2012-03-01

Yıkımların ve yozlaşmaların gölgesinde son dönem şiiri

Her ne kadar başlıkta şiir desek de bu anlatacaklarım aslında şiir değil. Sadece şiir kılığına sokulmaya çalışılan manzume ve laf ebeliği. Anlamsız imgeler peşinde taçlandırılmaya çalışılan bomboş mısralar. Bir çetenin ve bir loncanın içinden edebiyat âlemine bilgiç bilgiç bakışlar. Malayani sözlerin arkasında heba edilen ömürler. Manasız sözlerin arkasında illa ki bir mana vardır diyerek mana arayanların akıl tutulmaları. Modern şiir diye şiirin kalbini söküp atmalar. Müslüman bir dünya görüşünün insanlarını aldatmayı iş haline dönüştürenler.

Bir sayıklama ile karşı karşıyayız. Kaidesi olmayan bir heykel gibi birer birer yıkılıyor sözler. Ruhunu yitirmiş bir bedenin hortlaması gibi korkunç bir tabloyla karşıyayız. Acaba suçumuz neydi ki tüm bu insanlar edebiyat bahçemize musallat oldular?

Şiir adına ortaya konanlar ve kelimelerin cambazlığını şiir diye yutturmaya çalışmalar. Bunların arkasında bir niyet saflığından söz etmemiz mümkün görünmüyor. Entelektüel görünme hastalığına yakalanmış tipler ve bu tiplerin "Efruz Bey" romanından fırlamış gibi arz-ı endam edişleri.

Bir tarafta diriliş şairinin inandığı gibi yaşayan gerçek bir dava adamı tavrı diğer tarafta şöhretten ve paradan başka bir şey düşünmeyen bu tipler. Bir gün sosyalist bir gün nasyonalist bir gün liberal olmanın tüm şubeleri bunlarda mevcuttur. Maske üstüne maske takmanın üstadırlar. Tüm bunlar insanın aklına suç bunlarda mı yoksa bunların gerçek yüzünü anlamayan gözü perdelenmiş bizlerde mi diye sormadan edemiyorum.

Halkın edebiyattan kopuk olmasından şikâyet etmeyen edebiyatçı yok gibidir. Doğru bir şikâyettir gerçekten halkta edebiyattan kopuk olma durumu vardır. Fakat bu kopuşun sebebi halk değil edebiyatçılardır. Saçma sapan mısraları halkın okumasını anlamasını beklemek ne kadar mantık ve şuurdan uzak bir tutumdur. Burada bu şairler hemen şu savunmayı yapacaklardır. Halk bizi anlayacak seviyede değil. Bu sözün karşısında cevabımız şudur; Hayır hayır siz halkın seviyesinin çok altındasınız. Siz bırakın halkın sizi anlamasını kendiniz bile kendinizi anlamaktan uzaksınız. Çünkü bu halk Fuzuli’yi, Nabi’yi, Nedim'i, Şeyh Galib’i anlamış da bir sizi mi anlamayacak! Yoksa siz Fuzuli’den daha mı büyük şairsiniz? Lütfen artık kandırmayın insanları.

Gündemimize soktukları meselelerin çoğu bizimle alakalı meseleler olmayan bu insanların neye tartıştıklarını niye tartıştıklarını anlamak için boşuna uğraşmamak lazım. Bunların meseleleri zaten zihinleri bulandırmaktan ibaret. Bunlar ana gündemimizi baltalayarak yeni yol adı altında bizi şuursuzlaştırmaktan başka bir şey yapmıyorlar.

Kibirlerini insanlara entelektüel birikim diye yutturan bu şairler ve de insanlara tepeden bakmayı kendilerince nasıl bir mantığa oturttuklarını anlamadığım bu insanlar gündemimizi karatmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Bir de bunların kapısında odun kırıcısının hınk deyicisi kabilinden yancıları var. Hepsi birer ateşli mürit hepsi birer şerh üstadı. Kraldan çok kralcıların meydanı bu meydan.

Şiirin abur cuburu varmıdır diye sorsalar vardır ve işte şu şairlerin şiiridir diyebiliriz. Bunlar sağlığa zararlı sözlerin sağlığa zararlı kelimelerin birer münadisi olmaktan başka bir şey değiller. Belli dergilerin etrafında kümelenmiş kendileri dışında kimseyi şair olarak görmeyen bu insanlar tarihin tozlu rafları arasında kaybolup gitmeye mahkûmdurlar. Bunların şiirini arkasında insan ve insanımız yoktur. Nefislerinin derdine düşmüşler fani varlıklarından başka bir şeyi düşünemez hale gelmişlerdir.

Kral çıplak diye bağıramayanlara inat kralın çıplak olduğunu haykırıyorum. Evet, kral çıplaktır ve kimse kendi kendini aldatmak zorunda bırakılmamalıdır. Bunlar bizim şairimiz ve edebiyatçımız değildirler ve de hiç olmamışlardır zaten.

Rifat CANTEKİN

6 yorum:

eeyore dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
eeyore dedi ki...

Ne kadar güzel bir yazı olmuş. "Aklımdan geçenleri anlatmışsınız" klişesini ne yazık ki yineleyeceğim; ancak samimice belirtmeliyim ki postmodernizmin bireyciliğine, popüler kültürün sanatı ve sanatçıyı yozlaştırmasına duyduğum tepkiyi tam da düşündüğüm gibi dile getirmişsiniz.

Son dönemlerin şiir dergilerine baktığımda özgün poetikaları olmayan ve köşebaşlarına kurulmuş, şiir diye anlamsız söz dizelerini bizlere yutturmaya çalışan akbabalar görüyorum. Yalnızca onlar mı, değil tabii. Bu akbabalara özenen gençlerin şiir diye yutturulanları taklit çabaları sözünü ettiğim sözde üstadlarınkinden çok daha rahatsız edici oluyor. Ne acıdır ki bu tip platformlar hep üzerinde durduklarımızın elinde.

Edebiyat dünyasını elinde bulunduran herhangi bir dergide Servet-i Fünunculara "Dekadanlar" diye haykıran Ahmet Mithat Efendi yürekliliğinde bir eleştirmen göremedim şimdiye kadar. Çıkmadı pek öyle bir baba yiğit. Bunlar ne arkadaş, imgeye bunca yaslanış nedendir diyen pek olmadı. Yazdıklarınızı sözünü ettiğim büyük dergilerin makalelerinde görmeyi çok arzulardım.

Sözü uzatmayayım. Yazınız adına sizi tebrik ediyorum. Blogunuzu keyifle takip edeceğim.

Murat Gil

eeyore dedi ki...

Ne kadar güzel bir yazı olmuş. "Aklımdan geçenleri anlatmışsınız" klişesini ne yazık ki yineleyeceğim; ancak samimice belirtmeliyim ki postmodernizmin bireyciliğine, popüler kültürün sanatı ve sanatçıyı yozlaştırmasına duyduğum tepkiyi tam da düşündüğüm gibi dile getirmişsiniz.

Son dönemlerin şiir dergilerine baktığımda özgün poetikaları olmayan ve köşebaşlarına kurulmuş, şiir diye anlamsız söz dizelerini bizlere yutturmaya çalışan akbabalar görüyorum. Yalnızca onlar mı, değil tabii. Bu akbabalara özenen gençlerin şiir diye yutturulanları taklit çabaları sözünü ettiğim sözde üstadlarınkinden çok daha rahatsız edici oluyor. Ne acıdır ki bu tip platformlar hep üzerinde durduklarımızın elinde.

Edebiyat dünyasını elinde bulunduran herhangi bir dergide Servet-i Fünunculara "Dekadanlar" diye haykıran Ahmet Mithat Efendi yürekliliğinde bir eleştirmen göremedim şimdiye kadar. Çıkmadı pek öyle bir baba yiğit. Bunlar ne arkadaş, imgeye bunca yaslanış nedendir diyen pek olmadı. Yazdıklarınızı sözünü ettiğim büyük dergilerin makalelerinde görmeyi çok arzulardım.

Sözü uzatmayayım. Yazınız adına sizi tebrik ediyorum. Blogunuzu keyifle takip edeceğim.

Murat Gil

Bünyamin Durali dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Bünyamin Durali dedi ki...

Rifat Cantekin,
Merhaba,

Enfes bir yorumlamada bulunmuşsunuz. Emeğinize, ruhunuza, kalbinize sağlık.

Edebiyat çetelerinin, şiir cuntalarının maskelerini düşürerek, onların iğrenç yüzlerini cesaretle teşhir etmişsiniz.

Bu konuda, çeşitli dergilerde ben de yazdım. Yazdım da n'oldu sanki? Sağcısıyla, solcusuyla, İslâmcısıyla, bu çevreler gene bildiklerini okudular. Herbirinin ayrı tekkeleri, takımları var bunların. O tekkeden, o takımdan değilseniz; dünyanın en vicdanlı yazısını da, dünyanın en estetik şiirini de yazsanız; yer açmazlar size. Yer açmadıkları gibi, bir kaşık suda boğmaya kalkışırlar, önlerine koyduğunuz gerçekliği.

Böylelerinin bellibaşlı iki işi var: 1) Kekeme, hattâ dilsiz bir anlatım(sızlık)la, bir takım garabetler oluşturarak, bunları millete şiir diye yutturmaya çabalamak. (İşin tuhafı, bu noktada epey maharetliler!) 2) Birbirlerinin bu türden hilkat garibelerini cilâlayıp parlatmak.

Ama, dediğiniz çok doğru: Bunlardan yarına hiçbir esinti kalmayacak. Kendi narsist dehlizlerinin karanlıklarında yok olup gidecek hepsi. Yarınlara, gene Gülten Akın'lar, Turgut Uyar'lar, Sezai Karakoç'lar, Cahit Zarifoğlu'lar, Ahmed Arif'ler, Sabri Altınel'ler, Nurettin Durman'lar, Ahmet Erhan'lar, İbrahim Tenekeci'ler, Mürsel Sönmez'ler, Birhan Keskin'ler kalacak. Günümüzün tavuk gibi gıdaklayanları ise, havalarını alacak sadece.

Sizi yürekten kutlarım, Rifat Cantekin: Büyük bir edebiyat yarasına neşter vurduğunuz için.

Bünyamin Durali dedi ki...

Rifat Cantekin,
Merhaba,

Enfes bir yorumlamada bulunmuşsunuz. Emeğinize, ruhunuza, kalbinize sağlık.

Edebiyat çetelerinin, şiir cuntalarının maskelerini düşürerek, onların iğrenç yüzlerini cesaretle teşhir etmişsiniz.

Bu konuda, çeşitli dergilerde ben de yazdım. Yazdım da n'oldu sanki? Sağcısıyla, solcusuyla, İslâmcısıyla, bu çevreler gene bildiklerini okudular. Herbirinin ayrı tekkeleri, takımları var bunların. O tekkeden, o takımdan değilseniz; dünyanın en vicdanlı yazısını da, dünyanın en estetik şiirini de yazsanız; yer açmazlar size. Yer açmadıkları gibi, bir kaşık suda boğmaya kalkışırlar, önlerine koyduğunuz gerçekliği.

Böylelerinin bellibaşlı iki işi var: 1) Kekeme, hattâ dilsiz bir anlatım(sızlık)la, bir takım garabetler oluşturarak, bunları millete şiir diye yutturmaya çabalamak. (İşin tuhafı, bu noktada epey maharetliler!) 2) Birbirlerinin bu türden hilkat garibelerini cilâlayıp parlatmak.

Ama, dediğiniz çok doğru: Bunlardan yarına hiçbir esinti kalmayacak. Kendi narsist dehlizlerinin karanlıklarında yok olup gidecek hepsi. Yarınlara, gene Gülten Akın'lar, Turgut Uyar'lar, Sezai Karakoç'lar, Cahit Zarifoğlu'lar, Ahmed Arif'ler, Sabri Altınel'ler, Nurettin Durman'lar, Ahmet Erhan'lar, İbrahim Tenekeci'ler, Mürsel Sönmez'ler, Birhan Keskin'ler kalacak. Günümüzün tavuk gibi gıdaklayanları ise, havalarını alacak sadece.

Sizi yürekten kutlarım, Rifat Cantekin: Büyük bir edebiyat yarasına neşter vurduğunuz için.

SAFAHAT OKUMALARI

SAFAHAT OKUMALARI
Mehmet Âkif'i anlamak ve anlatmak için Safahat Okumaları...

DİRİLİŞ GÜNLERİ, DİRİLİŞ GÜLLERİ

E-POSTA GRUBU

Dergi~lik e-posta
dergilik@googlegroups.com