2009-02-04

Ali Ayçil ile Mostar Dergisini Konuştuk !

Mostar dergisi editörü Ali Ayçil’le Mostar dergisini ve dergiciliği konuştuk.

Kültür, medeniyet ve sanat konusunda iş yapmak Türkiye şartlarında gerçekten meşakkatli bir iş. İster dergi olsun, ister haber sitesi olsun çeşitli zorluklarla karşılaşıyor. Böyle bir ortamda kültür, sanat ve medeniyet dergisi olan Mostar"ın yürüyüşe başlamasındaki ve bu yürüyüşü dört yıldır kesintisiz olarak devam ettirmesindeki itici gücü neydi?

- Şimdi Salihcim, hakikati konuşmak gerekirse bağımsız bir kültür dergisini Türkiye"de çıkarmak, uzun süre ayakta tutmak kolay bir iş değil. Ya da tarih dergisini diyelim. Bağımsızlıktan şunu kastediyorum; içeriği ve metinleri kendiniz belirleyebiliyorsanız orada kendi kaygılarınızı ön plana çıkarabilirsiniz. Bu Türkiye"de çok zor. Doğal olarak Türkiye"de bu tür kültür, edebiyat ve tarihle ilgili dergilerin arkalarında bir kısım kurumlar var. Bu kurumlar destek verdiği zaman ancak uzun vadede ayakta kalabiliyorlar. Mostar dergisi de böyle kurumsal bir destekle çıkan ve yaklaşık 50. sayıya varan bir dergi. Eğer böyle bir destek olmasaydı derginin 50. sayıya varması mümkün değildi tabi. Bir kurumsal yapı içinde çıkıyor ki Türkiye"deki bu tür bütün yapıların bir bakış açıları, çizdikleri çerçeve var, yani siz kendi kişisel beklentilerinizi, kişisel arzularınızı bütünüyle getirip o dergiye kodlayamıyorsunuz, bir orta yol oluştuyorsunuz.

Mostar dergisi de bir tarih dergisi, bir edebiyat dergisi değil, bir sanat dergisi değil. Pek çok kişi bir edebiyat dergisiymiş gibi düşünüp eleştiriyor. Gerçekte çok tarih merkezli bir dergi. Nispeten belki edebiyata da değinen, güncel meselelere de değinen, her sayı bir dosyası olan tarih merkezli bir dergi. Belki onun üzerinden konuşmak gerekli. Biz yapmak istediğimiz şeyi yapabiliyor muyuz bunun üzerinden tartışmak daha mantıklı gibime geliyor.

- Kültür, sanat işinin zorluğundan bahsettik. Özelde Mostar için genelde ise tüm kültür, sanat oluşumları için soruyorum; gösterilen ilgi sizce ne düzeyde?

Türkiye"de edebiyat dergilerinin durumlarını biliyorum. Çok az satan dergiler bunlar. Ama biz bir işin niteliğini, bir işin gerekliliğini onun satış oranı üzerinden düşünürsek çok büyük yanlışlık yaparız. Yani iyi bir edebiyat dergisi 50-100 adet satıyor olabilir. Doğal olarak edebiyat, şiir cephesinden baktığınızda nicelikten çok niteliğe, sayısal büyüklükten çok orada yayınlananların ürünlerin kalitesine, ciddiyetlerine, edebiyatı kendilerine bir amaç, bir hayat edinip edinmediklerine bakmak lazım. Dahası edebiyat dergilerinin kendileri bizzat bir hayat alma yeridir, bir varlık yeridir. Orada derginin çıkmış olması bile bir varlığın yerini doldurmaktır.

Tarih dergileri, kültür dergileri gibi daha geniş kapsamlı dergileri bu şekilde düşünmemek lazım. Buna Mostar dergisi de dahil. Bunlar daha çok direkt edebiyatla ilgili olmayan ama okumakla ilgilisi olan genel kitleye hitap eden dergiler. Üniversitelerde, liselerde okuyan öğrenciler, belki akşamları evlerinde bir kısım şeyler okuyan insanlara hitap eden dergiler. Bu açıdan bakıldığında bu dergiler kurumlar tarafından desteklenen, aboneleri yapılan dergiler oldukları için belli sayıda insana ulaşıyor. Bu tür dergilerde her zaman temel mesele şudur; ulaştığı insan sayısıyla okunma sayısı aynı mıdır? Mesela bir internet sitesinde bannera sürekli tıklayabilirsiniz. Günlük 20.000 kişi girmiş gözükür ama onlardan 2.000 kişi o siteyi açıp, içindekilere bakıyor mu bunlar farklı şeylerdir. Yani satmak aynı zamanda sattığın oranda okunmak anlamına gelmiyor ikincisi de bu. Bir üçüncüsü de; tarihi de edebiyat gibi çok ciddiye alırsan yine çok yüksek satışlar oluşmaz. Ben muhafazakâr camiada, bizim camiada, tarih araştırıcılığının, tarih yazıcılığının edebiyatla, düşünceyle sosyoloji ile iç içe gelişmediğini düşünüyorum. Ve ben çok muhafazakar, kaba taslak tarihe çok uzak olmama rağmen, çıkardığımız dergide yine onun bakış hatalarından kurtaramıyoruz kendimizi. Gençlerin ilgilenmesi lazım, yeni bir tarih yazıcılığının gelişmesi lazım ve bu tür insanlar da maalesef yok. Doğal olarak biz mevcut yazarlar arasından bu ihtiyacı gidermeye çalışıyoruz.

- Mostar dergisinin kuruluşundan beri çeşitli görevlerle dergide bulundunuz. Uzun bir süredir de derginin editörlüğünü yapıyorsunuz. Derginin kuruluşunda amaçlanan yerle, şu anda dergi olarak bulunduğunuz yeri kıyaslar mısınız?

Ben Mostar dergisinin başlangıcında, ilk 7-8 sayı yazı verdim. Sonra editörlüğünü de yapmaya başladım. Zaten bu derginin amaçları, çerçevesi belirlenmişti. Ben edebiyatçı olmaktan çok tarihçi olduğum ve bir şekilde matbuatın içinde bulunduğum için, yani iki yanım da denk geldiği için bu dergide iki işi birden sırtlandım.

Bence hiçbir dergide, sadece Mostar dergisinde değil, başlangıçta hedeflediğiniz şeylere bir türlü ulaşamazsınız ama başlangıçta hiç hedeflemediğiniz şeyler de oluşur. Mesela Mostar Gönüllüleri diye genç gruplar oluştu. Bunlar çok da planlanmış, hedeflenmiş şeyler değildi. Bu süreç içerisinde kendiliğinden ortaya çıktı. Yani bazen bir kültürel faaliyet, etkinlik başlangıçta planlamadığı pek çok verimli alanlar oluşturabilir. Planladığı pek çok şeyi de yerine getiremeyebilir. Kültür, dergicilik meselelerinde çok uzun vadeli planlarınız olsa bile, dergicilik aslında dergi dergi planlanan bir şey. Onu da gözden kaçırmamak lazım. Yani asıl olan her dilimin kendi içerisinde iyi bir dergi olup olmadığıdır. Çok uzun ve daha farklı planlar yaparsanız dergicilik yapamazsınız. Benim için önemli olan derginin her bir dilimini belli bir seviyenin üstünde tutabilmek. O zaten zamanla kendi kıvamını buluyor. Yeni yazarlar katılıyor, bazen tarih yazıcılığı gelişmiş olan bir iki yazar katılıyor, onlar yavaş yavaş bu serüvenin içerisine dahil oluyorlar.

50. sayıya geldiğine göre iki şey söylenebilir: demek ki biz editöryal olarak bu işi iyi kötü bu güne kadar taşıyacak bir yükü yüklendik, iki; bu derginin çıkmasını önemseyen, bu dergiyi mali olarak finanse eden insanlar da bu derginin şimdiye kadar çıkmasından bir rahatsızlık duymadılar, desteklediler. Bu ikisi de yan yana gelince zaten bir sıkıntı yok. Ama bana şunu sorarsan sevgili genç dostum, hiçbir zaman arzuladığımız dergiyi yapamadık. Bence şu anda vasat bir durumdayız. Bu da Türkiye"de hem tarihçiliğin, hem tarihi takip eden insanların çok ucuz bir muhafazakârlık etrafında dönüp durmasından ve farklı bir tarih, kültür dergisi çıkarmanın bizim cephedeki zorluğundandır. Yani ne demek istediğimi bu işlere farklı bakanlar anlayacaktır üç aşağı beş yukarı. Bu yüzden gençleri beklememiz gerekiyor. Türkiye de gençler okuma yazmaya meraklıysalar hemencecik şiir ve hikâye yazmaya başlıyorlar. Farklı dallarda, sosyoloji ile iç içe metinler, tarihle iç içe metinler çıkarma eğilimi yok. Çünkü bunlar çok da albenisi olan şeyler değil. Ama bu tür arkadaşlar da inşallah yavaş yavaş aramıza katılacaktır.

- Abi Mostar dergisinin okur profiliniz genel olarak nasıl ve hedeflediğiniz belirli bir kitle var mı?

Biz bu derginin Bebek"te de Hakkari"de de herkes tarafından okunan bir kültür tarih dergisi olmasını arzuluyoruz. Biz dergiyi hazırlarken şunlara veya bunlara yakın, şunların veya bunların ilgisini çekebilecek bir şey koymuyoruz. Kendi ahlaki yargılarımız var, kendi bakış açımız var kuşkusuz ama Türkiye"nin vasatisini yakalamaya çalışıyoruz. Bundan ötürü de genç okur diyebileceğimiz, lise ile 30 yaş arasındaki nispeten tarihe meraklı, tarihi olaylarla günceli iç içe düşünmeye meraklı insanlara hitap eden bir dergi Mostar. Yani böyle bir ayrıştırmaya girmeyi ben çok sevmem. Şu tür insanlara diye bir dergicilik yapmayı da çok doğru bulmuyorum.

- Mostar dergisi bundan evvel Semerkand ve Bosna özel sayıları çıkarmıştı. Bu iki özel sayı da bence konusunda kaynak hüviyetindeydi. Önümüzdeki aylarda yeni bir özel sayı düşünüyor musunuz?

Evet, ben o birinci özel sayının içinde bulundum, ikinci özel sayıyı da kendim hazırladım. Semerkand, başka bir değişle Maveraünnehir özel sayısı haz alarak yaptığım bir çalışmaydı. Türkiye"de kütüphanelere koyulabilecek bir iş oldu.

Bizim uzun süredir kafamızda Balkanlar özel sayısı var. Ben de bu iş için çok da iştahlıyım. Ama bunu farklı sebeplerle bugüne kadar gerçekleştiremedik. Zamla ilgili sıkıtlarımız oldu, başka sıkıntılarımız oldu. Önümüzdeki aylarda planlayabilirsek ve Balkanları dolaşabilirsek olabilir. Çünkü biz uzaktan özel sayı hazırlamıyoruz. Neyle ilgili özel sayı hazırlıyorsak oraya gidiyoruz, oradaki insanlarla konuşuyoruz, fotoğraflar çekiyoruz. Balkanlarda da yaklaşık 8-10 gidip görmemiz gereken nokta var. Belki ben Üsküp"ü biliyorum, Saraybosna"yı biliyorum ama Bulgaristan"da, Yunanistan"da, Romanya"da, Arnavutluk"ta, Macaristan"da ve hatta geçebilirsek Sırbistan"da, bizim çok önemli kültürel noktalarımız var. Oraları gidip görmek, oradaki insanlarla konuşmak lazım. Dileyelim nasip olsun, bir Balkanlar özel sayısı çıkartalım.

- Mostar dergisini yeni dönemde abone olanlara “Aşık Paşazade Tarihi” adlı kaynak eseri hediye ettiğini kampanya afişlerinden öğrendik. Bunun haricinde önümüzdeki dönemde ne gibi yenilikler bekliyor bizi?

Her sene abonelik kampanyası çerçevesinde bir kısım kitaplar veriliyor. “Aşık Paşazade Tarih”i Osmanlı Devleti"nin tarihine dair en eski kaynaklardan bir tanesi. Osmanlı"nın nasıl kurulduğuna dair, kuruluş efsanelerine dair en çok bilginin bulunduğu kaynaklardan da bir tanesi. Yani kütüphanelere yakışacak bir kitap. Farklı yerlerde de yayınlandı bu kitap. İlk kez bizde yayınlanmış bir kitap değil. Ama bu kitabın bizim vesilemizle bilmeyenler tarafından bilinmesi, bilenlerin de evlerine girmesi iyi bir şey.

Doğrusu bundan sonra, eğer altından kalkabilirsek, çok muhafazakar ve her şeye hazır cevapları olan yazılardan ve tarihi bakış açısından çok, daha noktasal, daha bir kısım şeyleri kavramaya çalışan, eleştirmeye çalışan yazıları dergiye yerleştirip, genel görüntüyü belli oranda dönüştürebilirsek onun daha karlı olacağını düşünüyorum. Bunu başarabilir miyiz? Tekrar söyleyeyim insanlarla olabilecek bir şey.


Salih Demirhan


Kaynak:
http://www.dunyabizim.com

2009-02-01

"Sincan İstasyonu" dergisi


ŞUBAT 2009, SAYI: 18

Gazze ve şair * Eş Ağıdı * Blues şiir * Aforizmalar * A. Ada’nın söz varlığı ve dili * Eleştirmen şairlere sorduk * Dağlarca’dan izler * Kim, nasıl hatırlanıyor? * “Güzelim gece kelebekleri” * Dergiler tuz buz * İda Dağı’nın eteklerinde şiirin belleğine yolculuk * Düzyazı keşiftir, şiir buluş * Dağlarca kitabına katılmama nedenleri * Şiir değerlendirme kitaplığı * Şimdiki öykücüler * “Şairler Mezarlığı” mı? * Yaşarken değerlendirmek* Bir soruşturma üzerine * Denektaşı * Ne var ne yok

Bu sayıda yer alan şair ve yazarlar:
Adnan Binyazar, Dağlarca, Haydar Ergülen, Abdullah Şevki, Cihan Oğuz, Adil İzci, Merih Günay, R. W. Emerson, Baki Ayhan T. Yusuf Alper, Ali Ekber Ataş, Musa Öz, Dinçer Sezgin, Gökhan Göçer, A. Deniz Abik, Yılmaz Arslan, Osman Serhat, Sina Akyol, Abdülkadir Budak


İrtibat:
Atatürk Cad. İrem İşhanı No: 2/28
Sincan/ANKARA
0312 283 82 66
0536 462 21 70
P.K.6 Sincan/Ankara
sincanistasyonu@mynet.com
www.sincanistasyonu.com

Ahmet Örs ile "Tasfiye" Dergisi Üzerine


Bir önyazıyla amacını açıklayan dergiler kimi zaman öyle geniş bir açılım içine girerler ki, bu görüşlerini gerçekleştiremeden kapanıp giderler. Süreli yayınların belli aralarla çıkması gerekir: Aylık, iki aylık, mevsimlik, yıllık... Alışılan süre bir edebiyat dergisinin ayda bir çıkmasıdır. Ay dediğiniz çabucak geçer. Geniş bir hazırlık içinde değilseniz dergiyi yetiştirmek için yığma yazıları kullanmak zorunda kalırsınız. Bundan dolayı bazı dergiler iki aylık veya mevsimlik çıkar. Oysa, yığma dediğimiz, bilgi aktarımıyla yüklü, derleme izlenimi bırakan, yeni bir görüş getirmeyen yazılar; okunmadan geçilen, ölü yazılardır. Bir dergi yönetmeni ister ki, biçem özelliği olan, yeni bir görüş kazandıran, deneme tadındaki yazılarla dergiye çekicilik kazandırsın, yayımladığı her türden edebi ürünle dergiyi edebiyatta işlevi olan bir dergi haline getirsin. Edebiyat açısından bakınca, ortak değerler üzerinde duran bir derginin daha etkili bir ortam oluşturacağı umulur. Çağdaş edebiyatımızdaki dergi geleneğine baktığımız zaman belli bir kişinin sorumluğunda; dile, düşünceye, edebiyata yansıyan özellikleriyle nice dergi yayımlanmış: Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Aylık Dergi, Varide, Kelime vb. Pek azı uzun ömürlü olmuş. Günümüzde tek kişi sorumlu görünse de, yazı kuralları, danışma kurullarıyla takım çalışmasına özen gösteriliyor. Gene de asıl yük, dergiyi yayıma hazırlayanın sorumluluğuna kalıyor. Tasfiye Dergi Umut Uzun'un sahipliliğinde yayımlanıyor. Bir edebiyat dergisini düzenli çıkarmak, vahiy odaklı sanat için çaba göstermek, önemli bir başarıdır. Bir dergi adı olarak Tasfiye, bu anlamda bir sembol; düşünsel açıdan önemli bir adım, mücadele bayrağı, direniş odağı... O kadar. Ne küçümsenebilir ne de fetişize edilebilir, Mütevazı. İşte bize düşen bu adımı büyütmek, mücadele bayrağını daha yükseklere çıkarmak, direniş odağı olarak işlevimizi yerine getirmek Bu çerçevede on sekizinci sayısı yayımlanan Tasfiye dergisini derginin yayın kurulu üyelerinden Ahmet Örs'le konuştuk. Çünkü Tasfiye'nin edebiyatta nasıl bir işlevi olduğunu görmek, sorumluluğunun bilincinde olan edebiyat dergiciliğinin gelişmesine de yön verecektir.

Tasfiye dergisinin öyküsünü ilk ağızdan dinlemek insanı heyecanlandırıyor. Sizi Tasfiye'yi çıkarmaya iten düşünce neydi?

Türkiye'deki edebiyat ortamının özellikle "İslamilik" iddiasındaki çevrelerce üretilen kısmına sahih bir yaklaşım, esaslı bir duruş üretebilmek Tasfiye'nin çıkışında temel sebep olmuştur. Kur'an düşüncesi temelli bir anlayış edebiyat çevrelerinde eksiktir. Tasavvuf eksenli ya da modern sapmalarla malül bir edebiyat görüntüsü var. Yaşanan hayata müdahale etmeyen, kendini kandıran bu edebiyat anlayışına vahiy temelli bir örneklik üretebilmeyi amaç edindik.

Tasfiye adı nereden geliyor?

Bazı dostlar Tasfiye'nin adını garipserken bazıları da "Tasfiye" adından heyecanlandılar. Doğrusu ben Tasfiye'nin adının tedirgin edici olduğunu düşünüyorum. Birçok insan bu isimden tedirgin oluyor. Birinci soruya verdiğim cevap "Tasfiye" isminin ortaya çıkışını da özetliyor aslında. "Tasfiye"de arındırıcı ve devrimci bir anlam ve önemli bir iddia var. Tasfiye bu iddiayı somutlaştırmak için konulmuş bir isim.

O zaman dergiye Tasfiye adını koyup yayımlarken yalnızca edebiyatı kavrayan bir dergi olmasını istememiş, edebiyata ve düşünceye yön vermesini de düşündünüz...

Evet, kesinlikle! Belki içerik olarak eksiklikler var, tamamlanması gereken taraflar var ama öncelikle iddiamızın belirgin olmasını istiyoruz. Edilgen bir duruştan ziyade dediğiniz gibi hayata, düşünceye yön vermeye çalışan inancımızın edebiyatı, düşüncesi olabilmeyi arzuluyoruz. En büyük amacımız ise İslami mücadelede ekolleşecek bir yapılanmaya katkıda bulunabilmek.

Peki sizden önce yayımlanan İslami duyarlıklı edebiyat dergilerini nasıl görüyorsunuz?

Tasfiye'nin çizgisini yakın dönemde öncelikle "Edebî Pankart" dergisi temsil eder sanırım. 1980 öncesi ve sonrası yayımlanan İslami duruşlu dergiler İslam düşüncesini Kur'an merkezli bir çerçeveye ulaştırabilmiş olsalardı kısmî kazanımlarını genelleştirebilirler ve Tasfiye'nin öncülü olabilirlerdi. Söz gelmişken İslami iddialı dergilerin gelenek ve tasavvuf takıntısının en büyük problemlerden biri olduğunu da belirtmek gerekir. Bunu daha önce aşmaya çalışan ve Kur'an ve ümmet duyarlılığı oluşturan "Aylık Dergi" sürecini de saygıyla anmak gerekir.

Tasfiyenin ilk sayısı ne zaman yayımlandı? Bir dergi önce hangi değerlere önem vereceğini saptamalı. Bu değerlere inanan yazarlar o derginin çatısı altında toplanmalı. Tasfiyenin gelişmesi de böyle mi oldu? Dergi çıkaranların bir edebiyat anlayışı olmalı: Tasfiyenin çıkış yazısında üzerinde durduğunuz temel noktalar nelerdi?

Evet, kesinlikle bir dergi bir anlayışı temsil etmeli. Biz ideolojik bir dergiyiz. İdeolojik olmak edebiyat çevrelerinde pek makbul bir sıfat olmasa da inancımız doğrultusunda edebiyat ve düşünce üretmek ve tavır sahibi olmak iddiasındayız. Tasfiye'nin ilk sayısı 2004 Ekimi'nde yayımlandı. Esasen, Tasfiye'nin karakterini çıkış yazısından ziyade yayın sürecinde bıraktığı izlerle, haykırışlarıyla anlamak gerek.

Tasfiye geride kalan on sekiz sayısı itibariyle bu yana düşünce ve içerik bakımından doyurucu, toplum sorunlarına kayıtsız kalmayacak, ilkeli bir dergi olmayı başarabildi mi?

Bu, kuşkusuz dergiyi takip edenlerin takdirine kalmış bir şey. Doyurucu kısmını elbette "evet"le cevaplayamayız ancak toplum sorunlarına kayıtsız kalmayan bir edebiyatı inşa etme çabası içindeki bir dergi olarak Tasfiye'nin bu konuda elinden geleni yaptığını düşünüyorum. Başörtüsü yasağından darbe süreçlerine, İslam düşüncesinin arındırılmasından siyasal eylemliliğin gereklilik ve teşvikine kadar yerel problemler Tasfiye'de edebiyat ürünlerinin içeriği olarak yer aldı. İslam dünyasındaki işgal ve direniş hattı da Tasfiye'nin ana yayın alanlarını oluşturdu. Irak ve Afganistan işgalleri, Filistin direnişi ve Kudüs'ün özgürlük mücadelesi Tasfiye için meşale mesabesindeki semboller oldu. İnşallah bu istikamette ilkeli bir yayın olabilmişizdir.

Peki dergi İslami ve insani duyarlığı dolaylı bir anlatımla gösterme yollarını denemedi mi? İnsanlığın kurtuluşunu vahye bağlanan sorumluluk anlayışında gören edebiyatçı kalemini bu inancın buyruğuna bırakırken edebiyatın gücüne öncelik tanımayacak mı? Edebiyatın gücüne öncelik tanımazsak, inandığımız anlayışı yaşatmamız nasıl olacak?

Edebiyatın gücüne öncelik tanımak problemli bir ifade olabilir. İnancın gücü her alanda sürükleyici bir niteliğe sahiptir. Bir form olarak edebiyat, karşı duruşu da ancak bir ideolojiden alabilir. Biz hayatımızdaki her imkân ya da formdan önce net bir ideolojik duruşun gerekli olduğuna inanıyoruz. Dediğiniz gibi edebiyat bunu besleyecek önemli bir güçtür, araçtır. Bu arada, estetiği daha öne çıkaran yazıların da Tasfiye'de yer aldığına inanıyorum.

Dergi edebiyatın mutfağıdır, biliyorsunuz. Kitaplaşmadan önce şiirler, öyküler, denemeler dergilerde okur karşısına çıkar. Kitaba daha sonra sıra gelir. Sanırım ilk kitabınızdaki öyküler de Tasfiye'de yayımlandı?

Tasfiye'de yayımlananlar var, önemli oranda Haksöz'de yayımlananları var. Bu vesileyle Haksöz'ün yetişme sürecimizdeki mektep rolünü bir kez daha vurgulamayı bir borç olarak ifade etmek isterim.

Dergi, yazın dünyasının, bana göre, kendini ortaya koyduğu ve ürünlerin sınandığı yerdir de. Keşke şunu yayınlamasaydık dediğiniz ürünler oldu mu dergide?

Fazla önemli olmamakla birlikte belki bir iki yazı için bu mümkün olabilir. Ekip olmaktan kaynaklanan tercihlerden dolayı dergilerde bazen buna benzer olumsuzluklar görülebilir ancak Tasfiye'de bunun minimum düzeyde olduğunu söyleyebilirim. Aslında Tasfiye sansürcü (!) bir dergi olarak da görülebilir. Biz ideolojik çerçevemize uygun olmayan yazı ya da bölümlerin yayımında net bir tavra sahibiz. Bunu bir hatır-gönül meselesi olarak görmüyoruz.

"Taşrada" yayımlanan şiir/edebiyat dergileri içinde Tasfiye'nin yerini nasıl değerlendirirsiniz?

"Düşüncenin merkezi/Hayatın taşrası" başlıklı bir yazı yayımlamıştık dergide. Önemli olan hayatın taşrasına düşmemek. Tasfiye'nin yerini de taşra merkezli değil de düşünce merkezli görüyoruz. Dolayısıyla Kur'an merkezli düşünsel ve siyasal duruşu itibariyle Tasfiye'ye kardeş aradığımızı da ilan etmiş olalım.

Bir edebiyat dergisi yayımlamanın süreçlerinden söz edebilir misiniz? Zorlukları nelerdir?

Tasfiye, ekonomik sıkıntıları fazlasıyla yaşayan bir dergi. Muhakkak diğer dergiler için de geçerlidir bu. Tasfiye'yi ellerine alanlar görselliğin yetersiz olduğundan ve derginin ayrı bir kapağı olmadığından hareketle "garibanlığını" fark edeceklerdir! 18 sayı boyunca hiç reklam almadık. Satıştan da yeterince dönüş olduğunu söyleyemeyiz. Bu vesileyle yayını sürdürebilmek için elinden geleni yapan Mustafa Kıyak arkadaşımın gayretlerini ve dostlarımızın katkılarını burada anmalıyım. Yazı desteğinde de sıkıntılarımız var. Az önce de söylediğim gibi Tasfiye tedirgin edici bir dergi. İşin başa düştüğünün bilincindeyiz. Sözün gücüne ve mücadelenin gerekliliğine inanarak gidiyoruz hamdolsun!

Derginizde önemli konularda dosyalar gerçekleştirmiyorsunuz. Bunun özel bir nedeni var mı?

Özel bir nedeni yok. Her sayıyı hayatın ve inancın bir fotoğrafı olarak ele alabiliriz. Dolayısıyla her sayı bir "dosya" olarak da görülebilir! Ama bahsettiğiniz manada birkaç dosya tasarlıyoruz. Özellikle İslamcı edebiyatı masaya yatıran bir dosya yararlı olabilir. Ayrıca İslami temelli edebiyat tarihi oluşturma niyetimiz var. Bakalım, nasip…

Geçenlerde bir arkadaş yakınıyordu: "Bir kitabın oluşmasında nice emekler var. Ama dağıtımı üzerinde kimse durmuyor. Hele şiir kitaplarının dağıtımı hiç yapılamıyor. Dağıtımı yapılsa bile kitapçılar göz önüne çıkarmıyor. Belki de böyle bir kitabın kendilerine geldiğinden haberleri bile yok." Dergicilikte bu işin daha zor olduğunu söyleyebilir miyiz?

Dergi çıkarınca aynı zamanda dağıtımcı da oluyorsunuz! Önemli bir tecrübe aslında. Güzel dostluklar oluştu. Yine de epeyce kişi ve noktaya ulaştığımızı düşünüyorum. Tabi internet üzerinden de yayım yaptığımızdan insanlara ulaşmada bir problem kalmadığına inanıyorum. Bakalım yeni bir dağıtım şirketi ile çalışmaya başladık, inşallah daha çok insana ulaşabilecek dergi.

Geriye dönüp baktığınızda Tasfiyenin yayıma başladığı ilk sayısı ile bugün geldiği son sayı arasında, amaç ve hedef bakımından değişen ya da gelişen şeyler var mı? Neler?

Kesinlikle çok daha ileri ve olumlu bir noktada olduğumuzu belirtmeliyim. İlke olarak değişen bir şey olmamakla birlikte durduğu yeri daha bir kararlılıkla işaret edebilen bir dergi oldu Tasfiye. İslami çevrelerin edebiyat anlayışının ne olması gereğine ilişkin yaşayan önemli bir örneklik sergilediğini düşünüyorum. Eksiklikleri elbette var. Okuyucu ve yazıcıların İslami mücadele sorumluluklarıyla katkıda bulunduklarında Tasfiye'nin daha da zenginleşeceğine inanıyoruz.

Söyleşimize vakit ayırdığınız için teşekkür ediyorum.

İnceliğiniz için ben teşekkür ediyor, hayırlı çalışmalar diliyorum


Röportaj: ASIM ÖZ

Kaynak:
Haksöz-Haber

Edebiyat Ortamı


Ankara’da öteden beri edebiyat dergileri yayımlanır. Üstelik sıradan dergiler değildir bu dergiler. Edebiyat, Mavera, Aylık Dergi ve başka dergiler, Ankara’da ve Türkiye’de önemli işlevler üstlendiler bir dönem. Kimi tek adam dergisi olan, kimi de işleri şûra ile yürütülen bu dergilerin ortak bir özelliği vardı. Kendi çapında bir okuldu bu dergilerin her biri.

O dönemde Ankara, belirleyici bir rol de oynuyordu edebiyat ortamı açısından.

Daha sonra ne olduysa oldu, bir fetret dönemine girildi. Heves ürünü olmaktan öte gitmeyen kimi dergileri saymazsak uzun süre dergisiz kaldı Ankara’nın edebiyat dünyası.

Son zamanlarda ise yeniden bir canlanma yaşıyor edebiyat dünyası, özellikle de Ankara. “Son zamanlarda” tabiri aslında uzunca bir zaman dilimini kapsıyor. Bu zaman dilimini Hece dergisiyle başlatmak gerekiyor. Özel sayılar dergisi unvanını verebileceğimiz Hece on üç yaşında olduğuna göre uzun bir zamanı kapsıyor bu “son zamanlarda” tabiri.

Hece çok önemli işlevler üstlendi bu zaman içerisinde. Fakat artık “okul dergi” diyebileceğimiz dergiler dönemi kapandı mı, sorusunu sorduran bir yapısı da var Hece’nin. Okul-dergiler, amatör ruhun ürünüydü elbette. Amatör ruh bir yere kadar iyidir, ama bazı sıkıntıları da bünyesinde barındırır. Bunun örnekleri çoktur. Bu yazıda bunlara girmeyeceğim, ama ilerde ihtiyaç olursa bu konuyu başka ortamlarda tartışabiliriz.

Biz tam okul-dergiler dönemi kapandı mı diye sorarken, yeni bir dergi çıktı sahneye yine Ankara’da. Edebiyat Ortamı.
Edebiyat Ortamı, aslında çok zaman önce sahneye çıkmıştı. Server Vakfı bünyesinde, vakfın yönetim kurulu başkanı Sayın Mehmet Ali Bulut’un fikrinin sonucu olarak, Ali K. Metin yönetiminde 1997 yılı boyunca her ay yayımlanmıştı Edebiyat Ortamı.

O zaman benim de kıyısından köşesinden dâhil olduğum bu dergi tecrübesi pek başarılı bir tecrübe sayılmaz elbette. Bu nispeten başarısız tecrübeden sonra yine Server Vakfı ve yine Mehmet Ali Bulut, sanırım yükümlülük duygusuyla yeniden harekete geçti ve ikinci Edebiyat Ortamı dönemi başladı 2008’de.

Dergi bu kez iki ayda bir yayımlanıyor şair Mustafa Aydoğan’ın yönetmenliğinde. Kapağından sayfa düzenine, ekibinden yazı kadrosuna varıncaya dek daha umut verici bir hali var yeni derginin. Hatta denilebilir ki adı dışında eski dönemle bir alâkası yok.

Bütün bunlar sevindirici ve güzel de, Edebiyat Ortamı dergisinin, “Okul-dergiler dönemi kapandı mı” sorusunu geri almamıza yol açacak nesi var da ben umutlandım? Dergi çıkmaya başlayalı tam bir yıl oldu. Gözlemlediğim şu: Bu dergi, bir dergi, yani edebî ürünleri deren, bir araya getiren bir süreli yayın olmaktan ziyade, edebî bakış ve duruş sergilemeye çalışan bir düzlem, bir ortam olmaya çalışıyor yayımladığı ürünlerle.

Dergi yönetimi, geleceğe yönelik kaygılar taşıdığını hissettiriyor sayılarıyla. Ayrıca İslam dünyasının kültür bunalımı üzerine kafa yoran bir ekip izlenimi veriyor dergi ekibi.

**

Nicedir dünyanın kalbi İslam dünyasında atıyor ve son zamanlarda bu kalp atışı, kalp çarpıntısına dönüştü. Müslüman toplumların ve özelde bizim toplumun durumu hiç de iç açıcı değil bu çarpıntı karşısında.

Çözüm üretmek için yeterli donanıma sahip değiliz. Bu donanımları kazanmada kültür ehline, ediplere ve aydınlara büyük sorumluluklar düşüyor.

İflas ile karşı karşıya kalan tüccarlar eski defterleri karıştırırlarmış. Bizim de pek çok açıdan iflasa sürüklenmekte olduğumuzu kim inkâr edebilir? Bu iflas tehlikesi karşısında toplumun yazarları, aydınları ve düşünenleri de eski defterleri karıştırmalı değiller mi?

Demem o ki eskiden söylenmiş sözleri yeniden düşünmeli ve bunlardan yola çıkarak yeni sözler, yeni düşünceler üretmeliyiz. Büyük mesneviler, kasideler, gazeller, bize yeni şiirler, öyküler, romanlar ve sinema eserleri olarak geri dönmeli.

İşte Edebiyat Ortamı bu kaygıyı taşıyor gibi geliyor bana; bu kaygıyla atılmış küçük, fakat değerli bir adım.
Büyük ârif Ebu Said Ebu’l-Hayr’ın dediği gibi: “Kalkıp bir adım atandan Allah razı olsun.”

Hicabi Kırlangıç

Kaynak:
www.tyb.org.tr
30.01.2009

"Yağmur" dergisi çıktı


Ocak - Şubat - Mart 2009 Sayı: 42

Hasbihâl

Muhterem Yağmur Dergisi Okurları;

Geçen sayıyla onuncu senesini tamamlayan dergimiz, bu ay on birinci yaşına ilk adımını atıyor. Bu güne kadar bizleri yalnız bırakmayan siz değerli okurlarımıza bu vesileyle teşekkür ediyoruz. Dileriz, daha nice on yıllara birlikte yürürüz.

Her sayımızın bir öncekinden daha güzel; daha nitelikli olmasını hedefliyoruz. Sizlerden gelen tebrik mesajları da bu hedefimizi gerçekleştirmede bize güç veriyor. Özellikle son sayımız için gerek telefonla gerek elektronik posta yoluyla bizlere ulaşan teşekkürleri, takdir dolu ifadeleri yolumuzun doğru olduğuna dair mutluluk verici emâreler olarak kabul ettik. Bu vesileyle Yağmur'un sizlere ulaşmasına katkıda bulunan -başta yayın heyeti olmak üzere-herkese teşekkür ediyoruz.

Geçen sayıda ilk bölümünü yayımladığımız "Kültür Problemimiz ya da Kendimiz Olma" başyazısı, bu sayımızda da devam ediyor. Geçen sayıda temas edilen hususlara paralel olarak kendi medeniyetimize ait bir sesin, bir nağmenin, bir çizginin, bir üslûbun kendi orjiniyle başkaları tarafından tam temsil edilemeyeceği hakikatine temas ediliyor. Yine bu yazıda, başkalarına ait harsî husûsiyetleri de aynıyla bizim temessül etmemizin imkânsızlığına değiniliyor.

Başyazıyı takip eden sayfalarda müdekkik nazarlarıyla ufuk açıcı yazılara imza atan bir ismi görüyoruz. Sezai Coşkun. Kısa zaman önce İsam Yayınları tarafından neşredilen İslâm Estetiği isimli kitabı inceleyen Coşkun, "San'atla ilgilenen herkesin tarihî süreç içerisinde binlerce eser meydana getiren İslâm estetiğini anlama mecburiyeti vardır." tespitini yaparak Turan Koç imzalı bu kitabın, söz konusu "anlama" çabasına önemli katkıları olacağı üzerinde duruyor.

"Ötekilere Dikkat", Yağmur okurları için biraz farklı; farklı olduğu kadar da ilgi çekici bir yazı. Dünyamızı renklendiren(!) televizyon yapımlarının, iç yüzüne bir yolculuk olarak da okunabilecek olan bu yazı, içinde dikkatli okurlar için oldukça derin sorular barındırıyor.

Ali Şanverdi, bu sayımıza yaşanmış bir hâdiseyi hikâyeleştirdiği "Borçlu" isimli yazısıyla katkıda bulundu. Hikâyeyi bitirdikten sonra Onuncu Söz'ü bir kez daha okuma ihtiyacı hissedeceğinizi düşünüyoruz.

Merve Eker, Mustafa Kutlu'nun muvaffakiyetinin temelini oluşturduğunu düşündüğü iki hususu dile getiriyor makalesinde: Hâkim bakış açısı ve anlatıcının özellikleri. Yazarın, Kutlu'nun 1979 yılında kaleme aldığı Yokuşa Akan Sular'ıyla başlayan incelemesi, Menekşeli Mektup'a kadar devam ediyor.

"Dostun Evi Gönüllerdir", derin tahlilleriyle tanıdığımız M. Said Türkoğlu'nun Yûnus Emre üzerine yazdığı inceleme yazılarının üçüncüsü. Bu bölümde Yûnus'u, düşmanı dahi dost bilen bir anlayışın temsilcisi olarak okurlara takdim ediyor kıymetli kalem M. Said Türkoğlu.

Yüsra Mesude Arslan'ın Mustafa Özçelik'le Nasreddin Hoca üzerine yaptığı mülâkat; Şemsettin Yapar'ın, Bediüzzaman'ın "Münâcât" isimli eserinin edebî yönünü incelediği makalesi; Ahmet Karataş'ın, "Süleymannâmeler" hakkındaki araştırması ve İbrahim Öztürkçü'nün Âkif'in, Âsım'ın neslinden beklentilerini dillendirdiği denemesi bu sayının dikkate değer yazıları.

Şiirlere gelince... Bu sayımız şiir yönüyle de oldukça zengin. Hepsine burada yer vermek elbette mümkün değil. Lakin özellikle Hüseyin Kaya'nın "Yastık Kenarı"nı, Yaşar Beçene'nin "Barla Yamaçları"nı, Ali Osman Dönmez'in "Yol Hâli"ni, ve Yusuf Dursun'un, "Rubâiler"ini beğenerek okuyacağınızdan eminim.

Yeni sayılarda buluşmak üzere, hoşça kalınız.

Dergide bu ay neler var?

Hasbihâl ( Editör'den ) Yağmur -
Kültür Problemimiz ya da Kendimiz Olma (2) ( Başyazılar ) Yağmur
İslâm Estetiği ( İnceleme ) Sezai COŞKUN
Barla Yamaçları ( Şiir ) Yaşar BEÇENE
Bir Okuma Serüveni ( Makale ) Nuh Utku
Ötekilere Dikkat ( Makale ) Safiye Ünal
Vitrindeki Fotoğraflar ( Deneme ) Enes BAHADIR
Borçlu ( Hikaye ) Ali Şanverdi
Bahar Şöleni ( Şiir ) Hüseyin Yahya BİRİNCİ
Mustafa Kutlu'nun Hikâyelerinde Bakış Açısı ( Makale ) Meryem Eker
Dostun Evi Gönüllerdir ( Deneme ) M. Said Türkoğlu
Yastık Kenarı ( Şiir ) Hüseyin KAYA
Gaz Lâmbaları ( Hikaye ) Sacit Arvasi
Yol Hâli ( Şiir ) Ali Osman DÖNMEZ
Sevinç Çokum'un Romanlarında Millî Kimlik ( Makale ) Meryem Eker
Gazel - Murâdî ( Edebiyat Şahaserleri ) Yağmur
Gazel - Erzurumlu İbrahim Hakkı ( Edebiyat Şahaserleri ) Yağmur
Yakaza ( Deneme ) Yasemin Civelek
Mustafa ÖZÇELİK: ( Mülakat ) Yüsra Mesude ARSLAN
Kuğulu Göller ( Şiir ) Hasan ÇAĞLAYAN
Hüznünüz Düştü Kelimelere ( Hikaye ) Gülbahar REÇBER
Münâcât Üzerine ( İnceleme ) Şemseddin YAPAR
Hasret Türküsü ( Şiir ) Mehmet DOĞAN
Süleymannâmeler ( Makale ) Ahmet Karataş
Çetele ( Hikaye ) Hüdayi CAN
Ne Ayna Ne Gölge ( Şiir ) Ayşe Şehbâl YAŞAR
Ham Sevgiler ( Deneme ) Özlem Üstün
Yankı Gazeli ( Şiir ) Mehmet Kara
Selim Sâbit Efendi Hayatı ve Eserleri ( Makale ) Ahmet Ali Özer
Metal Kuşlar ( Şiir ) Yusuf Türkoğlu
Karanlığa Akan Sular ( Hikaye ) Sinan Davulcu
Rubâiler ( Şiir ) Yusuf Dursun
Âkif'ten Âsım'ın Nesline Mesajlar ( Deneme ) İbrahim Öztürkçü
Asım'dan ( Şiir ) Mehmet Akif ERSOY -

İrtibat:
Emniyet Mah. Huzur Sk. No: 5 P.K. 72 Üsküdar-İSTANBUL
Tel: 0 216 318 60 11 - (3622) Faks: 0 216 422 41 40
yagmur@kulturyayinlari.com
www.yagmurdergisi.com.tr

"Kitap-lık" dergisi


Şubat 2009 Sayı: 124

“Yarının ne getireceğini bilmiyorum” son cümlesi Fernando Pessoa’nın. Kurmaca kişilikleriyle, yarattığı şairlerle “birçok kimse” ve “hiç kimse” olmayı başarmış bir “garip” yazardı o... 45. sayımızdaki (Ocak-Şubat 2001) “Takma Adlar, Sanal Kimlikler” dosyası içinde oynadığımız oyunda, kurduğumuz hayali “Yazarlar Sözlüğü”nde Pessoa örneği vardı önümüzde. Sonra, 2004 Aralık’ında, bu kez bir sergiyle –J. F. Vilhena’nın küratörlüğünde “Fernando Pessoa ve Şürekâsı (Fernando Pessoa & Co.)” adlı bir sergiyle– anmıştık onu. Son zamanlarda ise Huzursuzluğun Kitabı (Çeviren: Saadet Özen, Can Yay. 2006) bu özlü modernistin ülkemizde biraz daha bilinmesini sağlamış görünüyor.

Sema Rifat, Pessoa’yı yakınımıza getiren, on yıla yayılan ama çok kısa süren bir gönül ilişkisinin ilmeklerini gösteren mektuplarını çevirdi. Önümüzdeki ay çıkacak kitaptan seçilmiş bir deste mektubu önceden Kitap-lık okuruyla paylaşmak istedik.
Pessoa, nişanlısı ve tek aşkı olarak bilinen Ophélia Queiroz ile 1919’da, iş yaptığı bir şirkete 19 yaşındaki Ophélia’nın sekreter olarak girmesiyle tanışır. Böylece kesintili bir “mektup aşkı” başlar: 1 Mart 1920’de ilk mektubunu yazar ona, 29 Kasım’da ise bu ilişkiyi bitirdiğini bir mektupla bildirir. 1929 Eylül’ünde başlayan mektup aşkı 11 Ocak 1930’da sona erer.

Nasıl bir dünyada yaşadığımız neyin diline sığındığımıza bağlı değil mi? Yakınlarımızda çalan savaş tamtamları yanı sıra siyaset ve ekonominin sivri dili, bizi kendimiz olmaktan çok uzaklara fırlatıyor. İnsanların âdeta “haber bülteni papağanı”na döndüğü, zihinlerin kötürümleştiği bir zamanda bundan tam yüz yıl önce “Akla verdiğim önem her geçen gün azalıyor” diyen Proust, Ricardo Reis’in kaleminden yazdığı bir şiirde İranlı satranç oyuncularının “huzur”una işaret eden Pessoa gibi çıkılacak ne çok liman var.

Kitap-lık, gerçek edebiyat okurunun dergisi olma çabasıyla, bu limanlara demir atmayı sürdürecek. İşte, baharda René Char ve Borges koylarına dümen kıracağız, yelkenlerimizi çoktan açtık.

Yine geldi şiir yıllığı ayı: Edebiyat dünyamızın “kutsal ay”ı saymalıyız artık Şubat’ı.

Bâki Asiltürk’ün hazırladığı YKY Şiir Yıllığı 2008 şiirimizden görünümler getiriyor önümüze, ufuklara işaret ediyor. Elbette artık yıllıkların tadı tuzu sayılan itirazlar olacaktır “şairlerin tarafından”; ama nedir, bir işin ses getirmesi o işin sürdürülmesine bir işaret de sayılmaz mı?

Murat Yalçın
(Editör)


İçindekiler:

RÜZGÂR GÜLÜ

Güven Turan, Hatice Tekin, Tuncer Erdem, Ertuğ Uçar, Sevgi Ünal, Turgut Yüksel

ŞİİR

Abdülkadir Budak - Yay Burcu

İzzet Göldeli - Ara-Fresk, Güdü, İkileme

Nuri Demirci - Gidenler Oldu

Seyhan Erözçelik - Of! Of!

küçük İskender - Bir Melek Satın Aldım, Köprüden Atlamak

Serdar Koçak - Naz

Mahmut Temizyürek - Ölçüseven

Ömer Erdem - gülten akın, nereden gelirim

Ömer Aksay - Araf Çekimserliği

Kadir Aydemir - Tralleis’te İki Âşık

Elif Sofya - Sosyal Supap Projeleri

Ertan Yılmaz - Ben Gidiyorum Portakal

Umut Taylan - Köpüklü Gece Duası

Sine Ergün - Yaban, Harita

ÖYKÜ

Yiğit Bener - Leke

Saba Kırer - Kesitler

Yalçın Tosun - Altın Günü

Melida Tüzünoğlu - Kasap Havası: Ecel II

Emir Ali - Ödül

Şenay Eroğlu Aksoy - Sis

MEKTUP

Fernando Pessoa - Ophélia’ya Mektuplar

DENEME

Oğuz Demiralp - Bir Kurban Bayramı Yazısı

Emin Özdemir - Acı Üstüne Çeşitlemeler

GÜNLÜK

Gültekin Emre - Çınlama Günlüğü

SÖYLEŞİ

Gonca Özmen “Bir yaprağı anlamaya çalışmakla bir dizeyi anlamlandırmak aynı gibi geliyor bana”

BABİL KULESİ

Tamer Gülbek - Düşler ve Yolculuklar: Cevat Çapan’ın Şiirine Bir Yaklaşım Denemesi

Ramis Dara - Hilmi Yavuz ve Halesi

Hilmi Tezgör - Auster Paydası

"Türk Edebiyatı" dergisi


HASBIHAL

Sevgili Türk Edebiyatı okuyucuları,

Ocak 2009 sayımızı çok özel yapan “Resim ve Edebiyat” dosyası, daha önceki dosyalarımız ve özel sayılarımız gibi büyük bir ilgiyle karşılandı. Bu sayımızda herhangi bir konuyu ağırlıklı olarak ele almayı düşünmüyorduk. Şeyh Galib dosyasının kendiliğinden oluştuğunu söyleyebilirim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Tarihî Çevre Koruma Müdürü Cem Eriş Bey’in gönderdiği bilgiler olmasaydı bu dosya da olmayacaktı.

Arşivde öteden beri III. Selim ve II. Mahmud devirlerinin sanat hayatıyla ilgili araştırmalar yapan dostumuz Talip Mert de, Şeyh Galib’in hayatıyla ilgili bazı belgelere ve muhallefatına ulaştığını söyleyince elinizdeki sayının kapak konusunu bulmuş olduk. Şeyh Galib hakkında bir hayli yeni bilgiyi de ihtiva eden dosyamız, Bahtiyar Aslan’ın “Galib Dede’nin Gülü” adlı hikâyesi ve Selim G. Dedeoğlu’nun Nühüft adlı şiiriyle revnak kazandı. Tabii sanat tarihçisi Süleyman Faruk Göncüoğlu’ndan temin ettiğimiz fotoğraflarla da…

Süleyman Faruk Göncüoğlu, hayatını İstanbul’a vakfetmiş çalışkan bir kültür tarihçisidir. Bazı dostlarıyla birlikte kurduğu Kültür Tarihi Araştırma Merkezi ve İstanbul Şehri Kültür Tarihi Araştırma Merkezi isimlerini taşıyan ve aynı çatı altında faaliyet gösteren iki sivil toplum kuruluşunu beş yıldır yönetiyor. Sadık Kutalmış, kendisiyle Anadolu Hisarı sırtlarındaki bu merkezlerin faaliyetleri ve yayımladığı kitaplar hakkında konuştu. Alim Kahraman da “Şehrin Saklı Hafızası” diye nitelendirdiği Karacaahmet Mezarlığı’nı deneme üslubuyla anlattı.

Cemal Aydın, geçen yıl kaybettiğimiz Filistinli şair Mahmud Derviş’in 1988 yılında yayımlandığında İsrail’de şiddetli tepkilere yol açan “Yürüyenler Eğreti Sözler Arasında” adlı şiiri etrafındaki tartışmalardan söz ediyor. Bu tartışmalar, aynı yıl Palestine, mon pays: l’affaire du poème (Filistin Benim Ülkem: Şiir Meselesi) adlı bir kitapta toplanarak yayımlanmıştı. Bu sayıda söz konusu şiiri ve kısa bir süre önce Mahmud Derviş’in kitaplarından seçme şiirlerle oluşturulan Biz Kaybettik Aşk da Kazanmadı adlı kitap hakkındaki tanıtma yazısını da okuyabilirsiniz. Bu vesileyle, İsrail’in vahşice saldırarak soykırım uyguladığı Gazze’de yaşanan acıları bütün kalbimizle paylaştığımızı ifade etmek istiyorum.

Hiç beklenmedik bir zamanda Bakanlar Kurulu kararıyla vatandaşlık hakkı iade edilen Nâzım Hikmet’i de ihmal edemezdir. M. Selim Gökçe, öteden beri bu kararın çıkmasını isteyen çevrelerin niçin memnun olmadıkları hakkındaki düşüncelerini ve Nâzım’ın Türkiye’de ve Türkî Cumhuriyetlerde nasıl farklı algılandığını anlatıyor.

Bu sayıda büyük Alman oryantalist Annemarie Schimmel’in “Kedi Müziği” başlıklı hoş bir yazısına da yer verdik. Aynı zamanda ünlü bir kedisever olan Schimmel’in Orientalische Katze (Şark Kedisi) adlı bir kitabı vardır. Türkçesi yakında çıkacak olan söz konusu kitap, dergimizde yazılarını beğenerek okuduğunuzu bildiğim Senail Özkan tarafından tercüme edildi. Yayımladığımız yazı, bu kitabın bir bölümüdür.

Ali Sözer’in “Dibaceler Ne Söyler?” ve Halef Nas’ın “Shakespeare’in Türkçedeki Serüveni” başlıklı yazılarını da ilgiyle okuyacağınızdan eminim. Halef Has’ın yazısı, aslında İnci Enginün hocamızın Türkçede Shakespeare adlı kapsamlı kitabı hakkında bir değerlendirmedir. Fatma Karabıyık Barbarosoğlu’nun Medyasenfoni adlı yeni romanı da Hayati Koca tarafından değerlendirildi. Orhan Güdek ise Semih Kaplanoğlu’nun “Yumurta” adlı filminde sembolik dil ve metafizik arka plan üzerinde durdu.

Bu sayıda, Bahtiyar Aslan’ınki dışında üç hikâyemiz daha var. Ayşe Göktürk Tunceroğlu, Sevgül Yılmaz ve Hayrettin Orhanoğlu imzalarını taşıyan bu hikâyeleri herhâlde beğeneceksiniz. İmzası dergimizde ilk defa yer alan Sevgül Yılmaz’ın kadınlığın problemlerine ustalıkla eğildiği hikâyesine özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum. Şiirlere gelince: Selim G. Dedeoğlu, Sedat Umran, Markabay Aamatov, Mehmet Aycı ve Ali Osman Dönmez, bu sayının şairleri. Kırgız şairi Markabay Aamatov’un “Şair” adlı şiiri Türkiye Türkçesine İbrahim Türkhan tarafından aktarıldı.

Bu aydan itibaren, derginize istemeyerek 1 TL zam yapmak zorunda kaldık. Geçen ay müjdelediğimiz Yeni Türk Edebiyatı Araştırmaları adlı akademik dergimiz de ay başında çıkmış olacak.

Kırkambar’ımızın bu ay çok dolu olduğunu göreceksiniz.Daha güzel sayılarda buluşmak üzere hoşça kalınız. Muhabbetle, efendim.


Beşir Ayvazoğlu

"Kültür" dergisi seyahat


KÜLTÜR’DE ÂLEMİ SEYR ETMEK

Kültür dergisi yeni sayısını Seyahat’e ayırdı. Hep gözlemlenen, söze gelen, dile getirilen ama pek de yazılmayan bir konudur Seyahat. İslâm dünyasının belli dönemlerinden yaşamış, önemli seyyahlar, dönemlerinde uzun seyahatlere çıkmışlar. Bunun sonunda geride ciltler dolusu eserler bırakmışlar. Kültür Dergisi, İbn Battuta gibi, Evliya Çelebi gibi yola düşüyor ve o aralanmayan seyahat yollarını ve sayfalarını aralıyor.

Dergide, Ortaçağdan, Osmanlı’dan gün yüzüne çıkmamış, üzerinde pek durulmamış pek çok seyyahın ve yazdıklarının makaleleri yer alıyor. Bunlardan İbn Cübeyr ve Hac Yolculuğu, İsmail Güler tarafından; İsmail Tuncu Bey’in Seyahatleri ve Seyahat yazıları, Nesimi Yazıcı tarafından; Vahit Efendi Sefaretnamesi, Erol Çağlar tarafından; Alûsizâde ve Neşve’tü’ş-şemûl Fi’s-sefer ilâ İslâmbul adlı seyahatnâmesi, Hasan Taşdelen tarafından kaleme alınmış.

Dergide yazılanlar elbette bunlarla sınırlı değil. Özellikle Semavi Eyice’nin yazısı ve Osmanlı İstanbul’unu ifade eden Uğur Demir’in “Osmanlı İstanbul’u fermansız gezilmezdi” yazısı dikkat çeken diğer önemli isimler ve başlıklar. Taha Kılınç, Önder Kaya, Ahmet Kavas, Şemseddin Şeker, Yusuf Turan Günaydın diğer bazı isimler.

Hâlâ “çok gezen mi, çok okuyan mı bilir” etrafında tartışmak yerine, Kültür Dergisi ile hem okuyup, hem seyahat edip kısaca “Seyahat Ya Rasûlallah” deyip âlemi seyr edebilirsiniz.

Türkiye Yazarlar Birliği ve ESKADER tarafından yılın dergisi seçilen Kültür, yeni özel sayılarla okuyucusuyla buluşma için çalışmalarına devam diyor.


Kâmil Büyüker


İrtibat:
fatihguldal@hotmail.com
kulturdergisi@yahoo.com.tr

2009-01-31

"Dinamik ve Eylemci Tavrıyla LİKÂ, Özgün ve Öncü Bir Kimlik Olmuştur"

Likâ dergisinin kurucusu ve yayın danışmanı Cevat Akkanat'la hem Likâ hem de Anadolu'da dergicilik ekseninde yapılan bir konuşma. 1998 yılında Kırıkkale'de çıkmaya başlayan ve çıktığı günden bu yana "Osmanlı Şiiri Özel Sayısı", "En Yeni Şiirleri Özel Sayısı", "Panik ve Edebiyat Özel Sayısı", "Şiddet ve Şiir Özel Sayısı", "Nazir Akalın Özel Sayısı" gibi dosyalara imza atan Likâ'yı Cevat Akkanat'ın ağzından dinleyelim.


• Bize derginizi kısaca tanıtır mısınız?

Likâ, bir grup genç arkadaş tarafından 1 Nisan 1998'de Kırıkkale'de yayınlanmaya başlamıştır. Dergi künyesinde kendilerini "Solda sıfır olanlar, yani etsiz butsuz insanlar" olarak tanımlayan bu gençler, Likâ'yı bir "yeraltı" (fanzin) edebiyat seçkisi olarak tasarlamışlar ve bu tavrı küçük değişiklikler dışında, günümüze kadar sürdürmüşlerdir.

Likâ, sözlüklerde "görme, rast gelip kavuşma, buluşma, vuslat; yüz, çehre, simâ" anlamlarını taşıyordu. Bu sözcüğe biz de bir anlam kattık ve 4 sayfalık edebiyat seçkimizin adı yaptık.

Şiirler, denemeler, öyküler, kuramsal sanat yazıları ve değiniler yayınlanan Likâ, 'resmiyet dışı' yaşamını 17 sayı sürdürdü. İçinde bulunulan toplumsal "süreç"in bazı olumsuz koşulları gereği (statükonun sacayağını oluşturan bazı organlar bütün yayın organlarını kayıt, gözetim ve güdüm altına alma kararlığı içindeydiler), Likâ'yı da "mercek" altına aldılar. Likâ'yı karşısına alma "bahtsızlığını" gösterenlerin korkusu o kadar genişlemiş olacak ki, bu korku çevremizdeki bazı "fukara"ya da yansıdı. Kısacası, süreç bizi "göç" etmeye zorluyordu. Böylece bulunduğu kentin tek "edebî" yayın organı olan Likâ, "dergi" kimliğini de alarak "yönetimin başkenti" Ankara'ya uçtu.

Altıncı yayın yılı içinde olan Likâ'nın sahipliğini ve yazı işleri müdürlüğünü M. Sami Köktaş, yapmaktadır. Dergimize gönderilen ürünler Murat Soyak, M. Sami Köktaş, Beyza Kara, Can Siirt ve Cem Efendi gibi adların incelemesinden geçmektedir. Bu güne kadar Likâ'da ürününe yer verilen isimlerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz: Metin Önal Mengüşoğlu, Arif Ay, Cevat Akkanat, Murat Soyak, Mehmet Aycı, Mustafa Özçelik, Nurettin Durman, Murat Küçük, Adem Turan, Akif İnan, Nazir Akalın, Nurullah Genç, Özcan Ünlü, Gökhan Akçiçek, Müştehir Karakaya, Himmet Karataş, Tayyib Atmaca, İbrahim Yolalan, Selçuk Küpçük, Durdu Şahin, Metin Demirci, A. Vahap Akbaş, Ramazan Seydaoğlu, Hüseyin Akın, Cahit Yeşilyurt, Mustafa Orhan, Ali Candan, Muammer Yavaş, Cuma Kelebek, Üzeyir Lokman Çaycı, Cem Efendi, Mehmet Şamil Baş, Can Siirt, Ali Işıklarlı, Beyza Kara, Berdal Aral, İlyas Kolukısa, Tahir Ayata, Hüseyin Güç, M. Sami Köktaş, A. Baki Akgün, Mehmet Çağan, Nurullah Ulutaş, Mustafa Uçurum, Muhammed Eroğlu, Hayati Ayçiçek, Zuhal Gedik, Faruk Sevindim, Hüseyin Kaya, Mustafa Küçüktepe, Nevzat Akyar, Vedat Kamer Mehmet Kara, Azra Gülsüm, Musa Demir, Asım Yavuz, Zekeriya Mercan, Serhat Oğuz, Mustafa Akar, Fuat Kayacan, Ogün Kaymak, Mehmet Yavuz, Behçet Necatigil, Bakî, Fuzuli, Cem Sultan, Alvarlı Hace Muhammed Lütfi, Erzurumlu Emrah, Şeyh Galip, Dertli, Figani, Hayalî, Akkirmanlı Nakşî, Nâilî-i Kadim, Âşık Dede Bekâr, Cevrî...

Bu arada Likâ'nın 21. (Aralık 1999) sayısı "Osmanlı Şiiri Özel Sayısı", 31. (Eylül 2001) sayısı "En Yeni Şiirleri Özel Sayısı", 35. (Haziran 2002) "Panik ve Edebiyat Özel Sayısı", 37. (Aralık 2002) "Şiddet ve Şiir Özel Sayısı", 38. (Şubat 2003) "Nazir Akalın Özel Sayısı" olarak yayınlanmıştır.

Dinamik ve eylemci tavrıyla Likâ, sürekli olarak özgün ve öncü bir kimlik içinde olmuştur. Bu kimlik, içeriğini oluşturan ürünlerde olduğu kadar, künyesinde ve yaşantısında bulunan bazı ilkelerle de kendisini göstermiştir. Sözgelimi, "Telif ödenir." "Reklâm almaz.", "Tanıtım yapmaz.", "Ücretsizdir.", "Fotokopiyle çoğaltılabilir.", "Bulunduğu mekanlardan izinsiz ve ücretsiz almak serbesttir." "Okuyucusuna posta masrafı (pul) karşılığında gönderilir.", "Bir yıllık pul bedeli: 1 tl!" gibi "etik", "iktisadî" ve "edebî" duruşlar Likâ'ya ait önceliklerdir... Kısacası, sözü olanlara ve sözünü her bakımdan çaplı söyleyebilenlerin dergidir Likâ.

• Anadolu'da dergi çıkarmanın zorlukları neler? Avantaj ve dezavantajlarından bahseder misiniz?

Mazlumların yurdu sıfatını kimliğinde taşıyan Anadolu her zaman zorlu sınavların yaşanma alanı olmuştur. Bu bakımdan bırakın "Anadolu'da dergi çıkarmanın zorlukları"nı, attığınız adımın, yediğiniz lokmanın, içtiğiniz suyun, kısacası, "hayatı idame ettirmenin" zorluklarıyla karşı karşıya kalırsınız. İşte Likâ, böyle zorlu bir Anadolu coğrafyasında açtı gözlerini. Kırıkkale gibi her yönüyle "kırık" ve "kurak" bir Cumhuriyet kentinde. Gerçekten de, hâlâ kaldırımları olmayan, kışın yolları çamur deryasından geçilmeyen, sağlıklı bir içme suyunun olmadığı, plânsız, yığma, toplama, yerlisi olmamış bir son dönem kentidir Kırıkkale.

1925-30'larda kurulmaya başlayan bu yeni ve "çağdaş" kentten isterdim ki "estetize edilmiş" cümlelerle söz edeyim. Üzgünüm, yeni devletin bu yeni kenti neredeyse hiçbir bakımdan dört dörtlük bir niteliğe sahip değildi, değil. Bütün bu olumsuzlukların yanıbaşında, edebiyat denen "laf ü güzaf"la uğraşanların "deli" addedildiği geniş bir "sözde okumuşlar" tayfasıyla iç içesiniz. Ayrıca, "şehrin hâkimi" konumunda bulunanlar yayınladığınız "mevkute"ye kuşkuyla bakıyorlar. İşte böyle bir ortamda "edebiyat dergisi" çıkarıyorsunuz. Sonuçta, ya "pes" diyeceksiniz, ya da "göç davulu" çalacak...

Burada Anadolu'nun genel bir avantajından da söz edeyim: İnsanî ilişkilerin henüz tamamen bozulmamışlığı, kokuşmamışlığı... Bu, bir edebiyat dergisinin oluşumu için de en önemli güzelliktir. Fakat, Likâ'nın böyle bir Anadolu'da yaşama şansı olmadı...

Tabii, dergimizin ikinci durağı Ankara oldu. Doğrusu, bu başkentin ne kadar Anadolu olduğu tartışılır. Özellikle bir önceki paragrafta işaret ettiğim olumsuzluklar, Ankara'nın sadece politik arenasında değil, edebiyat dünyasında da her yönüyle vıcık vıcıktı. Likâ'nın buradaki tek avantajı, bir "kütle kent"te bulunmuş olmasıydı...

• Türkiye'nin her yerine ulaşabilen bir dergi çıkarmayı, mesela bu dergiyi İstanbul'da basmayı ister miydiniz?

Bugün dergilerin ulaşabilecekleri alanın sınırı yoktur. Bu, elektronik ortamda yayınlanan yayın organları için geçerli bir husus değil sadece. Matbuu yayınlar da, gelişen ulaşım ağları ile dünyanın bütün alanlarına kısa dönemler içinde ulaşabilir. Likâ, bu yolların ikisiyle de, gerek Türkiye'nin gerekse dünyanın pek çok mekânında okunabilmiştir. Dergimiz bir yandan www.lika.cjb.net internet adresinden dünyaya yayılırken, diğer yandan, matbu Likâ isteyenlere de posta ve kargo yollarıyla gönderilmektedir. Likâ'nın kitapçı vitrinlerindeki yeri ise, yukarıda belirttiğimiz bilinçli tavırlar sonucu, süreğen bir niteliğe büründürülmemiştir. Sonuç olarak, "her yere ulaşma" kaygısıyla, "bu dergiyi İstanbul'da basmak", bana pek cazip gelmiyor.

• Türkiye'deki dergicilik hakkında ne düşünüyorsunuz? İstanbul'daki dergilere oranla farklarınız, benzerlikleriniz neler?

Umutsuzum. Adları büyük puntolarla yazılan dergilerden kuşkusuz. Sadece İstanbul'dakilerden değil. Kültür ve sanat ortamının oluşturucusu ve sözcüsü konumundaki bütün sözde büyük dergilerden. Adlarıyla profesyonellik statüsü kazanmış olan bu dergilerin acemi ellerde ne kadar küçüldüğünü gün geçmiyor ki görmeyelim. Bu dergilerin genellikle "büyük şirketler" tarafından ticari kaygıyla yayınlanması, bilgi ve beceri yönünden yeteneksiz ellere emanet edilmesi, belli bir uygarlık bilincinin ve edebî tutumun amaçlanılmaması, vb. gibi etkenler, onları iyice "küçültüyor." Bu tür olumsuzluklara ahbap-çavuş ilişkilerine dayalı yayın politikaları da eklenmiyor mu? Eh, işte size kalitesizlik...

Likâ ve onun gibi dergilerin, anılan "büyük" dergilerle ne kadar benzerliği olabilir ki? Harflerin dizilip kağıda basılması gibi aralarında ortak benzerlikler olabilir. Bu yönüyle dahi onların ötesindedir Likâ. Çünkü onlar önlerine açılan olanaklar sonucu renkli, kuşe kağıda basılmış, çok sayfalı, bol reklamlı olabilirler. Oysa Likâ ve onun benzerleri, kağıdın bedenini iktisatlı kullanmak zorundadır. Kirli ilişkilere ve kalitesizliğe ise tahammülü hiç yoktur bizimkilerin.

• Derginize yerel halkın ilgisi nasıl?

Geçenlerde bir şiir akşamına izleyici olarak katılmıştım. İktidar partisinin yerel örgütü tarafından düzenlenen gecede Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet ve Cahit Zarifoğlu, "Haziran ayında ölmek" paydası altında anılacaklar, şiirlerinden örnekler sunulacaktı. Bunlar gerçekleşti de. Fakat, bütün zamanlarda olduğu gibi, iktidar hayattan yine kopuktu. Salonun giriş kapısına "diktikleri" görevliler, geceye dinleyici olarak katılmaya gelen şiirseverlerden "davetiye/bilet" istiyorlardı. Bu, evet, iktidarın aymazlığıdır. Çünkü, şiirden bunca uzak bir toplumda, bir elin parmakları kadar insan şiir dinlemeye geliyor ve iktidar olarak sen, "bilet" soruyorsun. Sözüm size değil, içinde bulunduğumuz ortama: Demem odur ki, dergimize "yerel halkın" ilgisi yoktur. Hatta, "halk" denilen kitlenin içinden kendisini soyutlamış "okumuşlar" kitlesinin de dergimize öyle pek bir ilgisi olduğu söylenemez. Bizimle ilgilenenler, bizim de kendileriyle ilgilendiklerimiz, şiire, öyküye, denemeye, değiniye... kısacası edebiyata gönül vermiş bir avuç insandır. Bunlar arasında olup da bize ulaşmak isteyenler internetteki sitemizi ziyaret edebilirler. Böyle bir imkanı olmayanlar ise P.K. 103, Yenişehir /Ankara adresimize "zarftan kuşlar" uçurabilirler...

Söyleşi: Özlem Ateş
29 Eylül 2003

Kaynak:
www.dergibi.com


"Kardelen" dergisi


KARDELEN DERGİSİNİN 59. SAYISI YAYINLANDI

Dergi editörü “marifet iltifata tabidir, iltifatsız meta zayidir” diyerek bir duvar gazetesinden 18. yılında ve 59. sayıya ulaştıran Dergi editörü düşüncelerini şöyle dile getirir: “Okul duvar gazetesi olarak yayın hayatına başlayan Kardelen 18. yılında 59. sayısıyla huzurunuza geldi.

Teşhisi, genel kabul görmüş okuma ve yazma hastalığımıza rağmen Anadolu'dan çıkan dergimizin bugünlere gelmesi de gösteriyor ki artık bu hastalığımız da tedavi yolunda.

Dergimizin ilk yıllarında gelen hemen her eser değerlendirip fikir sahibi olmak veya bilgisayara yazılmak üzere elimden geçerdi. Bu sebeple az çok derginin geneli hakkında bir kanaat sahibi olurdum. Çoğu zaman gelen eserlerin azlığından üzülür, dergiyi nasıl dolduracağız diye endişe ederdim.

Şimdi elle yazılmış eser gönderen kalmadı. İletişimin kolaylaştığı günümüzde hemen bütün eserler internet üzerinden bize ulaşıyor. Dergimizin sahibi Ali Bey gelen bütün eserleri sahibinin ismine göre alfabetik sıraya diziyor ve bir dosya halinde yayın kuruluna sunuyor.

Dosya elime geçer geçmez ilk işim kaç sayfa olduğuna bakmak oluyor çünkü çoğu zaman hiçbir şekillendirme yapılmamış sadece eser sahibinin ismi ve eserinin yer aldığı bu ham dosya dergi kapasitesinin üzerine çıkıyor.

Şikâyetçisi olmadığımız bu durumu memnuniyetimizin ifadesi ve girişte ortaya koyduğum tezin bir delili olarak sizlerle paylaşıyorum. Trabzon'dan, Diyarbakır'dan, Sivas'tan, İstanbul'dan, Bursa'dan, Aydın'dan, Kayseri'den, Konya'dan, kısacası yurdun dört bir yanından gelen eserler sayfalarımızda yer buluyor.

Kardelen, Allah'ın izniyle, fikrin değerini bilenlerin gayretiyle “zayi” olmuyor. 59.sayıda yer alan konu başlıkları ve yazarlarından bazıları:

DÜNYA BUHRANI-Necip Fazıl
KİM DUR DİYECEK?-Kadir BAYRAK
ÇİZGİNİN ALTINDA-Ali ERDAL
NE EKERSEN, ONU BİÇERSİN!-Mustafa KINIKOĞLU
İLÂHÎ OLMAYAN KUTSAL METİN Mİ?-Hidayet DİLER
KAPİTALİZMİN ACIMASIZLIĞI-Turgay ERTEM
EMPERYALİZM VE İNSAN -Emine AKYOL
MANİPÜLASYON-Ahmet ZENGİ
FİLİSTİN’E GÜNEŞ DOĞMUYOR-M.Nihat MALKOÇ
OYUNUN ADI FİLİSTİN- Ahmet TEKER
ELİNDEYSE SAKİN KAL-Hüseyin KETE
ALİ ÇAKMAK AĞABEYİN NECİP FAZIL HAKKINDAKİ HATIRASI-Röportaj: Ali SERT
KAPİTALİZM BALONU-Mustafa Alp ERTEM
OSMANLI DEVLETİNDE ŞEHZADELİK KURUMU-İsmail KATGI
SOSYAL BİLİMLER ÜZERİNDEN KURULAN YENİ BİÇİMLER VE GİDİŞ-Sinan AYHAN
YAZILMAYA DEVAM EDİLEN ALÇAKLIK TARİHİNİN KÖKENLERİ ÜZERİNE-Mehmet HASRET
KÂİNAT VE İNSAN-Hafız Nur EBRAR
EHL-İ SÜNNET İNANCI
GÜL-Erol ELMAS
TRABZONLU EDEBİYAT TARİHÇİSİ NİHAT SAMİ BANARLI-M.Nihat MALKOÇ
HECE ve ARUZUN ÜSTÜNLÜĞÜ-Nihat KAÇOĞLU
GEZMEKLE BİTMİYR BU ŞEHİR-Mehlika BEYZA
AHİR ZAMANIN DOYMAK BİLMEYEN İNSANLARI-Ziya Paşa AKYÜREK
GAZZE'DE ÇOCUK OLMAK-M.Bülent ÖZÇELİK
FİLİSTİN'E AĞIT-Nurcan ARSLAN
BAĞDAT-Nurcan ARSLAN
BÜYÜK HASRET-Ahmet Mahir PEKŞEN
GURBET SANCISI-Ali KAYBAL
İKİLİK'LER VI-Mücahit KOCA
GELDİ GEÇTİ-Bilal ATIŞ
DAĞLARDAN ÇAĞRI-Ahmed Yusuf ALPTEGİN
ÜMİT YETİMİ-Ahmet Mahir PEKŞEN
BÜTÜN CANLILAR-Necdet UÇAK
NELERİ UNUTMADIK Kİ!-Emrah AYDIN
SEVGİ SATIN ALINMIYOR-Şükrü GÜZEL
EYLEME-Hızır İrfan ÖNDER
VİRAJDA BîGÂNELER-Bedran YOLDAŞ
İKİNDİ ÜZERİ-İbrahim TÜRKHAN
ANALAR, AH ANALAR!-Olgun ALBAYRAK
SINIRSIZ-Sezgin AĞACIK
GÜMÜŞ BASTON ve GÜMÜŞ TELLER-Fatma PEKŞEN

İrtibat:
Gazipaşa Mh. Gülistan Sk. Çakıcı Ap. No:4/2 BİLECİK
kardelen@kardelendergisi.com
www.kardelendergisi.com
0228 212 55 88

"Yedi İklim" Filistin


Medeniyet ve edebiyat dergisi Yedi İklim son sayısında "uygarlığın butlanı nihayetindendir" gerçeğinden yola çıkıyor.

"Gerçekte ölen Batıdır" tespitinin yol göstericiliğinde şu uyarılar yer alıyor: "Bir uygarlığın son sınırı, ölüm, daha doğrusu öldürme, düşmanını yok etme konusundaki tavır ve tutumunda belirginleşir. Bizim önderimiz, savaşta insan öldürmenin kurallarını da öğretti bize: "Yaşlılar öldürülmeyecek, çocuklar öldürülmeyecek, kadınlar öldürülmeyecek, tapınaklara sığınanlar öldürülmeyecek, evinde kalanlar öldürülmeyecek." Temel ilke öldürmek değil, yaşatmaktır. Temel ilke, hangi dinden olursa olsun, mazlumların yanında olmaktır. Uygarlığımız güçlü olduğu dönemlerde, bu ilkeleri atalarımız en güzel biçimde uyguladılar. Bunu en iyi bilen Yahudilerdir. O Yahudiler ki, tarihte kaç defa Haçlıların zulmünden Müslümanlar tarafından kurtarılmışlardır. Bugün Yahudiler Batı uygarlığının bir parçasıdır. Ve bu Yahudiler bütün bir ulus olarak bir ölüm makinesine dönüşmüş; hiçbir ilke tanımadan önüne çıkan bütün canlıları; yaşlıları, kadınları, çocukları yok etmektedir.

Ve onun parçası olduğu Batı uygarlığının diğer unsurları bu planlı ve kasıtlı öldürmeye destek vermektedir. Evet Batı sadece sessiz kalmıyor, bu katliama destek de veriyor. Kadınların öldürülmesine, çocukların öldürülmesine, yaşlıların öldürülmesine destek veriyor. Artık bu bir ilkesizlik değil, öldürmeden yana taraf olmaktır. Bu insanlığa aydınlık getirmeyi vaat eden bir uygarlığın, geçmiş örneklerde olduğu gibi, gerçek tavır ve duruşunu sergilediği yeni bir sınanma durumudur. Gerçekte ölen Batıdır"

Yedi İklim bu sayıda Filistin ile Arap edebiyatından, ayrıca yerli şair ve yazarlardan şiir ve öyküler sunuyor. Nizar Kabbani'den "Belkıs Kasidesi", Mahmud Derviş'ten "Muhammed", Emel Dunkul'dan "Gümüş Kentin Hikayesi", Ahmet Mercan'dan "Gazzeli Gülsüm", Kâmil Yeşil'den "Filistinli Ateşböceği"

Yedi İklim'in bu sayısında Kamil Eşfak Berki'den İtiraf, Yürüyen Merdiven, Yok-Easynewyork ve Bir kadın şiir kitabı sordu Bağdat Caddesi'ndeki sergide başlıklı beş şiir okumak mümkün. Zafer Acar'ın uzun şiiri ise Koçaklama adını taşıyor. Zafer Acar'la okuru arasına girmeye niyetim yok ama şu dizeleri sizlere ulaştırmalıyım: "Bir savaş davulu gibi güm güm güm/ çalmaktayım dünyayı şiir tokmağıyla/toplanın ey yaralı askerlerim toplanın etrafıma/ dostlarından önce ölmemelidir şair/ruhları karartacak gerilla harekâtıdır şiir."

Osman Bayraktar'ın "Yaşantılar"ı iki yazıdan oluşuyor. Almaata'da yazılan yazı ata yurdumuz ne de uzakmış yorumunu "Kimliğini Arayan Toplum"la birleştiriyor. "Ahıska Türkçesinde, namaz, "okumak" fiiliyle bütünleşmiş. Bizdeki eylem yanına karşılık, burada namazın "kıraat" yönü ön plana çıkarılmış."

Bayraktan yazısını bağlarken şu önemli cümleyle baş başa bırakıyor bizi: "Evet, namaz hem dua, hem kıraat hem de eylemdir."

Selçuk Küpçük, "Tez dikilmiş duvak" şiirinin bir bölümünde şöyle diyor: "odalar dolusu tahammülden geçiyoruz/ anneler o bilindik endamlarıyla karşılıyor kapıda ölümleri/ tez dikilen duvaklar nasıl da gövdeleniyor mahcup tabutlara/ ey ölüm! Biz kıyamadık alınlarından öpmeye/ sen elmaların kızarmadığı bahçelerden karşıla/ yüzgörümlüğü takılmayan müntehir gelinleri."

Halil Eser'in çizgisinin de yer aldığı Yedi İklim'de Kadir Tanır, Nuhan Nebi Çam, Meral Afacan Bayrak ve Fatma Rânâ Çerçi'nin öykülerinde konaklamak, okur için nefeslenmek anlamı taşıyor. Ali Haydar Haksal'ın "Yahya Kemal'in Hüzünlü ve Duygulu Zamanları: Kur'an ve Ezan" yazısı Yahya Kemal okumalarında unutulmaması gereken bir yazı.

Ali Sözer'in "Ayrılık Otları ve Kulis Şairleri Arasında Türk Şiirinin Durumu", Hakan Arslanbenzer'in "Adaletin Bu Mu Dünya Yahut Türk Şiiri Yıllıklarının Müdafaası", Aykut Nasip Kelebek'in "2008 Yılından Birkaç Zayıf Şiir Eleştirisi" başlıklı değerlendirmeleri okurun içindeki polemik nasırına çok sağlam basıyor.

İrtibat:

Yedi İklim Yayıncılık ve Ticaret Ltd Şti
Bağdat Cad. No: 424/A Kat 4 Esenyurt Durağı
Maltepe / İSTANBUL
0 216 399 19 14
yediiklim@yahoo.com
www.yediiklimdergisi.com

"İkindi Yağmuru" dergisi

Yeni bir yıla daha barut kokusu, kan ve gözyaşının gölgesinde girmiş olmanın hüznünü yaşıyoruz. İnsan hayatının ve onurunun bu denli hiçe sayılmasına kayıtsız kalmak düşünülemez. Hangi din veya ırktan olursa olsun, zulme karşı mazlumun yanında olmak bir insanlık görevidir. Zalim Siyonist İsrail rejiminin Gazze’de uyguladığı insanlık dışı saldırıları kınıyoruz. Şu bilinmelidir ki, hiçbir zulüm karşılıksız kalmayacaktır.

Dünyayı saran küresel mali kriz yayıncılık sektörünü tüm sektörlerden daha fazla etkilemiştir. Bu ortamda İkindi Yağmuru dergisi olarak, diri ve dopdolu bir sayıyla merhaba diyoruz.

Ne bazı dergiler gibi aceleye getirilmiş Filistin sayısı, ne de sıkıntıları bahane ederek üstünkörü bir şey hazırlamaktan kaçındık. Elbette ki görmezden gelinecek bir konu değildir, fakat Filistin meselesi ucuz malzeme yapılıp, günü kurtarma telaşına da girilmemelidir.

İkindi Yağmuru dergisi her konuda ciddiyetini koruyarak ve kendini geliştirerek yoluna devam ediyor.

18. sayıyla birlikte üç yılı geride bırakmanın sevincini yaşıyoruz.

Nice sayılara…

İkindi Yağmuru’nun 18.sayısında yer alan yazı ve yazarlar:

Şiir
Cepler / Sedat Umran
Tatil Beldesi/ Cafer Keklikçi
İstanbul Güzellemesi / Rasim Demirtaş
Aşk ve Öfke / Mustafa Celep
Müzik – II / Mustafa Atiker


Hikâye
Komplo - II / Remzi Şimşek
Sabah Seheri / H. Hüseyin Göktaş


İnceleme
Yahya Kemal’in “Üsküdar’ın dost ışıkları” şiirini tahlil / Prof. Dr. Nurullah Çetin


Söyleşi
İbrahim Tenekeci: “ Şair, Şaşkınlığa çırak durmuş kimsedir.”
Konuşan: Ünsal Ünlü

Sadettin Ökten: “ Bizim kültürümüzün renkleri, batı adamının tuvalinde görülmez.”
Konuşan: Serkan Bilge

Deneme
Orhan Okay; Güzellikse Hep Derûnunda / Yakup Öztürk
Fas Günlüğü’nden / Ünsal Ünlü


Kitap
Ağır Misafir / Hüseyin Akın
Evvele Yolculuk / Mehmet Eliusta

Çeviri
St. Augustine / Mutluluk Hakkında
Çeviren: Behlül Dündar

Esengül İbrayev / Nazar Etmen Deva Yürek Derdine
Kırgızca’dan Çeviren: İbrahim Türkhan


Fotoğraf / Latif Dinçaslan

İrtibat:
İkindi Yağmuru Dergisi (Zen Kitabevi)
Selmanağa Mahallesi Şeyh Camii Sokak 38/A Üsküdar / İstanbul
ikindiyagmuru@gmail.com
0216 553 33 73

2009-01-29

"Akpınar"dergisinin 18. sayısı yayımlandı


“Akpınar” dergisinin sunuş yazısında İsmail Özmel söze şöyle başlamış: “Üçüncü yılın son sayısı, 18.sayıya ulaşmak bizi mutlu etti. Aynı zamandan ömürden üç yıl kayıp ettik diyebilir miyiz? Ben kayıp değil ama kazanç sayılabilir diyorum”.

Derginin bu sayısında Kaşgarlı Mahmut’un Karahanlı sahasında 11. yüzyılda yazdığı Türkçe’nin en eski sözlüğü Divânü Lugâti’t-Türk üzerinde durulmuş. 2008 yılının Kaşgarlı Mahmut Yılı olması sebebiyle konuya böylelikle dikkat çekilmiş. Ayrıca dergide Yahya Kemal Beyatlı ve şiiri hakkında da yazılar yer almakta. Derginin bu sayısında yer alan isimler ve yazı başlıkları:

Divânü Lugâti’t-Türk’ten Gaziantep Ağzına Atasözleri - Nadir İlhan
Usul Eksikliği - Ümit Tokatlı
Ömre Bedel Muratlar - Sergül Vural
Süheyl Ünver ve Niğde Defteri - İsmail Özmel
Zaman Zaman İçinde - Osman Yazan
Yahya Kemal’i ve Şiirini Anlamak - Taner Güçlütürk
Şairler - Abdullah Satoğlu
Annem’e Özlem - Handan Türkmen
Hatırlıyorum, Hiç Unutmadım Ki – Murat Soyak
Yahya Kemal Beyatlı’yı Anarken - İsmail Sarıkaya
Türk Edebiyatında Anı Yazma Geleneği ve Bu Gelenekteki Ülkü Tamer’in Anı Kitaplarının Yeri - Muzaffer Çandır
24 Kasım Öğretmenler Günü - Abdülkadir Güler
Öğretmen ve Öğretmenlik Mesleğinin Önemi- İsmail Karacan
Umudun Bittiği Nokta - Erol Konur
Hüzün Kuşatmaları - İbrahim Berber
Ne Kadar Yaşıyoruz - Tuğba Çetin
Öğretmenim - Abdülkadir Güler
Kültür ve Sanat Dünyamızın Büyük Kaybı: Metin And - İsmail Özmel
Dönme – Baha Oral
Sevgiliye Sesleniş – Şükrü Kacar

“Akpınar” dergisi edebiyat, kültür, sanat ikliminde yolculuğunu sürdürüyor. Bu yolculuğa siz de bir okur, bir yazar olarak destek verebilirsiniz.

Abdullah Birokur


İrtibat:
Yeni Çarşı İş Merkezi B Blok No:1/5 NİĞDE
ismailozmel@hotmail.com
akpinardergisi@hotmail.com
0388 2131250

"İstanbul Bir Nokta" dergisinin 84. sayısı yayımlandı


Derginin sunuş yazısını şair Mürsel Sönmez kaleme almış. Aynı zamanda derginin yayın yönetmeni de olan Mürsel Sönmez düşüncelerini şöyle dile getirmiş:
“Bir Nokta da diğer edebiyat dergileri gibi “edebiyat burcu”nda inatla direniyor. Baş döndürücü bir hızla akan zaman iyi kötü her şeyi bir anafor gibi içine çekiyor ve çok şey yaşamamıza karşın hiçbir iz kalmıyor üzerimizde. Edebiyat da bu anaforun dışında bir sükûnet ve duru bakış imkânı olmaya çabalıyor ve dergiler ise bu sükûnetin ya da karşı duruşun mekânları.
Bir nokta yeni ve eski yazar ve şairleri ile niteliği önceliyor ve yaptığı işi iyi yapmaya çabalıyor. Ülkenin yönetenlerinin edebiyat sanat gibi “küçük” ve “basit” işlerle uğraşmadığı malum. Kamu güncelin “tamu”sunda boğulurken, günceli durultmanın ve yarınlara “iyi şeyler” bırakmanın uzağında duruyor. Edebiyat dergileri, sanatçılar ve düşünürler yerine “bay konuşup duranlar”ın ve “köşe” kapan yazarların söylediklerine bakıyor. Oysa, “hayatın maverasında” duran ve kendini yiyip bitirircesine sanatsal çabalar içerisinde bulunanları bir dinleyiverse başka varoluş alanları, başka yaşama imkanları olduğunu da görecek. Ama nafile, böyle bir uzgörürlük yok.
Umut bu ya, belki, memleketi idare edenler ve olan bitene vaziyet edenler, edebiyatın ve sahici sanatın önemini bir gün kavrarlar.o gün her şeyin bitmemiş olduğu bir gün olur umarız.”

Resul Tamgüç, söylenip durmalarda: “dünya yalan ya efendim/ bize koca yalanı mahsusçuktan yaşamak kaldı / bir; size anlattım efendim / mızıkçılık yapıp gelmek istediğimi”

Özcan Önlü, Mürsel Sönmez'e seslenerek "eski dem" diyor. Eski yaşamlarından kesitlerin etrafında dönen Özcan Ünlü eskiye olan özlemini şöyle dile getirmiş:
“eskiden böyle değildi biz eskiden
kitabı açar okurduk sonra çıkardık yollara..

Bıçağı saplardık kan görmemiş karpuza
Çatırdayıp açardı kalp kapısını dilimler

Sonra ne mi oldu bayım

Kitap açık yazılar silik
İsyan hiç yakışmıyor dilimize
Gece ve ten uyuşmuyor
Boşluk büyüyor

Eskiden böyle değildi
Yerle gök arası-ah-
Daha güzeldi sevmek”
Mahmut avcı, Truva adlı şiiri ile delileri diline dolamış:
“biner her deli ara sıra
Kendi yaptığı tahta atına”

A.Uğur Keltek “Kıssa” , N.Halil Atlıhan “ İstanbul’dan Saraybosna’ya-IV” , Ümit Zeynep Kayabaş “Siyah ve ateş”, Meral Afacan Bayrak “ Epik Düşler”, Mesut Doğan “Paris’te Sonbahar”, Mehmet Kurtoğlu “Kaderin ve varoluşun şairi Ömer Hayam” , İbrahim Hakkı “kalem arkası”, Abdurrahman Karakaş “Nisan yağmuruyla akşam denizine karışandır şair” , Mustafa Özçelik “ Taşra notları–2”, Özay Aslan “ Almanya Mektupları”, Nurettin Durman “beylerbeyine uğrayan şairler-yazarlar” H.Ziya Taşkent “Ayakkabı” konu başlıkları ile yazı-şiirleri ile destek vermişler
Cemal Kılıç “bir kaşık suda fırtınalar” koparmış: “… Ne ki, bazen bir kaşık suda kopartılan fırtınalar vardır ve o fırtınanın etkisiyle, o bir kaşık suda boğulma tehlikesiyle karşı karşıya kalır/bırakılırsınız”Jan devrim “prenses mavi kuştur”la prensesi uçurmaya çalışıyor. Bedran Yoldaş, kaynanayı diline dolayarak, kaynana gelin olayını irdelemeye çalışmış.



İrtibat:
www.istanbulbirnokta.com
0216 324 36 05

"Yeni Dünya" Dergisi

Dergilerin kültür ve sanat dünyamızın hür kaleleri olduğunu yıllar evvel üstat Cemil Meriç haykırmıştı. Merhum Üstad “Dergi hür düşüncenin kalesi” derken çok doğru söylemiş… Sahiden de benim çocukluk yıllarımda da dergilerin tartışılmaz bir saygınlığı vardı.

Hatırlıyorum da benim çocukluğumda çıkan dergileri- en azından bizim eve giren – afallıyorum. Ne çok dergi vardı o yıllarda. Üstelik hepsi anlı şanlı yazarların yazdığı başbakanın, bakanların devlet erkânının dahi takip ettiği dergiler idiler. Türk Edebiyatı, Töre, Hisar, Doğu Türkistan, Kırım Emel, Erciyes, Kubbealtı ve daha niceleri…

Hatırlıyorum da Taha Akyol Töre Dergisinde yazıyordu o zamanlar. “Jakobenizm” başlıklı yazılarını o yıllarda anlamaya çalışıyordum aklım sıra… Sonra Türk Edebiyatı Dergisinde merhum Ahmet Kabaklı gibi nice zirve isimler yazıyordu. Kabaklı Hocanın “Temellerin Duruşması” adını verdiği yazı dizisini de hiç unutmuyorum…

Zaman aktı, devir değişti…

Ve şimdi pek de hatırlamadığımız o güzel insanlar nereye gittiler bileniniz var mı?

O güzel insanlar iyi atlara binip gittiler… Ve biz arkalarından bakakaldık unutası…

İşte o dergili yıllarımı bana son zamanlarda yeni baştan hatırlatan güzel dergilerimiz de var artık… Kubbealtı, Somuncu Baba, Keşkül, Mostar, Moral Dünyası, Berceste, Yedi İklim ve Yeni Dünya Dergisi bana o yılları hatırlatıyorlar…

Yeni Dünya Dergisi ile iki yılı aşkın bir zamandır tanışıyoruz.

Yeni Dünya Dergisi tasavvuf ağırlıklı yayın yapan güzide bir yayın organı. Dergi kuşe kâğıda basılıyor, oldukça hacimli ve kaliteli. Ciddi bir emeğin ürünü olduğu ilk bakışta göze çarpıyor. Günümüzün en önemli ve değerli yazarlarının ilim ve irfanlarıyla derginin sayfalarını nakışladıklarını görüyoruz. Kimler yok ki bu yazarların arasında… Mahmut Sami Ramazanoğlu, Vehbi Vakkasoğlu, Dursun Gürlek, Prof.Dr. Mustafa Kara, Mustafa Armağan, Saliha Erdim, Ayşe Sevim, Prof.Dr. Mehmet Emin Ay, Prof.Dr. Hamdi Döndüren, Rasim Özdenören, Prof.Dr. Süleyman Uludağ, Ömer Döngeloğlu, Ali Haydar Haksal, Mehmet Davut Göksu gibi gerçekten de günümüzün yıldız isimlerinin ilim ve irfanlarıyla sayfalarını aydınlattığı bir dergi Yeni Dünya Dergisi…

Her anlamda birinci sınıf yayın yapan bu güzel derginin mutfağında kim mi var? Hemen söyleyeyim ki kendisini tanıyorsunuz. Sitemizin Genel Yayın Yönetmeni Mahmut Bıyıklı Beyefendi aynı zamanda Yeni Dünya Dergisinin de yayın yönetmeni… Mahmut Bey genç bir arkadaşımız. Bir eğitimci, edebiyatçı ve gerçekten de kalp gözü açık pırıl pırıl bir kültür adamı. Öyle ki Mahmut Beyin sanat ve estetik zevkinin yansımalarını da dergide bulmak mümkün. Dergi hem göze, hem ruha hitap ediyor. Bu anlamda ben gerçekten de değerli arkadaşımızı, yönetmenimizi buradan kutlamak istiyorum. İyi ki oradasınız Mahmut Bey diyorum…

Yeni Dünya Dergisi, birçok bölgede ve şehirde temsilcilik açmış ve ana bayilere kadar ulaşıp kurumsallaşmış bir dergi aynı zamanda. Bu her derginin başına gelmeyecek kadar büyük bir armağan ve de güzel bir şans diyebiliriz.

Yeni Dünya Dergisi yalnız değil.

Yanında bir kızkardeşi var ki adı “Hanımefendi”… Hanımefendi Dergisi değerli Eğitimci-Yazar Saliha Erdim Hanımefendinin yönetmenliğinde hanımlara özeliyle hitap eden bir dergi. Mesleğinde başarılı olmuş hanımlarla söyleşiler, özel bilgiler, edebi ve tasavvufi yazıların yayınlandığı gerçekten de hem özel hem de güzel bir dergi.

Hanımefendinin bir de yavrusu var. Adı “Beyza”… Beyza Çocuk Dergisi çocuklarımız için kaleme alınan yazıların, resimlerin, bilgilerin yayımlandığı cici bir dergi. Özellikle çocuklarımıza çocuk dergilerini mutlaka ama mutlaka okutmanın elzem olduğu gerçeğini bir kez daha buradan belirtmek isterim. Zira bu satırların sahibi de yıllar önce “ Türkiye çocuk Dergisi” ile selamlamıştı edebiyat ve sanat dünyasını. Çocuklarımızı lütfen çocuk dergileriyle buluşturalım sözümü tekrarlıyorum…

Yeni Dünya Dergisi, ciddi anlamda dosyalarla çıkıp geliyor her ay… Kimi zaman Ezan, kimi zaman Kutlu Doğum, kimiz zaman Mevlana, kimi zaman Şehircilik konularıyla okuyucusuna farklı pencerelerden bakma fırsatını sunuyor ve ötelere efsunlu kapılar aralıyor.

Öyle zannediyorum ki Şubat Sayısı hüzünle yola çıkmıştır bile.

Biz bu dergiyi tanıyoruz artık ve kendimizden biliyoruz. Bekliyoruz. Gerçekten de bizlere yepyeni dünyalara kapılar aralayan ve upuzun seyr ü seferlere çıkaran bu dergiyi çıkaranları, yazanları ve okuyanları buradan bir kez daha teşekkürlerimi bildiririm.

Seyr ü sefer dedik aklımıza geldi.

Yeni Dünya Dergisinin bir de sesi var diyelim. “Seyr FM”… Kurulalı sanırım ki iki yıl oluyor ama yaptığı yayıncılık takdire şayan diyebilirim. Seyr FM, gerek kültür programları gerekse dini ve felsefi programlarıyla büyük beğeni toplayan ve kısa zamanda ciddi bir dinleyici kitlesine kavuşmuş bir radyomuz. Allah yollarını ve bahtlarını açık eylesin inşallah.

Yeni Dünya Dergisinin Şubat sayısını sabırsızlıkla bekliyoruz. İnşallah dosya konusunu da sizler için yazmak imkânı buluruz. Şimdilik…

Muhabbetle Efendim…


Meryem Aybike Sinan


Kaynak:
www.sanatalemi.net

"Elif" dergisi


Sayı:(5 - 6) Ocak – Şubat 2009

Suad Alkan’ın editörlüğünde çıkan Elif Dergisi Risale-i Nur’daki sanat, estetik ve belagatla ilgili duyarlılıkları dikkate alan bir izlekte yayın yapıyor. Risale’nin ‘metni’ne vurguda bulunarak, çağın değişen koşullarını, kent kültürünü ve modernizmi edebi bir dil ile dillendirmeye çalışıyor. Risale merkezli dil ve düşünce üretimini esas alan kişileri bir araya getirerek Risalenin hassasiyetleri doğrultusunda bir üslubu geliştirmeyi önemsiyor.

Prof.Paul Dumont

Derginin bu sayısında meşrutiyeti kapağına taşıyor. Bu minvalde Türkiye’de tanınmış Fransız, Türk Dili Edebiyatı ve Uygarlığı profesörü Paul Dumont ile yapılan söyleşide Dumont özetle, İkinci Meşrutiyetin geçmişe ve geleceğe dönük iki yüzü olduğunu,19. yy.da Türkiye'yi sarsan krizlerin meydana gelmesinde Batılı Güçlerin rol aldığını, 1908'den itibaren ortaya çıkan değişimlerin köklerinin, Devlet-i Ali Osmaniye tarafından 2. Mahmut (1808-1839) ve 3. Selim (1789-1807) de dahil olmak üzere saltanatları devresinde yattığını ifade ediyor.

Prof.Kemal Karpat

Derginin ikinci röportajı Amerika’da Prof. Kemal Karpat ile “meşrutiyet” üzerine yapılan röportaj. Safa Mürsel “Cumhuriyet ve Demokrasi” konulu yazısında cumhuriyet ve demokrat manasındaki meşrutiyetin özünde aynı şeyler olduğu hususunun altını çiziyor. Erdem Said Yargıcı ise Bediüzzaman’ın hürriyetle ilgili düşüncelerini değerlendiriyor. Ayrıca Robert Miranda (Da’ud Ali Salaam), Fred A. Reed, Dr. Elmira Akhmetova, S. J. Thomas Michel, Prof. Dr. Oliver Leaman gibi yazar ve akademisyenlerin Bediüzzaman ve demokrasi konulu görüşlerine yer veriliyor. Keza sayfa aralarına Bediüzzaman’ın meşrutiyet, hürriyet ve İslam ilişkisini içeren görüşleri serpiştirilmiş.

Bediüzzaman uzmanı olarak tesmiye edebilen Necmeddin Şahiner 2. “Meşrutiyetin Yüzüncü Yılında O k u m a k v e B e r a b e r l i k” isimli yazısında Bediüzzaman’ın Dahiliye Nezaretine verdiği “dilekçesi-Arz u Hâli” üzerinde duruyor. Belge ilk defa “Elif”te yayınlanıyor.

Tercüme yazıları ile dikkat çeken dergi, son sayısında da bu çerçevedeki yazılar yayımlamaya devam ediyor. Bu anlamda Mıchel de Pracontal’ın “Galileo Davası” isimli yazısı ile Beaufils Vincent’in din, kapitalizm ve Kur’an eksenli yazısı hayli etkileyici. Vincent soruyor: Papa mı yoksa Kuran mı?

Dergide geçtiğimiz günlerde mezarı Konya’ya nakledilen Mevlana aşığı Fransız Prof. Eva de Vitra-Meyerovitch ile ilgili bir yazı da yer alıyor.

Suad Alkan, “Varolmanın Disiplini” isimli yazısında varoluşun, müşahede alanında bulunmayan bir disiplinin meydana çıkışı olduğu tespitinde bulunuyor. Sadık Yalsızuçanlar ‘Gök Ekini Biçmiş Gibi…’ isimli yazısında yakınlarda vefat etmiş bir yakını üzerinden ölümü sorguluyor. Taha Çağlaroğlu yazısında “Temaşa Medeniyeti” isimli yazısında bir temaşa medeniyetinin çocukları olan bizlerin, eşyanın bir gölge, bir yansıma olduğunun farkına varmamız gerektiğini hatırlatıyor. Ömer Bahadır “Bir Dönemin Analizi” isimli yazısında Bediüzzaman’ın Mektubat isimli eserinden hareketle rüyanın, maneviyatın, meleklerin, seyr ü sülûkün, materyalist ve ruhsuz asrın materyalizmine karşı kâinattaki gerçek realiteler olan İlahi isimler üzerinden duruyor. Mustafa Oral “Bediüzzaman’dan Borges’e Peruk, Maske ve Ayna” isimli yazısında çok kimlikli ve kişilikli modern insanın yüzündeki maskelere indiriyor, insanın kendi öz gerçeğine ayna tutuyor. Akif Tek yazısında sanatta algı farklılıkları ve kimlik sorununa dikkat çekiyor. Gülşen Uysal yazısında dinin ruhun ufku olduğuna işaret ediyor.

Caner Kutlu “Hacı”, Nurefşan ÇAĞLAROĞLU “İkindinin Cam Köşkleri”, Mehmet Nuri Bingöl “Kırk Oda” isimli hikayesi ile katkıda bulundular

Ayrıca, Suad Alkan (Keklik), Mahmut Kaplan (Erek), Halil İbrahim POLAT (Divan Yolu), Said Emin Güngör (Dilek), Abdil Yıldırım (Ne Sandın), Ali Rıza Malkoç (İstemem), Bestami Yazgan (Tanıdım Seni Katil), Rasim Demirtaş (Yusuf Okulu), Mehmet Kara (Gül Yüzler Gazeli) şiirleri ile yer buluyor.


İrtibat:
suadalkan@hotmail.com

2009-01-28

Aşkın e-Hali 13...


..ve nihayet 13

Bu uzun soluklu yürüyüşümüzün 13'üncü adımında yine edebiyat doluyuz ve bir o kadar öfke!...

Metin Demirci siyonist mezalime dikkat çekiyor ilk nefeste... Gazze'de akıtılan kan, yüreklerimizde açılan derin yarıklardan sızıyor... Sözü "kalemle öğreten"e bırakıyoruz...

Kenan Yaşar bu sayıda "esmer sözler"i ile çıkıyor karşımıza... Nurettin Durman "caddenin ölümü"ne tanıklığını kağıda dökerken, Mehmet Okumuş yalnızlığa çekiliyor... Filistin sevdalısı Cevat Akkanat "pegasus", Mehmet Şamil ise "neşve" ile okuyucuya şiirin tadını bir kez daha hatırlatıyor... Kültürümüzün koruyucularından Mustafa Özçelik "tılsım"lı sözleriyle yine bahar getiriyor kıyılarımıza... ve Asım Gültekin de bizlerle!... Uçtuk Gittik !... Hem yazdı hem konuştu. Asım Hoca’yı Eyyüp Akyüz konuşturdu.

A. Vahap Akbaş "taksi" diyor bu sayımızdaki ilk şiirinde. Toprak Saygın "İyi şiirin ayak sesleri"ni duymaya çağırıyor bizleri... Paşa Çeten; Aşkın e-Hali'nin yüreği Paşa ağabeyimizi "yol gibi"si ile bir kez daha yâd ediyoruz... Mustafa Celep şiirin hayat dolu bir yürüyüş olduğunu görmemize vesile oluyor 13'üncü adımda... Mesut Doğan “Kırkıncı Basamak”ta… Genç şairlerimizden Bilal Can "ey yüzüm bin parça" ile kapımızdan giriyor en içimize... Yine genç şair ve yazarlarımız Emine Şimşek ve Asude Zeynep Toprak geleceğe dair umutlarımızı büyütüyor... Mustafa Uçurum gölgelere inat hayatı çağırıyor...

Öykü ustaları Recep Şükrü Güngör ve Bedran Yoldaş da aramızdalar…


İşte 13'üncü adım ve işte BİZ !

Esmer Sözler / Kenan Yaşar / Şiir

Ezim İşleri / Metin Demirci / Deneme

Caddenin Ölümü / Nurettin Durman / Şiir

Eltiler ve Bakire / Recep Şükrü Güngör / Öykü

Pegasus / Cevat Akkanat / Şiir

Yalnızlık Çeker İnsanı / Mehmet Okumuş / Deneme

Neşve / Mehmet Şamil / Şiir

Hayal İle Meyal / Adem Turan / Öykü

Tılsım / Mustafa Özçelik / Şiir

Beyaz Bir Haber: Asım Gültekin / Eyyüp Akyüz / Söyleşi

Uçtum Gitti! / Asım Gültekin / Deneme

Taksi / A. Vahap Akbaş / Şiir

İyi Şiirin Ayak Sesleri / Toprak Saygın / Deneme

Yol Gibi / Paşa Çeten / Şiir

Acizlik Kader Değil / Bedran Yoldaş / Öykü

Ağlayamıyorum / Ramazan Yaşar / Şiir

Kırkıncı Basamak / Mesut Doğan / Şiir

Değişiklik / Kenan Yaşar / Öykü

Yarına Ağıt Düne Gazel / Halit Yıldırım / Şiir

Bir Hayat Dolu Yürüyüştür Şiir / Mustafa Celep / Makale

Ey Yüzüm Bin parça / Bilal Can / Şiir

Balad Şiir / Dr. İrfan Yılmaz / İnceleme

Bir Rüya Gördüm / İskender Cüre / Şiir

Şiir ve Şairlik Üzerine / Murat Canbolat / Makale

Fırsat Vermedin / Nuh Comba / Şiir

Üç Şehir / Gülsen Özdemir / Deneme

Salıncak Zincirleri / Emine Şimşek / Şiir

Şiiri Tartışmak / Durdu Şahin / Deneme

Akşam Oturması / Asude Zeynep Toprak / Öykü

Uçurtma / Serpil Tuncer / Şiir

Dokunma / Sedat Erdoğdu / Şiir

Hiç Bir Şey Gibi / Rabia Gelincik / Mektup

Kızgın Taşların Üzerinde Çocuk Sesleri / Mesira Meriç / Şiir

Aşk ve İrfan Üzerine / Teoman Şahin / Makale

Daraldım Gölgelerden / Mustafa Uçurum / Şiir

Sıladaki Gurbet / Sevim Göçmen / Öykü

Arnavut Kaldırımları / Tülay Bilgin / Şiir

Kur’an’ın Bakış Açısında... / Mehmet Aydınkal / Deneme

Unutuşlar / Merve Bayraktar / Şiir

İhtiyacım Var / Birsen Ayvaz / Mektup

Yolum / Semra Dal / Şiir

Nun ve Kalem / Halit Yıldırım / Tanıtım

Kitaplar Arasından / Nihal Demir / Tanıtım

Gani Aksan

İrtibat:
Albayrak Caddesi Yaşar çenesiz Apt. no:6/2 ÇORUM
0546 441 25 32
www.askinehali.com
askinehalidergisi@hotmail.com

2009-01-26

Ay Vakti 100-101. Sayı: "Zulmü Alkışlayamam"


Bir Filistin vardı, bir Filistin gene var...

Zalim savaş sirenleri en acı şekilde çalıyor yine. Yine birilerinin canı kan banyosu yapmak istemiş belli ki. Bir türlü sığamadığı dünyayı, küçücük çocuklara dar etmek için, kanlı bir oyuna başlamış zalim. Çocuklara sapan, kendisine misket bombaları düşmüş. Oyun başladıktan bir süre sonra, Gazzeli çocuk artık yokmuş!...

Dile getiremediğimiz anlar yaşıyoruz son günlerde. İçimizde büyümekte olan taşlarla birlikte, yüreğimizdeki koru körüklemeye, Gazze'ye ithaf edilmiş şiirlerle, öykülerle devam ediyoruz. Ay Vakti 100. sayısına ulaşmış olmanın verdiği heyecan ve mutluluğu, hüzünle karışık bizlerle paylaşıyor.

Daralan vakitlerin doruklarından kutlu sözün sahibi ile başlıyoruz Ay Vakti'ndeki yolculuğumuza; Bism-i Rabbike...

Buradan bakınca Gazze, başlıklı şiiri ile Nurettin Durman, bir yandan zulüm karşısında ar duymayan insana taş atarken, diğer yandan içindeki hicabı söze getiriyor. "Kalk ayağa" desem Filistin, kalkar mısın? Sorularla, cevaplarla Filistin'i haykıran Naz Ferniba, realist denemesini bizlerle buluşturuyor. Yaşamak için öldürmeyeceksin, başlığıyla, Şeref Akbaba feryadı devam ettiriyor. Filistin'e yakarışlar yürekleri feryat ettiriyor…

Recep Garip, 'Kış üzerine bir genelleme'siyle, kış gecelerinin unutulmaz anlılarından, çocukların belleğindeki kış görüntülerinden demeçler sunuyor. Adem Turan, Sezai Karakoç'un "Balkon" şiirinden esinlenerek açtığı balkon sohbetini, kış ile birleştirerek devam ederken, Filistin kışını ekliyor yazısına... Filistin deyince akla ilk gelen Rachel Corrie'yi, Norveçli Doktor Mads Gilbert'i, Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez'i, Malili siyah çocuk Ömer Kanoute'yi ve kış kıyamet demeden Levent'teki İsrail başkonsolosluğu önünde kuşatma eylemine katılan, insanlık nöbetlerini hiç aksatmayan bütün insan kalmışlara teşekkür ederek, bitiriyor yazısını.

Sezai Küçük, Dünden bugüne şarktan garba Mevlâna, başlığı altında, tasavvuf edebiyatının büyük üstatlarından olan Mevlâna'nın edebi kimliğine, kelâmından örneklerle ışık tutuyor. Akışa katılmak akışa kapılmak deyişini, katılım ve kapılma arasındaki farkı gündem ederek, akademik unsurlara dayalı anlatımı ile denemeleştiren Necmettin Evci, "Her şey akar; su, zaman, tarih, hayal, fikir, ilim, bilgi, duygu, doğru-yanlış, her şey akar. Hayat bir akıştır, varlık bir akış..." diyor.

Yavuz Ertürk; İçimin iyi tanığı, Alâaddin Soykan; Us Gül Usul, Taner Taştekin; Gül eyle ve Abdüssamed Bilgili; Ve ben ve dedem ve ölüm, başlıklı şiirleri Ay Vakti'nin diğer şiirleri. Mustafa Oğuz şiirlerle hayat resimleri çiziyor tuvalimize, biraz acı çiziyor...

Hakikati tavaf eden çocuk; Yunus Emre Tozal, sevgi tomurcukları saçarak filizlenen hakikat gerçeğini, dirilişin damarlarındaki coşkuyla, karıncanın yürüyüşündeki samimiyetle, yağmur tanesindeki bereketle tefekkür ediyor ve ettiriyor...

Ayşegül Tulû, Yalnızlık Ayeti isimli öyküsü ile çocuk ve yalnızlık arasında gergef dokurken, İffet Oral, zamanın eşya ve insan üzerinde çizdiği çizgileri söze döküyor. Emine Batar kâğıttan gemisini gözyaşı denizinde yüzdürüyor "Şehrin eğri sütunları" yazısında.

Üzeyir Süğümlü, Kelimeler ve Algı II, üzerine yeni açıklamalar getiriyor. Varoluş ile kelime arasındaki bağa dikkat çeken yazar, "ilk insandan günümüze ulaşan kültür birikimi kelimelerle sistemleşmiş ve aktarılmıştır" diyor.

Cahiliye karşısında Kur'an ve Peygamber, Eyyüp Azlal'ın kaleminden, asr-ı saadet dönemi şiir incelemesinden oluşuyor. Yazıda; cahiliyye şiirinin Kur'an karşısında nasıl titrediği ve şairlerin kutsal kelâm ile nasıl boy ölçüşmeye kalkıştıkları konu ediliyor.

Gönül aynamız eskimeyen musikimiz; Ahmet Sezgin'in, içimizde notalarını hiç yitirmeyen türkülerimiz, ezgilerimiz, her şeyimizle biz olan musikiyi anlatan, gönül tellerimizi titreterek geçen bir yazısı. "Türk insanının yazılmayan romanı türkülerde saklıdır." Ya eski zaman türküleri? Onu da İsmail Bingöl'ün kaleminden okuyalım...

Mavi'nin gün geçtikçe mavi'den koptuğu, renklerin ırasını yitirdiği son dönemde, mavi bir pencereden başınızı uzatmaya ne dersiniz? Hasan Tiyek, mavinin hâkimiyet kurduğu denemesini bizlere sunuyor. "Yaşamak ki en kısası ölmenin..." Biz öldüysek de kelebektik, diyor Adem Özbay.

"Araba sevdası" adlı romanda, "araba" ve "at" temi, Hacı Küçükcılız'ın Recaizâde Mahmut Ekrem'in romanından yol alarak, günümüz Türk romanı ve dönemlerin edebiyat anlayışını, Batı ile özdeşleştirerek irdelediği inceleme yazısı.

Nihat Malkoç, Mustafa Özçelik'in Eğitime adanmış hayatlar, isimli kitabı vesilesiyle, öğretmenin kutsiyetini vurguluyor. Ve Şiraze'den Şiraze'ye, Saklı mektuplar, XLVI. kez açılıyor…


İçindekiler:

Deneme
Naz FERNİBA / "Kalk ayağa" Desem Filistin
Şeref AKBABA / Yaşamak İçin Öldürmeyeceksin
Adem TURAN / Kış Halleri -IV
Necmettin EVCİ / Akışa Katılmak Akışa Kapılmak
Yunus Emre TOZAL / Hakikati Tavaf Eden Çocuk
Üzeyir SÜĞÜMLÜ / Kelimeler ve Algı II
Ahmet SEZGİN / Gönül Aynamız Eskimeyen Mûsikîmiz
İsmail BİNGÖL / Eski Zaman Türküleri
Hasan TİYEK / Mavi
Adem ÖZBAY / Öldüysek de Kelebektik
Mustafa OĞUZ / Hayat Resimleri

Şiir
Nurettin DURMAN / Buradan Bakınca Gazze
Yavuz ERTÜRK / İçimin İyi Tanığı
Alâaddin SOYKAN / Us Gül Usul
Taner TAŞTEKİN / Gül Eyle
Abdüssamed BİLGİLİ / Ve Ben ve Dedem ve Ölüm

İnceleme
Sezai KÜÇÜK / Dünden Bugüne Şarktan Garba Mevlâna
Recep GARİP / Kış Üzerine Bir Genelleme
Eyyüp AZLAL / Cahiliye Karşısında Kur'an ve Peygamber
Hacı KÜÇÜKCILIZ / "Araba Sevdası" Adlı Romanda "Araba" ve "At" Temi

Öykü
Ayşegül TÛLU / Yalnızlık Ayeti
İffet ORAL / Bast-ı Zaman
Emine BATAR / Şehrin Eğri Sütunları

Kitap
Nihat MALKOÇ / Eğitime Adanmış Hayatlar

Mektup
Şiraze / Şiraze mektuplar -XLVI


Yekta Haktan İnci

İrtibat:
www.ayvakti.net
ayvakti@gmail.com

Kardelen dergisi 58.sayısına ulaştı

Ali Erdal yönetiminde bir duvar gazetesinden matbu olarak 58. sayıya ulaşan kardelen dergisi Bilecik’te yayın hayatına devam ediyor.

Üç aydan bir yayınlanan kardelen dergisi bir mektep olarak dikkatleri çekiyor. Necip Fazıl Kısakürek’in çizgisini sürdürme iddiasını sürdüren Kardelen dergisinin 58. sayısında yazan yazar-çizerler ve konu başlıkları:

Kitap: Necip Fazıl Kısakürek
Tozlarını Silelim: Ali Erdal
Ramazan Ayının Düşündürdükleri: Mustafa Kınıkoğlu
Kimin Ağzına Biber Sürelim: Turgay Ertem
Uyumaz Türkün Düşmanı Gardaş: Ahmet Sami
Anayasa Değişmez Mi? Hidayet Dinler
Hurma-Tokluk Diyeti:Doç. Dr. Mesut Başak
Bir Anla Asılı Rüya Olmak: Sinan Ayhan
Asrın Kahrı: Sezgin Ağacık
Lamelif: Enes Yaşar
Gönül Konuşunca Dil Susar. Hızır İrfan Önder
Edep: İman Ve İslam Atlasında
İyi Ki Sırlarım Var: Ahmet Mahir Peşken
Bilen: Ayhan Aslan
Bitiş Gizli: Berna Pak
Kur’an’ı Kerim’e Musallat Büyük Hastalık: İbrahim Buğalı
İman: Sezgin Ağacık
4-6 Yaş Çocuğun Dini Eğitimi: Ayşe Sena Ünsal
Ramazan Ve Medya: Ahmet Behik
Esir Kim-4. Gönüldaş
Edebiyat Ve Halk: Harun Çetin
Mustarip Ve Muzdarip: Ahmet Behik
Osmanlı Türkçesi Yahut Osmanlıca: M. Nihat Malkoç
Gönderilmemeiş Mektuplar: Feride Şeşen
Beyitler: Hızır İrfan Önder
Aşiyanım Sevgili. Ziya Paşa Akyürek
Ne İçin: Şükrü Güzel
Mezar Taşında: Lokman Bal
Şahidim Ol Ya Rab: Ahmet Yusuf Alptegin
Sivas Ulucami: Ahmet Mahir Pekşen
Uyuyan Güzel: Necdet Uçak
Tek Derman Bize: Halil Gülel
Ağır Koşma Iıı:İbrahim Berber
Yaşı Evin Sırları: Ayşe Sena Ünsal
Mehter: Şahin Karataş
Kızılelma: Necdet Uçak
Uzaklardaki İnilti: İbrahim Türkhan
Gül Hanımın Yemenisi: Fatma Pekşen
Yol Ver Ey Yolcu: Enes Yaşar
Geceler: Hızır İrfan Önder
Gerçek Dost:Şahin Karataş
Kılçık. Mustafa Bilgücü
İkilikler: Mücahit Koca
Gazi Nazrul İslam: Bilal Atış


Bedran Yoldaş


İrtibat:
Gazipaşa Mh. Gülistan Sk. Çakıcı Ap. No:4/2 BİLECİK
kardelen@kardelendergisi.com
www.kardelendergisi.com
0228 212 55 88