2011-03-20

'Tasfiye' edebiyat, düşünce dergisinin 29. sayısı çıktı

Tasfiye dergisinin Mart-2011 tarihli 29. sayısında da yeni isimler var. Mehmet Sait Çakar “Mankürt” isimli şiiriyle ilk kez yer alıyor Tasfiye’de. İnkâr ve asimilasyonu şiir diliyle çarpıcı bir şekilde sunuyor Çakar. Mehmet Garip Tanyıldızı da “Müzdelife” şiiriyle selamlıyor Tasfiye okuyucularını. Sayının diğer şairleri “Pinçik” şiiriyle Şehmuz Kurt, “Karanlık Sağanağı” şiiriyle Mahmut Yavuz, “Hicrettir” şiiriyle Mehmet Ali Başaran ve “Türkiye İşsiz Marşı” şiiriyle Özkan Şahin. Şahin’in şiirinden bir bölüm alalım: “Çakmağını ver/ Daha daha çek, doldur ciğerlerini dumanla/ Bugün avunalım,/ Yarına Allah kerim/ Kaldıralım sınırları/ Kaldırımlarda biz/ Kahvelerde biziz, biziz boşluğu avutan/ Dil farkı bilmeyiz/ Din farkı bilmeyiz,/ Hayattır anamızı ağlatan”

Tasfiye’nin bu sayıdaki öykücüleri Mustafa Kıyak ve yine Tasfiye’deki yeni isimlerden Ayşenur Bulut. Mustafa Kıyak, okuyucuyu yine başka pencerelere götürecek, ironik anlatımın şaşırtıcıcı sularına sürükleyecek ilginç bir öyküyle karşımıza çıkıyor “Biz Dünyayı Çok Sevdik, Ölüm Bizden Uzak Olsun” başlıklı hikâyesinde. Ayşenur Bulut ise “emek ve insan” üzerinden toplumcu gerçekçi bir giriş yapıyor Tasfiye yolculuğuna, “İnsana ve Emeğe” başlıklı hikâyesiyle.

Sümeyye Ek ise, uzun anlatısıyla yine Tasfiye’de ilk kez görünenlerden, genç bir isim. Ek’in, Milli Güvenlik derslerinin imam hatiplerdeki dayatmalarını işleyen etkileyici anlatısı, yaşanmışlığının yanı sıra dillendirilmeyen binlerce hikâyeye, yaraya tercüman olması bakımından da son derece değerli. “Kızım Senin Derdin Ne” başlıklı anlatıda ibretlik diyaloglar, tepkiler var. Ülkenin en can yakıcı, en aşağılık yasaklarından biri olan başörtüsü yasağının imam hatiplerde bile özellikle milli güvenlik derslerinde nasıl uygulandığını, muhafazakâr tepkilerin nasıl korku ve yasakçılar lehine ortaya çıktığını, direnenlerin hangi güçlüklerle karşılaştıklarını içten bir dille anlatıyor, sürecin içinden geçen Sümeyye Ek. “Müdür yardımcısı gözlerini bana çevirerek ‘Kızım senin derdin ne’, diye soruyor. ‘Neden derse başörtülü girdin?’ (…) ‘Terbiyesiz, senin yaptığını Yahudiler yapmaz, senin yaptığın provokasyondan başka bir şey değil!” tepkisini veren bir ilahiyat dersi hocası olan idareci… Bunlar da Müslümanların iradi sefaletlerini anlatan çarpıcı cümleler olarak yer alıyor anlatıda.

Dergide ayrıca Beytullah Emrah Önce’nin “28 Şubata Dokunan Hikâyeler, 28 Şubatın Dokuduğu Hikâyeler”, Süleyman Ceran’ın “28 Şubatın Romana Yansımaları” başlıklarıyla Özgür Yazarlar Birliği’nin 27 Şubat günü Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezinde gerçekleştirdiği “28 Şubat Soğuğunda Edebiyat” panelinde yaptıkları konuşma metinleri yer alıyor. Ahmet Örs, öykücü Mukadder Gemici’nin “Asla Pes Etme” adlı ilk hikâye kitabını tahlil ediyor. Ermeni meselesinden 28 Şubata uzanan geniş bir hatta hayata dokunan hikâyelerin yer aldığı kitabın cesur çıkışları içinde barındırdığını işliyor yazı. Kadrican Mendi de “Yoldaş Pançuni” çalışmasında Osmanlı’daki azınlıkların siyasi mücadelelerinden bir kesit sunuyor “Yervant Oydan”ın eseri üzerinden. Aslında Yoldaş Pançuni, teoriyle pratiği bir araya getirmekte zorlanan bütün ideolojik çevreler için tartışılmayı hak eden ilginç bir kitap.

Zübeyr Berk, Tasfiye kadrosunda kalıcı olacağı mesajını “Türk Modernleşmesi ve Etno-Seküler Ulus İnşası” başlıklı ikinci yazısıyla veriyor. Ömer Faruk Karagüzel de muhafazakâr düşünceyi çözümlemeye devam ediyor “Peyami Safa’nın Siyasi Düşüncesine Bir Bakış” adlı çalışmasında. Her iki yazı da Türkiye’nin hangi düşünsel temel ve dinamikler üzerinde yükseldiğini kavramaya dönük önemli ipuçları barındırıyor ve genç kalemlerin entelektüel temeldeki anlama çabalarından dolayı da umut veren bir motivasyonu içinde barındırıyor.

Ali Özgür Özkarcı’nın “Buğulu Muğlakçılardan Niçin Hoşlanmadığımız” şiirini, Kitap-lık dergisi Şubat sayısında yayımlanmasının hemen ardından Tasfiye’nin mart sayısında tahlil etmiş Ahmet Örs, seri halinde gerçekleştirdiği şiir tahlillerinin bir devamı olarak. Hayata dokunan, ezilenlerin dünyasına projeksiyon tutan Özkarcı şiiri bu boyutuyla hayli takdir edilmiş yazıda.


İrtibat:
www.tasfiyedergisi.com
tasfiyedergisi@gmail.com
Soğukpınar Mah. Behzat Bulvarı, No: 220, Kat: 2, TOKAT
505 259 07 15

'Değirmen' dergisi 24.sayısıyla daha bir güzel

Değirmen dergisi, 24. sayısıyla 8. yayın yılını da selamlamış oldu. Türkiye'nin edebiyatına ve fikriyatına daima özgün ve nev'ine münhasır bir biçimde nüfuz etmeyi başarmış bir edayla hazırlanmış bu yeni nüsha; değişen kapak tasarımı, yeni mizanpajı ve yazı kadrosuyla heyecan veriyor.

Türkiye'nin ümitvar geleceğinin oldukça felsefî ve şairane bir biçimde değerlendirildiği "derselam"la başlayan 24.değirmen; şiirde bilinen isimlerle beraber, yeni şairlerle ve şiirlerle dikkat çekmiş.

Makale bahsinde; Dr. Ali Öztürk, edebiyat ve sosyolojinin felsefî bağlamını özgün fikirlerin terazisinde tartışmaya açmış... Mehmet Doğan'ın Babanzade Ahmed Naim Bey'i kaleme aldığı bu nüshada, Rüstem Budak ise Şaban Günel ile İnsanımız’ın genel hali, kişilik ve kimliği üzerine hasbihal etti. Reşit Güngör Kalkan, Yusuf Yavuzyıldız, Lütfi Bergen, Kibar Ayaydın, Menderes Daşkıran, Murat Demirci nüshanın diğer mühim kalemleri...

Şiirde; Nefî Pedri, Mehmet Doğan, Mehmet Özdemir, Mustafa Yıldız, Nur Belek, Y. Emre Altuntaş, Müştehir Karakaya, Mehmet Aycı, Özer Burgaz, A.Edib Başaran, Süleyman Unutmaz, Nida Merç, H. İbrahim Polat, Mustafa Celep, E. Kimya Yaşar, Burcu Akcanlı bulunuyor. Hikayede; Mustafa Oral, Zekeriya Tamir, Murat Taş, Murat Çelik, Asiye Yücel Denemede; Müştehir Karakaya, Cafer Gariper... Eser Tanıtımında; Hüseyin Akın, Sinan Cansever... Sinemada için Yunus Emre Altuntaş... Mektub’da, Ömer Asım var.

Değirmen 24; yeni şiirler, hikâyeler, denemeler, makaleler, sinema tetkikleri, eser tanıtımları, röportajlar ve mektuplarla okuyucusunu selamlıyor.

Şiir:
Düşe Sığınan Çocuk/ Mehmet Özdemir
Binbironbir Günüydü / Mehmet Doğan
Alt Yazı/ Mehmet Aycı
Üsküdar’da Sabah/ Halil İbrahim Polat
Gitme/ Süleyman Unutmaz
Ben Fakir Edebiyatı Yapmak/ Mustafa Celep
Ses Perçin Tutmaz / Müştehir Karakaya
Fâili Meçhûl/ Ahmet Edip Başaran
Şiirler/ Mustafa Yıldız
Yedekteki Kurşun/ Nur Belek
İsyan Türküsü/ Emine Kimya Yaşar
Şiirin İntikamı/ Yunus Emre Altuntaş
Maviler Diyarı/ Özer Burgaz
Kelebek/ Nida Merç
Aşk Üç Boğum…/ Burcu Akcanlı
Derd-İ Yâr Elinden/ Nihat Kaçoğlu

Makale:
Edebiyat Sosyolojisi Açısından Edebiyatımızın Yeni Sorunları / Dr. Ali Öztürk
Gurbetten Şiir İle Dönen Adam “Yahya Kemal Beyatlı” / Kibar Ayaydın
Şiir ve İçtenlik / Cafer Gariper

Dosya:İnsanımız
Bir Osmanlı Kürdü Babanzâde Ahmed Naim Bey/ Mehmet Doğan
Anadolu’da Modernleşme ve Kimlikler/ Lütfi Bergen
İnsanın Yeniden Keşfi İçin Feta/ Menderes Daşkıran
“İnsanımız”Dan “İnsanımız”A Dair Şaban Günel İle Söyleşi / Rüstem Budak
Şehrin İnsanı İnsanın Şehri/ Reşit Güngör Kalkan
Egzotik Masallar ve Mahrem Hakikatler Osmanlı’da Kadın/
Murat Demirci
Kimlik ve Modernite/ Yusuf Yavuzyılmaz

Hikaye:
Kıssa Hikâyeler/ Mustafa Oral
Yakarış/ Zekeriya Tamir
Linç / Murat Taş
İyi Ki Misafir Gelecek!../ Asiye Yücel

Deneme:
Şuuraltından Notlar 2/ Müştehir Karakaya
Apartmanın İçi/ Murat Çelik
Mektub/ Ömer Asım

Kitap Tanıtımı:
Bu Sözlük Başka Sözlük/ Hüseyin Akın
İlhanlılar Döneminde Şiilik ve Dr. Hanifi Şahin/ Sinan Cansever

Sinema:
“The Thın Red Lıne/İnce Kırmızı Hat”/ Yunus Emre Altuntaş



İrtibat:
degirmendergi@gmail.com
0505 647 03 25
Tığcılar Mah. Dönergeçit Sok. Altun İş Merkezi No:4 Daire:3 Adapazarı / Sakarya

'Yedi İklim' dergisi, 252

Yedi İklim dergisi Mart 2011 tarihli 252. sayısıyla yeniden merhaba diyor okuyuculara…

Yedi İklim bu ay özel bir dosya hazırladı Nar şairi Haydar Ergülen’e. Dosya, şairle Zafer Acar’ın yaptığı kapsamlı bir söyleşiyle açılıyor. Zafer Acar, Mehmet Özger, Bahtiyar Aslan, Yeprem Türk ve Aykut Nasip Kelebek’in şairin dünyasına eğilen yazılar bulunuyor dosyada. Haydar Ergülen’in “Ara Şiirler” adını taşıyan çok kısa şiirlerini de Yedi İklim’in açılış sayfaları olan şiir bölümünde okuyabilirsiniz. Mustafa Cemil Efe'nin separatörlerinin dosyaya renk kattığını söyleyebiliriz. Zafer Acar’ın özverili çalışmaları sonucunda oluşan bu dosyanın okuyucu için bereketli olacağını düşünüyoruz.

Dosyanın dışında önemli bir gelişme de, Kâmil Eşfak Berki’den… Berki uzun zaman sonra yeni bir şiiriyle okurun karşısında: “Kuş”. Bu şiiri şimdiden bir kenara not etmenizi salık veriyoruz.
Yedi İklim’in şiir bölümünde şiirlerini okuyabileceğiniz şairlerimiz ise şunlar: Muhsin İlyas Subaşı, Fatma Şengül Süzer, Yeprem Türk, Süleyman Unutmaz

Dosyanın bir hayli yer kaplamasından dolayı bu sayıda fazla öyküye yer veremiyoruz. Bu sayıda öykülerini okuyabileceğiniz öykücülerimiz ise şunlar: Kadir Tanır ve Habil Tecimen

Bu sayıda Sezai Coşkun’un Sezai Karakoç şiiri üzerine bir yazısı bekliyor okuyucuyu. “Sezai Karakoç Şiirinin Kaynaklarından Kuran-ı Kerim” adına taşıyan çalışmanın, alanında bir ilk çalışma olduğunu belirtelim.

Geçtiğimiz ay ikinci kitabı Yol Hakkı’nı yayımlatan Osman Bayraktar, Hüseyin Su öyküleri üzerine oylumlu bir yazıyla yer alıyor, bu sayıda.

Kütüphaneci Erol Yılmaz ise, kütüphaneler ve derlemek üzerine yazdığı oylumlu bir yazıyla katılıyor Yedi İklim’e.

Mustafa Cemil Efe her zamanki gibi bu sayıda da bir hattatı tanıyor. Doğuştan sağ tarafı felçli olan, sol el ile yazan ve bu yüzden Yesârî diye anılan Mehmed Esad Efendi’yi anlatıyor. Hacı Selim Ağa Kütüphanesi’nin kitabesini yazan Yesârî’ye dair güzel bir çalışma…

Yedi İklim’in görselleri bu sayı arttı. Dosyada yer alan Haydar Ergülen fotoğraflarının dışında, dergimizin klasiği Hasan Aycın’ın çizgisi, Mustafa Cemil Efe’nin hüsn-i hattı, Serap Ekizler’in bir deseninin yanında, bu sayıyla Yedi İklim’e ilk kez bir ürün veren Özden Aydın’ın bir ebrusu sayının görselleri arasında. Böylece klasik sanatlarımız üzerine daha fazla ürün yayınlamış ve okurlarımıza ulaştırmış oluyoruz. Nasip olursa, Özden Aydın ebrularını yayımlatmaya devam edecek.

Yeni okumalar ve değiniler bölümü de bu ay gayet renkli…

Kâmil Eşfak Berki bir gazete manşetinden yola çıkarak üzerimize uyku tohumu serpildiğini söylüyor. Yunus Emre Özsaray, Hece’nin Rasim Özdenören Özel Sayısı’ndaki Cemal Şakar'ın yazısından yola çıkarak itirazlarını dillendiriyor. Yeprem Türk 'klasik olmak' üzerine düşünüyor. İsmail Demirel, Yılmaz Yılmaz’ın kitabı üzerine eleştiriler getiriyor. İbrahim Coşkun Türk Edebiyatı dergisinin iki sayısına, Osman Bayraktar'ın Yol Hakkı kitabına ve Mukadder Gemici'nin Asla Pes Etme adlı hikâye kitabına değiniyor.
Hayırlı okumalar.

İrtibat:
0 216 399 19 14
0 216 352 49 77
yediiklim@yahoo.com
yediiklimeditor@yahoo.com

'Mostar' Ortadoğu’ya dair bir panorama sunuyor

Derginin Mart sayısında, halk ayaklanmalarıyla dünya gündemine oturan Ortadoğu coğrafyasında olan biteni anlamak adına dünü, bugünü ve yarınıyla Ortadoğu’ya dair önemli değerlendirmelere yer veriliyor.

Ortadoğu halkları, ülkelerini uzun yıllardır baskıyla yöneten dikta rejimlerine karşı art arda ayaklanıyor. Özgürlük ve adalet arayışının bir getirisi olan bu ayaklanmalar o derece güçlü ki, şimdiden Tunus ve Mısır’da 30 yıldan fazladır iktidarda olan Zeynel Abidin Bin Ali ve Hüsnü Mübarek gibi diktatörleri devirdi. Bu isyan dalgası hali hazırda Libya, Yemen, Bahreyn başta olmak üzere birçok Ortadoğu ülkesinde büyümeye devam ediyor. Bölgeyi ise kısa vadede topyekûn bir siyasi, kültürel ve ekonomik değişim bekliyor. Peki, tüm bu değişim isteğinin temelinde neler yatıyor? Hangi temel dinamikler bölge halklarının yönetimlere başkaldırısına neden oluyor? Ortadoğu’yu kısa, orta ve uzun vadede neler bekliyor? Ve bu değişim dalgasının küresel etkileri neler olacak? Bu soruların cevapları yaşananları anlamak adına önem kazanıyor. Mostar ise, bu sayısında cevap bekleyen bu soruların peşine düşüyor.

Taha Kılınç, dosya ile aynı adı taşıyan “Özgürlük ve adalet peşinde bir Ortadoğu panoraması” başlıklı yazısında günümüzde halk ayaklanmalarıyla çalkalanan Ortadoğu coğrafyasında son yüzyılda olup biten olaylara bütünsel bir bakışın gerekliliğine dikkat çekmek amacıyla, bölgede son yüzyılda öne çıkan gelişmeleri kronolojik olarak dikkate sunuyor. Mısır’da gerçekleşen devrimi Kahire’de Tahrir Meydanı’nda izleyen Mete Çubukçu ise “Arap baharı” isimli yazısında Arap ayaklanmasının bölgede 20. yüzyıl paradigmasını sona erdirdiğine ve yeni bir dönemi başlattığına dikkat çekiyor. Konunun uzmanlarından Cengiz Aktar, ayaklanmaların bölge ülkelerini küresel bir aktöre dönüştürdüğünü söylerken, Metin Mutanoğlu bu ayaklanmaların ‘yılların intikamı’ olduğuna vurgu yapıyor. Bir diğer yazar Hakan Çopur “Devrimlerdeki medya etkisi”ni yorumlarken, Mesut Özcan ise Irak özelinde Ortadoğu’daki değişimi yorumluyor.

Mostar’ın bu ayki şöyleşi konuğu Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi, YÖK Başkan Danışmanı Prof. Dr. Talip Küçükcan. “Demokratik bir üniversitesi için YÖK’ün reforme edilmesi şart” diyen Küçükcan, ülkemizin yükseköğretimde yaşadığı temel sorunlar ve bu sorunların nasıl üstesinden gelinebileceğine dair önemli analizlerde bulunuyor.
Mostar’ın diğer sayfaları bu ay da okura oldukça zengin bir içerik sunuyor.

Gündemden, Görsel Hafıza, Çizi-Yorum gibi klasikleşen sayfaların yanı sıra, M. Mücahit Küçükyılmaz’ın “Muhalefete demokrasi aşısı gerek”; Önder Kaya’nın “Mehter müziği ve Avrupa’daki tesirleri”; Ali Şükrü Çoruk’un “İngiliz ordusunda savaşmak isteyen Servet-i Fünûncular”; Yusuf Kaplan’ın “Medeniyet dili nebevî anahtar”; Sevil Kuzu’nun “Ehli Beyt’in ev sahibiyle tel örgüler kalkınca…” Celil Civan’ın “Bir yazar olarak Semih Kaplanoğlu” ve Hakan Hastaoğlu’nun “Baz istasyonunun kanserler imtihanı” yazıları başta olmak üzere Toplum, Tarih, Kitap ve Sinema bölümlerinde yer alan diğer yazılar da dergiye zengin bir içerik kazandırıyor.

'Akpınar' dergisi

Her dağın bir kışı, bir baharı, rüzgârlı bayırları, çiçekli yamaçları, ufuklara ulaşan yolları vardır. Derler ki, her yolcu bütün bu gösterilerin ürpertili güzelliklerini göremez. İsmail Özmel, Akpınar'ın 31. sayısında yazdı.

Her dağın bir kışı, bir baharı, rüzgârlı bayırları, çiçekli yamaçları, ufuklara ulaşan yolları vardır. Derler ki, her yolcu bütün bu gösterilerin ürpertili güzelliklerini göremez.

Göz bazen karı, bazen karın soğuğundan elleri morarmış küçük yavruları görebilse. Okulda soba başına ıslak çoraplarını kurutmak için toplanan küçük öğrenciler aklına gelse. Acı duysa ve kederlense.

Bazen kar ve karlı manzara uzun zamanların bir özlemi olarak selamlanır. Kartopu oynayan, kardan adam yapanlar, ona göz olsun diye iki parça kömür arayanlar, küçük bir kartopundan koca bir kar yumağı yapmaya çalışanlar, arkadaşlarıyla kartopu oynamayı özleyen çocuklar. Bu da özlem açısından bir başka kış manzarası.

Baharda yazda göz çevrededir, kışın gözler içe, gönle çevrilir, orada baharın ve yazın tahayyülleri ve anıları yeniden yaşanır.

Kış bir tefekkür dönemidir, geçmişin ve geleceğin bir muhasebesidir.

Damların yirmi otuz santim karla kaplı olduğu çatısız damlar, bir de damların karını kürümek meselesi vardı. Bereket ki elinde yabasıyla “kar atılır!” diye seslenenler olur, damlar karın yükünden kurtulurdu.

Şimdi çatılar karını kendi tüketiyor, bazen lodos, çoğu zaman da güneş buna yardım ediyor. Çoğumuza kış serüven, bazılarımıza özlem, bazılarımıza göre de bir sabır ve tahammül mevsimidir.

*

Birçok defa sohbetinde bulunduğumuz, şiirin ve sanatlı nesrin ustası Arif Nihat Asya, Çatalca’nın İnceğiz köyünde 07 Şubat 1904'te doğdu, 05 Ocak 1975’te Ankara’da vefat etti. Doğumunun 107. yılında onu saygıyla anıyoruz.

Dergiler dosyasına sığmayan yazıları bu sayıda bulacaksınız.

Dopdolu bir sayı ile huzurunuzdayız. Gönlünüzce güzel okumalar dileğiyle, sağlıcakla kalın hoşça kalın.



İsmail Özmel

Değişen Dengelerle Sabit Bir İsim: Ay Vakti

Geride bırakılan her gün maziye eklenir. İnsanın geçmişe özlemi bitecek gibi değildir.

Ay Vakti geçmişin satır aralarında hoş bir seda bırakacak, geleceğin yeni sayfalarında ismi iştiyakla okunacak zenginlikte bir sayı ile yeniden okuyucuyla buluştu. Şubat-Mart itibariyle 125. sayısına ulaşan Ay Vakti; bu sayı da deneme, şiir, öykü, günlük, söyleşi, araştırma, inceleme, kitap, sinema ve mektup olarak farklı yazın türlerinde eserleriyle, alanında yetkin ve yeni isimleri bir arada barındırıyor.

Dünya üzerinde değişen/değiştirilmesi için çaba sarf edilen dengelere dikkat çekerek söze başlayan Ay Vakti, Şiraze’den “Saklı Mektuplar”da, İstanbul’dan hareketle çıktığı öze dönüş yolculuğuna; ‘tam olamaz insan, noksanlarıyla yaşar’ diyerek okuyucuyu da davet ediyor. Her eseri beğeniyle takip edilen Necmettin EVCİ “Numaradan Yaşamak” diyerek okuru daha somut bir sorgulamaya ve farkında olmaya teşvik ediyor. Nurettin DURMAN “Şubat”, Berrin SÖNMEZ “Gönül”, Reşit Güngör KALKAN “Cinayeti Gördüm”, Musa ÖZER “Sait Yakut’a Mektup”, Faik ÖCAL “Nûn Vakti Konuşmalar”, Ömer KEMİKSİZ “Ölüm” diyerek bu sayıya katkıda bulunan kıymetli isimlerden.

“Yüreği Gerilmiş Delinin İpinin Çekilmesini Anlatır” isimli şiiriyle M. Ragıp KARCI, “Kar Sesi” ile Mustafa ÖZÇELİK, “Bir Acılıya Önerimdir” ile Alaaddin SOYKAN kendi el yazısıyla okuyucusuna etkileyici bir şiir sunuyor. “Kızılderili Zamanları” ile Mehmet BAŞ, “Kızıldeniz” ile Yavuz ERTÜRK ve “Ateş Böcekleri” ile Mustafa KÜÇÜKTEPE 125. sayıda okuyucuyla buluşan diğer şairler.

“Öyle şeyler vardır ki, insan tek başına üstlenmek zorunda kalır; hiç kimse yardım edemez.” diyen Naz Ferniba, “Cezada Elif İştiyakı” diyerek Ayşemin’in gizemli yolculuğuna okuyucuyla birlikte devam ediyor. Fatih KÜLAHÇI’nın “Dolorosa” isimli öyküsü, konusu ve anlatım tekniğiyle bu sayıda dikkat çeken eserlerden. Muhammet ERDEVİR “Soba Çözümü Teorisi”, ve etkileyici üslubuyla Ay Vakti ailesine katılmış Mustafa BECİT “Sesler” isimli öyküsüyle, sessizliğin derininden yükselen seslere dikkat çekiyor.

“Göl Yerinde Elbet Sular Bulunur” diyor Şeref AKBABA. Erzurum’u ve Erzurum’un eşsiz güzelliğini anlatırken satırlara yansıttığı üstü örtülü sorular ve tatbik edilmesi gereken tavsiyelerle okuyucuya yeni kapılar aralaması, idrak edebilme kabiliyetini harekete geçirmesi için yol gösteriyor.

Ada DALGALIDERE’nin, edebiyatımızın nadide isimlerinden Prof. Dr. Orhan Okay ile sıcak bir sohbet havasında gerçekleştirdiği “Prof. Dr.Orhan OKAY Hoca ile Söyleşi” okuyucunun ilgisini diri tutacak cinsten.

Özbekistan Cumhuriyeti Bilimler Akademisi Ali Şîr Nevaî Devlet Edebiyat Müzesi Araştırmacısı Şefaat HASANOVA, “Mevlâna Hâce Kadı Rizai’nin “Kuş Dili” Destanı” isimli araştırmasıyla ilgilisine, tasavvuf ve Kuş Dili Destanı üzerine dolu dolu bir makale sunuyor.

“Şiirde Musiki, Musikide Münir Nurettin Selçuk” ile Onur AKBAŞ, üstat Münir Nurettin’in hayatı, müziği ve eserlerine dair bilinenleri pekiştirecek, bilinmeyenleri merakla öğretecek bir inceleme ile musikişinasları okumaya davet ediyor.

“Açıklamalı bir dîvân şiiri sözlüğü olmasının yanında millî köklerinden kopmak istemeyen, geçmişine duyarlı her ferdin başucunda durması gereken bir kitap olarak okuyucusunu bekliyor.” diyerek, Eski Türk Edebiyatı’nda Mazmunlar ve İzahı’nı edebiyatseverlere aktaran Uğur MANTU, “Yedi Asırlık Medeniyet Hazinesinin Sandığını Açan Anahtar”da, Ahmet Talât Onay’ın derin bilgi birikimi ve emekleriyle on yıllık bir zaman zarfında vücut bulmuş bu kıymetli eseri inceliyor.

Boşluklar doluyor, dengeler değişiyor. Değişimin sürükleyici gücüne ayak uydururken çizgisinde sabit kalmayı başarabilmiş Ay Vakti, yürüyüşüne sabırla devam ediyor.


Zehra Betül Bulut



İrtibat:
www.ayvakti.net
ayvakti@gmail.com

2011-03-19

'Bir nokta' 110


Edebi yolculukta bir nokta daha...

Edebiyat dergisi Bir nokta’nın 110. sayısı yayınlandı. Bu sayıda kimler var?
Bir nokta edebiyat dergisi, 110. sayısını yayımladı. Şubat sayısı ile 10 yılı geride bırakan dergi, 11 yılının 2. sayısı ile okuyucusunu bekliyor. 2001 Şubat ayında yayına başlayan Birnokta şekilsel değişiklikler ile sürekli kendini yenileyerek bu günlere ulaştı. Elbette hiçbir zaman makyajı iç estetikten önde bilmeyen Bir nokta, yüzünü tazelemeyi şubat periyodlarının bir sevinç fişeği olarak okurlarına sunuyor. Nicel yenilik her defasında Bir nokta'nın nitelik işareti oldu.

Bir nokta'nın (Mart 2011)110.sayısında Cumali Ü. Hasannebioğlu, Mustafa Özçelik, M. Ragıp Karcı, Murat Soyak, Mürsel Sönmez, Mustafa Oğuz dikkat çeken isimler. Kaliteli edebi metinler okumak için Bir nokta'da buluşmak gerekir.

2011-02-28

'Edebiyat Ortamı' dergisi


SAYI:19 (MART- NİSAN 2011)

Şiir yıllığının ikincisini bu sayıyla birlikte okurlarımıza sunuyoruz. Geçen yıl hazırladığımız yıllık geniş bir ilgi uyandırmıştı. Bu yıllığın da ilgi uyandıracağını umuyoruz.

Ayrıca, okurlarımız, gelecek sayımızın ekinde yeni bir yıllık bulacaklar: EDEBİYAT ORTAMI ÖYKÜ YILLIĞI. Yıllığı Sadık Yalsızuçanlar hazırlıyor. Öykü yıllığı, öyle sanıyoruz ki Türk öykücülüğüne bir hareketlilik getirecek ve kendi alanında belki de bir ilk olarak Türk öykü tarihinde mütevazı bir yer edinecektir.

*

Biz yıllıkları hazırlarken dünya da değişime hazırlanıyordu. İslam ülkelerinde öteden beri süregelen siyasal mantığın değişmeye başladığına şahit olduk/oluyoruz. Ortadoğu ve Afrika kıtasındaki İslam ülkelerinde halkın sesi meydanlara taştı. Sancılı süreçler yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Umarız bu ses, kendi kadim geleneğinin yankısına dönüşerek geleceğe bir manifesto olur.

*

Bu sayımızın şairleri İrfan Çevik, Cevdet Karal, Emre Döğer, Yunus Melih Özdağ, A. Barış Ağır, Muhammet Safa, Tamer Sağır ve Kübra Bilgin.

Edebiyat Ortamı 2010 Şiir Ödülünü alan şairlerimizle söyleşiler yaptık. Cihat Duman, Vural Uzundağ ve Abdussamed Bilgili ile yaptığımız bu söyleşileri ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz. Ayrıca Turan Karataş ile yeni çıkan kitabı Şiirin Ardında’yı ve günümüz şiirini konuştuk.

İrfan Çevik başkasının evinde ziyafet verilmeyeceğini izah ederken, Gökhan Özcan geçen aylarda çok konuşulan bir konuyu yorumladı: Tv dizileri ve tarih anlayışı.
Biri çeviri olmak üzere üç güzel öyküye yer verdik. Öyküleri severek okuyacağınızı düşünüyoruz. Özellikle Mustafa Başpınar’ın öyküsüne dikkatlerinizi çekmek isteriz.
Yılmaz Yılmaz, öykü ve öykücüler üzerine kısa kısa notlar düştü.

Hasan Hüseyin Torun, Varlık dergisinin şubat sayısında yer alan bir soruşturmayı eleştirel bir bakışla okudu ve yorumladı.

Erol Yılmaz, hep tekrar edilen bir konuyu yeniden yazdı. Televizyon izlemenin kötülüğü ve kitap okuma ‘alışkanlığı’ üzerinde durdu.

Okuma Salonu bölümünde, iyi kitaplar üzerine yazılmış iyi yazılar bulacaksınız.
Son sayfalarımızda ise Mustafa Aydoğan’ın üç şiirine yer verdik. İyi okumalar.

Mustafa Aydoğan

'Berceste' dergisinin 105. sayısı çıktı

Berceste dergisinin Mart 2011 (105. sayısı) yayımlandı. Her zaman olduğu gibi birbirinden güzel yazılar ve şiirler var.Dopdolu içeriğiyle bize merhaba diyen Berceste dergisi okur ilgisini hak eden nadir dergilerden biridir. Böylesi bir dergide şiirlerimle yer almaktan şeref duyuyorum. Berceste okumanın keyfini ve ayrıcalığını yaşıyorum. Bu nedenle dergi ailesini kutluyor başarılarının devamını diliyorum.

İçindekiler:
Mahir İz’in Hatırlarında Mehmet Akif ve İstiklâl Marşı/ Mustafa ÖZÇELİK
Şehîd /Ahmet ŞAHİN
Mehmet Âkif Ersoy’un “Bir Gece” Şiiri Üzerine/ Vedat Ali TOK
Azad Etme/ Yusuf AKYÜZ
Nigâr Hanım’ın Feryadı/ Bahar CAN
Beyim/ İ. Âdil ŞAHİN
Şiir Neyin Peşindedir?/ Bekir OĞUZBAŞARAN
Ali AKBAŞ Şiirleri
Şair ve Şiiri Kuş Sofrası’ndan Masal Çağı’na Kanatlanmak/ Selim TUNÇBİLEK
Talleyrand’ın Beyni / Hüzeyme Yeşim KOÇAK
Yitik Sevdalar/ Sevim YAKICI (Kargülü ALMILA)
Nev’î’nin Renk Dünyası (II) / Prof. Dr. Mahmut KAPLAN
Bir Edebiyat Bölümü Mezununun Hatıratından/ Âdem CEYHAN
İlim Bir “kîl ü kâl” midir?/ İbrahim ŞAHİN
Ey Sahte Büyücü/ Mustafa YARALI
Binlerce Susam/ Oyhan Hasan BILDIRKİ
Aşk Gazeli/ Hızır İrfan ÖNDER
Sılamızı Hatırlatıyor Nar/ Hatice Eğilmez KAYA
Yâ Rahman/ Musa TEKTAŞ
Ebced Hesabı-II/ Mustafa ASLAN
Lida’nın Elleri/ Filiz KALYON
Sen/ Emre ÇETİN
Haydin Bismillah/Duran ÇETİN
İlahi İrşad Eyle/ Kadir KARAMAN
Hıtay/Kaşgar Mektupları/ Prof. Dr. S. Mustafa KAÇALİN
Bülbül/ Rasim DEMİRTAŞ
“Nûra Koşanlar”/ Ahmet ŞAHİN
M. Âkif’le Hasbihal (Mersiye) / Sergül VURAL
Ellen Niyt /Memmedzade Elşad BAHTIYAROGLU
Nakş-ı Müberra/ Mehmet Enes BEŞER
Türk Yurdu Dergisi 100 Yaşında/ M. Nihat MALKOÇ
Kubbealtı Akademi Mecmuası 40 Yaşında
Yok mu? / Çobani (UYGUR)



Hızır İrfan Önder


İrtibat:
bercestedergisi@gmail.com

2011-02-27

'Temrin' dergisinin 35. sayısı

Mart 2011 sayımızla birlikte okur kitlemize yeni okurlar ekleniyor. Kültür Bakanlığı 100’ün üzerinde merkezi kütüphanesiyle Temrin’e abone oldu. Bu da demek oluyor ki binlerce okur daha Temrin ile buluşuyor/tanışıyor.

Bu ay da çok özel şiirlerle karşınızdayız. Eşref Karadağ’ın “Yetkinlik Sorusu” başlığını taşıyan şiiri ile başlıyoruz 35. yolculuğumuza. Arzu Eşbah, Murat Çelik, Mehmet Türkmen bu ayın diğer şairleri. Bu ay iki çeviri şiirimiz var: Birisi Mehmet Işıker’den Hırvat şair Enes Kišević’e ait olan “Bahçıvan” adlı şiir. İkincisi Nihan Işıker’e ait Furuğ Ferruhzad’ın “Güneş Doğuyor” adlı şiiri.

Ebru M. Kayır, Cansaran Kızıltaş, Ahmet Mersan ve Burcu Akkanlı bu sayımızın deneme yazarları. Dergimizin şairlerinden Ebru M. Kayır’a ait olan “Gece Yüzüklü Kelebek Oğul” başlığını taşıyan şiirsel metin özellikle okunmayı hak ediyor.

Hümeyra Kablan, Emir Kalkan, Saliha Malhun ve Ataman Kalebozan bu sayımıza öyküleri ile katkıda bulundular. Emir Kalkan ismine özellikle dikkatlerinizi çekmek isteriz. Emir Kalkan’ı Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan öykü kitapları ile tanıyoruz. Şehri ve şehrin anlattıklarını yazan bir öykücü olarak bu ismi bir yerlere not etmenizde fayda var.

Zülfikar Bayraktar Saraybosna ve Mostar Köprüsü’nü anlattığı gezi-inceleme yazısı ile karşımızda. Tahsin Yıldırım inceleme yazılarına Sabahattin Kudret Aksal ile devam ediyor. Bu ay üç kitap tahlil yazısı sizleri bekliyor. Güliz Kazazoğlu, Sevinç Çokum’un son öykü kitabını; Eylül Başak, Şeref Yılmaz’ın deneme kitabı Erguvan Hasreti’ni ve son olarak da Leyla Karaca Tok, Hayriye Ünal’ın 2010 TYB şiir ödülünü kazanan son şiir kitabı Gerekli Açıklama’yı incelediler.

Bu ayki söyleşi konuklarımız Çağdaş Fransız Edebiyatının önemli romancılarından Marc Levy ve şair Celal Fedai. Marc Levy ile Seda Ülke, Celal Fedai ile de Melih Taşçı konuştu. Her iki söyleşi de önemli “şey”ler söylüyor.

Son olarak yine Kalender Tufan “Künye” köşesinde kitapların ve Seda Ülke “Devran” köşesinde sanatın ve edebiyatın izini sürdü.

171. Hece çıktı

Hece Mart 2011 sayısında yer alan dosya konusu: "Grotesk Gerçekçilikten Başıbozuk Dünyalara"

Bugün edebiyatın bize vaadi, yalnızca zihinsel bir haz üzerine kurgulanıyor. Elimize aldığımız bir eseri, arkaplanı ile birlikte düşünmeye zorlanıyoruz. Aksi halde eserin ne türden bir şey ifade ettiği konusunda oldukça tutarsız görüşler ileri sürebiliriz hissine sahibiz. Burada gizli bir suçluluk duygusu bile var. Çağdaş batı sanatının geldiği noktada bu suçlulukla hareket etmek, bir kuramsal zemine sahip o kavramsal konsept içinde anlamlı olabilir. Fakat Türkiye’deki edebiyat ortamları için olası bir konsept, henüz kalem düşkünü kalabalıkların ümmiliği üzerinden iş görüyor.

Bu koşullar altında bize en önemli gelen iş, halen, kavramların üstüne çeşitli yönlerden ışık düşürmek. Bunu yaparken de mevcut edebî üretimin bununla doğrulanabilir olması önemli; kavramın da üretimle bazı noktalarda kesişebilmesi gereklidir. Bugün, grotesk gerçekçilik; yarattığı karma izleyici grupları için görece bir öneme sahip bireylerin, internette, alıştığımız edebî kaygılara sahip olmaksızın şiir/yazı/gösterge üretmesi sonucu gündemimize girmiştir.

Baudrillard “nerde birikme, orda metastaz vardır” demişti. Edebiyat eserlerinin ve eser olma iddiası taşımayan içeriğin bir metastaz etrafında, estetik açıdan da etik açıdan da ayırt edici niteliklerden yoksun şekilde bir arada bulunuşları kaygı vermeli midir? Bir kez olsun, üzerinde düşünülmesi gerekli.

Kendine özgü estetik kavramlar geliştiren grotesk gerçekçilikte en korkutucu temalar bile gülme ile birleşir. Bedensel ilkelere gönderir grotesk gerçekçilik. Bedensel ilke günümüzün edebiyat anlayışına sızan esprinin de temelini oluşturur. Selen Aktari’nin yazısı bu doğrultuda temel tanımları açımlıyor.

Bakhtin’e göre, romansı söylemin tarih öncesinde yer alan iki faktör, gülme ve çok-dillilik, ve bunlarla ilişkili olarak dillerin birbirini güçlendirmesi yazınsal bir tür olarak romanı mümkün kılar. Romansı söylemin tarih öncesinde yer alan bu iki faktörün konusunu oluşturduğu tercüme de bu dosya kapsamında okunabilir.

Grotesk gerçekçilik, geçmişte romanın olağanüstü gelişimine katkısından gerilediği oranda, yarattığı poetik bir hayalet olan herhangi birinin şahsında işlevlerini de güncellemiştir. Bu nedenle de bu ikisine birlikte bakmak gerekiyordu. Bu dosyanın amaçlarından biri de budur. Hayriye Ünal’ın yazısı gülme unsurunun herhangi birini nasıl biçimlendirdiğine dair. Herhangi birinin, insanın içinde bulunduğu durumu değiştirme amacının boşunalığı üzerine kurulu olan ironisini güncel örneklerle poetik düzlemde değerlendiriyor.

Mus­ta­fa Ze­ki Çı­rak­lı; Bakh­tin­ci an­lam­da an­la­tı tü­rü­nün çok ses­li­lik yö­nün­de aç­tığı im­kân­lar üze­rin­de du­ru­yor.

İçindekiler:

EDEBİYAT GÜNDEMİ
Necati Mert/Kadın ve Pantolon 3
Abdurrahim Karadeniz/Kerbelâ’yı Yeniden Yaşamak 5
Erol Yılmaz/Kütüphaneden Rahat Yer mi Var? 6
Recep Seyhan/Mütevazı Bir Kültür Tarihçisi 8
Selçuk Küpçük/Vefa Taşdelen’le Seyir Dergisi Üzerine... 11

Hasan Aycın/Çizgi 16
Celâl Fedai/Gördüm Görmez Olaydım 17
Ömer Aksay/Uslu Durum 22
Mustafa Muharrem/Bordo Söylenen şarkı 25
Yavuz Demir/Tarih-lik 27
İdris Ekinci/Ceviz Mevsimi 28
Mehmet Solak/Nerelere Çalsam Yüzümü 32
Gökhan Arslan/Ankara’da Sivil Olmak 35
Hasan Yurtoğlu/Tap Sekrıt 36
Celâl Fedai/Neo Klasik Poetika 37
Ali Galip Yener/"Tarihten Çıkan Siyaset", Melankoli ve Edebiyat 43
Ali K. Metin/Şiir Sırası 49
Ali Emre/Kendini Dünyadan Alacaklı Hissetmek 57
Yahya Kurtkaya/ Şiirin ve Tanrı’nın Olmadığı Yer 60

DOSYA
Grotesk Gerçekçilikten BaşIbozuk Dünyalara
Selen Aktari/Karnaval, Grotesk Gerçekçilik ve Gülmenin Devasa Gücü 66
Hayriye Ünal/Herhangi Biri’nin Poetikası 75
Mikhail Bakhtin/Roman Söyleminin Tarih Öncesinden 86
Mustafa Zeki Çıraklı/Çoksesli Anlatı ve Dostoevsky 97

Merve Koçak Kurt/Hayatın Kuytusunda Bir Es 103
Mustafa Şerif Onaran/Yol Töresi 108
Şaban Sağlık/Dursun Ali Tökel’le Deneysel Edebiyat Yönüyle
Divan Şiiri Üzerine: Divan Şiirinin Açılımı 112

KiTAPLIK
Erkan Ağır/7 Makam 7 Nefs 126
Nihan Işıker/Sürmeli Türkçe 127
Yusuf Turan Günaydın/II. Ahi Evran-ı Velî ve Ahilik Araştırmaları... 128

2011-02-24

'Yolcu' dergisi der ki: "Neyi kaybettiğini hatırla"

YOLCU 62 “NEYİ KAYBETTİĞİNİ HATIRLA”

Bu Sayıda:
I ferhat kalender I mustafa köneçoğlu I mustafa karaosmanoğlu I burak akarsu I müştehir karakaya I I ahmet mercan I bülent sönmez I seyit köse I vedat aydın I hikmet kızıl Imehmet aycı I rabia bulut I I ibrahim tökel I gökhan akçiçek I aydın hız I mustafa uçurum I aslınur akdeniz I faik öcal I zekai günal I I eyyüp akyüz I dursun ali sazkaya I yusuf tosun I şeniz ayaz I fatıma zehra merinos I I muhammed erkam bülbül I selçuk küpçük I hüseyin güç I ferhat dönmez I gözde gülşin I I bilal can I cemile bayraktar I m. fatih kutan I sulhi ceylan I ferit genç I



MECMUANIN ORTA YERİ: AHMET USTA, ARİF AY’I KONUŞTURDU:
“Herkes kendinden sorumludur. Ben sorumluluğumun gereğini yerine getiriyorum. İnsan eşref-i mahlûkattır. Bunun gereği olarak şerefli, onurlu, haysiyetli bir yaşam sürmek durumundadır. Bunu engelleyecek her şeye karşı direnmek insanlığımızın bir gereğidir. Buna duruş diyoruz. “İdeolojik” sözcüğünü bu duruşu daha belirgin kılmak için kullanıyoruz. Yoksa ideoloji tek başına belirleyici bir şey değil. Öyle ideolojiler var ki insana zulmün bir aracı.”

Ferhat KALENDER Seyir Defteri’nde yazdı:
“Sınırları yapay şekilde çizilmiş ve uydurulmuş tarihler üzerinde inşa edilen yeni devletler, batılılar tarafından kutsanmış önderlere emanet edilerek vahşi sömürgecilik sistemi, sağmal sömürgecilik dönemine evirildi. Kendileri için öngörülen bu ‘modernist’ duruma adapte olmanın bilimsel teorileri üniversitelerde işlenerek, özellikle yarının dünyasını oluşturacak gençlere aktarıldı. Müslümanların özgürce yaşadıkları topraklara yapay sınırlar çekerek ihtilaf tohumları eken Batılı güçler, bu sınırların kutsallığı üzerinden aynı coğrafyada yüzyıllarca birlikte yaşayan insanları birbirine düşman etmeye çalıştı. Kadim topraklardaki son yüzyıl, burada yaşayan halkların kanı ve rengi kendine benzeyen lakin zihinleri uluslar arası sistem tarafından çürütülerek robotlaştırılmış yönetici elitlerinin aşağılık yöntemlerine şahitlik eder.”


İrtibat:
www.yolcudergisi.com

2011-02-20

Umutsuzlara ölüm!

Bu dergiyi de namluya sürün!

22 yıl önce Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesinin işgal edilmesi üzerine özel-ani bir sayıyla okuyucularına selam çakmış olan efsanevi ÇETE dergisi bu kez Arap sokaklarındaki sıcak gelişmelerin heyecanı ve etkisiyle Ortadoğu ani sayısı üst başlığı ile okuyucularına merhaba diyor.

ÇETE dergisi bilindiği üzere 2. kuşak Çeteciler Güven ADIGÜZEL ve Yasin KARA tarafından geçtiğimiz yaz 3 sayı olarak yayınlanmıştı. Bu kez tüm ÇETE’yi toplayarak Ortadoğu seferine çıkan ÇETE’cilerin bu özel sayıdaki fiyakalı yazar kadrosu ise inanılacak gibi değil. ÇETE şu isimlerden oluşuyor; Hakan ALBAYRAK, Tarık TUFAN, Murat MENTEŞ, Bülent AKYÜREK, Mevlana İDRİS, Murat ZELAN, Ömer Faruk DÖNMEZ, Ebubekir KURBAN, Bahadır İSLAM, İlhami ATMACA, Fatih MUTLU, Çağatay Hakan GÜRKAN, , Taha KURUTLU, Samet DOĞAN, İbrahim ÇOLAK, Mustafa Yahya ÇOŞKUN, Sabit MÜKTESEBAT ve Komutan MARCOS.

Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeleri, sayıları gittikçe artan bölge uzmanlarının ultra-teorik söylemlerinin dışında bir düzlemden okumak isterseniz eğer yani meseleleri stratejinin o soğuk dilinden değil de, daha kalbi bir yerinden dinlemek isterseniz, bağımsız Müslüman yazarların Ortadoğu ani sayısı için kaleme aldıkları görüşlerini mutlaka okumalısınız.

ÇETE - Ortadoğu ani sayısındaki yazıları incelersek; Güven ADIGÜZEL’in ‘Ne devrimi abicim, çay demliyoruz şurda’ yazısıyla açılan dergide; Ebubekir KURBAN ve Samet DOĞAN meseleye nispeten daha eleştirel bir noktadan bakarlarken, Murat Zelan, İlhami ATMACA, Hakan ALBAYRAK, Taha Kurutlu, Yasin KARA ve Çağatay Hakan GÜRKAN ise devrimi müjdelemişler.

Tarık TUFAN, Murat MENTEŞ ve Bülent AKYÜREK’in yazılarında öne çıkan ana unsurlar; Tahrir meydanı ve Arap halkının isyan etme hakkı olmuş. Ömer Faruk DÖNMEZ ve Bahadır İSLAM daha farklı bir perspektiften Müslüman’ın duracağı yeri işaret ediyorlarken, Mustafa Yahya ÇOŞKUN, İbrahim ÇOLAK’la birlikte Ortadoğu özlemlerinin altını çizmişler.

Fatih MUTLU ve Sabit Müktesebat ise olayların resmini daha mizahi bir tonda görmüşler. Komutan Marcos mutlaka okunması gereken ‘Öteki Oyuncu’ isimli öyküsünde, öteki oyuncuların bir yerlinin gülümsemesinde saklı olan oyun bozma hakkına dikkat çekmiş. Son olarak ‘İyi devrimler evlat’ diyen Mevlana İDRİS ise raconu çok fena kesmiş.

Namluya sürülmeye hazır bir mermi gibi olan ÇETE, arşivlerde saklanacak önemli bir tarihi belge olma niteliğini de taşıyor aynı zamanda. Ortadoğu ani sayısı; heyecan katsayısı, yazınsal kalitesi, bir daha kolay kolay bir araya gelemeyecek yazar kadrosu ve efsanenin bu kez gerçekten son saldırısı olma özelliğiyle okuyucularına bir selam gönderiyor. İhtiyar ve Fatih-Ağaç kitabeviyle birlikte cetedergisi@gmail.com da dergiye ulaşılabilecek adresler arasında. Umutsuzlara ölüm!


Ahmet Yokuş

'Yeni Dünya' dergisinde eğitim dosyası

Yeni Dünya dergisi Şubat 2011 sayısını sadece Türkiye'nin değil tarih boyunca bütün insanlığın belki de en önemli meselesi olan insan eğitimine ayırmış... Dergi, Türkiye'de eğitimin ana değerlerimize olan yaklaşımını sorgulamış.

Yeni Dünya dergisi Şubat sayısını sadece Türkiye’nin değil tarih boyunca bütün insanlığın belki de en önemli meselesi olan insan eğitimine ayırmış… ‘Türkiye’de Eğitimin Değeri Var mı?’ diyerek Türkiye’de eğitimin ana değerlerimize olan yaklaşımını sorgulamış.

Kapak dosyada, Rasim Özdenören, yaratılmışlar içinde eğitilebilir olarak var edilmiş insanoğlunun bu ilahi hediyeyi nasıl çarçur ettiğini güzel metaforlarla süsleyerek tesirli şekilde dile getirmiş.

Eğitimci yazar Hüseyin Akın, hakiki eğitimin, fıtrata uygun doğru bilgi ve tecrübelerin sevgi ile aktarıldığı insani bir sistem olması gereği üzerinde durmuş.

Her yaştan okuyucunun ‘Aile Hekimi’ eğitimci yazar Vehbi Vakkasoğlu, yeniden ailenin yapı taşı olduğu bir eğitim modeline dönülmesinin kaçınılmazlığını uygulanabilir tavsiyeler çerçevesinde tasnif etmiş.

Eğitimci yazar Veysel Kafalı, Batı eğitim sisteminin empozelerine karşı, gelenekten beslenen, değişen sosyal ve kültürel şartlara uygun ve gençliği kucaklayıcı yöntemlerle eğitimcilerin ve öğrencilerin motivasyonunun arttırılması ihtiyacını ifadelendirmiş.

Psikolog Mehmet Dinç, tek görevinin bilgi vermek olduğunu düşünen eğitim anlayışın ciddi şekilde fonksiyon değiştirmesinin zaruretini dile getirirken problemlere, kaynağına inerek kalıcı çözümler bulmanın, çocuğu/insanı doğayla barıştırmanın kaçınılmazlığını ayrıntılandırmış.

Prof.Dr. Mehmet Emin Ay, ‘Önce insan olmak’ merkezinde ‘Değerler Eğitimi’ konusunda resmi müfredatın yetersizliğini vurgulayarak bir değerler eğitimcisi olarak yapıcı tespit ve tekliflerde bulunmuş.

Adnan Çelik, ‘İnternet Çocukları’na alternatifler üreterek ‘hakkı tavsiye etmeyen kapitalist sistemler’e direnmenin toplumsal yönü üzerinde durarak meseleyi eğitimden öte alanlara aktaran açılımlarda bulunmuş.

Halil Etyemez, Esan Gül, Alpaslan Durmuş, Erol Erdoğan, Ali Hakkoymaz, Fahri Sevimli, Sait Çamlıca, Abdülaziz Tantik, Yusuf Tanrıverdi, Ali Erkan Kavaklı gibi eğitimci ve yazarlarla yapılan söyleşiler de dosyayı zenginleştirmiş ve renklendirmiş.

Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazretleri’nin irtihallerinin 27. sene-i devriyesi için hazırlanmış çok özel bir dosyanın da sayfaları arasında yer aldığı dergide, ayrıca Prof.Dr. Mahmut Erol Kılıç’ın, Prof. Dr. Bilal Kemikli’nin Metin Karabaşoğlu’nun, Mustafa Özçelik’in Ali Haydar Haksal’ın ve İsmail Halis’in entelektüel yelpazesi geniş yazılarını okumak mümkün.

Şubat sayısının röportaj konukları ise bu ay Millet Kütüphanesi eski müdürü M. Seyhan Tayşi ve esas duruş sahibi yazar Atasoy Müftüoğlu olmuş çok keyifli söyleşilere imkan hazırlamış.

Velhasıl, Yeni Dünya dergisi yine bir ay süreyle masalarımızın üzerinden inmeyecek dolu dolu bir sayıyı günışığına çıkarmış.

Hasan Hafif

2011-02-16

'Mor Taka' dergisi şiir ve delilik dosyasıyla çıktı

şiir yok, hezeyan var…
şair yok, megolamani var…


küreselleşme kendine göre tek tip ahlâk, varolma biçimini meşrulaştıracak düşünme biçimleri pazarlıyor. kendine göre kendi için; dalkavuklarını, yılışıklarını, arsızlarını istihdam ediyor…

insan kendi ‘kimliğini’ korumak adına, ‘ötekileştirmeye’ direnme malulü olmakla
birlikte, kendi çıkarsamasını koruma refleksinden başka bir şeyle ilgilenmez oldu.

akil olma, bir şekilde süregeleni ve statükoyu ve ötekileri sorgulamaktan soyutlanıp, akletmenin modern zamanlardaki tezahürlerinden en önemlisi,
haksızlıklara muhalif , müdahil olma bilinci ve direnme halini öngörür.
metinlerin de akletmenin sözcüleri olduğunu hatırladığımızda; inançsızlığa,
haksızlığa, zulme karşı durması gereken eylem şekli olduğunu hatırlayalım.
şiirin gerekliliği üzerinde çokça tartışabiliriz, dahası ileri giderek
açıkyüreklilikle reddedebiliriz de…

şiirin vazgeçilemez olduğunu kim söyleyebilir ki bize?biliyoruz ki şiir, ne bir ihtiyaçtır ne de gereklilik. şiirin yerine koyabileceğimiz onca şey varken vazgeçilmez bile olmayan bu ritüelin ya da daha anlaşılır bir terimle, bu ‘ego’ ayinini çok abartıyoruz gibi geliyor bize.

bu can sıkıcı alışkanlığa kendimizi öylesine kaptırdık ki…

şiiri konuşmanın irtifa kaybı olduğunu biliyorum. pek de halden anlayan, kuş
dilini ve dahi şiir ve dahi insan dilini bilen kalmadığı demde megolamanların
“BEN” kavgasıdır sürüp gidiyor. bundan böyle, ‘söz’ de, söze taktığımız aksesuar
da külfet gelecektir.

okumayan, düşünmeyen, güzel, ince şeylerden anlamayan bir nesil türetildi. 1960’lı yıllarda tehlike çanlarının çaldığı kültür emperyalizmi, cemaatini topladı
bu dem ayinlerini sürdürüyor.

insanlık dramına müdahale etmekte geç kaldık. yapabileceğimiz çok şey kalmadı.

böylesi zamanlarda toparlanmak için geri çekilip, yapıp etmeleri yeniden okumak
gerekiyor. delilerevi huzur dolu bir karargâh olabilir artık; ‘akil’lerin meczûp
kılındığı delilikte buluşmaksa önemli bir başlangıç. hadi kendimizi kutsal deliliğe adayalım! kendi kaosumuzu yaratalım!

*

imdi!.. sanatın dönüştürülme, içe çekilme seanslarının ne’liği ve nedenselliği
üzerine kurulan denklemler ve sözler çok avare olmadan çilingir sofrasında hikmet
aranmasının vaktidir.

muhataplar zaten okumayanlar cemiyetindendir. herkes kendi hezeyanlarının okuru olmuşken, empati seansları iyi gelecektir…

biliyoruz ki; insanoğlu putlarını cüzdanında taşır oldu.

biliyoruz ki; onlar putlarıyla birlikte öldükleri gün, ölecek olanlardır!.. biliyoruz ki; onlar sadece huzursuzluk tohumlarını ekerek gideceklerdir ve kötü anılacaklardır.

*

yirmi dokuz asır önce xsenius diyor ki:
“hatırlar mısın, sen doğduğunda ağlıyordun ve etrafindaki herkes gülüyordu?
öyle bir hayat sür ki, sen öldüğünde herkes ağlasın, senin yüzünde ise anlamlı
bir gülümseme olsun.”


not: 17. Sayımızda sıcak günlerde buluşmak umuduyla.
dosya konumuzu “şiir ve kerbelâ” olarak belirledik.
söyleyecek sözü olanlar söylesin.

Yaşar Bedri

İnceeleyen kitap, eleştiri ve tanıtım dergisi

İnce'eliyoruz...

Kış mevsimin tam ortasında olmamıza rağmen hala şöyle adamakıllı bir kar göremedik. Gazetelerde, Üniversitelerarası Kış Oyunları’na ev sahipliği yapacak (27 Ocak) Erzurum’da kar yağışının yetersiz oluşundan Ski Cross pistinin tümseklerinin mevcut karlar erimesin diye samanla kaplandığı haberleri yer alıyor.

Neredeyse altı yıldır, yani Muğla’ya geldim geleli, her kış mevsiminde 15. yy. Fransız şairi François Villon’un Ballade des dames du temps jadis (Gemiş Zaman Kadınları Baladı)’indeki “Où sont les neiges d'antan?” dizesinin İngilizcesini kendi kendime mırıldanıyorum:“Where are the snows of yesteryear” (Nerede o geçen yılın (geçmiş yılların) karları”. Hilmi Yavuz, “bursa ve zaman” şiirine konuk ettiği Villon’un bu dizesindeki “yesteryear” için bıldır’ı kullanıyor. Rahmetli Dedem de “geçen yıl” yerine “bıldır” kelimesini kullanırdı.


Kar yağmalı. Yoksa toprak kendi üzerine kapanıp geçen yılın/yılların kendince bir muhasebesini yapamayacak, dinlenemeyecek, adı “bahar” olana ilişkin rengârenk düşler kuramayacak. Toprak, karın örtüsüyle üzeri örtülmeyince rüya göremez. Oysa belki de söz gelimi çiçeklerin sultanı olan gül ve bütün çiçekler, meyveler ancak bu rüyanın çocukları olarak doğar.

Kar(l)a kap(l)anmazsak biz de rüya göremeyiz.

İnceeleyen Dergisi, yağmayan kara nispet, bu sayısında kendini yine kitaplara, dosyalara, söyleşilere kapattı. İlk, şair Cahit Koytak’ın şiirlerini ve şu başlığı üzerine örterek: “Bir Avuç Dolusu Aspirin Yutan Kızlar İçin Kanto Yazan Güzel Adama”. Sonra romanlara, romancılara: Hasan Ali Toptaş’a , Ethem Baran’a… Ethem Baran, İnceeleyen’in bu sayısının “Dosya” konusu… Poyraza karşı yapılmış söyleşinin, öyküleri ve Yarım adlı romanıyla ilgili yazıların ilginizi çekeceğini düşünüyoruz. Sonra Ahmet Ümit’in İstanbul Hatırası, çeviri bazı fantastik romanlar.

Elif Şafak’ın gazete yazılarından oluşan Firarperest’i de yazarı için herhalde bir rüya… Firarperest, “Elif şafak: Romancı”rutinin dışına çıkarıyor hem yazarı hem de okuru.

NTV Yayınları’ndan çıkan İstanbul Ansiklopedisi rüyalar gören İstanbul’a adanmış.. Ne güzel rüyalardır İstanbul rüyaları…

Ve daha bir sürü şey: Edebiyat teorisiyle ilgili telif ve çeviri kitaplar, Âşık Çelebi çalışması...

İnceeleyen Dergisi 3. sayısında işte bu kitapları üzerine kapattı ya da bu kitapların üzerine kapandı…

Söze Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şu dizeleriyle nihayet verelim:
“Belki rüyalarındır bu taze açmış güller,
Bu yumuşak aydınlık dalların tepesinde,
Bitmeyen aşk türküsü kumruların sesinde,
Rüyâsı ömrümüzün çünkü eşyaya siner.”

Saygılarımızla...

A. Cüneyt Issı

2011-02-14

170. 'Hece'

EDEBİYAT GÜNDEMİ
Necati Mert/Lümpen 3
Eriş Özgül/Özgür Seyirci 4
Asım Öz/Işık Yanar’la Şemsiye Tamircisi Üzerine:… 7
Mehmet Kızılay/Zor Sevdamız 10

TAKİP MESAFESİ
Hayriye Ünal/Açıklıyorum: İroni Adlı Bir Şiir Tanrısı Yok 14
Yazıyla Bir Şair/ Bir Çiçek Şahit Sami Baydar’a 16
Sayıyla 1 Dergi/Devrimci Gelişimin Olgunluk Ürünü Bir Dergi Alan ’67 19
İletişim Araçları ve Edebiyat 21

Hasan Aycın/Çizgi 22
Ömer Aksay/Blöflü Pişti 23
Celâl Fedai/Bir Yemekle Nasıl Doyulur? 25
Ali Emre/Adı Nureddin Zengi Olan 26
Gökhan Arslan/Aşk Geri Döner 29
Hüseyin Atabaş/Bir Yılbaşı Kartı 31
Hüseyin Karacalar/Kalkan 32
İlhan Kayhan/Eğer Bilseydi Hanımefendi 34
Serap Ural/Menora’nın Kolları 36
Ayşe Sevim/Sözlük 38
Türker Özşekerli/Köpek/çe 39
Yahya Kurtkaya/Uzun Tırnaklar 40
Elif Nuray/Canefza III 42
Ali Galip Yener/Yazarın Doğuşu, Montaigne ve Tanpınar 43
Yunus Develi/Frenk Havası -XVIII- Tanrı ile Konuşmalar-II 48
Ali K. Metin/Şiir Eleştirisi ve Poetikalar Üzerine 2007-2009… 50
Ömer Aksay/Şiirde Mehmed Âkif’le Buluşmak-Mehmed Âkif’le Şiire Bulaşmak! 62
Ayşe Kara /Mistik ve Masal Mekanlara Bir Yolculuk III- Petra/Al-Batara 65
Gürsel Aytaç/Elif Şafak’dan Edebiyat Yazıları: Firarperest 72
Aldous Huxley/Kedilerden Öğütler 76
Mustafa Şerif Onaran/Önümüzde Bir Uzun Yol Var 80
Lütfi Bergen/Küçük Bir Adamın Lüzumsuz Günahları 84
Asım Öz/Cemal Şakar’la Öykü Üzerine Söyleşi:… 98
Necip Tosun/Gidenler Gidenler’den Sular Tutuştuğunda’ya Cemal Şakar… 106
Murat Erol/Şemsiye’nin Kapattıkları 114
Ayşe Şener/Esintiler 119

KİTAPLIK
Selahattin İpek /Düzyazı: 100 Yazı 122
İshak Yetiş/Dostluk Üzerine 124
Mustafa Uçurum/Yitiksiz 126

Siyer-i Nebi dergisinin 8.sayısı çıktı

Siyer-i Nebi dergisi 8. Sayısıyla aramızda. Gözümüzün nuru, dinimizin direği namaz dosyasıyla çıkan dergi iki ayda bir yayımlanıyorEğitime gönül vermiş bir kadro tarafından hazırlanan Siyer-i Nebi dergisi, alanında uzman çok kıymetli yazarları okuyucusuyla buluşturuyor.

İsmail Lütfi Çakan hocamız ‘’Günde 5 kez’’, Abdullah Yıldız ‘’Rasulullah Gibi Namaz Kılmak’’, Erol Demiryürek “Gözümün Nuru, Gönlümün Süruru’’, Hatice Turan “Hayatın Farzı On İki’’, Ayşe Uçkan “Baş Tacım’’, Osman Süngü “Fatiha’’, Umut Ağbayram, “Çocukların Namaz Eğitimi’’, Yılmaz Fidan ‘’Namaz İbadeti ve Namazı Anlamak’’, Berra Kepekci “Kıblenüma Mabetler’’, Mahmut Olgaç “Allah Beni Senden Korur’’ yazılarıyla namazı işlemişler.

Dergi, dosya konusu “namaz”ı birçok yönüyle ele almanın yanı sıra Hz. Peygamber(sas)’i bu sayıda da farklı yönleriyle anlatmaya devam etmekte:

Mehmet Yaşar Kandemir hocamız “Muhammedü’l-Emin’’, Adem Apak hocamız “Örnek Baba Hz. Peygamber’’, Adem Saraç hocamız ise ‘’Medine’nin İlk Müslümanları’’nı tanıtmışlar bizlere. Mutlu Binici okuyucuyu “Efendimizin Gençlik Yılları’’na götürürken Muhammed Emin Yıldırım, “Siyerin Mesajını’’ anlatmış. Esra Nur Uçkan bu defa “Sevde Validemiz”e seslenmiş, Ali Erdoğdu ise büyük siyer alimi “İbn İshak”ın hayatını kaleme almış.

Hilal Gülseven, ‘’Osmanlı’da Eğitim’’i irdelerken, Halid Akıllı “Kimlik Krizi’’ne dikkatleri çekmiş. Zengin içeriğiyle doyurucu bir bilgi birikimine sahip olacağımız dergide edebiyat ve tarih sevenler de unutulmamış elbette. Edebiyat Bölümünde ‘Semra Güler, Fatma Koyuncu, Suzan Başarslan ve Selime Koçyiğit’in yazıları var.

Dopdolu içeriğiyle aramızda olan Siyer-i Nebi dergisi Kutlu Doğum Özel Sayısı için şimdiden kolları sıvamış.

İktibas’ta bu ayın konusu ‘Demokrasi’

Derginin yorum sayfalarında “Demokratik Özerklik” konusu işlenirken, Kavram bölümünde ise Demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından biri olan “Sivil Toplum” üzerinde duruluyor.

Değerli düşünür-yazar Atasoy Müftüoğlu “Gerçek umutlar için” başlıklı yazısında, “Her türlü sapmaya yozlaşmaya karşı bilincimizin teyakkuz durumunda olmasını sağlayabilmeliyiz. Parçalanmış bir İslami dil, duyarlılık, algı ve yorumla, güçlü ve kuşatıcı bir bilinç çağrısı yapamayız. Her tür bencilliğin insanı adalet’ten uzaklaştırdığını hatırlamalı, bizleri ümmet dayanışmasına yabancılaştıran bencillikleri terk etmeliyiz.” sözleriyle hak üzerinde birleşmenin başarı için mutlak olduğunu hatırlatıyor.

Mehmed Durmuş, “Demokrasi nedir?” sorusunun doğru yanıtını verebilmek için, kavramın bütün unsurlarını ayrı ayrı tahlil ettiği yorumunda “Demokrasinin sadece siyasal bir yönetme tarzı olduğunu söylemek -eğer cehaletten değilse- demokrasiyle ilgili bazı hususları dikkatlerden gizlemek amacına matuf olmalıdır. Zira Din’in hüküm koyduğu hiçbir alan yoktur ki orada demokratik bakıştan da bahsedilmesin. Kısacası ahlâktan ekonomiye, sanattan hukuka kadar her alanda insan hayatına demokratik yaşam ilkeleri yön vermek istemektedir. İslam bir taraftan sindirilip edilgen hale getirilirken, demokrasi aynı oranda baskın/etken hale getirilmekte olduğunu” ifade ediyor.

Mustafa Bozacıoğlu, ‘Demokrasi’ yorumunda insanı ‘kutsal’ sayan Demokrasinin her şeyin merkezine insanı, aklı ve bilimi koyduğunu ve aşkın/üstün güç tanımadığını vurguluyor.

Ahya Aras, “Demokrasi İslam’ın ne yanına düşer?” başlıklı yazısında ”İslam’la demokrasi ya da başka herhangi bir siyasal ideolojiyi karşılaştırırken öncelikle şu hususun netleşmesi gerekir: İslam, siyasî talepleri olmayan, bireysel olarak insanın dindarlık duygularını tatmine yarayan bir inanç manzumesi ve bir tapınma biçimi midir? Yoksa aynı zamanda ferd ve toplum hayatını düzenleyen bir hayat nizamı mıdır?” sorularını yanıtlıyor.

Cemil Soylu, “Kim hükmedecek Tanrı mı insan mı?” başlığı altında “Suratını asıp, sırtını dönüp bu eskilerin masallarıdır diyenlerin cevabı şimdiden belli. Peki ya iman iddiasında olanların cevabı belli mi?” sorusuyla içe dönük bir eleştiride bulunuyor.

Dergide ayrıca “İslam Devleti’nden demokratik cumhuriyete” yazısı ile Erdal Bayraktar, “Fıtratımıza yüklü melekelerin hakkını vermek ve İktibas Dergisi” ile Mustafa Atav, “Derdi dert edinmek” ile Muhammed Celil, “Atasoy Ağabeye hayır dua” ile Mehmed Durmuş’un diğer bir yazısı da bulunuyor.

2011-02-13

'Yedi İklim' dergisinin 251.sayısı

Sayı:251, Şubat 2011

Dil ve Birlik

Toplumumuzun gündemine resmî dilimizin ne olduğu sorusu ilk defa 1876’da, Kanun-i Esasî’nin hazırlanması sürecinde geldi. Batıdan örnek aldığımız anayasa metinlerinde böyle bir tanımlama vardı; bizim anayasamıza da resmî dilin Türkçe olduğu yazıldı. Fakat Sultan Abdülhamid’in yönetimi boyunca uygulamada değişen bir şey olmadı; kanun değil gelenekler işledi; Yüce Devletin çok dilliği sürdü. 1908’de İttihatçılar iktidarı ele aldıklarında anayasadaki bu maddeyi büyük bir sertlikle uygulamaya koydular. Temel gerekçeleri, devletin bütünlüğünün korunmasıydı.

Millî birliğin korunması refleksi, 1923 dönüşümünden sonra, bir ulusun yeni baştan inşa edilmesi gibi çok daha köklü bir aşamaya geçti. Bu amaç doğrultusunda konunun sadece dil yönü değil, ırk yanı da yasa ile düzenlendi; bu topraklarda yaşayan herkes Türk kabul edildi. Ülke çapında, tek sistemli, tek dilli, aynı ideolojik kabullerin tekrarlandığı bir eğitim sistemi uygulandı. İlköğretim herkes için mecbur tutuldu. Seksen yılı aşan bu uygulamadan sonra gelinen noktada bir de baktık ki tekrar başa dönmüşüz; yüzyılın başında toprağa gömdüğümüzü sandığımız problemler bir yerlerden taze filizler hâlinde fışkırıp durmaktalar.

Yanılgı şurada: Dil birlikteliği, bir toplum için yaşamı, ilişkileri kolaylaştıran araçlardan birisidir ama hiçbir zaman dil kendi başına birliği sağlayan bir unsur değildir. İnsanlar dilde değil değerlerde buluşur. Asıl problem de ortak değerin ne olduğunu belirlemede ortaya çıkıyor. Sadece aynı toprakta yaşıyor olmak, bir devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olmak veya laiklik gibi içeriği her kültürde farklı şekilde doldurulan bir kavram ortak değer olarak yeterli midir?

Şimdi önümüzdeki yeni ütopya, demokrasi. Onu bir üst değer olarak benimsersek, diğer bütün problemleri aşabileceğimiz varsayılıyor. Gerçekten öyle mi?

Algımızı daha fazla örtmeyelim: Bir toplum için gerçekten birleştirici nitelikteki kavramlar binyıllar içinde oluşmuş uygarlık değerleriyle bağlantılıdır; kendi uyarlığımızı reddederek, bedelini başkalarının ödediği bir takım kavram ve kurumların kendi toplumumuzun üst değeri hâline gelmesi mümkün değildir.

Üstelik yaşadığımız kuşatılmışlık, sadece kendi içimizde barışı, bütünlüğü sağlamakla sınırlı da değildir. Aksine kendimizi, başkalarının belirlediği realiteye mahkûm saydığımız, bu gerçeğin hiç değişmeyeceğini düşündüğümüz, başka ufkumuz olmadığı için problemler olduğundan da büyük gözüküyor. Yoksa yönetim biçimleri toplumlar için, çoğu kere koşulların ortaya çıkardığı, evrile evrile gelişen uygulamalardır.

Ufkumuz genişledikçe, problemlerimiz küçülecektir.

Gözümüz, milletimizin yapay sınırlarla ayrılmış parçalarının bütünlenmesindedir. Bunun içinse dillerimizi daraltmak değil genişletmek gerekiyor.

Milletimiz tek ırka, tek dile sığmayacak kadar geniştir. Bunun için bize daha çok dil; daha çok edebiyat lazım.

Asıl birleşme dilde değil, alfabededir.

Bize yeni bir alfabe lazım.

(Yedi İklim)



İÇİNDEKİLER:


Yedi İklim
Dil ve Birlik

Aykut Nasip Kelebek
Our Eyes Collided And The Rain Started /
Şehzade

Yeprem Türk
Ritimsiz Sevgili
İçim Yakup Dükkanı

Nurettin Durman
Türkçesi

Fatma Şengil Süzer
Koyun Kuzu Koyun

Mustafa Uçurum
Gökyüzü Yalnızlığı

Mehmet Özger
Kelimât

Ahmet Tokiş
Pankart

Habil Tecimen
Göçmen İlahisi

Mehmet Sarı
Sadafnâme

Silvan Alpoğuz
Gölgesiz Bir Günde Kişinin Gölgesinden
Korkma Meselesi / Sehpada ki Menekşe

Berk Karapınar
Hiçin İçine Patikalar

Abdullah İlhan
Tarih’ten Sana Bakmak

Selim Akdemir
Resim

Abdulkerim Yılmaz
Göldürüşmenin Gerekliliği / Yirmi İki Yıllık Hayat

Onur Bayrak
Arkadaşlar İçin Bir Şiir

Hasan Aycın
Çizgi

Cemal Şakar
Önce Vatan

Osman Koca
Hikâyemsi

Hüseyin Arslan
V. Bölüm

Ebru Ak
Suçlu: Kulak



Emine Batar
Mezarlıktaki Diriler

Mükerrem Mete
Çukur

Mustafa Cemil Efe
Hüsn-i Hat (Amentü...)

Andre Suares
Goethe ve Sanat

Billy Collins
Derd-i Şiir

Mıroslav Holub
Ağaçlarda Büyüyen Kediler Üzerine Kısa Düşünceler

Suniti Namjoshi
Ukala Güneş Kuşu

Osman Bayraktar
Cemal Şakar Öyküsünün İzlekleri

Cemal Şakar
Nuri Pakdil’in Tarih Perspektifi

Suavi Kemal Yazgıç
Ödeyemeyeceğim Borçlar

İsmail Demirel
‘Yankısının Peşinde’

Aykut Nasip Kelebek
Işık Yanar’ın “Şemsiye Tamircisi” Romanı

Aykut Nasip Kelebek
Işık Yanar ile Söyleşi

Mustafa Cemil Efe
Aziz

Zafer Acar
Akademik Dil, Deneme ve Eleştiri Dili Üzerine Düşünmeler / Gazetelerin Kitap Ekleri Eleştirimizi Nasıl Etkiliyor

Yeprem Türk
İnsan, Bir Dünya Klasiğidir

Aykut Nasip Kelebek
Bir Yanıt /
Ahmet Mercan’ın “Akıl Ağrısı” Kitabı

İsrafil Gümüş
Karagöz Dergisi Niçin “Şiir ve Devlet” Dosyası Hazırlamış?

'Kültür Çağlayanı' dergisi

Kültür Çağlayanı dergisinin son sayısı çıktı. 4-5 sayıları birleştirilerek Eylül-Ekim-Kasım-Aralık 2010 yayımlandı. Derginin sayfaları da artırılarak gerçekleştirilen bu işlem dergiyi daha da zenginleştirdi.

İÇİNDEKİLER:

• Kültür Çağlayanı'ndan Size/Hayrettin İVGİN
• The Türkler/Prof. Dr. Tuncer GÜLENSOY
• Eskişehir ve Bizim Seminerlerimiz/Prof. Dr. Saim SAKAOĞLU
• Türk Edebiyatında Ağıt Yakma Geleneği ve Ağıt-Destanlar Kitabı Üzerine/Nail TAN
• Mehmet Aydın/Röportaj: Onur SANCAK
• Âşık Yoksul Derviş/Hayrettin İVGİN
• Yol Gidene Yol Gerek.../Osman BAŞ
• Türkiyede Naxçıvan Neşrleri ve Elmi-Edebi Elaqelerimiz: Xeyreddin İvgin/Akd. Prof. Dr. İsa HEBİBBEYLİ
• Poeziyamızın Qarabağ Şikestesi/Adil MİRSEYİD
• Pazarda Bal Var/Erhan İVGİN
• Sivas'ta Eski Ramazanlar ve İftar Sofraları/Sabiha SERİN
• Azerbaycan ve Anadolu Âşıklarının Yaratıcılık Yolu/Dr. Yakut GULİYEVA
• Eskiköylü Âşık Haydar Kılıç (Ozan Garip)/ İbrahim GÖSTERİR (OZANÎ)
• Xatirelerle Dolu Şeirlerin Hüznünde Düşünceler/ Elxan YURDOĞLU
• Delikgözlü Veli/Celal Necati ÜÇYILDIZ
• 'Bir Usta Bin Usta Projesi' Kapsamında Bursa'da 'Karagöz Tasviri' Eğitimi/Halim UTLU
• Kültür Çağlayanı Başkent Şair ve Yazarlar Buluşması Gerçekleştirildi/İbrahim İMER
• Eski Zaman Fotoğrafları/Ergül İLTER
• Kör Komşunun Sopası/Yalçın GÜLPINAR
• Liselerde Fen - Edebiyat Ayırımı/İsmail ÖZMEL
• Mustafa Ayvalı ve Eseri "Karlı Dağların Mor Menekşesi"/ Abdullah Çağrı ELGÜN
• Ankara: Şehr-i Gönül/Ayşe AKAY
• Koro Şefi (Esse)/Eluca ATALI
• Telif Hakları Uzmanı Cemal Tuzcuoğulları'nı Tanıyalım/ İbrahim ALBAYRAK
• Dirsek/İlknur GÜNEYLİOĞLU
• Âşık Yoksul Derviş'in Karacalar Köyünde Heykelinin Açılış Töreni/Abdülkadir GÜLER
• Can Akın/Röportaj: Nilüfer DURSUN
• Bayrak ve Ezan Hasreti/Gülhanım KARAKÖSE (MEŞKURE)
• Gıllici'nin Döndü/Ünal Şöhret DİRLİK
• Magandalık Diploması/Mesut KAYMAKÇI
• İnsan Üzerine Dağınık Satırlar/Bedriye KORKANKORKMAZ
• Ben/Havva GÜLBEYAZ
• Şüphe ve Mutluluk/Kurtuluş ALTUNBAŞ
• Gürkan Kılıç'tan "İki Arada Bir Derede"/İsa KAYACAN
• Aydın Sorumluluğu/Nazmi ŞİMŞEK
• Hayrettin İvgin Ihlamur Dergisinde
• "Emîn" Olan "Yemîn" Bilmez/Ali KAYIKÇI
• Orhan Şaik Gökyay 2010 Şiir Ödülü Şair Fazıl Bayraktar'a Verildi
• Nilüfer Dursun'dan İngilizce-Türkçe Hazırlanmakta Olan Türk Dünyası Şairleri Antolojisi
• Kültür Çağlayanı'na Gelen Dergi ve Süreli Yayınlar
• Kültür Çağlayanı'na Gelen Kitaplar


KÜLTÜR ÇAĞLAYANI’NDAN SİZE

Merhaba Sevgili ve Değerli Okuyucularımız,
Size bir özür borçluyuz. Öncelikle bu borcumuzu ödemeliyim. Nedir bu özür borcu? Şu efendim: Kültür Çağlayan'ı iki aylık periyodu olan bir dergidir. Ama ne var ki dört aylık, bir gecikme oldu. Bunun sebebi çok. Ama sebeplerden biri, yönetim yerinin taşınmasıdır. Ne zor şeymiş taşınmak! Her neyse! Gecikmeden kaynaklanan zaman aralığını kapatmak için 4. ve 5. sayıyı birleştirdik. Tabi ki sayfa sayısını artırarak yaptık bunu.

Bundan sonra umarım, rutin zaman aralıklarıyla dergimiz yayımlanmaya devam eder. Bu sayımız, iki sayı birleşince doğal olarak, daha bir dolu, daha bir zengin halde görülüyor.

Yayımlanacak yazı ve şiirleri seçmekte yine zorlandık. Azdan seçmek kolay ama çoktan seçmek gerçekten zor oluyor.

Çok değerli yazar, bilim adamı, şair ve sanat adamı sayfalarımızda yazı, araştırma ve şiirleriyle yer aldı. Ünlü, ünsüz ayırt etmeden bazı adları saymak isterim: Prof. Dr. Tuncer Gülensoy, Prof. Dr. Saim Sakaoğlu, Elxan Yurdoğlu, (Azerbaycan), Osman Baş, Akd. Prof. Dr. İsa Hebibbeyli (Azerbaycan), Sabiha Serin, Dr.Yakut Guliyeva (Azerbaycan), İbrahim Gösterir, Celâl Necati Üçyıldız, Halim Utlu, İbrahim İmer, Ergül İlter, Yalçın Gülpınar, İsmail Özmel, Abdullah Çağrı Elgün, Ayşe Akay, Eluca Atalı, İbrahim Albayrak, İlknur Güneylioğlu, Abdülkadir Güler, Gülhanım Karaköse, Ünal Şöhret Dirlik, Mesut Kaymakçı, Havva Gülbeyaz, Kurtuluş Altunbaş, İsa Kayacan, Ali Kayıkçı, Nazmi Şimşek, Bedriye Korkankorkmaz, Erhan İvgin.

Yine ününe, yaşına, amatör olup olmamasına bakmadan aklıma gelen şairleri şöyle sıralayabilirim: Fazıl Bayraktar, Muhsin Durucan, Ahmet Canbaba, Mustafa Bilir, Abdullah Satoğlu, İlhan Koruyucu, Nursen Özdoğan Kurban, Şaziye Çelikler, Halil Gürkan, Mustafa Ali Akbaş, Coşkun Mutlu, Ahmet Ayaz, Mehmet Nacar, Hasan Ulusoy, Harun Yiğit, Kerim Özbekler, Murat Barış Çetin, Serap Şen, Asuman Soydan Atasayan, Gökhan Soruklu, Âşık Şemseddin Kubat, Mevlüde Demir, Faruk Atlı, Seval Oğuz, Derya Tosun Yılmaz, Rüştü Maviçiçek, Hızır İrfan Önder, Abidin Güneyli, Savaş Sarıkaya, Mehmet Yardımcı, Asuman Yerdelen, Aliye Koç, Rukiye Çiçekçi, Dilşade Güngör, Deniz Şahinoğlu, Yanık Ahmet.

Türk dünyasından da önemli şairlerin şiirleri sayfalarımız arasında yer alıyor: Tahir Kahhar (Özbekistan), Hosiyat Rustam (Özbekistan), Gülaye Rzayeva Şınıxlı (Azerbaycan), Mahım Roziyeva (Türkmenistan), Şefeq Azeri (Almanya), Elxan Yurdoğlu (Nahçıvan).

Röportajlarıyla dikkati çeken değerli yazar kardeşimiz Onur Sancak bu sayımızda duayen edebiyatçı Mehmet Aydın'ı okuyucularımıza tanıtıyor Azerbaycan'ın değerli bir ressamı ve şairi olan Adil Mirseyid'in Prof. Dr. Elçin İskenderzadeyle ilgili bir tanıtım yazısı yer alıyor sayfalarımız arasında. Nail Tan ağabeyimiz, İLESAM Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız'ın "Türk Edebiyatında Ağıt Yakma Geleneği ve Ağıt-Destanlar" kitabının değerlendirmesini yapıyor. Duayan Gazeteci Yazar İsa Kayacan, Kültür Ajans Yayınları arasında çıkan Gürkan Kılıç'ın "İki Arada Bir Derede" adlı romanını tanıtıyor. İngilizceye yaptığı değerli çevirileriyle tanınan ve şairliği en az çevirmenliği kadar sağlam olan Nilüfer Dursun hanımefendinin şair, hikayeci ve fotoğraf sanatçısı Can Akın'la yaptığı röportaj da sayfalarımız arasında yer alıyor.

Hepinize saygı, sevgi ve selâmlarımı sunuyor, ilginiz için teşekkürlerimi iletiyorum.

Hayrettin İvgin

2011-02-11

'Akpınar' dergisi üzerine İsmail Özmel ile söyleşi

-Akpınar dergisi yayın hayatına nasıl başladı, o günlerin hikâyesini anlatır mısınız?

İnsan ruhunun derinliklerinde iz bırakan bir takım olaylar, anılar ve gözlemler vardır. Seyahatin bir noktasında durup düşünme ihtiyacı duyulur. İşte böyle bir düşünme anında, bir edebiyat dergisi niye çıkarmıyorum diye kendi kendime sordum. Bu duygu öyle köksüz ve aniden ortaya çıkmış bir duygu, bir karar değildi. Biraz eskilere dalınca, hafızam beni, Lise son sınıfta “İbre” adı ile iki arkadaşımla beraber çıkardığımız duvar gazetesine kadar götürdü. İlk şiirimin yayınlandığı Türk Sanatı Dergisi, isim babası olduğum Kemal Ural beyin İstanbul’da çıkardığı “Şule” dergisi ve Niğde’deki “Selçuk” adlı aylık dergi denemesi bir bir gözlerimin önünden geldi geçti. Demek ki şuur altındaki bir birikim Akpınar olarak içime tekrar doğdu.

Bu karar üzerine benim yazıhanede İsmail Özmel, Nedim Bakırcı, İsmail Sarıkaya, Kibar Ayaydın, İbrahim Çoban’la bir toplantı yaptık, isim konusunda benim teklifimi uygun gördüler. Söz dergi kapak başlığı nasıl olsun sorusuna geldi. Niğde Üniversitesi Resim bölümü öğretim üyesi İbrahim Çoban, birkaç çalışma yapayım gelecek toplantıda konuşur kararlaştırırız dedi. Derginin bugünkü başlık yazısı onun eseridir.

Dergi çıkarmak deyince aklıma gerçekleşmiş veya gerçekleşmemiş dergi çıkarma serüvenleri geldi. Bilmem bilir misiniz Ahmet Hamdi Tanpınar bir dergi çıkarmayı düşünmüş, adını bile koymuş “Dünyam”. İnci Enginün ve Zeynep Kerman’ın beraber hazırladıkları “Tanpınar’la Başbaşa” (Dergah yayınları. İstanbul, s:35) adlı eserde.12 Temmuz 1953’te ‘Avrupa kompleksinden’ kurtulduğuna göre ‘bir mecmua çıkarıp faal yazıya’ başlamayı ‘tek’ ümidi olarak gören Tanpınar ölümünden bir yıl önce bile 'Dünyam' adlı bir dergi çıkarmayı hayal etmektedir: “Gün geçtikçe bir mecmua çıkartmak ihtiyacı beliriyor. Aylık bir mecmua. Her gün bir mevzu üzerinde bir yazı…Kendi fikirlerim, kendi görüşüm, kendi şiirlerim. Adı Dünyam. Bayram ertesi çıkartma şartlarını arayacağım. 32 sayfa…. İhtiyarlamamak ve ölmemek için tutunabileceği tek çare.”

Tanpınar’ın çıkarmayı ümit ettiği Dünyam adlı dergi vesilesiyle ulaştığı duygu yoğunluğunu tasavvur ediniz. İhtiyarlamamak ve ölmemek için tutunacak bir dal haline gelen dergi.

Her derginin macerasında böyle tarifsiz duygular, hayaller ve gerçekler vardır.
Yahya Kemal’in daveti üzerine evini Büyükada’ya nakleden Ziya Gökalp çevresinde toplanan kalem sahipleri ile birlikte bir dergi çıkarmaya karar verirler ve adının ne olması gerektiği sorulunca Yahya Kemal ‘Mecmua’ teklifinde bulunur ve Ziya Gökalp başına bir “Yeni” kelimesini ilave edelim demesi üzerine derginin adı ‘Yeni Mecmua’ olmuş. İlk sayısı 12 Temmuz 1917’de yayınlanmış. Zamanın, Fuat Köprülü dâhil, en seçkin yazarlarını konuk etmiş, yazılarını yayınlamış.

Akpınar zamanlama olarak da zamanında doğan dergilerden birisidir. Çok seçkin kalemler yazdı ve yazıyor. İlk iki yıl yardımlaşma gayet iyi gitti, birçok öğretim üyesi dostumuz, yazarımız yazılar, şiirler, hikayeler ve sayfa düzeni gibi konularda yardımcı oldular. Sonra hayat şartları herkesi asli görevine çekti ama Akpınar şair ve yazar dostların manevi desteği ile yayın hayatını sürdürdü. Bize coşku veren duygular, zaman içinde birer tefekkür kaynağı oldular ve bu havanın ilhamıyla eserler vücut buldu. Edebiyat, biraz da, varlığını hissetme ve hissettirme sanatı değil mi?

-Dergiye ‘Akpınar’ isminin verilmesi nasıl gerçekleşti yahut neden ‘Akpınar’?

Biz toplum olarak muhafazakar düşünceyi ön planda tuttuğumuzu söyleriz ama günlük hayatımızda uymayız, hatta düşünmek fiilinin ne anlama geldiği bile sözde kalır. Muhafazakâr düşünce, geliştirici iyi gidişlerin, iyi hareketlerin, birleştirici ve bütünleştirici kazanımların devamı anlamındadır. Devamlılık kavramı biraz bize yabancıdır. Tek istisnası devlet kurmaktaki ve yaşatmaktaki maharetimiz. Bilmem bu tezime katılır mısınız?

İkinci handikabımız, bütün hataları ve yanlış düşünceleri başkaları, bizim dışımızdakiler yapar ama biz ve bizim çevremiz hata yapmaz. Mavi göğün altında ne kadar gerçek varsa onu biz biliriz ama bizden başkaları asla bilemez. Böyle bir kısır döngü fikir hayatımızı uzun zaman işgal etmiştir. Ama şimdi ufuklar daha aydınlık olmalıdır diyorum. Fikir ve kültür hayatımız adı konmuş veya konmamış bir takım varsayımlarla doludur. Bir denememde, konuştuklarımızın %40’ı yanlış veya mesnetsiz, %20’si gerçek dışı, geriye %40 kalıyor, demiştim. Uzun yorumlara ihtiyaç gösteren bir paragraf açtık, bir başka vesile ile bu noktalara tekrar dönelim ne dersiniz?

1934-1941 yılları arasında Niğde’de Akpınar adlı bir dergi; birleşik sayılarla birlikte; 61 sayı ve her sayı 16 sayfa olarak yayınlanmıştır. Şimdi eski Niğde ile ilgili yapılan çalışmaların tek yazılı kaynağının bu dergi olduğunu çokları bilmez. Bu ismin dergi adı olarak yaşatılmasının; münderecatını yakından bilen bir kişi olarak; bir mahzuru olamazdı. Kaldı ki Akpınar Niğde’nin güzel bir yaylasının adıdır. Yer ismi olması da bana cazip geldi. Toplantıda verdiğim izahlar tasvip gördü ve Akpınar’da karar kıldık. İyi de yaptığımızı şimdi daha iyi anlıyorum. Kaldı ki Akpınar; duru ve aydınlık pınar sularını hatırlatması bakımından da, besleyici ve büyütücü anlamların odağı olan; güzel bir kelimedir, güzel bir isimdir.

-‘Akpınar’ dergisinin hedefleri, gayesi hakkında konuşalım isterseniz. ‘Akpınar’ niçin var?

Akpınar Türk diline ve edebiyatına, düşünce dünyamıza hizmet için vardır. Harid Fedai “Akpınar, Anadolu’nun atar damarıdır, (22.08.2009) diye yazdı. Nazım Hikmet Polat “ Ulviyet daima zor olandadır ve onu talep edenler de her zaman pek az sayıda ama daima bulunacaktır. Başka söze ne hacet örneği elinizde!” diyerek Akpınar’ın 4. sayısında Akpınar’a emeği geçenleri yüreklendiriyordu.

Harid Fedai’nin veciz deyişi ile “Akpınar Anadolu’nun atar damarıdır” ve ayrım yapmadan, bütün Türkiye’yi kucaklamaktadır.

Hayatının önemli bir bölümünü okuyarak, düşünerek ve yazarak geçiren bir insan için; bir dergi yayınlamak; büyük bir imkân demektir. Şiirlerini ve düşüncelerini okuyucu ile paylaşmak. Ne büyük bir mutluluk. Buna ilaveten, diğer kalem sahiplerinin de şiir ve yazılarını okuyucuya ulaştırmak; genç kabiliyetlerin ellerinden tutmak, eserlerini yayınlamak; elbette güzel bir hizmettir.
Kısaca söylemek gerekirse Akpınar bir ihtiyaçtan doğmuştur ve işlevini de yerine getirmeye çalışıyor.


-Türkiye’de son dönemde edebiyat, kültür, sanat dergileri çoğaldı. Bu sevindirici bir gelişme. ‘Akpınar’ dergisinin geçen zaman içinde gerçekleştirdiği işler, çalışmalar nelerdir?

Dergi, “dermek” fiilinden kopup gelen bir isimdir. Edebiyat mahsullerinin; dergi çerçevesine sığacak kadarını; derleyip bugünün ve yarının okuyucularına, araştırmacılarına ulaştırmak, güzel bir hayaldir ama gerçeğe yakın bir hayaldir. Bunun yanında yazmak hevesi ve gayreti içinde olan yazar ve şair adaylarının eserlerini yayınlayarak; edebiyatımıza yeni isimleri kazandırmak Akpınar’ın bir görev olarak kabul ettiği; önemli bulduğu konulardır.

Akpınar yayınladığı yazılar, şiirler ve denemelerle; dilimiz ve edebiyatımızın güzelliklerini; günlük konuşma konuları haline getirmeye çalıştığını söyleyebilirim. Şehir, kültür ve medeniyet konularındaki yorumlarla okuyucunun dikkatlerini bu noktalara çekmiş ve bize güç veren iltifatlar, bu konuları yazmaya devam etmemizi sağlamıştır.

Kendi kendime soruyorum, okuyucu Akpınar’ı eline alınca okumaya değer kaç yazı, kaç şiir bulabilmektedir? Bize gelen dergilerden bir kısmını incelerken kendi kendime aynı soruyu tekrarlıyorum. Bu dergide okunmaya değer, dikkatleri üzerine çeken kaç yazı vardır? Bilinen bir konu olsa bile, ona yeni bir bakış, yeni bir yorum getirebilmiş kaç şiir, kaç yazı vardır? Böyle bir konuda, isabetli bir yorumda, bir beyanda bulunmak için birçok yazının dikkatle okunması gerekir. Bu dikkatlerin boşa gitmemesi için de bir tenkit yazısına vücut vermelidir diye düşünüyorum. Edebiyatımızın ve dergiciliğimizin en büyük ihtiyacı objektif bir değerlendirmeden, objektif bir münekkitten yoksun bulunmasıdır. Ben dergicilik yönünden bazı noktalara dikkatleri çekerek, tenkidin küçük bir örneğini vermek istiyorum.

Yeni dönemin dergilerinden bir kısmı sadece Türkiye’yi değil bütün insanlığı şekillendirmeye çalışıyor gibi yazılar kaleme alıyor. O kadar ütopik hayallere takılıyor ki, bir dergi, beş on yazı ile bütün bunları nasıl gerçekleştirecek diye şaşıyorum. Bir kısmı da yeni bir medeniyetten bahsediyor, yepyeni bir medeniyet kuracakmış, olamaz mı? Niye olmasın?... Böyle bir medeniyet tasavvurunun zemininde medeniyet kavramının onlarca yorumuna ve bu konuların şekillenmesine imkân verecek bir kazanıma ihtiyaç vardır. Bütün bunlar 20-30 yıllık araştırma ve birikimlere ihtiyaç duyuran konular. Elbette insanların hayale de ihtiyaçları vardır ama bu hayalin dayandığı bir kültür zemini olması gerekir. Bu zemin kültür ve bilgi zemini ve hepsini üzerinde yaşatan vatan zemininin kavranması ve hiçbir hayalde unutulmaması gereken temel bir unsurdur. Adamlar sanki bir vatanda yaşamıyorlar ve vatanın maruz kaldığı zorluklardan habersiz, toplumun mevcut durumu ve problemlerini görmezden gelerek hayale dalmak, ne derece akıllıca bir davranıştır? Düşünülecek, konuşulacak, araştırılacak birçok kültür, dil ve edebiyat meselemiz, şiddete yönelen bir kısım toplumun çözüm isteyen sosyal meseleleri ortada dururken bütün dünyaya nizam vermeye kalkmak ne derece isabetli bir tercihtir.

Mesela “biz aykırıyız” “edebiyatla haylazlığımızı tatmin ediyoruz” diyor bir muhterem yazar. Aykırı olmak mevcutların hiçbiri tatminkâr bir seviyede ve noktada değil, biz hepsine karşıyız ve hepsini biz düzeltiriz gibi bir manayı bu ifadeden çıkarmak mümkün gibi geliyor bana. Düzeltemedikten, doğru olanı ve güzel olanı gösteremedikten sonra, aykırı olmak ne anlama gelir bilemiyorum?

Tabii ki herkes düşüncelerini rahatlıkla ifade edecektir. Ama mademki bir zaman dolduruluyor ve zihni faaliyette bulunuluyor, emek veriliyor, bütün bunların bir semeresi olmalı, söylediği, işaret ettiği bir aydınlık nokta bulunmalı diye düşünüyorum.

Beş yılı doldurduğumuz 30. sayı elinizde. Bu beş yıl içinde; ilk sayı 68 sayfa ve diğer her sayı 44 sayfa, 30 sayıda demek ki 1344 sayfalık bir eser ortaya çıkmıştır. Her sayıda ortalama 15 yazar ve şairin eseri varsa siz hesap ediniz ne kadar düşünceyi ve güzellikleri sayılara depolamışız. Bugün olmazsa yarınlarda bu yazılar okunacak ve bazıları yeni yazıların ve yeni yorumların konusu olacak. Akpınar böyle bir güzelliğin adıdır.

Akpınar’ın ödüllü hikâye yarışması, şiir yarışmaları ve okullarda kültür ve edebiyat etkinlikleri olmuştur. Okullarımızdaki edebiyat ve sanat etkinliklerinin bir kısmı sayfalarımızda yer almıştır.

2010 Yılı Uluslararası 9. Karacaoğlan Şelale Şiir Akşamları etkinliklerinde; Nail Tan, Prof. Dr. Nazım Hikmet Polat, Hayrettin İvgin, Prof. Dr. Ali Berat Alptekin’inden oluşan jüri üyeleri “İsmail Özmel’e(Akpınar Dergisi), “Türk Dili ve Edebiyatına yaptığı hizmetlerden dolayı, 2010 yılı Karacaoğlan Özel Ödülünün” verilmesini uygun görmüşler ve Tarsus Belediyesi adına Belediye Başkanı Burhanettin Korkmaz da; bu plaketi takdim etmiştir. Şelale Şiir akşamlarının Tarsus ve yurdumuz için ne kadar güzel ve doyurucu bir çalışma ve bu ödülün bize güç veren bir şevk kaynağı olduğunu da belirtmeliyim.

-‘Akpınar’ dergisine emek veren, gönül veren edipler hakkında konuşalım. ‘Akpınar’ın akışı için, derginin yaşaması için kimler emek verdi?

Dergide yazı ve şiirleri yayınlanan bütün kıymetli yazar ve şairlerimizin desteklerine saygı duyuyor, hepsine teşekkür ediyorum. Akpınar’ın birinci sayısında yazıları ve şiirleri yayınlanan yazar dostlarımızın kulaklarını çınlatmak geçiyor aklımdan: Birinci Sayı “Akpınar Üzerine Birkaç Söz” başlığı ile İsmail Özmel’in takdim yazısı, sırası ile Ercan Alkaya, Ahmet Sıvacı, Nevzat Özkan, Nedim Bakırcı, Ali İhsan Kolcu, Muzaffer Akkuş, Ülkü Güven(Şiir), A. Vehbi Ecer, Ahmet Büyükakkaş, Ali İhsan Kolcu, İsmail Sarıkaya, Kibar Ayaydın, İsmail Özmel(şiir), Faruk Yılmaz, Kibar Ayaydın, Murat Soyak yazıları ve şiirleri ile birinci sayımızı süslemişlerdir.

Akpınar’ın 29. sayısında: Taha Akyol, Yaşar çağbayır, Özer Meral(Şiir), Ahmet Vehbi Ecer, İbrahim Agâh Çubukçu(şiir), Vedat Ali Tok, İsmail Özmel, Ahmet Sıvacı, Sergül Vural(Şiir), İsmail Sarıkaya, Murat Soyak, Asif Rüstemli, Abdülkadir Güler ve Osman Aytekin’in(Şiir) yazıları ve şiirleri yayınlanmıştır. Akpınar’ın bütün sayılarını süsleyen yazar ve şairlerimizi imkân olsa da burada adlarını bir bir saysak.

-‘Akpınar’ Niğde’de bütün zorluklara karşın 2006 yılından bu yana yayınını sürdüren bir edebiyat, kültür, sanat dergisi. Dergi yayıncılığı hakkında yaşanan sorunlar, zorluklar ve çözüm önerileri hakkında neler söylersiniz?

Anadolu’da dergi çıkarmak; bir anlamda çileye razı olmak anlamına gelmektedir. Ama sıkıntı çekmeden, gayret göstermeden mutluluğa oluşmak da mümkün değildir. Gönüllü olarak bu yola çıktığımıza göre her türlü naza ve serüvene gülerek mukabele etmek durumundayız. Bu sergi bizim. Edebiyat pazarına çıkmışız. Elbette bazı zorluklar olacaktır. Cahit Sıtkı Tarancı vari diyorum ki, hepsi kabulümüz tek gün eksilmesin penceremizden.

Tiyatrolar, filmler ve diğer sanat etkinliklerinin desteklenmesi gibi dergiler de desteklenebilir. Bunu devlet veya özel teşebbüs, sivil toplum kuruluşları yapabilir.
Ama zorluklarla mücadele, çalışmalara özenilecek bir anlam kazandırmaktadır.

Sağlık ve yazarlarımızın ve şairlerimizin teveccühü ve vefalı okurlarımızın maddi ve manevi destekleri bizi mutlu etmektedir.

-‘Akpınar’ dergisinin ömrü uzun ve bereketli olsun. Bu söyleşi için teşekkür ederim.
Ben de size teşekkür ederim.

















Söyleşi: Murat Soyak

2011-02-09

Aşkın E Hali dergisi, deneme özel sayısı çıktı


Aşkın E Hali dergisi 21.sayı deneme özel sayısı olarak çıktı. Abone olmak ya da bu özel sayıyı istemek için:
askinehalidergisi@hotmail.com
0 532 355 99 12
0 364 225 11 16
0 546 441 25 32

2011-02-08

Tasfiye 28 (Şubat ‘11)

Şiir
Mehmet Ali Başaran, “Putları Reddet İdealleri Koru”, 3
Ammar Kılıç, “Yapıbozumcu Bir Erol Yarar Güzellemesi”, 4
Bünyamin Doğruer, “Ömrüm”, 9
Umut İslam Ayar, “İsyanın Tunus’cası”, 25





Öykü
Mustafa Başpınar, “Ürperti ve Umut”, 5
Ahmet Örs, “Kömürü Olmayan Şu Rüzgârlı Bahçe”, 10
Mustafa Kıyak, “Büyük Yazarlar, Küçük Dünyalar Azalan Umutlar, Biten Ömürler Unutulan İnsanlıklar”, 13
Veysel Altuntaş, “Yürekteki Ayaklanma”, 18


Deneme, Eleştiri, Makale, Mülâkât
Süleyman Ceran, “Mısır’da Tahrir Günleri!”, 2
Asım Öz, “İshak Reyna ile ‘Yazarın Kuramı’ Üzerine”, 23
Ahmet Örs, “Necip Fazıl’ın “Destan” Şiiri”, 27
Beytullah Emrah Önce, “Kahverengi Atın Peşinde Bir Arayışın Hikâyesi”, 31
Haşim Ay, “Savaş Durduramasa da Savşa Tavır Al(dır)an Hikâyeler:
Pelâva Birîndar”, 33
Ömer Faruk Karagüzel, “Toplumsal Düzen İçin Arayışlar: Semboller ve Simgeler”, 37
Zübeyr Berk, “Tüketim Toplumu: Tarihsel Gelişimi, Yapısı, Etkileri”, 41
Mustafa Kıyak, “Hür Adam”, 45

2011-02-07

TYB Akademi Gazâlî sayısı ile çıktı

TYB Akademi birinci sayısını İmam-ı Gazâlî’ye ayırdı…

Türkiye Yazarlar Birliği bünyesinde çıkarılan, sosyal bilimler alanında bir boşluğu dolduracak bilimsel-hakemli bir dergi olan TYB Akademi birinci sayısıyla okurlarıyla buluştu.

Ülkemizde bilimsel-hakemli dergiler genellikle üniversitelerin Sosyal veya Fen Bilimleri Enstitüleri tarafından çıkarılır. Bu dergilerde hiçbir zaman gerçek okuyucu kitlesiyle buluşmaz. Üniversitelerin bu akademik çalışmalarından da haberdar olanların sayısı çok sınırlıdır. Bir de bu dergilere yazı gönderen akademisyenlerin bilimsel yayınlardan toplayacakları bonustan başka kaygıları da yoktur. Hatta bu bilimsel dergilerde yayınlanan makalelerin özellikle büyük iddialar taşımamasına ve tartışma yaratmamasına özen gösterilir. Bilimin ve bilimsel düşüncenin en büyük engeli de işte tam budur.

Aslında akademik hiyerarşi bilim camiasında çok sert ve acımasız işletilmekte olduğundan dolayı bilimsel makalelerde dikkat edilmesi gereken iki husus öne çıkar. Bunlardan birincisi ne kadar çok dipnot gösterdiğiniz bir ölçüdür. İkincisi ise ne kadar yabancı kaynaklara başvurduğunuzdur. Dolayısıyla böyle bir bilimsellik modern şerhçilikten öteye gitmemektedir.

TYB Akademi bu anlamda kapılarını bütün bilim insanlarına açarak, özgürce tartışacakları bir platform oluşturacaktır. Bilim insanlarının yazdıkları önemli çalışmalar sadece üniversite koridorlarında kalmayacak toplumun tüm kesimine yayılabilecektir.

TYB Akademi birinci sayısını da çok anlamı bir konuya ayırarak, vefatının 900. yılı münasebetiyle İslam düşünce geleneğinin kutuplarından olan İmam-ı Gazâlî’yi işlemiş. Gazâlî hakkında uzun zamandır bilim camiasında parça parça birçok çalışma yapılıyor, muhtemelen de yapılacak. Ancak TYB Akademi 2011 yılında Gazâlî temalı ilk icraatı yaptı ve Gazâlî’ye yakışır dolu dolu kitap formatında bir dergi çıkardı.

TYB Akademi’nin birinci sayısı olmasına rağmen Gazâlî sayısında hiçbir yerde yayınlanmamış tam 14 özgün makale bulunuyor. Derginin sunuş yazısını TYB Vakfı Başkanı D. Mehmet Doğan yapmış. Daha sonra ise Hanifi Akın tarafından kısa bir Gazâlî biyografisi yer alıyor.

Prof. Dr. Hüsamettin Erdem “Gazâlî’de Akıl Din İlişkisi” makalesinde Gazâlî’de aklın yüksek bir şerefe sahip olduğunu, bilginin kaynağı, esası, doğduğu yer saydığını ve onun verdiği hükümlerin de doğru olduğundan söz eder. O, nesneleri bilmede, Allah’ı, peygamberi ve dini bilip tasdik etmede akla büyük bir değer vermiş, aklın hem dünya hem de ahiret mutluluğuna vesile olduğunu belirtmiştir. Gazâlî, eşyanın sırrına, hakikatine ve bâtınına da ancak akılla ulaşabileceğimizi, bunların edep ve hikmetini ancak akılla bilebileceğimizi ve çözebileceğimizi belirtir. Gazâlî aklı dinin kaynağı, ilahî teklifin muhatabı, sorumluluğun dayanağı olarak kabul etmesinden bahsediyor.

Prof. Dr. İbrahim Emiroğlu “Gazâlî'nin Tehâfüt’ünde Muhataplarını Veya Muarızlarını Red Gerekçeleri”nde İslam düşünce tarihinde önemli bir yere sahip olan Gazâlî, meşhur Tehâfüt’ünde gerçeğe değil de nefislerin uymaları, lafızları sağlam kullanmamaları , zayıf gerekçelere dayanmaları, eksik bilgiye veya kapsamlı düşünmemeye dayanmaları, delillerinin veya açıklamalarının akla ve mantığa uygun olmaması, zaruriyata ve burhana, yani kesin kanıta dayanmamaları, neden olmayanı neden olarak almaları , farklı iki meseleyi cemetmeleri, mukaberede (delil getirmeden büyüklenme veya dayatmada) bulunmaları ve Resulün haberine ve şeriatın bildiklerine ters düşmeleri gibi ciddi ana gerekçelerle muhataplarını veya muarızlarını redde giriştiğinden bahsediyor.

Doç. Dr. Mustafa TEKİN “Gazâlî: Soyut Okumalar Ve Kalıp Yargıların Ötesinde” adlı makalesinde Gazâlî’nin bugün için ifade ettiği anlamı tartışmaya çalışıyor. Bu sebeple Gazâlî ile ilgili kalıp yargıların içeriğini sorgulamakta; Gazâlî’nin günümüze nasıl bir menfez açabileceğini; katkı ve zaafiyetlerinin neler olduğunu temel sorunsal olarak ortaya koymayı istemektedir. Gazâlî, kendisini eleştirenler tarafından da etkinliği kabul edilen bir şahsiyettir. Ancak o, bazı kalıp yargılar etrafında ve sağlıklı okumalardan yoksun bir şekilde portreleştirilmektedir. Onu aklı durdurmak ve İslam dünyasını geri bırakmakla suçlamak aşırı bir yargı ve genelleme olacaktır. Biz bu makalede, Gazâlî’nin yaklaşımlarının bazı açılardan zaafiyet taşıdığına değinirken, bazı açılardan da bugünün düşünsel dünyasına bir katkı sağlayabileceğini düşünüyoruz. Bundan dolayı Gazâlî’nin bir taraftarlığın nesnesi olmaktan çok, düşüncelerinin derinlikli analiz edilmesini öneriyor.
Yrd. Doç. Dr. Aydın IŞIK “Felasife’nin Vahiy Anlayışına Bir Eleştiri: Gazâlî Örneği” çalışmasında Fârâbî ve İbn Sînâ’nın felsefi sistemleri içerisinde vahiy ya da nübüvvet anlayışlarını ortaya koymakta ve geleneksel Sünni teolojisinin önemli temsilcilerinden biri olan Gazâlî’nin ‘felasife’nin vahiy anlayışına yönelttiği eleştirileri içermektedir. Fârâbî, Grek filozoflarında bulunmayan fakat kendi kültüründeki bir meseleyle yüzleşmek zorunda kalmış, otantik bir nübüvvet/vahiy teorisi geliştirmiştir. Onun takipçisi İbn Sînâ hocasının izinden giderek Fârâbî’nin vahiy teorisini, içinde yaşadığı kültüre biraz daha yakınlaştırmaya çalışmıştır. Bir inanç krizi yaşayan Gazâlî’nin olayların esasını ve hakikatini anlamaya olan susamışlığı, onu hem kendi düşünsel hayatını hem de hakikati kendilerinin bildiklerini iddia edenlerin metotlarını tahlil ve tenkit etmeye sevk etmiştir. O, şüpheci ve tenkitçi bir zihniyetle felasifenin vahiy hakkındaki düşünsel ve inançsal yaklaşımlarını anlamaya çalışmış, bu çaba onun farklı bir vahiy anlayışı geliştirmesini sağlamıştır.

Doç. Dr. Ömer Bozkurt “Gazâlî’nin Tanrı Anlayışı” makalesinde Gazâlî’nin Tanrı anlayışını felsefi temelleriyle birlikte inceliyor. Ancak bunu gerçekleştirirken İbn Sînâ’nın konuyu işleyiş biçimini temel bir çerçeve yaparak bu çerçeve içerisinde Gazâlî’nin bakış açısıyla zorunlu varlığı ve onun varlıksal zorunluluğunu, nedensizliğini, tekliğini (ortaklığı kabul etmemesi) ve birliğini/basitliğini (çokluğu barındırmamasını) de ortaya koyuyor. Bu doğrultuda varlık-mahiyet ve zât-sıfat ilişkisi gibi yoğun tartışma konularına da değiniyor. Gazâlî’nin bu konulardaki bakış açısını büyük oranda İbn Sînâ’nınkiyle karşılaştırarak göstermeye çalışıyor.

Doç. Dr. Mustafa Tekin “Gazâlî’nin Akıl Eleştirisi”nde Gazâlî’nin İslam felsefesinde akla verilen anlamın yeniden değerlendirilmesinde önemli bir yere sahip olduğundan bahsediliyor. Tekin çalışmasında “O, özellikle dinsel bilginin akıl yürütme yoluyla değil de aklı-üstü bir yetiyle elde edilebileceğini savunmakla Aristotelesçi felsefe anlayışından ayrılır. Bu akıl-üstü yeti, seçkin birtakım insanlara (peygamberler ve veliler) özgüdür. Diğer insanlar ise bu bilgilere akıl yürütme yoluyla değil, ancak iman yoluyla katılabilir. Şu var ki, Gazâlî’nin kalp, nur, sezgi gibi kavramlarla anlam çerçevesini oluşturduğu bu yeti, akıldan tümüyle ayrı bir yeti olarak düşünülemeyeceği gibi iman da akıl ile doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla dinsel bilgiyi ortaya koyan yetinin aşkın niteliği bu bilginin akıldışı ya da akla aykırı olduğu anlamına gelmez. Çünkü bilginin yeri ve nedeni bakımından akli bilgi ile dinsel bilgi arasında hiçbir ayırım yoktur. Bu bakımdan Gazâlî, akıl-din ilişkisinde uzlaşmacı bir düşünür olarak görülebilir” diyor.

Yrd. Doç Bülent Çelikel “Ulemanın İhaneti: Gazâlî’nin Ulema Eleştirisi” makalesinde ise önemli tespitlerde bulunarak “Onun özellikle İhyâ’ adlı eserindeki eleştirilerin merkezinde döneminin uleması yer alır. Ona göre toplumdaki ahlaki çöküntünün baş müsebbibi ulemadır. Asıl amacı iyiliği yüceltmek (emr-i ma’rûf) olan ulema, maddi menfaat sevdasına kapılarak bu amacından uzaklaşmıştır. İşte ulemanın toplumsal rolündeki bu sapma, Fransız düşünür Benda’nın 19. yüzyıl aydınına yönelttiği ve “ihanet”le tanımladığı eleştiriye uymaktadır. Söz konusu eleştiriler, makale boyunca bu fikrî temel üzerinde ve Gazâlî’nin Munkız adlı otobiyografisi paralelinde ele alınacaktır” diyor.

Yrd. Doç Cemil Oruç “Gazâlî’de Ahlaki Değerler Eğitimi” nde onun ahlaki değerden neyi anladığını tespit ettikten sonra ahlaki değerlerin kaynaklarını ve oluşum süreçlerini incelemeye çalışıyor.

Doç. Dr. Hasan AYIK “Gazâlî ve Nedensellik Meselesi” Gazâlî’nin nedensellik eleştirisinin, epistemolojik bir ilke olan nedenselliğe değil, ontolojik gerçeklik olarak kabul edilen zorunlu nedensellik anlayışına yönelik olduğunu açıklamaya çalışıyor.

Yrd. Doç. Dr. Ömer Faruk Altıparmak “Gazâlî Ve Tasavvuf” çalışmasında Gazâlî’nin kısaca hayat hikâyesinden hareketle geçirdiği düşünsel merhalelere yer veriliyor. Bu süreçte Gazâlî’nin arayışına değinilerek, tasavvufta karar kılması üzerinde durulmuştur. Ayrıca Gazâlî’nin bazı hususlardaki felsefi eleştirileri ve aklın sınırlılığına yönelik konulara değinilmiştir.

Erdoğan Yılmaz “Gazâlî’nin İslam İktisat Felsesefesinde Endüstüriyel Kapitalizme Bakışı” makalesinde İslam iktisadı alanında çok değerli ve zengin çalışmalar yapılmasına rağmen, iktisadi düşünce, üzerinde yeterince çalışılmamış alanlardan birisidir dedikten sonra makalesinde İslam iktisat felsefesi İslam-sosyalizm, sosyal adalet gibi kavram ve düşüncelerle açıklanmaya çalışılmıştır.

İhsan Yilmaz Bayraktarlı “İslam Felsefesinin Doğuşunda Eflatun-Aristoteles Felsefesinin Etkisi”nde özelde Eflatun’un genelde ise Yunan felsefesinin İslam felsefesinin doğuşuna etkileri ve ne ölçüde kabul gördüğü incelenmekte, ana tema olarak da bu felsefi düşüncenin ortaçağ İslam filozofları tarafından ne ölçüde kabul görüp ne derecede tatbik edildiği ele alınmaktadır.

Derginin en son makalesi ise Yusuf Turan Günaydın tarafından hazırlanan “Gazalî Bibliyografyası” ile son buluyor. Dergi temini için; www.tybakademi.com


Abdussamed Kara