2013-04-17

71. Yürüyüşünde "Yolcu"


71. YÜRÜYÜŞÜNDE YOLCU: “COĞRAFYAM: HER RENK İNSAN”
YOL EHLİ:


*ferhat kalender *mustafa öner *ömer idris akdin *mehmet aycı*faik öcal *m. şamil baş *ferhat dönmez *müştehir karakaya  *rabia gelincik *s. kemal yazgıç *selami ay *sulhi ceylan *mehmet çelik *rıza kemal k. *m. fatih kutan *fatma fidan *aydın uzkan *ali korkmaz *banu özbek *ferhat özbadem *recep yazgan *ismail korkmaz *hasan tülüceoğlu *meryem yiğit *tayyip atmaca *hamit seven *ömer çoban *hamza çelenk 

FERHAT KALENDER SEYİR DEFTERİ’NDE YAZDI:

“Umut kırıcıları boş verin. Tarihin her deminde bu tür yara kaşıyıcılar ola geldi. Doğudan batıya doğru iz süren bir ses ile birbirimizi anlayacağız. İki tarafı keskin bir kılıç gibidir bu ses, hangi yanına sarılırsan diğerinden kan damlar. Kimse kimseye düşmemeli, onurdur ki kişi düşenin elinden tutup kaldırmalı, alnından öpmeli, yüreğine dokunmalı ve doğudan batıya doğru akan o sesin künhüne varmalı. Her değer yaşamak için vardır, onurlu, başı dik ve rüzgar gibi esenlikle. Kim diyorsa bir değer inşa ettim gel de öl. Yalancının tekidir. Kim diyorsa ki kurtuluş reçeteniz irademle yazdığımdır, tabi ol da kurtul. Düzenbazın hasıdır. Toprağın soluğunu, bir dağ menekşesinin irkilişini ve çiseleyen gökyüzünün sükunetini akletmeden yaşayan kim varsa  cücelerin düzenini çağırıyor demektir.”

MUSTAFA ÖNER, ESENLİK VE ADALETLE İLGİLİ YOLCU’NUN MANİFESTOSONU KALEME ALDI:

“On yılı aşkın bir süredir yayın yapmakta olan bir dergi olarak Yolcu, Müslümanlara karşı yapılan komplo ve kumpasın bir başka adı olan 28 Şubat saldırısına karşı sürdürdüğü özgürlük ve adaletten yana olan duruşunu, kalbimizin doğusunda kangren hale gelmiş diğer yaramızın onurlu ve adil bir biçimde sarılması için sürdürecek. Hiçbir değer insanımızın canından daha kutsal değildir. Türk, Kürd, Arap, Ermeni ya da Rum ve ya başka bir topluluk, insanlık ailesinin vazgeçilmez ve şerefli üyesidir. İnancımız açısından ise insanın diğerine üstünlüğü onun Allah’a olan yakınlığı mesabesindedir. Ve şüphesiz ki böyle bir üstünlüğün bilgisi Allah katındadır. Yüzyıllardır topraklarımıza musallat olan, coğrafyamızı parselleyerek, üzerindeki halkları birbirine düşman etmeye çalışan ve adına ulus devlet denilen modern oligarşik düzen, kurgulandığı Batı’da küresel hegemonya kazanında eritilirken, evrensel ilkeleri olan bu kadim coğrafya üzerinde daha fazla hayatiyetini sürdüremez. Esenliğin (Barışın) ve adaletin dili, kalplerimizin ve yüzlerce yıllık varoluşumuzun dilidir. Kaos kahinlerine inat, Türkü ve Kürdü ile bu toprakların umudu ve ufku olması, yeryüzünde yeniden insanlığın, ahsen-i takvim yani yaratılmışların en güzeli veçhesiyle hayatiyet kazanması yolumuzdaki en önemli işaretlerden biridir. Elbette ver elini kardeşlik ver elini insanık, diyeceğiz!”

MECMUANIN ORTA YERİ: BİLAL CAN SELÇUK KÜPÇÜK’Ü KONUŞTURDU:

“Günümüz sivil toplum çağı, insani ve vicdani hareketler çağı. Ülkücüler bunu kavrayamıyor. Kaç aile bugün evladını bu tür ocaklara göndermek ister. Ülkücü hareketin partilerinde yer alan yöneticiler dahil, belli gelir düzeyini yakalamış, ülkenin orta bandında yer alan ve çocuğunun iyi bir eğitimle, saygın bir meslekle karşısına çıkmasını bekleyen kaç aile evladını bu ocaklara emanet eder. Hemen hemen hiç.”

EYYÜP AKYÜZ, ‘KARŞI SORULAR’ DA SORUŞTURDU:

“Yeni ve köklü bir medeniyet inşası için nereden başlansa yeridir?”
 *Prof. Dr. Sadettin ÖKTEN, *Zeynep DELAV, *Lütfi BERGEN, *Abdurrahman ŞEN, *Gülcan TEZCAN, *Nevval SEVİNDİ, *Prof. Dr. Ümit MERİÇ

"Gelenekten Geleceğe" doğru yolculuk


Değişim her dönemde vardı ama modernleşme değişimin değişmesi şeklinde tecelli etti. Modernleşme değişimi radikal ve fundamantel bir niteliğe büründürdü. Değişimi fetişleştirdi. Modernite, önüne çıkan her şeyi dümdüz ederek adeta ilerleyen bir canavara dönüştürdü. İnsanlığın asırlar boyunca üretmiş olduğu, doğruluğu asırlar içinde kanıtlanmış kadim değerleri berhava etti. Modern insan, geleneğin sükûn ve güven veren imkânlarından mahrum kaldı. Zaman içinde insanlık geleneğin önemini, kadim değerlerin imkânını yeniden kavramaya başladı. Fakat artık gelenek hemen elimizin altında duran bir değer olmaktan uzaktadır. Gelenek ve kadim değerler, üstü örtülmüş, keşfedilmesi gereken hazineler haline gelmiştir.

İşte “Gelenekten Geleceğe” dergisinin temel amacı geleneği ve kadim değerleri yeniden ortaya çıkarmak, üstü küllenen değerleri yeniden gün yüzüne çıkarmaktır. Kısaca ve özetle, derdimiz keşf-i kadimdir. Önce geleneği bütün parlaklığıyla yeniden ortaya çıkarmak ve ardından aktüel olanın karşısında o kadim değerleri yeniden yorumlamak… Yeniden üretmek, yeniden fark ettirmek ve yeniden sahibine takdim etmek… Akif’in deyimiyle asrın idrakine hitap etmek… Günümüzün modern insan tipi ile kadim değerleri yeniden buluşturmak…

Bizim medeniyetimizde geleneksel ve kadim değerler yaklaşık iki asırdır, ‘çağdaşlaşma’ adına yok sayıldı ve horlanarak bir anlamıyla yok olmaya mahkûm edildi. Geleneği ve kadim değerleri silme yolunda sistematik bir “devlet baskısı” da oluşturuldu. Toplumsal hafıza devlet aklıyla silinmek istendi; kadim değerlerin üstü betonla örtüldü, dışlanarak yok sayıldı, küçümsendi, ötelendi, ötekileştirildi…  Fakat bütün bu gayretler nihai amacına ulaşamadı. Kadim değerler yok edilemedi, silinemedi.  Son yıllarda kadim değerlere dönük ilgide büyük bir canlanmanın olduğunu memnuniyetle müşahade ediyoruz. Malum eski devlet aklının yerine yeni devlet aklı da, kadim değerlerimize ilişkin baskısı son on yıldan beridir, artık azaldığı da aşikârdır. Fakat kadim değerlere yönelik artan bu ilgiye cevap verebilecek nitelikli fikri yayın maalesef bulunmuyor. Özellikle geleneksel değerleri günümüzün sorunlarına uyarlayacak bir popüler dergi bağlamında büyük bir boşluk bulunuyor. İşte Gelenekten Geleceğe dergisinin birincil amacı bu boşluğu doldurmaktır.

Ülkemizde gündem çok hızlı değişiyor ve bu hızlı değişen gündeme hızlı ve popüler cevaplar vermek gerekiyor. İşte Gelenekten Geleceğe dergisi aktüel olana, gelenekten gelen değerler ışığında sağlam ve ikna edici cevaplar verme ihtiyacından doğmuştur. Muhafazakâr düşünce geleneğinin her soruna verecek bir cevabı bulunmaktadır. Fakat bu cevabın üretilmesi ve modern insana takdimi için bir mecraya, bir vasıtaya ihtiyaç bulunmaktadır. İşte bu derginin amacı, muhafazakâr münevverlerin güncel sorunlara/sorulara cevaplar üreteceği ve bu cevapları toplumun anlayacağı sade bir dille ifade edeceği bir mekân ve mecra olmaktır.

Muhafazakâr düşünce “kökü mazide olan ati”dir. Muhafazakâr düşüncenin her devirde söyleyecek sözü vardır. Önemli olan bu sözü güzel ve yerinde söylemek, bu sözü zamanın ruhuna uygun söylemek ve bu sözü kadim hikmete vakıf insanların anlayacağı bir dile söyletmektir. Dergimizin yayına hayatına çıkışının esas misyonu budur. Dergimiz, kadim değerleri günümüz insanının idrakine uygun bir dille ifade etmek; kadim hikmeti günümüz insanıyla buluşturmak istiyor… Geleneği tebellür ettirmek istiyor… Geleneği günümüzle yeniden buluşturmak ve taşımak, oradan da gelecek nesillere bir miras bırakmak istiyor.

Bu misyonla yayına hayatına başlayana dergimizin ilk sayısı ‘sanat’ temasıyla karşınıza çıkıyor. Çünkü son zamanlarda üzerinde en çok tartışılan konuların başında sanat gelmektedir. Bu bağlamda birçok soruya cevap aranırken, sanatın varlığı ve toplumsal işlevi hakkında da derin tartışmalar yapılmaktadır. Sanat nedir? Sanat sanat için mi yoksa sanat toplum için mi? Muhafazakâr düşünce ile sanat arasında nasıl bir ilişki mevcuttur? Muhafazakâr sanat olabilir mi? Sanat ve politika ilişkisi nasıldır ve/veya nasıl olmalıdır? İşte bu ve buna benzer birçok soru değerli düşünürümüz, akademisyenlerimiz, edebiyatçılarımız ve tarihçilerimiz tarafından tartışılmış ve bu sorulara cevaplar üretilmiştir.

Bu sayımızda yer alan makaleler:
Türkiye’deki “Muhafazakâr Sanat” tartışması bir anlamda Mustafa İsen’in  "Muhafazakâr kesimin nasıl bir demokrasi anlayışı varsa muhafazakâr estetik ve muhafazakâr sanat normlarını ve yapısını oluşturmak gibi bir yükümlülük içindeyiz" sözleri ile başladı. Tartışmanın öncül isimlerinden olan İsen’in hem edebiyat profesörü hem de Kültür Bakanlığı Eski Müsteşarı olması hasebiyle, kendileri ile uzun bir mülakat yapıldı. Bu mülakatta İsen, varolan sanat anlayışımızın geleneğimizden ayrı düşünemeyeceğimizi güçlü argümanlar ile ortaya koyuyor. Besim Dellaloğlu “Kriter, Kritik Kriz: Dünyalı bir Kültür-Sanatın İmkânları” başlıklı yazısı ile güncel tartışmalara önemli bir katkı sunmaktadır. Dellaloğlu bu önemli yazısı ile kriterlerin bulunmadığı bir ortamda kritik yapılamayacağını, aksi halde bir kriz ortamı oluşacağını belirterek güncel sanat tartışmalarını özetleyen ve konuya farklı bir açıdan bakmamıza imkân sağlayan bir perspektif sunmaktadır. Düşünce dünyamızda kendine has bir üslubu olan Hasan Bülent Kahraman “Muhafazakâr Sanat Üstüne Edebiyat ve Mimarlık Bağlamında Bazı İrdelemeler” başlıklı makalesi ile güncel muhafazakâr sanat tartışmalarını doğal bulduğu ve hatta bu konuda tartışmaların daha derinlere inmesi gerektiği üzerine güncel analizler ve yorumlarıyla renk katmıştır. İkinci mülakatımız kültür, sanat ve tarih alanlarındaki çalışmalarıyla bilinen,  “Muhafazakârlık ve Sanat” konusunda Türkiye’nin en yetkin isimlerinden biri olarak kabul edilen Beşir Ayvazoğlu ile yapıldı. “Yaratıcı Muhafazakârlık” kavramı ortaya koyan Ayvazoğlu’na göre insan önce içinden geldiği dünyayı bilecek sonra o dil ile dünyayı kavrayacaktır. Zamanımızda sadece gelenek ile beslenmek yeterli değildir aynı zamanda evrenseli de gözetmek zorundayız. Sanat denilince edebiyat, edebiyat denilince şiir, şiir denilince ilk akla gelen isimlerdendir değerli hocamız Hilmi Yavuz. Şairliğinin ve edebiyatçılığının yanı sıra düşünce hayatımızda özgün bir yeri olan Hilmi Yavuz’un şairliğinin 60. yılında ‘Sanat’  sayısında ‘Şiir’ üzerine uzun bir mülakat yaptık.
Edebiyatımızın yeni yüzlerinden Sadık Yalsızuçanlar sanat tartışmalarına “İslam Sanatının Manevi Doğası” yazısı ile İslam anlayışı içinde sanatın yeri ve İslami sanat anlayışının arka planı hakkında doyurucu örnekler ve analizlerle önemli bir konuya temas etmiştir. Önemli siyaset bilimcilerimizden Ali Yaşar Sarıbay “Sanat Olarak Politika” yazısı ile ihmal edilmiş bir konuya değinmiş ve politikacılar arasındaki farklılığın bilgelikte değil sanatta olduğunu vurgulamıştır. “Gelenek Savunusu”nun en önemli metinlerinden biri olan “Gelenek ve Bireysel Yeti” adlı T.S. Eliot’ın makalesine sanat tartışmalarında birçok yazar tarafından atıf yapıldı. Daha önce Türkçe’ye çevrilen metin bu sayımızda yeniden yayınlanmasının uygun olacağını düşündük. “Öz Yurdunda Garip” yazısında Mümtaz’er Türköne, “Muhafazakâr Sanat nedir? sorusunu, anılarını bizlerle paylaşarak cevaplandırmaya çalışmıştır. Değerli orkestra şefi Selman Ada “Muhafazakâr Avant Gardiste” yazısı ile kişinin hem muhafazakâr hem de avant gardiste, yani öncü olabileceği yolundaki düşüncelerini bizlerle paylaşmıştır. Mavi Yeşil Dergisi’nin editörü Hasan Öztürk “Siyasetin Tiyatroyla Sınavında ‘Günün Adamı’ Olmak” başlıklı çalışmasıyla, Haldun Taner’in 1949 yılında hazırladığı “Günün Adamı” isimli tiyatro oyunu ve ardından vuku bulan olaylar üzerinde durmuştur. Mahmut Erol Kılıç’ın geleneksel sanatlarımız ve buna fikri zemin hazırlamadaki rolü itibariyle tasavvufun rolü üzerine makalesi iki mesleğin arasındaki derin bağlantıya işaret ediyor. Son makalemiz, Bengül Güngörmez ve Üzeyir Tekin ait. “Muhafazakâr Düşüncenin “Estetik Kaygısı”yla İmtihanı” adlı makalede yazarlarımız, muhafazakârlık ve sanat tartışmalarına son on yıllık süreci dikkate alarak ilginç analiz ve yorumları ile bu sayımıza katıda bulundular.
Uzun yolculuğa çıkan bir derviş misali azığını hazırlayan dergimizin geçtiği duraklarda umuyoruz ki okuyucu tarafından hoş karşılanacak ve bağrına basılacaktır. 

"Semaver Öykü" dergisi

Semaver Öykü Dergisi, Mart- Nisan 2013 sayısı ile öykü yolculuğuna devam ediyor. Bu sayıda, Aleksandr Soljenitsin’den  ‘Ufacık Öyküler’, Sevinç Üçgül; Demain S. Lunaris’ten ‘Bilge ile Halk’ Mehmet Akif Coşkun çevirileriyle yer alıyor. Söyleşi bölümünde Özcan Karabulut ile ‘Öykü ve Yazarlık Serüveni’ üzerine, özellikle genç öykücülerin dikkatle okuması gereken bir söyleşi var. Ayhan Emir Yolcu, seri öykülerine ‘III.Kanto’ ile devam ediyor. Ayrıca Ahmet Zeki Yeşil, ‘Rahmetli’; Mustafa Oğuz, ‘Sabah Resimleri’; Semrin Şahin ‘’Rüyanın Mahzeninde’; Semih Polat ‘Unutulmuş’; Baki Karcı, ‘Koca Efe’; Deniz Dengiz Şimşek, ‘Kırmızı Şarap ve Kitap Eki’ öyküleriyle yer alırken, Senem Gezeroğlu, Cemal Şakar’ın yayına hazırladığı ‘Sessiz Harfler’ kitabını tanıtıyor.


İrtibat: 
PK.19 /  Kayseri

2013-03-21

ŞİİR VE İNŞÂ dergisi yayın hayatına başladı


Şiir ve İnşâ dergisi, aydınların çarpıklıklara ve yalanlara karşı merdane mücadele edecekleri hür bir mahfil olarak fikri cereyanların teşekkülüne sanat ve fikir terkipli bir zemin hazırlamaya meyyal olacaktır.

Dergiler, fizikî dünyanın yorucu tekdüze alışkanlıklarından kurtulup fikirler dünyasının yüksek katmanlarında seyrân etmenin kapısıdır. Yeni bir derginin yayına başlaması bu esrarlı kapının cesaretle açılmasıdır ki, evrenin elvanından taravet ve meserret kesbidir. 

Yayına başlamak gerçekliğin âleminden düşünce ve sanat muhitine fikir pırıltılarını taşımak olanağı sunan mühim bir takdimdir. F
ikrî potansiyeli olan yeni bir dergi birçok cepheden doğurgan olabilir. Keşfedeceği yeni yazarlar, öne süreceği edebî/felsefî tartışmalar yani sanat ortamına getireceği yeniliklerle heyecan verici bir hava estirebilir.

Sırf bu yüzden yayına yeni başlayan dergilere muntazır olmak büyük kafaların şevk duyacağı bir tavırdır. Bir sanatkârın emeli herhalde taşıdığı fikrî potansiyeli dışa vurmaya muharrik unsur olacak düşünce ve sanat mıntıkasına girmektir. 

Öğrenmeye ve yazmaya kamçılayan, karşılıklı münakaşa ve tenkit etme imkânı sunan bir düşünce atmosferi dergiler etrafında suhuletle temerküz edebîlir. Dergicilik hareketlerinin üretken atmosferi ile düşünce tarihi arasında çifte etkileşim söz-konusudur. Dergilerin fikir telifinde üretken oldukları dönemlerde düşünce tarihinde de bir canlılık olduğu vakıadır. Kalıcı meselelere eğilmesi, genel geçer bilgilerin peşine düşmesi bakımından dergiler, aktüel ve asparagas karakterli malumat neşreden gazetelerden, bilhassa münevverleri çeşitli iktidar odaklarına esir etmemek, cihetinden ayrılmaktadır.

Fikirler öncülüğünde yenilik hevesi taşıyan toplumların sırtlarını dayayacakları mütevazı ve muhkem bir temeldir, dergicilik hareketi. Gazete ve diğer yayın organlarına nazaran daha az bağımlı olan Dergiler hasbi muhalefet ahlâkına sahip aydınların tercih edecekleri müstakil bir cephedir. 

Merhum düşünürümüzün ifadesiyle hür tefekkürün kalesidir. Bedensel heveslerin iktidarına ve çoğunlukla siyasanın aşağılık eğilimlerine yüz çevirmedir,karşı çıkıştır, dergicilik. Kalabalıklardan kederli bir yalnızlığa kaçıştır.

İçerisinde harıl harıl tercümelerin aktığı, bireyler arasında muntazam düşünsel diyalogların gerçekleştiği, ilişkilerin fikir ağlarıyla örüldüğü ve akli cevherlerin satırlara nakşedildiği düşün siteleridir dergiler. Ustaların tezgâh başına geçip sanat kerpiçleriyle fikir imarethanelerini yükselttikleri bu siteler,toplumların felsefî yükselişlerinde temeldeki ibda harcı olmuştur. 

Aydın namzetleri bu sitelerde tecrübeyle karşı karşıya gelmek ve kabiliyetlerini bilemek fırsatını haiz olmaktalar. Cehalet vartasından fikrî varsıllığa ilerleyişte revnak bir merdiven olan dergicilik eylemi aynı zamanda büyük sanatkârların ve düşünce adamlarının doğuşuna yol açacak savaşımın da meydan yeri olacaktır. 

Şiir ve İnşâ dergisi, aydınların çarpıklıklara ve yalanlara karşı merdane mücadele edecekleri hür bir mahfil olarak fikri cereyanların teşekkülüne sanat ve fikir terkipli bir zemin hazırlamaya meyyal olacaktır.


İrtibat:

Şiir ve İnşâ dergisini Ankara ve İstanbul'da aşağıda isimleri yazılı kitabevlerinden temin edebilirsiniz.

İstanbul; Mephisto - Taksim, Ana Kitapevi- Cağaloğlu, Ağaç Kitapevi- Fatih, Kaknüs Kitapevi- Üsküdar.

Ankara; İlhan İlhan kitapevi, Birleşik Kitapevi, İmge Kitapevi, Kurtuba Kitap Kafe.

2013-03-19

'Ayraç' dergisi Çanakkale'de...


Ayraç Kitap Dergisi 41. Sayısında 98 yıl önce Çanakkale'de yaşananları sorguluyor!

Herkesin Çanakkale'si değil,
Hepimizin Çanakkale'si…

1915'te Çanakkale Boğazını ele geçirmeye, İstanbul'u işgal etmeye ve Rusya'ya yardım götürmeye yönelik İngiliz-Fransız ortak harekatına karşı yürüttüğümüz Çanakkale Savaşı, hem I. Dünya Savaşı'nın hem de tarihimizin en önemli savaşlarından biridir. Ayraç Kitap Dergisi olarak bugüne kadar daha iyisini yapmak için beklediğimiz Çanakkale Dosyası'nı 4. yılımızda yapmış bulunuyoruz.

Bu sayı tarihimizin dönüm noktalarımızdan olan Çanakkale Savaşı özel sayısı… Çanakkale bizi biz yapan bir savaştır. Hem Çanakkale'de yaşananları, hem Çanakkale Savaşı sonrası devlet ve millet olarak Çanakkale vefasızlığımızı, hem de Çanakkale'nin son zamanlarda artan popülerliğini araştırdık, konuştuk. Ayrıca Çanakkale'ye dair neler yapılabilir? sorusuna cevaplar aradık.

Çanakkale tabi çok çetrefilli bir dosya oldu. Çünkü savaşın akabinden günümüze gelinen süreçte Çanakkale, siyasete malzeme yapılan bir konu. 2000'li yıllardan sonra muhafazakar belediyelerin etkinliğiyle Çanakkale'ye giden sayısı 2.5 milyonlara kadar çıktıysa da son zamanlarda yine bir düşüş söz konusu. Bunun yanında Çanakkale'ye gidenler hakkında laik-muhafazakar çekişmesi de çok tartışıldı. Bu çekişme sonucunda Çanakkale'de yaşananlar yeniden konuşuldu ve herkes kendi tarihini kendisi yazmaya başladı!

Bugün Çanakkale, birbirlerini ötekileştirmiş grupların sloganlarına, söylemlerine ve "tarihsel gerçek" dedikleri ispatlarına maruz kaldı. Dergimizde de göreceksiniz bu konuları. Savaşın ne anlama geldiği, ve bu savaşı milletçe sahiplenmemiz gerektiği unutuldu. Çanakkale'yi böyle bir hale getirmenin, geçmişini sahiplenemeyen, sahiplendiğinde de ideolojik fikirleriyle milleti birbirinden ayıran bizler, Çanakkale'yi yeniden fethetmek zorundayız. Eğer Çanakkale'yi yeniden fethedebilirsek, üzerinde yaşadığımız coğrafyanın ve Ortadoğu'nun anlamını yeniden keşfedebiliriz.

Dosyamızda birbirinden farklı görüşleri bilerek dile getirdik. İstedik ki Ayraç okurları bu dosyayla Çanakkale'ye yönelsinler ve Çanakkale'deki tarihsel gerçekliği kendileri keşfetsinler. Nelerin yaşandığını bizzat kendileri araştırıp okusunlar. Bu minvalde Çanakkale kitaplarını genişçe incelemeye gayret ettik. Sizler de okudukça her kesimin kendisine has Çanakkale'sini yazdığını farkedeceksiniz.

İyi okumalar!

*

- Çanakkale filmleri pastadan pay alma sevdasından öteye neden gidemiyor?
- Çanakkale'de Laik-Muhafazakar çekişmesinin altında yatan sebepler...
- Çanakkale'ye şimdiye kadar neden kayıtsız kaldık?
- Mustafa Kemal'in Çanakkale'deki rolü neydi? Çanakkale'yi neden anlatamadık, neden yazamadık?

Dosya Yazarları: Yunus Emre Tozal, Hamdi Akyol, Abdurrahman Üzülmez,
Hasan Parlak, Salime Kaman, Cem Sökmen, Pınar Andaç, Ayşegül Tozal,

İskender Gümüş, Nihal Yormaz, Firdevs Kapusızoğlu, Akif Usluy


Katkı Sağlayanlar: Erhan Afyoncu, Münir Üstün, Bora Ekmekçi,
Prof. Dr. Tufan Gündüz, Prof. Dr. Vahdettin Engin, Alpaslan Durmuş,
Mustafa Karagüllüoğlu

41. Sayımızdan Söyleşiler:

Başbakanlık Osmanlı Arşivleri Uzmanı Muzaffer Albayrak:
"Çanakkale'den bize yadigar kalan tarihi mirası muhafaza edemedik."

Çanakkale Koleksiyoneri Seyit Ahmet Sılay:
"Çanakkale Savaşı 1915 Aralık'ta bitmedi benim için. Ben 1915 Aralık'tan sonraki günümüze kadar gelinen sürecin mücadelesini veriyorum hâlâ…"

Dr. Mehmed Niyazi:
"Çanakkale hakkında 253.000 kitap yazılabilir…"

'Dergâh' dergisinin 277. sayısı

dergh-dergisinin-277-sayisi-ciktiDergâh dergisinin 24. cildin yayımına başlandı. 

Esra Nur Küçük, Evliya Çelik, İbrahim Yolalan, Ali Ayçil, Serdar Arslan, Mehmet Baş, Büşra Dilek, İsa Karaaslan ve Mustafa Kadir Atasoy bu sayının şairleri.

Yakup Öztürk ile Murat Kutlu ‘derkenar’ sütunlarında yazdı.

Ali Işık ve Gülbahar Reçber hikâyeleriyle bu sayımıza katkıda bulundu.

Sezai Coşkun haklı bir ilgiyle karşılanan Nazan Bekiroğlu’nun “Nar Ağacı” romanı hakkında düşüncelerini kaleme aldı.

Bu sayının ‘orta sayfa sohbeti’ni Doç. Dr. Fatih M. Şeker ile yaptık. Şeker özellikle “Türklerin İslâm Tasavvuru” üzerinde çalışıyor. Konuşma yazarın yetkin görüşleri ile okurları aydınlatıyor.

Kamil Yıldız hikâyede anlatıcı anlam ilişkilerini Nahit Sırrı Örik’in hikâyeleri bağlamında değerlendiriyor. Hikâyeyi meslek edinenler mutlaka okumalı.

Mehmet Narlı, Işık Yanar’ın “Taşra Şairi” adlı son romanını tartışıyor.

Nesrin Aydın, Sait Faik’in “Şehri Unutan Adam” hikâyesi üzerine bir tahlil denemesi yaptı.






BİR NOKTA edebiyat dergisinin 134.sayısı çıktı


"Edebiyat dergileri, kelimeleri çalınmış yerlilerin, savunma yerleri ve sığınaklarıydı." 
Mürsel Sönmez

“Ay Vakti” çiçeklerle açıyor


“Ay Vakti” dergisinin 143.sayısı çıktı.
Ay Vakti Mart -Nisan sayısıyla raflardaki yerini aldı. Gündemini kendi belirleyen ve emir aldığı bir patronu olmayan dergimiz “Müslüman gündemi belirleyendir gündemi belirlenen değil” çizgisinde hareket etmenin şuurunda yoluna revan oluyor.
“Her çalışmanın görünmeyen kahramanları var” diyerek derginin mutfağındakileri unutmuyor ve herkese emeklerinden dolayı teşekkür ediyor. Okuyucularından yeni dönemle ilgili fikirlerini almak isteyen dergimizin yeni önerilere kapısı açık.
Dergi edebiyatın her türünden seçkin eserlerle yine dopdolu…
İçindekiler:
Şiir
A.Vahap Akbaş-Uzaklara Bilet, Alaaddin Soykan-Sabra Dağ Duman Kaydolmak, Selami Şimşek-Yara Söylemeyin, İsa Karaarslan –Beyaz Bir Uykusuzluk, Mehmet Baş-Annem
Deneme:
Adem Turan -Kış Halleri–5, Onur Akbaş -Nisan’a Küsmek Olmazdı, Faik Öcal -Hacı Ağa’nın Çırası, Hilal Buğan –Söz, Sukuta Dokundu, Şeref Akbaba -Söz
Öykü:
Naz Ferniba-Cezada Elif Şehri, Semra Saraç -İçinde Olmadan, Senem Gezeroğlu-Görüşme, Süheyla Hanönü-Kuş Kalbi, Dilara Pınar-İnsomnia’nın Saati
İnceleme:
Ahmet Sezgin-Kavram Kargaşasının Sebep ve Sonuç İlişkileri, Mehmet Baş- Diriliş Düşüncesi Ekseninde Millet Kavramına Bir Bakış, Mustafa Uğurlu –Mehmet Akif’in Divan Şiirine Bakışı
Kitap:
Recep Garip-“Doğu’nun Yedinci Oğlu Sezai Karakoç” Üzerine
Sinema:
Engin Elman-İran Sineması Ve Memleketimden Sanat Manzaraları, Abdullah Ömer Yavuz-Tepenin Ardından Paranoyanın Sessiz Çığlığına
Mektup:
Şiraze LXXVI

Mehmet Baş

İrtibat: 
ayvakti@gmail.com

2013-03-07

‘Yedi İklim’ 276.sayısında…


Önümüzdeki günlerde Şakir Kurtulmuş’un “Yusuf’un Kuyusu”, Yeprem Türk’ün “Önemli Olan” ve Mehmet Özger’in “Muhtasar Cinnet Risalesi” adlı şiir kitaplarını yayınları arasına katacak olan Yedi İklim 276. sayısında (Mart 2013) yoğun şiirler bulacağınız içeriğini sunarken ‘Yaratıcı Yazarlık’ konusunda önemli tespitlerde bulunuyor.
“Yazma yeteneğinin ortaya çıkması, gelişmesi konusunda dergi ortamı, arkadaş toplulukları herhalde hâlâ en verimli alanlar. Tabii ki bunu söylerken daha çok amatör heyecanını kaybetmemiş, yeni bir yazıdan, yeni bir şiirden, yeni bir öyküden heyecan duyulan dergi ortamlarını kastediyorum.  Bu ortamda insanlar birbirlerini etkiler,  birbirilerinden öğrenirler.  Bu ilişki çok tanımlanmış bir biçimde de gerçekleşmez; kendiliğinden olan, çoğu zaman da görülemeyen bir süreçtir bu. İnsanlar bir araya gelir, konuşur ve yazı yazar.
Ayrıntıya da ayırıcı nitelik şurada; insanları bir araya getiren bağ, yazı yazma arzusu değil, birlikte olma, bir ideali paylaşma tutkusudur.” Yedi İklim “İnsanı etkileyen, sarsan etki ancak bu tutku ile birlikte kazanılır. Ne anlatırsa anlatsın, okuyucusu bu nitelikteki eserleri tanır, fark eder” diyerek yazarlığı vurguluyor bu sayının sunuş yazısında.
Tefekkür iklimine bir çağrı olarak gözlerimize dolan çizgileriyle Hasan Aycın’la açıyor sayfalarını.
Ve şiirin geçişi başlıyor;  Osman Serhat / “….” , Şakir Kurtulmuş / Şiiri Yüzdüren Kuşlar, Nurettin Durman / Ne Çok Ölüyor Dünya,  Adem Turan -Musalla Taşı / Su Taşı / Kan Taşı / Sokak Taşı, Erkan Kara / Anne, Cevat Akkanat / Baba, Kız, Ruhul Kudüs!, Ümit Zeynep Kayabaş / En Yükseğe Silik, Bilal Can / Gülümseyişimizin Garipliği Üzerimizdedir Bilesiniz, Serdar Kacır – Derelerden Atla Geçerken / Ölü Resim, Metin Tonbul / Cezayir Sokağı, Hatice Çay / Şeytan Kovalaması, Hacer Akıcı – Ayna / Kokotlar Mektebi, Aydın Yanmaz / Bir Küçük Çığlık, Abdurrahman Danış / Cin ve Beste, Cemil Aydın / Düşmek, Yeprem Türk / Batı Topu bu sayının şiir sayfalarında okuyacağınız isimler.
Nuhan Nebi Çam “Eylül Düşünceleri”, Osman Koca “Kutsî Reverans”, Hüner Şencan “Al Topuklu Beyaz Kızlar” başlıklı öyküleriyle öne çıkan isimler.
Yine Özlem Aydın’ın hazırladığı Ebru ve Serap Ekizler’in Çizgileri yer alıyor bu sayıda.
Yedi İklim’in ‘çeviri şiir’e sayfalarında sürekli yer verdiği bilinir. Önceki sayıda  Veysel Akdoğan’ın adeta tarihin sisleri arasından çıkarıp sunduğu Ebû Talip’in ‘Kaside’si ve yine İsmail Söylemez tarafından Farsçadan çevrilen Kayser-i Eminpur’un “İnsanlar Kitap Gibidir” adlı şiiri okuyucunun dikkatine sunuluyor.
Ali Haydar Haksal, Umberto Eco’nun “Gülün Adı” adlı romanını “Gül’ün Adından Gül İmgesine” başlıklı yazısıyla mercek altına alıyor bu sayıda. “Gülün Adı, Orta Çağ Avrupa’sının bir romanı. Bu, bir anlamda dönemin gizlerinin şifrelerini çözer nitelikte. O dönemde Doğu ile Batı arasında büyük bir uçurum var. Batı kendi karanlığının gizlerini veya çıkış yolunu çözmeye bakıyor. Bu, Batı’nın bir dönüm noktasıdır, bir diğer deyişle rönesansıdır. Umberto Eco da diğer batılı bilim adamları gibi zaman zaman duygularına yenik düşüyor. Kimi zaman bu, bir öfkeye dönüşüyor.”  “Gül’ün Adından Gül İmgesine” Ali Haydar Haksal, İslam Düşüncesinin Batı kültürü üzerindeki etkileri ve karşı tepkilerini okumayı sürdürüyor da denilebilir.
Ve aynı eksende Mehmet Habil Tecimen ise “Shakespeare’nin Kıbrıs Davası Otello’nun Politik Mirası” başlıklı yazısıyla; William Shakespeare’in Othello’daki ayrıntılardan hareketle “18. yüzyıl sonrasını Aydınlanma kavramı çevresinde anlayamaya meyilli Türkiyeli aydın okuyuşu; milletimizin taraf olduğu Kıbrıs’la ilgili edebi bir metni değerlendirirken yazarı eleştirmemize yıllarca mani olmuştur” diyerek  “(bizdekilerin de, dışarıdakilerin de) şuuraltı kayıtları ve Othello’nun politik meselesi”ni ortaya çıkarmaktadır.
Mete Çamdereli’nin “Medya ve Din” başlıklı  “din ve din olgusunun medyada konumlanma biçimini ihsas eden” ve birkaç sayı devam edecek olan  çalışması; medya ile dinin popüler kültür bağlamında bir değerlendirmesini içeriyor.
İki Öykü Kitabı’na işaret ediyor Yedi İklim: Nuhan Nebi Çam “Kefendeki Misket ya da Tahir’in Tarihi”, Muhammet Özeren ise “Kefendeki Misket” başlıklı yazılarıyla öykülerini Yedi İklim’den okudumuz Yunus Emre Özsaray’ın ‘Kefendeki Misket’ adlı kitabını ;Tuba Türkkan da “Mistik Bir Anlatı: Lobelya” başlıklı yazısıyla Osman Koca’nın ‘Lobelya’ adlı kitabını inceliyor.
Yeni Okumalarda ise Şakir Kurtulmuş “Kelebek, Şair ve İzler” başlıklı yazısında Yüksel Peker’in aynı başlığı taşıyan ve Hece Yayınları arasından 2012 yılında çıkan şiir kitabını; Sezai Güner,  Turan Karataş’ın “Doğu’nun Yedinci Oğlu; Sezai Karakoç” adlı kitabını  işaret ediyor.
Yeprem Türk,  Ayışığı başlıklı şiiri üzerinden “Oktay Rıfat Şiiri”ne değiniyor.   “Asa Süresi” başlıklı yazı ise Yeprem Türk’ün İlber Ortaylı ile Radikal Kitap’ın yaptığı bir söyleşiden yola çıkarak Tanzimat, sonraki dönem ve batılılaşma kavramları arasından medeniyet kodlarımızın dayandığı  asa’nın kırılmak üzere olduğunu söyleyerek ‘bir yeri’ işaret ediyor.  Yedi İklim bir önceki sayısında bilindiği üzere Ahmet Sait Akçay dosyası hazırlamıştı. Yeprem Türk söz konusu dosyaya “Ufuk Kesişmesi mi?” başlıklı yazısıyla değiniyor.
Tuncer Uçarol’un  2012 Yılı Abdullah Baştürk İşçi Edebiyatı Ödülü’nü konu ettiği yazısının ardından  Gökhan Serter’in “Eylemle Geçenler yada Bir İnsanlık Başlatmak” başlıklı yazısı yer alıyor değiniler arasında. Gökhan Serter bu yazısıyla  “Bir sınavdır yaşamak diye diye direnmenin kokusu doluyordu avuçlarına. Korkunç bir yalnızlığı da alarak yanına kalplerindeki kuşlara bağışlanmanın duasını okuyordu onlar. Örtülerinden başka bir de elleri vardı onuru çöktüğü yerden tutup ayaklandıran. Dehrin külfeti bir Kudüs’ün bir de onların omuzuna bırakılmıştı sanki” diyerek 28 Şubat sürecinde uygulanan başörtüsü yasağına karşı verilen mücadelenin anlamının izini sürüyor.
Yedi İklim’den ruhu olan, içi kor kor yanan ve canlı bir sayı daha…
İyi okumalar diliyoruz.
https://www.facebook.com/7EDiiKLiM

'Osmanlıca' eğitim ve kültür dergisi

2013 senesine “Osmanlıca Eğitim ve Kültür Dergisi” isimli yepyeni ve orijinal bir çalışmayla girdik. Sahasında ilk ve tek olan dergi, üç ayda bir yayınlanmak üzere planlanmış. Toplamda kırk sekiz sayfadan oluşmaktadır.
Türkiye entelektüellerinin Osmanlıca hakkındaki sözleri ve Osmanlıca öğrenmenin ehemmiyeti yazısıyla başlayan dergi; Osmanlıcaya Giriş, Kelime ve Cümle Örnekleri, Kitabe Okumaları, Gülelim Eğlenelim ve Okuma Metinleri bölümlerinden oluşmaktadır.
Derginin tanıtım ve muhteviyatı hakkında editör yazısında da şunlar kaydedilmiştir:
“Dergi, en basitten başlayacak ve en güzele, en iyiye doğru gidecektir. Temel hedefimiz, Osmanlıcayı okuma seviyesini kazandırmaktır. Bu süreçte tarihi, edebi ve sair belgelere ve değişik yazı karakterlerine de yer verilecektir.
Üç ana temelden oluşan derginin birinci bölümünde okuma seviyesi kazandırma, kolay okuyabilme tekniklerini öğretme hedeflenmiştir. İkinci bölümde okuma metinleri, şiirler, fıkralar ve sair değişik yazı ve köşeler olacaktır. Üçüncü bölümde ise kitabe, değişik hatlarla yazılmış yazılar, tarihi ve edebi metinlerin çözümleri ve okuma teknikleri gösterilecektir. Bu suretle her dergiden her seviye istifade edebilecektir. Bize zor gelen, fakat aslında hiç de öyle olmayan bu meseleyi hep beraber çözmek bizim elimizde.
Dergiyi takip ettiğiniz müddetçe siz de istifade etmiş olduğunuzu gözlemleyeceksiniz. Size verdiğimiz pratikleri uygulamak kaydıyla kısa zamanda mesafe alacaksınız. Neticede matbu eserleri okumakla birlikte, el yazısı ile yazılmış Osmanlıca yazıları, çeşme, cami, müze, mezar taşlarındaki yazıları, arşiv belgelerinin önemli bir kısmını okuyabilir seviyeye geleceksiniz inşallah.
Dergi, bu sahada bir ilk olması hasebiyle önemli bir vazifeyi üstlenmiş bulunmaktadır. Tarih ve kültürümüze aralanacak bu mütevazı, fakat çok önemli çalışmada destek ve dualarınızı bekleriz.”
Osmanlıca Eğitim ve Kültür Dergisi, İrfan Mektebi, Şirin Kalem Çocuk Dergisi ve The Pen isimli dergiler de çıkaran SÜEDA Basım Yayın San. ve Tic. A.Ş. bünyesinde çıkmaktadır. Dergi hakkındaki bilgilere www.osmanlicadergi.com sitesinden ulaşılabilmektedir. Resmi twitter adresi ise, https://twitter.com/osmanlicadergi

2013-02-26

MESEL fikir-sanat dergisinin 2.sayısı çıktı
























Okuldaki odamda oturuyorum. Odama öğretmen arkadaşlarımdan girenler oluyor.  Velilerden veya eğitim camiasından birileri… Sohbet ediyoruz. Masamda güncel edebiyat dergilerinden yığınla birikmiş. Yeni sayıları gelince önceki sayıları öğretmenler odasına bırakıyorum. Okusun arkadaşlarım diye, öyle de oluyor… Odamda misafirlerim çay kahve içerken gözleri bu dergilere takılanlar oluyor. Mesel, Mavi Yeşil, Beyaz Gemi, Nübihar, Adam, Kün, Mor Taka, Yolcu, Berceste, Yedi İklim, Hece, Edebiyat Ortamı Yasak Meyve, Somuncu Baba, Türk Edebiyatı…

Okuyanlar da oluyor. Hele bazıları sohbeti bırakıp dergiler arası kutsal mı kutsal bir yolculuğa çıkıyor. Bana göre kutsal ama… Olsun o yolda ilerleyenler yolun kutsiyetini anlamasa da varmak istediği yere varacaksa tabi ki kutsal yolculuktur bu. Okuyucu okurken kafasındaki sorunlarından bir lahza da olsa uzaklaşacaksa, sevdiği birilerini aklından gönlünden avuç avuç indirip sayfalar arasında onunla hemhal olarak gezintiye çıkacaksa, kendini meselin kahramanı yerine koyacaksa, insancıl yanı masumlaşan yüzüne vuracaksa, empati duyguları dirilecekse, koşmaktan yorulan bir küheylan gibi kendini yolun kenarına salıverecekse, yeşillikler arasında dinginleşecekse, yavaşlamayı öğrenecekse koşan zamana karşın, bir ağaca yürüyen karıncayı fark edecekse, yolun kenarındaki, bak şu sağ taraftaki sazlıklı dereden gelen kurbağa seslerini duymaya başlayacaksa, çocuklar gibi ağlayıp gülmeyi öğrenecekse, kendisinden başkalarının da bu dünyada yaşamaya hakkı olduğunu hatırlayacaksa bu yolculuk kutsal değil de nedir? Hep karlı Himalaya Dağları’nın eteklerinde mabetlere kapanan din adamları mı kutsal yolculuğa çıkacak?Başkalarının buna hakkı ya da kabiliyeti olmayacak mı canım?

Ama canımı sıkan birileri de çıkıyor. Not alacaksa, bir kâğıt arayışına girecekse dergilerimin üstüne çiziklemeye çalışanlar oluyor böyle zamanlarda. Ama ben hemen bir not kâğıdı alıp burnuna yaklaştırıyorum usulca. İlkin ürkecek gibi oluyor. Afallıyor göz göze geliyor. Ama sözün karmaşasında niye baktığını bile unutuveriyor garibim...

Bazısı da soruyor. Alıyor resimlerine bakıyor dergilerin. Çevirmeyi bile deniyor birkaç sayfalarını. Ancak anlayan çok az kişi ile sohbetin seyri değişiyor. Yeşil bir yağmur sonra bir ceylan dağdan iniyor. Firari güvercinleri subaşlarına iniyor Ahmet Arif’in. İnce uzun parmaklı Kürt çobanları kaval çalıyor Ağrı Dağı eteklerinde, Küp Gölü’nde Yaşar Kemal’in.  Sazlıktan kurbağa seslerini duymaya başlıyorum yavaş yavaş.  Odamın köşesindeki örümcek yuvasından sarkıyor, hani adı Vigar olan. Kapı açılıyor odaya ellerinde neyleri ile öğrencilerim giriyor.  Ben ordan çoktan ayrılmışım haberim yok. Kim bunun farkında, sen mi?… Malazgirt’te, yatılı okulda, lojmanda oluyorum. Murat Nehri’nin kenarında öğrencilerim koşuyor, muhtemelen sonbahardır. Bozkırın ruhunu arıyorum. Yaylalardayım babamla kuzu kırpıyoruz. Yayla dönüşüdür sürülerle Iğdır Ovası’nın yoğun yeşiline batıdan Sürmari Kalesi tarafından giriş yapıyoruz. Okulun açılmasını dört gözle bekliyorum. Biraz da o kutsal şehir oluyorum yine. Üsküdar kokuyor, Çemberlitaş kokuyor, ille de Haliç kokuyor her yanım, üstüme dalgalar vurmuş gibi ekşi kokulu... İstanbul oluyor bir yanım bir yanım Diyarbakır, biraz da Mardin Kapı. Derin derin soluyorum. Sohbet kahvelerle devam ediyor.

Bizim de bir dergi çıkardığımızı söylüyorum arkadaşlarıma. Adı “Mesel Dergisi” diyorum.  Ya arkadaşım bunu da sorma gitsin… Efendim, bir daha söyler misim hocam. “Mesel” diyorum. Hani söz, söylence, nakil, söylene gelen, misal diyorum. Haa diyor ama anlamadığını biliyorum. Bak orada… Şu kapağında sazlıklar olan, kapağında hüzünler yağdıran, şu leyleklerin göçünü anlatan, Ağrı Dağı, Erez Nehri olan, Erem Bağları olan* salkım söğüt olan, Revan Ovası olan, ılgın ağacı olan, Mayıs’ta iğde kokusu olan dergi diyorum. Alıyor bakıyor dudakları titriyor. Sesi boğuklaşıyor. Bir şeyler okuyor fısıltı ile. Başını kaldırıp bana bakıyor. Çok güzel diyor. İşte yolculuğu orda başlıyor. Alüvyon oluyor Aras’la Hazar’a akıyor. Şilan tanesi oluyor Murat’la Hint Okyanusu’na akıyor. Ganjha ile buluşuyor. Nirvana’ya mı yürüyor oradan bilemem. Kutsal değil de nedir bu yolculuk? Ben mi? Ben Farid Farjad eşliğinde çoktan okumaya daldım bile…


  *Erem Bağları: Kutsal metinlerde Adem ile Havva’nın yaşadığı İrem Bağları’nın Ağrı Dağı’nın kuzey eteklerinde, Aras Vadisi’nde olduğundan bahsedilir.                                                                               

                                                                                                                                
İçindekiler:

Nusret YILMAZ / Başlarken 
Cahit KOYTAK / Raks Eden Ağaç 
Bekir Şakir KONYALI / Şapkam 
Yaşar BEDRİ / Erken Güz 
Ümit APAYDIN / Filozof ve Şair: Yeryüzünde İki Seyyah 
Mustafa ÖZÇELİK / Göç 
İsmet EMRE / Öteki Tarafı 
Vefa TAŞDELEN / Sümela: Yüzüğün Taşı 
Ali ÇELEBİ / Küçük Dede 
Nurettin DURMAN / Öyle Bir Haldeyim Ki 
Nurullah GENÇ / Tezat 
Müştehir KARAKAYA / Ah Benim Çocukluğum! 
Mehmet Emin ALPER / Yaşamaya Ağıt 
Mehmet AYCI / Kış Geçer 
Aslınur AKDENİZ / Kün 
Nazım PAYAM / Çağrı
Şaban ABAK / Nasreddin Hoca ve Eşekli Hikâyelerinin Bir Yorumu 
Dinçer ATEŞ / Yunus 
Fikret USLUCAN / Kitâb-I Ta'lîm-İ Aşk Fasl-I Evvel Ta'lîm-İ İlm-İ Aşk Bi- Suâl Ve Cevâb 
Haydar ERGÜLEN ile Söyleşi 
Yusuf ASLAN / Adalet İçin Don Corleone'ye Gitmeliyiz!... 
Mustafa KARAOSMANOĞLU / Adamın Göz Hali 
Ferhat BAYAT / Kalpte Parmak İzi 
Sabri KAPLAN / Oğlum Yağız'a 
Abdurrahman ADIYAMAN / Kelimeler Annesiz 
Arif BİLGİN / Damıtım 
Nagehan KÖKSAL/ Uyuyorum  
Recep YAZGAN / Sonsuz Teşekkürler 
Ali CEYHAN / Yalan Düşünmüyoruz 
Mustafa AKCA / Sen Kendini Öldüremezsin 
Işıltan NUHOĞLU / Elif Şafak'ın Aşk Romanı Üzerine 
Şeyda DOĞAN / Kül 
A. Babür TURNA / Kırklara Dair 
Tahir ZİRA / Yeni Zamanın Eski Hüzünleri 
Hisan Zehra KIRAN / Kaybolmak 
Ahmet ULUDAĞ / Bu Akış Nereye? 
Nusret YILMAZ /
Mustafa ALAGÖZ /Yaralı Ceylan Ağlardı/Zühre İle Fekî 
Musa ÖLMEZ / Korkularımla Başbaşa 
İsmail AYKANAT / Suların ve Seslerin Berzahında 


"Mesel" genel yayın yönetmeni Dinçer Ateş ve yayın kurulu; Mustafa Alagöz, İsmail Aykanat, Nusret Yılmaz, Nagehan Köksal, Cüneyt Gülçin, Ferhat Bayat, Murat Doğan öncülüğünde emin adımlarla yola devam ediyor.


İrtibat:

Iğdır Milli Eğitim Müdürlüğü/Ar-Ge Birimi
Söğütlü Mahallesi, İrfan Caddesi, 76000, Merkez/IĞDIR
Telefon: 0476 227 66 19 Fax: 0476 227 66 18 Gsm: 505 541 52 12
E-posta: meseldergisi@gmail.com 
mesel76@hotmail.com
facebook.com/meseldergisi



Mustafa Alagöz

2013-02-18

'Ay Vakti' dergisinde buluşmak

Ay Vakti’nin Ocak-Şubat vakti geldiAy Vakti dergisi sanki uzun bir maraton koşucusu gibi. Yıllar gelip geçtikçe daha da gençleşerek koşusuna devam ediyor. Derginin kıstası belli. Ne şan ne de şöhret peşinde. Onun tek derdi insanlığa hizmet edebilmek.
Ay Vakti gündemlerin ötesinde ki bir gündemden Hak ve hakikat gündeminden seslenmekte. 
Propagandaların ve reklâmın her türlü algı yanılgısının tohumunu ektiği bir çağda en sade ve vakur haliyle karşımızda.
Yeni bir diriliş soluğu yeni bir bakış sayfalar arasından edebiyat soframızın başköşesine kuruluyor.
Dergi hem dış hem de iç estetik açısından yine dopdolu.
İnşirah isimli denemesinde; “Güçlükle beraber bir kolaylık olacağına inandık. Gerçekten inandık. Muhammedi olmak, bir işi bitirince diğerine başlamaktır. Ve O’na yönelmektir.” diye başladığı yazısıyla Şeref Akbaba umudun ve sorumluluğun muştusunu yakıyor.
Nice sayılara nice yıllara diyerek dergiyi selamlıyoruz…
İçindekiler:
Deneme:
İnşirah / Şeref Akbaba -Estetik ’in Anlamı -II / Necmettin Evci - Şahadetnâmedir / Onur Akbaş -Gün Olur / Ramazan Özer -Özledim... / Esra Ekinci - Hatırlanmak, Duygusunu Hatırlamak / Hasan Tiyek -Kitlenin Gücü / İsmail Bingöl
Şiir:
İstanbul / Mehmet Baş - Nasıl Söylesem Seni / Nurettin Durman -Ses / Mustafa Özçelik -Trenler Miydi Onlar? / A.Vahap Akbaş- Sır / Selma Özeşer -Tuleytula ya da Toledo / Sertaç Gereç- Firak / Taner Taştekin
Öykü:
Ruhun Çöküşü / Üzeyir Süğümlü -Rüzgâra Karşı Uçar Acemi Kuşlar / Bülent Gündoğan -
Yarım Kalan Oyun / Fahri Ayhan - Hoşça Bak İnsana / Semra Saraç -Tutsaklıktan Kurtarılmış Bir Gece Hikâyesiydi Bu / Ayşegül Tozal
İnceleme:
Nâbî’de Hikmetin Hikmeti / Eyüp Azlal
Araştırma:
Erzurumlu Unutulmuş Bir Sûfî Şâir: Müderris Muhammed Nûreddin Efendi / Selami Şimşek
Sinema:
The Matrix Gerçek mi Sanal mı? / Yunus Emre Tozal
Mektup:
Saklı Mektuplar LXXV / Şiraze

‘Yolcu’ dergisinin 70. yürüyüşü


yeniönkapak
YOLCU DERGİSİ 70. YÜRÜYÜŞÜ; “UMUTLA KORKU ARASINDA…”
Yoldakiler:
*ferhat kalender  *yaşar bedri özdemir  *seyit köse *ömer idris akdin *müştehir karakaya *rıza kemal g. *faik öcal *selami ay *ismail aykanat *rabia gelincik  *s. kemal yazgıç  *r. ulaş çetinkaya *sulhi ceylan *mehmet çelik *bilal can *dursun ali sazkaya  *ali korkmaz  *ahmet demir  *fatma fidan *semih polat  *sümeyye asa  *tan doğan *ismail korkmaz *zeki bulduk *nuri peksöz  *ahmet şevki şakalar   *hikmet kızıl *hamza çelenk
FERHAT KALENDER SEYİR DEFTERİ’NDE YAZDI:
“Böyle giriyoruz hayata. Bütün köşelerine dokunarak geçiyoruz hayatın. On iki yıl yetmiş sayı her dem yeniden o ilk zamanlarımızı yaşıyormuşuz gibi devingen bir ruhla süzülüyoruz satırların arasına. Yıllar geçiyor, hafızamıza emanet edilmiş güzellik kendini yeniden üretiyor. Yürüyüşümüzü gözleyenler bu halimize hayretler ediyor. Zaman zamanı kovalar, hiç mi tökezlemez, hiç mi ödün vermez, hiç mi  mevcut şartlara haiz tavır düşürmez… Hiç mi? Elhamdülillah hiç! Hamdolsun çünkü, yıllar önce dergimizin küçük odasında yanan o tıknaz soba var ya, onun duasıyla yola koyulduk da ondan. Penceremize sığınan, içeri alıp beslediğimiz avuçlarımızda ısınan minik serçeyi bildiniz mi? Onun iç çekişi var ya onda mündemiç  sırrımız. Çünkü hiç, her şeyi yutan derin bir bilinmezdir. Ele geçirilemez, tanımlanamaz, organize edilemez, zapt-u rapt altına alınamazdır. Her şey ‘hiç’in karşısında çaresizdir.”
MECMUANIN ORTA YERİ: AHMET USTA AHMET ÖZCAN’I KONUŞTURDU:
“La ilahe illallah; zalim bir devlete, adaletsiz bir ekonomik düzene, hakikati istismar eden her tür dini veya laik bilgi otoritelerine, sosyal bağımlılıklara, kültürel ve geleneksel ilişkilere karşı daima eleştirel olmak, tahakküme varan her gelişmeye itiraz etmek, köleleştirmeyi ifade eden her dayatmaya isyan etmek, Hakkı ve hakikati her koşulda savunmak, insanı düşkünleştiren ve yozlaştıran her alışkanlığa karşı çıkmak kısaca özgürleşme çabasıdır. Böyle bir karakteri, ruhu, niyeti, seçimi veya kaygısı olmayan herkes köledir.”
*EYYÜP AKYÜZ ‘KARŞI SORULAR’ SORDU:
“Hicret, bir zaman algısı oluşturması anlamında Müslüman vaktinin Allah’ın iradesiyle buluşması olarak görülecekse bugünün zaman kurgusunda halimiz nicedir?”
Atasoy Müftüoğlu, Rasim Özdenören, Mustafa  İslamoğlu, Hüseyin K. Ece, Nureddin Yıldız, Hüseyin Bayçöl, Abdullah Yıldız, Yıldız Ramazanoğlu, Nihat Nasır, Talha Hakan Alp  söyledi.

‘TYB Akademi’ dergisinde Türkiye’nin Düşüncesi


7.sayTürkiye Yazarlar Birliği tarafından 4 ayda bir yayınlanan hakemli dil, edebiyat ve sosyal bilimler dergisi TYB Akademi 3. yayın dönemine Türkiye’nin Düşüncesi başlıklı sayı ile merhaba dedi. Geçen üç yıl boyunca akademik çevrelerde dikkatleri üzerine çeken, yayınladığı Gazalî, Evliya Çelebi, Said Halim Paşa, Çağdaş İslâm Düşüncesi, Ahmet Hamdi Tanpınar, Balkan Savaşları’nın 100. Yılında Büyük Göç ve Muhaceret Edebiyatı başlıklı sayılarla literatüre önemli katkılarda bulunan TYB Akademi Dergisi 7. sayısında yaşayan düşünce adamları çerçevesinde Türk düşüncesinin çağdaş durumunun fotoğrafını çekiyor.
Sunuş yazısında TYB Akademi’nin yaşayan düşünce adamları çerçevesinde Türk düşüncesini değerlendirme uğraşının zor bir işe girişmek olduğunu söyleyen TYB Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı D. Mehmet Doğan Türkiye’de akademinin, edebiyatın, düşünceyle iştigal edenlerin geçmişten bugüne gelmekte zorlandıklarının altını çizerek “Günümüzü yazmak zordur. Henüz hüküm verilmemiş bir dönem yaşanmaktadır. Öne çıkarılanların gelecekte önemli sayılacağı henüz belirsiz olduğu gibi dikkatten uzak kalanların mühim sayılma ihtimali de her zaman mümkündür. Bazıları için yazma macerası devam ettiği için verilen hükümler erken sayılabilir, bazıları için de günün aktüalitesinden ötürü aceleye getirilmiş bulunabilir” cümleleriyle ortaya konan sayının imkân ve risklerine dikkat çekiyor.
Türkiye’nin düşüncesi başlıklı sayıda yayınlanan makaleler ve yazarları şöyle:
Geleneğin “Diriliş”i: Bir Fikir Adamı Olarak Sezai Karakoç / Murat Erol
Müslüman ve İslâmcı Bir Aydın: Ali Bulaç: / Seven Erdoğan
Düşünmek ve Bir Başka Yere Gitmek: İsmet Özel’in Dairesel Tekâmülü / Alper Gürkan
Ömer Faruk Akün’ün Edebiyat Tarihçiliği / Yakup Öztürk
Kurtuluş Kayalı’dan Türk İnsanını / Toplumunu, Sosyolojisini, Aydınını ve Siyasî Hayatını Yeniden Okumak / Yıldız Akpolat
Pozitivizme Hasım, Pos-pozitivizme Hısım: Bir Mütercim Olarak Hüsamettin Arslan Hakkında Bazı Tespitler / Asım Öz
Bu sayının tartışma yazısını Prof. Dr. Yasin Aktay kaleme aldı. Aktay’ın entelektüel ve cemaat ilişkisini değerlendirdiği makalesi günümüzde yaşanan bazı gelişmelerin de daha iyi anlaşılabilmesine katkı sağlıyor.
Türkiye’nin Düşüncesi başlıklı sayı için mülâkat ise Prof. Dr. Kurtuluş Kayalı ile gerçekleştirildi. Mülâkatta Kurtuluş Kayalı Türk düşüncesinin yaklaşık 200 yıllık serüveninin resmini çizerken son derece ilginç ve ufuk açıcı tespitlerde bulunuyor.
Genel Yayın Yönetmeni Öner Buçukcu ise derginin bu sayısına ilişkin çerçevenin nasıl oluşturulduğuna dair uzun bir not kaleme aldı. Aslında edebiyat tarihçiliği-edebiyat eleştirmenliğinden ütopyalara, kimlik taleplerinden kurtuluşu geleneğin kurtarıcılığında arayanlara çok geniş spektrumlu bir fotoğraf çekmeyi amaçladıklarını ifade eden Buçukcu mayıs ayında yayınlanacak Türkiye’de Tarih Yazımı ve Yaşayan Tarihçiler başlıklı dosya ile bu sayıda yayınlanan metinlerin çok daha sağlıklı bir yere oturtulabileceğini ifade ediyor.
TYB Akademi Dergisi önümüzdeki haftadan itibaren bütün NT mağazalarında satışa sunulmuş olacak. Ayrıca yeni yayın dönemine girilmesi dolayısıyla başlatılan abone kampanyası da devam ediyor. Abone kampanyası hakkında detaylı bilgi almak için veya kampanyaya katılmak için TYB Genel Merkezi ile irtibata geçilebilir.
İrtibat:
TYB Genel Merkez: Sümer 1 Sok. No: 11 Kızılay / Ankara
Tel: 0312 / 232 0571-72