2012-09-16

Güz günlerinde 'Kün' edebiyat dergisi

Hüznün, Hazan’ın, Şiirin, İhtilal ’in hatırlatıcısı; Eylül

Kün Edebiyat, Anadolu’dan başlattığı yürüyüşüne ikinci sayısıyla devam ediyor. İki ayda bir yayımlanan dergi yine zengin ve dopdolu bir sayıyla okuyucunun karşısına çıktı. Bu sayıda dosya konusu “Eylül” olarak belirlendi. Hüznün, hazanın, şiirin ve bir de bize mahsus olmak üzere ihtilalin hatırlatıcısı olan “Eylül” ayını bütün tedaileriyle ele alan yazılarla zenginleşen dosyada birbirinden kıymetli isimler yer alıyor. Meslekî donanımı bir yana, son dönemin ârif zâtlarından olan Hüsrev Hatemi, Eylül’ün temsil ettiği şeyler üzerine enfes bir yazı kaleme aldı. Türk siyasi hayatını olduğu kadar edebiyatını da yakından takip eden usta yazar Ahmet Kekeç, Eylül ve tedailerini kendine has üslubuyla yazdı. Mehmet Ali Çakır, Eylül’e hüzün yakıştırılmasına itirazını, Mehmet Güneş meşum Eylül ihtilalinin kırdığı gülleri, Hüseyin Akbaş, eski Eylüllere duyduğu özlemi, İhsan Kurt, kendi özelinde Eylül’ün gurbet tadında yaşanmışlığını, Recep Garip, Eylül’ün sarı tarafını, Elif Sönmezışık Hüzünsüz Eylül’ü, Akın Uyar Eylül’den nasibini alan dil ve kültürü yazdı. Ercan Köksal, Ethem Baran’ın konusunu 12 Eylül’den alan Yarım adlı romanını değerlendirdi.

Ercan Köksal Türk edebiyatının âkıl adamı Hilmi Yavuz ile şiir üzerine altı çizilecek bir söyleşi gerçekleştirdi. Şiirde anlam ve müzikalite, şiir ve gelenek gibi konularda son
derece mühim şeyler söyledi Hoca.

Şiirde; Şükrü Erbaş, Nurettin Durman, Muhsin İlyas Subaşı, Mehmet Güneş, Ahmet Yozgat,
Ömer Faruk Ünalan, Payidar Zaraman, Şakir Yücesoy, Mehmet Baş, Ali Tavşancıoğlu, Celal Kapusuzoğlu, Mehtap Altan, Abdullah Zeki Öğüt, İnci Eskicuma, Emir Karapaça, Ahmet Keskinkılıç, Hasan Tan gibi farklı iklimlerin usta şairleri buluştu.

Hikayede; Mustafa Çiftçi, Üzeyir Süğümlü, Halit Emre gibi isimlerin yanı sıra, Azarbeycan edebiyatından İmdat Avşar’ın Türkiye lehçesine çevirdiği Ejder Ol imzalı bir hikaye var.

Halil Derviş “Abdurrahim Karakoç’un Şathiyeleri” üzerine incelemesiyle, Funda Gökçen Gelincik, Aydoğan Yavaşlı “Tarık Dursun K’nın Yanında Birkaç Saat” , Yasemin Yıldız Vakt-i Huzur ve Mehmet Emin Poyraz “Eylül Çeşitlemeleri” adlı denemeleriyle, Siyami Yozgat Usta Şair Attila İlhan’a dair hatırasıyla bu sayıda yer alan yazarlardır.

İkinci sayıda da soruşturmalara devam edildi. Nurettin Durman, Hüseyin Akın, Murat Menteş ve Muhsin İlyas Subaşı “Eylül” soruşturmasına cevap gönderen isimlerdir.

Kün Edebiyat, görselliğin yanında yazının ve mananın estetiği üzerinde de titizlikle durarak yoluna devam edecek. Hazırlanmış, belirlenmiş, tarif edilmiş yollardan değil, kendi yolunu kendi açarak… Yarışmadan, tartışmadan, savaşmadan… Sadece edebiyata, sadece sözün güzelliğine dair… Güzel olan her şeyin asıl olarak tek kaynaktan neşet ettiğine inanmış olarak…

Kün Edebiyat irtibat:
kun_yayin@hotmail.com

'Semaver Öykü' dergisinin 2.sayısı çıktı


Semaver Öykü dergisi ikinci sayısıyla okurlarının karşısına çıkmanın heyecanını yaşıyor. Bu sayıda yer alan yazarlar ve eserleri:


ÖYKÜ:
Willi CORSTEN/ Çev. M.Akif COŞKUN “Nankörlüğün böylesi”
Mert ÖZTÜRK “Kırmızı Gergedan”
Mustafa UÇURUM “Taş”
Deniz Dengiz ŞİMŞEK ”Peçete”
Semih POLAT “Şimdi Tan Vakti:Kaçmanın”
Üzeyir SÜĞÜMLÜ “Yazmak Zamanı”
Ercan KÖKSAL “İçimdeki Çocuk”
Aydın Adnan GÜMÜŞ “Arayış”
Arda İNAL “Beyaz Balon”
Sertaç GEREÇ “Yek Ses”
Adem ÖNER “Bir ceylan Yalnızlığı”
Ayhan Emir YOLCU “Abdülhelak”

Deneme:
Baki KARCI “ Ahenk”
İnceleme:
Nurkal KUMSUZ “Türk Hikâyeciliğinin gelişme Aşamaları”
Kitap Tanıtımı:
Faik AKAY “Düş Kıyısı Kentin Öykücüsü- Ahmet KARACAN"


Dergiye ürün göndermek için mail adresi:
semaveroyku@gmail.com

2012-09-08

‘Edep’ edebiyat dergisi


Edep’in Eylül sayısı çıktı. Arif Ay “Yaz Sonu” şiiriyle merhaba diyor okurlarına. Adem Turan “Borges’in Bastonu” şiiriyle Borges şiirlerine devam ediyor. Mustafa Özçelik “Ya Hu” şiiriyle bir iç yolculuğa çıkıyor. “Cinayetler Şehri”yle Nurettin Durman “Çocuklara Şiir”iyle M. Mücahit Yılmaz, “Enlem” şiiriyle Mehmet Aycı, “Aşk Tilaveti” şiiriyle Yasin Mortaş, “Evlerin Yalnızlığı”nda Mustafa Demircioğlu, “Eller” şiiriyle Rasim Demirtaş “Bütünün Damlaları”yla Mehmet Yıldırım ve “Denetimli Bir Gül Tutup Bıraksam da” başlıklı şiiriyle Çağatay Telli Edep’in şiir dünyasını zenginleştirdiler.

Musa Deniz “Necasetten Taharet” başlıklı denemesiyle ırkçılık üzerinde duruyor.

Kamil Yeşil ” Mevlevi Dili, Medeniyet Dili” başlıklı yazısıyla dilin insanın ruhunu şekillendiren yönüyle tasavvuftaki işlevi üzerinde duruyor.

“Toprağın Bağrında Açılan Kapı” başlıklı denemesiyel Hayrettin Durmuş ölüm olgusunu dile getiriyor.

Arif Ay “Gün Dökümleri”nde bu sayıda iki dergiye yer veriyor: Avrasya Etütleri Dergisi ve Mahalle Mektebi.

Bu sayının öykücüleri: geçen sayıdan devam eden “Simli Karanfiller” öyküsüyle Zeynep Sati Yalçın, “Kurtuluş Parkında” başlıklı öyküsüyle Selçuk Azmanoğlu, “Edebi Gece” başlıklı öyküsüyle Özden Apaydın.

Dergiye yeni katılan bir isim Yusuf Hüsnü Tahran’dan sesleniyor “Defter-i Tehran” başlıklı günlüğüyle.

Ayrıca “Güldeste”, “Rivayet Ola ki” ve “Hatırat” başlıklarıyla okurun belleği tazeleniyor.

Edep’in Eylül sayısı dopdolu. İyi okumalar…


İrtibat:
edepdergisi@gmail.com

'Ay Vakti' dergisi 12. yılında


Uzun soluklu yayın periyoduyla 140. sayısına erişen dergimiz edebiyatımızın ve fikir dünyamızın önemli bir misyonunu yerine getirmenin ve milli kültürümüze hizmet etmenin kıvancıyla 12. yılını kutluyor.

Değişik ve çarpıcı kapak tasarımlarıyla her zaman dikkatleri üzerine çeken Ay Vakti bu sayısında bu zamana kadar eserlerine yer verdiği tüm yazarların isimlerini kapağına taşıyarak dostluğunun gelip geçici bir dostluk olmadığını göstermiştir.

Yine zengin ve dopdolu içeriğiyle okuyucunu selamlayan dergimiz dünyanın değişik yerlerinde ve Arakanda Müslümanlara yapılan zulümleri lanetlerken Müslümanları bir olmaya ve birbirlerine sımsıkı kenetlenmeye çağırmaktadır.

Edebiyatın her alanından seçtiği seçkin eserlerle 140. sayısında da yine dopdolu olan dergimizin bu sayısında yer alan eserler ve yazarlar şu isimlerden oluşmaktadır.

Denemeleriyle;
“Kırbaçlanan Ağıtlar Gibi’’ Şeref AKBABA-"Kalemlerin Rengi "Faik ÖCAL-"Selahaddin’in Kitabı" S. Ahmet KAYA-"Şehir "Berrin SÖNMEZ-“Denemeler”in Yazarına Göre Şüphe... “ İsmail BİNGÖL-"Eylül ve Ramazan "Esma BUDAK yer alırken

Şiirleriyle;
"Dağ Gazeli"Mustafa ÖZÇELİK-"Cinayetler Konvoyu"-Nurettin DURMAN-"Annesi Ölen Kızın Saçlarını Kim Tarar "Selami ŞİMŞEK-"Bir Yanım Hep Arakan "Selma ÖZEŞER-"Kanar Coğrafyası Vicdanın "Mehmet BAŞ-"Yalnız Şiiri Vardır Şiiri Olanın" İsa KARAASLAN-"Dokunursa Ağlarım "Mustafa KÜÇÜKTEPE-"Anne, Babamı Bir Daha Görebilecek miyim? "Selim AKDEMİR-"Kulbe-i Ahzan "Taner TAŞTEKİN-"Sağanak" Hilal BUĞAN-"İkinci Kez" Semra SARAÇ yer almaktadır.

"Orta Asya’dan Tuna’ya " isimli gezi yazısıyla Abdullah Ömer YAVUZ okuyucularımızı seyahat ikliminin büyülü atmosferine taşımaktadır.

Öyküleriyle yer alan yazarlarımız ise;
"Cezada Elif Direnci "Naz FERNİBA-"Çilek, İpek Böceği Ve... "Ömer ESKİ-"Elif Uzunca "
Fatma PEKŞEN-"Mavi Bir Kuşun Kanadında Yitip Giden Özgürlük "Nurşah KARACA-
"K. Durağında” isimli öyküsüyle "Ahmet DURMUŞ'dur.

İncelemeleriyle;
"Sanat ve Estetik Üzerine" Necmettin EVCİ-"Şiirselliğin Hüküm Sürdüğü Öyküler; Zemheri" Ercan KÖKSAL yer almaktadır.

Kitap tanıtımlarıyla;
"Herşey ‘‘Birdenbire’’ Oldu "Senem GEZEROĞLU ve “Türk Şiirinin Beyaz Kartalı Bahaettin Karakoç” Mehmet BAŞ okuyucularını selamlamaktadır.

Yepyeni sayılarda görüşmek dileğiyle..

Hayırlı okumalar...

2012-09-06

Yazdan çıktı 'Karabatak'


Üç aylık bir yaz molasından sonra Karabatak dördüncü sayısıyla okurunun karşısına çıkmanın heyecanını yaşıyor. İçeriğiyle olduğu kadar görsel zenginliğiyle de dikkat çeken dergi her zaman olduğu gibi açılışını şiirle yapıyor. A. Ali Ural’ın “Saat Satan Zenciler”i ve Cevdet Karal’ın “Cesedi Nereye Gömelim”in ardından bayrağı genç şairler devralıyor.
Şiirin ardından poetika geliyor ve sırasıyla A.Ali Ural’ın “Bir Hakikat Habercisi Olarak Peygamberin Şairleri”, Ali Ömer Akbulut’un “Barışı Küse Ver; Şefkate Cesaretin Var mı?” ve Mustafa Uçurum’un “Şiire Hayatı Çağırmak” isimli yazıları yer alıyor dergide. Güzide Ertürk “İki Çöl Arasında” adlı denemesiyle Houston’ın garajdan bozma ilk mescidinin izini sürerken, Hasibe Çerko “Kendinden Kurtulamamanın Sokratesçi İşkencesi” denemesiyle daha sonraki sayılarda devamı gelecek olan felsefe yazılarının ilkini sunuyor. Bu sayının öykücüleriyse Betül Pulatkan, Murat Dai, Demet Soysal, Nur Kıpçak, Sümeyra İkiz, Ümit Can ve Gülçin Aydın.
Karabatak her biri derin yankılar uyandıran söyleşilerine bir yenisini ekledi. Bu sayının konuğu Türk sinemasının sessiz bilgesi Semih Kaplanoğlu. Çayan Özvaran’a konuşan usta yönetmen “Kâinatın sesini duymak için müziğin sesini kısmak lazım,” diyerek tabiata çağırıyor seyircileri. Kaplanoğlu’nun içten cevapları sanatın temelinin samimiyet olduğuna işaret ediyor.
Dördüncü sayının minimal dosyası “Faust” yani “İnsan.” Üç ayrı bakış açısıyla ele alınan dosyada genç öykücülerimizden Naime Erkovan, “Faust’u Aklamak”, kendisi de bir cerrah olan Mehmet Oğuz Yenidünya, “Doktor Faust Cerrahtı, Çünkü Anlaşmasını Kanıyla İmzaladı” başlıklı denemeleriyle gerçek Faust’un üzerine tutuyorlar fenerlerini.
Tiyatro, sinema, müzik, mimari gibi sanatın bütün dallarını harmanlayan Karabatak, Zeynep Ural’ın gözünden Rönesans ustaları Michelangelo, Leonardo Da Vinci ve Raphael’in eserlerine yer veren “The Great Masters” sergisini Karabatak’a taşıyor. Faysal Soysal, “Türk Sineması’nın Sorunu Konu mu Biçem mi?” diyerek yeni bir tartışmanın kapısını açarken, Rahşan Tekşen, İstanbul yazılarına kahve kültürüyle devam ediyor. Kuş Uçar Kervan Geçer köşesinde Hande Topbaş, Sicilya’yı taşıyor derginin sayfalarına. Yasemin Karahüseyin’in “Eylemsel Müzik” köşesinin bu ayki konuğu, bozkırın ruhunu ebedi notalara döken Neşet Ertaş’tan başkası değil. Ertan Sertöz’ün çizimleri, Halit Ömer Camcı’nın harika fotoğrafı ve görsel yönetmenimiz Sedat Gever’in eşsiz illüstrasyon ve kapak tasarımıyla Karabatak dördüncü kez okurunun karşısında.

2012-09-05

'BİR NOKTA' edebiyat dergisinin 128.sayısı çıktı



‘Bir Nokta’ aylık edebiyat dergisi
Eylül 2012, Sayı:128

Dünyayı yaşanmaz kılanlar var. Yakın coğrafyamızda olup bitenlere hepimiz tanığız. Bütün kötülüklere, kıyımlara, yıkımlara karşı sözün yolculuğu devam ediyor. Güzel yarınlara duyulan hasret bugünün hakkını vermek ile gerçekleşecek. Şimdiki zaman, yaşadığımız an üzerinde odaklanıp nitelikli işler yapmalıyız. Sağlam, yapıcı eserler ile yolumuz aydınlanacak. Umut, böylelikle sahih ve anlaşılır bir kelime olacaktır.

Edebiyat-sanat yolcuğunda istikrarlı yürüyüşünü sürdüren Bir Nokta edebiyat dergisi 128. sayısıyla okuyucularını selâmladı.

Derginin sunuş yazısından iktibaslar:


“Merhaba Eylül, merhaba iyi ve güzelden yana köktenci duruş! Esenliyorum seni.”

*

“İnsan kendi değerlerinin alemidir. O değerlere bağlı olmak yani sadakat ve tutarlılık esastır.”

*

“Yalanın vaad ettiği şan, şöhret, iktidar, mal, mülk, makam, vb. her şey zincirdir. Kırdıysak bu zinciri, kıracağımız başka bir zincir daha vardır, bu da umutsuzluktur.”

*

“Özü tok, gözü tok olan tok seslere çağımızda daha çok gereksinim vardır. Onlar insanı fare gibi gören ve dünyayı da fare kapanı gibi düzenleyenlere “la” çizgisi çekebileceklerdir.”

*

Derginin bu sayısında yer alan isimler ve yazı başlıkları:

Alfonso Ş. Morales-Anlayamadığım
Aliye Akan-Bana Bakıyor
Muhammed Sevim-Kül Rengi Firari Kedi
Nurettin Durman-Geceleyin Bir Yokuş
Süleyman Çelik- Dertleniş
Said Yavuz-Cennet Yaşı
Fazıl Nezeri-Oyuncak
Ali Kemal Akdeniz-Yaşamak Yorunca
Murat Soyak- Asaf Hâlet Çelebi
Abdurrahman Adıyan-Terzinin Türküsü
Arif Dülger-Sen
İbrahim Yarış- Ali Haydar Haksal ile Söyleşi
Tahsin Hamdi Yılmaz-Şu Demek Oluyor Ki
Mahmut Feyzi-Kimsenin Kalbine Bir Bakış
Mesut Doğan-Şehirlerin Kokusu
Bünyamin Durali-Türkçemize Kıymayın Efendiler-1
Kadir Erdal- Eve Güneş Çağıran Şaire Bir Bakış
Abdülkâdir-i Gulâmî-Gazel
İbrahim Eryiğit- Matematiksel Aforizmalar-1

İrtibat:

BİR NOKTA dergisi bütün NT mağazalarında...
0216 552 82 87
istanbulbirnokta@hotmail.com

2012-09-04

Yeni dergi: 'İlim ve İrfan'


İlk sayısı çıkan İlim ve İrfan dergisi, dosya konusu olarak isminin dayanak noktası olan İlim ve İrfan kavramlarını inceliyor.

Yayıncılık anlayışı, tüm dünyada baş döndüren bir hızla değişiyor. Yıllardır yayımlanan ve belli bir bilinirliği olan gazeteler ve dergiler basılı yayın yerine dijital yayını tercih etmeye başlıyor. Yeni medya ise günden güne güçleniyor. Bilgiye ulaşmak kolaylaşıyor ama nitelikli ve sahici bilgiye ulaşmak giderek zorlaşıyor. Her şeyin hızla buharlaştığı bu zaman diliminde İlim ve İrfan, söze, kâğıda ve yazıya hürmetin yeniden gündeme gelmesi gerektiğini düşünüyor.

İlim ve İrfan dergisi, ismini, medeniyetimizin ve tasavvuf geleneğimizin iki ana damarından alıyor. İlmi kendisine dayanak yapan dergi, irfani bilginin önderliğinde unutulmaya yüz tutmuş değerlerimizin üzerindeki pasları silmeyi ve köklerimize can suyu vermeyi amaçlıyor. Sade ve anlaşılır bir dille yayın yapacak olan dergi, ehl-i sünnet çizgisi ve selef-i salihinin izinde, bidat ve hurafelerden arındırılmış bir tasavvuf anlayışını yayın diline taşımayı hedefliyor. İlim ve İrfan, Türkiye’de yayın yapan tasavvuf dergilerinden birisi olmak için değil; İslam’ın bu en sırlı bilgisinin, sahih bir yolla anlatılması için yayına başlıyor. Yayıncılık alanında açılmış izlekleri takip etmekten çok kendisine yeni alanlar açmayı hedefliyor.

İlk dosya: Bilmek ve olmak

Genel Yayın Yönetmenliğini Saadettin Acar’ın yaptığı derginin ilk sayısı, dosya konusu olarak isminin dayanak noktası olan İlim ve İrfan kavramlarını inceliyor. Dosyada, M. Selim Haşimoğlu, Ahmet Birler ve İsmail Acarkan’ın yazıları dikkat çekiyor. Mona İslam’ın yazdığı “Bir Ahir Zaman Hastalığı: Kusur Aramak” yazısı insana etrafta kusur aramayı bırakıp kendi iç dinamiklerine yönelmesini öğütlüyor. Mehmet Çetin, marifet kavramını etraflıca işliyor. Erdoğan Baş, Asr-ı Saadet’ten bir tabloyu gündeme getirerek “ayetlerin bize ne kadar tesir ettiğini” soruyor. Şeyh Muhammed Muta’ el- Haznevi Hazretlerinin sohbetlerinden derlenmiş olan ve “İrfan Kaynağı” olarak isimlendirilen orta sayfada bu sayı “ilmin paha biçilmez bir mücevher olduğu” anlatılıyor. Derginin dikkat çeken yazılarından biri de Ahmet Hamdi Uzunyol’un yazdığı “Bir İrfan Mektebi: Haznevi Tarikatı” yazısı. Yazıda, yüzbinlerce insanı derinden etkilemiş Haznevi Tarikatı etraflıca tanıtılıyor.

Yayın anlayışını “İrfana götürmeyen bir ilim sığ ve ruhsuz kalır. İlme dayanmayan bir irfan köksüz ve zayıf olur.” cümleleriyle özetleyen dergi, doyurucu içeriğiyle gönül dünyasında bir iz bırakmayı amaçlıyor ve okura uzun soluklu bir yol arkadaşlığı çağrısı yapıyor.

2012-09-03

'Kurşun Kalem' dergisi

Eylül-Ekim 2012, Sayı:19

'Kurşun Kalem' Gündemi: Şairin Kadını

Eylül-Ekim sayımızda farklı bir temayla gündemimizi oluşturarak, "Dünyayı sözcüklerle değiştirmek için kafa yoran şairlerin şiirlerindeki kadınları" sayfalarımıza taşıdık. "Kadınları malı gibi gören erkek egemen sistemle beslenen şair erkeğin dil yarasıdır, kadını küfrünün aracı yapan şiirler. " başlığı altında şiirde feodal yapıyı Suna Aras inceledi. Can Yücel Şiirinde Kadınlar'ı Arife Kalender, Aydan Yalçın "Orhan Veli'de Bir Eksik Şiir: Kadın", Süreyya Berfe'nin Şiirinde Kadın İmgesi'ni Hilal Karahan yazdı. "Kadını ruhsal açıdan ele alan erkek şairler azınlıktadır. Kadın daha çok dış güzelliğiyle, bedeniyle erkek şiirinin nesnesi haline gelmiştir." Diyen Dilek Değerli erkek şairlerin şiirlerindeki kadın imgelerini incelerken, " Şiirler Söyledi" diyen Mine Ömer, şairlerin şiirlerindeki kadınları yazdı.

Kurşun Kalem dergisi için Nevzat Süer Sezgin'in sorularını, Sennur Sezer" yanıtladı... " Erkek şair için kadın nedir? Bir av mı, sevgili mi, ganimet mi, köle mi? Göz şenlendirici bir süs mü,yalnızca bir görüntü mü... Ben o kalabalıktan biri olarak yazıyorum (kadın olarak). Kadını yoldaş olarak gören erkek sayısı çok değil, erkek şair sayısı da.. Nâzım Hikmet'in Memleketimden İnsan Manzaralarına bir bakın, kadını zayıflığı,kusurları ve erdemleriyle en tarafsız anlatan galiba o. Tutkusu için çocuğunu kuyuya atabilen kadını ondan başka anlatan olmadı."

Ülkü Başsoy'un Özcan Yalım'ı anlattığı anı dizisi" Yılkısından Ayrı Bir Yılkı Atı" bu sayımızda da sürüyor.

"Ey Şair, Seni Kaç Kişi Anlıyor?" Murat Batmankaya yazdı.
"Yüzünde Atom İzleri, Yüreğinde Sevgi. Belki de Abdullah Neyzar Karahan Diye Biri" Oğuz Tümbaş yazdı.

Pelin Özer "Tek Çığlıkta Bir Yürek"(Şiir)
Nilüfer Altunkaya Göç (Şiir)
Kemal Gündüzalp Yaz Bitti (Şiir)
Ünsal Çankaya, Nerdesin? ve Ayışığından Şarkı (Şiir)
Koray Feyiz, Sırt Çantası (şiir)
Sabahattin Yalkın, Sevsevcikleriazalankan (Şiir)
Savaşa Karşı mıyım? Suna Güler (Deneme)
Tamer Öncül, Ay Yüzlü Kadın (Şiir)
Serdar Ünver, Uçta (Şiir)
Taner Cindoruk, Gölge (Şiir)
Fatma Akilhoca, Koridor1, Koridor 2 (Şiir)
Ahmet Günbaş, Kent Yakışığı Şahin Abi!
Nevzat Konşer, Aşk Koleksiyonu (Şiir)
Hakan Cem, Ah! Erik Çalan (Şiir)
Ülkü Başsoy, Üner Birkan: Bir Özel Veda (Deneme)
Ümran Ersin, Gizli Uğraklarda Gezinlenme-6(Şiir)
Kemal Gündüzalp, Buluşma (Öykü)
M.Mazhar Alphan, Oku! Dedim Kendime (Şiir)
Mehmet Girgin, Sus İşte (Şiir)
Beta Dul-1 Şiirler- Çeviren Halil Yavuz
Yusuf Bal, Beyazdı Melekler(Şiir)
İlkay Coşkun, Suzi Ağıt (Şiir)
Yusuf Turhallı, Terelelli (Şiir)
Turgut Baygın, Troya Türkçesiyle Söylenen Ağıt (Şiir)
Kıbrıs'ta Sanat- Hüseyin Kaba Kıbrıs'tan Bildiriyor.
Neşegül, Uykusu Oğul (Şiir)
Sennur Sezer, Hergele Şiirler (Şiir)
Şiir Bahçesinin Genç Yolcuları-Bülent Güldal
Okurlarımızdan gelen şiirleri bu sayımızdan başlayarak "Şiir Bahçesinin Genç Yolcuları" köşesinde Bülent Güldal değerlendiriyor. Şiirler:Ayfer Cengiz,Nurcan Çelik, Gökhan Demir, Nihat Kaçoğlu, Kaan Tanyeri, Bahanur Garan.

Kurşun Kalem dergisi İzmir'den esen imbattır şiire...

'Türk Edebiyatı' dergisinde sahaflar

Eylül 2012

Bu sayımız, tanınmış sahaflarımızdan Emin Nedret İşli’nin arkadaşımız Yusuf Çağlar’ın 6. Sahaf Festivalı ve sahaflığın meseleleri hakkındaki sorularına verdiği cevaplarla başlıyor.

Bilindiği gibi, Beyoğlu Belediyesi’nin himaye ve öncülüğünde beş yıldır sahafların bir araya geldiği bir festival düzenleniyor. Bu festivallerin ilki Galata Kulesi dibinde, sonraki üç festival Taksim Gezi’de, geçen yılki de Tepebaşı Meydanı’nda düzenlenmişti. Bu yıl 25 Eylül-19 Ekim tarihleri arasında Tepebaşı Meydanı’nda daha geniş katılımlı olarak gerçekleştirilecek olan festivalin organizasyonunu Kent Kültürü Vakfı üstlenmiş. Kitap, dergi, efemera ve eski fotoğraf meraklılarının mutlaka yollarını düşürmeleri gereken 6. Beyoğlu Sahaf Festivali, geçen yıllardan farklı olarak konser, sergi ve söyleşi gibi programlarla zenginleştirilecek.
Röportajımızı Dr. Nuri Sağlam’ın gazete arşivlerini tarayarak yazdığı çok önemli bir araştırma takip ediyor: “Bir İntihar Simülasyonu Olarak Kara Kemal Cinayeti”. İttihat ve Terakki’nin ünlü İaşe Nâzırı Kara Kemal, bilindiği gibi, İzmir Suikasti’nin düzenleyicilerinden biri olarak suçlanmış, Enver adında bir arkadaşının evinde yakalanacağını anlayınca devrin basınının iddiasına göre saklandığı tavuk kümesinde intihar etmişti. Kemal Tahir’in kısa bir süre önce dizi olarak çekilip TRT’de yayımlanan Kurt Kanunu adlı romanına da konu olan bu olayın arkasındaki gerçeği araştıran Nuri Sağlam, Kara Kemal’in intihar etmediğini, konuşmasını önlemek için öldürüldüğünü, tavuk kümesinde intihar ettiği iddiasının ise bir itibarsızlaştırma çabası olduğunu iddia ediyor. Devrin gazetelerinde çıkan resimleri de kullandığımız bu önemli yazının ilginizi çekeceğini sanıyorum.

Ahmet Mocan da Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun çocukluğumuzda okuduğumuz, birçoğumuzda tarih sevgisinin uyanmasını sağlayan romanlarını ele aldı. Mocan, Kozanoğlu’nun ilk romanlarında dönemin hâkim tarih anlayışına uyarak Orta Asya Türklerini konu olarak seçtiğini, Osmanlı’yı ele aldığı romanlarında ise eleştirici bir tavır takınarak Osmanlı-Türk ayrımını özellikle vurguladığını gösteriyor.

Prof. Dr. İbrahim Şahin, vefatının 50. yılında andığımız Ahmet Hamdi Tanpınar’la ilgili değerlendirmelerine bu sayıda da devam ediyor. Tanpınar’ın Aydaki Kadın’ıyla Oğuz Atay’ın “Unutulan”ındaki ortak “tavan arası” imaj ve metaforuna dikkatimizi çeken Şahin, “Tanpınar’ın Aydaki Kadın’ında -simge- ve Oğuz Atay’ın “Unutulan”ında -metafor- “tavan arası” literal anlamının dışında; içinde bütün bir geçmişin saklandığı hafızanın karşılığı olarak kullanılmıştır. Tavan arası hafızadır ve asıl ölüm unutulmaktır; bu yüzden yan yana yürüyen ölüler gibiyiz.” diyor.

Said Coşar, bu sayıda da Baykuş adlı piyesi yüzünden “Baykuş” ve “Baykuşçu” diye anılan Halit Fahri Ozansoy’a karikatür tarihimizin penceresinden baktı.

Mehmet Narlı’nın “Modernleşmenin Yücelttiği Kitap” adlı denemesinin ilginizi çekeceğini sanıyorum. Ömer Erdem ise geçen ay kaybettiğimiz “Ulusal Sinema” öncülerinden Metin Erksan’ın sinema hayatı, çektiği filmler ve sinemamıza neler getirdiği hakkında yazdı. İlyas Dirin’in “masalcı dede” Yücel Feyzioğlu’yla yaptığı röportaja da dikkatinizi çekmek isterim. Yıllardır Almanya’da yaşayan ve hayatını Türk çocuklarına masal anlatmaya, onlar için masal yazmaya adayan Feyzioğlu, “Biz onların Çizmeli Kedi’sini, Bremen Mızıkacıları’nı, Pamuk Prenses’ini, Peter Pan’ını ve daha yüzlercesini çocuklarımıza okuturken onlar bizim masallarımızı neden okutmasın? Bunu da hayal ediyor. Dünyanın yeni bir renk kazanacağını şimdiden görüyorum.” diyor.

Feyzioğlu’nun yaptığı önemli bir iş de Türk Dünyası masallarını derleyerek bir dizi hâlinde yayımlamak oldu. Röportaja ek olarak Rosemarie Kuper’in bu diziyi değerlendirdiği yazısını ve Türk dünyası masallarından bir seçmeyi de dikkatinize sunuyoruz.

Bu sayıda ayrıca Bahtiyar Aslan, Hayrettin Orhanoğlu ve Recep Seyhan’ın birer hikâyesini, Kâmil Yeşil’in kısa bir denemesini, İsmail Aykanat, Cengizhan Orakçı, Kalender Yıldız, Mehmet Aycı, Hatice Eğilmez Kaya, Mehmet Özdemir, Mehmet Baş, İlker Nuri, Necip Fazıl Akkoç, Niyazi Mete Gürgan ve Yaşar Beçene’nin de birer şiirini okuyacaksınız.

Kırkambar’ımız da her zaman olduğu gibi dopdolu.

Daha güzel ve daha zengin sayılarda buluşmak üzere…

Muhabbetle efendim.

Beşir Ayvazoğlu

'Edebiyat Ortamı' dergisi 28.sayısında...


İslam milleti, birbirini tanımayan, birbirinin farkında olmayan uluslardan oluşan bir millet desek yeridir. Ne yazık ki yüzyıldır böyle. Yirminci yüzyılın başından beri aramıza çekilen sınırlar adeta gözlere ve kulaklara da sınır oldu. Birbirimizi neredeyse unutmuştuk. Acılarla dolu “Arap Baharı” süreci başladı da birazcık birbirimizi fark eder, ilgilenir olduk. Kardeşin kardeşi görme ve duyma biçiminin en tuhafı bu olsa gerek. Ancak cenaze merasimlerinde görüşebilen küskün kardeşler gibi. Diriliş ve can veriş arasındaki tuhaf ve kritik çizgiden, sadece buradan bakarak görebiliyoruz demek ki birbirimizi! Küçümseme.

Umursamazlık.

Yok sayma.

İlişki biçimlerimizi bunlar belirlemişti hep.

Hepimizin yüzü ayrı ayrı ve birbirinden bağımsız bir şekilde Batı’ya dönük. Üstelik Batı’ya bile Batı çubuğu üzerinden bakarak ve her şey Batı’dan ibaretmiş gibi algılayarak... Batı ilgilerimiz üzerinden bile birbirimizle ilişki kurabilseydik durum belki de bugünkünden daha iyi olurdu. Bu bile olmadı. Bu kadarı bile olamadı.
Siyasetin, edebiyatın, sanatın, şiirin bir bilgi sorunu olmaktan çok kendi öz sesini duyuş ve ona inanış olduğunu; bunun da, daha çok, birbirimizin yüzüne bakarak ve birbirimizin sıcaklığını hissederek gerçekleşeceğini fark edeceğimiz zamanlar umarız fazla uzak değildir. Ve umarız bize acı bedeller ödetmeden gerçekleşir!

*

Enes Talha Tüfekçi, 1991 doğumlu. Enes Talha’nın beş şiirine yer verdik. Bir tür huzur’a çıkarma. Edebiyat Ortamı okurlarının ilk defa şiirlerini okuyacağı arkadaşımız gelecek sayılarımızda şiirlerinin yanında yazılarıyla da yer alacak.

D. Mehmet Doğan’la 23. baskısı yapılan Büyük Türkçe Sözlük üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Bir anlamda “sözlük bilinci”ni yeniden gündeme getiren bu söyleşiyi ilgiyle okuyacağınızı umuyoruz.

Vasfettin Yağız, üniversite öğrencilerinin “internet-şiir” ilgisi üzerine ilginç diyebileceğimiz bir araştırma yaptı.

Şair Hüseyin Alemdar, kısa süre önce vefat eden yönetmen Metin Erksan’ı ve onun sinema anlayışını yazdı. Bir dosttan bir dosta mektup gibi. “İçerden” ve sıcak bir yazı.

Niyazî Mısrî’nin Eşrat-ı Saat adlı risalesi özel okurlarını heyecanlandıracak bir metin. Bir büyük velînin “fark ediş” anlarından bir damla. Zengin İslam geleneğinin bu tür özel metinlerini zaman zaman okurlarımızla paylaşıyoruz.

Ne Olmuş Ne Bitmiş bölümü ise bu sayımızda daha canlı ve hareketli oldu.

Diğer şiir ve yazılarımız da sıcaklığı ile okuru yakalayacak diye düşünüyoruz.

*

İyi okumalar.

Mustafa Aydoğan

2012-08-31

Bir bahçe düşü: KIRK ÖYKÜ

Edebiyatımızda hikâyenin köklü bir geçmişi vardır. Kadim söz geleneğimizde yer bulan ve günümüze dek sürüp gelen bu edebî tür tarihi süreç içinde farklı tarz ve yönelimler ile gelişmiştir. Yenileşme devri edebiyatımızda hikâye/öykü alanında verdikleri eserlerle çok değerli katkılarda bulunan Ömer Seyfettin, Sait Faik Abasıyanık, Sabahattin Ali, Memduh Şevket Esendal isimlerini özellikle anmalıyız. Sonraki dönemde öyküye olan ilgi artmış; bu alanda kıymetli eserler yazılmıştır. Günümüze dek süren çok katmanlı, çok zengin bir hikâye/öykü toplamı oluşmuştur.

“Kırk Öykü” seçkisi ile bir bahçe düşünü gerçekleştirmeye çalıştık. Günümüz öykü yazarlarından seçilmiş, derlenmiş ürünler. Başlangıçtan bugüne hikâye/öykü seçkisi oluşturmak yerine son dönemi dikkate alan bir tutum ile yola koyulduk. Gönül isterdi ki öyküye emek veren bütün öykü yazarlarımızın ürünlerinden seçilmiş bir seçki oluşturalım. Malum olduğu üzere bu tür çalışmalarda bir sınırlama kaçınılmazdır. Bu çalışmamızı şimdilik “40 yazar, 40 öykü” ile sınırladık. Gelecek zamanlarda bu seçkinin devamı niteliğinde yeni çalışmaların olması mümkün.

Farklı tarz ve yönelimlere olabildiğince yer verildi. Seçilen öykülerde yazarın kendine özgü yazım-biçim tercihine müdahale edilmedi. Seçkide yer alan öykü yazarları için alfabetik sıralama esas alındı.

“Kırk Öykü” seçkisine öyküleriyle katkıda bulunan yazarlarımıza; bu seçkinin yayımlanmasında desteklerini esirgemeyen Roza Yayınevi çalışanlarına teşekkür ederim.

41. öykü hazırladığımız seçkide -şimdilik- yer almasa da daima var olacaktır. O güzellik, devamlılık, o akış bizleri gelecek adına sevindiriyor. Öykü hayatın içinde güzel yürüyüşünü sürdürüyor. Selâm ve muhabbetle…


KIRK ÖYKÜ -öykü seçkisi- 
Hazırlayan: Murat Soyak
Roza Yayınevi, İstanbul, 2012

http://www.rozayayinevi.com/kirkoyku.html

2012-08-29

'Yedi İklim' 270


Eylül 2012

Yedi İklim dergisi yeni bir yayın dönemine başlamanın verdiği heyecanla açıyor sayfalarını okurlarına. Gündemden kopmayan ve fakat gündemin gelenekten kopuk, güdük iğfal edici tarumarlığına da prim vermeden değerlendiriyor ülkede ve dünyadaki gelişmeleri. Son zamanlarda ülkemiz sathında meydana gelen İslamcılık tartışmalarına müdahil olarak durduğumuz yeri açıklıyor "Yedi İklim".

Yedi İklim’in bu ayki sürprizi, Nuri Pakdil’in Ali Haydar Haksal’a gönderdiği mektuplardan oluşuyor. Haksal, Nuri Pakdil’in gönderdiği 5 mektubu orijinalleriyle birlikte yayımlatıyor. Bu mektupların gelecek sayılarda da süreceği müjdesini verelim. Bilindiği gibi geçtiğimiz günlerde Nuri Pakdil, İstanbul’a gelmiş ve Yedi İklim’in Üsküdar’daki kütüphanesini teşrif etmişti. Yedi İklimde Pakdil, yazın çevresinden kimi kalemlerle buluşup sohbet etmişti. Geçen sayımızda bu buluşmanın fotografını kapağımıza taşımıştık. Ali Haydar Haksal da konuyla ilgili bir yazı kaleme almıştı. Pakdil’le yapılan sohbette, Pakdil’in mektuplarının Hece Yayınları tarafından kitaplaştırılacağı müjdesi verilmişti. Önümüzdeki dönemde Pakdil’in yazdığı mektupların gün yüzüne çıkacağını ümit ediyoruz. Ali Haydar Haksal, işte bu mektuplardan 5 tanesini eylül sayımızda yayımlıyor. İlgiyle okunacağını umuyoruz.

Bu ayın şairleri Yüksel Peker, Şakir Kurtulmuş, Yeprem türk, Hacer Akıcı, Nurettin Durman, Cihannur Selenga ve Usame Söylemez. Yüksel Peker uzun yıllar sonrasında kitaplık çapta bir şiir çalışmasıyla döndü edebiyat dünyasına. Nitekim Kelebek, Şair ve İzler adındaki bu çalışmayı Başta Yedi İklim, Hece ve kitaplık olmak üzere birkaç dergide bölüm bölüm okuyabiliyoruz. Yeprem Türk iyiden iyiye ısındı şiire. Önümüzdeki yıl içinde şiirlerini kitaplaştırmasını bekliyoruz kendisinden. Yedi iklim ustalar kadar genç kalemlere de yer veriyor sayfalarında. İşte bunlardan biri de Üsame Söylemez. Üsame, şair İsmail Söylemez ve şair Mikail Söylemez’in kardeşi. Malatya’da bir lisede öğrencilik hayatını sürdürüyor.

Bu ay üç öyküye yer veriyoruz: Ali Haydar Haksal, Fatma Rânâ Çerçi ve Mustafa Oral’ın öyküleri okurları bekliyor.

Hasan Aycın her ay olduğu gibi bir çizgi ile aramızda, Serap Ekizler de yine bir çizgi ile aramızda. Önümüzdeki aydan itibaren arkadaşlarımızdan Mustafa Cemil Efe hat çalışmaları, Özden Aydın da ebru çalışmalarıyla yeniden aramızda olacaklar, nasipse.

Yedi İklim’de öykülerine de yer verdiğimiz Ebu Ak, İnglizce’den yaptığı çevirilerini sürdürüyor. Bu ay, Amerikalı şair öykücü William Carlos Williams’dan bir öykü ile aramızda.

Osman Bayraktar, Hasan Aycın’ın roman formunda kaleme aldığı klasik anlatı tadını aldığımız hikmetli kitaplarını değerlendiriyor. Yakın zamanlarda Bin Hüseyin kitabıyla okurlarının karşısına çıkan Aycın, ondan önce Sahipkıran ve Esrarname’yi yayımlamıştı.

Ali Haydar Haksal, Ebubekir Eroğlu’nun son şiir kitabını; Âdem Polat, Ahmet Sarı’nın Allah Ağrısı kitabını inceliyor. Mücahit Koca, Şairler Silsilesi başlıklı yazılarını sürdürüyor. Bu yazısında Ferazdak’ı anlatıyor. Mete Çamdereli, umre ziyaretinin ruhunda bıraktığı izlenimleri aktarmaya devam ediyor. Mehmet Habil Tecimen, poetik yazılarına devam ediyor.

Yeniden Okumalar ve Değiniler bölümünde Edebiyat Ortamı dergisinin bu yıl ikincisini verdiği Öykü Yıllığını, Emine Batar değerlendirdi. Teklif ve önerilerini de sunduğu bu yazının önemli olduğunu belirtelim. Mustafa Uçurum, Meral Afacan Bayrak’ın ilk öykü kitabı Tarcın Çıkmazı’nı, Fatma Rana Çerçi Tuna Lütfü Yukay’ın lk kitabı Karışık Odalar’ı değerlendirdiler. Abdullah İlhan da, Temmuz sayımızda yayımladığımız Mehmet Özger’e ait Zafer Acar’ın Suçsuzluğumu Affet adlı romanıyla ilgili değerlendirmelerini eleştirdi.

Dergimizin son sayfalarında bir dönemin yekûnu olan indeksi bulmak mümkün.

Gelecek sayımızda Zeki Bulduk’a bir dosya ayırdık. Canlı ve dolu bir dosya ile okurlarımız karşısında olacağız nasipse. Yeni yayın döneminde yeni dosyalarla okurlarının karşısına çıkacağız nasipse. Ahmet Sait Akçay dosyası bu dosyalardan biri.

Hayırlı okumalar.

Başyazı:
Yedi İklim: Durduğumuz Yer İslâmcılık Tartışmaları

Şiirler:
Yüksel Peker: Kelebek, Şair ve İzler
Şakir Kurtulmuş: Yusuf’un Kuyusuna Razıyım
Yeprem Türk: Martılar Söylüyor MP3 / Boş
Hacer Akıcı: Âdem’in Dili İnsanlar Kuruyor
Nurettin Durman: İnsanın İnsana Ettiğidir
Cihannur Selenga: Ms Günleri; Göz Üzere Düşünceler
Üsame Söylemez: Dilimi Keser Gibi Suladım Sözlerimi

Öyküler:
Ali Haydar Haksal: Rüyamın Rüyası
Fatma Rânâ Çerçi: Dönüş Yolu
Mustafa Oral: Kestane, Atlar ve Ayan

Çizgi:
Hasan Aycın: Çizgi
Serap Ekizler: Çizgi

Gezi-İnceleme-Deneme-Eleştiri:
Osman Bayraktar: Hasan Aycın’ın Romanları
Ali Haydar Haksal: Ebubekir Eroğlu Şiirini Anlamak
Mehmet Habil Tecimen: Değişim ve İman Rehberi
Âdem Polat: Akıl Delinmesi Olarak Ahmet Sarı’nın “Allah Ağrısı”
Mücahit Koca: Şairler Silsilesinden Ferezdak
Mete Çamdereli: Mükerrem ve Münevver Şehirlerde II

Çeviri:
William Carlos Williams’dan Ebru Ak: Sabah 6’da Sesli/siz Bir Konuşma

Mektup:
Nuri Pakdil’den Ali Haydar Haksal’a Mektuplar I

Yeni Okumalar-Değiniler:
Abdullah İlhan: “Yapı ve İzlek Bakımından ‘Suçsuzluğumu Affet” Yazısına Birkaç Düzeltme ya da Doğru Bir “Suçsuzluğumu Affet” Okuması
Mustafa Uçurum: Tarçın Kokulu Öyküler
Fatma Rânâ Çerçi: Karışık Odalar’ın Toplu Öyküleri
Emine Batar: Edebiyat Ortamı Öykü Yıllığı

Yasir Vurgun: İndeks



İrtibat:

Adres:
Mimar Sinan Mahallesi
Evliya Hoca Sokak No: 51/A
Üsküdar/İstanbul

Telefon:
0 216 352 49 77
0 533 310 88 83
0535 866 65 58

E-posta:
yediiklim [at] yahoo.com
yediiklimeditor [at] yahoo.com

'Hece' 189


EDEBİYAT GÜNDEMİ
Celâl Fedai /Muhafazakâr Sanat Tartışmasının Düşündürdükleri… 3
Ercan Yıldırım /Edebiyatın Yenilenmesi ve Sahici Eleştiri 4
Tarık Deniz /Alice’in Harikalar Diyarına Farklı Bir Yolculuk: "Halep" 7
Necati Mert /Zorlan Biraz! 10
Selahattin İpek /Sınanma 12

TAKİP MESAFESİ
Hayriye Ünal /Minör Bir Şiire Doğru Kuramsal İlk Adımlar 15
Murat Üstübal /Şiirde Minörite: Altbenlik İlişkilerine Geçiş 22
Carl Fernbach Flarsheim /İsimsiz 27

Hasan Aycın /Çizgi 28
Yüksel Peker /Kelebek, Şair ve İzler 29
Ömer Aksay /Zulmen Aşk 32
Mustafa Muharrem /Dîgerhun 35
Ali Emre /Cuma Namazından Sonra, Bayazıt’ta 37
Mustafa Köneçoğlu /Ölüm Niçin İroni Yapmaz Sylvia 40
Sümeyye Betül /Sezon Sonu 41
Mehmet Sümer /İkindi Yeni 42
Ayşe Sevim /Özür 43
Ümit Zeynep Kayabaş /İrkiliş -İz- 44
Ertuğrul Rast /Sürüsıfır 47
Tuğba Çelik /Hiç 48
Atilla Mülayim /Dünyanın Zahmeti: Aşk 49
Suavi Kemal Yazgıç /Dünya Kipi 50
Ahmed Matar /Kapıların Konuşmaları-1 51

Mustafa Köneçoğlu /İrrasyonel Bilgi Kodları ve Şiir: Kaybolan Yolun Sonuna Dair 56
Ali K. Metin /Devriye 59
Lütfi Bergen /Heıdegger’de Sanat 66
Mihriban İnan Karatepe/‘Bin Hüseyin’ ya da ‘Anda Neler Oldu Neler’ 74

DOSYA: YAZAMADIKLARI...
Rasim Özdenören /Yazdıklarım Yazamadıklarım 80
Selim İleri /Yarım Kalanlar... 83
Celâl Fedai /Tasarı Halinde Kalacak Biridir Şair 84
Necati Mert /Yaz(a)madıklarım... 89
Tuncer Uçarol /Olası Kitaplarım - Yazılarım... 93

Canan Olpak /Harflerin Dünyasından Estetiğe Bakış 101
İclal Cankorel /Edebiyat Tarihi Boyunca Kültür Yolculuğu 107
Selçuk Orhan /40 Hadis’i Nasıl Yazdım: Acemiliklerle Donanmış
Bir İlk Romanın Kesintili Kısa Tarihi 112

Osman Söğüt /Ali Galip Yener’le Eleştiri Kitapları Üzerine Söyleşi: 120
Mustafa Şerif /"Alıştığımız Bir Şeydi Yaşamak" 126

KİTAPLIK
Mustafa Safa /Arap Kıyameti 131
Âtıf Bedir /Şiirin Rayları 132
Ali Aktunç /Ah Endülüs 133
Âtıf Bedir /İnsan Aldanır 135


İletişim:
Tel: (312) 419 69 13 Fax: (312) 419 69 14
İnternet Adresi: www.hece.com.tr
e-mail: hece@hece.com.tr
P.K. 79 Yenişehir/Ankara

2012-08-28

'Bilge Adamlar' dergisinde Ali Şeriatı dosyası


Bilge Adamlar dergisi 30. sayısını Ali Şeriati Özel Sayısı olarak çıkardı.

Bilge Adamlar dergisinin 30. sayısı Ali Şeriati Özel Sayısı olarak çıktı. Sayıda konunun uzmanı onlarca isim bir araya geldi ve farklı açılardan Ali Şeriati’yi değerlendirdi.

Sayıda üç röportaj bulunmakta. Bu röportajlardan birisi Merhum Ali Şeriati’nin eşi Puran Şeriati ile gerçekleştirildi. Diğer bir röportaj, çok eskilerden beri Türkiye’de Şeriiti kitaplarını basan, sonraları telif hakkını da alarak kitapları külliyat şeklinde basmakta olan Fecr yayınevi müdürü Hüseyin Nazlıaydın ile gerçekleştirildi. Son röportaj ise İran’dan, Şeriati’yi çok yakından tanıyan bir isim: Haşim Ağaceri.

Ali Şeriati’nin kızı Susen Şeriati’nin yazısını da bulabileceğiniz sayıda, ayrıca yabancı kalemlerin değerlendirmeleri de yer almakta. Bu üç röportajın yanı sıra özel sayıda 30’u aşkın kalemin değerlendirmeleri de bulunmakta. Sayıda yazılarını bulabileceğiniz isimler şunlar: Atasoy Müftüoğlu, Ayşegül Sili, Susen Şeriati, Ümit Aktaş, Nathan Coombs, Bülent Şahin Erdeğer, Dilaver Demirağ, Charles Tripp, Adnan İnanç, Kürşat Atalar, Ertuğrul Cesur, David Zeidan, Mustafa Tekin, Mahsum Aytepe, Peren Birsaygılı, Ferhat Çiftçi, Ervand Abrahamyan, M. Garip Cesur, Asif Bahadur, Semra Türkmen Yılmaz, Yusuf Yavuzyılmaz, Abdulkerim Suruş, Yıldız Ramazanoğlu, Hasan Postacı, Bülent Sönmez, İsmail Süphandağı, Rufi Tiryaki, F. Gülbahar Mağat, S. Muhammed Mehdi Caferi, Hüseyin Hatemi, Hüsnü Yağmur, Bünyamin Doğruer, Müştehir Karakaya, Vahdettin İnce, Ömer Noyan, Uğur Cumaoğlu.

Türkiye’de Ali Şeraiti üzerine yapılmış en kapsamlı çalışma olan bu özel sayı 270 sayfa…

İrtibat:
www.bilgeadamlar.net

2012-08-25

'Akpınar' dergisi 40.sayısında

Temmuz-Ağustos 2012

Niğde'de edebiyat-kültür-sanat adına yayınını sürdüren bir dergi var. Yedi yıldır akışını sürdüren 'Akpınar'.

Akpınar’ın 40. sayısında İsmail Özmel, Murat Soyak, Mehmet Nuri Parmaksız, Yüksel Satoğlu Gemalmaz, Abdülkadir Güler, Abdurrahman Adıyan, Yusuf Bal, İlhan Koruyucu, Filiz Altıok Durak, Abdullah Şanal, Serhat Mutlu, İbrahim Şaşma, Mehmet Baş şiirleriyle süslediler. Saim Sakaoğlu hocamızın Nasrettin Hoca Fıkraları ile ilgili dikkat çekici bir yazısını yayınlamaktan mutluyuz. Rektör Adnan Görür’le yeni açılan fakülte hakkında yapılmış bir söyleşiyi istifade ile okuyacağınıza inanıyoruz. İsmail Özmel Milli Mücadele kahramanlarından Halil Nuri Yurdakul’u anlattı. Ali İhsan Kolcu Cengiz Dağcı’nın Dönüş romanını tahlil etti. Nihat Malkoç Ramazan Manilerini yazdı. Bedrettin Keleştimur Vah Benim Güzel Türkçem, İsa Kayacan Evliya Çelebi ile ilgili Akalın’ın eserini tanıtıyor.

Daha güzel sayılarda buluşmak dileği ile sağlıcakla kalın, hoşça kalın.


İsmail Özmel


İrtibat:
Yeni Çarşı İş Merkezi B Blok No:1/5 NİĞDE
ismailozmel@hotmail.com
0388 2131250

2012-08-21

'Aşkın (e) Hali' dergisi, şiirimizde manifestolar dosyası ile çıktı

Temmuz-Ağustos-Eylül 2012, Sayı: 27

Magazin dünyasında yaşıyoruz artık malumunuz. En büyük zevkimiz, özel hayatların kapısını aralamak. Popçular, topçular, karaborsacılar, falancalar filancalar… Ünlü olan herkes bolca işgal ediyor gündemimizi. Hatta ünsüzler için bir sayfa açıp ünlendirme işlemi yapılıyor, hemen ardından yeni bir sekme açılarak hayatları gözler önüne seriliyor. Peki, bize ne tüm bu olanlardan? Bizi üzen taraf şu ki, edebiyatçılar da bu furyadan faydalanma çabasındalar. Magazin sofrasına oturmak için çırpınıyor edebiyatçılarımız. Gündeme gelebilmek için ona buna sataşmalardan tutun da dergilerinde, internet sayfalarında küçük düşürmelere kadar her türlü çabaya rastlayabiliyoruz. Eseri konuşulmuyor ne yazık ki yazarlarımızın. Kim kimin dostuysa övgüler övgüler… Kim de düşman saflarındaysa vay haline. Yergiler yergiler ve hatta küfürler… Nesnel duruş hakkın rahmetine kavuştu artık. Böyle düzeysiz bir düzen oluşturuluyor edebi dünyada. Yanlış anlaşılmasın. Sözümüz narsistelere değil. Çoğu yazarda vardır bu. Günahı varsa da kendi boyunlarına. Kızdığımız, kendilerinden başkasını küçümseyen, ötekileştiren, yerden yere vuranlar. Kendilerini edebiyatın patronu ilan etmeye çalışıyor bahsettiğimiz grubun mensupları. “Biz yazarız, diğerleri okur. Bizim dışımızdakilerin ne haddine şair/yazar olmak, dergi çıkarmak!” Bu anlayış hâkim ne yazık ki bu üstatlarda(!). Hal böyleyken nedir bizlere düşen? Elbette ki işimizi yapmak. ‘Müstesna Küfürler Antolojisi’nde yer almaya hiç mi hiç niyetimiz yok çok şükür. Herkes işini yapsın sevgili dostlar, varsın herkes manifestosunu yayınlasın. Şiirini/yazısını yazsın, yayımlasın. Kalitesi olan zaten kalibre testinden geçecek ve geleceğe kalacaktır. Gerisi de bir zaman sonra silinip gidecektir edebiyat tarihinden. Nedir bu tahammülsüzlük anlamak mümkün değil. ‘Mavi’ akımı da ortada bugün, ‘Garip’ akımı da, ‘İkinci Yeni’ de, ‘Hececiler’ de. Kim hangi akımın şiirini seviyorsa onu okusun. Şair de varsın benimsediği manifesto bağlamında şiirler yazsın. Bu yüzyıla kadar Halk Edebiyatı ile Divan Edebiyatı kardeş kardeş yaşamadılar mı? Kim hangini seviyorsa ona yöneldi. Eleştiri olacak elbette, ama küfür ile eleştirinin aynı şey olmadığını bilmek kaydı ile. “Eleştiri = övgü ya da yergi.” anlayışından vazgeçerek. Tartışmadan kaçmak mı? Asla! Ancak edep ölçüsünde. Edebiyat dünyasında söz sahibi olanların, mensubu oldukları dünyayı tahlil etmeleri gerektiğini haddim olarak hatırlatmayı vazife biliyorum: İlla edep, illa edep!

Bizim için hassas olan noktalara dikkat çektikten sonra bu sayı için neler hazırladık, kısaca değinelim. Zengin içerik ve nitelikli bir sayı ile karşınızdayız. Öyküye ağırlık verdik bu sayıda. Necip Tosun ile ‘Türk Öykücülüğü Üzerine’ yaptığımız söyleşi bunu kanıtlar nitelikte. Ayrıca Yıldız Ramazanoğlu, Ayşe Kilimci, Recep Şükrü Güngör, Müge İplikçi gibi Türk öyküsünün usta isimleri öyküleriyle dergimiz sayfalarını şereflendirdiler. Poetikaya da daha fazla önem vereceğimizin müjdesini verelim. Modern Türk Şiirinde Manifestolar dergimizin çok önemsediği konulardan birisi idi. Bir dosya ile bu konuya mercek tutalım istedik. Bu bağlamda Ali K. Metin, Oğuz Tümbaş, Ali Emre, Hüseyin Peker gibi Türk şiirine hizmet etmiş olan isimlere sorular yönelttik ve manifestolar hakkındaki görüşlerini aldık. Ahmet İnam ve Murat Soyak da şiir hakkındaki görüşlerini yazdıkları poetik yazılarla okura seslendiler. Şiire gelince Nurettin Durman, Âdem Turan, Taner Cindoruk, Halil İbrahim Polat, Suavi Kemal Yazgıç, Eyyüp Akyüz, Mehmet Okumuş ve Özcan Canpolat bu sayının şairleri. Deneme türünde ise Kemal Sayar, Kenan Yaşar, Metin Demirci, Ahmet Savaş Özpınar ve Fahrettin Gün’ün denemelerini zevkle okuyacaksınız. Son olarak İbrahim Eryiğit, Sezai Karakoç’un dergicilik ve yayıncılık serüveni hakkında hazırlamış olduğu inceleme yazısı ile aramızda.

Bu arada geçtiğimiz günlerde aramızdan ayrılan şair Abdürrahim Karakoç’a Allah’tan rahmet diliyoruz. Ne mutlu ona ki iyi şairler ölmez!

Yeni sayıda buluşmak temennisiyle… Ramazan ayınızı ve bayramınızı kutluyor, bereketli zamanlar diliyoruz.

Eyyüp Akyüz



İrtibat:
askinehalidergisi@hotmail.com

2012-08-17

Ağustos Böceği Bir Meşaledir

“Ağustos Böceği Bir Meşaledir” şiiri, üstat Sezai Karakoç’un son dönem şiirlerdendir. İlk kez 7 Kasım 1988’de 7. dönem haftalık Diriliş dergisinin 16. sayısında yayımlanmıştır. Sonra sekizinci şiir kitabı “Alınyazısı Saati”nin sonunda, ardından bütün şiirlerinin birarada yer aldığı “Gün Doğmadan” adlı eserinde sonuncu şiir olarak yer almıştır.

Bu şiir, ister bir nesne olsun, ister bir kişi, bir olay, bir kavram, ele aldığı her şeyi yenileyici, yorumlayıcı, unutuş tozundan; ölüm külünden silkeleyip diriltici ve ilk kez görüyor; duyuyormuşuz gibi hayret ve hayranlık uyandırıcı özelliğiyle tipik bir Sezai Karakoç şiiridir.

Ağustosböceği, yaşadığımız kültürel yozlaşma süreci içinde anlam dönmesine uğramış, tembel, düşüncesiz, bu sebeple de cezalandırılması gereken bir “böcek” olarak ders kitaplarımıza varıncaya kadar girmişti. Genellikle bizim klasik eserlerimizdeki meselleri çarpıtarak sunan bu “ikinci elden” düşme Batı’lı anlayışa göre ağustosböceği; yaz boyunca tembellik edip saz çalmakta, erzak biriktirmemekte, kış kapıya dayanınca da çalışkan karıncaya el açmaktadır. Bitmiyor, bu durumda karınca da acımasız bir alaycılıkla onu tersleyip kovmalı, kış ortasında açlığa ve ölüme mahkum etmelidir. Öyle de yapıyordu. Şiir, kalkış noktası olarak ağustosböceğinin uğradığı bu “iftira”yı almakta, bu çarpık yaklaşıma esaslı bir cevap teşkil etmektedir. (Karıncanın uğradığı “iftira” ise henüz yazılmamıştır.)

Bu şiir, her şeyden önce kendisine vücut kazandıran zihniyet itibariyle, Batı düşüncesine güçlü bir itiraz, Batı’nın varlık’ı; bilhassa tabiatı ve hayvanatı tasavvur ediş ve kavrayış biçimiyle (oradan da insanı ve toplumu anlayışıyla) bir hesaplaşmadır. Tanrının yaratıştaki hikmetini kavrayamayan, görmek istemeyen insan, yaratılmışı insan aklının sığ kalıpları içinde anlamlandırma çabasına girişmektedir. Bu tutum, evrenin ve içindekilerin tanımına ve anlamına yabancılaşma sonucunu doğurmakta, bu da çatışmayı getirmektedir. La Fontaine, bu yüzden ağustosböceğini tembellikle suçlayıp karıncayla da çatıştırmaktadır. Oysa bu yaklaşım tümüyle sakat, hatta bâtıldır.

“Ey masalcı adam iftira ettin sen

Bu harikalar harikası böceğe

Onu suçladın tembellikle

En çalışkan onu görüyorum ben

Hiçbir karşılık beklemeden

Yazı ağustosu çamı çınarı

Tanıtıyor bize yazı ağustosu çamı çınarı”

Şair, varlığın anlamının çarpıtılması ve hakikatin üzerinin örtülmesi girişimine karşı, onun yaratılışındaki asıl hikmetin sezilmesine ve hakikatin tecellisine imkan sunan bir yeni ve doğru bakış, farklı bir perspektif getirmektedir. Durduğumuz yer bakışınızı, bu da gördüğümüze vereceğimiz anlamı belirler. Çünkü anlamın cevheri bakılan şeyde değil, bakan gözün bakışındadır. “En çalışkan onu görüyorum ben” diyebilmek, bu zemin farklılığıyla mümkün olmaktadır. Aşağıda da belirteceğimiz gibi o zemin İslam’dır; varlığı Vahy’in ışığıyla anlama ve kavrama, Kur’an’ın gözüyle görme üstünlüğüdür. Şiirdeki bu “gardını almış” tutumuyla üstat Karakoç, şairi bir “misyon adamı” olarak da gördüğünün, şair kimliğimizi, insan ve müslüman olarak vazifelerimizin “kapsama alanı” dışında tutamayacağımız anlayışını benimsediğinin güçlü bir örneğini de vermektedir.

“Bir başka ağustosta yeniden doğacaktır

Ağaçların tepelerinde güneşe en yakın yerde

Tanrının sırrıyla bir mucizeyle

-Oysa nesli kesilmeliydi size göre-

Karakoç, (burada) La Fontaine’in temsil ettiği Batı düşünüşüne göre neslinin tükenmesi gerekirken her yaz “bir mucize gibi” yeniden ortaya çıkışını hatırlatmakla hem bu düşünüşün sürdürülemezliğine hem de yaratışın sürekliliğine işaret etmektedir. Bu şiir duyuş, düşünüş ve hatta kelimeleşme süreçleri bakımından, Bakara sûresinin 26. ayetinde geçen “sivrisinek” meselinden ve ayetin ruhundan beslenmektedir. Bunu özellikle yukarıdaki bölümü takip eden şu mısralarda daha bariz biçimde görürüz.

“Ama hiçbir zaman hiçbir yerde

Sönmez Tanrı’nın yaktığı meşale

İsterse bir böcekte olsun o meşale”

Ancak şiirin bütününü de o ayetin bir tür şerhi ve açılımı gibi okuyabiliriz. Sözkonusu ayette, Allah’ın, dilerse bir sivrisineği, hatta fevkinde olanı (daha da ötesini) “mesel” yapabileceği, bu durumun ise kimilerini (yoldan) saptırıp kimilerine doğru yolu, hidayet yolunu göstereceği anlatılmaktadır.

Şiir boyunca esasen bir böcek türü olmaktan çıkıp imgeye dönüşen ağustosböceği için, onu da aşan daha üst bir imge olarak “meşale” kelimesinin seçilmesi gerçekten coşku verici bir buluştur. Zira ayette sivrisinek ve fevkindeki (aşağı yukarı onun gibi olan böcekler, daha da ötesi, daha da küçüğü, büyüğü vb.) yaratıkların, insanları hem “yola getirici” hem de “şaşırtıcı” özeliklerine dikkat çekilmiştir. “Minik göğsünde bir koskoca orkestra taşıyan” ağustosböceği, varlığıyla yolumuzu aydınlatabileceği gibi, zenginlerin yoksulları açlığa ve ölüme mahkum ettiği, güçlünün zayıfı ezdiği ve ezmesi gerektiği anlayışıyla şekillenmiş bir “dünya cehennemine” de götürebilmektedir. Seçim elimizdedir, lakin niyetimize ve bakış açımıza göre küçücük bir böcek bile koca bir yol ayrımıdır.

Ağustosböceğini şair, bu sebeple (seçimini bu yönde yaptığı için) önümüzü aydınlatarak yolumuzu görmemize yarayan bir meşaleye benzetmiştir. Şiirin adındaki -ilk anda fazla bir kelime olduğunu düşündüren- “bir” kelimesi de ayetin sivrisineği fevkindekilerle birlikte anışı sebebiyle gerekli olmaktadır. Sivrisinek gibi ağustosböceği de meşalelerden bir meşaledir.

Aşağıdaki bölüm, küçük büyük bütün yaratılmışlar gibi ağustosböceğinin de bir yaratılış sebebi ve hikmeti bulunduğu, Allah tarafından “anlayan” ve “duyan”lar için uyarıcı ve müjdeci olarak gönderildiği düşüncesiyle yazılmıştır. Aynı zamanda ilginç bir duyma-anlama sıralaması da yapılmaktadır.

“Hiç yere bir şey yaratmamış olanın

Bize gönderdiği bir muştucu o yaratık

Uyarıcı ve muştucu bir yaratık

-Tanrı boş yere bir şey yaratmamıştır

Anlayan için muştucu duyan için uyarıcı-”

Acaba “anlayan için muştucu duyan için uyarıcı” mısraını, duymasını, anlamasını bilen için uyarıp müjdeleyicidir anlamından başka, anlayabilen için muştucudur, yalnızca duyan için ise uyarıcıdır biçiminde de anlayabilir miyiz? Evetse, bu durumda duymak, bir mesaja muhatap olmanın ilk mertebesi , anlamak ise müjdeler alacağımız daha üst ve yetkin bir makam gibi düşünülmüştür diyebiliriz.

Şiirde ağustosböceğinin yaz sıcağında minik gövdesine göre olağanüstü güçteki sesiyle durmadan ötüşü, modern Türk şiirinin en parlak örnekleri olarak da gösterilebilecek çok çarpıcı mısralarla anlatılmıştır. Özellikle giriş mısraları, eskilerin sehl-i mümteni dediği, derin ve güçlü bir sözü basit, yalın, kolayca söylenmiş hissi verir biçimde söyleyebilme kudretinin de örnekleridir:

“Böcek ki akıtıyor damla damla ağzından

Üzüm ballarında süzülmüş ağustosu

Titreyen şıngırdayan bir çocuk oyuncağı

Ağustos bu seste

Bu durmayı unutmuş seste”

“Durmayı unutmuş ses”, duymayı unutmuş insana kendini ve tabiatı duyurmakta, hatırlatmakta, yol gösterip harekete geçirmektedir. Ağustosböceğini, onun ötüşünü anlayış ve aktarış mısralarıyla örülü aşağıdaki bölüm ise, imge yoğunluğu, çarpıcı yeniliği, coşkunluğu ve sesinin gücüyle adeta ağustosböceğinin ötüşünü andırmakta, giderek onu aşmakta, bu mucizevi ötüşün hikmetine kapılar açmaktadır.

“Temmuzda ağustosta ağaçlar cayır cayır yanarken

Yalnız o, odur teselli eden dayanın diyen

Yaşamanın en büyük ilkesi sabrı öğütleyen

Yavru kuşlara masallar anlatarak geceye serine götüren

Adeta güneşle onlar arasına sesiyle bir perde geren

Şırıl şırıl sesiyle onları serinleten

Gözlerine ışıltılı vahalar gösteren

Çeşmelerden su sesleri alıp getiren

Sesiyle -o ufacık gövdesinden tüten-

Dağ gibi sessiz korumasız bahçeyi örten

Herkese her yere mutluluk saçan sevinç serpen

Dünya cehennemine cenneti karşı diken

Işık kıyametine mızraklar havale eden

Harbeler gönderen oklar atan sesinden

Ağustosböceği deyip hor gördüğümüz

Minik göğsünde bir koskoca orkestra taşıyan”

Şiirde ağustosböceğinin kişileştirilmesinden sonra, ona yüklenen bazı görevlerle, onun bazı özellikleri bulunduğunu anlatan mısralar dikkat çekmektedir.

Bir kere ağustosböceği, çamları ve çınarları seven, onların (çamhanedanının) nesli tükenmesin diye övgü şiirleri (“kasideler”) okuyan bir şaire benzetiliyor. Yazı, ağustosu, çamı, çınarı gerçek yüzü ve derinliğiyle bize tanıtan da odur. Suyun değerini bilmemizi de öğretmektedir. Öyle ki suyu överken yeşil yapraklar üstündeki ışıltılı bir “çiğ damlası bir zümrüt” kıymetindedir der.

Gölgede saklanma kurnazlığını reddederek güneşi yakıcı güneş olarak kabullenir. Aç ve susuz kalmak pahasına, “matemden alevden bir gömlek” giyerek özgürlüğün sesi olmayı seçmiştir. Tevekkül sahibidir, daima iyiyi ve güzeli yaşamıştır. Gerçekçilik taslamayıp bizzat gerçeği yaşamış, gerçeği aramış ve aramaya çağırmıştır. Kimsenin acımasına ihtiyacı yoktur, gülüp geçer güya ona acıyan; ama aslında acımasız alaycılar olan sahtekarlara. Kimseden ürküp korkmadan, daima özgürlüğün ve gerçeğin sesi olmuştur. Yaşamanın en büyük ilkesinin sabır olduğunu bilir, bunu öğütler.

Yuvada, kızgın güneş altında annesiz bekleşen yavru kuşların, sessiz ve korumasız bahçelerin bile koruyucusu ve teselli edicisi odur. “Işık kıyametiyle” savaşır, sesinden harbeler gönderip oklar atar. Yavru kuşlara masallar anlatarak şırıl şırıl sesiyle onları serinletir, gecenin serinliğine götürür.

Bu kişileştirme ve övünç duyulası erdem ve faziletlerle anılma, ağustosböceği imgesinin çoğul hale gelmesine ve böylece şiirin çoklu okunmasına da imkan sunmaktadır. Bu cümleden olarak şiirde, (onun kişilik özelliklerinden hareketle) ağustosböceğinin ve onun vasıflarının; idealist insanı, inanmış dava adamını, islam aydınını, sadık aşığı ve özellikle şairleri anlattığı düşünülebilir ve her düşünüş de yeni bir okumayı getirebilir.

Şiirin bu şekilde farklı okunuşlarının her birinin bir yazı konusu olabileceğini düşünüyorum. Üstadın kişileştirme ve konuşturma tekniğini sıkça kullandığı sekiz bölümlü “Çeşmeler” şiirinde de çeşme-şair, su-şiir eşleşmesine elverişli bir çağrışım dili kullanılmıştır. Ağustos Böceği Bir Meşaledir şiirinde de, ağustosböceğinin kişilik özelliklerinin, en çok şairleri; çilekeş, ateşten gömlek giyerek kendini gerçeğe, iyilik ve güzelliklere adamış, özgür ruhlu şairleri çağrıştırdığını düşünüyorum.

Şiirin son bölümündeki (Gün Doğmadan’ın da son satırları olan) şu mısraları, aynı zamanda bir şairin iyi yaşanmış ömrünün ardından söylenmeye yaraşır anıt sözler gibi okuduğumu belirtmek isterim.

“Ateşle dans eder o güneşle dans eder

Çırçıplak çıkar güneşin karşısına

Belki yaşayamaz güneşi eksik kışta

Fakat ardında unutulmaz bir yaz bırakır”



Şaban Abak




Kaynak:
'Kaşgar' dergisi
Aralık 2003

2012-08-14

Ay Vakti, 139

Ay Vakti dergisi Temmuz-Ağustos sayısında birçok dergi editörünün bir türlü cesaret edemediği ve görmezden geldiği yeni kalemlere imkân vererek bir derginin aynı zamanda bir okul olabileceğini gösteriyor.

Günler bir ırmak gibi akmaya devam ederken yeni sayısıyla yolculuğunu sürdüren dergimiz güzelliği şiar edinmiş bir gündemin kalbinden, değişmez olan bir hikmet penceresinden ve bir edep kalesinden dünyaya seslenmeye devam ediyor.

“Hüsn-ü niyet sahibi olmak mümin tavrıdır. Her eylem, her söz, her iddia, fiiliyata dönüşen her şeyin hesabı var. Rabbim bizi gereksiz amelden uzak tutsun.” Diyen Şeref Akbaba hocamız “Yeni imzalara imkân tanıyan atölye dergilerine de sahip çıkalım. Dergi kapağına bakarak, tanıdık kimse yok diye almamazlık etmeyelim diyerek edebiyatımızı yaşatacak önemli bir konuya parmak basmaktadır.

İstese tümüyle tanıdık isimlerden bir dergi çıkaracak imkânı olmasına rağmen yeni kalemlere yer vermek gerçekten çok önemlidir.

Bu noktada Ay Vakti dergisi Temmuz-Ağustos sayısında birçok dergi editörünün bir türlü cesaret edemediği ve görmezden geldiği yeni kalemlere imkân vererek bir derginin aynı zamanda bir okul olabileceğini gösteriyor.

Birçok derginin kendi içine kapanık ve bir iktidar kurgusu çerçevesinde kimseye fırsat vermeyen tavrından farklı olarak yeni kalemleri teşvik ederek değişimin ve yenilenmenin altını çiziyor. Birçok yazarın ilk yazısını yayınladığı dergimiz yollar açan ve yol arkadaşlarına sahip çıkan bir duruşla nelerin önemli olabileceğini bize gösteriyor.

Ay vakti yeni sayısında da edebiyatın her rengini bünyesinde barındıran bir dosya ile okuyucularına seslenmeye devam ediyor.

Derginin içeriği şu yazılardan oluşuyor;
Kitaplarla Baharı Yaşamak -II- / Recep GARİP /Deneme- Zamana Selam / A.Vahap AKBAŞ /Şiir-Özü Görmek / A.Vahap AKBAŞ /Şiir-Abdurrahim Karakoç’u Farklı Kılan / Muhsin İlyas SUBAŞI /Hatıra-Hüdhüd / Süheyla HANÖNÜ /İnceleme-Ölüleri Uyandırma Evi / Selma ÖZEŞER /Şiir-Gidelim Bu Şehirden / Adnan SAYIM /Şiir-Su / Mehmet AKSU /Deneme-Sahib-i Yetim / Bülent GÜNDOĞAN /Öykü-Ahmet Hamdi Tanpınar’a Mektup / Ömer HATUNOĞLU /Deneme- Şair ve Masal / Tülay GÜR YILMAZ /İnceleme-Bir Simitlik Hayat / Turhan YILDIRIM /Öykü-Uzun Yola Dair Birinci Söz / Erol ERDOĞAN-Yunus’un Şiirlerinde Yol Metaforu / Salih UÇAK-Bir Vakıf Kursam / Talip ÇUKURLU /Deneme-Kardelen Çiçeğinin Rüyası / Hasan TİYEK /Şiir-Özgeçmiş / Necip Fazıl AKKOÇ /Şiir-Adı Yok / Muhammet Yahya KARATAŞ-Gri Deniz / Murat ARSLAN /Öykü-Su ve Zaman / Ferhat DEMİR /Şiir-Kurban / Abdülbaki KÖMÜR /Şiir-Göçebe Hayat / Fahri AYHAN /Öykü-Çarpıldığım Hakikat / İsmail ÇOLAK /Şiir-Çiçeklerin Bilgisi / Mehmet SÜMER /Şiir-Hayat / Sedat YILMAZ /Şiir- Okuma Mezarlığı / Yahya İNCİK /Öykü-Aldanmak ve Unutmak / Semra SARAÇ /Öykü-- -Sündüs Döşeği / Mehmet BAŞ /Kitap-Abdurrahim Karakoç’un Mihriban’ı Metin Erksan’ın Sevmek Zamanı/ Abdullah Ömer YAVUZ /Sinema

Ay Vakti için her birimizin yapacağı çok şey var. Yürüyüşe devam. Hayırlı okumalar…

Rıfat Cantekin

'Bir Nokta' Cahit Koytak özel sayısı

BİR NOKTA okuduğum edebiyat dergilerinden biri .

Ağustos sayısı da çıktı .

Ben bu günkü yazımda temmuz ayında yayımlanan Cahit Koytak Özel Sayısı'ndan söz edeceğim .

Cahit Koytak'ın bütün şiirleri yayımlandı . Bir bilge şairin ürünleri bunlar . Okuyup tat almak için çeşitli alanların bilgilerini bir araya getirmek, o bütünlük içinde yorumlamak gerekiyor .

Koytak'ın şiiri, bilgi ve hayatın çakıştığı yerde var olan bir şiir .

Değişik kaynaklardan beslenen şiiri, yorum çeşitlemelerine açık . Bu aynı zamanda onun zenginliğini de gözler önüne seriyor . Yalnız şiirsel bir zevk almıyorsunuz mısralarında, dünyayı bir bütün halinde algılamayı öneriyor size .

Şiirinin kaynakları sadece edebiyattan oluşmuyor, felsefeden dünya şiirine, cazdan metafiziğe kadar uzayan geniş bir skalada seyrediyor .

Onun şiirini okuduğunuzda farklı kapılar açılıyor önünüzde . İyi şiirler okumak bir yana, sizi, başta kendiniz olmak üzere, bir başka düşünce dünyasına çağırıyor .

Koytak'ın şiirlerindeki 'kara ironi'nin de altını çizmek gerekiyor . * * * DERGİDE Mahmut Feyzi, Cahit Koytak'ın kitabından alınanlarla bir söyleşi oluşturmuş . Bu söyleşide yer alan, 'Yazmak ve yaşamak' hakkındaki bölümü okuyalım:

"bütün yazılanlar yaşanmış olsalardı, en azından yazıldıkları gibi yaşanmış olsalardı
belki hiç yazılamazlardı;
çünkü o zaman onları ne yazmaya ihtiyaç duyulurdu,
ne de yazmaya zaman
ve takat bulunurdu . "
Süreyya Berfe, Cahit Koytak başlığında şöyle yazmış:

"Cahit Koytak, istikrarlı velut okunmayı hak eden bir şairdir . Cahit Koytak'ın şiirlerini okumamış, bu şiirler üzerine kafa yormamış bir şairin şiir bilgisi görgüsü eksiktir . Son yayımladığı şiirleri okuyanlar Cahit Koytak şiirinin ne olduğunu anlar . "

Resul Tamgüç, onun şiiri için, "Enetelektüel Şiir/Postmodern Mesnevi" yorumunu yapıyor .

Mehmet Kurtoğlu, Bilginin Şairi: Cahit Koytak yazısında, şiirinin niteliklerini sıralıyor: "Günümüz modern şairlerinden Cahit Koytak'ın şiirlerine baktığımızda şiiri bilgi olarak gördüğünü ve belli bir felsefeye dayanarak şiirlerini yazdığını görürüz . Cahit Koytak'ın şiirlerinde derin bir gözlem ve güçlü bir bilgi/felsefe vardır . Bu felsefe, şiirle bir taraftan insanın varoluşunu sorgularken, diğer taraftan dünyanın gidişatını düzeltmek isteyen bir şairin kaygılarını ortaya koyar . "

Metin Önal Mengüşoğlu, Cahit Koytak Şiiri (Türkçede Bir Milat) yazısında, şiirinin kendine özgülüğünü tanımlıyor:

"Bu şiir büyük bir şiir, bu ses farklı ve muazzam bir ses, bu çağrı hayırlı ve hikmetli bir çağrı . Bu davette süfli temayüllere yer yok . Bayağı duygulara gem vurulmuş . Münafık ve riyakâr bir dünyaya kafa tutan, zalimlerle çarpışan, batılın belini yere getiren, Allah adının anıldığı bütün mekânları yücelten bu sese kulak tıkanamaz . "

Nurettin Durman, İlk Atlas ile Yakınlık Kurduğum Şiir yazısında, Koytak'ın bir saptamasını aktarıyor: "Şiiri herkese yazmalı, bunun Batı'sı Doğu'su yok . Doğu da Batı da Allah'ındır değil mi . Artık zihnimizden birtakım şeyleri atmalıyız, geçmişten özümseyerek geleceğe aktarmalıyız . "

Mustafa Celep, 'Defter' adlı şiirini, Murat Soyak, Futbol Oynayan Çocuklar şiirini, Cevat Akkanat, 'Şairlerin Tanrısı'nı inceliyorlar .

Özel sayının diğer yazıları: Abdurrahman Adıyan, Mehmet Aycı, Zeki Bulduk'a ait .

* * *

Yazımı Cahit Koytak'ın İlk Atlas şiirinden dizelerle bitiriyorum:
Koruda, taze otların üzerine bırakmıştım kendimi
Yüksek meşe ağaçları, baş aşağı
Dönüp duruyordu tepemde
Avının çevresinde dönen
Koruk üzüm gözlü jaguarlar gibi
( ... )
Ama yıllar kör olduğumu gösterdi bana:
Dünya ışığına çıkınca
Göğü deldiğini sanan
Genç bir solucan gibi .


Doğan Hızlan



Hürriyet
14.08.2012

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/21224506.asp

2012-08-13

'Değirmen' dergisinde Beşir Ayvazoğlu dosyası

'Değirmen' edebiyat ve düşünce dergisinin 32. sayısı çıktı. Medeniyet değerlerinin inşası için yola çıkan Değirmen Dergisi, medeniyetin estetik değerleri üzerine kalıcı araştırmalarıyla tanınan bir estet /kültür adamı Beşir Ayvazoğlu’nu ve seçkin eserlerini odağına aldı. Değerli akademisyenlerin ve yazarların düzeyli yazılarından oluşan dosyada Ayvazoğlu birçok cepheden bir bakışla ele alınıp incelendi.

“Beşir Ayvazoğlu” dosya bölümüne yazılarıyla katkı sunan yazarlar;
Mehmet Tekin- Kahve Yemenden Gelir!..
İbrahim Şahin- Bir Fotoğraftan Roman Çıkaran Yazar: Beşir Ayvazoğlu
Hayrettin Orhanoğlu- Bir Şairin Gözünden Hayatı Okumak: Beşir Ayvaoğlu’nun Monografileri
Mehmet Nuri Yardım- Kaynak Olacak Konuşmalar: Gel Söyleşelim
Yakup Öztürk- Bir Tayyizamanın Hikayesi
Dosya kapsamında Zeynep Çetin’in Beşir Ayvazoğlu ile Yazarlık Serüveni ve Eserleri Üzerine gerçekleştirdiği bir söyleşi yer alıyor.

Değirmen yeni sayısı farklı şiir anlayışlarına mensup şairlerin şiirleriyle göz dolduruyor. Bu yeni sayıda Değirmen, Hayrettin Orhanoğlu’nun ‘‘Bakış Risalesi’’ şiiriyle okuru karşılıyor. Dergide şiirleriyle yer alan diğer şairler,
Yaz Haikuları- Şahin Taş
Hevesin Dalları- Evliya Çelik
İhtar- Salim Nacar
Gözlerimi Yakub’a Verdiğimi Züleyha Gördü- Abdurrahman Adıyan
Mezuniyet Töreni İçin Somut Şiir- Mustafa Celep
Aşk Türkünün Ucunda Yaşamak- Mehmet Özdemir
Kitâbe Yetim Hakkı Şuara Suresi- Hüseyin Avnî Cinozoğlu
Ömrümün Mesihi- Serkan Engin
Teyel- Şükrü Özmen
Gazel Anne- Eyyüp Akyüz
Nûn- Ahmet Gözübüyük
Ter(a)(z)i- Hüseyin Yılmaz
Çiçek Mezarlığı- Mustafa Oral
Tramplen- Turan Gündüz
Asıl Yüreklerine Dünyanın- Osman Yoluç.
Modern şiirin kurucu isimlerinden ‘‘Ezra Pound’’un şiirlerini Mustafa Burak Sezer çevirdi.

Değirmen, hikâyeyi de unutmadı ve etkileyici anlatımlarla yazılan hikâyelere sayfalarında yer verdi. Dergiye hikâyeleriyle bir zenginlik ve çeşitlilik katan yazarlar
‘‘Kapat Gözlerini’’ hikâyesiyle Selvigül Kandoğmuş Şahin
Otuz Yıl Sonra- Recep Şükrü Güngör
Krizantem Severmiş- Fatoş Aktürk Mollamehmetoğlu
Game Over- Aslan Gülce.

Kavrayıcı bir bakışla yazılan makaleler, Değirmen sayfalarında.
Dil Kavgasının İdeolojik Arka Planı- Yusuf Yavuzyılmaz,
Saatlerin Genişliği- İbrahim Biricik,
Zoraki Diplomat Yakup Kadri’nin Talihsizliği- Said Coşar,
Sahabe Tavrı Üzerine- Lütfi Bergen,
Sosyal Yaşam Barış Diline Gebedir-Zekeriya Menak,
Son Dönem Türk Şiirinin Gelişimine Hızlı Bir Bakış- Ertuğrul Aydın,
Şehirlerin İdeolojik Tasavvurları- Rüstem Budak,
Adalet Kaynağı Olarak Feta- Menderes Daşkıran.

Mustafa Celep, ‘‘Eleştiri Yordamı’’ yazı dizisinin 3. Bölümünü yazdı.
Özgün denemeleriyle Necati Mert, Değirmen sayfalarında: ‘‘Ramazanın Dedikleri’’.
Hale Gezici, ‘‘Ufuk Öncülerine Öğütler’’ başlığıyla Feta değerlerini yazdı.
‘‘Torino Atı ve Nietzsche’’ adlı sinema yazısıyla Enver Gülşen, katkı sunan bir diğer yazar.

Değirmen Edebiyat ve Düşünce Dergisi birçok yazarın emek-yoğun çabalarıyla ülke genelinde yayın yapan bir değer-oluşum dergisi. Çok sesli bir anlayışla çıkan derginin işbu sayısı, medeniyet değerlerimizin tebarüz etmesine katkı sağladığı gibi sürdürülen anlayış gereğince ifade edilen çok sesliliğin de somut bir delili oluyor.

Değirmen, farklılığın, çeşitliliğin, çok sesliliğin özgün sesi olmaya devam edecektir.

Dergi; NT kitabevlerinde ve seçkin kitapçılarda...

Şimdi 'Harman Zamanı'

Osman Aytekin’in üç yıllık bir aradan sonra yazdığı "Harman Zamanı" adlı öykü kitabı Roza Yayınevi’nden çıktı. Aytekin’in ilk öykü kitabı olarak yirmi iki öyküyü içerisinde barındıran eser; öykülerde eğitim, memleket sevgisi, toplumsal hayat, Anadolu insanının acıları, sevinçleri, aşk ve sevgileri anlatılıyor.

Yazar, yaşanmış olay ve durumlardan hareketle yaşayan, duru, sade ve güzel bir Türkçe’yi harmanlayarak kaleme aldığı Harman Zamanı isimli kitabında; “Harman Zamanı”, Hayatı Değiştiren Ölümler”, Kısmetse dönerim”, “Ölüp Ölüp Dirilen Adam”, Meçhul Şahıslar Ve Vaka-i Adiyeden Biri”, “Yıkım”, “Hülya Kuaförü” ve “Taşlıbel Cinayeti” gibi öykülerinde toplumsal hayatı ele alarak irdeliyor.

Yazar, cemiyet hayatının büyük yara almasına sebep olan üzücü olayları ve çözülmenin yaşandığı durumları “Yıkım” öyküsünde ele alırken “Güzellikler İçinde Giden Adam”, “Kırk Denizlerde Sandalda Bir Yürek” isimli öykülerde umuda yolculuk, “Ah Öğretmenim”, "257 Sinan Arkadaşım” öykülerinde de geleceğe yönelik azim ve heyecanını yaşatmaktadır.

Öykülerinde Orta Anadolu insanının 1970 ve sonrası döneminden kesitler sunan Osman Aytekin, kitapla ilgili yaptığı açıklamada “Anadolu coğrafyasını gezmeyen bu topraklarda yaşayan insanların çilesini, gayretini, emeğini ve alın terini de bilemez. Öykülerimde okuyucuları geçmişe götürmeyi ve bugünkü neslin dünü bilmesini, görmesini ve o zamanki yaşantılara ışık tutmayı düşündüm. Özellikle kırsal kesim insanları düne göre bugün daha rahat bir hayat sürdürdüklerini düşünüyorum. İş gücüne dayanan ve imkânsızlıkların yaşandığı bir hayat diliminde Anadolu insanını iyi tanımak gerekiyor. Edebi türler içinde eğer romanda veya öyküde bir başarı yoksa bu salt insanımızın iyi anlatılamadığından kaynaklanıyor. Öykülerimde içinde yaşadığım toplumun kederlerini, acılarını, mutluluklarını ve sevinçlerini hissederek yazdım.” dedi.

Aytekin öykülerinde yakın zamanda yaşanmış ideolojik çekişmeleri de bir polisiye öykü kurgusu içinde ele aldığını belirterek “Hayatın kendisinde deneyimlerin bir bedeli vardır. İdeolojik kaygılar bazen insanlara acılar yaşatır. Siz ne kadar ideolojik tutumlardan sıyrılmak istemeseniz de bunun acı tecrübelerini yaşarsınız.” dedi.

Osman Aytekin’in "Harman Zamanı" isimli kitabında ayrıca ideolojik düşüncelere karşı koyarak yüreğindeki aşkı yaşatma çabası içinde bulunan insanların samimi duygularını da okurlara aktarıyor.

Yazarın  "Harman Zamanı" dışında yayınlanmış deneme, çizgi roman ve araştırma-inceleme türünde kaleme aldığı eserleri de bulunmaktadır.

Abdullah Birokur

* Harman Zamanı | Osman Aytekin | İstanbul 2012 | Roza Yayınevi

2012-08-09

'Eğitim Yazıları' dergisi 20. sayısında

Eğitim Yazıları dergisi 20. sayısında "Nasıl bir öğretmen?" sorusuna cevap aramış.

Eğitim Yazıları dergisinin 20'nci sayısı çıktı. Dergi eski sayılarına göre büyük ölçüde yenilenmiş olarak okuyucularının karşısına çıkıyor. Dergide kapak konusunun yanı sıra dergiye hareket ve canlılık katan alıntı köşesi, şiir, deneme, film ve kitap tanıtımı, kurum tanıtımı gibi çeşitli bölümler bulunuyor. Önceki sayılarında siyah beyaz olan dergi yeni sayısında rengarenk ve capcanlı.

Eğitim yazıları dergisi 20'nci sayısında dosya konusu olarak öğretmen başlığını ele almış. Son aylarda yeni eğitim sistemi ile birlikte öğretmen üzerinden yapılan tartışmaları da dikkate alarak "nasıl bir öğretmen" sorusuna dergide cevaplar aranmış. Derginin içeriğinde başlıca; Rasulullah'ın öğretmenlik yönü, Nurettin Topçu'nun öğretmen ideali, din dersi öğretmeninin sorumlulukları, öğretmenin ilke ve prensipleri, ilköğretim öğretmeninin sorumlulukları gibi dosya yazıları bulunuyor.

Yine dergide eğitimci yazar İdris Şekerci ile yeni eğitim sistemi üzerine bir röportaj yapılmış. Dergide Bahariye Mevlevihanesi ve Mutlu Şirinler Çocuk Evi kurum tanıtımı kısmında irdelenmiş. Dergide ayrıca Prof. Dr. Mahmut Çamdibi'nin Şahsiyet Terbiyesi ve Din Eğitimi kitabının tanıtımı ile Koro filminin eleştirisi bulunuyor.

Eğitim Yazıları yeni yüzü ile elinizden bırakamayacağınız, bir çırpıda okuyacağınız bir dergi haline gelmiş.

Abonelik için 0212 534 41 61 numaralı telefondan bilgi alabilir insanvakfi@insanvakfi.org.tr adresine mail atabilirsiniz.

Yeni bir şiir dergisi: 'Şiir Vakti'

Edebiyat dünyamıza yazın sıcağını her iklime taşıma çabasında olan bir dergi, yaz sıcağında ilk sayısıyla okurlara merhaba dedi. Mevsimlik şiir ve edebiyat dergisi Şiir Vakti kendini şiirin en güzel vakti olarak takdim ediyor okura. İç tasarımı ve konulara yaklaşımı ile kendine özgü bir duruşu ilk sayısında hissettiren dergiye uzun ömür diliyoruz. Şair Selim Tunçbilek yönetiminde ŞiirVakti yayınlarının çıkardığı derginin yaz sayısında “şiir vakti nasıl bir vakittir” başlıklı çıkış yazısında dergi kendini “saf şiiri kendine merkez alan ideolojik hiçbir söylem ve kaygısı olmayan şiir, şiirvaktidir. Şiirin güzelliklerine kapı aralamaktan başka yaşanabilir ciddi bir olgunun olmadığı gerçeğine saf bir içtenlikle inananların insanlığa yazdığı mesaj panosudur şiir vakti.” “sıradan ve gündelik tüketilebilir duyguların ve yaklaşımların önündeki set, zamanın eskitilemez akışına yapışıp kalacak kelamdır şiirVakti. Dağın görünen güzelliklerine ayna tutmanın kolaycılığına kaçmadan, dağın ardında gizli hazineyi ortaya dökme, bilme işidir Şiirvakti.” diyor dergi.

Şiir Vakti dergisi başka yerde daha önce yayınlanmamış ilk olarak Şiir Vakti dergisinde yayınlanan şiirlere telif ücreti de ödüyor. Bir şiir dergisinin şiire telif ödemesi dikkat çeken bir gelişme. Şairler adına sevindirici bir durum.

İlk sayı olan yaz sayısından Şiirleri ile Mehmet Aycı, Yelda Karataş, M. Ali Ecevit, Eda Karacaaslan, İsa Tunçbilek, Meral Demir, Filiz Yılmaz, Abdurrahim Karaskoç, Ayşe Sevim, Tozan Alkan, Eyüp Akyüz, M. İlyas Subaşı, Selim Tunçbilek, İsa Yar yer almışlar.

Dergide Mehmet Can Doğan’la kitle kültürü üzerine yapılmış mülakat dikkat çekiyor. Mülakatı Ceyda MUSLU yapmış. Şair İsa Yar yeni çıkan kitabını “Hüzün ve Sağanak” konu etmiş söyleşisine.

Şair ve Çocuk konulu çıkan bu ilk sayıda Hasbi Metin “evrensellik Çocuklar ve edebiyat” konusunu işlemiş. Dergideki diğer yazılar sıra ile Osman Aytekin, Selim Tunçbilek, Sergül Vural, Alper Yüce imzalarını taşıyor.

Şairin Hatırasına bölümünde geçen yaz yitirdiğimiz şair Didem Madak yer almış, Her dem Taze Şiir bölümünde ise dergi Ahmet Haşim'den iki şiire yer vermiş.

Dergideki son yazı ise Şiir Vakti edebiyat ve şiir ortamı başlığını taşıyor. Yüz sayfalık ŞiirVakti dergisinin iletişim adresi bilgi@siirvaktidergisi.com Şiir Vakti daha ilk sayısında şiirin en güzel vakti olmaya aday bir dergi görüntüsünde. Abone olacaklar www.kitap-evi.com adresinden dergiye abone olabilirler. Şiir Vakti dergisine uzun ömür diliyoruz.