2010-12-18

'Değirmen' dergisi 'gelecek' dosyası çıktı

Sonbahar 2010, Sayı:23

Değirmen dergisi 23. sayısı Gelecek konulu dosya ile çıktı. 7. yılını tamamlayan dergide şiir, hikâye, deneme ve makalelere yer verilmiş. İnsanoğlunun her boyutta kaygı ve umut içinde merak ettiği ve inşa etmeye çalıştığı gelecek hakkında yazarların farklı boyutlarla ele alan yazılarına yer verilmiş. Yazılarda Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve siyasal geleceğinden, dünyanın oluşturmaya çalıştığı gelecek tasarımlarından, ideoloji ve dinlerin gelecek tasavvurlarına, insanın tarih içindeki yolculuğundan hareketle kendisini bekleyen geleceğine, karikatür ve sinemanın geleceğine dair farklı boyutlarıyla ele alan yazılar okuru bekliyor. Selamlama yazısındaki değini geleceğimize dair umudu belirtiyor: “Gelecek hakkındaki tasavvurlarımız ve imanlarımız varlığımızın yeter şartı olmak bakımından tetkik edilmeye değerdir. Geleceği hakkında taze umutlar besleyerekten yol alan bir memleketimiz var. Türkiye, Faulkner’in deyimiyle “geçmiş, geçmiş bile değildir” düsturunu hatırladığı için bu surda bir gedik açmış durumdadır. Kemal Tahir, içimizde yaşayan bir Osmanlı bozgunundan söz ediyordu. Engin Ardıç ise, geçmiş geçmemişse gelecekte yaşadığımızı bize hatırlatan bir tespit yaptı: “Türkiye’de hayırlı, çok hayırlı bir şeyler olmaktadır. Osmanlı bozgunu bitmektedir!”

Bu sayıda geleceğimizi konuşmanın haklı gururunu yaşayabiliriz.”

Şiir dosyasında Nazım Hikmet’in şiir dili ve son dönemde şiir kitapları çıkan Osman Erkan, Mehmet Özdemir, Rasim Demirtaş, Özer Burgaz, Ümit Aktaş, Ünsal Ünlü ve Hızır İrfan Önder’in şiir kitaplarının değerlendirildiği geniş yazılar bulunmakta.

Cevat Akkanat edebiyat dünyasında önemli yeri olan Bursa’da çıkan dergileri ele alan geniş yazısı edebiyat imkânlarının bir şehir boyutunda oluşan ortamlarını irdeliyor.

Hikaye ve makaleleriyle Değirmen okurunu selamlıyor.



Gelecek Dosyası

Post-Endüstriyel Kafe / Lütfi BERGEN

Hep O Şarkı: Tanpınar / Kibar AYAYDIN

Türkiye’nin İktisadi Geleceği / Murat SEZİK

Karikatüristlerimizin Gelecek Zaman Düşleri / Sait COŞAR

Anadolu Orta Sınıflaşması / Yüksel ERTAŞ

Çocukları Değil Okulu Değiştirmek / Beytullah Emrah ÖNCE

George Orwell’in Geleceği / Orhan BAYRAKTAR

Gelecek, Değişimle Gelecek / İhsan ÜNLÜ

Dr. Ali ÖZTÜRK İle Röportaj… / Rıdvan ŞİMŞEK

Yarının Dünyasına Bakışlar: Edebiyat ve Sinema / Murat DEMİRCİ

Gelecek Tasarımları / Yusuf YAVUZYILMAZ

Günümüzden Geleceğe İnsan Hakları ve Sivil Toplumsal Düşünme Dinamikleri... / Zekeriya MENAK

Ufukta Feta Gözüktü / Menderes DAŞKIRAN


Şiirler

Tin Ten / Mehmet DOĞAN

Sen Yok İken / Nida MERÇ

Âh / Yasin ALTUNCU

Harflerin Arsız İnkılâbında Kısasa Yeprem Nezaket / Yunus Emre ALTUNTAŞ

Duymak+Bitmek=Şiir / Yalçın YEYMEK

Familyasızgiller Sendromu / Baha ÖZTOP

Bahçıvan / Erdal EBEM

Alnı / Özer BURGAZ

Toprak Yesin Kendini / Mehmet ÖZDEMİR

Kehf / Mahmut YAVUZ

Neym Gazeli / E. Sinan MALKOÇ

Herhangi Bir Adem / Özkan DURSUN

Dil Yarası / Ekrem YALBUZ


Denemeler


Şuuraltından Notlar / Müştehir KARAKAYA

Yalnızlığıma İthaf Satırlar / Mehmet Ali ABAKAY

Lâ’nın Öyküsü / İsmail SÜPHANDAĞI


Hikayeler

Anaç / Recep Şükrü GÜNGÖR

Git-Gel / Murat TAŞ

Beşinci Mevsim Onüçüncü Ay / Asiye YÜCEL


Makaleler

Nazım Hikmet Şiirinde Örtük İdeolojik Dil / Cafer GARİPER

Tutsak Ustura Ağzında Yaşamak / Leyla YILDIZ

İkinci Yeni Şiirin Toplumsal Karşılığı/ Olgun GÜNDÜZ

Bursa’dan Dergiler / Cevat AKKANAT

Taşralılar-Şehirliler / Rüstem BUDAK

Ya Sevr Ya Sevr / Osman YAZICI

21. Asır Şiirimiz / Mehmet DOĞAN


Kitapça

Sosyologca Kitaplar / Rıdvan ŞİMŞEK

Kemal Tahir Kitabı / Olgun Gündüz


İrtibat:
degirmendergi@gmail.com
0505 647 03 25

2010-12-14

Dergâh dergisi, 250

Dergâh aylık edebiyat, sanat, kültür dergisi
Sayı: 250 Aralık 2010


Mustafa Kutlu yönetiminde yayın hayatına istikrarlı bir şekilde devam eden Dergâh dergisi, 250. sayısında da nitelikli çalışmalara ev sahipliği yapıyor.

Muhammed Cemal Ünal, Ayhan Emir Yolcu, Elif Nuray, Ersin Özarslan, Serdar Arslan, Mehmet Uğurlu, Hüseyin Konak, Mustafa Uçurum ve Selma Ayerdem bu sayının şairleri.
Ali Görkem Userin ve M. K. 'derkenar' sütunlarında yazdı. Görkem Evci ve Yılmaz Yılmaz hikâyeleri ile bu sayımıza katkıda bulundu.

Hakkı Özdemir Türk modernleşmesi ve edebiyatımız konusundaki derin ve özenli incelemesine devam ediyor.

Emir Ali Çevirme, İskender Pala'nın son kitabı "Şah & Sultan" üzerine yazdı.
Bu sayının ‘orta sayfa sohbeti’ni Ömer Faruk Hamurcu ile yaptık. Taşrada bir televizyonun nereden nereye ulaştığı konusunda fevkalade aydınlatıcı bir konuşma oldu. Hamurcu’nun verdiği bilgiler merkez karşısında, taşrada yeni merkezler oluştuğunu, bunların televizyonların, radyo ve gazeteyle desteklendiğini, ihmal edilmeyecek bir tesir gücü kazandıklarını anlattı.

İbrahim Kalın "Mevlana akıl ve felsefe" çerçevesinde, Mevlana'nın eserlerinden hareketle hayatı ve dünyayı nasıl yorumlamamız, nasıl görmemiz ve nasıl anlamamız hususunda çok değerli bir makale yazdı.

Hümeyra Yuva "edebiyatımızda ayna" unsurunu eşelemeye devam ediyor. Bu sayıda A. H. Tanpınar’ın "ayna"ya nasıl yaklaştığını, onu nasıl kullandığını ortaya koyuyor.
Daha güzel sayılarda buluşmak umuduyla.

2010-12-12

'Rıhle' dergisi der ki: Dünyevileşme !

10. sayısıyla okuyucunun karşısına çıkan Rıhle dergisi, Müslümanlara tebelleş olan dünyevileşme olgusunu masaya yatırıyor.

Meselenin hassasiyeti, “dünyevîleşme” dediğimiz durumun –kelimenin bütün anlam boyutlarıyla– “letafetinden” kaynaklanıyor. Dünyevîleşmenin bir “problem” olduğu ve bu problemin hangi süreçler sonucunda hayatımıza “temel belirleyici” olarak nüfuz ettiği konusu henüz hak ettiği ölçüde ilgimizi çekmiyor. Zira o, hayatımıza derinlemesine nüfuz etmiş olması itibariyle “var”; ama kendisini kolay ele vermemesi, varlığını hissetmemizi sağlayan mekanizmaları en rafine metotlarla devre dışı bırakması ve adeta bilincimizi dumura uğratan bir “uyuşturucu” etkisiyle bizi “fark ettirmeden” kendisine bağlaması itibariyle “yok”!

Modern zamanların postmodern aşamaya evrildiği günümüzde insanlık olarak içinde bulunduğumuz durumu farklı kelimelerle ifade etmek mümkün. Ama şu bir gerçek ki, durumu ifade etmek için hangi kelimeyi kullanmayı tercih edersek edelim, hakikat değişmeyecektir: Yaşadığımız durum tam anlamıyla “dünyevîleşme”dir!

“Dünya hayat”ın mutlaklaştırılması, insanın heva ve heveslerinin meşruiyetin hem biricik kaynağı, hem de biricik ölçüsü olarak hayatın merkezine yerleştirilmesi, insanlık dışındaki âlemlerin, öte dünyanın ve manevî değerlerin şu veya bu tarzda yok sayılması dünyevîleşme olgusunun dışavurumları olarak işaretlenmesi gereken olgulardır.

Rıhle bu sayıda işte bu “latif tehlike”ye dikkat çekiyor.

Bu sayının ilk yazısı Ebubekir Sifil hocanın “Kutsalın Postmodern Tanımı ya da Seküler Dindarlık” başlıklı makalesi. Hoca bu makalede Müslüman zihinlere tebelleş olan sekülerleşme/dünyevileşme sürecini ve bu sürecin belirleyiciliğinde ortaya çıkan din yaklaşımlarını masaya yatırıyor ve mevzuyla ilgili mühim tesbitler yapıyor. Yıldız Teknik Üniversitesi hocalarından Bedri Gencer hoca “Seküler Gelenekten Seküleristik Modernliğe” başlıklı makalesinde farklı bir kavramsal zemin kurguluyor, daha doğrusu birtakım temel kavramların yaygın anlamlarının tartışmalı olduğu tezini işleyerek mühim tesbitlerde bulunuyor. “Dünyevîleşme “Hayatımızın Öncelikleri” Krizini İşâretler” başlıklı makalesinde Serdar Demirel hoca telakkide modern olmakla modern çağda yaşamak arasındaki farkı, Zihniyet alanında yaşanan modern değişimlerin dünyevîleşmeyi nasıl tetiklediğini ve yaşanan zihinsel dönüşümü anlatıyor. “Örfle Muamma Arasında Sıkışıp Kalan Sekülerizm/Dünyevilik” başlıklı makalesinde Suheyb Öğüt dünyevileşme konusuna farklı bir perspektiften yaklaşıyor.

Çok değerli üstad/düşünür Abdurrahman Arslan’ın yanısıra bu sayının soruşturma dosyasına Yemenli âlim Hasan Makbulî el-Ehdel hoca, Ankara üniversitesi ilahiyat fakültesi öğretim görevlisi Mehmet Bayraktar hoca, Washington Din İşleri Müşaviri Mehmet Paçacı hoca ve ve geçirdiği ağır bir kalp rahatsızlığı sebebiyle şu an hastanede tedavi görmekte olan Salim Öğüt hoca yazılarıyla katkıda bulundular.

Bu sayının “Mülakat” bölümünde Şaban Teoman Duralı hoca ile yaptığımız, önemli tesbitleri havî sıcak bir sohbet; “Bediiyat” bölümünde Fevzi Günüç hocanın “Ruh ve Beden Dengesinde Hat Sanatının Rolü” başlıklı yazısı ve “İntikad” bölümünde Ahmed Tahir Dayhan hocanın “Sahâbeyi Ayırmamak” başlıklı tenkit yazısı var. “Tezakir” bölümünde ise Fatih Dersiam Mücîzlerinden Merhum (Mustafa) Şevket Efendinin hayatı, Manastırlı İsmail Hakkı’nın kaleminden Rıhle okurlarına sadeleştirilerek sunuldu.

Bu sayıya ayrıca Talha Hakan Alp hoca “Muhammed Imara ve Modern Dönem Arap İslam Düşüncesi Üzerine Mülahazalar” başlıklı yazısıyla, Fatih Güldal “Âmin Alayı” başlıklı yazısıyla, Erdal Kurgan “Postmodernizm, Din Ve Kafa Karışıklığı” başlıklı yazısıyla ve Murat Türker “Selefi Tezyife Reddiye veya Farklı Bir Saltanat Analizi” başlıklı yazısıyla katkıda bulundular.

İrtibat:
Daruşşafaka Cd. Başmüezzin Sk. No: 2
Fatih - İstanbul
0212 531 50 30 - 631 24 43
bilgi@darulhikme.org.tr

'Yüzakı' dergisinde Ehl-i Beyt ve Aile

Ehl-i beyt... Ev halkı... Özel mânâsında ise «İnsanlığın en güzel ve en özel ailesi»ni işaret ediyor. Efendimiz’in şerefli ailesini, yakın akraba çevresini... Mübârek nesillerini sürdüren kızı Fâtıma, damadı Hazret-i Ali ve cennet kokulu torunları Hasan, Hüseyin Efendilerimiz ve kıyâmete kadar bizlere İslâm’ın güler yüzünü, sünnet-i seniyyeyi yaşayarak sergileyen seyyidler, şerifler, mübârek torunlar...

Onları bize; başlarına gelen, aslında ümmet olarak başımıza gelen tarihimizin belki en elem verici hâdisesi, Kerbelâ Katliamı hatırlatıyor. 10 Muharrem 61 / 10 Ekim 680 tarihinde meydana gelen bu elîm ve vahim hâdisenin hicrî yıldönümünü vesile edinerek, Aralık ayı dosya konumuzu «Ehl-i Beyt ve Aile» olarak belirledik.
Bugün müslüman Türk «aile»sinin başına gelenler, Kerbelâ Fâciası gibi... Hattâ ebedî neticesi göz önünde bulundurulduğunda daha vahim...

Aile, cemiyetin çekirdeği... En küçük birimi... Bir dokumanın en küçük halkası... Eğer her halka sağlam, düzgün ve güzel olursa; bu bütün halka yansıyacak...
Her şeyiyle bizlere üsve-i hasene / en güzel örnek olan Kâinâtın Fahr-i Ebedîsi; ashâb-ı kiram ile en güzel toplumun, ehl-i beytiyle de bize en güzel ailenin nümûnesini verdi.

Milletimizi, halkımızı O’nun ev halkına benzetecek yegâne yol; dün de bugün de yarın da, ailemizi, aile hayatımızı, evimizi; O’nun şerefli ailesine, nezih aile hayatına ve mübârek hânelerine benzetebilmek...

Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali EŞMELİ; insanın aile ihtiyacı ve toplumların aile temelinde yükselip çöktüğü gerçeğinden hareketle, ailenin gaileye dönüşmemesi konusunda uyarıyor. Çare olarak cihanın en mesut ailesi olan ehl-i beyti ve onların vasıflarını gösteren başyazıda; ailede can bağının, kan bağından ileri konumunun da altı çiziliyor.

Mustafa KÜÇÜKAŞCI; aile gibi değişmez değerlerimizi, globalleşmenin, sekülerleşmenin, ferdîleşmenin tehlikelerinden nasıl koruyabileceğimiz üzerinde kafa yoruyor. Sadettin KAPLAN; âşûrâ ve aşure geleneğimiz üzerine, birlik ve dirliğin önemini işliyor. Yard. Doç. Dr. Harun ÖĞMÜŞ, ehl-i beyt ve takipçilerinin medeniyetimizin inşasındaki katkılarına temas ediyor. Aynur TUTKUN, istatistiklerle ülkemizin «aile» karnesini ortaya koyuyor ve uyarıyor. H. Kübra ERGİN, ehl-i beyt ve ashâbın dînimizin sağlıklı bir şekilde bize taşınmasında üstlendikleri müstesnâ vazifeyi ele alıyor.

Muhterem Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendi ise; bu yıl Âşûrâ gününden bir gün sonraya tesadüf eden Şeb-i Arûs, yani Hazret-i Mevlânâ’nın Hakk’a yürüyüşü vesilesiyle, «Neseb ve Gönül Yoluyla Allah Rasûlü’nün Ehlinden Olmak» başlıklı bir makale kaleme aldı. Selmân-ı Fârisî -radıyallâhu anh-’ın muhabbet ve gayretiyle, Peygamberî müjdeyle ehl-i beytten addedildiğini hatırlatan müellif; «Ya biz?» sorusunu gönlümüze düşürüyor.

Kalbin Gözyaşlarında; Orhan’ın aldığı mesafeyle, gönlünden hidâyet taşırmaya başlayışını, hâl lisanıyla tebliğde bulunarak, yengesinin tevbe etmesine vesile oluşunu okuyacaksınız.

Eğitim Notları’nda; «O yapsın...» ihmalciliğinin zararları, bir organizede herkesin vazifesini yapmasının önemi anlatılıyor.

Ahmet ZİYLAN, itimat ve güven dengesi yanında, kolay ve hazır kazanç peşinde olmanın zararlarını hatıralarla dile getiriyor.
Ve şiirler...

Birlik ve beraberliği, ailevî değerleri, ahlâkı, mâneviyâtı hatırlatan, anlatan mısralar...

Yetmişinci sayımızla; yeni hicrî yılınızı (1432) tebrik eder, ailelerimizin; o, Cihanın En Mesut Ailesi’nin güzelliğinden hisse almasını niyaz ederiz.
Yüzakıyla...

İrtibat:
dergi@yuzaki.com

Mostar’ın odağında İbn Battuta var

Derginin Aralık 2010 sayısında, İbn Battuta ve Seyahatname’si kültür tarihine katkılarıyla geniş bir bağlamda ele alınıyor.

İslam coğrafyasının en önemli seyyahlarından biri olan İbn Battuta’yı, yaklaşık 30 yıl süren ve Çin’den Endülüs’e geniş bir coğrafyaya dair bilgiler aktardığı gezilerinden arda kalan Seyahatname’siyle tanıyoruz. İbn Battuta, seyyahlığının yanı sıra önemli bir coğrafyacı, bir fakih, bir tarihçi, bir folklorcü ve bir kültür tarihçisi. Ne yazık ki seyyahın bu yönleri pek bilinmiyor. Oysa İbn Battuta verdiği bilgiler her geçen gün daha da değerli hale gelen, tarihyazımına katkısı henüz tamamlanmamış bir isim. Üstelik Battuta’nın zihnindeki evrensellik, ruhundaki rahatlık, benliğindeki özgüven, inanç sistemindeki derinlik ile bugünün kendini dar fikir kalıplarına ve coğrafyalara hapsetmiş insanına söyleyeceği çok şey var. Buradan hareketle Mostar, bu ay dosya konusunu bu önemli seyyaha ayırdı. Dosya kapsamında Yusuf Kaplan, İbn Battuta’nın renkli kişiliği, seyahat kavramına yaklaşımı ve medeniyet olgusuna yüklediği anlamın üzerinde dururken, Hüseyin Yazıcı İbn Battuta’nın hayatının önemli detaylarını kronolojik bir sıralamayla aktarmanın yanında seyyahın ve eserinin tarihsel önemine dair önemli bilgiler sunuyor. Ülkemizde İbn Battuta’yı en yakın tanıyan isimlerden birisi olan ve İbn Battuta’nın Seyahatname’sini dilimize kazandıran A. Sait Aykut ise, Mostar’a verdiği söyleşide seyyahın ve eserinin pek de bilinmeyen yönlerine dair önemli analizlerde bulunuyor.

Mostar’ın gündem sayfasında ise bir başka söyleşi öne çıkıyor. “İslam artık küresel siyasal bir dil” başlığını taşıyan söyleşide, Prof. Dr. Ayhan Kaya, 11 Eylül ve küreselleşmeyle birlikte özellikle Batı dünyasında önemli bir soruna dönüşen İslamofobiye dair önemli sözler söylüyor. “İslam, küreselleşmeyle birlikte ortaya çıkan küresel kapitalizmin hegemonyasına muhalefet eden bir karşı-hegemonik güç ürettiği için özellikle sol söylemin neredeyse ortadan kalktığı bir dönemde biraz da muhalefetin dili olma, mağdurun dili olma işlevini de görmeye başlıyor.” diyen Kaya, bu sözlerinin gerekçelerini de detaylarıyla paylaşıyor.

Mostar’ın diğer sayfaları bu ay da okura oldukça zengin bir içerik sunuyor. Gündemden, Görsel Hafıza, Çizi-Yorum gibi klasikleşmiş sayfaların yanı sıra, Türkiye bölümünde M. Mücahit Küçükyılmaz’ın “2010: II. Cumhuriyet’in dönüşüm yılı”; Dünya bölümünde Mesut Özcan’ın “Lizbon Zirvesi’nin ardından”; Toplum bölümünde Halil Akgün’ün “Erdemli toplum yüksek siyaset”, Naci Bostancı’nın “Fanatikler ve fanatiklik”, Alper Çeker’in “Zaman dışı şairler, çağdaş soytarılar”; Medya bölümünde Hakan Çopur’un “Eski medya, yeni Türkiye”; Tarih bölümünde Ali Şükrü Çoruk’un “Eski İstanbul’da kimler yaşıyordu?” ve Teknoloji sayfasında Hakan Hastaoğlu’nun “iPad’in getirdikleri” isimli yazıları derginin zengin içeriğini oluşturan yazılardan bazıları.


İrtibat:
mostardergisi@gmail.com

2010-12-08

Dergi Yaprakları...

İyi bir dergi okuyucusu muyum? Evet. Vaktiyle bu okumalarımı sık sık paylaşırdım. Özellikle 90'lı yıllarda. Akit (Vakit) Gazetesi'nde "Dergi Yaprakları" özel başlığını kullanmıştım uzun süre. Bu sayede kültür, sanat ve edebiyat dünyalarına sanırım bir katkım olmuştur. Olmuştur değil, kesinkes oldu; zira gerek o dönemde, gerekse sonraki yıllarda pek çok kalem erbabından ve dergici arkadaştan olumlu tepkiler aldım.

Sonraları, gazetelerin kültür sayfalarında böyle özel dergi takdimi yapan yazarlar kalmadı. Şöyle mi diyelim yoksa: Sadece bu işle meşgul olup bir yandan meraklı okuyucuyu dergilere yönlendirecek, diğer taraftan dergilerin tanıtımına, dolayısıyla okunurluğuna destek verecek imzalar pek gözükmedi.

Bunun yerine, bizzat dergi editörlerinin hazırladığı metinler ortalıkta gezinmeye başladı. Bu metinler ya aynen ya da birkaç kalem fiskesiyle, gazetelerde, hatta internet sitelerinde görünmeye başladı. Şimdilerde e-postalar vasıtasıyla bilgisayarlarımıza düşen bu türden metinler, dergicileri yeterince memnun ediyor mu bilmem. Fakat şunu biliyorum, sadece bu alana yönelik internet dergileri (Sözgelimi, http://dergilik.blogspot.com) var artık ve bunlar, dergi merkezinden gönderilen tanıtım metinlerinden ziyade, daha orijinal karşılıkları olan yazıları tercih ediyorlar. Olması gereken de bu...

İyi bir dergi okuyucusu olarak eskiye nazaran az da olsa bu sütunda, okuduklarımı paylaşmaya gayret ediyorum. Şimdi bu paylaşıma geçelim...

Yordam dergisi, çok şey... Mehmet Sait Çakar "küçücük bir dergi" demiş, lâkin bu dahi bir büyüklük değil midir? Mütevazılığın gereği yok bence. Şöyle açıklayayım: Yordam'ın toplu olarak elime geçen ilk altı sayısından sadece altıncısını okuyabildim. Ve orada billur dizelerden oluşan şiirlerle karşılaştım. Sözgelimi, arka kapakta sunulan "Berna'nın Bakacakları"nı kim ne yapmaz? Müşir Fuat'ın kimliği nasıl merak edilmez? Mehmet Sait Okur'un "Çölde Kurbağa Sesleri"ne mümkün mü duyarsız kalmak?..

Yordam, bir edebî ürün dergisi. Bu minvalde, küçük hikâyeler (Dilara Pınar Arıç'ın "Kütleyi Taşımak"ı, Nuhan Nebi Çam'ın "Köz Çayı"), denemeler (Hülya Bahadır'ın "Sokak Satıcılarının Sesleri Söndü"), makaleler (Osman Akyol'un "Yeşilçamda Kopan İstismar Furyaları", Ali Osman Altan'ın "Kayıp Yazı Dili: Karamanlıca"), vb. metinler yer almakta. Bunlardan, bende geçmişe özlem duygusu oluşturan "Sokak Satıcıları..."na okuma önceliği tanıdığımı belirtmeliyim. Edip Yüksel'in "Kertenkeleleşmek" ve Ömer Âsım'ın "Ayın On Dördüydü, Kapı Çalındı" başlıklı metinlerini de anmalıyım.

Yordam için, çok şey demiştim, okuduğunuzda öyle olduğunu göreceksiniz... (0506 6806450; mehmetsaitcakar@hotmail.com)

Tütün, Sayı 70: Yıllar sonra Tütün'le yeniden karşılaşmak hüzne meylettiriyor beni. Nihayetinde eski bir dostla karşılaşmış gibi olmuyor mu insan? Bu yüzden dergiyi okur ve incelerken, daha bir titizlik gösteriyor.

Tütün'de Abdullah Demirci'nin "Gül-dün" ve Raşit Dağlı'nın "Bütün Göçlerimi Harcadım Bu Yollarda" başlıklı şiirlerine okuma önceliği tanıyorum, sebepsiz. Tabii bir kendine çekiş mi var bu metinlerde? İkisinde de aktarabileceğim dizeler var. Fakat Abdullah Demirci'nin şiirinden bir bölümle yetineceğim:

"tersten okumaya başlayınca kitabı/gerçekten tanıyamıyorum kendimi/albümleri karıştırırken rastlanılan/çocukluk resimleri gibi/ne kadar da değişmişim diebilip/ince bir sızıya dönüşüveriyorum"

Şiir bahsini kapatmadan, Bayram Kılıç'ın "Oyunlar Kitabı" başlıklı uzun şiirini anmadan geçmeyelim. Kimi güncel ve fakat evrensel meselelerin karşıtlığından doğmuş olan bu metinden şu mısraları sizinle paylaşmazsam, bu yazı eksik kalır: "-Elin nasıl kralım/Şeytanın eli iyi/Baksana/ Namaz kılanlar bile onaylıyor Irak işgalini"

Orhan Tepebaş'ın "Son Dönem Türk Şiirinin Lirik Şairleri" serisinin ikinci yazısı olan "İlhami Çiçek - Satranç Dersleri" başlıklı inceleme yazısı ile yine Orhan Tepebaş'ın "Yaşar Elmas ile Sohbet"i, Tütün'ün bahtı açık okurlarını bekliyor... (baysimsek@hotmail.com)

Bir Nokta dergisinin "Editör'den" başlıklı sunuş yazılarını Mürsel Sönmez yazıyor. 106. Sayının bu giriş yazısından bazı bölümleri iktibas etmek istiyorum:

"Fildişi Kule'de değiliz, hayatın tam merkezinde akıl, ruh, ahlak ve zeka sefaletinin tüm boyutlarını gözlemliyoruz. (...) Savaşların, işkencelerin, açlıktan ölümlerin, doğal düzenin bozulmasının, tüketme histerisinin ve bunun sonucunda oluşan bedensel, zihinsel köleleşmenin bir sanatçının dikkat alanının dışında olabilmesi mümkün değil... (...) 'Tüm bunların sanatla edebiyatla ne ilgisi var, siyaset alanına girer bu konular. Sanatçı, yaratısını gerçekleştirir ve kendi işine bakar' diyemiyoruz. 'Sanatçı insanlık manevi şahsiyetinin vicdanı olmalıdır' diye de üstüne basıyoruz o itiraz cümlesinin."

Bu teyakkuz halinden ötürü, Bir Nokta'ya ve Mürsel Sönmez'e müteşekkiriz. Bunu belirttikten sonra, derginin elimizdeki bu nüshasında İbrahim Eryiğit'in "Hurûfât" ve Arif Dülger'in "İyi Geceler Anne" şiirleriyle Bedran Yoldaş'ın "Zembilfüroş-2" başlıklı hikâyelerini tavsiye edeceğim. Mehmet Kurtoğlu'nun "Mektuplardaki Necip Fazıl" incelemesi de üstadı sevenleri memnun edecek nitelikte bir çalışma olarak anılmalıdır. Keza, Mustafa Özçelik'in "Çocuk ve Dua"sı da, özellikle şiir diline yansımış çocukluğun saf dualarını ihtiva etmesi bakımından hassas bir okumaya tabi tutulabilir... (0212 5148950; arslanmurat@turk.net)


Cevat Akkanat


Kaynak:
Millî Gazete
09 Aralık 2010

III. Türk Dünyası Edebiyat Dergileri Kongresi












EDEBİYAT DERGİLERİ BULUŞUYOR…


III. Türk Dünyası Edebiyat Dergileri Kongresi 16 Ülkeden 29 Seçkin Edebiyat Dergisi Ankara’da Toplanıyor.

Avrasya Yazarlar Birliği ve Türksoy’un, ortaklaşa düzenlediği III. Türk Dünyası Edebiyat Dergileri Kongresi; 14-16 Aralık 2010 tarihleri arasında, Ankara’da toplanıyor. TİKA’nın katkıları ile gerçekleşecek olan kongreye; 16 farklı ülke ve bölgelerden 29 edebiyat dergisi katılıyor.

Kongrede Azerbaycan, Başkurtistan-Rusya Federasyonu, Bulgaristan, Hollanda, İran, Karaçay-Balkar/Rusya Federasyonu, Kazakistan, Kerkük/Irak, Kırgızistan, Kırım-Ukrayna, KKTC, Kosova, Özbekistan, Romanya, Türkmenistan ve Türkiye’den önde gelen edebiyat dergilerinin genel yayın yönetmenleri bir araya geliyor.

Bu yıl 3’üncüsü düzenlenecek olan Türk Dünyası Edebiyat Dergileri Kongresi, 14/12/2010tarihinde saat 11:00’da; Türksoy Genel Sekreteri Düssen Kasseinov, Avrasya Yazarlar Birliği Başkanı Yakup Deliömeroğlu ve T.C Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Prof. Dr. Mustafa İsen’in yapacağı açılış konuşmaları ile TÜRKSOY Salonun’da başlayacak.

Açılış konuşmalarının ardından, kongreye, Bağdat’tan katılan Irak Türkmenlerinin bir kültür çınarı olan Kardaşlık Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Prof. Dr. Mehmet Ömer Kazancı, “50. Kuruluş Yılında Kardaşlık Dergisi ve Irak’ta Türkmen Edebiyatı” konulu bir konferans verecek.

14/12/2010 tarihinde, saat:14:00-15:15 arası yapılacak olan 2. oturum, katılımcıların, edebiyat dergileri adına yapacakları sunum konuşmaları ile başlayacak.

Bu oturumda: Ulduz Dergisi (Azerbaycan) adına Elçin Hüseynbeyli, Garakum (Türkmenistan) dergisi adına Osman Ödayev, Cangı Alatoo (Kırgızistan) dergisi adına Omar Sultanov, Kardeş Kalemler(Türkiye) dergisi adına Ali Akbaş ve İmdat Avşar, Turnalar (K.K.T.C) dergisi adına İsmail Bozkurt, Türkçe’m (Kosova) dergisi adına Zeynel Beksaç, Hece (Türkiye) Dergisi adına Hüseyin Su, Juldız (Kazakistan) dergisi adına Uluğbek Yesdevlet, Temrin (Türkiye) Dergisi adına Nihan Işıker, Cihan (Özbekistan) dergisi adına Artıkbay Abdullayev, Oda Sanat (Hollanda) dergisi adına Sadık Yemni, Umit Kervanı (Kırım) dergisi adına Leniyara Selim, Dünya Edebiyatı (Azerbaycan) dergisi adına Selim Babullaoğlu, Agidil (Başkurtistan) dergisi adına Fanil Kuzbekov, Yaprak (Türkmensahra/İran) dergisi adına Oğulmaya Samizade, Âlem Edebiyatı (Kazakistan)dergisi adına Kenges Yussup, Mingitau (Karaçay-Balkar) dergisi adına Murat Botaev, Azerbaycan Edebiyatı dergisi adına İntikam Kasımzade, Kümbet (Türkiye) dergisi adına Osman Baş, Bizim Külliye(Türkiye) dergisi adına Ömer Kazezoğlu, Yüzakı (Türkiye) dergisi adına M.Ali Eşmeli, Arzı (Kırım) dergisi adına Zehra Bekirova ve Işık (Kerkük) dergisi adına, Şahin Dayıkadir, birer konuşma yapacaklar.

“İnternet Dergiciliği ve Katılımcı Dergiler Arasında İşbirliği İmkanları”, “Türk Cumhuriyetlerinin Bağımsızlıklarının 20. Yılında Edebiyat Dergilerine Düşen Rol ve Ortak Faaliyet İmkanları” konulu kollekyumlar düzenlenecek…

Ayrıca “Türk Dünyası Edebiyat Dergileri Kongresi, 2010 Edebiyat Ödüllerinin Müzakeresi” yapılacak.

III. Türk Dünyası Edebiyat Dergileri Kongresi, 16/12/2010 tarihinde sonuç bildirgesinin yayımlanması ve gezi programı ile sona erecek.

'İskele' dergisi der ki: Hayatlar güzele aksın

Geç kaldık. Suçumuzun farkındayız. Ne kadar ikna edici olabilir bilmiyorum ama gerçekten hafifletici sebeplerimiz vardı. Kimimiz bütünlemeye kimimiz finale kaldı. Bunlardan dolayı bir türlü sırtlanamadık “yaz ’10″un naif yükünü. Şimdi teslim oluyoruz sizlere. Huzurunuzda -veya huzursuzluğunuzda-, karşınızda da değil, yanınızda yerimizi alıyoruz samimiyetinizi paylaşarak.

Hayatlar güzele aksın istiyoruz. Bunun için de güzel her neredeyse ona ulaşmaya çalışıyoruz. İlk sayımızdan bir hayli farklı bu 2. sayımızı, bu istencimizin ürünü olarak ortaya koyuyoruz.

Bu sayımızda Rasim Özdenören’le gerçekleştirdiğimiz söyleşi konusunda büyük emeği olan Ömer Karataş’a ve Mehlika Toyga’ya minnettarız. Bunun yanında, dergimizin sesini duyurma hususunda yardımlarını esirgemeyen Ali Çolak’a, Mahmut Bıyıklı’ya ve Cesur Küçük’e şükranlarımızı sunuyoruz.

Son olarak, ölümünün hayatına doğduğumuz şu huzur mahrumu dünyada, bileklerimizdeki akıntının gemileri dahi yürüteceğine olan inancımızı da paylaşarak, sizleri dergiyle baş başa bırakıyoruz.

İçindekiler:

Şiir:
Mehmet Önal – Bu Kavissiz Kentlerde
Asım Aksoy – Uzun Atlama Dersleri
Safa Arslan – Artık Adımlar
Okan Aksoy – Meteor
Okan Aksoy – Diye
Ömer Karataş – Gece Yakamozlar ve Gereklilik Kipi

Deneme:
Ömer Karataş – Radyolu Günler Efendim
Hüdayi Can – Heykelli Park
Ferhat Çakıröz – Nocturnal Gloom
Kağan Aksoy – Erken Bir Veda Yazısı Ya Da Niçin Yazıyorum
Akın Özkan – Sevemedim Vedaları

İnceleme:
Ali Haydar Öztürk – Anadolu’da Ahiliğin Tarihi ve Gelişimi
Mehmet Haldun – Bir Edebiyatımız Vardı Ona Ne Oldu

Söyleşi:
Rasim Özdenören İle Söyleşi

Hikâye:
Mehlika Toyga – Mor
Asım Aksoy – Yaşamak
Mücteba Sezen – Radhe Krishna
Asaf Ali – Güneş Nöbeti


İrtibat:
http://iskeledergisi.wordpress.com
iskeledergi@gmail.com

2010-12-07

'Edep' dergisinin 10.sayısı çıktı

Sayı:10, Aralık 2010

Edep'in Aralık sayısında Arif Ay şiiri ve Zavallı Yerli Naipaul'lar! başlıklı yazısıyla yer alırken, Ziya Işıklı Maşa başlıklı yazısıyla Türkiye'ye füze rampaları yerleştirilmesini eleştiriyor. Kamil Yeşil, M.Selim Özban, Zehra Gülru Onat öyküleriyle, Emrah Tunç günlüğüyle, Halis Emre kitap tanıtımıyla, Elif İnceli Batı Notları üzerine yazısıyla, Rasim Demirtaş, Çağatay Telli, Mediha İstanbullu, Cihannur Selenga, Mustafa Oğuz, Fatih Budak şiirleriyle, Zeynep Okur Altı Çizili Satırlar yazısıyla, Mevlüt Ceylan Çağdaş Afrika Şiiri çevirileriyle dergide yer alan isimler.

İrtibat:

edepdergisi@gmail.com

'Berceste' dergisinin 102.sayısı

Berceste dergisinin Aralık 2010 (102. Sayısı) yayımlandı. Her zaman olduğu gibi yine dopdolu bir içerikle çıktı. Birbirinden güzel yazıların ve şiirlerin yer aldığı derginin bu son sayısında şu imzalar var:

Fuzûlî’nin Renk Dünyası/Prof. Dr. Mahmut KAPLAN
Harfiyat/Rasim DEMİRTAŞ
Hıtay/Kaşgar Mektupları/ Prof. Dr. Mustafa S.KAÇALİN
Tuvale Düşen Gölge/ Ahmet MERSAN
Hazan/ Hızır İrfan ÖNDER
Hüzünlü Mısralar/ Abdullah SATOĞLU
Yağmurlar Bastırınca/ Oyhan Hasan BILDIRKİ
Kadîm Bir Osmanlı Şehri: Prizren/ Dr. Rıdvan CANIM
Edebiyat Hocasının Dili/ Selim TUNÇBİLEK
Zalim Bakışlı Yar: Fırat/ Filiz KALYON
Seni Ben Pek Çok…/ Hüzeyme Yeşim KOÇAK
Yaman Dede ile İlgili Rubailer/ Bekir OĞUZBAŞARAN
Senden Gayrı Devâ’m Yok/ Yusuf AKYÜZ
Enver Demirbağ/ İsa KOCAKAPLAN
Onnar da Getirseler Yillerdi/ İbrahim ŞAHİN
Sabit Hashalıcı ile İlgili Anılarım/ İsmail Âdil ŞAHİN
Mâverâ/ Sergül VURAL
Yâ Musavvir/ Musa TEKTAŞ
Karanlık Seher/ Halil GÜRKAN
Şairim/ İbrahim SAĞIR
Fehîm-i Kadîm Divanında Renk Sembolizmi (2)/ Özgür SEFER
Şahdamarına Kastedilmiş Kalbim/ Mahmut YAVUZ
Mehmed Âkif’in Dâvâsı/Ahmet ŞAHİN
Mecnun Dilince Leylâ/ Vedat Ali TOK
Rubaîde Ölüm/ R. Mithat YILMAZ
Mutluluk/ Süyünbay ERALİYEV
Bais/ Çobanî
Masum Kalmalı İnsan/ Hatice Eğilmez KAYA
Tebessüm/ M. Nihat MALKOÇ
Ey Hayat/ Emre ÇETİN



İrtibat:
bercestedergisi@gmail.com

'Yedi İklim' dergisi

Yedi İklim dergisi 2010 yılının son ayında da okurunun karşısında…

Dergi, sayfalarını Cevdet Karal’ın şiiri ile açıyor. Diğer şairler ise Osman Serhat, Celal Fedai, Yeprem Türk, Aykut Nasip Kelebek, Bünyamin Durali, Bilal Yavuz, Abdullah İlhan.

Dergi, bu sayıda Ali Haydar Haksal, Kadir Tanır ve Fatma Rânâ Çeri’nin öykülerine yer veriyor.

Hasan Aycın, her ay olduğu gibi bu ay da bir çizgi ve bir hikâye ile katkıda bulunuyor. Bu ay Boz Gazi’yi anlatıyor.

Bu sayıda okuyucuyu Zafer Acar, Aykut Nasip Kelebek, Habil Tecimen, İbrahim Alan’ın eleştirel metinleri ile Ali Haydar Haksal, Osman Bayraktar, Selahattin Öztürk’ün inceleme metinleri ve İbrahim Coşkun, Bilal Benna Haksal’ın tanıtım metinleri bekliyor.

Zafer Acar, Suçıktı şiir akşamlarında yaşadıklarını, hakkında Yedi İklim’in yaptığı özel dosyayı, bu dosya münasebetiyle belden aşağı vuranları ve Kitap-lık, Özgür Edebiyat, Varlık, Akatalpa dergileri bağlamında düşüncelerini eleştirel olarak ifadelendirdi.

Aykut Nasip Kelebek, Mustafa Celep ve 2010 yılında yayımlanan şiir yıllıkları, özellikle de Edebiyat Ortamı’nın şiir yıllığına dikkat kesildi.

Habil Tecimen, haberkultur.net internet sitesinde Yedi İklim’in Ağustos–2010 tarihli 245. sayısında yayınlanan Hugo’nun “Bir Kadına” adlı şiirinin çevirisi münasebetiyle yayınlanan eleştiriye cevap verdi.

İbrahim Alan, “Aşkın Okunmaz Kıyıları”nda yer alan çeviri hatalarına değindi.

Ali Haydar Haksal, Doğu Büyüsü bağlamındaki yazılarına devam ediyor. Bu sefer, Kelemen Mikes’in Türkiye Mektupları bağlamında, yazarın İslâm’a ve Müslümanlara bakışını irdeliyor.

Osman Bayraktar, “Mehmet Âkif’in Zamanları” adını taşıyan yazısında Âkif’i enine boyuna inceliyor. Hem kendinden önce söylenenleri bir toparlayıcısı hem de yeni fikirlerin tohumlandığı bir yazı olarak dikkat çekiyor.

Selahattin Öztürk’ün metni ilgilisi için kaçırılmayacak derecede önemli bir metin. İsam’da görevli olan Öztürk, “Bir Sergi Projesi Çok Dilli İletişimin Merkezi: İstanbul ve Projeden Beklenen Yararlar” adını verdiği yazısında 2010 Kültür Başkenti münasebetiyle düzenlene bir sergide gördüğü eksiklikleri ve bu projeden beklenenleri dile getirdi.

İbrahim Coşkun, Safiye Erol’un “Leylak Mevsimi”ni, Cemal Şakar’ın “Hikâyât”ını tanıtıyor. Bilal Benna Haksal da “Yüzleşme”ye değiniyor.

Habil Tecimen’den her zaman olduğu gibi bu ay da bir çeviri yayınlıyoruz. J.J.Rousseau’dan “Daphnis ve Chloe” adlı şiiri Türkçemize kazandırıyor Tecimen.

Mustafa Cemil Efe, Şevki Mektebi’ni kaleme aldı ve Asr Suresi’nin ilk ayetini yazdı.

Serap Ekizler, bir desen ile katılıyor bu sayımıza. Çalışmalarının devamını bekliyoruz.

Hayırlı okumalar…


İrtibat :
0 216 399 19 14
0 216 352 49 77
yediiklim@yahoo.com
yediiklimeditor@yahoo.com

'Kardeş Kalemler’ dergisinin 48.sayısı

48. Sayı, Aralık 2010

Kardeş Kalemler’in bu sayısını, doğumunun 110. yılı dolayısıyla kardeş Kırgız Edebiyatı’nın önemli yazarlarından Kasımalı Bayalinov’a ayırdık ve onunla ilgili yazılardan oluşan bir dosyayla çıkıyoruz karşınıza.

Bayalinov; Boordoştor (Kardeşler), Köl Boyunda (Göl Kıyısında) adlı romanları ve “Acar” adlı uzun hikâyesiyle bizzat yaşadığı çok zor bir devre tanıklık ediyor. Yazarımız, 1916 yılı olaylarını, Türkistan’da Sovyet yayılmacılığını ve bu devirde çekilen çileleri anlatırken resmî kayıtların örtbas ettiği bir devri aydınlatıyor. Bizzat yaşanmışlığın verdiği güçle bu eserler, adeta bir canlı tarih, bir hatırat çeşnisi de kazanıyor. Bayalinov’u okudukça bugüne kadar insanlığın nazarından nelerin kaçırıldığını görerek hayıflanıyoruz.

Yazarın, bu sayımızda yer alan “Acar” adlı uzun hikâyesi, daha kiril alfabesine geçmeden önce Arap alfabesiyle yazılmış Sovyet Kırgız Edebiyatı’nın ilk matbu örneği kabul edilmektedir. Bu hikâyeyi Türkiye Türkçesine çeviren, eser üzerine inceleme yazan ve Kasımalı Bayalinov dosyasını hazırlayan genç Türkolog ve çevirmen arkadaşımız Hüseyin Şahan’a tebrik ve teşekkür borçluyuz. İnşallah yazarın Kardeşler ve Göl Kıyısında adlı romanlarını da çevirirler de Türkiye Türkçesiyle okuma şansımız olur.

AYB, Edebiyat Akademisi’nin yürüttüğü, Türkiye’de bir ilki başaran Hikaye ve Şiir Atölyesi çalışmaları yeni dönemine başladı. Geçtiğimiz yıl katılımcılarının eserlerini ilk kez kitap halinde yayınlayarak, ülkemizdeki yazarlık eğitimi tarihindeki yerini alan Atölyemiz bu yıl da yeni başarılara imza atacaktır.

Avrasya Yazarlar Birliği için 2010 yılı yoğun çalışmalarla geçirilen verimli bir yıl oldu. Bu yıl içerisinde pek çok ilke imza atmanın haklı gururunu yaşadık. Biraz önce bahsettiğimiz gibi, Türkiye’de ilk kez yazarlık eğitim programına katılan yeni yazarların hikaye ve şiirlerinden oluşan bir kitap yayınladık.

Türkiye’de ilk kez Kardeş Kalemler dergimiz sesli dergi olarak yayınlanmaya başladı. Üstelik güzel Türkçemizin dilinde ballandığı sesinde demlendiği ve her dinlendiğinde ayrı bir zevk veren Tiyatro Sanatçımız Mehmet Atayın sesi ve Sesle Kitabın ileri teknoloji kalitesiyle, Kardeş Kalemler dinleyicilerine ulaşmaya başladı.

Türkiye’de ve Türk Dünyasında ilk kez Avrasya Yazarlar Birliği olarak “3 Ekim Türk Dünyası Günü” kutlamalarını gerçekleştirdik.

14-15 Aralık 2010 tarihleri arasında III. Türk Dünyası Edebiyat Dergileri Kongresi’ni gerçekleştireceğiz.

Kardeş Kalemler, elinizde bulunan 48. sayısıyla dördüncü yılını ve dördüncü cildini de tamamlamış oluyor. Siz değerli okuyucularımızın tekrar aradığında kolayca ulaşabilmesi için yıl boyunca Kardeş Kalemler sayfalarında yer alan yazı ve yazar indeksi de dergi sonuna eklenmiştir.

Kardeş Kalemler olarak geçmiş kurban bayramınızı kutluyor, sağlık ve mutluluk diliyor,

Yeni yılınızı tebrik ediyorum.

Yeni yılda bağımsızlıklarının 20. yılını tamamlayacak Türk Cumhuriyetlerinin sonsuza kadar hür ve müstakil olarak yaşamalarını diliyorum.

Ümit ediyorum ki, Birliğimiz bu yılda da faal çalışmaları ile Türk Dünyasındaki öncü rolünü sürdürmeye devam edecektir.

Selam ve saygılarımla.


Ali Akbaş


İrtibat:
www.kardeskalemler.com

2010-12-01

'Dört Mevsim Niğde' dergisi

Kasım 2010, Sayı:4

Her yaşı kendi zamanı ve özellikleriyle duyumsamak biz insanlar için ne kadar önemliyse, her mevsimi de kendi özellikleri ve tadı içerisinde yaşamakta bir o kadar önemli.

İlkbaharın canlanan doğasını, kışın yağan karını, yaz güneşinin sıcaklığını, sonbaharın sararan yapraklarını mevsimsel anlamları eşliğinde yaşamak ve hissetmek, doyumsuz tatları da barındırır kendi özgünlüğüyle.

İşte o dört mevsimi tüm güzellikleriyle yaşayan bu ülkenin çocukları olarak, bulunduğumuz yöreye ait güzellikleri mevsim renkleriyle sunan ve hissettiren “Dört Mevsim Niğde” adlı derginin dördüncüsüyle buluşuyoruz bugünlerde.

Derginin emekleme dönemlerini aşıp kendi ayakları üzerinde yürümeye başlayan bir çocuk gibi bir yaşını doldurarak ilimizin kültür ve edebiyat dünyasına ışık tuttuğunu görmek, bu ile ait olduğunu hisseden herkes için gerçekten gurur verici.

Çöp toplama, itfaiye ve toplu taşımaya kadar giden kent hizmeti ile ilgili görevlerden, inşaat ruhsatı ve kamulaştırmaya ait imarla ilgili görevlere, ekmek fabrikası, hal ve pazar gibi ekonomik nitelikli görevlerden, gıda, çevre sağlığı, inşaat takibi gibi kontrol ve denetim görevlerine kadar uzanan geniş yetki ve hizmet ağını içeren belediyeciliğin, kültürel hizmetlerine verdiği değerin yansımalarını üzerinde taşıyan “Dört Mevsim Niğde” dergisi, içeriği, fotoğrafları ve her satırda kendini belli eden kalifiye yazılarıyla, üstlendiği misyona yakışan bir çizgide yoluna devam ediyor.

“Güz Hazırlıkları”, “Ak Medrese”, “Salça Kokulu Sokaklarım”, “Niğde Garından Tren Kalkar”, “Mehmet Paşaya Haksızlık mı Ediyoruz”, “Çamardı Güzellemesi”, “Niğde’nin Fedakar Kadınları” , “Çöreği, Yufkası, Tandırı Tok Adamı Bile Gandırı”, “ Yerel Gazeteler” , “Niğde’de Kolektif Bilinç Eksikliği”, “ Melendiz de Güz’ün Sonu” , “Kurtuluş Savaşına Katılan Son Niğdeli” , “ Sayenizde Hocam” , “Niğdeli Küçük Paşa 100 Yaşında” , “Kara Fatma Efsaneler Yaşar” , başlıklı yazı ve şiirler, değişik bakış açıları ve usta anlatımların kağıt üzerinde süzülüşüyle, hem göze hem de zihinlere nakşediliyor, derginin kendine has Niğde kimliğiyle.

Geçmişten günümüze kadar gelen kültür, sanat ve hayata dair bu kente özgü değerlerin yazılı tarih ve fotoğraflarda yerini bulması, gelecek nesillere yaptıklarını aktaran insanoğlunun en önemli özelliklerinden biri olarak ortaya çıkıyor.

Bu tür dergilerin buna vesile olması ve arkasından ciddi bir halk desteğini barındırması, hem belediyenin kültür sanat işlerini yerine getirecek görev olarak algılaması, hem de gönüllü heyecanlarla katkıda bulunanların geçmişle gelecek arasında köprü vazifesi görerek bu tarz yayınları desteklemesi yoluyla ruhlarımıza hitap etmesi, herkes açısından bir kazanç.

Bu derginin ortaya çıkmasında “Niğdemizin kültürel ve sanatsal alanda ihtiyacı olduğunu düşündüğümüz ve Niğde’nin tanıtımında mesafe kat etme yolunda yayınladığımız Dört Mevsim Niğde” diyen başta Başkan Sayın Faruk Akdoğan ve Başkan Yardımcısı Sayın Ahmet Köseoğlu’nu da candan kutluyorum.

Tabiî ki arka mutfakta emek döken Sayın Halil İbrahim Tongur, Sayın Fatih Kızılkaya, Sayın Murat Soyak, Sayın Uğur Arıbaş ve adını buraya yazamadığım daha birçok yazı ve edebiyat sevdalısını da unutmadan.

Fırat Ensari

Yasakmeyve’nin 47. Sayısı: Şair ve Saati

Sayı:47,Kasım - Aralık 2010, İki Aylık Şiir Dergisi

Yasakmeyve, şairin saatle ilişkisini irdeliyor bu sayısında. Saatin, hem zamanı gösteren bir nesne olarak, hem de bir aksesuar olarak şairlerin yaşamlarındaki ve şiirlerindeki yerini, Melike Belkıs Aydın’ın hazırladığı dosyada Bâki Asiltürk, Güven Turan, Enver Ercan, Semih Çelenk, Şeref Bilsel, Mustafa Erdem Özler, Nilay Özer, Eren Aysan ve Şükran Belen yazdı. Türkân Yeşilyurt da, Sedat Ümran’ın şiirlerindeki saatleri gösteren incelemesiyle yer aldı dergide.

“Şair ve Okuru” sayfalarının bu sayıdaki konuğu ise Ömer Erdem. “Benim hikâyemin resmi, seyahat eden bir çocuktur” diyen Ömer Erdem ile, Betül Dünder, Emel İrtem, Gonca Özmen, Atakan Yavuz, Bünyamin K. ve Gökhan Arslan konuştu. Ayrıca Şeref Bilsel, “Ömer Erdem Şiirinin Davranış Rejimi”ni yazarak, söyleşide konuşulanları başka bir boyuta taşıdı.

Sabit Kemal Bayıldıran, “Edebiyatımızda Şiirler Sözlüğü” köşesinde bu defa Dağlarca’nın “Türk Olmak” şiirini mercek altına alarak Türk kimliğinin tanımındaki gelgitlerin şiirimize nasıl yansıdığını araştırdı. Nilhan Fidan, Ginsberg’in sinemaya aktarılan ünlü şiiri “Uluma”ya daha yakından bakmak için, yönetmenleriyle yapılan söyleşiyi çevirerek, filmin ve kitabın buluşmasının hikâyesini yazdı. Veysi Erdoğan Birhan Keskin’in “Son Kazı” kitabını, Mete Özel “Anya” adlı köşesinde kanayan dillerin ölme ihtimalini, Fırat Demir Simon Armitage’i ve şairin mekânla ilişkisini, Tozan Alkan Taipei seyahatini, Ezgi Ceylan tanık olduğu “şiir bombardımanı”nı yazdı. Tahir Abacı ve Ramis Dara şiir kitapları arasındaki yolculuklarını sürdürürken, Ilgın Yıldız “Şiirin Parmak İzleri”ni tespit etmeye devam etti.

Bu sayının şairleri, Müslim Çelik, Arife Kalender, Tezer Cem, Mahir Karayazı, Mustafa Ergin Kılıç, Sine Ergün, Didem Gülçin Erdem, Elâ Atakan...


Yasakmeyve 47 / İçindekiler:

Şair ve Okurları: Ömer Erdem / Betül Dünder, Emel İrtem, Gonca Özmen, Atakan Yavuz, Gökhan Arslan, Bünyamin K.
Ömer Erdem Şiirinin Davranış Rejimi Üzerine: Şeref Bilsel
Şiirler: Müslim Çelik, Arife Kalender, Tezer Cem, Mahir Karayazı, Mustafa Ergin Kılıç, Sine Ergün, Didem Gülçin Erdem, Elâ Atakan
Şiirin Uzun Tarihi: Dünyanın En Eski Aşk Şiiri
Dosya / Şair ve Saati: Bâki Asiltürk, Güven Turan, Enver Ercan, Semih Çelenk, Şeref Bilsel, Mustafa Erdem Özler, Nilay Özer, Eren Aysan, Şükran Belen,
Sedat Ümran’ın Şiirindeki Saatler: Türkân Yeşilyurt
Şiirin Uzun Tarihi: Şairler Hücresi Kimi Öldürecekti?
Edebiyatımızda Şiirler Sözlüğü: Sabit Kemal Bayıldıran
Şiirin Uzun Tarihi: Fazıl Hüsnü Dağlarca
Dünya Hapishanesinde Onu, Doğayı ve Başkasını Giyinmek: Veysi Erdoğan
Anya: Mete Özel
Kara Parçaları: Fırat Demir
Şiirin Uzun Tarihi: Taipei Notları / Tozan Alkan
Ginsberg’in “Uluma”sı Film Olunca: Nilhan Fidan (D. A. Powell, Rob Epstein, Jeffrey Friedman)
Şiir Kitapları Sözlüğü-34: Tahir Abacı
Hayatı Şiirleştiren Kitaplardan: Ramis Dara
Vaat Edilmiş Sayfalar: Ayşegül Anakin, Arda Yılmaz
Yeni Yayınlar
Şiirin Parmak İzleri: Ilgın Yıldız
Şiirin Uzun Tarihi: Şiir Bombardımanı / Ezgi Ceylan
Şiirin Uzun Tarihi: Bizans’tan Günümüze İstanbul Şiirleri
Şiyir Sevişgenleri: Metin Üstündağ



İletişim:
Rasim Paşa Mah, İskele Sk, Alibey Apt, No:54, Kat:1, Daire:4, Kadıköy/İstanbul editor@yasakmeyve.com

'Türk Edebiyatı' dergisinde Ayasofya dosyası

Ayasofya son zamanlarda gündemden hiç düşmüyor; yıllar süren restorasyonun tamamlanıp iskelelerin kaldırılması, bazı mozaiklerin ortaya çıkarılması, hanedan türbelerinin restore edilerek ziyarete açılması, liderliğini Yunan asıllı bir Amerikalının yaptığı “Ayasofya Kilise Camiası Organizasyonu”nun Ayasofya’da ayin yapma teşebbüsü ve İtalya’dan gelen prestijli bir ödül... Bize bir “Ayasofya Dosyası” hazırlama fikrini bu olayların verdiğini söyleyebilirim. Tabii, ilk yaptığımız iş, dünyanın gözünün üzerinde olduğu bu müzeyi yıllardır büyük bir başarıyla yöneten Doç. Dr. Halûk Dursun’un kapısını çalmak oldıu. Dosyamız, onun arkadaşımız İlyas Dirin’in sorularına verdiği cevaplarla başlıyor. Ayrıca Ayasofya’nın benzersizliğini vurguladığı bir yazıyla dosyamıza katkıda bulunan Halûk Bey’e teşekkür borçluyuz.

M. Selim Gökçe, “Ayasofya, Âh Ayasofya” başlıklı yazısında, Ayasofya’yı -müze yapılmasını yeterli görmeyip- yeniden kiliseye dönüştürmek isteyen Avrupalıların yüzyıllardır vazgeçmedikleri mücadeleyi, bu muhteşem mabedin nasıl müzeleştirildiğini, geçirdiği restorasyonları ve 1950’den itibaren milliyetçi ve muhafazakâr çevrelerin tekrar camiye çevrilmesi için neler yaptıklarını anlatıyor. Alâattin Karaca, “Ayasofya Karşısında Üç fiair” başlıklı yazısında İsmail Safa, Nâzım Hikmet ve Osman Yüksel Serdengeçti’nin Ayasofya’ya bakışlarındaki farklılıkları anlatıyor. Ben de “Ayasofya Ressamı” diye tanınan fievket Dağ’ın hayatından ve Ayasofya’da yaptığı resimlerden söz ettim. Ferhat Aslan, Ayasofya etrafında özellikle Türk devrinde teşekkül eden efsaneleri ele aldı. A. Cihat Beritli ise, Durali Yılmaz’ın Ayasofya’nın macerasını anlattığı, yıllar önce Aziz Sofi, yakınlarda da Ayasofya Dile Geldi adıyla yayımlanan romanını değerlendirdi.
Dosyamızda, Ayasofya’nın Türk resmine nasıl yansıdığını az çok göstermeye çalıştık. Bu sayımızın aynı zamanda mini bir Ayasofya Albümü olduğunu söyleyebilirim.

Bilindiği gibi, bu yıl, Cahit Sıtkı Tarancı’nın doğumunun yüzüncü yılı. 1910 yılında doğan ve 46 yaşında hayata veda eden şairle ilgili çeşitli programlar düzenleniyor. Cahit Sıtkı, unutulmayı hiç hak etmeyen çok önemli bir şairdir. Biz de Bahtiyar Aslan ve A. Cüneyt Issı’nın imzalarını taşıyan iki yazıyla bu değerli şairi okuyucularımıza hatırlatmak istedik.

Ömer Erdem’in “Şair Tanpınar ya da fiiirinde Olmayan Tanpınar” başlıklı yazısında, Tanpınar’ın kendi şiirini yazamamış, sadece tekniğini değil, duyuşunu da modernleştirememiş bir şair olduğunu iddia ediyor. Geçen ay Mimar Sinan Üniversitesi’nin düzenlediği “Tanpınar Sempozyumu”nda yapılmış bir konuşmanın metni olan bu yazıdaki görüşler, verimli bir tartışmaya yol açabilir. İtirazı olanlara dergimizin sayfaları açıktır.

Deniz Özbeyli’nin “Rousseau ve Bitkiler Arasındaki Eşitsizlik” başlıklı denemesini de eminim zevkle okuyacaksınız. Jean-Jacques Rousseau’nun ‹nsanlar Arasında Eşitsizliğin Kaynağı ve Temelleri Üzerine Konuşma’sından yola çıkan Özbeyli, bitkiler arasında eşitliğin olup olmadığını sorguluyor.

XX. yüzyılın ilk yarısında Türkistan’daki Türk ülkelerinin bağımsızlığı için mücadele eden, bu yüzden Sovyet döneminde “vatan haini” ve “halk düşmanı” ilan edilen Mustafa Çokay adına, uzun yıllar yaşadığı bir park açıldı ve bu parkta bir büstü dikildi. Parkın açılışına katılan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Abdulvahap Kara, Çokay’ın bağımsızlık mücadelesindeki yerini ve Çokay Parkı’nı anlatıyor.

“Dünya Şiirinden” sayfamızda da Özgür Çavuşoğlu’nun Christina Sylvia Plath’dan çevirdiği “Sabah Şarkısı” adlı şiir yer alıyor. “Resimli Türk Edebiyatı” sayfasında da, çocuk yaşlardan itibaren hayatını yazarak kazanmak zorunda olduğu için çok yazan ve çeşitli türlerde yüzlerce esere imza atan Peyami Safa’nın bu yönüne gönderme yapan iki karikatür ve Hakkı Süha Gezgin’in “Peyami Safa” portresinden bir bölüm bulacaksınız.

Elinizdeki sayı, şiir ve hikâye bakımından bir hayli zengin: Şairlerimiz Mustafa Ruhi Şirin, İbrahim Tenekeci ve A. Yağmur Tunalı; hikâyecilerimiz ise Nihan Kaya, Sevgül Yılmaz ve Yıldırım Türk.

Kırkambar’ımız her zaman olduğu gibi dopdolu.Daha güzel sayılarda buluşmak üzere hoşça kalınız.Muhabbetle, efendim.

Beşir Ayvazoğlu

Kitap-lık dergisinde Refik Halid Karay

Sayı: 144 / Aralık 2010

“Kalemi de tebessümü kadar iğneli bir edip” demiş Yakup Kadri. “İstanbul Türkçesi” onun kaleminde şahlanır. Yaşamı, yaşadığı dönemi, ülkesini ve dünyayı, baş döndüren politik gelişmeleri, içinde bulunduğu toplumun sorunlarını, bireysel ve toplumsal yönelişlerin kesişmelerini, aykırılıklarını içtenlikle gözlemlemiş, dahası kavrayış ve seziş gücünü, nükteci kişiliğini keskin bir üsluba dönüştürmeyi bilmiş yazarlardandır Refik Halid.

Kuşkusuz politik tutumu, mizahçılığı ve gazeteciliğiyle de edebiyatımızdaki yeri saydamlaşmıştır. Deyim yerindeyse “dış kulvar”dan yaptığı ataklarla, parlak yeteneğiyle, hareli Türkçesiyle, kıvrak zekâsı, işlek kalemiyle varlık kazanmıştır. Öykücülüğüyle bilinir daha çok, oysa romanları, mizah ve hiciv yazıları, anı ve oyun yazarlığı, deneme, sohbet, fıkra yazıları bilinmeden tanınması zordur. Onun dilinde, üslubunda soluklanmak, külliyatı içinde bir süre yaşamak Türkçeyi özümsemektir. Söz varlığını anlatım gücüne kavuşturmuş, kendine özgü yalın söyleyiş lezzetleri yaratmış, dahası tiryakisini var etmiş bir yazardan söz ediyoruz. Kuşaktan kuşağa etkisini duyuran bir yazardan…

Ocağın her gözünde bir konu pişmekte: Önümüzdeki iki sayıda Tolstoy ve Ferit Edgü olacak. Sonraki sayılarda ise Broch, Artaud, Demir Özlü, Coetzee ve Pound’un yanı sıra kimi yazınsal kavramları irdelemeyi sürdüreceğiz. Epeyidir ara verdik ama okurlarımızın bizden bu tür dosyalar da beklediğini biliyoruz.

Demir Özlü bundan böyle kitap-lık’ta daha sık yer alacak: Bu sayıda “Ödemiş”, sonra “Simav” gelecek… Yaşadığı yerleri anlattığı anılarında koyu hüzünler çiçekleniyor. Önümüzdeki yıl Demir Özlü’nün bütün öykülerinin YKY’den çıkacağı müjdesini verelim bu arada.

Yeni yılda yeni sayılarda buluşmak üzere.


Murat Yalçın

'Temrin' dergisi

TEMRİN AYLIK EDEBİYAT DERGİSİ ARALIK 2010, SAYI: 32

Aylık edebiyat dergisi Temrin, Aralık ayında 32. sayısını okurla buluşturuyor. Dergi öyküden denemeye, şiirden incelemeye kadar zengin bir vitrin sunuyor okura. Yılın son ayında okura dizin sunmayı da unutmamış. Bu sayının şairleri ŞEREF YILMAZ, ÜMİT ERKOL, SÜYÜNBAY ERALİYEV çev : İbrahim Türkhan, EBRU M. KAYIR, FERHAD GÜLSÜN, FURUĞ FERRUHZAD çev : Nihan Işıker, ARZU EŞBAH. Dergide dikkat çeken inceleme yazıları ise Tahsin Yıldırım’a ve İhsan Safi’ye ait. Üsküdar Mevlevihanesinin son postnişini Ahmet Remzi Akyürek’in şiirlerinde peygamber sevgisini ele alan Tahsin Yıldırım imzalı yazı, okuru tasavvufun gizemli dünyasında gezdiriyor. İhsan Safi, Afet Ilgaz hakkındaki geçen sayıda başlattığı incelemesini bu sayıda tamamlamış. Bu sayının röportajı sosyolog Berat Demirci ile yapıldı. Sıkı bir kalem erbabı ve deneme ustası olan Berat Demirci’nin röportajı, önemli ayrıntılar sunuyor okura. Bu sayıda yer alan diğer isimler ve yazıları şöyle: AHMET MERSAN/Çırpınıyor Gece Avuçlarımda, SEMRA BİLGİN/Kaygılı Dudağı Bir Ağlama Saklar, BİLAL ATIŞ/Tılsım, HASAN PARLAK/Aşk Düşümü, MUHAMMED MURAT KÖPRÜLÜ/Bu Otobüs Nereye Gider, MUSTAFA BİLGÜCÜ/Aşkın ile Afife, V. HÜSEYİN KAYA/Çekirgenin Tavafı, CANSARAN KIZILTAŞ/Bir Vakitler Aşiyan Yolları, NİHAN IŞIKER/Aziz Dostum Gospodin Ranko, NEVZAT CANAN/Shakespeare, MÜKRİME DİLEKÇİ ZENGİN/Dizin, SEDA ÜLKE/Devran
Derginin kapak resmi ve renk uyumu dikkat çekiyor. Temrin, her ay düzenli olarak seçkin kitapçılarda okurla buluşuyor.

'Kardelen' dergisinin 66. sayısı

KARDELEN DERGİSİNİN EKİM/ARALIK 2010 SAYISI YAYIMLANDI

Kardelen dergisinin Ekim/Aralık 2010 (66. Sayısı) yayımlandı. Derginin sahibi ve yazı işleri müdürü Ali Erdal, editörü de Av. Kadir Bayrak’tır. Bilecik merkezli bir dergi olan KARDELEN, 19 yıldır aralıksız olarak yayımlandı ve yayımlanmaya devam ediyor. Kaliteli kâğıda ve 46 sayfa olarak basılıyor. Düzenli bir periyotla üç ayda bir çıkan bu derginin muhtevası da güzel. Okunası makaleler, öyküler, şiirler var. Yıllık abone bedeli 14 TL (4 Sayı). Kapakta da “Fikrin Değerini Bilenlere” vurgusu yapılıyor. Ben de fikre, sanata ve edebiyata önem veren herkese KARDELEN dergisini tavsiye ediyorum.

Kardelen dergisinin bu sayısında yer alan edipler:
Ali Erdal, Sinan Ayhan, Necip Fazıl Kısakürek, Bedran Yoldaş, Turgay Ertem, Ayşe Sena Ünsal, Mücahit Koca, Fatma Pekşen, Ahmet Mahir Pekşen, Av. Kadir Bayrak, Yavuz Sert, Hidayet Diler, M. Nihat Malkoç, Hızır İrfan Önder, İbrahim Buğalı, Ziya Paşa Akyürek, Mehmet Balcı, Muhammet Ülker, Fatih Öncü, Ahmet Çelebi, Hikmet Öztürk, Bilal Yavuz, Murat Yorulmaz, Ali Yılmaz, Vural Gündüz, Ahmet Alp Altay, Çobanî (UYGUR), Tolga Kayasu ve Mehmet Ferah.


Hızır İrfan Önder


İletişim:
kardelen@kardelendergisi.com

Sıcak Nal, 5

Sıcak Nal beşinci sayısında, Turgenyev’den beri kült konulardan biri olan “babalar ve oğullar”ın, edebiyat ve kültür dünyamızdaki karşılığını Mahmut Mutman ile Selçuk Orhan’ın yazıları ve Sema Aslan’ın Roni Margulies ile yaptığı söyleşiyle irdeliyor.

Ted Hughes’un Sylvia Plath’in intiharı üzerine yıllarca çalıştığı ve kitaplarında yer almayan şiiri ise, Enis Akın ve Al Alvarez’in yorumlarıyla yer alıyor.

Burak Delier, geçtiğimiz günlerde kapanan “Çizgidışı” dergisiyle yaptığı söyleşiyle, tasarım dünyasına müdahale etmenin yollarını araştırırken, Savaş Kılıç “Çeviride
Tanrı denir mi?” sorusunu yanıtlıyor.

Cem Akaş’ın “Brooklyn Kitap Panayırı”nı yazdığı bu sayıda, Özge Ercan, fotoğraf sanatçısı Muhsin Akgün’le yazar portreleri arasında, Hasan Bülent Kahraman’la da kitabevlerinde gezinirken, Ebru Berber, Behçet Çelik’le yeni çıkan öykü kitabını konuştu. Gülseli İnal, “Düş Günlüğü”ne yeni bir sayfa daha eklerken, Şener Özmen, “Uykusu Bölünenler”i Bazîdî’nin metinleriyle sürdürüyor.

Bu sayının öykücüleri Faruk Ulay, Uğur Büyüktezgel, İbrahim Halaçoğlu, László Darvasi, Makbule Aras, Steven Millhauser, Mavi Neşe Gölcük, Ali Smith, Burak Yasin Tunçlar, Noah Cicero, Melike Koçak, Orçun Ünal, Richard Yates, Ellen Kennedy; şairleri ise Ted Hughes, Ali Karabayram ve W. B. Yeats.


Sıcak Nal, Sayı 5 / İçindekiler:

Babalar ve Oğullar / Mahmut Mutman

Roni Margulies ile Söyleşi / Sema Aslan

Bir Babadan Geriye Ne Kalır? / Selçuk Orhan

Böyle Öyküler-2 / Faruk Ulay

Sudaki Yüz / Uğur Büyüktezgel

Bayan Lazarus'un Küllerini Eşelemek / Enis Akın

Ted Hughes'un Sylvia Plath'e 'Son Mektubu' / Al Alvarez (çev. Enis Akın)

"Son Mektup" / Ted Hughes (çev. Enis Akın)

Havuz Kartı / İbrahim Halaçoğlu

Fabrika / László Darvasi (çev. Edit Tasnadi - Can Özoğuz)

Yusuflamalar / Makbule Aras

Brooklyn Follies: İmzadan Karakter Tahlili / Cem Akaş

IV. Harad Saltanat Sürerken / Steven Millhauser

Kırıntı Çocuklar / Mavi Neşe Gölcük

Çizgidışı Dergisi ile söyleşi / Burak Delier

İlk Kişi / Ali Smith (çev. İbrahim Halaçoğlu)

Bir Ali Smith Portresi / Jeanette Winterson (çev. İbrahim Halaçoğlu)

Kurbanın Diliyle... / Ali Karabayram

Hilkat Garibesi - Oğlan'ın Aklında İki Yol / Burak Yasin Tunçlar

Çeviride "Tanrı" Denir mi, Allahaşkına? / Savaş Kılıç

Bu Gece Soğuk Esiyor / Noah Cicero (Çev. Kübra Kelebekoğlu)

Son Nefes / Melike Koçak

Türkiye'nin En Bi Güzel Yazar Fotoğrafları (Muhsin Akgün ile söyleşi) / Özge Ercan

Kardan Adam / Orçun Ünal

Uykusu Bölünenler (Kürtlerde Gündelik Hayatın Tarihi) / Şener Özmen

Düş Günlüğü (Yarı Uyku) / Gülseli İnal

Hırsızlar / Richard Yates (çev. Ilgın Yıldız)

Sidhe'nin Ordusu / W. B. Yeats (Çev. Ali Karabayram)

En Çok (Kitabevi) Gezen Yazar Mı Bilir? (Hasan Bülent Kahraman ile söyleşi) / Özge Ercan

Muhtemelen Yalnız Ölecek / Ellen Kennedy (çev. Çağlar Demirbağ)

Bir Yazarın Perde Arkası / Yankı Enki

Behçet Çelik ile söyleşi / Ebru Berber

İletişim:
Komşu Yayınları, Rasim Paşa Mah, İskele Sk, Alibey Apt, No:54, Kat:1, Daire:4, Kadıköy/İstanbul
sicaknal@gmail.com

'Hece' dergisi

Kasım 2010, Sayı:167

Hece dergisi uzun soluklu olmanın yanında tekel kırıcı bir dergi olarak yayın hayatını sürdürmekte. Ardında banka ve kurum desteği olmaksızın sürdürülen bu çaba gerçekten takdiri hak ediyor. Güncel şiir hakkında hemen her sayı bir kaç yazının yer aldığı derginin bu sayısı dört şaire ayrılmış.

Hece, Kitaplık dergisi ile birlikte en çok şiir yayınlayan dergilerden. Sadece şiiri merkeze alan bir yayın organı olmamasına karşın oldukça güçlü bir şiir birikimi oluştu derginin. Dergide yayımlanan şiirlerin tümü bir numara olmasa da Osman Özbahçe'nin Gerçek Hayat dergisinin son sayısında yazmış olduğu yazıda belirttiği kadar da numarası düşük şiirler yayımlanmıyor Hece'de.Bunlar yayınevinden kitap olarak da yayımlanıyor. Hayriye Ünal, Mustafa Muharrem, Ali K. Metin ve Atıf Bedir'in yeni yayımlanan kitapları üzerinden hazırlanan dosyada şairlerle yapılmış söyleşiler yanında değini ve eleştiri yazıları da yer almakta. Cihad Şahinoğlu Hayriye Ünal'la Gerekli Açıklama üzerine, Emre Yetkin Ali K. Metin'le Pis Kan üzerine, Kenan Çağan Mustafa Muharrem ile Acemi Çisenti üzerine, Mustafa Safa ise Rüzgârın Dili Lâl üzerine Âtıf Bedir'le söyleşmiş. Şairlerin yeni kitapları üzerine ise Gökhan Arslan, Bektaş Avcılı, Ali Emre ve Mustafa Köneçoğlu yazmış.

Derginin klasik sayfaları Hasan Aycın çizgisi, edebiyat gündemi, takip mesafesi ve kitaplık sayfaları her zamanki zenginlikte. Kitaplık sayfasında yer alan Ali Emre yazısı ise önceden başka bir dergide yayımlanmış olması bakımından mükerrer bir yazı olmuş. Bunun dışında değini yazıları ve şiirler yer alıyor dergide.

2010-11-12

Akpınar'ın 29.sayısı çıktı

Söze, yakın zamanda Tarsus’u gördünüz mü? sorusunu sorarak başlamak istiyorum. Milyonluk gelişmiş bir şehirde kültür, tarih ve turistik yöreler olarak ne aramışsanız hepsinin Tarsus’ta dikkatle ve estetik imkânlardan yararlanarak yapıldığını görmek bizi hakikaten mutlu etti. Caddelerin vasıtalara ve yayalara ayrılan kısımlarının düzgün ve güzel yapılması yanında, müzeler, mesela Osmanlı müzesi, tarihi eserler mesela Nusret Mayın gemisi, ziyaret yerleri Ashab-ı Kehf ne kadar güzel ve asaletine uygun bir çevre ile süslenmiş, görmeye değer. Şehre emeği geçen, edebiyatımıza ve kültürümüze, sanatımıza emek vermiş insanların büstleri ve hatıra abideler halinde şehre serpiştirilmiş olması Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz’ın, 4 dönemdir Tarsus’a Belediye Başkanı olarak neden seçildiğini de izah ediyor.

İşte bu kadar gelişmiş ve güzelleşmiş Tarsus’ta 21-24 Eylül 2010 günlerinde 9. Uluslararası Karacaoğlan Şelale Şiir Akşamları gerçekleştirildi. Şairler şiirlerini okudular, âşıklar, ozanlar sazları ve sözleriyle güzellikler yarattılar.

9. kutlanan şiir akşamlarının bir gönüllü gayretlisi var, Tarsus Belediyesi Kültür Sanat danışmanı emekli Edebiyat öğretmeni Kudret Ünal, Yurt içinden ve yurt dışından 17 ülkeden gelen şair ve yazar dostların karşılanması, onların ikametleri ve yiyecek vesair ihtiyaçları, gezi programları ve her akşam sanat ve edebiyatla süslü gösterilerin düzenleyicisi ve yöneticisi. Elinde not defteri, kalem ve telefon. Hiçbir şey aksamıyor, saati saatine, ahenkli bir akış.

Âşıkların başında bir usta var, yıllardır birikimlerini saz ve söz âşıklarına ve onların gelişmesine ve tanıtılmasına adayan Şeref Taşlıova. Sazlar coştuğunda, seyirci sıralarında adeta nefes kesiliyor, kulaklar nağmelerde, türkülerimizde, gözler bu ahenkli çalışta. İkinci akşam şairler şiirlerini okudular, üçüncü akşam atışmalar, toplu çalışlar ve yakalanan ahenk tıpkı Türk şiirinin gönül atışlarını simgeleyen ritim gibi, Anadolu ikliminin ruhlara yansıması idi. Üçüncü akşam kalan şairler şiirlerini sundular. Yakınımızdaki Tarsus Şelalesinin sesi bizi Boğaz içinde rüzgârın ve vapur çarklarının unufak ettiği deniz suyunun sesine götürdü. İlginç bir ruhi ortam sevgiler ve hayranlıklar bu seste bir yürek atışı gibi birleşti. Ben “Çağır Da Geleyim Güzel İstanbul” şiirimi okudum. Bir daha anladım ki yurdun neresinde bir güzellik varsa, onun en olgun seviyesi olan İstanbul güzellikleriyle birleşiyor ve birbirlerini tamamlıyorlardı.

Dostlarla buluşmak, kalem ve mızrap dostlarıyla bir arada olmak ne kadar güzeldir. Nail Tan, Prof. Dr. Nazım Hikmet Polat, Hayrettin İvgin, Prof. Dr. Ali Berat Alptekin ve Prof. Dr. İsmail Görkem, Nazım Payam, Ahmet Özdemir, Prof. Dr. İbrahim Agâh Çubukçu, Turan Oflazoğlu ve yurt içinden ve yurt dışından gelen Türkçenin sevdalıları ve Türkiye’nin dostları.

Birçok ilimizin hasretini çektiği fevkalade güzel bir tiyatroyu Tarsus’ta bulmak bizi ayrıca mutlu etti. Tarsus tiyatrosu bina ve mekân olarak tek kelime ile mükemmel ve oynadıkları Karacaoğlan piyesi ile gösterdikleri başarı, gözlerimizi ve gönüllerimizi doyurdu.

Bu arada dergimiz Akpınar’ın sahibi olarak bizi de ödüle layık görmüşler. Bu özel ödülü Akpınar’ın yazarlarına ve okuyucularına verilmiş kabul ediyor, takdir edenlere teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Bu arada diğer Karacaoğlan ödülleri Prof. Dr. İbrahim Ağâh Çubukçu, Karacaoğlan araştırmaları sebebiyle Prof. Dr. İsmail Görkem, Turan Oflazoğlu, Ressam Ertan Aykın, Tarsus Sanat Musikisi Derneği Başkanı Sinan Durusu’ya verildi.

Tarsus 9. Uluslararası Karacaoğlan Şelale Şiir Akşamları, unutulmaz güzelliklerin tanıtıldığı ve yaşatıldığı güzel günlerdir. Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz ve Kültür Danışmanı Kudret Ünal’ı kutluyoruz.

Bu sayımız yine dopdolu. Taha Akyol, İdealist Arkeolog başlıklı yazısı ile dergimizin misafiri. Yaşar Çağbayır, Ahmet Vehbi Ecer, Vedat Ali Tok, İsmail Özmel, Ahmet Sıvacı, İsmail Sarıkaya, Murat Soyak, Doç. Dr.Asif Rüstemli’nin yazılarını ile Özer Meral, İbrahim Ağâh Çubukçu, Sergül Vural, Abdülkadir Güler ve Osman Aytekin’in şiirlerini zevkle okuyacağınıza inanıyorum.

Daha güzel ve daha zengin sayılarda buluşmak dileği ile hoşça kalın, sağlıcakla kalın.


İsmail Özmel


İrtibat:

Yeni Çarşı İş Merkezi B Blok No:1/5 NİĞDE
ismailozmel@hotmail.com
ismailozmel1@gmail.com
0388 2131250

'Mostar' rüya projeyi gündeme getiriyor

Derginin Kasım sayısında asırlık Hicaz Demiryolu Projesi tarihsel önemiyle, dün ve bugünüyle ele alınıyor.

Mostar, 2010 Kasım tarihli 69. sayısında dosya konusunu Hicaz Demiryolu Projesi oluşturuyor. 20. yüzyılın başlarında yapımıyla birlikte İstanbul-Medine arasında yapılacak seyahatleri asgari süreye indirgemekle birlikte, Batılı devletlerin Ortadoğu halklarını Osmanlı’ya karşı kışkırtmaları sonucu çıkacak isyanları da kısa sürede bastırmayı hedefleyen proje, büyük bir kampanya eşliğinde az bir sürede tamamlanıp hizmete girmişti. Projenin gerçekleşmesinden kısa bir süre sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasıyla önemini kaybeden Hicaz Demiryolu Projesi, bugün Türkiye’nin bölge ülkeleriyle geliştirdiği iyi ilişkiler nedeniyle yeniden gündemde. Bu projenin yeniden diriltilmesi, sadece Türkiye için değil bütün bir İslam coğrafyası için de çok şey ifade edecek. Buradan hareketle Ufuk Gülsoy, “Bir rüya proje: Hicaz Demiryolu” başlıklı yazısında meseleyi her yönden kuşatan bir çerçeveyle projenin tarihini; İbrahim Baran, “Sultan Abdülhamit’i anlamak” başlıklı yazısıyla imparatorluğun dağılmasını engellemesi için stratejik bir öneme sahip projenin gerçekleşmesini en çok isteyen Sultan 2. Abdülhamit’i; Hayrettin Turan, “Hicaz Demiryolu yeniden” başlıklı yazısıyla projenin yeniden hayata geçirilmesi için atılan adımları ele alıyor. Dosyanın söyleşi konuğu ise “Hicaz Demiryolu Projesi bir dönüşümün başlangıcı olacak” diyen Prof. Dr. Vahdettin Ergin.

Mostar’ın gündem dosyasının konusu 12 Eylül referandumu öncesi CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun dile getirmesiyle yeniden ülke gündemine oturan “başörtüsü sorunu”. Türkiye’nin çözüm bekleyen öncelikli sorunlarından biri olan sorunu M. Mücahit Küçükyılmaz, “Siz hâlâ annemizin başörtüsünü mü kullanıyorsunuz?” başlıklı yazısıyla dinî ya da siyasal kimliğin kamusal alanda simgelerle açığa vurmasının doğallığı bağlamında ele alırken; Hilal Kaplan “Başörtüsü yasağı çözülmeye mahkûmdur” görüşüyle çözümün neden gerekli olduğuna dair fikir egzersizleri sunuyor. Samet Günek ise “Yükseköğretimin değişen yüzü ve başörtüsüne özgürlük sorunu” başlıklı yazısıyla konuyu insan hakları ve özgürlükler yönüyle ele alıyor.

Mostar’ın diğer sayfaları bu ay da okura oldukça zengin bir içerik sunuyor. Gündemden, Görsel Hafıza, Çizi-Yorum gibi klasik sayfaların yanı sıra, Dünya bölümünde “Irak’ta hükümet kurma çalışmaları ve ülkenin geleceği” başlıklı yazısıyla Irak’taki son gelişmeleri yorumlayan Mesut Özcan; Toplum köşesinde “Kutsalın akademik bilgisi”ne değinen Naci Bostancı ve “Mesut Özil ve futbolun gerçekleri” başlıklı yazısıyla son dönemin popüler tartışma konularından birini ele alan Alper Çeker; Medya bölümünde “Türk basınında mahalle baskısı”nı irdeleyen Hakan Çopur; Edebiyat Gündemi’nde “Okuma alışkanlığı ve roman” üzerine bir değerlendirme sunan Celil Civan; Teknoloji sayfasında ise “İran’ın siber kâbusu”nu konu edinen Hakan Hastaoğlu, yazılarıyla içeriği zenginleştiren yazarlardan bazıları…

Mostar’ın Tarih sayfaları da bu ay ayrıca önemli. Salih Demirhan’ın keyifli bir söyleşi gerçekleştirdiği Süleyman Gündüz, “Kafkas İslam Ordusu”na dair az bilinen ve önemli gerçeklere değiniyor. Ali Şükrü Çoruk’un “Eski İstanbul’da Kurban Bayramları”; Yakup Öztürk’ün “Evliya Çelebi’nin İzinde: Sütlüce’den Kasımpaşa’ya Haliç kıyıları”; Sinan Ceco’nun “Seyyahların Gözünden İstanbul: Kentin Azapkapı’dan görünümü” başlıklı yazıları özellikle ilgi çekiyor.

'Güncel Sanat' dergisi çıktı

Sayı:9, Kasım-Aralık 2010

Antalya’da Arslan Bayır yönetiminde iki ayda bir yayımlanmakta olan Güncel Sanat Dergisinin Kasım/Aralık 2010 sayısı yayımlandı. Dokuzuncu sayısı yayımlanan derginin sürekli gelişim içinde olduğunu söyleyebilirim. Mükemmeli yakalama çabalarını açıkça görebiliyorsunuz. Çünkü dergi her sayısında daha iyiye, daha güzele doğru mesafe katediyor. Okunası yazı ve şiirlerle dopdolu geniş içerikli bir dergi oldu. Emeği geçenleri kutluyor, başarılarının devamını diliyorum.


'Güncel Sanat' dergisinin bu sayısında yer alanlar:

Makale: Arslan Bayır, Fatoş Kayalıbay, Ayşe Akdoğan, Şükran Aydoğan, H. Senday Özdamar, Mustafa Kademoğlu, Başar Yurtçu, Ömer Kemiksiz, Elif Emeksiz,

Şiir: Ahmet Çelik, Ahmet Önen, Hülya Doğrusözlü, Hilal Erboyacı, Rıfat Kaya, Hüseyin Yüksel, Nurcan Göksel, Filiz Altıok Durak, Rıza Altınbaş, Kazım Güzel, Abdülkerim Acar, Abdülkadir Güler, Süleyman Pancaroğlu, Rıza Şen, Mevlüt Kaplan, Rahim Gür, İrfan Yıldız, Mustafa Aslan, Ertan Şahin, Buket Yiğit, İshak Pekgöz, Hızır İrfan Önder, Fikret Yılmaz Çavdar, Hatice Sarıaltın, Rahmi Ali (Batı Trakya), Babahan Muhammed Şerif (Özbekistan), Serkan İnce, İsmail Yıldız, Serpil Kaya, Numan Uslu, Cumhur Akbaş, M. Kemal Yılmaz, Şerafettin Ünalan, Şaziye Çelikler, Fatma Altuntaş, Yılmaz Uysal,

Araştırma: Çelebi Öztürk, Sakine Gaybaliyeva(Azerbaycan) Oleg Volkov(Litvanya), Koray Sarıdoğan,

Çeviri: Baki Yiğit, Edit Tasnadi, Dursun Ayan,

Bilimsel yazılar: Shiora Doniyorova(Özbekistan), Umarova Mahliyo( Özbekistan), Abdulcabbarova Feruze (Özbekistan), Alisiir, Ubaydullayev,

İnceleme-tanıtım: Mehmet Genç,Ali Sayar Hasan Akarsu, Volkan Gemili,Selçuk Oğuz,

Öykü: Ali İrşi, Ergül İlter, Mehmet Birtan Sürmeli, Zekine Dündar, Mehmet Önder,

Deneme: Suna Büyükgül,

Bilgiloji: Önder Güney

Anı: Behçet Yani.


Hızır İrfan Önder

2010-11-09

Cevat Akkanat LİKÂ dergisini anlatıyor

Cevat Akkanat'a Likâ dergisini sorduk. Nasıl çıktı, neler oldu, nasıl bitti diye. O da anlattı... Türkiye coğrafyasının taşrasındaydı Likâ. Fakat edebiyat coğrafyasının merkezindeydi. Edebiyat tarihçileri, dergi araştırmacıları bir gün muvaffakiyet gösterir de Likâ'yı inceleme şerefine erişirlerse, bu cümlemizi spota çıkaracaklardır. Öyle ya, edebiyat dergiciliğine şirketlerin, holdinglerin, hatta kartellerin el attığı bir dönemde Likâ, temiz ilişkilerin edebî muharrik noktası olmuştur. Bu nokta ayrıca iyi edebiyatın, has şiirin zemini olarak kayda geçmiştir.

Kelimenin tam anlamıyla, ilginç bir dergiydi Likâ. Mesela, künyesinde şu ifade yer alıyordu: "hazırlayanlar mı merak ediliyor? işte onlar: solda sıfır olanlar, yani, etsiz butsuz insanlar: halil ibrahim gümüş, ali ışıklarlarlı..." Görülmemiş bir şey. Böyle birileri yok.



Cevat Akkanat anlatıyor: Tek kişinin sırtında aslında her şey. Üstelik 657 mensubuyum. Uzun bir süre böyle, etsiz butsuz iki dinamik ismin diriltici ruhları gölgesinde çıktı Likâ. Bu arada, başına neler mi gelmedi? Şehrin mülki ve idari amirleri özel ilgilerini esirgemedi. Likâ'nın yeraltı yolculuğunu deşifre etmek için sağa sola haber saldılar, adamlar gönderdiler. Kimi yaftalamalarla Likâ'da tesadüfen yer almış lüzumsuz isimleri tespit edip, onlar vasıtasıyla Likâ'ya korku salmaya yeltendiler. En sonunda adresimizi tespit etme başarısı gösterdiler ve gelip bizi dairemizde buldular. Onlara edebiyat yaptığımızı söyledik. Hatırlıyorum, bir kez bir cezaevi müdür muavininden de ikaz almıştık. Tabii bu güya dostane bir ikazdı! Likâ'yı kendi cezaevlerinde ömürlük bir mahkûmiyete tabi tutulmuş olan yazarımıza göndermemeliydik. Göndermeye devam ettik.

Yaşasın fotokopi!

Likâ'nın yeraltı dergisi olduğu ana fikrini başka yönleriyle de açıklamamız mümkün. Sözgelimi dizgi, baskı, matbaa, dağıtım, abonelik gibi işlerini bizzat bendeniz, künyede görülen iki ismin hatırına yapıyordum. Dergiye gelen metinleri, evimde A4 sayfası ebatlarındaki Word yahut Quark sayfalarına dizer, çıktı alır, bu çıktıları bantla birbirine tutturarak A3 ebatı haline getirir, bu şekilde bir fotokopiciye gider, kimi zaman peşin, çoğu kez borçlanarak çoğaltır, sonra ikiye katlayıp 4 sayfalık bir yayın görünümüne getirirdim. Bunu, bir fırsat bulup postaya verme süreci izlerdi. Postalama işi de bir serüvendi. Kimi PTT memurları inzibat memuru kılığına bürünür, derginin yasal bir matbuat olup olmadığını araştırmaya girişir, bizim indirimli gönderme talebimizi asık suratlarıyla geri çevirirlerdi.

"Telif ücreti öder..."

Likâ'nın posta koyduğu bir başka husus, şair ve yazarların emeğine saygı göstermeyen büyük yayın kuruluşlarının tavrıydı. "Likâ telif ücreti öder" ifadesiyle Türkiye'de bir edebiyat mevkutesinde 'telif'ten bahsedildiği sanırım ilk kez Likâ'yla olmuştur. Belli bir sayıdan sonra, sanırım 18. sayıydı, her ne kadar yeryüzüne çıkmış olsa da, Likâ, eyvallah etmeyen tarzını son sayısına kadar sürdürdü. Bu arada, hicret kültürüne bağlı bir tavrı sergilemiş olması da onun ruhundan bir görüntüdür. Likâ, bir dirilişin ve direnişin temsilcisi olarak hayata Kırıkkale'de başlamış, bir takım sıkıntıları ekarte etmek için önce Ankara'ya, sonra Bursa'ya hicret etmiştir.

28 Şubat dönemi: Nisan bir!

İlk sayımızın tarihidir: "nisan bir, bin dokuz yüz doksan sekiz." Yani dönem 28 Şubat sürecidir. Gün geçmesin ki Müslümanlar bir zanla mahkûm edilmesin. Edebiyat âleminde bu aksi istikamete tavır sergileyecek nitelikteki yayın organları farklı hesapların peşine düşmüştür. Meselâ, aynı tarihte (1 Nisan 1998) yayınlanmaya başlayan Ankara merkezli büyük bir dergi vardı, hâlâ çıkıyor, onu bir gözden geçirin. Sonra, dediğim gibi, diğer büyük dergileri... Bizimse, yazı göndererek bunlara eyvallah diyecek bir halimiz olamazdı. Böylece, cicili bicili, şirketlerce çıkarılan büyük görünümlü dergilerin yanında fotokopiyle, cebimizdeki paraya göre 100 ilâ 250 arasında değişen tirajlar (!) halinde keyif çıkarıyorduk. Bu halimize gıptayla bakanlar oldu. Hatta Likâ'ya hasetçi gözlerle bakan bir zümre türedi. Umursamadık bunları. Yolumuza devam ettik. Nihayetinde görünürde küçük, gerçekte büyük bir anlayışın okulu oldu Likâ...

Düşen Tarih: Darbeciliğe karşı...

"Düşen Tarih" başlıklı metinler 12. sayıdan itibaren yer aldı Likâ'da. Bunlar küçük manzum metinlerdi. Mısra, beyit, dörtlük gibi... Epey etkili oldu bu metinler. Fakat bence Likâ'nın militarizme, darbeciliğe karşı duruşunu ilk sayısından başlayarak yansıtan metinler "Nasılsınız?" başlıklı önsöz mahiyetindeki yazılarımızdı. Ele avuca sığmayan, dilin bütün imkânlarından faydalanılarak oluşturulan bu önsözleri yazı hayatımın en önemli metinleri olarak görüyorum. Arşivden bakılırsa yahut bir gün bu metinler kitaplaşırsa sahici okur ve araştırmacılar haklarını teslim edecektir.

Kırıkkale: Kırık ve kale...

O dönemde Kırıkkale'de Türk edebiyatını şair, yazar ve araştırmacı olarak temsil eden çok değerli kalemler vardı. Arif Ay, Mehmet Kahraman, Nazir Akalın, Cahit Yeşilyurt, Cevat Özyurt, Said Okumuş, Mustafa Balcı ve başka isimler... Likâ'yı çıkarmadan önce başka bir dergi çıkarmak için Nazir Akalın ile birkaç görüş alışverişi yaptık. Fakat aramızda bulunan lüzumsuz bir kişiden ötürü bu görüşmelerden bir sonuç alamadık. Bundan sonra yapılacak bir iş kalıyordu. Eğer bu şehirde bir edebiyat dergisi çıkacak idiyse, buna hemen girişmeliydim. Bu cümleden olarak, Likâ başlangıçta tek başına girişilmiş bir hamlenin adıydı. Zaman içinde Kırıkkale'de yaşayan Ali Candan, Abdulbaki Akgün, Hüseyin Güç, Nurettin Dülger, Faruk Sevindim, Mehmet Kara, Berdal Aral, Mustafa Orhan, İlyas Kolukısa, Musa Demir, Ahmet Sabit Aşk, Tahir Ayata gibi arkadaşlar edebî eser desteğini verdiler. Bulunduğumuz şehrin dışından da destekçilerimiz hızla çoğaldı. Bize kalemleriyle katkıda bulunanlardan bazılarını burada anmak istiyorum: Murat Soyak (Ayrıca maddi olarak da desteklerini esirgememiştir.), Murat Küçük (Cezaevinden yazıyordu.), Mehmet Aycı, İbrahim Yolalan, Himmet Karataş, Selçuk Küpçük, Muammer Yavaş, Muammer Eroğlu, Özcan Ünlü, Zekeriya Mercan, Ahmet Doğru, Cengiz Coşkun, İsmail Bingöl, Metin Demirci, Gökhan Akçiçek, Mustafa Uçurum, Mustafa Akar, Ahmet Doğru, Ali Kozan, Serhat Oğuz, Yasin Mortaş, Mehmet Çağan Azizoğlu, Hasan Akçay, Mahmut Yavuz, Hüseyin Kaya, Bedran Yoldaş, Durdu Şahin, Hüseyin Akın, Ahmet Yalçınkaya, Müştehir Karakaya, Tayyib Atmaca, Ogün Kaymak, Nurettin Durman, Arif Ay, Nurullah Genç, Mustafa Özçelik, Metin Önal Mengüşoğlu, Bahattin Karakoç, vb...

"Kalktı göç eyledi..."

Likâ, zorlu bir Anadolu coğrafyasında açtı gözlerini. Kırıkkale gibi her yönüyle "kırık" ve "kurak" bir Cumhuriyet kentinde... Gerçekten de, sosyal ilişkilerin sıkıntılı olduğu, plansız, programsız, yığma, toplama, yerlisi olmamış bir son dönem kentidir Kırıkkale. Yeni zamanların bu "çağdaş" kasabasından "estetize edilmiş" cümlelerle söz etmek isterdim. Maalesef! Bütün bunları bir tarafa bırakalım, yukarıda da bir miktar temas etmiştim, "şehrin hâkimi" konumundaki kişilerin, çıkardığımız "mevkute"ye kuşkuyla bakıyor oluşları... Sonuçta, teslim bayrağını çekmek ile göç etmek arasında bir tercih yapmanız gerekecekti...

Biz ikincisine hüküm giymiş olduk. Ankara'ya gitmek zorunda kaldık. Bir başka Anadolu şehri, fakat burası başkent ve bu başkentin ne kadar Anadolu olduğu tartışılır. Üstelik buradaki olumsuzluklar daha acıtıcı. Likâ'nın buradaki tek avantajı, bir "kütle kent"te bulunmuş olmasıydı. Yani yer altına mensup olmak açısından daha uygun bir zeminde bulunuyordu. Bu avantajı kullandık. Türkiye coğrafyasının taşrasındaydı Likâ. Fakat edebiyat coğrafyasının merkezindeydi. Edebiyat tarihçileri, dergi araştırmacıları bir gün muvaffakiyet gösterir de Likâ'yı inceleme şerefine erişirlerse, bu cümlemizi spota çıkaracaklardır. Öyle ya, edebiyat dergiciliğine şirketlerin, holdinglerin, hatta kartellerin el attığı bir dönemde Likâ, temiz ilişkilerin edebî muharrik noktası olmuştur. Bu nokta ayrıca iyi edebiyatın, has şiirin zemini olarak kayda geçmiştir.

Likâ'nın özel sayıları...

Ben 46 sayılık Likâ külliyatının tamamını aynı ciddiyetle önemsiyor, sanki bir evlat gibi bağrıma basıyorum. Ama dergimizin kimi özel sayıları da oldu. Birileri de bunları önemseyebilir. Bu yüzden söz konusu özel sayıları burada hatırlatmak isterim: Likâ'nın 21. (Aralık 1999) sayısı "Osmanlı Şiiri Özel Sayısı", 31. (Eylül 2001) sayısı "En Yeni Şiirleri Özel Sayısı", 35. (Haziran 2002) "Panik ve Edebiyat Özel Sayısı", 37. (Aralık 2002) "Şiddet ve Şiir Özel Sayısı", 38. (Şubat 2003) "Nazir Akalın Özel Sayısı" olarak yayınlanmıştır.

Niyet hayr, akıbet hayr...

Likâ'nın son sayısı 46. sayıdır. Bu sayının tarihi: 1 Nisan 2004'tür. Fakat, derginin kapanış sebebi 26 Haziran 2004 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 5187 sayılı 'Basın Yasası'dır. Dergimiz, gecikmeli olarak, 47. sayı hazırlıkları aşamasındayken söz konusu yasa yürürlüğe girmiş, fakat yasanın yürürlüğe girişi kamuoyuna yeterince duyurulmadığı için, pek çok dergi ile birlikte Likâ da cezalı duruma düşmemek (500 YTL ödememek) için kapanmak zorunda kalmıştır. Fakat yaptığı öncülükle hâlâ yaşamaktadır ve hep yaşayacaktır.

Likâ isteyenlere müjde...

Likâ'yı bulup okumak isteyenler ne yapabilir? Ankara'ya, Milli Kütüphane'ye gitseler bulabilirler mi? Sanmam. Fakat şu günlerde onlar için bir çare düşünmüş durumdayız. Bize müracaat edenlere, küçük bir bedel karşılığında kendileri için tıpkıbasım tam takım bir Likâ cildi gönderebiliriz. Adresimiz şöyledir: cevatakkanat@gmail.com






















Asım Gültekin sordu; Cevat Akkanat anlattı

Kaynak:
www.dunyabizim.com

'Yedi İklim' dergisinde bu ay

YEDİ İKLİM, KASIM 2010, SAYI: 248

Yedi İklim dergisi edebî yolculuğunu Kasım–2010 tarihli 248. sayısıyla sürdürüyor.

Dergi, kapağına beş yazın adamının fotoğrafını taşımış: Aldous Huxley, Cemal Şakar, Edip Cansever, e.e.cummings ve Arif Damar.

Öz ve Biçim başlıklı başyazıyla sayfalarını açıyor okuyucuya Yedi İklim. “Özünde hakikati barındırmayan biçimlerse, bir süre insanları oyalasalar bile, bu sadece bir yanılsamadır. Yunus Emre, meramımızı ne güzel anlatmış: Her dem yeniden doğarız bizden kim usanası” ifadeleriyle sona eriyor yazı.

Derginin bu sayısında yer alan şairler: Kâmil Eşfak Berki, Osman Serhat, Nurettin Durman, Aykut Nasip Kelebek, Ahmet Tokiş, Ali Karan, Hüseyin Karacalar, Ümit Zeynep Kayabaş, Mustafa Burak Sezer, Süleyman Unutmaz, Ahmet Cora, Leyla Marankoz, Duygu Küçüker, Onur Bayrak ve Silvan Alpoğuz.

Ali Haydar Haksal öykü dünyasını ele verecek ipuçları bulabileceğiniz bir öyküyle çıkıyor okuyucunun karşısına: Rüyam ve Öyküm. Kadir Tanır, Zencilerin Evcilleştirilmesinin Öyküsü’nün ikinci, Hüseyin Arslan ise Hikâyeler Çölü üst başlıklı Beyaz Ay öyküsünün dördüncü bölümüyle dergide yer alıyor. Karatepe, uzun zaman sonra yeniden bir öykü yayınlıyor Yedi İklim’de. Mükerrem Mete’nin ise bu ikinci öyküsü, devamını bekliyoruz. İngilizceden yaptığı öykü çevirilerinden tanıdığımız Ebru Ak’tan da bir öykü var bu sayıda. Banu Kaba’nın nehir öyküsünün ilk bölümünü yayınlıyoruz. Arapçadan yaptığı çeviriler ve şiirleriyle tanıdığımız Ali Sözer de bir öyküyle katılıyor bu sayıya. Bu sayının diğer öykücüleri ise, Mustafa Oral, Emine Batar, Veysel Altuntaş ve Emine Dündar.

Osman Bayraktar, bu yılın Nisan ayında gerçekleştirdiği umre ziyaretinden devşirdiği duygu, düşünce ve izlenimlerini Yaşantılar başlığı altında yazıya dökmeye devam ediyor. Bu ay, Ravza-ı Mutahhara’yı ve Mescid-i Nebi’yi yazdı.

İki de söyleşi yer alıyor bu sayıda. Eylül ayından devam eden Zafer Acar söyleşisi bu ay sona eriyor. Yedi İklim, Eylül ayında Zafer Acar’a bir dosya ayırmış, dosya içinde Aykut Nasip Kelebek de Acar’la söyleşmişti. İşte o uzun söyleşinin üçüncü ve son bölümü yer alıyor bu sayıda. İkinci söyleşiyi Asım Öz, Cemal Şakar’la yaptı. Şakar bu yıla iki kitap sığdırdı. Biri inceleme, diğeri Hikayat başlıklı hikâyeler. Öz, Şakar’la Yazının Gizledikleri bağlamında sanat ve edebiyat dünyasını çerçeveleyen bir söyleşi gerçekleştirdi. İki söyleşinin de dikkatle okunacağını ve üzerinde durulacağını belirtelim.

Her ay olduğu gibi bu ay da çeviriye sayfa ayırıyor Yedi İklim. Bu ay iki çeviri var, ikisi de şiir. Çevirilerden ilki, Habil Tecimen’in Türkçesiyle Petrus Borel’den, ikincisi ise e.e. cummunigs’den Mustafa Burak Sezer Türkçesiyle.

Ali Haydar Haksal son kitabı “Doğu Büyüsü: Ah Kudüs” kitabında yer alan makalelere eklenebilecek, aynı bağlamda değerlendirilebilecek bir yazı kaleme aldı. Haksal bu sefer Aldous Huxley’in Ada romanını inceledi. Mustafa Uçurum, Edip Cansever’in Mendilimde Kan Sesleri şiirini konu edindi yazısında.

Mete Çamdereli’nin Eski Yazı Okumaları, Mustafa Cemil Efe’nin hat çalışmaları, hat-hattatlar üzerine yazdığı yazılar ve Hasan Aycın’ın İslam tarihinin altın sayfalarını tahkiye yoluyla aktarması Yedi İklim’in medeniyet vurgusunu dillendiriyor. Eski Yazı Okumaları’nın konusu Vezaifu’l-İnas devam ediyor. Hasan Aycın bu sayıya da bir çizgi ve bir hikâye ile katılıyor. Mustafa Cemil Efe ise “Efe” imzasını attığı hat örnekleri ile süslediği yazısında hat sanatı ile ilgili bir yazı kaleme aldı.

Değiniler-Yeni Okumalar bölümü yine dopdolu. Cihangir Berk geçtiğimiz ay ölen Arif Damar’ı anarken, Habil Tecimen Edebiyat Gidiyor diyor; Süleyman Unutmaz kendindeki Gogol’u anlatırken, Burcu akkanlı ise Osmanlı Gazelinde Duygunun Sesi’ni yazıyor.

Önümüzdeki kutlu günlerin bereketinden istifade edebilmemiz dileğiyle, kurban bayramınız mübarek olsun.

Hayırlı okumalar…


İrtibat:
0 216 399 19 14
0 216 352 49 77
yediiklim@yahoo.com
yediiklimeditor@yahoo.com

'Dil ve Edebiyat' dergisi

Derginin editörü Mehmet Kamil Berse, Neyzen Tevfik’in, mısralarıyla söze başlıyor: “Istırabın sonu yok sanma, bu âlem de geçer / Ömr-i fâni gibidir, gün de geçer, dem de geçer / Gam karar eyleyemez hânde-i hurrem de geçer / Devr-i şadi de geçer, gussa-i matem de geçer / Gece gündüz yok olur, ân-ı dem âdem de geçer.”

Ardından, “Çalışmayı ibadet olarak gören bir toplumuz. Yaradılış ruhuna uygun olan “Yarın ölecekmiş gibi ahiret, hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışmak” düsturu, insanın ruhsal dengesini de sağlar. Çalışma ritmini yakaladığınız zaman, saatin tiktaklarını kalbin içinde nağme ahengine çeviren bir neysiniz. Lübnan dâhisi Halil Cibran, bu konuda Hak Erenler kitabında şöyle söylüyor: “Çalıştığınız zaman arzın en uzak rüyasından, doğduğu gün size nasip olan hisseyi gerçekleştirmiş oluyorsunuz. Ve siz kendinize iş vermekle, hayata karşı olan sevginizi belirtiyorsunuz. Hayatı iş yaparak ve başararak sevmek, hayatın en gizli sırlarına aşina olmak demektir.” Çalışmayı, çok çalışmayı şiar edinen bir millet olmalıyız; tembel olmak yeryüzüne yabancı kalmak demektir, hayatı ıskalamak demektir. Çalışma hırsı ve azmi, çocuk yaşta kazandırılmalıdır. İnsanımızın gelecek nesillere iyi bir dünya, iyi bir kültür bırakabilmesi, bu azmin hızlandırılmasına bağlıdır” diyerek çalışmanın önemine dikkat çekiyor.

Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın, “Bilişim Çağı ve Türkçenin Sorunları”, Prof. Dr. Osman Fikri Sertkaya, “Eski Türkler Okur Yazar mıydı?” ve Yrd. Doç. Dr. Bedri Aydoğan “Özentinin Türkçemize Armağanı: Trend” başlıklı yazılarıyla, dil konusunda bilgi dağarcığımızı zenginleştiriyorlar.

Derginin “Ayın Dosyası” başlıklı bölümünde bu ay, Fârâbî tanıtılıyor. Prof. Dr. Mahmut Kaya’nın kaleme aldığı “Erdemli Devletin Çatısını Kurdu” başlıklı dosyayı ilgiyle okuyacaksınız.

Derginin bu sayısına Prof. Dr. Hikmet Özdemir “Kurban ve Kurban Bayramı” ve Recep Garip, “Geçen Zaman” adlı makaleleriyle katkıda bulunuyorlar. Deneyimli eğitimci Dr. Sakin Öner Öğretmenler Günü nedeniyle kaleme aldığı “Öğretmenler Günü ve 21. Yüzyılın Öğretmeni” başlıklı yazısıyla dergiye konuk oluyor.

Mehmet Kamil Berse, gezi yazısında Karaman’ı tanıtıyor. Berse, “4500 yıllık Medeniyet Türküsü” adını verdiği yazısında, şehrin tarihine doğru bir yolculuğa çıkarıyor bizleri.

Yine bu sayıda, kültür ve edebiyat hayatımıza renkli kişilikleri ve eserleriyle derin izler bırakmış olan Faruk Nafiz Çamlıbel ve Hasan Nail Canat birer yazıyla yâd ediliyorlar. Sadettin Kaplan, “Çocuk ve Edebiyat Üzerine” adlı denemesi, Mustafa Miyasoğlu, “Türkçe Sözlük ve Büyük bir Ansiklopedi” başlıklı tahlili; Sinan Yıldız, “Bisiklet Sevdası” adlı hikâyesiyle derginin kasım sayısına konuk oluyorlar.

Kâmil Uğurlu, Mustafa Nejat Sefercioğlu, Mahmut Kaya ve Sadettin Kaplan, birer şiirle dergiye katkıda bulunuyorlar. Murat Oktay, bu ay altı kitabın tanıtımıyla kitapseverlere seçenekler oluşturuyor. “Ayın Faaliyetleri”nde, Prof. Dr. Nazif Gürdoğan, Recep Garip ve Resul Tosun’un konuk olarak yer aldığı Dil ve Edebiyat Derneği’nin Cumartesi Toplantıları anlatılıyor.

Çıktığından itibaren artarak zenginleşen muhtevasından, kâğıt ve baskı kalitesinden ödün vermeyen Dil ve Edebiyat dergisinin 23. sayısı, bayilere ve abonelere dağıtıldı.

Nice güzel sayılara…

İletişim:
www.ded.org.tr

2010-11-08

'Berceste' 100. Sayıda

Malum, Kayseri Türkiye’ye hatta dünyaya ticarî zekâsıyla nam salmış bir şehirdir. Her ne kadar geçmişinde makarr-ı ulema sıfatıyla anılmışsa da günümüzde daha çok ticaretiyle, sanayisiyle, mobilyasıyla, pastırmasıyla, sucuğuyla tanınıyor.

Berceste, Kayseri’nin umumi zihniyetine aykırı bir dergi… Bekir Oğuzbaşaran’ın ifadesiyle tam bir imalat hatası. Çünkü derginin sahibi İbrahim Şahin dergi çıkarma işinden kâr edemediği gibi her ay maddî bakımdan zarar ediyor. Dergi ile yakından ilgilenenlerden Bekir Oğuzbaşaran, üniversitede öğretim görevlisi. Bilgisi, kültürü, hafızası, tecrübesi ile herkesi kendine hayran bırakıyor. 40 küsur yıldan beri edebiyatın içinde olan ve edebiyatı bir yaşama biçimi hâline getiren bu aksakalımızın çocuklarına bırakacağı kitaplarından şeref ve haysiyetinden başka bir şeyi yok. Herhalde bu kadar yıl yan uğraş olarak bir ticaretle iştigal etseydi bu zekâ ile maddî anlamda hatırı sayılır bir mevkie çoktan gelirdi. Merhum Ümit Abi’de aslında birazcık Kayserili zekâsı vardı, ama o da edebiyat çevresiyle tanışmak suretiyle şansını kaybedenlerden olmuş.

Kayseri’de bir dergi çıkardığımızı duyan bazı tanıdıklarım önce Berceste kelimesinin ne anlama geldiğini soruyorlar. İkinci soru ise hiç değişmiyor. Pekiyi, bu dergiden ayda ne kadar kazanabiliyorsunuz? Ben de “hiç” dediğim zaman bazıları inanmıyor, bazıları da Kayserili zekâsına uygun olarak, acıyıp, akıl vermeye çalışıyor.

Her zaman söylemişimdir, edebiyatla, sanatla uğraşanların para kazanması da çok tabii karşılanmalıdır; ancak maddiyatı ilk plana alan, ne yazar ne de sanatkâr olabilir.

Berceste, Kayseri’de kendi kısıtlı imkânlarıyla çıkmaya devam ediyor. Kendi yağıyla kavrulmaya çalışarak bir büyük mücadele veriyor. Şerefi, haysiyeti, dik duruşu ile 100. sayısına ulaştı. Eğer bu derginin içinde, arkasında holdingler, patronlar olsaydı bırakın 100. sayıya ulaşmasını, daha ilk iki üç sayıda işi biterdi.

Bana göre Berceste’nin Kayseri’de, Erciyes dergisinden sonra en uzun ömürlü dergi unvanını kazanması, her ay hiç aksamadan, zamanında çıkmasının sebebi, Berceste’ye gönül veren insanların hesapsız, çıkarsız olmaları. Hiçbirimizin Berceste üzerinden menfaat sağlama gayreti olmadı. İbrahim Şahin patronluk yapma sevdasında olmadı. Hatta dergi dışından bir yazar, şair gibi her yazısını şiirini “Uygun bulursanız hocam…” diyerek verdi. (Bu fakirin ise ona yaptığı zalimlik pek az kimseye nasip olmuştur.) Hiçbirimiz kalemimizi bir çıkar için, bir menfaat için oynatmadık. Bir zümreye yaranma, bir kuruma yaslanma, bir partiye bağlanma yoluna gitmedik. Böyle şeyleri hiç düşünmedik. İnandıklarımızı, doğru bildiklerimizi yazdık. Kaygılarımız, herbirimizin kısıtlı imkânlarına rağmen edebiyata, sanata, kültüre dair oldu. Bu yolda ne kadar başarılı olabildik diye bir muhasebe yaptığımız zaman da henüz yolun başında olduğumuza kanaat getirdik. Allah ömür ve izin verirse, Berceste ileride ilim ve irfan hayatımıza daha güzel, daha faydalı hizmetler verme çabası ve gayreti içinde olacaktır.

Bazı yazıları, şiirleri dergimizde değerlendiremediğimiz için küsenler, kırılanlar oldu. İstedik ki bize gelen yazılar millî ve manevî değerlerimizi zedelemesin, belirli bir seviyede olsun. İlk yazdığı şiiri/yazıyı, bırakın Berceste’yi, hiçbir dergiye, gazeteye göndermeyin diye âcizane tavsiyelerde de bulunduk. Sanata, edebiyata karşı geçici bir hevesle yaklaşıyorsanız kendinize başka sevdalar bulun dediklerimiz oldu. Bazen sözle, bazen sükûtla ifade ettik bunları. Bir defa adım dergide çıksın yeter, düşüncesiyle yazar, şair, sanatkâr, kültür adamı olunmaz demeye çalıştık. Sadece meşhur olma sevdasıyla Berceste’yi kullanmaya çalışanlara, dergiyi bir basamak gibi görenlere karşı tedbirli olmaya devam ediyoruz.

Bazı kıymetli yazıları, şiirleri yayınlamadığımız oldu, çünkü e-posta ile gelen yazının gönderildiği adres kısmında onlarca dergi, site vs. adı var. Yani aynı yazıyı onlarca dergiye birden gönderenler oluyor. Her derginin farklı okuyucusu bulunmakla birlikte bir yazının aynı anda servis edilmesini de doğru bulmuyoruz. Nihayetinde sanat eseri bir haber değildir. Her yazar kendine yakın bulduğu ya da yazısının uygun olduğu dergiye göndermeli. Galiba sözü çok uzattık, ama Berceste bizim hassas noktamız…

100. sayımızı çıkarmanın sevincini yaşarken sevgili yazarlarımıza, şairlerimize çok şey borçlu olduğumuzun bilinmesi gerekir. Onlar bizi hiç yalnız bırakmadı. Biz istedik, onlar beyinlerini, yüreklerini yordular, cömertçe verdiler. Bize ve okuyucularımıza gönüllerini serdiler. Hepsine müteşekkiriz.

Vedat Ali Tok

SAFAHAT OKUMALARI

SAFAHAT OKUMALARI
Mehmet Âkif'i anlamak ve anlatmak için Safahat Okumaları...

DİRİLİŞ GÜNLERİ, DİRİLİŞ GÜLLERİ

E-POSTA GRUBU

Dergi~lik e-posta
dergilik@googlegroups.com