edebiyat, Yedi İklim… böyle dergiler… Sanat ortamını bu dergiler belirlerler ama oradaki asıl haketi "seriyye dergileri" sağlarlar; üç beş sayı çıkarlar ve kapanırlar ama çıkışları da kapanışları da hep hareket içredir…

Zaman'dan Yusuf Gündüz'ün yaptığı o güzel kültür – sanat haberlerinden birinde okumuştum: Kapanması kararlaştırılan Virgül dergisinin koordinatörü Bünyamin Güneş, dergiciliğin sponsor desteğiyle ya da piyasa koşullarına uyum sağlamakla yapılabileceğini, Kültür Bakanlığı'ndan destek almadıklarını, böyle bir talepte bulunmadıklarını belirterek dergiyi kapatmayı seçtiklerini söylüyordu…

Virgül'ün kapanması tümüyle maddi imkansızlıktan ibaret değildir, aransa elbette yeni bir imkan bulunurdu… Virgül'ün kapanması "muhanete muhtaç olmama ahlakı"nın bir gereğidir ve bu alkışlanacak bir tutumdur…

İstitraden söyleyeyim: Virgül, solcuların değil de sağcıların elinde olsaydı, onlar ilgili bakanlıkların kapısında günlerce ağlayarak yatarlar, gerekli desteği almadan da kalkmazlardı.

Seriyye dergiciliği de işte bunun için önemlidir… Bu dergiler hep çıkmalıdır, bir kapanmalı üç çıkmalıdır… Deli-dolu yazan kalemleri, illginç merakları, samimi öfkeleri, muhalefetleri, eyvallah etmeyen tutumları ve cep harçlıklarıyla sanat sevdalıları bizzat bu işin ve hareketin içinde olmalıdır…

Böyle olmazsa sermaye dergilerinde monşerlerin zevkine göre kalem oynatanların belirledikleri buz gibi bir bir sanat ortamına mahkum oluruz.

Solcuları ve İslamcıları sanatta var kılan maddi sermayeleri değil, gönül sermayeleridir; salt ticari ilişkilerin belirlediği bir sanatsal hayat onların gönüllerini ve misyonlarını kirletir.

Sağcıları sanattan nasipsiz kılan da işte tam budur…


Ömer Lekesiz

Yeni Şafak
16 Kasım 2009

Aydın’da Bir Edebiyat Dergisi: Az Edebiyat

Bu yazı ”Az Edebiyat”a dairdir. Edebiyat Ortamı Dergisi’nin 7.sayısında yer alan Arif Ay’ın “Dergiler Arasında” yazısını okuduktan sonra nicedir yazmayı düşündüğüm bu yazıyı yazma zamanının geldiğini fark ettim. Evet, daha fazla geç kalmamalı ve ”Az Edebiyat”a dair az-çok demeden bir şeyler yazmalıydım.

Arif Ay yazısında Dergâh’ın 2009 Ocak sayısında yayımlanan “Mavi Yeşil” dergisinin editörü ile yapılan söyleşiden bahsettiği yazısında taşradaki edebiyat dergilerinin konumunu ele almış. Bunun üzerine taşrada yaşayan birisi olarak bir taşra dergisi olan Az Edebiyat’ tan bahsetmenin tam da zamanı olduğunu düşünüyorum. Az Edebiyat birinci yılını tamamladı. Mavi yeşil’in 10 yıldır yayımlandığı düşünülürse el’an bu dergiden bahsetmenin çok uygun olmayacağını düşünenler olabilir. Amma velâkin durum öyle zannettiğiniz gibi değildir efendim…

Bir kere Aydın gibi maalesef edebiyatın yeteri kadar önemsenmediği bir yerde dergi çıkarabilmek bile başarılı sayılmak için yeterlidir. Az Edebiyat her şeyden evvel bunu başarmıştır. Siz bir de bu derginin edebiyat dergisi olduğunu düşünün; bu işe kalkışmak için edebiyata ne derece sevdalı olmak gerektiğini tahmin edebilirsiniz.

Az Edebiyat’ın sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü olan Kemalettin Bal bir edebiyat öğretmeni. Kemalettin Bey’in bu dergiden önce okuldaki öğrencileriyle birlikte çıkardığı bir edebiyat dergisinin olduğunu ve Az Edebiyat gibi bu derginin de hemen her şeyi ile kendisinin ilgilendiğini biliyorum. Hatta o derginin birini görme imkânım oldu; şöyle yazıyordu künyesinde : “Para buldukça yayımlanır.”

Sevgili Kemalettin Bal’la tanışma imkânım oldu. Ben de merak ediyordum; hayallerimi gerçekleştiren, Aydın’da edebiyat dergisi çıkarma cüretini kendinde bulan kimdir diye. Karşılaştığımda, matbaada derginin yeni sayısı için hazırlık yapıyordu. Karşımda dergi çıkarmanın yükünü omuzlamış oldukça mütevazı birini gördüğümü bilmenizi isterim. Derginin, edebiyatın, hayatın yükünü omuzlamış birini…

Ahmet Turan Alkan kendisini anlatırken birkaç sayıda kalmasına rağmen çıkardığı bir dergiden bahseder. Hayatında çok kısa da olsa yer almış bu durumdan bahsetmesinin elbet bir sebebi vardır: Dergi çıkarmanın ne kadar meşakkatli ve ne kadar ehemmiyetli olduğunu bildiğinden yapılan hiçbir çalışmayı küçük görmez. Kendisini anlatmak için söyleyebileceği onca özelliği varken o; kısa süren dergicilik macerasına değinmeden geçmez.

Kimileri için böyledir bir dergi çıkarmak. Bütün zorluğuna rağmen vazgeçilmezdir. Kemalettin Bal gibi bu yola gönül verenlerin, edebiyat dergisini çıkarmak için “vazife şuuru” ile çalıştıklarına inanırım ben. Bu yolda yürürken belki kendilerine destek olacak kimse yoktur etraflarında ama vazifeyi ihmal etmemek için çırpınan kocaman bir yürekleri vardır onların ve bir de edebiyata olan sevdaları.

Bu mukaddes yola çıkma cesaretini gösterdiği ve hayatı biraz daha anlamlandırmak için elinden gelen gayreti esirgemediği için sevgili Kemalettin Bey’e bilhassa Aydın ahalisi adına teşekkürü bir borç bilirim.

Biliyorum, bütün bu çırpınışlar az daha edebiyat için…

Kağan Aksoy

2010-01-10

"Mostar" dergisi "Resmi ideoloji ve Türk romanı" dosyası ile çıktı

Mostar, Ocak sayısında "Resmi İdeoloji ve Türk romanları" başlığıyla, tartışmalı bir konuyu gündeme getiriyor.

Mostar, 2010 Ocak tarihli 59. sayısında, son yılların oldukça
tartışmalı konularından birisini kapağına taşıdı. "Resmi İdeoloji ve
Türk romanları" başlıklı dosyada, 20. yüzyıla yeni bir devlet ve
ideolojiyle girilen Türkiye'de, egemen ideolojinin halkı zihinsel
anlamda biçimlendirmesinde edebiyatın üstlendiği rol konu ediliyor.
Dosya, Köksal Alver'in dosyaya da ismini veren yazısıyla açılıyor.
Alver, "koşullandırılmış bir anlatım olarak gördüğü romanın, resmî
ideoloji ile olan ilişkisini güdümlü, ödevli, vazifeli ve ödünç
kelimeleri kuşanarak meydana sürülmüş gözü kara, anlayıştan uzak ve
bağnaz bir dil" olarak tanımlıyor. Yazar bu ilişkinin insana
dokunmayan, insanı anlamaktan uzak ve onu sadece hedefi için
araçsallaştırmayı amaç edinen yanına dikkat çekiyor. Celil Civan, bu
ilişkinin günümüze dair en somut örneği olan Şu Çılgın Türkler'den
hareketle kaleme aldığı "Şu mağrur ve mağdur Türkler" isimli
yazısında, "iyiler ve kötüler ayrımına yaslanan bir kurgu" olarak
gördüğü bu eserin, "gerçek tarih"i anlatmaktan öte cumhuriyete özgü
bir mitoloji tasarımını ima ettiğini belirtiyor. Alper Çeker ise
"Cumhuriyet'in ısmarlama edebiyatı" başlığını taşıyan yazısında,
Türkiye'de edebiyat ve sanat aracılığıyla kamuoyu oluşturulmasını tek
parti yönetiminin bir alışkanlığı olarak gördüğünü ifade ediyor. Bu
alışkanlığın devamını çeşitli olaylar üzerinden değerlendiriyor.
Dosyaya "Akıntıya karşı sivil şiir" isimli makalesiyle destek veren
Ahmet Murat ise, "Şairin bir ideolojik örgütlenme olarak 'sistem'le
sorunları olabildiğini ve Türk şiirinin bu konunun yetkin ve aşikâr
örnekleriyle dolu olduğunu vurguluyor. Özellikle Ece Ayhan'ın "sivil
şiir" tabiriyle hâkim ideolojinin edebiyatla hemhal olmasına verdiği
tepkiyi, askerle, askerî düzenle didişmesini, Ayhan'ın "Gerçekte
yeniçeri ocağı kapatılmamıştır" sözünü referans alarak yorumluyor.

Mostar'ın Gündem dosyasında bu ay "Demokratik Açılımın Seyri" konu
ediliyor. 2009 yılına damgasını vuran Demokratik Açılım, geçtiğimiz ay
gerçekleşen Reşadiye baskını, DTP'nin kapatılması, şiddetin sokaklara
taşması gibi olaylarla tökezlemiş ve "acaba bitiyor mu?" sorusu ortaya
çıkmıştı. Bu soruya konunun uzmanlarından Hatem Ete ve Naci Bostancı
cevap ararken, dosya kapsamında Prof. Dr. Bülent Aras ile yapılan
söyleşi de önemli bir tartışma ortaya koyuyor.

Mostar'ın diğer sayfaları da dikkat çekici. Bülent Arınç'a suikast
iddiaları hakkında önemli açıklamalarda bulunan Mehmet Altan; "Devlet
Açılımına, Anayasal Kapatma mı" sorusuna cevap arayan Murat Yılmaz;
"Devlet Basireti, Sokak Sağduyusu, Sanatçı Duyarlılığı" isimli
yazısıyla demokratikleşme sürecinin yolunun toplumdan geçtiği
vurgusunda bulunan M. Mücahit Küçükyılmaz; son ayların önemli tartışma
konularından 'katsayı eşitsizliği'nin temelindeki probleme işaret eden
Mustafa Şentop; geçtiğimiz ayın önemli dış politika konularına dair
önemli yorumlarda bulunan Cüneyt Yenigün, Ali Şahin ve Mesut Özcan;
Batı'daki düello geleneğinin Mütareke Dönemi'nde ülkemizde tırmanışa
geçmesini somut örneklerden yola çıkarak detaylıca inceleyen Ali Şükrü
Çoruk; dünya genelinde Hollywood'dan daha büyük bir ekonomiye sahip
bilgisayar oyunları sektörüne ve bu sektörün muhtemel tesirlerine
farklı bir bakış sunan Hakan Hastaoğlu; geçen ay kaybettiğimiz ve bu
topraklar için sinemanın tercümesini yapan yönetmen Ahmet Uluçay'ı
saygıyla anan yazısıyla Elif Tunca; değer(ler) algısının değiştiği bir
zamanda insanımıza kaybettiklerini yeniden bulduracak Fethi
Gemuhluoğlu'na dair İnsan ustası isimli yazısıyla Said Yavuz; ne idüğü
belirsiz yapıtlar ve çevirilerin oluşturduğu manyetik alanda pusulasız
kalmış okura dair önemli çözümlemelerde bulunan Ahmet Terzioğlu ve
diğerleri... Mostar okurlarını bu ay da doyurucu bir içerik bekliyor.

İletişim:
EYÜPSULTAN MAH. ESMA SOK. NO: 7/A
SAMANDIRA-SANCAKTEPE/İSTANBUL
TEL: 0216 564 25 00
www.mostar.com.tr
dergi@mostar.com.tr

2010-01-03

"Dergâh" dergisi

Hudayinabit adlı şiir kitabı Profil Yayınları'ndan çıkan şair Süleyman Çobanoğlu Dergâh dergisinin orta sayfa sohbetinde az şiir kitabı çıkarmasının sebeplerini anlattı.

Dergâh dergisine konuşan şair Süleyman Çobanoğlu, son şiir kitabı "Hudayinabit"in "Şiirler Çağla"dan on beş yıl sonra yayınlanmasını, "Şiir yayınlamak, hatta yazmak konusunda bir programım, projem, stratejim, yaklaşımım yok. Şiirimi planlamıyorum. Takvimimde işaretlemiyorum. Biliyorum ki, şiirin kaçırdığı bir tren yok, elden çıkardığın bir zaman, getireceği bir kâr yok" diyerek açıklıyor.
Hudayinabit adlı şiir kitabı Profil Yayınları'ndan çıkan şair Süleyman Çobanoğlu Dergâh dergisinin orta sayfa sohbetinde az şiir kitabı çıkarmasının sebeplerini anlattı. Şiirler Çağla'dan on beş yıl sonra yeni şiir kitabı için neden bu kadar uzun süre beklediğiyle ilgili soruyu şöyle cevaplıyor:

"Çok basit: Yeni kitabım bitmemişti. Şiir yayınlamak, hatta yazmak konusunda bir programım, projem, stratejim, yaklaşımım yok. Şiirimi planlamıyorum. Takvimimde işaretlemiyorum. Biliyorum ki, şiirin kaçırdığı bir tren yok, elden çıkardığın bir zaman, getireceği bir kâr yok.

İçine sindi mi, bu bir şiir kitabı oldu mu? Hayır. O zaman çıkarma. Bir dergiden mutlaka kafanı uzatmak mı, yoksa yazdığın şeyin şiir olması mı?

Hudayinabit'in bir bütünlük arz ettiğini görene kadar çıkarmadım. Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın çok kitap çıkarması faziletse, "Kendi Gök Kubbemiz" nedir?"
Kitap boyunca gözetilen bir hatır, hissedilen bir vefa, duyulan bir merhamet, onarılan bir gönül, özen gösterilen bir denge var. Bunların içinden özellikle "merhamet" sorulduğunda şunları söylüyor Çobanoğlu: "Bu başat duygudur, doğru.

Çünkü ortalık karıştığında, tarih tıkandığında ve insanın acınası insanlığı köpürdüğünde, ilk kurban verilen merhamet olur. Şairin en çok aradığı. Merhamet, evet.

Ama o edilgen, yapış yapış, cıscıvık sevicilik değil. Çok daha başka, çok daha derin bir şey. Merhamet, şairin ve insanın varlığa katılmasıdır. Hüznünü gideren, yalnızlığını azaltan o merhem...

Merhametsizlik bunun yolunu acımasızca keser. Şiirin tam da bugün merhameti talep etmesi ve merhamet yayması gerek. Aksi, şiirden beklenen temel şeyin ıskalanması olur."İlham, ocaktan indirmememiz gereken bir aştır görüşünü tekrardan yorulmayacağını dile getiren şaire göre, "ilham Alllah'ı hatırlatır. Gergin bir urgan gibi; diğer ucundan mutlaka bir tutan olmak lazımdır. Derinlemesine bir çizgiden söz edenlerin, insan ve toprakla, Allah ve dünya ile bağıntıdan dem vuranların "ilham" diye bir meselelerinin olmaması; sağlıksız, kişiliksiz. (...) İlham, neyi nasıl anlayacağımızı söyleyen bir anahtardır."

Dergâh dergisinin Aralık sayısında Murat Türkyılmaz, Atakan Yavuz, Rıdvan Sözener, Mustafa Burak Sezer, Murat Saldıray, Elif Nuray, Emel Özkan, Orhan Tepebaş ve Nadir Aşçı'nın şiirleri, Selçuk Orhan ve V. Hüseyin Kaya'nın ise hikâyeleri yer alıyor. Osman Toprak, Mustafa Akar ve Said Yavuz'un derkenar sütunlarında yazdığı dergide Mustafa Kutlu'nun son kitabını Kadir Can Dilber, alternatif anlatımlarla ele alıyor. Hakkı Özdemir'in "Türk Romanı" yazıları Tarık Buğra ile sürüyor. Dergâh dergisini eline alanlar bu sayıda ayrıca Adem Yazıcı'nın "Ziya Osman Saba", Emel Koşar'ın "Suat Salih Arsal" yazılarını da okuyabilirler. Fatma Karabıyık Barbarosoğlu'nun "Cumhuriyetin Dindar Kadınları" adlı önemli eserini Yunus Emre Tozal değerlendiriyor.

Tel: 0 212 518 95 78

2010-01-02

"Ay Vakti" dergisi

Ay Vakti 111-112. Sayı: Önce Değer

Önce değer diye başlamış Ay Vakti ön sözünde. İnsanlığın hırslarıyla mahvettiği doğa ve yine hırslarıyla mahvettiği kendi öz varlığı duruyor karşımızda. Can çekişiyor tarih, tekerrür etmekten yorulmuş encamıyla. Ve cevap veriyor Şeref Akbaba ‘Dar Kapıdan Geçerken’de; ibret alınsaydı olmazdı… Olmazdı diyor. Ardından ekliyor, hakikatin değişmez adresinin sorularımıza cevap vereceğini.

“Ceza” ile Naz Ferniba masal tadında bir öykü sunarken, “İnsanlığın Serencamı” ile Üzeyir Süğümlü, hikâye ediyor insanlığı kendi deyimiyle. Sayının diğer öyküleri; Talip Çukurlu; “Bir Hat’ıra” ve Samet Kara; “Aynadaki Yara”.

Ahmet Sezgin, “Kar Renkli Çocukluğum” isimli denemesiyle bir çocuğun güncesinden kaçamaklar sunuyor bize. Buzlu camların arkasından izledigimiz ilk kar heyecanımızı dillendiriyor. Sonrasında Necmettin Evci; “Düşünce Çıkmazı, Düşünce Yokluğu” geliyor.

Bülent Gündoğan , ‘Sanal İsitila’yla hatırlatıyor; telefon, televizyon, internet gibi hızla yayılan ve bizi yutan sanal felaketin farkına bile varmadığımızı. Yanı başından Celal Tosun sesleniyor; ‘seni bekliyorum aşk!
Bütün zamanların, bütün mevcudatın diliyle yalvarıyorum O’na.
Bana aşkından bir zerre ihsan etmesi umuduyla…’
Şiir tadında bir deneme; “Yokluk-Yakarışlar” okurlarını bekliyor.

Araştırma başlığı altında; “Mevlevîlik” ile Hüseyin Güllüce, Mevlevî tarikatında süregelen mürşitlik ve halifelik şeceresi hakkında doyurucu bilgiler verirken, Bayram Gündoğdu; ‘Azerbaycan’da M. Akif Hayranı Bir Şair: Bahtiyar Vahabzade’yi konu alıyor.

Şiiri de unutmamak lazım; Bahaettin Karakoç; Sevgilim Kıskansa da, Mehmet Atilla Maraş; Kül, A.Vahap Akbaş; Savaş Çocuğu, Yavuz Ertürk; Erken Gelir Haberler, Talip Işık; Esenlik Muştusu ve Rasim Demirtaş; İkinci Bahar-Ruh Kadehi okumalarınız arasında bize tatlı bir soluk aldırıyor.

Söyleşi kısmında, Mustafa Uğurlu’nun konuğu; Hattat Yusuf Bilen…

Sinema kategorisini dolduran isim ise, “Kameranın İsyanı ya da Fransız Yeni Dalga Sineması” ile Abdullah Ömer Yavuz ‘meselenin özü şiirin isyanı gibi Yeni Dalga Sineması da isyandır, isyandadır’ Diyor.

Kitap bölümünde, ‘Şairlerin Gazze’si tanıtılıyor Uğur Mantu tarafından ve Umberto Eco üzerine keyifli bir yazı, Mehmet Erikli’nin kaleminden bizi bekliyor.

Ve Şiraze; Saklı Mektuplar LIII…

Keyifli okumalar.

www.ayvakti.net
ayvakti@gmail.com

Yasemin Başpınar

"Temrin" dergisi



Temrin edebiyat dergisi, Ocak ayına 21. sayısıyla girdi. Aylık düzenli olarak yayımlanan derginin okul kimliği bu ay bir kere daha kendini gösteriyor. Derginin bu sayısında yine yeni kalemler yer alıyor.

Ocak sayısında derginin girişinde bizi bir tercüme şiir karşılıyor. Nihan Işıker’in Sohrap Sepehri’nin bu şiirini Farsça aslından tercüme etmesi, derginin ciddiyetini ve hassasiyetini göstermesi bakımından anlamlı duruyor. Derginin tercüme edilmiş bir şiiri koyma yerine bizzat bir şiiri tercüme ettirmesi, genç yaşına rağmen güven ve ümit veriyor. Bu sayının şairleri: Metin Tonbul, Emin Çelikli, Leyla N. Karaca, Kenan Mermer, Nurettin Durman, Şeref Yılmaz, Zeliha Köse ve Muaz Güner.

Ersin Teres, “En Eski Türk Şiiri” serisinin dördüncüsünü kaleme aldı. Türk şiir geleneğini ilk örnekleriyle ele alan bu çalışma, edebiyat araştırmacıları için önem taşıyor. Mükrime Dilekçi, “Hayata Dair Not(a)lar” isimli yazısında kendi iç sesini dillendiriyor ve kalbinin derinliklerine yolculuk yapıyor. Hatice Eğilmez Kaya, “Bir Derde Müptela Olmak” isimli yazısında, her varlığın bir derde müptela olduğunu, her derdin tarif edilemediğini ve varlığın kendisinin başlı başına tatlı bir bela olduğunu berrak bir üslupla anlatıyor. Nevzat Canan, “Volonkova İstasyonu” isimli öyküsünde, içkiden uzak duran birisinin bunun sebeplerini fark etmesi üzerinde duruyor. Erhan Kolak, “Nepra” isimli öyküsünde, Nepra’nın ölümüyle oluşan boşluğu, sevdiklerinin ne kadar derinden duyduklarını anlatıyor. Mehmet Uyar, bu sayının yeni konuğu… Bu ilk öyküsünde bir hazırlık hâlini sürükleyici ve etkili anlatabilmeyi başarmış. Onur Akbaş, Polisiye romanı ele alan önemli bir çalışma ile bu sayıya katkıda bulunmuş. Yazının başlığına konulan “I” ifadesinden, yazının devam edeceği anlaşılıyor. Edebiyatın dışında gibi algılanan ama merkezinde yer alan bir konu için oldukça ilginç bir çalışma… V. Hüseyin Kaya, “Bugün Bayram” öyküsüyle okurun karşısına çıkıyor. Çocukluğundaki bayramları hatırlayan kahramanın yıllar sonra nişanlısıyla şekerlere bakıp mutlu olamaması çekici bir üslupla ele alınıyor. Nazan Özen “Yüzleşme” isimli denemesinde çocukluğuna gidiyor. Çocukluğunda ruhuna etki eden konuları ve kurduğu hayalleri dillendiriyor. Bu sayının bir başka yeni ismi ise Eylül Başak… Eylül Başak bu sayıda “Kenan İlinde Bir Elif” isimli öyküsüyle ilk kez okurun karşısına çıkıyor. Elif’in Canan ve Züleyla kimliğine bürünüp bir aşk peşinde gidişini, sonra Elif hâline dönerek gerçeği kavramasını anlatan öykü, başlangıç için iyi bir yerde duruyor. Murat Taş, bu kez “Araba Sevdası” isimli öyküsüyle okuru selamlıyor. Araba alma hayali ile yaşayan bir insanın ruh halini rahat ve trajikomik bir üslupla ele alıyor. Halenur Uluğ, derginin kadrosunda bir isim olmasına rağmen ilk kez okurun karşısında çıkıyor. “Ateşi Kes” isimli denemesinde, insandaki güçlerin kontrol altında tutulması ve müspete kanalize edilmesi gerektiği, savaşın çıkar yol olmadığı ve savaştan önce önlemin alınması gerektiği üzerinde duruyor. Fatih Kutlu “Annemin Armağanı” isimli yazısında annesinin, büyüklerinden öğrendiği ve duyduğu bazı bilgileri okurla paylaşıyor. Halk edebiyatına katkıda bulunabilecek böyle bir yazının önemli olduğunu ifade edelim. Merve Akbaş’ın, “Cihan Aktaş’ın Hikâyelerinde Kadın Duyarlığı” isimli yazısı, önemli detaylara ışık tutuyor. Gülçin Aydın Gürler, bu sayıda ilk kez okurun karşısına çıkan bir başka isim… Sabancı Müzesi’ni gezerken hissettiklerini kaleme almış. Şeniz Bayır’ın, “Gecikmiş Rüya” isimli öyküsü, “anlatıcı unsuru”na farklı bir açıdan yaklaşması bakımından önem taşıyor. Abdullah Tosun, ilk kez bu sayıda okurun karşısına çıkıyor. “Yaprağın Düşü” isimli öyküsünde daldan düşen bir yaprağın serencamını akıcı bir şekilde ele almış. Mustafa Bağ, “Bir Kazak Hikâyesi” isimli öyküsünde bir kazağın örülme macerasını anlatırken insanın eşyaya olan bağımlılığına da dikkat çekiyor. Güzin Akyüz, “Tiz Çargâh Perdesi” isimli öyküsünde, bir musiki makamına kurguyu başarılı bir şekilde giydirebilmiş. Bu sayının kitap tanıtımını İmdat Akkoyun yapmış.

İletişim:
bilgi@temrindergisi.com
www.temrindergisi.com

2009-12-06

"Tasfiye" dergisi çıktı !


TASFİYE’NİN 22. SAYISI “KEMALİZM VE EDEBİYAT” DOSYASI İLE ÇIKTI!

“Kemalizm ve Edebiyat” dosyasıyla Tasfiye Dergisi’nin 22. sayısı çıktı.

Yıldız Ramazanoğlu’nun “Şairle Randevu” adlı bir öyküsü ile Sevgi Engin’in “Mısır Hediyesi” başlıklı gezi yazısının da yer aldığı Tasfiye’nin 22. sayısı tabiri caizse “dopdolu.”

“Kemalizm ve Edebiyat” dosyasında önemli yazılar var. Çetin Yıldırım’ın “Bir Kemalist Ütopya Olarak Ankara Romanı”, Asım Öz’ün “Ne Menem Menemen” romanını incelediği “Olmuş Bir Olay Olmamış Bir Roman”, Enes Malikoğlu’nun “Kemalist Edebiyat ve Attila İlhan”, Sinan Ceran’ın “Yahya Kemal ve Kurucu Kadro”, Habil Sağlam’ın “The Tempest, Sömürgecilik Kemalizm”, Faruk Karaaslan’ın “Kavramların Esareti ve Toplumsal Dönüşüm”, Mustafa Kıyak’ın “Kemalist Propaganda Olarak Sinema”, Ahmet Örs’ün “Kemalizm’in Edebiyata Girişi”, Mustafa Başpınar’ın “Kurt Kanunu’ndan Altı Çizili Satırlar” ve Alaattin Uras’ın “Üretilen Vatandaş Kemalizm İlişkisi” başlıklı yazıları dosyada okuyucuları bekliyor.

Dosyanın yanı sıra Tasfiye’de “iyi” şiirler var! Sinan Ceran üç kısa şiiriyle selamlıyor Tasfiye okuyucusunu. Bünyamin Doğruer, uzun bir aradan sonra Mustafa Durdu, Ceylan Önkol’u anlattığı hüzünlü şiiriyle Mustafa Kıyak ve bu sayının sürprizi denilebilecek ismi Serdar Bülent Yılmaz Tasfiye’nin 22. sayısının şairleri. Şiir bahsi açılmışken Ahmet Örs’ün şiir tahlillerinin “Ece Ayhan’ın Meçhul Öğrenci Anıtı” şiirinin tahliliyle sürdüğünü belirtelim.

Şule Yüksel Gökyar’ın naif denemelerine uzun süredir Tasfiye’de görünmeyen Yeşim Alkan eşlik ediyor. Tasfiye’nin yeni genç ismi Adnan Akan “Yeryüzünde Tek Aç Kalmadığı” başlıklı yazısında “Mâûn Sûresi” çerçevesinde yoksulluğu üreten zihniyeti sorguluyor. Şehmuz Kurt “Tanrı, Allah, Süleyman Bir de Hüdayinabit” adlı eleştirisinde Süleyman Çobanoğlu’nun şiir serüvenine dokunurken Süleyman Ceran sıcağı sıcağına “Uzak İhtimal” filmini eleştiriyor. Tasfiye’nin bu sayısında Asım Öz’ün, yeni kitabı vesilesiyle Murat Menteş’le yaptığı bir söyleşi yer alıyor. Ayrıca Mehmet Sacit’in anıları da devam ediyor.

Ahmet Örs, cumhuriyet sürecinde inkılâp zulümlerine uğramış üç ismi; Said Nursi, Süleyman Hilmi Tunahan ve İskilipli Atıf Hoca’yı, “Kamyon” adlı öyküde bir araya getiriyor!

Tasfiye’nin bir sonraki sayısı “28 Şubat” sürecini irdeleyen öykü, şiir ve değerlendirme dosyası ile çıkacak. Bu çerçevede Tasfiye katkılarınızı bekliyor.


Tasfiye irtibat:

tasfiyedergisi@gmail.com
www.tasfiyedergisi.com
0505 259 07 15

2009-12-05

“Değirmen” dergisinde yüzyılın kitapları

"Değirmen" dergisini 19. sayısı sizleri bekliyor. Yüzyılın kitapları seçkisi üzerine yapılmış bir dosyayla okuyucularının beğenisine sunulan "Değirmen" dergisinde yaklaşık 40 kitap titiz bir incelemenin ürünü olarak hazırlandı.

Bu sayıda yer alan isimler ve yazıları:

Yirminci Asrın Tanıkları / Ali ÖZTÜRK
12
Çöküş Döneminde Kurtuluş İdeolojisi Olarak Üç Tarzı Siyaset ve Yusuf Akçura /
Yusuf YAVUZYILMAZ
20
Bir Cumhuriyet İdeolojisi: Türkçülüğün Esasları / Hasan COŞKUN
25
Sahte Kahramanlar Devrinden Hayalî Bir Kahraman: “Efruz Bey” / İsmail AVCI
29
Bir Milletin İnkisar, İzmihlâl Ve İstiklâl Hikâyesi Ya Da Mehmet Akif’in Safahat’ı
/ Veli KARANFİL

Bir Ruh Sıtması; Yaban.. / Said COŞAR

Abdülbaki Gölpınarlı’nın Melâmîlik ve Melâmîler Adlı Eseri / Adem ARIKAN
45
Edebiyat Araştırmaları Külliyatı / M. Nihat MALKOÇ

Bir Yetimin Romanı (Kuyucaklı Yusuf) / Ayşegül SERDAR

‘Sözler’ini Okudum, Hayatım Değişti / Selim GÜNDÜZALP

Aşk-ı Memnu / Leyla YILDIZ
65
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur’unda... / Ahmet SAKARTEPE

Aylak Adam ya da Ağaç Dalı Kompleksi / İlyas SUCU

Nâzım’ ın Treni / Gürkan CANDAN

“Din ve Laiklik”, Ord. Prof. Dr. Ali Fuat BAŞGİL / Arş.Gör. Abdulvahap ÖZSOY

Yaşanan “Çile” / Mukaddes KILINÇ

‘İsyan Ahlakı’ ve Modern İnsan / Reşit Güngör KALKAN

Düzenin Yabancılaşması veya Yabancıların Bize Düzen Vermesi! / Zekeriya MENAK

Keşke Yalnız Bunun İçin Sevseydik Bu Şiiri: Cemal Süreya / Abdulkadir AKDEMİR

Bir İmparatorluğun Kuruluş Felsefesi; Devlet Ana / Rüstem BUDAK

Kadim Tarihin Bilinmeyen Yüzünde Hac Yolunda Bir Karınca: Mehmet GENÇ / Olgun GÜNDÜZ

“Darlık Buhranları ve İslam İktisat Siyaseti”nin İhsas Ettirdikleri ve Feta Medeniyeti Yürüyüşünün İlhamı Sabri F.Ülgener / Menderes DAŞKIRAN

“Bu Ülke”de Yaşamak ve Yazmak / Murat SOYAK

Karikatür / Osman SUROĞLU

Bana Oğuz Atay Cümlesi Kurabilir misin? / Ömer ŞARLAK

“İnce Memed” Yaşar Kemal ve Doğa / Murat TAŞ1
14
“İslam’ın Bugünkü Meseleleri” Üzerine Bir Derkenar / Kibar AYAYDIN
153
Ülkemize Gelen Yabancı: Şerif MARDİN / Musab KARAAĞAÇ
158
Erbain / Mehmet DOĞAN

Doğu ve Batı Arasında Kara Kitap / Murat DEMİRCİ

Bir “Zarif Adamı” Yazmak / Ali ÇELİK

Halil İnalcık ve Eseri: Osmanlı İmparatorluğu Klâsik Çağ (1300-1600) / Abdurrahim TUFANTOZ

Kıbrıs’ta “Yaseminler Tüter mi, Hâlâ?” / Süreyya DALKA

“Bu Ülke”nin Sosyologu / Sinan MALKOÇ
209
Şehrin Aynaları: Şehirlere Ayna Olmak mı, Aynalar Şehrinde Olmak mı? / Asiye YÜCEL

Paradigmanın İflası’na Dair / Mustafa AKMAN

Evet’ Bu Böyledir… / Kemalettin BAL

Turgut Uyar’ın “Büyük Saat”i / M.Nihat MALKOÇ

Değirmenden Mektup Var / / Mehmet DOĞAN


Şiirler
Bambuların Dansı / Müştehir KARAKAYA

Çapkın Dua / Mehmet DOĞAN

Yakılmış Mektuplar… / Ziya Paşa AKYÜREK

Gözleri / Özer BURGAZ

İletişim:
0505 647 03 25
www.degirmendergi.com
degirmendergi@gmail.com
Seçkin Kitapçılar ve NT kitabevlerinde

Abone: Yıllık(4 SAYI) 20 TL
Hesap bilgileri:
Posta çeki 533 94 08 Rüstem Budak adına
Yapı Kredi Bankası Adapazarı şubesi 712 63 082 Rüstem Budak adına