2009-04-11

Yerli duyuş ve düşüncenin kadim atardamarına yaslanıyoruz

MÜRSEL SÖNMEZ'in yayın yönetmenliğinde ilerleyen BİR NOKTA dergisi kendisi ile aynı dönem çıkmaya başlayan birçok dergiden yolculuğunu sekteye uğratmaması açısından ayrışıyor. BİR NOKTA aynı zamanda belli isimlerin ürünlerini sürekli yayınlayarak merkez bir ekibinin de varolduğunu gösteriyor. Başlangıcından bugüne birkaç kez tasarım ve ebatlarını yenileyen dergi aynı zamanda müelliflerinin kitaplarını da basması açısından önemli bir yayın anlayışına sahip. MÜRSEL SÖNMEZ ile dergiyi, dergiciliği ve edebiyat sorunlarını konuşarak BİR NOKTA'yı daha yakından tanımaya çalıştık.



"Bir Nokta" ismine yüklediğiniz anlam nedir?

" Bir Nokta" ismi salt noktayı imlemekle birlikte, ontolojik bir vurgu olarak da tercih edilmiştir. Bu vurgu dikey ve yatay, soyut ve somut "zuhur"a, oluşa ve olduruşa teklik/tevhid/birlik/birleme açısından bakıldığının da göstergesidir. Nokta yazının ilk "ân"ıdır. Mutlak birlik açımlanır ve yorumlanırken nokta istiaresine başvurulmuş, varlıkla hareket böyle izah edilmiştir. Özellikle sûfiler arasında revaç bulmuş olan bu izah Hz. Ali'nin "Kur-an Fatiha'da, Fatiha Besmele'de, Besmele başlangıç harfi olan Be'de, Be ise altındaki noktada toplanmıştır." sözünden kaynaklanmaktadır. Varlığı, varoluşu, dünyayı, insanı, toplumu, inançsal, düşünsel ve eylemsel olarak tek ve en doğru çizgide buluşturma; bireyi ve toplumu anlamsızlığın ve saçmanın cenderesinden kurtararak dünya ve evrenle ahenk içinde ve mutlu kılan öğreti, bu "Bir nokta" ile çağrıştırılmak istenmektedir. Bütüncül bağlamda insan olma sorumluluğunun da vurgusu amaçlanmakta, sanat ve edebiyat da bu bütüncüllük içinde öz anlam yerine oturtulmaktadır.Düşünce, inanış ve ilkelerde kararlı olmak çok önemli


Derginiz önce tabloid boyda ve 4 sayfa olarak çıktı. Ardından normal dergi ebatlarına çekilip sayfa sayısını artırdı. Bir süredir de boyutunuzu yeniden değiştirip, büyüttünüz. Bu şekil değişikliklerinin gerekçeleri nelerdi?

Tabloid boy, Nuri Pakdil'in çıkardığı Türk edebiyatının yüzakı olan Edebiyat Dergisi'nin boyutu idi. İlk adımda bu boyutu tercih ettik. Bu aynı zamanda hem yalınlık hem de maddi külfetin azlığını sağlıyordu. Halen derginin o hali bana sevimli gelir. Biçimsel değişim ise arkadaşlarımızla yaptığımız toplantılarda çoğunluk kararı sonucunda gerçekleşmiştir. Düşünce, inanış ve ilkelerde kararlı olmak önemli, biçimsel değişikliğe açık olmak ise "ilerici"liğimize uygun bir davranış.



Bir Nokta'nın ilk sayısından itibaren belli bir şair, yazar kadrosu olduğu gözleniyor. Bu ilişkiler nasıl kuruldu ve gelişti. Bu anlamda derginiz bir kadro dergisi midir?

Bir Nokta'nın yaslandığı yazınsal bir gelenek var. Yerli duyuş ve düşüncenin kadim atardamarına yaslanıyoruz elbette. Enikonu birbirimizden devraldığımız çok şey var, hem tarihimizden hem de çağdaşlarımızdan. Bizim Kardelen dergisinden gelen bir de özel arkadaşlık ve dostluk ortamımız var. Bu arkadaş topluluğu, yukarıda sözünü ettiğimiz hayatı ve sanatı "mutlak hakikat" ve "birlik/teklik" açısından anlama ve algılama ortak düzleminde buluşuyor. Buradan hareketle de sanatlarını icra ediyorlar ve aynı duyarlılık zeminin verimlerini ortaya koyuyorlar. Doğaldır ki bu da dergi halinde tecelli ve zuhur ediyor. Kadro tanımınız da bu açıdan doğru. Bunun böyle olması başka isimlere kapalılık anlamına gelmiyor ebette. Temel ilke ve kalkış noktasında mutabık kalınan insanlarla oluşan bir de geniş kadroya sahip. Edebiyatı ve sanatı " istidad-ı ezelimizin bizi icbar ettiği bir temel nitelik, bir kulluk yapma biçimi ve olgusu olarak görüyoruz.. Bunu da; insanların atomize olduğu, ilişkilerin koptuğu, özellikle sanatçıların birbirleriyle bir araya gelemedikleri ve birlikte bir şeyler yapmayı başaramadıkları bir ortamda gerçekleştirmeye çabalıyoruz. " Biricik"liğimizi koruyarak bir arada olmaya çalışıyoruz. Fethi Gemuhluoğlu' nun bir sözü var " Herkesi usta bil, usta bil ama, bil ki usta sensin". Kişi ve dergi olarak bu söz hattındayız.



Aynı zamanda derginizde ürünleri yayınlanan isimlerin kitaplarını da basıyorsunuz. Bir Nokta'nın kitap yayıncılığı anlamında yayın anlayışı nedir?

Kitap, dergide yayımlanan ürünlerin evi. Okumanın gittikçe azaldığı çok çeşitli oyuncakların (gaflet figürlerinin) insanın dünyasını daralttığı bir zaman diliminde her şeye karşın yazarlarımızın ve şairlerimizin yapıtlarını kitaplaştırmayı da sürdüreceğiz. Yayın anlayışı olarak da, dergi için ne söylüyorsak odur. Birbirinden ayrı mecralar olarak değerlendirmiyoruz. Hayatı algılamamız doğrultusundaki temel ilkelerle hareket etmeye çalışıyor, isim yapmak ve edebiyat iktidarı gibi kaygılardan uzak duruyoruz. Nasılsa iyi ya da kötü yapıp etmelerimiz kayıt altına alınıyor ve büyük sorgu gününde karşımıza çıkacak. Dağıtım ve duyuru sorunları elbette var. Buna karşın iyi şeylerin yerini bulacağına dair de inancımız tam. "Balıklı kurşun kalem" egemen popüler kültürsüzlüğü enikonu yenecek. Biz, "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" buyruğuna uymakla yükümlüyüz.Nuri Pakdil ve Edebiyat dergisi, esin kaynağımızdır



"Edebiyat" dergisinin önemli ismi Nuri Pakdil ile Bir Nokta'nın kurduğu manevi bir bağdan söz edebilir miyiz? Bu bağı besleyen gerekçeleriniz nelerdir?

Edebiyat dergisi ve Nuri Pakdil isimlerinin bizim için çok önemli olduğu doğru ama kendimizi onun devamı ya da bir açılımı gibi görmek edebe muğayir düşebilir. Ülkemiz ve yeryüzü geneli için çağdaş bir dille ve duyarlılıkla yeni ufuklar açan Nuri Pakdil ve Edebiyat dergisi, esin kaynağımızdır diyebiliriz. Bununla beraber, önce de belirttiğimiz gibi edebiyat yapıyor olmak bağlamında bütün bir edebiyat birikimiyle ve özelde ise yerli sanat ve düşün çizgisinde yürüdüğümüzü de söyleyebiliriz. Daha doğrusu bu yönde emeklediğimizi, emek verdiğimizi.

İktisadi, siyasi, bilimsel ve sanatsal olarak tıkanan insanın ve insanlığın umut ufkunu bizim geleneğimizde ifadesini bulmuş olan ve bizim de dillendirmeye çalıştığımız zaman aşımına uğramamış yasalar ve doğrular açacaktır. İnsan varlık konumlamasını sahih bir temele dayandırarak yürürse yeryüzü yaşanılası bir yer olacak, sanat ve edebiyatın satır aralarından hiçci ve kötücül bir duman değil, varoluş cümbüşünün soylu hüznü ile yaşama sevincinin tatlı meltemi esecektir.
Türk edebiyatı, Dünya için ve özellikle de Ortadoğu için bir umut


Bir Nokta'nın günümüz Türk edebiyatı ve şiiri karşısındaki tutumu ve tavrı nasıldır? Sizce edebiyat dünyamızın temel meseleleri nelerdir?

Türk edebiyatı ve Türkiye, Dünya için ve özellikle de Ortadoğu için bir umuttur. Biz ve edebiyata emek veren herkes bu umudun parçasıyız. Büyüteç altına aldığımızda çok sayıda sorunu görmek mümkün. Edebiyat tür ve yapı olarak değişime uğramadan yolunu sürdürmelidir. Postmodern bulanıklık edebiyat türlerinin sınırlarını tahrib etme çabasındadır. Bütün sınırları kaldırıp, gerçeği bilinmezcilik'in kafesine tıkayıp, kendi yapma gerçeklerini dayatan yeni dünya düzeninin sanattaki bu saptırıcılığına karşı edebiyatın masum, duru ve ilhama dayalı yapısını korumak gerekiyor. Her insanda tecelli eden hakikat, "mutlak hakikat"in an be an yaratmada oluşunun bir şulesidir. Hakikatin kaynağı, özü, zâten kavranabilir değildir. Kavranabilen kısım ise lutfen idraklere bağışlanmıştır. Edebiyat yapıtı da idrake kapı aralamaya memurdur ve kendi mecraında kendisi olarak yolunu sürdürmeye mecburdur. Şiir ve diğer edebi türler görsel şiir vs. gibi yanılgılardan uzak durmalıdır. Devamında ise sanatçının öz niteliğini arttırması ilham edenle rabıtasını güçlendirmesi ve "asgari velayet" halini benliğinde teşekkül ettirmesi gerekmektedir. Varoluşun mayası olan muhabbet "yaradana yakın" ve "gürbüz sözcükler"le hem sanatçıyı ol'duracak hem de muhatabı olan topluma o muhabbeti taşıyacaktır. Bu temel bilincin oluşması önemlidir. Gerisi peşinden gelecek, üretilen, tüketen bir güve değil çoğaltan bir tohum olacaktır. Edebiyatımız, sahiciliğe yakınlığı oranında yankı bulup yaşayacaktır. İnsan tümüyle yok olmadığı sürece söz de söyleyen de dolayısıyla edebiyat da var olacaktır. Yetkin ve olgun, evrensel çapta yankı uyandıracak yapıtları bilinci ve yüreği bu çapı idrak edenler meydana getireceklerdir. Önemli olan bu düşünsel bilincin oluşmasıdır. Bu bilinç sanatsal verim olarak kendisini gösterecektir. 'Mütebâkisi' hendese ve riyaziye mevzuudur, ki, bu dedikoduyla kim uğraşırsa uğraşsın. "Hakk yerini bulur". Bize düşen emek vermektir -emek bizim asal kavramlarımızdan biridir- ki " İnsan için ancak çalıştığı vardır".


Derginiz hangi boşluğu dolduruyor ve varoluş gerekçeleri nelerdir?

Diğer soruları yanıtlarken bu soru da karşılığını bulmuş oldu. Ayrıca, "yeni bir aydın ahlakı"nı -ki bu BÜYÜK bir boşluktur- ikame etme çabasındayız. İyi ve güzel olan her şeyi kimden zuhur ederse etsin öpüp başımıza koymak, değerlerini takdir etmek, bizden zuhur eden iyi ve güzeli ise iyiliğin ve güzelliğin asıl sahibine iade etmek ilkesini bu ahlakın temel ilkesi olarak söyleyebiliriz. Hazır yeri gelmiş ve ahlaktan söz etmişken "etik" sözcüğünü çöpe atıp ya da kime aitse ona iade edip kurtulalım. Bizim edebiyat dünyasında gördüğümüz ve doldurmaya çalıştığımız asıl boşluk budur. "Doldurmaya çalışmak"ı iddia olarak değil dua olarak görünüz. Dahası Bir Nokta'nın "kendisine tecelli zemini aramadan" ortaya koyduğu uğraş hangi boşluğu doldurduğunu zaman da gösterecektir.

Söyleşi: Selçuk Küpçük


Kaynak: Millî Gazete, 11 Nisan 2009



"Dergâh" dergisi

Mustafa Kutlu yönetiminde istikrarlı bir şekilde yayın hayatına devam eden Dergâh dergisi, 230. sayısında da nitelikli çalışmalara ev sahipliği yapıyor.

İbrahim Tenekeci'nin "Gizli Yazışmalar" başlıklı şiiriyle açılan sayfalar; Ahmet Murat, Ramazan Teknikel, Atakan Özen, Sedat Turan, Fatma Çolak, Mehmet Şahinkoç, Ünsal Ünlü ve Mustafa Köneçoğlu'nun şiirleriyle devam ediyor. Sibel Eraslan ve Kâmil Yeşil, hikâye hanesini dolduran isimler.

Derkenar sütunlarında ise Prof. Dr. Mustafa Kara ve Mustafa Akar var. Sayın Kara, "Alimin ölümü / Alemin ölümü" başlığı altında, Mimar Turgut Cansever'in vefatına iki tarih birden düşüyor. Akar ise Ali Emre'nin son şiir kitabı Onarılmış Yas Bitiği'ni inceliyor. Mehmet Erdoğan, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın eleştirmen yönünü ele aldığı yazılarına bu sayıda da devam ediyor. "Bir hayat tarzı olarak eleştiri" başlığını taşıyan yazısı, Tanpınar hakkında önemli bilgiler veriyor. Erdoğan'ın bu yazıları, pek yayında Dergâh Yayınları tarafından kitaplaştırılacak. Orta Sayfa Sohbeti'nin bu ayki konuğu, ünlü sahaflardan Emin Nedret İşli. Sayın İşli, hem kendi sahaflık macerası, hem de ülkemizde bu mesleğin son durumu hakkında değerli bilgiler veriyor. Hüseyin Vassaf'ın Bir Eski Zaman Efendisi: İbnülemin Mahmud Kemâl kitabı, Prof. Dr. İsmail Kara ve Fatih M. Şeker'in gayretleriyle, geçtiğimiz günlerde Dergâh Yayınları'ndan çıkmıştı. Prof. Dr. Mustafa Kara, vefatının sekseninci yılı dolayısıyla, Hüseyin Vassaf'ın hayatını, eserlerini ve çalışma yöntemini ele alan bir yazı yazdı. Modern Şiirin Kodları ana başlıklı yazılarına devam eden Furkan Çalışkan, bu sayıda Cahit Zarifoğlu'nun "Meç" şiirinden yola çıkarak, "Modern şiirde nesne ve hareket" konusuna değiniyor. Evren Kuçlu da, Hakan Şarkdemir'in Kahramanın Dönüşü kitabına "Türlerin yeni kahramanı" penceresinden bakıyor. Yusuf Turan Günaydın ise İmam-ı Rabbani'nin Necdet Tosun tarafından tercüme edilen üç eserini birden tanıtıyor. Bir diğer kitap tanıtımı da Vefa Taşdelen'e ait. Taşdelen, Muhsin Macit'in Filmin Ağlanacak Yeri adlı deneme kitabına değiniyor.

2009-04-05

Bu kez bir dergi kapağı !

Vedat Günyol o zamanlar Fransızca öğretmenimizdi. Aynı zamanda Yeni Ufuklar dergisinin ‘bu sayıyı hazırlayan'ıydı. Şimdi 167. sayı, Nisan 1966 tarihli derginin sayfalarını karıştırıyorum. Onca zaman geçmiş, ama Yeni Ufuklar'ın 167. sayısı tazeliğini, diriliğini koruyor.

Hayata hazırlanıyorduk; Atatürk Erkek Lisesi onuncu sınıf, sonra lise son; hepimizin özlemleri, hayalleri, ülküleri vardı. Ben, ille yazar olmak istiyordum. Yazar olmak şimdi artık ülkü, özlem olduğu kadar bir ‘karar’dı.

Fakat nasıl yazar olunacağını bilmiyordum. Üç dört tane roman(!) yazmıştım; kimse yayımlamamıştı. Romancı Mozart rolünde ordan oraya savruluyordum. Umutla gittiğim yayınevlerinden gönlü kırık dönüyordum.

Vedat Günyol o zamanlar Fransızca öğretmenimizdi. Her hafta üç gün iki ders saati birlikteydik. Vedat bey, aynı zamanda Yeni Ufuklar dergisinin ‘bu sayıyı hazırlayan’ıydı. Hocamız alçakgönüllülüğünden, ‘genel yayın yönetmeni’ türünden adlandırmalardan uzak durmuştu. Yeni Ufuklar’ı her ay alıp okuyordum.

Şimdi 167. sayı, Nisan 1966 tarihli Yeni Ufuklar’ın sayfalarını karıştırıyorum. 2009 Nisan’ına bir-iki gün kala. Kırk yıldan aşkın. Onca zaman geçmiş, ama Yeni Ufuklar’ın 167. sayısı tazeliğini, diriliğini koruyor.

Bu, ‘aylık sanat, düşünce’ dergisi bir öğretmenin dar olanaklarıyla yayımlanırdı. Tutkun aboneleri olmasa, belki ayakta kalamazdı. O dar olanaklara rağmen, Günyol, her yazıya telif öderdi.

İlk yazı Nermi Uygur’dan, ‘Yokülke’: “Bakıyorum, günümüzde herkes gerçekçi. Alışverişe hazırlanan ev kadını, iş oylumunu genişletmeyi tasarlayan tüccar, okullara yeni bir kılık vermek isteyen eğitim bakanı, komşularla bağlantıların gözden geçirilmesini savunan politikacı, yeni bitirdiği romanı radyo dinleyicilerine sunan yazar, düşünme tutumunu özetleyen filozof -herkes, herkes gerçekçi bugün.”

‘Yokülke’ unutamadığım bir denemedir. Nermi Uygur, herkesin gerçekçi geçinerek, geleceği mutlu kılabilecek düşlerden arınmışlığına... düşsüz insanlara veryansın eder. Kimi satırlarda çok ince bir ironi, kimi satırlarda yazıklanış. Ütopya karşılığı olarak önermiştir yokülkeyi.

10 yıl sonra, Her Gece Bodrum’u yazarken, asla ütopya dememiş, yokülkeyi çok daha şiirsel bularak tercih etmiştim. Nermi Uygur arı Türkçenin ustasıydı. ‘Yokülke’, bence, onun en güzel denemesidir.

‘Yokülke’den sonra Jacques Prevert’in şiiri: ‘Yitirilmiş Zaman’. Nedim Gürsel hatırlıyor mu bilemem, ama o çevirmiş, çiçeği burnunda bir genç yazar adayı. Ve gerçekten özenli bir çeviri.

Ferit Edgü’nün yazısına gelince, olağanüstü önemli. ‘Bir Adım ileri Bir Adım Geri’de, yazarlara yönelik bir dâvadan yola çıkan Ferit Edgü, o günlerin Sovyetler Birliği’ne özgürlük kısıtlayıcı ülke yorumunu getiriyor. Düşünce hayatımız, hele sol kesim göz önünde tutulursa; çok erken ve çok cesur bir teşhis. Son bölümü alıntılamak ihtiyacı içindeyim: “İnanıyorum ki Daniel de, Siniyavaki de, Sibirya’da da olsalar yazmalarına devam edeceklerdir. Ve çok geçmeden onların da, Mandelstamm gibi, Akhmatova gibi, Olyeşa gibi, yazdıklarının kendi ülkelerinde, kendi anadillerinde yayınlandıklarını, alkışlandıklarını göreceğiz.”

Derken şu Anna Ahmatova tespiti: “... onların bugün çektikleri çileyi uzun yıllar, çok daha ağır koşullarda çekmiş, altın yürekli ozan...”

Mehmet Seyda -günümüzde yazık ki çok az anımsanıyor- romanlarının esin kaynaklarını dile getirmiş, Yeni Ufuklar’da. Yıkımlı bir zaman diliminde öldürülecek olan Cavit Orhan Tütengil, Seyda’nın eserindeki ‘büyük aile’ sorunu üzerinde durmuş. Yazınsal verileri gözardı etmeyen, sosyolojik yanı ağır basan bir eleştiri... Toplumbilimcilerin romana, öyküye değer verdikleri günlermiş...

Öne çıkan söyleşi: Mübeccel İzmirli, Yanık Saraylar üzerine, Sevim Burak’la konuşmuş. Konuşmuş dediğime bakmayın; bu söyleşiyi de unutamam. Sevim Burak harikûlâde şeyler söyler orada. Öykülerindeki biçim arayışının sebepleri üzerinde durur. Kafka’ya bağlılığı belirtir, bir yazardan, bir eserden esinlenme meselesine bambaşka yorum getirerek: “... Kafka’yı unutmam, kaybetmem -belki iyice geriye dönmem (kendi uygarlığımı bulmam) düz bir iskemlede oturmam ve hiçbir şey yapmadan günlerce Dolmabahçe Sarayı’na bakmam gerekir.”

Hepsi daha dün gibi !

Selim İleri


Kaynak:
"Radikal" Kitapeki
03/04/2009

"Sincan İstasyonu" dergisi

Nisan 2009, Sayı: 20

İ ç i n d e k i l e r :
Akif Kurtuluş *Hüseyin Ferhad * Ahmet Telli * Sina Akyol * Müjde Bilir * Ali Karagöz * İlyas Tunç * Yaşar Dalgıçoğlu * Tuncer Uçarol * Umut Yaşar Abat * Veysel Çolak * Nikolay Miskiy * Özlem Çiçek * Hüseyin Peker * Yasin Erol * Turan Karataş * Mehmet Akif Gülal * Şahin Taş * Fergun Özelli * Adnan Algın * Abdurrahman Şenel * Bekir Doğanay * Abdülkadir Budak

Şiirin ağzı bozuldu mu? *Kalp: O Küçük oyuncak Tren * Yaşamak yara almaktır * Şiirden, şiir bilgisine * Et ve Kılçık * Ölüler çok yaşasın, ama… * Hikâyeciler bir şehri nasıl anlatır? * Dergiler apar topar * Bir şairin yalın, destansı sesi * Günsüz günlükler * Şiir ve öteki türler * “Oradaydım” * Sen hiç kendin olmadın * Bir gözlem, bir duygu * Doğuştan şair * Eleştirmek mi, pataklamak mı? * Şiir yazan ruh rahat olabailir mi? Dıranas kaç şiirlik şairdi? * Edebiyat dünyasında ne var, ne yok?

İrtibat:
Atatürk Cad. İrem İşhanı No: 2/18
Sincan/Ankara
(0312) 283 82 66
(0536) 462 21 70
P.K.6 Sincan/Ankara

"Türk Dili" dergisi


TÜRK DİLİ

Dil ve Edebiyat Dergisi

Cilt XCVII

Sayı 687 • Mart 2009



Sahibi ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Türk Dil Kurumu adına
Prof. Dr. Şükrü Halûk AKALIN


İçindekiler

Prof. Dr. Şükrü Halûk AKALIN, Türk Dili: Dünya Dili

Yrd. Doç. Dr. Hatice İÇEL, Türkçede Atasözü-Deyim İlişkisi

Nuray UYUMAZ, İnsan (Şiir)

Şakir SUSUZ, Çanakkale'de (Şiir)

Prof. Dr. Hamza ZÜLFİKAR, Dünden Bugüne Türkçe

Yrd. Doç. Dr. Nesîme CEYHAN, Gurbetin Vefaya Muhtaç Hikâyeleri

Erhan BİLGENOĞLU, Köyümün Kadınları (Şiir)

H. Rıdvan ÇONGUR, Aşkın Güzelliğiyle (Şiir)

Yrd. Doç. Dr. Mümtaz SARIÇİÇEK, Gerçekle Mecazın Kesiştiği Noktada Türk Romanında Yolculuk

Ziya AKYÜREK, Şehitlerimize (Şiir)

Salim ÇONOĞLU, Cumhuriyet Dönemi Türk Şiirinde Mavi Hareketi

İslâm Beytullah ERDİ, Bir Demet Gül (Hikâye)

Prof. Dr. Nevzat GÖZAYDIN, Dergi ve Kitap Dünyasından

YİTİRDİKLERİMİZ

Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev'e Bahtiyar Vahapzade'nin Vefatı Üzerine Gönderilen Başsağlığı İletisi

Nail TAN, Şair, Oyun Yazarı ve Bilim Adamı Prof. Dr. Bahtiyar Vahapzade

DEĞERLENDİRMELER

Aziz AYVA, Ahmet Muhip Dıranas Hayatı-Eserleri-Sanatı Üzerine

HABERLER

Ayşe BALCI, Türk Dil Kurumunda Geçen Ay

2009-04-03

"Kuşluk Vakti" dergisi hakkında


Şimdi kuşluk vaktidir.

Kuşluk Vakti dergisi bir yılı geride bıraktı. Okurlar ve yazarlar Kuşluk Vakti'nin bir yılını değerlendirdi.



Gözü Olana Sabah Işımıştır



“Kuşluk Vakti, İmam Ali’nin, ‘gözü olana sabah ışımıştır’ haberinin peşinde bir dergi. Aşina isimlerin aynı iklimde buluştuğu, erdemin, merhametin, adaletin ve zerafetin soluk alıp verdiği bir yer. Efendimiz’in vakti ikindi idi. Ama O, başla sonu bitiştiren bir Sultan’dı. Kuşluk, ikindiye hazırlık, şafağın dinginliği. Atmaca, Durman, Güzel ve daha niceleri, bu sekinetin içinde konuşup durdular. Ne mutlu!”

Sadık Yalsızuçanlar




Her dergi heyecanlandırır beni



Kuşluk Vakti iyi seçilmiş bir isim. Benim de Kuşluk Vaktinde Kuş Olsam adlı bir şiirim var.

Olan güzel bir şeyi güzel bir vakti böyle görünür hale getirmek de güzel tabii.

Böyle şeyleri severim ben. Hele bu bir edebiyat dergisine isim olmuşsa hemen “harika” olmuş derim kendime. Demek bir yıl geçti ha! Farkında değilmişim gibi oldum bir yılın hitama erdiğini duyunca. Dergi de hâlâ elime ulaşmayınca böyle geceye kadar beklemek düştü.

Şüphesiz dergide güzel şiirler- yazılar da okunmuş oldu.

Neticeyi kelam Kuşluk Vakti’ne uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum.

Nurettin Durman




Genç yetenekler için iyi fırsat



Kuşluk Vakti: Derginin sahibi ve yazı işleri müdürü Salih Güzel. Editör: M. Sait Türkoğlu. Dergi Manisa’da çıkıyor. Edebiyat dergisi tarzında. İki yaprak sekiz sayfa. Tabii bur tarz ürün bakımından oldukça yararlı. Mizanpaj ve düzen bakımından kolaylık sağlıyor. Dergiler çoğaldıkça ürünlerini yayımlamakta zorluk çeken, yer bulamayan yeteneklere fırsat doğuyor. Tabiî şunu vurgulamada yarar var. Kuşluk Vakti dergisi gençler ve genç yetenekler için iyi bir fırsattır.

Burada da bir çatı oluşuyor. Sevindirici bir durum. Umarız ki uzun soluklu olur.

Milli Gazete / Ali Haydar haksal



Taşra dergisi imajını yıktı


Manisa'da Salih Güzel'in çabalarıyla güzel bir edebiyat dergisi yayımlanıyor: Kuşluk Vakti. Kuşluk Vakti'nin son dört beş sayısının editörlüğünü Fatma Zehra isimli mütevazi, sessiz ama kabına sığmaz bir enerji ve coşkuyla dolu bir arkadaşımız üstleniyor. Fatma Zehra'nın özenli çabalarıyla dergi, zihnimizdeki "taşra dergisi"ne ilişkin bütün olumsuz mitleri yıkmayı başardı.

Yeni Şafak / Yusuf Kaplan




Her sayı bir öncekinden yetkin




Kuşluk Vakti’ni diğer dergilerden farklı bir periyotla izledim. Adres değişikliğinin bir azizliği olarak dergiler bana iki, üç sayı birlikte geldi. Çünkü dergi eski adresimden iki, üç ay ara ile ulaştırılıyordu bana. Bu sayılar ilginç bir karşılaştırma imkanı da verdi bana. Her sayıyı bir önceki sayısından daha zengin, ürün olarak daha yetkin gördüm. İlk iki sayısı bana acaba üçüncü sayı da çıkacak mı şüphesi verdi. Ürün dağılımı ve ürünlerin dergiye yerleştirimi bende böyle bir duygu uyandırdı. Sonra kendini topladı dergi. Eğer bu derli toplu görünüm olmasaydı ürün akışı oldukça sınırlı olurdu. Bu da dergiyi olumsuz etkilerdi. Şunu söyleyelim artık: Nitelik varsa taşralılık ortadan kalkmıştır. Taşralılık yer ile ilgili değildi zaten; ama taşrada yaşayanlar merkezin estetik seviyesinden geri kaldığı için onlara taşralı deniliyordu. Kuşluk Vakti bu zevksizliğe düşmeden rahatlıkla merkez dergilerinin arasında yer buldu. Jeneriği kaldırın, bu derginin Manisa’da çıktığını kimseye inandıramazsınız. Edebiyat, İkindiyazıları ve Ayane geleneğinin bir devamı olarak görüyorum Kuşluk Vakti’ni. İnşallah uzun ömürlü olur.

Kâmil Yeşil


Kuşluk Vakti'ni sevdim ben



Kuşluk Vakti’ni tam bir yıl önce ve tam da bir kuşluk vaktinde Mustafa Oğuz’un ellerinde gördüğümde çok heyecanlanmıştım. İlk anda bende bırakmış olduğu sıcaklık ve bana vermiş olduğu o heyecan bu güne kadar hep sürdü, hiç eksilmeden! Ve her sayısını öğrencilerimle de paylaştım kimi şiir ve yazıları okuyarak.

Kuşluk Vakti’ni sevdim ben. Bunda 80’li yıllarda Andırın’da merhum Nedim Ali’nin çıkarmış olduğu “İkindi Yazıları”nın da payı vardı belki de! İlk bakışta o dergiyi hatırlatıyordu çünkü bana her defasında elime aldığımda.

İyi şeyler yaptığına inanıyorum ben Kuşluk Vakti’nin, dönüp ardımızda kalan bir yıla baktığımda. Güzel şiirler, öyküler ve denemeler okuduk; birçoğunun tadı hâlâ hafızamdadır. Bosna ile ilgili bir gezi yazısını mesela tadını çıkara çıkara okuduğumu hatırlıyorum şu an.

Bir de şunu söylemem gerekiyor: Yusuf Kaplan’nın “İkinci Yeni” üzerine yapmış olduğu çalışma /değerlendirme çok önemliydi!

Âdem Turan



Sabırsızlıkla bekliyoruz



Bir yıl önce üç beş gönül eri ile yola çıkan kervan yolda çoğalarak gönüller fethetmeye doğru gidiyor. Kuşluk Vakti birbirleriyle gönül komşusu olan şairleri, yazarları birbirlerine biraz daha aynel yakin eyledi. Zaman zaman titiz mizampaj ve yazı şiir seçimlerinde aksaklıkları olsa da özünde güzel işler yaptı. Türkiye de elinize aldığınızda okunup kaldırılacak bir dergi olmayı sürdürüyor. Gönlüm sayfa sayısının ilk çıktığı sayılar gibi 4 ya da 8 sayfa olmasından yana. Yazılara ve şiirlere biraz daha özgürlük verilip itiş-tıkış (bu da girsin, puntosu küçük olsun varsın) düşüncesinden uzak durulması. Herkesin sabırsızlıkla Kuşluk Vaktini beklediğini biliyorum. Selam olsun güzel insanlara...

Tayyib Atmaca




Vakitleri aşan bir dergi



Kuşluk vakti yola çıkan (ki ilk adımı marttır ve mart yılın kuşluk vaktine tekabül eder) Kuşluk Vakti, gündönümüne adım atmış. Ne mutlu… O, artık vakitler üstü bir dergi. Mizanpajından içeriğine, yazı kadrosundan tartıştığı konularla bunu gerçekleştirmiş ve varoluşunu kendi gücüyle sağlamış bir dergi. Bir sofra… Bu sofraya katılımların önümüzdeki yıl da daha da zenginleşerek devam edeceğini düşünüyorum.

Mustafa Oğuz



Kuşluk vakti yola düşenler



İnsanın içinde gizli bir yerlerinde yola çıkma arzusu varsa bunu dizginlemesi zordur. Bu

arzu uygun zamanı bulduğunda gün yüzüne çıkmak ister. İşte "Kuşluk Vakit" dergisi de

bu yürek çırpıntısının bir yanması olarak buluştu okuyucularla. Aslında hiç aramızdan

ayrılmayan ama değişik mekân ve isimlerle yürekleri yoklayan bir ekibin meyvesi bu dergi.

Mustafa Uçurum



İkindiyazıları kadar sevimli



Kuşluk Vakti bilmiyorum size de öyle oluyor mudur, bana İkindiyazıları'nın sevimliliğini hatırlatıyor. Bu çok hoşuma gidiyor.

Kuşluk Vakti'nde çok imza olması böylesi bir derginin ne kadar işlevsel bir dergi olduğunu, 4 sayfada, 8 sayfada bile ne kadar çok şey söylenebilirmiş. Kuşluk Vakti'nden bunu öğreniyoruz. Kuşluk Vakti'nin mimarların Kırkikindi dergisindeki gibi ismini de beğendiğimi söylemek istiyorum.

Yürüyüşleri hep bereketle devam etsin.

Asım Gültekin



Şiiri önemseyen bir dergi



"Kuşluk Vakti" samimi bir dergi… Dergiciliğin zor olduğunu uğraşan herkes bilir. Bu zoru başarma ve ortaya emek ürünü eserler koyma adına takdire şayan bir çalışma temposu söz konusu. Şiiri önemseyen ve diğer edebi türlere bir yazı bahçesi olan yanıyla da ayrıca güzel... Özellikle portre bölümü ilgi çekici ve çok faydalı... Yazarlara ait kitaplık bölümü bir vefa örneği... Sade oluşu iyi... Negatif yönlere gelince: İki yaprak olmasından dolayı yazıların küçük puntolarla çıkması dosya çalışmalarına tam olarak yer verilememesi (2008 Yahya Kemal, Nasrettin Hoca ve A. Haşim’in yıl dönümleriydi), kitap tanıtımları, röportaj eksiklikleri, sinema, sanat ve kitap/yazı eleştirileri… Bu kadar eksik kadı kızında da bulunur gerçi. İdeale ulaşmak adına tavsiye olur belki…

Hasan Çağlayan



Yerelliği çoktan aştı



Kur’an’da ve’l-asr, ve’l leyl, ve’s-subh, ve’d-duha (Asra, geceye, sabaha, kuşluğa yemin olsun) gibi değişik zaman dilimlerine yemin edilerek zaman vurgusu yapılmıştır. Kuşluk Vakti bu vurgudan nasibini almış anlar silsilesidir. Niyazi-i Mısrî’nin “Ne maziyem ne müstakbel, her ânın anesiyim ben.” deyişine benzer ne tamamen geçmişin, ne de büsbütün hayalin peşinde bir yıl geçirdi Kuşluk Vakti. Yitik Düşler’den devraldığı bayrağı vaktin bütününü kuşatarak gönüllere yeni menfezler açma yolunda emin adımlarla yürüdü. Salih Güzel’in özel çabası, Fatma Zehra’nın bütün mesaisini dergiye vermesi, Mustafa Oğuz’un Kuşluk Vakti ile yatıp kalkması, üslup sahibi Şemsettin Yapar, Sait Türkoğlu, Nihat Dağlı, Mehmet Aycı gibi kalemlerin dergide yazması, üstüne üstlük Münire Daniş, Cihan Aktaş ve de Yusuf Kaplan hocanın katkıları Kuşluk Vakti’ni çoktan yerel olmaktan öteye taşımıştır. Her sayının bir öncekini de içine alarak helezonlar halinde büyümeye devam edeceğine inancım tamdır. Bir temenni ile bitirelim: Vakitlerin Mehlika Sultan’ı, yolun ve bahtın açık olsun.

Melek Altun



Gençlerle ustalar bir arada



Genç kalemleri usta kalemlerle buluşturuyor olması bile, Kuşluk Vakti’ne önem vermemiz için yeterli. Kaldı ki, yayımlanan çalışmaların büyük bir titizlikle elden geçtiğini, derginin sayfalarını aralayınca hemen görebiliyoruz; sağlam metinler, damardan kelimeler, coşkulu dizeler… 1 yıl boyunca Kuşluk Vakti’nin arşivlerimizde yer alması, okuyucusuna duyduğu saygının küçük bir karşılığı olsa gerek.

Bir de söylemeden geçemeyeceğim; Kuşluk Vakti’nin mutlaka takip ettiğim bir bölümü var: Künye! Evet, Künye’deki ‘adres’i düzenli olarak okuyorum. Manisa… Ege… Okuyucusuna taşra sıcaklığını hissettiren Kuşluk Vakti’nin, memleketimin oralardan bana seslendiğini de duyuyorum mütemadiyen. Bu bana nefes aldırıyor.

Ümmühan Atak



Su tadında bir dergi



Vaktin en mutena tarafını ‘isim’ hanesine nakşeden bir mütevazı mekteptir ‘Kuşluk Vakti’. Az ve öz yoğunluğu ve taşra samimiyeti, yüzünden okunan bir dergi…

Bir yaşını geride bırakmış olmasıyla da, rüştünü ispatlamış bir dergi. Yazı evindeki seçkin konuklarıyla okuyucusuna sıcak selamlar yollamaktadır. Yürüyüşünü sürdürme azmindedir.

İddiasız üslubu, zarif tasarımı ve alçak gönüllü yazarlarıyla kısa sürede güzel bir ‘vaktin’ içinde buldu kendisini. Birikimin ve hayatın izlerini taşıyor Kuşluk Vakti. Sayfalarını karıştırdığınızda muhabbet ve sevgi bulacaksınız.

‘Güzel ’ bir adamın solmayan ve yaşlandıkça gençleşen iç devinimlerini gizleyemeyen bir ‘kalem’in, uzun bir aradan sonra hasretini dindirme girişimi olarak da ifade edilebilir mi bilemiyorum!

‘Gizli mutluluğu’ sadeliğinde gizli bir dergi…

‘Dünyanın nimetlerini kelimelerde, kelimeleri sayfalarında ve satırlarında saklı’ bir dergi…

Her bir ürününde ayrı bir renk, koku ve hava var. Zaten bu çok seslilik değil midir dergileri diğer arkadaşlarından ayıran… Yürekten bir temennim var: Çok uzun yaşa ey zamanın altın dilimi; Kuşluk Vakti…

M. Zahir Ertekin



Bereket getiren dergi



Zamanlar içinde belki de bereketi üzerinde taşıyan ikinci bir an yoktur. Kısa bir gün içinde yani. Kuşluk vakti, vaktin en bereketli ânı… Efendiler efendisi onun için ayrı bir önem vermiş bu vakte.

Kuşluk Vakti dergisi de öyle oldu. Edebiyat dergileri içinde yazılarının bereketiyle, yazarlarının güzelliğiyle, şeklinin özgünlüğüyle ayrı bir öneme sahip oldu.

Okumaya, yazmaya daha da önemlisi yeni ve genç kalemlere fırsatlar sunmaya talip birkaç güzel insanın himmetiyle var olmak yolunu seçti. Ne herhangi bir şirketin ne herhangi bir grubun inhisarına girmeyi seçti. Tekil olmayı seçti, ancak ortaya koyduklarıyla çoğul olmayı bildi.

Bereketli bir dergi demiştim… Evet, bereketi devam ediyor. İlk yılını devirdi devirecek. Daha nice bereketli Kuşluk Vakti demlerine…

Aşk olsun efendim, aşk olsun!

Yılmaz Yılmaz



Karanlıktan aydınlığa geçiş vakti



Gece nöbetinin gündüze devrettiği vakit, kuşlar yuvalarından çıkıp tabiata gülümsediği vakit, uzak diyarlardan sesi gelir bülbülün. Bir güle nağme yakarken bülbül, kuşluk vaktinde sesi duyulur bir gün… Bir bülbül gibi sesini uzak diyarlardan, tüm Türkiye’ye duyuran dergilerden biri de Kuşluk Vakti… “Gece ve gündüz… Birisi siyah birisi beyaz… Karanlıktan aydınlığa geçişin vaktidir kuşluk vakti…”

Manisa’da çıkan, Sahibi ve Yazı İşleri Sorumlusu Salih Güzel olan derginin editörlüğünü ise Fatma Zehra yapmakta…

Henüz yavru bir kuş olmasına rağmen getirdiği sesle birçok kesmin fikrini ve hissini okşayan Kuşluk Vakti, daha şimdiden birbirinden kaliteli sayılara imza atmış. Derginin bilhassa 6, 7 ve 8. sayılarında yer alan İkinci Yeni yazıları büyük bir ilgiyle okunup tartışıldı. Medeniyet, Şiir ve Modern Türk Şiiri’nin yeniden ele alındığı bu sayılar; deneme, şiir, günlük, söyleşi, hikâye ve tanıtım yazıları ile süslenerek alıcısına sunulmuş.

Kuşluk Vakti’ne bu uzun ve çileli yolda sabır ve başarı dilekleri ile…

Sanat alemi / Senem Gezeroğlu



Taşra, sıkıntısını edebiyatla atıyor



Kuşluk Vakti dergisi Manisa’dan merhaba diyor edebiyatseverlere. ‘Her üç kişiden beşinin şair olduğu ülkemizde’ diye başlayan cümlelere inat, edebiyatın bir kapısını daha açıyor. O kapıdan bir kuşluk vakti girecek ve yıllar sonra şair yazar sıfatıyla ‘ilk yazım / şiirim, Manisa’da çıkan bir yerel dergide yayınlandı’ cümlesini söyletebilmek için gençleri sayfalarına çağırıyor. Onlara gelin birlikte bir mektep kuralım, o mektebin sıralarında şiir, hikâye, deneme soluklayalım, mesajını veriyor.

Kuşluk Vakti dergisi bir edebiyat ve şiir seçkisi. Sekiz sayfalık büyük boy, sarı kâğıda basılmış bir dergi. Ama siz bakmayın sekiz sayfa olduğuna. Okuyucusunun bir edebiyat dergisinden beklentilerini karşılayacak yoğunlukta.

Her iki sayıda da edebiyat dergisi çeşitliliği sağlanmış. Şiirler, hikâyeler, denemeler, tanıtım yazıları, söyleşiler ve günlüklere yer verilmiş. İki sayılık performans, Kuşluk Vakti’nin uzun soluklu bir edebiyatın çekirdeğini bünyesinde taşıdığını gösteriyor. Ayrıca taşra dergisi kavramını aşıp bütün Türkiye’deki edebiyatseverlere seslenmeye de aday. Çünkü Türkiye’nin, İstanbul, İzmir dahil, farklı yerlerinde yaşayan editörler, kendi birikimlerini ve çevrelerini dergiye ilerleyen sayılarda yansıtacak gibi görünüyor.

Kuşluk Vakti’nin belirgin özelliği genç kalemlerle tecrübeli isimlerin bir arada olduğu bir dergi olması... Edebiyat dünyasında isim ve eser sahibi M. Said Türkoğlu, Müştehir Karakaya, Mustafa Oğuz, Âdem Turan, Melek Altun, Şemsettin Yapar gibi isimlerin yanında, Enes Akdağ ve Emine Şeyma Kutluk gibi henüz lise öğrencisi olan imzalar da kendine yer bulmuş Kuşluk Vakti’nde. Adnan Yayık, Salih Güzel gibi, yıllar önce yayınladıkları şiirlerde yetenek uçlarını göstermiş isimler de tekrar karşımıza bu dergide çıkıyor.

Musa Güner / Zaman gazetesi, Gençlik eki, 13 Nisan 2008

"Kuşluk Vakti" dergisi hakkında

Şimdi kuşluk vaktidir.

Kuşluk Vakti dergisi bir yılı geride bıraktı. Okurlar ve yazarlar Kuþluk Vaktinin bir yılını deðerlendirdi.



Gözü Olana Sabah Işımıştır



“Kuşluk Vakti, İmam Ali’nin, ‘gözü olana sabah ışımıştır’ haberinin peşinde bir dergi. Aşina isimlerin aynı iklimde buluştuğu, erdemin, merhametin, adaletin ve zerafetin soluk alıp verdiği bir yer. Efendimiz’in vakti ikindi idi. Ama O, başla sonu bitiştiren bir Sultan’dı. Kuşluk, ikindiye hazırlık, şafağın dinginliği. Atmaca, Durman, Güzel ve daha niceleri, bu sekinetin içinde konuşup durdular. Ne mutlu!”

Sadık Yalsızuçanlar




Her dergi heyecanlandırır beni



Kuşluk Vakti iyi seçilmiş bir isim. Benim de Kuşluk Vaktinde Kuş Olsam adlı bir şiirim var.

Olan güzel bir şeyi güzel bir vakti böyle görünür hale getirmek de güzel tabii.

Böyle şeyleri severim ben. Hele bu bir edebiyat dergisine isim olmuşsa hemen “harika” olmuş derim kendime. Demek bir yıl geçti ha! Farkında değilmişim gibi oldum bir yılın hitama erdiğini duyunca. Dergi de hâlâ elime ulaşmayınca böyle geceye kadar beklemek düştü.

Şüphesiz dergide güzel şiirler- yazılar da okunmuş oldu.

Neticeyi kelam Kuşluk Vakti’ne uzun ve sağlıklı bir ömür diliyorum.

Nurettin Durman




Genç yetenekler için iyi fırsat



Kuşluk Vakti: Derginin sahibi ve yazı işleri müdürü Salih Güzel. Editör: M. Sait Türkoğlu. Dergi Manisa’da çıkıyor. Edebiyat dergisi tarzında. İki yaprak sekiz sayfa. Tabii bur tarz ürün bakımından oldukça yararlı. Mizanpaj ve düzen bakımından kolaylık sağlıyor. Dergiler çoğaldıkça ürünlerini yayımlamakta zorluk çeken, yer bulamayan yeteneklere fırsat doğuyor. Tabiî şunu vurgulamada yarar var. Kuşluk Vakti dergisi gençler ve genç yetenekler için iyi bir fırsattır.

Burada da bir çatı oluşuyor. Sevindirici bir durum. Umarız ki uzun soluklu olur.

Milli Gazete / Ali Haydar haksal



Taşra dergisi imajını yıktı



Manisa'da Salih Güzel'in çabalarıyla güzel bir edebiyat dergisi yayımlanıyor: Kuşluk Vakti. Kuşluk Vakti'nin son dört beş sayısının editörlüğünü Fatma Zehra isimli mütevazi, sessiz ama kabına sığmaz bir enerji ve coşkuyla dolu bir arkadaşımız üstleniyor. Fatma Zehra'nın özenli çabalarıyla dergi, zihnimizdeki "taşra dergisi"ne ilişkin bütün olumsuz mitleri yıkmayı başardı.

Yeni Şafak / Yusuf Kaplan




Her sayı bir öncekinden yetkin




Kuşluk Vakti’ni diğer dergilerden farklı bir periyotla izledim. Adres değişikliğinin bir azizliği olarak dergiler bana iki, üç sayı birlikte geldi. Çünkü dergi eski adresimden iki, üç ay ara ile ulaştırılıyordu bana. Bu sayılar ilginç bir karşılaştırma imkanı da verdi bana. Her sayıyı bir önceki sayısından daha zengin, ürün olarak daha yetkin gördüm. İlk iki sayısı bana acaba üçüncü sayı da çıkacak mı şüphesi verdi. Ürün dağılımı ve ürünlerin dergiye yerleştirimi bende böyle bir duygu uyandırdı. Sonra kendini topladı dergi. Eğer bu derli toplu görünüm olmasaydı ürün akışı oldukça sınırlı olurdu. Bu da dergiyi olumsuz etkilerdi. Şunu söyleyelim artık: Nitelik varsa taşralılık ortadan kalkmıştır. Taşralılık yer ile ilgili değildi zaten; ama taşrada yaşayanlar merkezin estetik seviyesinden geri kaldığı için onlara taşralı deniliyordu. Kuşluk Vakti bu zevksizliğe düşmeden rahatlıkla merkez dergilerinin arasında yer buldu. Jeneriği kaldırın, bu derginin Manisa’da çıktığını kimseye inandıramazsınız. Edebiyat, İkindiyazıları ve Ayane geleneğinin bir devamı olarak görüyorum Kuşluk Vakti’ni. İnşallah uzun ömürlü olur.

Kâmil Yeşil



Kuşluk Vaktini sevdim ben



Kuşluk Vakti’ni tam bir yıl önce ve tam da bir kuşluk vaktinde Mustafa Oğuz’un ellerinde gördüğümde çok heyecanlanmıştım. İlk anda bende bırakmış olduğu sıcaklık ve bana vermiş olduğu o heyecan bu güne kadar hep sürdü, hiç eksilmeden! Ve her sayısını öğrencilerimle de paylaştım kimi şiir ve yazıları okuyarak.

Kuşluk Vakti’ni sevdim ben. Bunda 80’li yıllarda Andırın’da merhum Nedim Ali’nin çıkarmış olduğu “İkindi Yazıları”nın da payı vardı belki de! İlk bakışta o dergiyi hatırlatıyordu çünkü bana her defasında elime aldığımda.

İyi şeyler yaptığına inanıyorum ben Kuşluk Vakti’nin, dönüp ardımızda kalan bir yıla baktığımda. Güzel şiirler, öyküler ve denemeler okuduk; birçoğunun tadı hâlâ hafızamdadır. Bosna ile ilgili bir gezi yazısını mesela tadını çıkara çıkara okuduğumu hatırlıyorum şu an.

Bir de şunu söylemem gerekiyor: Yusuf Kaplan’nın “İkinci Yeni” üzerine yapmış olduğu çalışma /değerlendirme çok önemliydi!

Âdem Turan



Sabırsızlıkla bekliyoruz



Bir yıl önce üç beş gönül eri ile yola çıkan kervan yolda çoğalarak gönüller fethetmeye doğru gidiyor. Kuşluk Vakti birbirleriyle gönül komşusu olan şairleri, yazarları birbirlerine biraz daha aynel yakin eyledi. Zaman zaman titiz mizampaj ve yazı şiir seçimlerinde aksaklıkları olsa da özünde güzel işler yaptı. Türkiye de elinize aldığınızda okunup kaldırılacak bir dergi olmayı sürdürüyor. Gönlüm sayfa sayısının ilk çıktığı sayılar gibi 4 ya da 8 sayfa olmasından yana. Yazılara ve şiirlere biraz daha özgürlük verilip itiş-tıkış (bu da girsin, puntosu küçük olsun varsın) düşüncesinden uzak durulması. Herkesin sabırsızlıkla Kuşluk Vaktini beklediğini biliyorum. Selam olsun güzel insanlara...

Tayyib Atmaca




Vakitleri aşan bir dergi



Kuşluk vakti yola çıkan (ki ilk adımı marttır ve mart yılın kuşluk vaktine tekabül eder) Kuşluk Vakti, gündönümüne adım atmış. Ne mutlu… O, artık vakitler üstü bir dergi. Mizanpajından içeriğine, yazı kadrosundan tartıştığı konularla bunu gerçekleştirmiş ve varoluşunu kendi gücüyle sağlamış bir dergi. Bir sofra… Bu sofraya katılımların önümüzdeki yıl da daha da zenginleşerek devam edeceğini düşünüyorum.

Mustafa Oğuz



Kuşluk vakti yola düşenler



İnsanın içinde gizli bir yerlerinde yola çıkma arzusu varsa bunu dizginlemesi zordur. Bu

arzu uygun zamanı bulduğunda gün yüzüne çıkmak ister. İşte "Kuşluk Vakit" dergisi de

bu yürek çırpıntısının bir yanması olarak buluştu okuyucularla. Aslında hiç aramızdan

ayrılmayan ama değişik mekân ve isimlerle yürekleri yoklayan bir ekibin meyvesi bu dergi.

Mustafa Uçurum



İkindiyazıları kadar sevimli



Kuşluk Vakti bilmiyorum size de öyle oluyor mudur, bana İkindiyazıları'nın sevimliliğini hatırlatıyor. Bu çok hoşuma gidiyor.

Kuşluk Vakti'nde çok imza olması böylesi bir derginin ne kadar işlevsel bir dergi olduğunu, 4 sayfada, 8 sayfada bile ne kadar çok şey söylenebilirmiş. Kuşluk Vakti'nden bunu öğreniyoruz. Kuşluk Vakti'nin mimarların Kırkikindi dergisindeki gibi ismini de beğendiğimi söylemek istiyorum.

Yürüyüşleri hep bereketle devam etsin.

Asım Gültekin



Şiiri önemseyen bir dergi



"Kuşluk Vakti" samimi bir dergi… Dergiciliğin zor olduğunu uğraşan herkes bilir. Bu zoru başarma ve ortaya emek ürünü eserler koyma adına takdire şayan bir çalışma temposu söz konusu. Şiiri önemseyen ve diğer edebi türlere bir yazı bahçesi olan yanıyla da ayrıca güzel... Özellikle portre bölümü ilgi çekici ve çok faydalı... Yazarlara ait kitaplık bölümü bir vefa örneği... Sade oluşu iyi... Negatif yönlere gelince: İki yaprak olmasından dolayı yazıların küçük puntolarla çıkması dosya çalışmalarına tam olarak yer verilememesi (2008 Yahya Kemal, Nasrettin Hoca ve A. Haşim’in yıl dönümleriydi), kitap tanıtımları, röportaj eksiklikleri, sinema, sanat ve kitap/yazı eleştirileri… Bu kadar eksik kadı kızında da bulunur gerçi. İdeale ulaşmak adına tavsiye olur belki…

Hasan Çağlayan



Yerelliği çoktan aştı



Kur’an’da ve’l-asr, ve’l leyl, ve’s-subh, ve’d-duha (Asra, geceye, sabaha, kuşluğa yemin olsun) gibi değişik zaman dilimlerine yemin edilerek zaman vurgusu yapılmıştır. Kuşluk Vakti bu vurgudan nasibini almış anlar silsilesidir. Niyazi-i Mısrî’nin “Ne maziyem ne müstakbel, her ânın anesiyim ben.” deyişine benzer ne tamamen geçmişin, ne de büsbütün hayalin peşinde bir yıl geçirdi Kuşluk Vakti. Yitik Düşler’den devraldığı bayrağı vaktin bütününü kuşatarak gönüllere yeni menfezler açma yolunda emin adımlarla yürüdü. Salih Güzel’in özel çabası, Fatma Zehra’nın bütün mesaisini dergiye vermesi, Mustafa Oğuz’un Kuşluk Vakti ile yatıp kalkması, üslup sahibi Şemsettin Yapar, Sait Türkoğlu, Nihat Dağlı, Mehmet Aycı gibi kalemlerin dergide yazması, üstüne üstlük Münire Daniş, Cihan Aktaş ve de Yusuf Kaplan hocanın katkıları Kuşluk Vakti’ni çoktan yerel olmaktan öteye taşımıştır. Her sayının bir öncekini de içine alarak helezonlar halinde büyümeye devam edeceğine inancım tamdır. Bir temenni ile bitirelim: Vakitlerin Mehlika Sultan’ı, yolun ve bahtın açık olsun.

Melek Altun



Gençlerle ustalar bir arada



Genç kalemleri usta kalemlerle buluşturuyor olması bile, Kuşluk Vakti’ne önem vermemiz için yeterli. Kaldı ki, yayımlanan çalışmaların büyük bir titizlikle elden geçtiğini, derginin sayfalarını aralayınca hemen görebiliyoruz; sağlam metinler, damardan kelimeler, coşkulu dizeler… 1 yıl boyunca Kuşluk Vakti’nin arşivlerimizde yer alması, okuyucusuna duyduğu saygının küçük bir karşılığı olsa gerek.

Bir de söylemeden geçemeyeceğim; Kuşluk Vakti’nin mutlaka takip ettiğim bir bölümü var: Künye! Evet, Künye’deki ‘adres’i düzenli olarak okuyorum. Manisa… Ege… Okuyucusuna taşra sıcaklığını hissettiren Kuşluk Vakti’nin, memleketimin oralardan bana seslendiğini de duyuyorum mütemadiyen. Bu bana nefes aldırıyor.

Ümmühan Atak



Su tadında bir dergi



Vaktin en mutena tarafını ‘isim’ hanesine nakşeden bir mütevazı mekteptir ‘Kuşluk Vakti’. Az ve öz yoğunluğu ve taşra samimiyeti, yüzünden okunan bir dergi…

Bir yaşını geride bırakmış olmasıyla da, rüştünü ispatlamış bir dergi. Yazı evindeki seçkin konuklarıyla okuyucusuna sıcak selamlar yollamaktadır. Yürüyüşünü sürdürme azmindedir.

İddiasız üslubu, zarif tasarımı ve alçak gönüllü yazarlarıyla kısa sürede güzel bir ‘vaktin’ içinde buldu kendisini. Birikimin ve hayatın izlerini taşıyor Kuşluk Vakti. Sayfalarını karıştırdığınızda muhabbet ve sevgi bulacaksınız.

‘Güzel ’ bir adamın solmayan ve yaşlandıkça gençleşen iç devinimlerini gizleyemeyen bir ‘kalem’in, uzun bir aradan sonra hasretini dindirme girişimi olarak da ifade edilebilir mi bilemiyorum!

‘Gizli mutluluğu’ sadeliğinde gizli bir dergi…

‘Dünyanın nimetlerini kelimelerde, kelimeleri sayfalarında ve satırlarında saklı’ bir dergi…

Her bir ürününde ayrı bir renk, koku ve hava var. Zaten bu çok seslilik değil midir dergileri diğer arkadaşlarından ayıran… Yürekten bir temennim var: Çok uzun yaşa ey zamanın altın dilimi; Kuşluk Vakti…

M. Zahir Ertekin



Bereket getiren dergi



Zamanlar içinde belki de bereketi üzerinde taşıyan ikinci bir an yoktur. Kısa bir gün içinde yani. Kuşluk vakti, vaktin en bereketli ânı… Efendiler efendisi onun için ayrı bir önem vermiş bu vakte.

Kuşluk Vakti dergisi de öyle oldu. Edebiyat dergileri içinde yazılarının bereketiyle, yazarlarının güzelliğiyle, şeklinin özgünlüğüyle ayrı bir öneme sahip oldu.

Okumaya, yazmaya daha da önemlisi yeni ve genç kalemlere fırsatlar sunmaya talip birkaç güzel insanın himmetiyle var olmak yolunu seçti. Ne herhangi bir şirketin ne herhangi bir grubun inhisarına girmeyi seçti. Tekil olmayı seçti, ancak ortaya koyduklarıyla çoğul olmayı bildi.

Bereketli bir dergi demiştim… Evet, bereketi devam ediyor. İlk yılını devirdi devirecek. Daha nice bereketli Kuşluk Vakti demlerine…

Aşk olsun efendim, aşk olsun!

Yılmaz Yılmaz



Karanlıktan aydınlığa geçiş vakti



Gece nöbetinin gündüze devrettiği vakit, kuşlar yuvalarından çıkıp tabiata gülümsediği vakit, uzak diyarlardan sesi gelir bülbülün. Bir güle nağme yakarken bülbül, kuşluk vaktinde sesi duyulur bir gün… Bir bülbül gibi sesini uzak diyarlardan, tüm Türkiye’ye duyuran dergilerden biri de Kuşluk Vakti… “Gece ve gündüz… Birisi siyah birisi beyaz… Karanlıktan aydınlığa geçişin vaktidir kuşluk vakti…”

Manisa’da çıkan, Sahibi ve Yazı İşleri Sorumlusu Salih Güzel olan derginin editörlüğünü ise Fatma Zehra yapmakta…

Henüz yavru bir kuş olmasına rağmen getirdiği sesle birçok kesmin fikrini ve hissini okşayan Kuşluk Vakti, daha şimdiden birbirinden kaliteli sayılara imza atmış. Derginin bilhassa 6, 7 ve 8. sayılarında yer alan İkinci Yeni yazıları büyük bir ilgiyle okunup tartışıldı. Medeniyet, Şiir ve Modern Türk Şiiri’nin yeniden ele alındığı bu sayılar; deneme, şiir, günlük, söyleşi, hikâye ve tanıtım yazıları ile süslenerek alıcısına sunulmuş.

Kuşluk Vakti’ne bu uzun ve çileli yolda sabır ve başarı dilekleri ile…

Sanat alemi / Sinem Gezeroğlu



Taşra sıkıntısını edebiyatla atıyor



Kuşluk Vakti dergisi Manisa’dan merhaba diyor edebiyatseverlere. ‘Her üç kişiden beşinin şair olduğu ülkemizde’ diye başlayan cümlelere inat, edebiyatın bir kapısını daha açıyor. O kapıdan bir kuşluk vakti girecek ve yıllar sonra şair yazar sıfatıyla ‘ilk yazım / şiirim, Manisa’da çıkan bir yerel dergide yayınlandı’ cümlesini söyletebilmek için gençleri sayfalarına çağırıyor. Onlara gelin birlikte bir mektep kuralım, o mektebin sıralarında şiir, hikâye, deneme soluklayalım, mesajını veriyor.

Kuşluk Vakti dergisi bir edebiyat ve şiir seçkisi. Sekiz sayfalık büyük boy, sarı kâğıda basılmış bir dergi. Ama siz bakmayın sekiz sayfa olduğuna. Okuyucusunun bir edebiyat dergisinden beklentilerini karşılayacak yoğunlukta.

Her iki sayıda da edebiyat dergisi çeşitliliği sağlanmış. Şiirler, hikâyeler, denemeler, tanıtım yazıları, söyleşiler ve günlüklere yer verilmiş. İki sayılık performans, Kuşluk Vakti’nin uzun soluklu bir edebiyatın çekirdeğini bünyesinde taşıdığını gösteriyor. Ayrıca taşra dergisi kavramını aşıp bütün Türkiye’deki edebiyatseverlere seslenmeye de aday. Çünkü Türkiye’nin, İstanbul, İzmir dahil, farklı yerlerinde yaşayan editörler, kendi birikimlerini ve çevrelerini dergiye ilerleyen sayılarda yansıtacak gibi görünüyor.

Kuşluk Vakti’nin belirgin özelliği genç kalemlerle tecrübeli isimlerin bir arada olduğu bir dergi olması... Edebiyat dünyasında isim ve eser sahibi M. Said Türkoğlu, Müştehir Karakaya, Mustafa Oğuz, Âdem Turan, Melek Altun, Şemsettin Yapar gibi isimlerin yanında, Enes Akdağ ve Emine Şeyma Kutluk gibi henüz lise öğrencisi olan imzalar da kendine yer bulmuş Kuşluk Vakti’nde. Adnan Yayık, Salih Güzel gibi, yıllar önce yayınladıkları şiirlerde yetenek uçlarını göstermiş isimler de tekrar karşımıza bu dergide çıkıyor.

Musa Güner / Zaman gazetesi, Gençlik eki, 13 Nisan 2008

2009-04-02

"Yüzakı" Dergisi


YÜZAKI DERGİSİ
NİSAN 2009 - 50. SAYI


O’na medyûnuz. O, Kâinâtın Fahr-i Ebedîsi -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e...
Varlığımızı borçluyuz O’na;
O güzellik şâhikası doğsun diye var oldu cihan...
Çünkü Rabbimiz, O’na; «Habîbim» dedi.
Dînimizi, ahlâkımızı, edebimizi medyûnuz O’na;
En yüce ahlâk üzere, güzel ahlâkı tamamlamak için geldi...
Vefâ borcumuz var O’na;
Bizim için, ümmeti için çarpan kalbi, Sûr’a kadar bizim için istiğfar hâlinde olacağı ve kabulü kesin olan tek duâ hakkını bize şefâate sakladığı için...
Salevatlar borçluyuz O’na;
O’na vefâ duymayan yürek ne kadar hissiz... O’na salât etmeyen dil ne kadar cimri!..
Ellinci sayımızı idrak ettiğimiz bu Nisan’da da, mü’min gönüllerin dâimî gündemi olan Hazret-i Muhammed Mustafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem- dosya konumuz. O’nun felâha rehber sünneti, her asra model sîreti, bakırı altın eden sohbeti ve O’na ümmetinin hürmeti mevzumuz;
“Rabbim O’na; «Habîbim» dedi”, vurgusu etrafında...
Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali EŞMELİ; Yûnus Emre’den Fuzûlî’ye, Şeyh G?lib’den Nâbî’ye Peygamber âşıklarından misallerle ve Seyrî’nin terennümleriyle Allâh’ın; «Habîbim» dediği Peygamber Efendimiz’e aşkın edebini kaleme aldı.

Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali AKYÜZ Beyefendi ile Kitap ve Sünnet’in iç içeliği, salevat getirmenin derin mânâsı, Sünnet’e yan ve uzak bakışların aslında ne anlama geldiği gibi mevzular çerçevesinde bir hasbihâl gerçekleştirdik.

Dosyamızda; cevâmiu’l-kelim hususiyeti taşıyan hadisler ve manzum hadis geleneği, Efendimiz’den önce ve sonra Arap Yarımadası’nın siyasî ve içtimaî durumu, Son Peygamber’in Kur’ân-ı Kerim’de sayılan beş hususiyeti, Allah Rasûlü’nün «muhabbetullâh»ı ifade tarzındaki incelik ve içli na’tleriyle Yaman Dede üzerine bir inceleme yer alıyor.

Muhterem Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendi, «Allah Rasûlü’nün Terbiyesinde Asr-ı Saâdet Toplumu» başlıklı yazılarında, sahâbenin Efendimiz’in sohbetiyle gerçekleştirdiği dev inkişâfı ve O’na muhabbet ve sadâkatlerini kaleme aldılar.

Yard. Doç. Dr. Emin IŞIK, Mevlânâ’dan bir işârî tefsir ile; Prof. Dr. Nihat ÖZTOPRAK Mehmed Âkif’e dair nüktelerle, Ayla AĞABEGÜM geçen ay kaybettiğimiz Turgut CANSEVER’i yâd ettiği mimarîmiz üzerine bir makale ile dergimizde.

Tarih bölümümüzde Bîrûnî, İbn-i Battuta, Mimar Sinan, Muallim Cevdet gibi ilim ve kültür dünyamızın dâhî şahsiyetleriyle karşılaşacaksınız.

Ve şiirler...
O’na vefâ borcumuzu ödemenin en büyük şartı salevatlar ise, sözün sihrini yakalayan şairler için de O’nu anlatmak, O’nu tanıtmak... O’nu terennüm etmek, O’na muhabbetli, yanık arzıhâllerle hitap edebilmek yüz akı bir şiirde yegâne hedef... O’nu anlatmak şaire şeref, kaleme şeref, şiire şeref...
Ellinci sayımızda da bu hedefin peşindeyiz, bu şerefe nâil olmak niyazıyla...
Yüzakıyla...

İrtibat:
Yüzakı Dergisi PK 11 Üsküdar / İSTANBUL
Toygar Hamza Mah. Hacı Mutlu Sok. No: 7 K: 3 34672 Üsküdar/İSTANBUL
0 216 532 44 44
0 533 200 41 78
Faks: 0 216 532 44 46
abone@yuzaki.com
www.yuzaki.com

2009-04-01

"Türk Edebiyatı" dergisinde Turgut Cansever

Sevgili Türk Edebiyatı okuyucuları,

Büyük mimar ve düşünce adamı Turgut Cansever’i 22 Şubat Pazar günü kaybettik ve ertesi gün Fatih Camii’nde cenaze namazını kıldıktan sonra Edirnekapı’da toprağa verdik. Kendisini son olarak Kurban Bayramı’nın üçüncü günü evinde ziyaret etmiştim; bir daha kalkmamak üzere yatağa mahkûm olmuştu ve ilaç verilerek sürekli uyutuluyordu. Bir ara uyandığında yanına geçtim; tanımıştı beni, duyulur duyulmaz bir sesle, “Sizinle buluşup konuşacaktık, yapacak çok işlerimiz vardı!” dedi. Belli ki zihni hâlâ aynı berraklıkta çalışıyor ve hayatını adadığı meseleler üzerinde kafa yormaya devam ediyordu.

Kaybettiğimiz, sadece büyük bir mimar, şehirci ve düşünce adamı değil, doğru bildiği yolda kavgasına tek başına devam edecek cesarete sahip, yaptığı işi ciddiye alan ve başladığı her işi aynı titizlik ve ciddiyetle bitirmek isteyen bir karakter âbidesiydi. Sıradanlığa tahammülü yoktu. Her şart ve ortamda düşüncelerini büyük bir cesaret ve kararlılıkla savunurdu. Çok yönlü bir sanatkârdı; gençliğinde resim yapmış, ney üflemişti. İkisinde de çok başarılı olduğuna, kendisini o yıllarda tanıyanlar şahitlik ediyor. Sanat tarihi doktorası yapmış belki de ilk ve tek mimardı. Tasavvuf ve felsefeyle ilgilenir, sürekli okurdu. Onun mimarlığı, mimarlığı çok aşar ve üzerinde yıllarca düşünülmüş bir felsefeye dayanırdı.

Cansever Hoca, kaynağını çok aradığı bir hadis-i şerife dayanarak sanatın asıl vazifesinin dünyayı güzelleştirmek olduğunu söyler, estetiğini ve mimari felsefesini bu görüşe dayandırırdı. İçinde mutlu bir hayat sürebileceğimiz güzel dünyanın, avutucu eğlencelerle değil, şehirleri ve konutları insanın “eşref-i mahlûkat” olduğu göz önüne alınarak yeniden inşa etmek suretiyle kurulabileceğine inanmıştı. Konutun insanları sadece yağmur ve soğuktan koruyan barınaklar olarak görüldüğü, insanın güzel bir dünyada yaşama ve çevresinin oluşmasına katılma hakkı ve sorumluluğu kabul edilmediği sürece, asıl mânâsında beşerî ve güzel bir çevre meydana getirmek mümkün değildi.

Teknokratlar, insanın karar verme ve seçme haklarını bir kenara iterek her şeyi çözeceğine inandıkları makinelerin imkânlarına göre konut üretimini öngörmüşlerdir. Cansever Hoca’ya göre, insanları bir çeşit esir sayan ve dev apartman bloklarına tıkıştırarak kolektivite ile şuurlu ilişkilerini imkânsızlaştıran bu merkeziyetçi teknokrat despotizmi bütünüyle ahlak dışıydı. En yoksul insanların da, özel bilgi ve yeteneklerle geliştirilmiş güzel bir çevrede yaşamaya hakları vardı. Osmanlı tecrübesi bunun başarılabileceğini açık bir biçimde gösteriyordu.

Türk Edebiyatı olarak, bu büyük kaybı birkaç yazı ve haberle geçiştiremezdik; bir özel sayı hazırlamayı görev kabul ettik ve hemen işe koyulduk. Benim elimde aile köklerini, çocukluğunu ve ilk gençliğini anlattığı yayımlanmamış bir röportaj vardı. M. Selim Gökçe de babası Dr. Hasan Ferit Cansever’in hayatı ve mücadelesini anlattığı bir yazıyla eksiklerimizi tamamladı. Eskilerden Sedat Çetintaş’ın genç ressam Turgut Cansever hakkında yazdığı, 1937 yılında yayımlanan yazısı da ilginizi çekecek. Bu yazının yer aldığı sayfalarda, Cansever’in henüz bir lise öğrencisiyken yaptığı resimlerin profesyonel bir ressamın fırçasından çıkmışçasına başarılı olduğunu göreceksiniz.

Mustafa Armağan, uzun yıllar yakın çevresinde yer aldığı ve çeşitli dergilerdeki yazılarını ve röportajlarını toplayarak kitaplaştırdığı Turgut Hoca’yı nasıl tanıdığını anlattıktan sonra şahsiyetini ve fikirlerini tahlil etti. Yusuf Kaplan’ın “Bir Medeniyet Mimarı: Turgut Cansever” ve Mustafa Özel’in “Tevhid, Mimari ve Yönetim” başlıklarını taşıyan derinlikli yazılarına özellikle dikkatinizi çekiyorum.

Çocuk Vakfı Başkanı Mustafa Ruhi Şirin de, Turgut Bey’in yakın çevresinde yer alıyordu. Hatta Çocuk Vakfı binasının projesini ona çizdirmişti. Münasebetleri devam ettirdiği sürece günlük tutan Şirin’in bu günlüklerinden bazı bölümleri de bu sayımızda okuyacak, özellikle 17 Ağustos depreminin ardından yazdıklarında, Hoca’nın İstanbul’u bekleyen deprem tehlikesine karşı çözüm yolları bulmak için nasıl çırpındığını öğreneceksiniz.

Turgut Bey’in önemli projelerinden biri de Sivas Kaleardı Mahallesi Projesi’ydi. Yazık ki uygulanamayan bu projenin nasıl oluştuğunu ve Hoca’nın Sivas günlerini de Sivas’ta yaşayan dostumuz Berat Demirci yazdı. Ben de Beyazıt Meydanı’nın hikâyesini ve Hoca’nın Beyazıt Meydanı Projesi’nin başına gelenleri yazdım. Mimar Semih Akşeker ve Dursun Ali Tokel de bu sayımıza Cansever’e adanmış önemli yazılarla katkıda bulundular.

Tabii, Turgut Bey’in eşi Nilüfer Hanımefendi’yle kızı Emine Öğün Hanımefendi’ye teşekkür borçluyuz. Özel sayımızın görsel bakımdan zengin olması için aile albümlerinden faydalanmamıza izin verdiler. Onlar sayesinde özel sayımız aynı zamanda bir Turgut Cansever Albümü niteliği taşımaktadır.

Son olarak Süleyman Faruk Göncüoğlu ve Yusuf Çağlar’ın yazılarına dikkatlerinizi çekmek istiyorum.

Kırkambar’ımızın yine çok dolu olduğunu göreceksiniz.

Daha güzel sayılarda buluşmak üzere hoşça kalınız.

Muhabbetle, efendim.

Beşir Ayvazoğlu

"Yasakmeyve"nin 37. Sayısı: Şiir ve Metafor


Yasakmeyve 37 / Mart-Nisan 2009 İki Aylık Şiir Dergisi


“Şair ve Okuru” sayfalarının bu sayıdaki konuğu Akif Kurtuluş. “Siyasi terbiyeyle tanışmadan önce, şiir terbiyesi edinmeye çalıştım” diyen Akif Kurtuluş’la Mahmut Temizyürek konuştu.

Bu sayının dosya konusu “Şiir ve Metafor”... Enis Akın’ın Saffet Murat Tura ile yaptığı söyleşinin de bulunduğu dosyada, Jess Layton, Kirsty Hall, Ilgın Yıldız, Soner Demirbaş ve Hulusi Çınar’ın şiir ve metafor üzerine yazıları yer alıyor.

Erdoğan Alkan’ın “Dağlarca Anıları”nın ikinci bölümünün yer aldığı dergide, Sabit Kemal Bayıldıran’ın, “Edebiyatımızda Şiir Sözlüğü” köşesinde “İstiklâl Marşı”nı incelediği yazısı da bulunuyor. Ramis Dara, şiir kitapları arasında gezinirken, Cihan Oğuz, şairle Tanrı arasındaki ilişkiyi, Enis Akın da “İncir Yaprağı” adını verdiği köşesine “şairin devletle imtihanı”nı sorgulayarak başladı.

Bu sayıda, Tuğrul Keskin ve Yasin Erol ile yapılan söyleşilerin yanı sıra,
Mustafa Durak’ın Yücel Kayıran’a “Felsefi şiir” tartışmaları üzerinden verdiği yanıt da bulunuyor.

“Şiirin Uzun Tarihi” sayfalarında, Cahit Sıtkı Tarancı’nın bilinmeyen söyleşisi, şiir gündemine dair notlar ve olaylar da yer alıyor. Bülent Kale’nin, “Bir Şairden” köşesinin bu sayıdaki konuğu, oğlunu ve gelinini faşist diktatörlüğe kurban vermiş Arjantinli şair Juan Gelman...

37. sayının şairleri ise, İzzet Yasar, Sina Akyol, Sezai Sarıoğlu, Mustafa Köz, Metin Fındıkçı, Hakan Sürsal, Levent Karataş ve Türkân Yeşilyurt...



İÇİNDEKİLER:

Şair ve Okuru: Akif Kurtuluş / Mahmut Temizyürek

Onu Bekliyoruz!: Mahmut Temizyürek

Şiirler: İzzet Yasar, Sina Akyol, Sezai Sarıoğlu, Mustafa Köz, Metin Fındıkçı, Hakan Sürsal, Levent Karataş ve Türkân Yeşilyurt

Dosya / Şiir ve Metafor: Saffet Murat Tura, Enis Akın, Ilgın Yıldız, Soner Demirbaş, Jess Layton, Kirsty Hall, Hulusi Çınar

Şiirin Uzun Tarihi: Cahit Sıtkı Tarancı

Dağlarca Anıları (2): Erdoğan Alkan

Edebiyatımızda Şiirler Sözlüğü : Sabit Kemal Bayıldıran

Şiir Masası: Mustafa Durak

İncir Yaprağı: Enis Akın

Şiir / Hayat: Cihan Oğuz

Şiirin Uzun Tarihi: TYS, Filistinlilerin Yanında

Şiirin Uzun Tarihi: Gazze Avazı

Bir Şairden / Juan Gelman: Bülent Kale

Hayatı Şiirleştiren Kitaplar: Ramis Dara

Tuğrul Keskin ile Söyleşi: Gülce Başer

Yasin Erol ile Söyleşi: Yasemin Çeker

Şairin Yenisi: Fatih Mika

Vaat Edilmiş Sayfalar (Metin Cengiz’in değerlendirmeleriyle): Tuna Ökten

Haber

Yeni Yayınlar

Şiirin Uzun Tarihi: Kars

Şiyir Sevişgenleri: Metin Üstündağ



İrtibat:
Rasim Paşa Mah, Yeldeğirmeni Sk, Alibey Apt, No:21, Kat:1, Daire:4, Kadıköy/İstanbul
0216 414 33 31
editor@yasakmeyve.com

"Nida" dergisi


“Hafıza-ı beşer nisyan ile maluldur” diye bir deyiş vardır. Hafızasını yitirmiş birey veya toplumun kimliğini kaybettiği rahatlıkla söylenebilir. Çünkü toplumsal hafıza, toplumu oluşturan bireylerin kimliğidir aynı zamanda.

En yakınınızdan uzaklara doğru bir bakınız… Nerede bir gözyaşı ve zulüm varsa onun bir öncesi veya o zulmü hazırlayan sebepler vardır. Bu sebeplere vakıf olmadan bu zulmü anlayamaz, kurtulmak için hiçbir öngörüde bulunamaz, hiçbir taktik geliştiremezsiniz. Bu bakımdan ‘toplumsal hafıza’ dediğimiz şey ‘köklülüktür’ aynı zamanda. ‘Köklü’ düşünemeyen, ‘köklerini’ bilmeyen, sorunların ‘köklerini’ göremeyen, adaletsizliğin, zulmün köklerine inemeyen tespitlerin ‘sadra şifa’ bir değeri söz konusu değildir. Bugün bu tür tespitler yapılamıyorsa, bu yapılacak tespitler çerçevesinde taktikler geliştirecek bir ‘gücünüz ve iradeniz yoksa’ bu, yüzeysel ve günü kurtarma kabilinden yaşanıldığının delilidir. Aynı zamanda en baştaki deyişle ‘nisyan’a işaret eder ki, bu tür nisyan dünyayı tarumar ettiği gibi Allah katındaki yerinizi de tarumar edecek bir nisyandır. Çünkü Allah sebep – sonuç zincirine vukufiyeti, dost ve düşmanını bilmeyi, tanımayı mümkîn kılmıştır. Meğer ki, şahsiyetsiz, jurnalci bir düşman ola…

İşte yapılması icab eden şey; artık periyodik bir hal almış ‘zulüm’ ve adeletsizliği dillendirmekle yetinmek değil, içinde yaşadığımız, dünya genelinde egemen olan – bizce hazcılık ve şirke dayanan - inanç sisteminin köklerine dönük bir okuma yapmak ve bununla birlikte kendi medeniyetimizin ‘köklerine’ inmek… Köklere tekabül etmeyen söylemler ‘sömürgecilerin’ razı olduğu bir tür pedagojidir.

Köklere inmeyi biraz daha somutlaştıracak olursak… İngiltere ve Fransa’nın gerek Asya gerekse Afrika’da bugün hala devam etmekte olan zulümleri, çevirdiği entrika ve savaşım adına yaptığı tüm planlar görülüp tavır alınmadığı müddetçe bu zulümler sürecektir. Peki hangi felsefeye dayanmaktadır, bizdeki hangi zaafiyeti kullanmaktadır? Felsefesi çökertilememiş sömürgecilik, felsefesine karşı kendi köklerine yaslanan ‘düşünce, inanç ve pratiklik’ oluşturulamadıkça kendini her dönemde farklı adlarla ‘yeniden’ üretecektir. Hem de ‘yiyicilerin çanağa üşüştükleri gibi’ üşüşerek… Ruanda, Hindistan, Pakistan gibi ülkeler içimizi yakan örnekler değil midir?

Nurettin Özcan bu ayki yazısıyla tam da buna işaret ediyor. Ve diyor ki; “Ne yazık ki bu aksiyon ve mevcudiyetler dünyasında Müslümanlar görülmemektedir. Yani bir değer ifade eden güç olarak hiçbir platoda görülmemektedir. Yoksa batı dünyasının ve global sermayenin sömürge alanı olarak kullandığı acınacak zayıflıkta sürüler halinde Müslümanlar elbette çoktur...” Sorgulama Kültürü başlıklı yazısıyla Dr. Abdülkerim Bekkar da sizleri düşündürecek ve fikretmeye sevkedecektir. Yukarıda kısmen bahsettiğimiz yasayı keşfetmek adına yapılmış bir çalışma da Osman Eskicioğlu’nun yaptığı Sünnetullah adlı yazı çalışması... İbrahim Sarmış, Zübeyir Yetik, Fatih Bütün, Adil Akkoyunlu, Altan Murat Ünal, İdris Bilen ve adını anmadığımız birbirinden güzel çalışmaları bu ayki dergimizde bulacaksınız... Fethi Ahmet Polat ve Ferit Aydın’la yapılmış iki de röportaj bulacaksınız... Asım Öz’ün gerçekleştirdiği Fethi Ahmet Polat ile yaptığı röportaj Sayın Polat’ın “Çağdaş İslâm Düşüncesinde Kuran’a Yaklaşımlar” adlı kitabı üzerine... Kitap Nasr Hâmid Ebu Zeyd, Muhammed Arkoun, Hasan Hanefi gibi düşünürlerin temsil ettiği çizginin tahlili üzerine... Röportaj da bu ekolün ne olduğunun anlaşılması açısından oldukça faydalı olacağını umuyoruz. Gerçekten emek, düşünce ve dikkatli ürünlerin sahibi Fethi Ahmet Polat’a ve röportajın gerçekleştiren Asım Öz’e teşekür ediyoruz...

Şunu da eklemeden geçmek istemiyoruz. Sizlerin de takdir edeceği üzere “Nida” fikir dergisidir. Okurlarını, fikri durağanlığın yaşandığı bir dünyada fikretmeye ve dogmaları sorgulamaya davet etmektedir. Bu manada fikri donukluğu/ matlığı, alışılmışın dışında da olsa fikirlerin konuşulup tartışılmasından daha tehlikeli bulmaktadır. Konuşulmalı, tartışılmalıdır ki imâl-i fikr edilebilsin. Ve her doğru bilgi ve her doğru görüş bizi hakikate ve dahi medeniyete biraz daha yaklaştıracaktır. Fikirleri tartışmakta korkmayalım. Bu her farklı fikri kabul edelim veya hemen reddedelim demek değil, Rabbimizin ikramı olan aklımızla doğruluk ve yanlışlığını tartalım. Kuranı bir kaç kez karıştıralım, bir kaç kişiyle tartışalım, fikir sahiplerine danışalım, bir daha düşünelim... Müslümanlar bunu için fıkıh, fikir ve tefeküür medeniyetidir. Eğer fikirse ve de doğruysa makes bulur yanlışsa da suyun üzerindeki köpük misali dağılır gider. Kaldı ki bugün zihni dinamik ve fikri imâl eden ve her türlü fikri kritik edecek Müslümanlar hiç de az değildir. Bu tür korkuları Türkiye Müslümanları çoktan geride bırakmıştır. Özetle şunu demek istiyoruz; söz konusu olan fikir ise eğer fikirle karşı durulmalıdır. Dergi abonelerimiz çok şükür ki, tepkilerini bize hemen iletmektedirler. Bu bakımdan sizlere teşekkür ediyoruz. Fakat şu unutulmamalıdır ki ‘duyarlılıklar’, delil ve karşı bir fikrin imaliyle ‘şuura, bilince’ dönüşür.

Tasavvuf’ın kullandığı Sembolik dil nedir, nasıl anlaşılmalıdır konusundaki fikirlerini bizlerle paylaştığı için Ferit Aydın’a da şükranlarımızı iletiyor ve Röportajı gerçekleştiren Muhammed Turan Çalışkan’a da teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Önümüzdeki ay tekrar birlikte olmak ümidiyle siz değerli okurlarımızı dergiyle başbaşa bırakıyoruz.

Allaha emanet olunuz.


İrtibat:
Nuriye Mah. Mimar Sinan cad.
No: 32 Malatya
0.422.321 21 87
nida_dergisi@hotmail.com
www.nidadergisi.com

"Haksöz" Dergisi Nisan Sayısı Çıktı !


“Kur’an’ın aydınlığına doğru” şiarıyla aylık yayını sürdüren Haksöz dergisi 217. sayısı (Nisan 2009) ile 19. yılına girmiş oldu. Tam 18 yılı geride bırakan Haksöz’ün bu ayki ağırlıklı gündemi darbecilik! Dergide seçim değerlendirmesine de yer veriliyor.

Derginin seçim gecesi yazılan bu ayki Gündem yazısında yerel seçimler değerlendiriliyor. Partilerin gündemine giren konular ile gir(e)meyen konular üzerinden kimliksiz siyasetin zaaflarının işlendiği gündemde, darbe tehditlerine gözlerini kapayan, kimlik-hizmet ayrıştırması içindeki bir siyaset anlayışı ile nereye kadar gidilebileceği sorgulanıyor. Hamza Türkmen ise seçim değerlendirmesinden ziyade "oy verme" tartışmaları üzerinden partisel mücadele yöntemi ve Müslümanların "kimliksel seçim"leri çerçevesinde dikkat çekici analizlerde bulunuyor.

"Darbecilik; Kemalist İdeolojinin İflah Olmaz Hastalığıdır!" manşetiyle çıkan dergide Rıdvan Kaya ve Kenan Alpay darbeciliğin Kemalist bir gelenek olduğuna işaret ederek, Ergenekon ve Kemalist düzen irtibatına ilişkin tespitlerde bulunuyorlar. Ergenekon'un karanlık yüzünü irdeleyen bu yazılarla birlikte Bahadır Kurbanoğlu'nun Mustafa Balbay'ın darbe günlüklerini analiz eden yazısı Ergenekon zihniyetiyle hesaplaşmanın sorumluluğuna ilişkin vurgular taşıyor. Bu çerçevede Mustafa Bulur da medyadaki kalemşorların darbesever tutumunu ve Ergenekon dayanışmasını ironik bir üslupla gözler önüne seriyor.

Bir diğer yazısında düşünce özgürlüğünün "tabusal sınırları"nı ele alan Rıdvan Kaya, Bülent Arınç'ın İstiklal Marşı ile ilgili sözleri üzerinden resmi ideolojinin kutsallarını tartışıyor. Bu bağlamda Özgür-Der'in de 29 Nisan'da başlayacak kapatma davasına ilişkin duyarlılık ve dayanışma çağrısında bulunuluyor.

Muhsin Yazıcıoğlu'nun vefatı dolayısıyla eski dava arkadaşı Burhan Kavuncu, Yazıcıoğlu'nun düşünsel gelişim seyrini dergi okuyucularıyla paylaşıyor.

Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir hakkındaki tutuklama kararını çeşitli tartışmalar üzerinden analiz eden Musa Üzer, Darfur'un tarihine ve yaşanan mücadeleye ilişkin ayrıntılı bilgilere yer veriyor. Murat Özer ise ABD Başkanı Obama'nın yeni Afganistan planının nasıl rüşvet ve daha fazla kan içerdiğini ortaya koyuyor.

Yaşanan vahşi cinayetler üzerinden Bünyamin Doğruer gençliğin nereye gittiğini sorgularken Ahmet Örs ise Türkiye'de sendikal mücadelenin önemine; buna karşın mevcut sendikaların pasifliğine ve kimliksizliğine değiniyor.

Derginin bu sayısında usul yazıları da dikkat çekiyor. Bülent Gökgöz, Rasulullah (s)'ın içtihatları üzerinden Kur'an'ın peygamber tasavvuruna ilişkin yaklaşımı ortaya koyuyor. Yazıda hadis usulü ile ilgili kavram analizlerine ve şematik anlatımlara da yer veriliyor. Şükrü Hüseyinoğlu, ritüelleştirilen ancak Müslümanın hayat biçimi olması gereken "zikr" kavramının Kur'an'daki kullanımlarını ayetler ışığında ortaya koyuyor. Cengiz Duman ise kıssa çalışmalarına Muvahhid Kral Talût ile devam ediyor. Duman, Kur'an ve Kitab-ı Mukaddas kaynaklı tarih analizinin yanı sıra yine kıssadan almamız gereken derslere dikkat çekiyor.

II. Meşrutiyet döneminde yayınına başlayan; Mehmed Akif ve Eşref Edib gibi isimlerin yazdığı Afgani ve Abduh'un çıkarttığı Urvetu'l-Vuska çizgisinde olan Sırat-ı Müstakim dergisini analiz eden Asım Öz, derginin evrensel İslamcılık anlayışını gözler önüne seriyor. Derginin çeşitli boyutlarını tartışan Öz, dönemin İslamcı aydınlarının düşünsel ufuklarını da okuyucularıyla paylaşıyor.

Kültür-sanat sayfalarında Haşim Ay, Kürtçe Kur'an çalışmalarına dikkat çekerek toplu çalışma ürünü olan "Wergera Qur'an'a Pîroz Bi Zimanê Kurdî" adlı meal çalışmasını değerlendiriyor. Mustafa Aldı ise Hasan Aycın'ın çocuklara yönelik çizgi hikayeleri üzerinden Aycın'ın sanat anlayışıyla ilgili değinilerde bulunuyor. Mustafa Kıyak ise Shoot On Sight ve Girdap isimli iki film üzerinden 11 Eylül psikolojisinin sinemaya yansımalarını ele alıyor.

Son sayfada okuyucuların Haksöz'le dayanışması bağlamında bir çağrıya yer verilen derginin arka kapağı ise Resullulah Muhammed (s)'le ilgili bir kompozisyon çalışmasına yer veriliyor.


İrtibat:
0212 524 10 28
www.haksozhaber.net

"Ay Vakti"nin 103. sayısı

Ay Vakti, Nisan 2009, Sayı:103

"Ya taraf olursunuz, ya bertaraf edilirsiniz.”

Hakkın hatırını seçimlerinde en âli tutan, doğrudan yana, kutlu sözün telaffuzcusu. Ya hayır söyleyen, ya susan. Bakıldığında Allah'ı hatırlatan, susması tefekkür, konuşması zikir, bakışı ibret adamları vardır ahir vaktin...

Hz. Adem'den Hz. Muhammed'e, kaç peygamber yüklendiyse “tek bir” inancını, her biri doğruluğun bir yörüngesini temsil etti. Ama birleştikleri tek bir nokta vardı ki; sabır... Eyüp Peygamberin, İbrahim Peygamberin, Yakup ve Muhammed (a.s)'ın sabrı... Ve sabırla her karanlığa doğan Ay Vakti, açılışını Savrulmamak / Şeref Akbaba ile yapıyor.

Geriye dönüşlerin, manevî yönelişlerin, hakikate varış manevraları olduğu kaçınılmaz. Bulmak için, kaybetmek mi gerek? Bulanlar arayanlar değil mi? Dini insan hayatından uzaklaştıran modernizm motifleri, dünyayı araç olmaktan çıkartıp amaç haline getirdiği için mi olması gerektiği yerde değil insan? Dine Dönüş, Necmettin Evci'nin kaleme aldığı müthiş bir varoluş muhasebesi...

Şair Bahtiyar Vahabzâde'yi Eyyüp Azlal anlatıyor. Mehmet Akif, Safahat ve Asım'ın nesli... Mustafa Miyasoğlu Akif'i anlamaya ve neslimize anlatmaya çağırıyor bizi. Her terzi farklı keser kumaşı, aynı makas farklı şekillere vesile olur ustasının elinde. Şair de keser, biçer sözü, üslûbudur makası. Lakin herkese uymaz şairin libâsı.

Geriye baktığımızda göreceğimiz bir diğer isim de Nasrettin Hoca. Hoca'yı nasıl anladık? Neler yapmalıydık? Hoca Nasrettin kişisel gelişimin neresinde? Kültürümüzün gülen yüzü gerçekten komik bir adam mıydı? O'nu anlamak bugün değilse ne zaman? Bütün bu soruların cevabını Mustafa Özçelik'in “İkibinsekiz'de Nasrettin Hoca'yı Nasıl Andık?” adlı incelemesinde okuyoruz.

Şiirdir dedik uzun lafın kısası, kıssanın hissesi. Bu sayının şairleri; Güzel Sesli Hafız / Nurettin Durman, Dilimle Söyleşi / Alâaddin Soykan, Üst Kurula Güzelleme / Muhammed Çetinkaya, Eleğim Sağma / Hasan Tiyek.

İnsan var olunca başladı her şey. İnsan dokununca bulandı su. İzmler giydirdi kavramların üzerine insan, izmler ki idrakimize giydirilmiş deli gömlekleriydi. “Bir ben... Birçok Benim” denemesiyle Üzeyir Süğümlü varoluş sancısını irdeliyor.

Zemheri Çocuk adlı denemesinde hakikat arayışına çıkan Yunus Emre Tozal, elleri çamur, göklere haykırıyor; Gök bu kadar ağlayabilir miymiş? Bu kadar hüzne kim dayanır ey? Böyle bir aşka kim talip olabilir?...

Bu sayının öyküleri; Yasak Yolcu / Mustafa Bilgücü, Sefer / İlhan Mete Koç.
Sibel Giray Özşirin “Soylu Ağacım” isimli yazısıyla, Fatma Çakmak “Bir Cümle Bin Düşünce” başlıklı yazısıyla Süheyla Yıldırım “Susuyorum” adlı denemesiyle Ay Vakti’ndeler. Zehra Betül Bulut “Akışına Bırakmak Akışına Kapılmak” başlıklı denemesinde Kafka’yla Milena arasında mekik dokuyan güvercinin kanatlarından düşen bir sahifeye götürüyor okuyucuyu.

Son kitabı İmkânsız Öyküler ile öykü serisine bir yenisini ekleyen Rasim Özdenören'i okuyup tahlil ediyor Emine Batar.

“Taşlar yerine ne zaman oturur?” adlı incelemesiyle taşları yerine oturtan bilge mimar Turgut Cansever Hocamızı anlatıyor Ebubekir Koçak.

“Usta Şairler ve Ağaç Antolojisi” Özlem Doğan'ın kaleminden her ağacı canlı tasavvur edip karakteristiğine inen, her birini dinleyip hikâyesine muvafık olan bir inceleme yazısı...

Dergide sinema yazısı kategorisini, Festivaller Ne İşe Yarar, başlığıyla Gülşah Nezaket Maraşlı dolduruyor.

Şiraze / Saklı Mektuplarıyla (XLIX) içimizdeki küskün çocuklardan birini daha konuşturuyor...

İçindekiler

Deneme
Savrulmamak / Şeref AKBABA
Dine Dönüş / Necmettin EVCİ
Bir Ben... Birçok Benim / Üzeyir SÜĞÜMLÜ
Zemheri Çocuk / Yunus Emre TOZAL
Soylu Ağacım / Sibel Giray ÖZŞİRİN
Akışına Bırakmak, Akışına Kapılmak / Zehra Betül BULUT
Bir Cümle, Bin Düşünce / Fatma ÇAKMAK
Susuyorum / Süheyla YILDIRIM

Şiir
Güzel Sesli Hafız / Nurettin DURMAN
Dilimle Söyleşi / Alâaddin SOYKAN
Üst Kurula Güzelleme / Muhammed ÇEİTNKAYA
Eleğim Sağma / Hasan TİYEK

İnceleme
Şair Bahtiyar Vahabzâde / Eyyüp AZLAL
Mehmet Akif, Safahat ve Asım'ın Nesli / Mustafa MİYASOĞLU
İkibinsekiz'de Nasreddin Hoca'yı Nasıl Anladık? / Mustafa ÖZÇELİK
Taşlar Yerine Ne Zaman Oturur? / Ebubekir KOÇAK
Usta Şairler ve Ağaç Antolojisi / Özlem DOĞAN

Öykü
Yasak Yolcu / Mustafa BİLGÜCÜ
Sefer / İlhan Mete KOÇ

Kitap
İmkânsız Öyküler / Emine BATAR

Mektup
Saklı Mektuplar -XLIX / Şiraze



Yekta Haktan İnci



İrtibat:
www.ayvakti.net
ayvakti@ayvakti.com

"Fayrap" 14

Fayrap -Aylık edebiyat dergisi
Sayı:14, Nisan 2009


Fayrap, bu sayısında şiir sayısını biraz daha azaltarak eleştiri metinlerine ağırlık vermekle edebiyatın eleştiriden geçtiğini gösteriyor.

Saf lirik şiir karşısında neo-epik
20. yy. şiirinde, somut şiir ve anti-lirik peşinde olanların oluşturduğu çapraşıklığı inceleyen Hakan Arslanbenzer, bu çapraşıklığın, siyasi şairlerin sabık lirik şairler olmalarından ileri geldiğini ortaya koyuyor başyazıda. Bu bağlamda Türk şiiri içindeki çapraşıklığı ve bunun yanlış konumlandırmadaki sonuçlarını, neo-epik şiirin tarihi üzerinden sorguluyor.

Bu sayının şairleri; Eren Safi, Melek Arslanbenzer, Orkun Elmacıgil, Mehmet Fatih Çelikkaya, Mehmet Davut Özdal.

Hikayecileri ise; (ingilizceden çevrilen) Donald Barthelme, Arif Sağlam ve Abdülkadir Argıllı.

Polemikten şiir olmaz
Meşrutiyet dönemi yazılarına devam eden dergide bu ay, Ali Canip Yöntem ve Rıza Tevfik Bölükbaşı üzerine inceleme yazıları var.

Ali Canip’in milli edebiyatı toplumsal ve siyasi alana taşımasıyla bilinen bir şair olduğunu hatırlatan Murat Sözer, yazısında, Yöntem’i “Sokak Feneri” ve “Şarkın Ufukları” şiirleri üzerinden inceliyor. Polemik ve yazılarıyla milli edebiyat’ın fitilini ateşleyen bir şair olduğunu, bu etkisini şiirinde göremediğimizi ortaya koyuyor Sözer.

Rıza Tevfik’in felsefeye olan ilgisinin, onu şiire yakınlaştırdığını ifade eden Murat Küçükçifci, şairi, “Baba Nasihati” şiiriyle değerlendiriyor. Tevfik’in farklı şiir görüşlerinin etkisinde kaldığını ama incelediği şiirinde olduğu gibi Milli edebiyat ile şiirini kuvvetlendirdiğini söylüyor.

Levent Sunal’ın Anısına
Şubat ayında vefat eden şair Levent Sunal hakkında, hatıralarını da içeren samimi bir yazı yazmış Hakan Arslanbenzer. Fazıl Baş’ın ise Leven Sunal’ın şiiri hakkında yazdığını görüyoruz. Sunal’ın şiirinde hayatı büyük bir dava olarak kavramanın olduğunu söyleyen Baş, samimi, kalabalıktan uzak, üzgün yönleriyle lirizmi çağırsa da öğretici bir şiiri ortaya koyduğunu öne çıkarıyor.

Esma Güneş’in “Namık Kemal’den Mektup Var” yazısı, Kemal’in çok sayıda mektuplarını kapsayıcı ve bütünlüklü şekilde bir araya getiren Fevziye Abdullah Tansel’in kitabının incelenmesi olarak karşımıza çıkıyor. Ömer Yalçınova, bu sayıda Dank Franck’ın romanları üzerine yazarken, Suavi Kemal Yazgıç Rasim Özdenören’in “İmkansız Öyküler” kitabını değerlendiriyor. Barkın Karslı’nın ise Saide Kuds’un “Kimya Hatun” romanı hakkında yazdığını görüyoruz.

“Eleştiriden kaç, iltifata yanaş; Hece’nin oniki yılı” Ömer Yalçınova bu sayıda Hece dergisi üzerine yazmış.

Derginin kadrosunu, bugüne kadar dergide etkili olan şair-yazarları ele alan Yalçınova, belirli bir şiir görüşü olmamasından ötürü Hece’nin şairlerini de belirsiz, siyasetsiz çizgiye yönelttiğini ortaya koyuyor. Hece’nin ürün seçiminde de her şeyden biraz tercih edildiğini bu tercihin de iltifat edene yer veren bir anlayışı doğurduğunu öne sürüyor Yalçınova yazısında. İlerleyen sayfalarda Orkun Elmacıgil’in, Tatar Ramazan ve Tatar Ramazan Sürgünde filmleri hakkında yazdığı denemeleri görüyoruz.

İyi okumalar.


İÇİNDEKİLER:

1 saf lirik şiir karşısında neo-epik | hakan arslanbenzer
> şiirhikaye
4 ha? (şiir) | eren safi
5 karşıma çıkma (şiir) | melek arslanbenzer
6 dol dolar cebime! (şiir) | orkun elmacıgil
7 mehmet’in iyi olduğuna dair (şiir) | mehmet fatih çelikkaya
10 kültürel zenginlik (şiir) | mehmet davut özdal
12 mütevazı bir cinnet (hikaye) | arif sağlam
14 altın vuruş (hikaye) | abdülkadir argıllı
16 mavi sakal (hikaye) (çev. müberra güney) | donald barthelme
> meşrutiyet devri edebiyatı 3
20 polemikten şiir olmaz: ali canip yöntem üzerine | murat sözer
24 sivri kafalı heriflerden feylesof rıza | murat küçükçifci
> fayrapkitap
28 levent için | hakan arslanbenzer
30 levent sunal şiiri | fazıl baş
32 namık kemal’den mektup var | esma güneş
34 dan franck’ın romanları üzerine | ömer yalçınova
38 imkansız öyküler (rasim özdenören üzerine) | suavi kemal yazgıç
40 kimya hatun | barkın karslı
43 eleştiriden kaç, iltifata yanaş: hece’nin oniki yılı | ömer yalçınova
46 tatar ramazan | orkun elmacıgil
[ a.k. ] baba bugün dağlar yeşil boyandı | arzu aldemir söylüyor



İrtibat:
Mehmet Fatih Çelikkaya
0505 290 5867
0534 960 16 95
mehmetfatihcelikkaya@hotmail.com
http://fayrap.blogspot.com/

"Hece Öykü"de halk hikâyeciliği dosyası


HECE ÖYKÜ NİSAN-MAYIS 2009



ÖY­KÜ GÜN­DE­Mİ

Necip Tosun İlk Öykü Kitapları 3

Ercan Yıldırım Mangalın Külü 4

İshak Yetiş Tayyib Salih’in Vefatı 5



ÖYKÜLER

Cemal Şakar Muntazar 11

Necati Mert Kim o? 15

Köksal Alver Hikâye Bu! 19

Abdullah Harmancı Sıkı Tut Serçeyi 23

Mihriban İnan Karatepe Erik Ağacının Altında 28

Güray Süngü Mezartaşlarına İsim Yazan Adam 31

Dilek Aslaner Seniha 35

Jan Devrim Portakal Tül Yalnızlığı 39

Ayşe Şener Çık Yukarıya Ağlayalım veya İkinci Kendisi... 41



Hasan Aycın Çizgi 46

DOSYA TÜRK HALK HİKÂYECİLİĞİ

Şaban Sağlık Halk Hikâyelerinde Tahkiye Tekniği ve Kurgu 48

Necip Tosun Halk Hikâyelerinde Melodramik Unsurlar 58

Şahin Köktürk Halk Hikayelerinin Manzum Mensur ve Anonim... 67

Necati Mert Halk Hikâyeleri Yeniden Yazılır ve Yorumlanırken 75

Bekir Şakir Konyalı Halk Hikayelerinde Geleneksel Hayat ve Din 82

Rasim Özdenören Halk Hikâyesi ve Öykü 88

Behçet Çelik Katkı ya da Çeşni İmkânı 89

Emine Eroğlu Anadolu Mayasını Taşıyan Hikâyeler 92

Adnan Özyalçıner Halk Öyküsünün Geçerliği 93

Nalan Barbarosoğlu Halk Hikâyelerinin Etkisi 94

Kirdeci Ali Kesikbaş Hikayesi 95

Melikşâh ile Güllühan Hikâyesi 100



ÖYKÜLER

Ömer Egi Oyun Papelleri ve Posta Pulları 121

İsmail Sert Mutlu Musun? 125

Demet Eşrefoğlu Vardar Sabun Kokulu Yataklar 128

Hatice Tekin Son Gece 135

Murat Taş Musandıranın Kapısı 140

Zeynep Hicret Umut Kutusu 145

Güzide Ertürk Kar Rüzgârı 148

Süheyla Barak Sarı Zarf 150

Siyâmek Gülşîrî O Günlerdeki Gibi 152

Mahmud Derviş Yeşil Sinek 159

Asım Öz Nazan Bekiroğlu’yla Roman ve Öykü Üzerine... 160

Yakup Öztürk Lâ; Âdem’in Sırrı İçin 170



ÖYKÜ KİTAPLIĞI

İsmail Sert İçimdeki Kalabalık 173

Selim Somuncu Kesik Hava 174

Hayrunnisa Ergezen Jako 175

Cihad Şahinoğlu Amtafarak 176

"Hece"de edebiyat ve yabancılaşma dosyası


HECE, NİSAN 2009

KUM SAATİ
Hayriye Ünal/Edebiyat, Totalitarizm, Sahte Benlikler 3
Necati Mert/Kadın Olmak, Hatta Anne Olmak 5
Asım Öz/Hasan Aycın’ın Çizgi Bahçesi Sergisi Üzerine Notlar 6
Murat Erol/Bir Şair Ölse… 7

Hasan Aycın/Çizgi 13
Ali K. Metin/Yetim Ahına İşbu Bir Temrin-i Ritimdir 14
Mustafa Muharrem/Çengiler İçin Hiyeroğlif Tevbe 18
Ömer Aksay/Yeşilçam Önergeleri-4- 21
Rahmi Kaya/Güllere Döşenir İçimiz 24
Kenan Çağan/Kalmak 26
Erdal Çakır/Ortadoğu Ayakkabılarını Çıkardı 27
Mehmet Sümer/Susan Toprağa 28
Mahmud Derviş/Genç Şaire 29
Akif Emre/Bir ‘Hatırlatıcı’ Olarak Turgut Cansever 33
Gönül Utku/Ekonomi ve Edebiyat 38
Mustafa Köneçoğlu/Paris Sıkıntısı’ndan İkinci Yeni’ye (S)Özün Dönüşümü 42
Kâmil Aydoğan/Günlüklerim 46
Mustafa Şerif Onaran/Şiirde Anadolu Gerçeği 49
Mehmet Ulukütük/Varlığın Evi Olarak Dilden Dilin Evi Olarak Geleneğe:... 54

Dosya
EDEBİYAT ve YABANCILAŞMA

Ali K. Metin/Keşiften İnşaya: Edebiyatımıza Yerlilik Perspektifinden Bakış 63
Köksal Alver/Romanın Yabancılaşan Tipleri 75
Ali Galip Yener/Yabancılaşan ve Şeyleşen Edebiyat Hakkında Birkaç Söz 83
Ali Emre/Toplum Mühendisliği Ekseninde Dile ve Edebiyata Müdahale 88
Kenan Çağan/Edebiyat, Yabancılaşma ve İntihar 94
Cemal Şakar/Yabancılaşmanın Zevali 102
M. Murat Özkul/Teknoloji, İnsan ve Yabancılaşma Üzerine… 107
İshak Yetiş/“Körleşme”de Yabancılaşma 114

Asım Öz/Ali Emre ile Şiir Üzerine:... 118
Gökhan Tokatlıoğlu/Bu Şiirde Onarılmış Bir Yas Bitiği Var 125

KİTAPLIK
Yusuf Turan Günaydın/Amasya Cöngü 129
Otman Baba Velâyetnâmesi 130
Eski Türk Edebiyatında Manzum Sergüzeşt-Nâmeler 131