2012-03-10

Yayın Dünyasının Gözbebekleri-1

Uzun zamandır bu köşemi ihmal ettim, evvela okurlarımın kusura bakmamalarını rica ediyorum. İnşallah bu köşemde daha sık yazmaya riayet edeceğim. Kütüphanemize kazandırılan her dergi, kitap artık yayın dünyamızın göz bebeğidir. Bu yazımda, yayın dünyamıza yeni katılan, daha önceden katılıp yolunda doludizgin devam eden birkaç dergiyi tanıtacağım.

Evvela komşu ilden olması sebebiyle, Bizim Külliye dergisinden başlamak istiyorum. Editörlüğünü emekli edebiyat öğretmeni Nazım Payam beyin yaptığı dergi, Elazığ’da çıkıyor. “Sesimiz Dağlarda Kaldı” başlıklı yazısıyla derginin açılışını yapan Payam, çetin kış şartlarında dergiyi okurlarına göndermeyi başardı. Dergi, “Mitoloji ve Edebiyat” ekseninde çevrelenmiş. Bu konuda birkaç yazıya dikkat çekmek istiyorum. Prof. Dr. Nurullah Çetin, “Mitoloji, Karanlıktan Aydınlığa Kaçış Özlemidir” başlıklı yazısını kaleme almış. Yakın zamanda Ötüken Yayınlarından çıkan “Türk Edebiyatında Fantastiğin Kökenleri” isimli kitabın yazarı Gönül Yonar ile söyleşi yapılmış. Fantastikten bahsolmuşken aklıma Hayat Yayınlarından çıkan Özlem Baş’ın kaleme aldığı “Meleklerin Fısıltısı” isimli fantastik roman geliyor. Sayfaları çevirmeye devam ediyorum. 2012 yılında ikinci baskısı yapılan “Gelenek ve İkinci Yeni Şiiri” isimli kitabın yazarı Cevat Akkanat’ın kitabından esinlenerek kaleme aldığını düşündüğüm “İkinci Yeni Şiirinde Batı Mitolojisi” isimlisi yazısını görüyorum. Dolu dolu 51. sayısıyla okurla buluşan Bizim Külliye dergisini temin etmek isteyenler, bkulliye@yahoo.com adresine e-posta gönderebilirler. Ayrıca dergiyi bilgisayar ortamında okumak ve kaydetmek isteyenler, www.bizimkulliye.com adresini ziyaret edebilirler.

Sürekli olarak dergi mezarlığından dert yanarken zaman zaman çıkan dergiler de bizi sevindirmiyor değil. Elbette bu kulvarda herkesin söyleyeceği bir sözü var. Kimi daha geniş çapta söylüyor, tüm Türkiye’ye belki de dünyaya ulaşıyor. Kimiyse sadece kendi illerinde seslerini duyurmayı yeğliyor. Tabii yerel dergilerin de kendi kültürlerini ve yaşamlarını ölümsüzleştirmek ve gelecek kuşaklara aktarmaları açısından varlığını önemsiyorum. Bu düşüncelerin arasından sıyrılarak yeni bir edebiyat ve sinema dergisine merhaba diyoruz. İzmir’de birkaç genç öğrencinin heyecanla çıkmasını beklediği ve gecelerini gündüzlerine katarak büyük bir özveri ile çalışmalarının sonucunda “Âyîne Edebiyat ve Sinema Dergisi” okurla buluştu. Âyîne… Kişinin kendinin yansımasını göreceği bir dergi olsa gerek. Âyîne kelimesi her ne kadar ayna kelimesini çağrıştırsa da yazdığım metinlerde emin olmak için sözlüğe bakma gereği hissettim. Hemen Türk Dil Kurumunun sitesinde Güncel Türkçe Sözlüğe baktım, ama sözcük Farsça kökenli olduğundan ve günümüzde pek kullanmadığımızdan sözlükte bulamadım. Hemen yanı başımda duran “Osmanlı Türkçe Sözlüğü”ne baktım. Mehmet Kanar’ın hazırladığı bu sözlükte cevabını “ayna” olarak buldum. Bu yazımda yayın dünyasının göz bebeklerinden sıkça bahsedeceğim bunlar hem kitap olacak hem de dergi.

Âyîne dergisinin bütün yükünü Sümeyye Karadoru ve Yusuf Ay arkadaşlarımız çekiyor. Derginin çıkış amacı şu sözde yatıyor aslında: “Küreselleştikçe yalnızlaştığımız şu çağda, birbirinden habersiz fakat ıstırabda ortak ne çok şahıs var. Farklı şehirlerde, farklı üniversitelerde, kendi küçük ortamlarında ‘bir şeyler yapmalıyız, bir şeyler üretmeliyiz; ama nasıl?’ çıkmazında kalan nice genç… Dergimiz ‘Küresel yalnızlığa bir mola’ diyerek birbirinden habersiz lakin aynı hisleri/düşünceleri taşıyan gençleri ortak bir platformda buluşturmayı ve bunu güzel bir kardeşlik çerçevesinde yapmayı planlıyor.”

Âyîne Edebiyat ve Sinema Dergisi, edebiyata ve sinemaya dair sözü olan herkese kapısını açıyor. Nisan ayında gösterime giren “Fetih 1453 Kıyamet” filmine ilgi büyüktü. Her ne kadar tarihi hatalar yapılmış olsa da filmin büyük bir emek mahsulü olduğu açıktır. Elbette eksiklikleri görerek yeni yapılacak olan çalışmalarda bunlar dikkate alınmalıdır. Kendi tarihimizi, kültürümüzü işitsel, görsel ve duyusal her şekilde gelecek nesle aktarmak için gayret etmek kaçınılmazdır. Bu bağlamda sinema dergilerinin güzel ve faydalı projeler dile getireceğini diliyorum. Âyîne dergisi hakkında ayrıntılı bilgi almak isteyenler, sosyal paylaşım sitesindeki www.facebook.com/ayinedergisi sayfasını ziyaret edebilirler.

“Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
ister kafir, ister mecusi,
ister puta tapan ol yine gel,
bizim dergâhımız, ümitsizlik dergâhı değildir,
yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...”

Bu dizeleri söyleyen engin hoşgörü sahibi Mevlana Celaleddin Rumî’nin uzun süre yaşadığı Konya’da birkaç üniversiteli arkadaşımızın gayretleriyle çıkan Habis dergisine dikkat çekmek istiyorum. Öyküleriyle tanıdığımız Murat Çelik’in gayretiyle çıkan Habis dergisi şiirleriyle, öykü ve denemeleriyle okura sunulmuş. Gayet mütevazı bir şekilde yayın dünyasında ilerleyen Habis dergisi iki ayda bir çıkıyor. Yedinci sayısıyla sınırlı yerlerde dağıtımda… Dergi hakkında ayrıntılı bilgi almak isteyenler, sosyal paylaşım sitesindeki www.facebook.com/habissibah sayfasını ziyaret edebilirler.

Diğer yazımda yayın dünyasının göz bebeklerinden bahsetmeye devam edeceğim. Yüzünüzden tebessüm eksik olmasın. Selamlar...

Erol Afşin

2012-03-09

Şiir yıllığı hediyeli 'Edebiyat Ortamı'


Bu sayımızı diğer sayılarımızdan ayıran iki farklılık var. Birincisi, derginin eki olarak 2012 Şiir Yıllığı’nın üçüncüsünü veriyoruz. İkinci farklılık ise, iç tasarım. Derginin iç tasarımını yeniledik. Umarız okurlarımızın da beğenisini kazanır

Diğer bir husus ise, dergimizin yayınındaki süreklilik. Bu sayıyla birlikte 5. yıla girmiş oluyoruz. Çok bir süre değil belki ama az da değil. Üstelik sadece dergi yayımlamakla da kalmadık. Geçen 4 yıllık süreçte Türk edebiyatına kendimizce katkılar sağlamaya çalıştık. Nelerdi bunlar:
- 24 sayılık dergi yayını, bir gün bile aksatılmadan yürütüldü.
- Edebiyat Ortamı Şiir Yıllığı hayata geçirildi ve her yılın 1 Mart'ında derginin okurlarına ek olarak verildi.
- Türk edebiyat tarihinde bir ilk olan Edebiyat Ortamı Öykü Yıllığı hazırlandı ve derginin eki olarak verildi.
- Şiir Ödülü tesis edildi ve üç yıldır aksatılmadan sürdürüldü. Genç yetenekler edebiyat dünyasına takdim edildi.

Şimdi de yayıncılığa başlıyoruz.

2012 yılında Edebiyat Ortamı Yayınları olarak her iki ayda bir, bir kitap yayınlamayı hedefliyoruz. İlk iki kitap yayın aşamasında. Mustafa Aydoğan'ın ilk üç şiir kitabının bir arada yer aldığı "Az Önce" ve son şiirlerinin yer aldığı "Bugün Konuştuklarımız".

Bütün bunların dört yıllık bir süreye sığdırılmış olması ciddi bir emek gerektiriyor. Sadece emek de değil, ciddi bir düşünce yapısı da gerektiriyor. Üstelik, bütün bu çabalar genellikle sessizlikle karşılanıyor. Bizim ortamlarda bir şeyin yokluğundan bahsedilir ve şikayetten geçilmez ama o şey gerçekleştirildiğinde genellikle ya sessizlikle karşılanır ya da orasından burasından çekiştirilerek hesaplaşılır. Küçük küçük intikamlar alınır. Bu biraz şuna benziyor: Kudüs için ağlar sızlar ama bir kere bile Kudüs’e gitme gereği duymaz ve yanındaki Kudüs dolu kalpleri kırmaktan, onunla cedelleşmekten zevk alan bir anlayışı vardır. Türkiye’de ilk defa bir öykü yıllığı yayımlanır ama öykü dergilerinin bundan haberi olmaz. Öykü dergilerini inceleyen herkes görür bunu. Şimdi bu tavrı neresinden eleştireceksiniz? Şiir yıllığı çıkmıştır, şiir dergilerinin bundan haberi olmaz. Şiir dergilerini inceleyen herkes görebilir bunu. Velhasıl, garip, tuhaf bir Türkiye. Ama şu soru cevapsız kalır: Sizin ‘gündem’ dediğiniz şey nedir peki? Olan bitene sessiz kalmak mı?

Türkiye’de edebiyat “klan” duygusuyla hareket ediyor, eder, etmiştir. Seksen yıldır değişen bir şey yok.

*

Ortadoğu kan gölü. Önce devrim sonra didişme. Allah insanlığa merhamet etsin.

*

İyi okumalar.

M.A.

'İktibas' dergisi

Akif Emre İktibas dergisinin mart sayısında, İslamî sol olarak nitelenen eklektik söylemler, Uludere hadisesi, MİT krizi gibi birçok konuda görüşlerini anlattı.

İktibas dergisi, mart sayısı ile okurlarının karşısına çıktı. 399. sayısı ile yeniden merhaba diyen İktibas bu ay yine zengin içeriği ile dikkat çekiyor.

Akif Emre röportajı

Derginin önemli kalemlerinden Şükrü Hüseyinoğlu, bu ay önemli bir röportaja imza atıyor. Hüseyinoğlu, İslamcı camianın yakından tanıdığı gazeteci-yazar Akif Emre ile konuşuyor. Akif Emre, 28 Şubat süreciyle başlayan ve ardından AKP’nin iktidarıyla birlikte önü alınamaz bir hal alan zihinsel dönüşümler, AKP üzerinden sisteme eklemlenme süreci, İslamî değer yargısı ve iddiaların giderek yerini liberal söylemlere terk etmesi, kapitalistleşme eğilimlerine tepki olarak ortaya çıkan ve ‘İslamî sol’ olarak nitelenen eklektik söylemler, Uludere hadisesi, MİT krizi, ‘Arap Baharı’ olarak nitelenen bölgemizdeki hızlı değişimler, Suriye’de yaşananlar, İran’ın Suriye konusundaki tutumu gibi birçok konuda görüşlerini açık ve net bir biçimde ortaya koyuyor.

İktibas’ın YORUM bölümünde, büyük bir hızla dönüşen Türkiye ve dünya gündemi ‘Sistem-içi Mücadele Sürecinde Pozisyon Kaymaları ve Krizler’ başlığı altında tartışılıyor. MİT-PKK görüşmelerinin planlı olarak kamuoyuna sızdırılması ile başlayan süreç, liberal sol ile hükümet arasındaki gerilim, cemaat-AKP arasındaki çatışma, ılımlı-laiklik zemininde inşa edilmeye çalışılan yeni Türkiye modeli bu bölümde detaylı olarak yorumlanıyor.

Göğsün açılması/ferahlatılması anlamına gelen Şerh-ı Sadr teriminin tanıtıldığı KAVRAM bölümünün ardından Atasoy Müftüoğlu’nun ‘Tarihsel Zamanları Etkilemek’ başlıklı yazısı geliyor.

Atasoy Müftüoğlu yeni yazısında; “Bizler Müslümanlar olarak, hayatımız boyunca yüklendiğimiz sorumluluklarla, ürettiğimiz içerik ve eylemlerle tarihi belirleriz. Allah’ın (c.c.) iradesini tarihe yansıtacak bir bilinci, bir duyarlılığı, ahlakı, çabayı, mücadeleyi, eylemi, içtenlikle, kararlılıkla, cesaretle sürdürmediğimiz takdirde, İslamî ilgilerimizin, ibadetlerimizin bir değer taşımayacağını bilmeliyiz.” vurgusunu yapıyor.

Şubat ayına damgasını vuran ‘Dindar gençlik’ tartışmasına Mehmed Durmuş da bu ayki yazısı ile katılıyor. Durmuş, yaşanan tartışmaların meselenin önemini gösterdiğini belirterek, “Bu önemin ne olduğu?”; “Başbakan ne istiyordu, karşıtlar ne tepki verdiler?”, “Devlet dindar nesil yetiştirebilir mi?”; “Hangi ‘din’ (hangi İslam) esas alınarak dindar nesil yetiştirilecekti?”; “Müslümanlar olarak bizlerin bu meseledeki tavrımız ne, tarafımız neresi olmalı?” sorularına net yanıtlar veriyor…

İktibas’ın Mart sayısında ayrıca ‘Küreselleşmenin Geleceğinde Dinin Etkisi’ başlıklı yazısı ile Abdullah Metin, ‘Değişim Algısının Değişimi’ ile Mustafa Bozacıoğlu, ‘Çağın İlerisinde ve Gerisinde Olmak ya da Hakka Yakın Durmak’ ile Bünyamin Zeran, ‘Dışarıda Kalarak İçinde Yaşamak’ ile Talat Özhan, ‘Müslüman Olarak Yaşlanmak’ ile Hikmet Ertürk, ‘Ahlak(sız) Müslümanlık mı?’ ile Elmas Şahin dergide bulunan diğer yazılar. Sanat Edebiyat’ta ise Mehmet Mortaş ve M. Akif Şahin’in denemeleri ile Dilek Buz imzalı öykü dikkat çekiyor.

Üsame Varol

265. 'Dergâh'


Mart 2012

Süleyman Unutmaz, Abdulhâlik Aker, Hakan Özçelik, Selçuk Küpçük, Serdar Arslan, İbrahim Yolalan, Mustafa Ayyıldız ve Kübra Nur Duran bu sayının şairleri. Suavi Kemal Yazgıç, Atilla Mülayim, Vecdi Demir ‘derkenar’ sütunlarında yazdı. Bu sayının tek hikâyesi Duygu Küçüker’in. Yavuz Altınışık, Selman Bayer’in Okur Kitaplığı tarafından yayınlanan ilk romanı “Kendi İçine Düşenler Ansiklopedisi” üzerine yazdı. Mehmet Kahraman, her kitabı dikkat çeken hikâyeci Abdullah Harmancı’nın son eserini tanıtıyor. Nihal Yıldırım, ülkemiz edebiyat öğrenimine üniversite düzeyinde bir hoca olarak büyük katkı sağlayan Prof. Dr. İnci Enginün için çıkarılan “hatıra kitabı”nı ele aldı. Bu sayının “orta sayfa sohbeti”ni sosyal medyayı ilk keşfedenlerden ve uzun yıllar internet dergisi Sipesifik’i çıkaran Ertuğrul Fındık ile yaptık. Fındık geçen zaman içinde etkinliği ve yaygınlığı artan “sosyal medya”yı irdeliyor. Nazire Erbay, Cem şairi Şâhidî’nin “Leylâ vü Mecnûn”unu tanıtıyor. Emel Koşar, akademik hayatının neredeyse bütününü Rıza Tevfik üzerinde yoğunlaştıran Prof. Dr. Abdullah Uçman’ın aynı konudaki son kitabını ele aldı. Hasan Yüksel, Prof. Dr. Adnan Erzi’yi anlatıyor. Öner Buçukçu, Nuri Bilge Ceylan’ın son filmi “Bir Zamanlar Anadolu’da” üzerine güzel bir eleştiri kaleme aldı. Fatma Çolak Asan, Dino Buzzati’nin hikâyeleri üzerine yazdı.

2012-03-08

Diriliş Okumaları- 9


Diriliş Okumaları'nda bu hafta ''Edebiyat Yazıları -I- Medeniyetin Rüyası, Rüyanın Medeniyeti Şiir'' kitabı okunup değerlendirilecek. Cümle dostları bekleriz. Selâm ve muhabbetle...

YAZSANBİR Genel Merkezi
10 Mart 2012 Cumartesi
Saat:13.30

2012-03-07

'Türk Edebiyatı' dergisinde Abdülhak Şinasi Hisar

Mart 2012

Bu sayıda ihmal edildiğini düşündüğümüz bir İstanbul yazarını, Abdülhak Şinasi Hisar’ı gündeme taşıdık. Romanları, denemeleri ve hatıralarıyla edebiyat tarihimizde seçkin bir yeri olan bu değerli yazarı hakkında, doktorasını onun üzerine yapan ve kitaplarına girmemiş yazılarını toplayarak ilk üç cildini yayımlayan Necmeddin Turinay’la konuştuk. Arkadaşımız Selçuk Karakılıç’ın yaptığı bu röportajın, henüz Abdülhak Şinasi’nin eserleriyle tanışmamış okuyucularımız için sağlam bir kılavuz olacağını düşünüyoruz. Prof. Dr. İnci Enginün ve Prof. Dr. Abdullah Uçman da yazılarında Abdülhak Şinasi’yi çeşitli yönleriyle ele aldılar. Ben de Abdülhak Şinasi’nin Yahya Kemal’le inişli çıkışlı dostluğu, Ihlamur mesiresiyle tuhaf alâkası ve meyvelerden niçin nefret ettiğine dair farklı görüşler üzerinde durdum. İnci Enginün hocamız ayrıca Abdülhak Sinasi’nin yakın dostlarından olan Taha Toros’u anlattı. Geçen ay kaybettiğimiz Taha Toros, inanılmaz zenginlikteki arşivi ve koleksiyonlarıyla kültür ve edebiyatımızın yakın tarihinin hafızasıydı.

Unutmadan, 2013’ün Abdülhak Şinasi’nin vefatının 50. Yılı olduğunu, sevenlerinin şimdiden hazırlanmaya başlamaları gerektiğini hatırlatmak istiyorum.

Ülkü Akagündüz, Sevinç Çokum’un son romanı olan Lacivert Taşı’nı değerlendirdi. Deniz Özbeyli de “İki İdam” başlıklı denemesinde Victor Hugo’nun Bir İdam Mahkûmunun Son Günü ile Dominique Siagud’nun Mavi Ay adlı romanlarından yola çıkarak öldürme eylemi ve bu iki yazarın farklı yaklaşımları üzerinde durdu.

Bildiğiniz gibi, “Haydarpaşa Liman, Gar ve Geri Sahasının Dönüşüm Projesi” sebebiyle Anadolu’ya yapılan tren seferlerinin durdurulması üzerine Haydarpaşa Garı etrafında bir tartışma başladı. Biz de dergimizde sık sık şiirlerini okuduğunuz, Demiryolları camiasından yetişmiş önemli bir deneme yazarı olan Mehmet Aycı’dan bize Haydarpaşa Garı’nı anlatmasını istedik. Değerli fotoğraf sanatçısı Gültekin Çizgen’in kullanmamıza izin verdiği üç fotoğrafla bezediğimiz bu yazı herhâlde ilginizi çekecektir.

Mustafa Sarı, “Göçmenler, Dedemin İnsanları” başlıklı denemesinde, Çağan Irmak’ın son filminden yola çıkarak göçmenlik meselesini ve Rumeli göçmenlerinin Anadolu’da var olma mücadelesini anlattı. Edebiyatımızın yakın tarihini karikatürlerle anlatmaya devam eden Said Coşar’dan da bu sayıda Falih Rıfkı Atay’ın karikatüristlerin bakış açısından nasıl göründüğünü öğreniyoruz. M. Fatih Kanter, Reşat Nuri Güntekin’in eşi Hadiye Hanım’a yazdığı bazı mektupları bizimle paylaştı. Yusuf Çağlar ise, Orhan Veli’nin kız kardeşi Füruzan Hanım’la görüştü. Bu yazıyla birlikte fotoğrafını sunduğumuz levhadaki kıt’ayı okuyunca çok şaşıracaksınız.

Elinizdeki sayının ilgi çekici yazılarından biri de “Aytmatovların Dünyası” başlığını taşıyor. Cengiz Aytmatov’un kardeşi İlgiz Aytmatov tarafından kaleme alınan ve Ömer Küçükmehmetoğlu tarafından Türkiye Türkçesine aktarılan bu yazıda, büyük yazarın hayatıyla ilgili dikkat çekici ayrıntılar bulacaksınız.

Bu sayıda yazılarına yer verdiğimiz iki genç yazara, Batuhan Çolak ve Afşın Selim’e ayrıca dikkatinizi çekmek istiyorum.

Geçen ay Elazığ’da bir güzel buluşma vardı: “Elazığ-Bakü Kültür ve Sanat Buluşması”. İki gün boyunca önemli faaliyetlerin gerçekleştirildiği bu buluşmanın hikâyesini Hadi Önal’ın kaleminden okuyacaksınız.

Hikâyelerimiz Ayşe Göktürk Tunceroğlu ve Yılmaz Yılmaz’dan... Şairlerimiz ise Mustafa Ruhi Şirin, Mustafa Özçelik, Cafer Keklikçi, Cevdet Karal, Abdurahman Şimşek, Ahmet Cora, Kalender Yıldız, Mehmet Aycı, Hatice Eğilmez Kaya, Mehmet Özdemir, Necip Fazıl Akkoç ve Ahmet Mahir Pekşen imzalarını taşıyor.

Tabii, Kırkambar’ımız da her zaman olduğu gibi dopdolu.

Daha güzel ve daha zengin sayılarda buluşmak üzere…

Muhabbetle efendim.

Beşir Ayvazoğlu

2012-03-06

Ve vakit, 'Ay Vakti'

Ay vakti dergisi 137. sayısıyla ve dopdolu içeriğiyle yine karşınızda. Uzun soluklu bir yayın periyodu izleyen dergimiz kalıcı yazılarıyla tam bir edebiyat arşivi. Ay vakti durmadan yoluna revan olanların, aşk ile sabır ile kanatlanıp pervaz edenlerin dergisi.

Baharı karşılayan bir kapakla okuyucunun karşısına çıkan dergimiz sanal âlemin edebiyat üzerinde ki olumsuz etkilerini eleştirerek başlıyor. İnternet üzerinden yapılan edebi faaliyetlerin bir disipline ihtiyaç duyduğunu belirtiyor.

Şiraze “saklı mektuplarda” edebiyat bahçesinden derlediği gümüş kanatlı kelimelerle sesleniyor bize. Onun kalemi hüznün heykelini yontuyor sevincin bahçesinde.

Nurullah Genç “iktidar türküleri “isimli şiiriyle vefanın ve unutulmayanların şirini haykırıyor dünyaya. Samimiyetin solmayan çiçeklerini derleyip getiriyor şu kış gününde.

Özcan Ünlü “özgür ceset” isimli şiirinde bir çocuğun gözlerine yansıyan ölümü ve yansımalarını anlatan mısralarla sesleniyor bize.

Recep Garip” Ruhun Dirilişi'nden Gün Saati'ne “isimli incelemesinde Üstat Sezai Karakoç'un diriliş isimli bestesinin notalarını okuyucuya aktararak, ruhumuzun saatini bir diriliş gününün saatine kuruyor.

Necmettin Evci ” hiç yoktan trajedi” isimli öyküsüyle hayatın içinden tam kalbimizin içinden derlediği kelimeleri sunuyor.

Reşit Güngör Kalkan “icat çıkarma” isimli denemesiyle ve kendi nev-i şahsına münhasır bir dille düşünmeye ve düşündürmeye devam ediyor.

Ahmet Kaya”münacaat” isimli şiirinde bizi sahte gündemlerin koynundan asıl gündeme zamanlar ve mekânlar üstünün kapısına götürüyor.

Şeref Akbaba” yumoş” isimli şiirinde bize merhamet ırmağından çağlayan bir çağlayanı getiriyor. Bir sokak kedisinin ıslanmış kirli tüylerinden bize hayatı sorgulatıyor.
Mehmet Baş” bilimsel iktidar ve aydınlar üzerine “isimli denemesinde bilimin ve aydınların masum olmayan yüzünü anlatıyor.

Ayla Coşkun Ceren”şimşir kaşık”isimli öyküsüyle bizi emeğin ve ekmeğin meydanına ve yanımızda olduğu halde fark etmediğimiz hayatlara götürüyor.

Onur Akbaş ”ve bir bahar günü doğdun sen” isimli denemesiyle bizi baharın kalbine giden bir yolculuğa çıkarıyor.

Senem Gezeroğlu “Vakit geç/tir,Düş/erk” isimli denemesinde; iğneyle kuyu kazan bir madenci titizliğiyle sesleniyor. Ve bir kelimenin kaç anlama gelebileceğini öğreniyoruz.

Yavuz Ertürk “buluşma” isimli şiirinde bir iç hesaplaşmanın masasından sesleniyor okuyucuya. Kendi kendimizle oturup konuşmaya ne kadar ihtiyacımız olduğunu anlıyoruz.
Berrin Sönmez “hamsin günleri “isimli denemesiyle bizi haksızlıklara karşı çıkmaya ve zorluklar karşısında yılmamaya çağırıyor. Bize hesap gününü hatırlatıyor.

Salih Uçak” bir roman kuramcısı olarak Orhan Pamuk” isimli incelemesinde bir roman yazarı olan Orhan Pamuk’u farklı bir yönüyle ele alarak roman kuramcısı Orhan Pamuk’u inceliyor.

Ömer Noyan “baharı beklemek” isimli denemede şiir tadında ve hüzün dolu bir yazıyla karşımızda.

Nurşah Karaca “elif gibi değil ,vav gibi” isimli öyküsüyle gariban rızanın doğumundan ölününe Allaha vasıl oluşunu anlatıyor.

Esra Ekinci “yağmur yürekli”isimli denemesiyle hüzünlü bir ikindiden sesleniyor.
İsa Karaaslan “kışbahar hüzün” isimli denemesinde duygu yüklü bulutlar gibi yağıyor şehrin üstüne.
Necip Fazıl Akkoç “gün gülü” isimli şiiriyle kelimeleri bir kılıç gibi çekip kalbin hisarlarını kuşatıyor.

Ayça Engin “mısra için” isimli şiirinde can mısrasını yazan kalemin şiirini yazıyor. Bir mısra için çöllere düşen şairleri çağırıyor soframıza.

Yavuz Ertürk” güzün son konuğunu karşılama “isimli kitap tanıtımında Reşit Güngör Kalkan'ın son kitabını tanıtıyor.

Dr.Ersoy Kutluk “muahhire ve müellifi “isimli kitap tanıtım yazısında “Mukaddime’den Muahhire’ye: Modern Dünya’nın, Ulus-Devlet’in, Din’in ve Milliyetçiliklerin Ekonomi, Kültür ve Siyaset Atlası” adlı eseri tanıtıyor.

Hayırlı okumalar.

Mehmet Baş

İstanbul Çiçeği Şiirle Açıyor

İlk kez 2011 Mayıs’ında ulusal ölçekte düzenlenen İstanbulensis Şiir Festivali, bu yıl 7-10 Mart 2012 tarihleri arasında, toplam dört gün sürecek bir etkinlikle ve uluslararası platformda gerçekleşecek…

Sultanbeyli’yle özdeşleşen İstanbulensis çiçeği, uluslararası bir şiir festivalinin de sembol adı oluyor. İstanbullu şiirseverler ilk kez dünyanın şiirini dinleyecekler bu yıl. Öyle ya, İstanbul, Ankara, Bursa, Adapazarı, Eskişehir ve Van gibi Türkiye’nin farklı şehirlerinin yanı sıra, Kosova, Makedonya, Ukrayna, Bulgaristan, Arnavutluk, Gana, Azerbaycan, Irak, Bosna Hersek, Moldova, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Karadağ gibi ülkelerden şairler katılacak festivale… Ve bu şairler, yukarıda da belirttiğimiz üzere, dört gün boyunca birbirinden ilginç etkinliklerle şiirle kanatlandıracaklar şiirseverleri…

Festival programı birbirinden değerli halkalardan oluşuyor. Sözgelimi, şairler festival boyunca şehrin çeşitli okullarına gidip şiirlerini öğrencilerle paylaşacaklar. Bu bağlamda Hüsnü Özyeğin Anadolu Lisesi, Sultanbeyli İmam Anadolu Hatip Lisesi ve İmam Hatip Lisesi, Orhan Gazi Lisesi, Türk Telekom Anadolu Lisesi, Merkez İ. Ö. Okulu, Şehit Öğretmen Hamit Sütmen İ. Ö. Okulu, Kaptan-ı Derya İ. Ö. Okulu, Turgut Reis İ. Ö. Okulu gibi okullar ayrı ayrı oturumlar şeklinde şairleri misafir edecekler…

Uluslar arası İstanbulensis Şiir Festivali’nde kadınlar da unutulmadı. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle kadın şairler, özel bir programla şiirseverlere dünya şiirinden örnekler verecekler. Bu çerçevede Bisera Boskailo (Karadağ/Sancak), Zekie Habib (Bulgaristan), Emel Kaya (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti), LiuboviTanasoğlu (Gagavuzya/Moldova), Fatma Şengil Süzer ve Saniye Öztürk (Türkiye) şiirlerini takdim edecekler…

Aynı gün saat 18.30’da Sultanbeyli Kültür Merkezi’nde Turan Karataş, Turan Koç, Nurullah Genç, Muhammed Nur Doğan ve Fatih Andı gibi şiir ve edebiyat dünyamızda etkin roller üstlenmiş akademisyenlerin katılacağı “Modern İnsanın Şiir Arayışı Paneli” de gerçekleştirilecek…

Kapsamlı yapısıyla Türkiye’de benzeri görülmemiş bir etkinlik özelliği gösteren Uluslararası İstanbulensis Şiir Festivali’nde konser, kültür gezisi, havai fişek gösterileri de renk katacak. Festivalin sonunda çeşitli başlıklar altında dört şiir ödüllü de verilecek: Bekir Sıtkı Erdoğan, Nurettin Durman, Bahattin Karakoç, Cemalettin Latiç ödül verilecek şairler…

Festivalde yer alacak şairler şöyle: Metin Önal Mengüşoğlu, Cevat Akkanat, Arif Ay, Recep Garip, Fatma Şengil Süzer, Mürsel Sönmez, Ekrem Kaftan, Şeref Akbaba, Mehmet Aslan (Azerbaycan), Kazım Kadir(Erbil/Irak), Cemalettin Latiç (Bosna Hersek), Bisera Boskailo (Karadağ/Sancak), Zekie Habib (Bulgaristan), Emel Kaya (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti), Liubovi Tanasoğlu (Gagavuzya/Moldova), Fatma Şengil Süzer, Saniye Öztürk, Mustafa Özçelik, Adem Turan, Mustafa Oğuz, Müştehir Karakaya, Özcan Ünlü, Ahmet Murat, M. Atilla Maraş, Fatma Çolak, Sıddık Ertaş, Osman Baymak (Kosova), İlhami Emin (Makedonya), Dilaver Osman(Kırım/Ukrayna), Zekie Habib (Bulgaristan), AlbanTartari (Arnavutluk), Kofi Anyidoho (Gana)…

Cevat Akkanat

2012-03-01

Yıkımların ve yozlaşmaların gölgesinde son dönem şiiri

Her ne kadar başlıkta şiir desek de bu anlatacaklarım aslında şiir değil. Sadece şiir kılığına sokulmaya çalışılan manzume ve laf ebeliği. Anlamsız imgeler peşinde taçlandırılmaya çalışılan bomboş mısralar. Bir çetenin ve bir loncanın içinden edebiyat âlemine bilgiç bilgiç bakışlar. Malayani sözlerin arkasında heba edilen ömürler. Manasız sözlerin arkasında illa ki bir mana vardır diyerek mana arayanların akıl tutulmaları. Modern şiir diye şiirin kalbini söküp atmalar. Müslüman bir dünya görüşünün insanlarını aldatmayı iş haline dönüştürenler.

Bir sayıklama ile karşı karşıyayız. Kaidesi olmayan bir heykel gibi birer birer yıkılıyor sözler. Ruhunu yitirmiş bir bedenin hortlaması gibi korkunç bir tabloyla karşıyayız. Acaba suçumuz neydi ki tüm bu insanlar edebiyat bahçemize musallat oldular?

Şiir adına ortaya konanlar ve kelimelerin cambazlığını şiir diye yutturmaya çalışmalar. Bunların arkasında bir niyet saflığından söz etmemiz mümkün görünmüyor. Entelektüel görünme hastalığına yakalanmış tipler ve bu tiplerin "Efruz Bey" romanından fırlamış gibi arz-ı endam edişleri.

Bir tarafta diriliş şairinin inandığı gibi yaşayan gerçek bir dava adamı tavrı diğer tarafta şöhretten ve paradan başka bir şey düşünmeyen bu tipler. Bir gün sosyalist bir gün nasyonalist bir gün liberal olmanın tüm şubeleri bunlarda mevcuttur. Maske üstüne maske takmanın üstadırlar. Tüm bunlar insanın aklına suç bunlarda mı yoksa bunların gerçek yüzünü anlamayan gözü perdelenmiş bizlerde mi diye sormadan edemiyorum.

Halkın edebiyattan kopuk olmasından şikâyet etmeyen edebiyatçı yok gibidir. Doğru bir şikâyettir gerçekten halkta edebiyattan kopuk olma durumu vardır. Fakat bu kopuşun sebebi halk değil edebiyatçılardır. Saçma sapan mısraları halkın okumasını anlamasını beklemek ne kadar mantık ve şuurdan uzak bir tutumdur. Burada bu şairler hemen şu savunmayı yapacaklardır. Halk bizi anlayacak seviyede değil. Bu sözün karşısında cevabımız şudur; Hayır hayır siz halkın seviyesinin çok altındasınız. Siz bırakın halkın sizi anlamasını kendiniz bile kendinizi anlamaktan uzaksınız. Çünkü bu halk Fuzuli’yi, Nabi’yi, Nedim'i, Şeyh Galib’i anlamış da bir sizi mi anlamayacak! Yoksa siz Fuzuli’den daha mı büyük şairsiniz? Lütfen artık kandırmayın insanları.

Gündemimize soktukları meselelerin çoğu bizimle alakalı meseleler olmayan bu insanların neye tartıştıklarını niye tartıştıklarını anlamak için boşuna uğraşmamak lazım. Bunların meseleleri zaten zihinleri bulandırmaktan ibaret. Bunlar ana gündemimizi baltalayarak yeni yol adı altında bizi şuursuzlaştırmaktan başka bir şey yapmıyorlar.

Kibirlerini insanlara entelektüel birikim diye yutturan bu şairler ve de insanlara tepeden bakmayı kendilerince nasıl bir mantığa oturttuklarını anlamadığım bu insanlar gündemimizi karatmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Bir de bunların kapısında odun kırıcısının hınk deyicisi kabilinden yancıları var. Hepsi birer ateşli mürit hepsi birer şerh üstadı. Kraldan çok kralcıların meydanı bu meydan.

Şiirin abur cuburu varmıdır diye sorsalar vardır ve işte şu şairlerin şiiridir diyebiliriz. Bunlar sağlığa zararlı sözlerin sağlığa zararlı kelimelerin birer münadisi olmaktan başka bir şey değiller. Belli dergilerin etrafında kümelenmiş kendileri dışında kimseyi şair olarak görmeyen bu insanlar tarihin tozlu rafları arasında kaybolup gitmeye mahkûmdurlar. Bunların şiirini arkasında insan ve insanımız yoktur. Nefislerinin derdine düşmüşler fani varlıklarından başka bir şeyi düşünemez hale gelmişlerdir.

Kral çıplak diye bağıramayanlara inat kralın çıplak olduğunu haykırıyorum. Evet, kral çıplaktır ve kimse kendi kendini aldatmak zorunda bırakılmamalıdır. Bunlar bizim şairimiz ve edebiyatçımız değildirler ve de hiç olmamışlardır zaten.

Rifat CANTEKİN

2012-02-29

'Mahalle Mektebi' hayat edebiyat dergisinin 4.sayısı çıktı

Mart-Nisan 2012

183. 'Hece'

Mart 2012

EDEBİYAT GÜNDEMİ
Hüseyin Su/Tartışmanın Boyutları 3
Ercan Y. Yılmaz/Memur Sinema ve New York’ta Beş Minare 7
Darın Seker/Ömirhan Abdimanov’la Aytmatov Üzerine Söyleşi:... 9
İbrahim Koca/Edebiyat Eylemi ve Nuri Pakdil Sempozyumu 11
Murat Erol/Sabahattin Ali’yi Öldürmek 13

TAKİP MESAFESİ
Hayriye Ünal /Modern Şiire Dair Can Alıcı Noktalar 15
Erhan Altan /İç Güveyinden Flörtöz Birlikteliklere 21
Johnny Panik 22

Hasan Aycın/Çizgi 24
Hüseyin Atlansoy/Gizli Ölmek 25
Ömer Aksay/Hatâ Secdesi 26
Mustafa Muharrem/Pasajda Melek 28
Kenan Çağan/Kemik ve Ayraç 30
Mustafa Köneçoğlu/Sen Hâlâ Oradasın? 32
Mustafa Uçurum/Mahcubuz Mütemadiyen 33
Şenol Korkut/Ayrı Düşmek 35
Sümeyye Betül Karakaya/Varagele 36
Türker Özşekerli/Aşker 40
Ayşe Sevim/Gam 41
Mehmet Solak/Hiç 42
Atilla Mülayim/Tarihin Sonu 44
Şehriyar/Düşmüşüm Ayağına 46
Mustafa Zeki Çıraklı/Anlatıbilim Yazıları"E N’olmuş Yani": Anlatılabilirlik 48
Ali K. Metin/Devriye 52
Lütfi Bergen/Namık Kemal’in ‘Medeniyet’ Makalesi 62
Emrah Adaklı/Âsım ve Halûk Modellerindeki Tip Analizi 65
Muhsin Mete/Zürih-Viyana-Kişinev Seyahat Notları- I 68

DOSYA
YAZARLAR VE YAZI MEKÂNLARI
Ali Galip Yener/"Mekânın Poetikası" Bağlamında Yazar ve Evi 79
Rasim Özdenören /Benim Yazı Mekânlarım 85
Selim İleri/Yazı Masası Notları 90
Hüseyin Su/Yazar ve Yazı Mekânları 93
Necati Mert/Yazarın Mekânı 100
Cemal Şakar/Mekanda Okumak, Mekanda Yazmak 103
Celâl Fedai/Soraydım Ben de Sarı Çiçeğe: "Annen Baban var mıdır?" 107
Cemil Kavukçu/Yazmanın Mekânı 111
Hatice Bildirici/Kadının "Kendine Ait Bir Oda"sı 113
Mustafa Şerif Onaran/Çalışma Odası 117
Merve Koçak Kurt/Mekân-Sız(ı)larımız 121
Âlime Kurt/Ütü Masası 124

Alper Gürkan/Müslüman Düşüncesinde Unutulmuş Bir Perspektif... 126
Veikko Polameri/Japon Estetiğinde Feminen Gelenek 134
M. Fatih Kutan/Yahya Kurtkaya ile Şiir Üzerine Konuşma:... 142
Celâl Fedai/Ne ‘Zar’ Ne ‘Heyhat’; Yaşasın Endişe! 150

KİTAPLIK
Mustafa Köneçoğlu/Kör 155
Ali Emre/Ömrümün Kısa Günü 157
İbrahim Koca/İslam’ın İkinci Mesajı 159

2012-02-24

67.yürüyüşünde 'Yolcu' : "Başkaldırmıyorsa nedir ki söz?"

YOLDAKİLER:

*ferhat kalender *bülent sönmez *mustafa karaosmanoğlu *erdal kurgan *müştehir karakaya *emre şimşek *dursu nali sazkaya *m .akif şahin *rabia gelincik *eyyüp akyüz *mustafa atalay *seher ortaöner *rıza kemal g. *ferhat özbadem *sulhi ceylan *bilal can *nebiye arı *faik öcal *mahir müjde *hikmet kızıl *a. vahap dağkılıç *fahri eyhan *özgür puya *selami ay *sami demir *nurullah yardımcı *ahmet şevki şakalar *hares yalçi *muhammet çelik *sıddık akbayır *banu özbek *baran aydın *tarık sezai karatepe *bünyamin doğruer *rabia görmüş *hamza çelenk

MECMUANIN ORTA YERİ: BİLAL CAN TARİHÇİ DOÇ. DR. AHMET ŞİMŞEK’İ KONUŞTURDU:

“Objektivizmintarihyazımında işlediği pek söylenemez. Bu durum genelde zannedildiği gibi “tarihçilerin pespaye tutumlarından dolayı” değildir. Evet, tarihi kötü yazanlar, işini gerektiği titizlikte yapmayanlar her zaman var oldu. Mesleğine ve mesleğinin biricik hedefi “hakikat”e bigâne kalanlar, belli merkezlerin güdümünde yazanlar da öyle. “

FERHAT KALENDER SEYİR DEFTERİ’NDE YAZDI:

“Ulus devlet denilen mekanizmanın çok önemli bir işlevi var. Kendine talip olanı hızlı bir biçimde kendine benzetir. Yani hiçbir değeri olduğu gibi kabul etmez. Sisteminin çarkında öğüttüğü ve nemalandığı ne varsa posasını çıkardıktan sonra anlamsızlaştırır. Bunun için kullandığı en önemli enstrümansa ideolojilerdir. Soğuk savaş dönemi lokal ideoloji olan Kemalizm’in akıbeti son örnek değildir. Şu an yaşanan örnek bizi daha çok ilgilendiriyor. Kendilerini muhafazakâr olarak konumlandıran ‘Emevi tipi’ yapılanmaya daha da dikkat kesilmek gerekiyor. Bir başka boyutta faşizme evrilen bu muhafazakarlaşma süreci, tabiatı itibariyle seküler (din dışı) bir organizmayı, her türlü musibetiyle formda değiştirip, içerikte bu organizmaya kulluğu öngörür. Bu durumun en kötü çıktısı bilincin ve zulme karşı duruşun körleştirilmesidir.”

SIDDIK AKBAYIR ‘BEJAN MATUR’U DENEDİ:

“Hayatı, bir yola çıkma halidir. Yolların arkadaşlığına tutkundur. Ruhu sürekli bir yola çeker ve ilk fırsatta gider. Durabilmenin bir yetenek ve kendisinin de bu yetenekten yoksun olduğunu düşünür. Çocukken atlasları çok sever. Dünya haritasını neredeyse ezbere bilir. Haritadaki nehir, dağ ve göl adları ilgisini çeker. Kafasının içinde dünya haritası yeniden oluşur sanki. Ve kendi yollarını yaratır. Her yolculuğa bavulunu toplayarak ‘belki kalırım, dönmem’ diyerek çıkar bu güne kadar. Ve her defasında Türkçeyi özler. Londra'da 6 ay yaşar ve dilin ne kadar canlı bir şey olduğunu anlar. Dilin kokusunu duyar. Çünkü, yazan kişinin ülkesi dilidir. O kişi kendisini dilin içinden, sözcüklerle var eder.”

MUHAMMED ÇELİK ‘İLHAMİ ÇİÇEK ŞİİRİ ÜZERİNE’ YAZDI:

“ve dünya bir oyun ve eğlencedir. dalarak, ciddiye alarak, ötesini ve görünmeyeni görerek daha iyi kavranabilmektedir. şair yürümektedir. belki de kaybolmak ve kaybolduğuna sevinmektir gerçek yürüyüş. uzun bir sessizliktir yürüyüş. yaşamak, varoluş sürecinde sergilediğimiz bir oyunsa, insan bunun oyuncusudur. zaman akıp giden bir şarkı ve oyunca bir düştür. bir nehir boyunca (çünkü “uzun bir nehirdir satranç”) ve oyunca yaşamak, derinden nefes alıp vermek, işte belki de sahici bilgelik budur.”


2012-02-23

Diriliş Okumaları - 8



Diriliş Okumaları'nda bu hafta ‎''Çıkış Yolu-III-Kutlu Millet Gerçeği (Dört Meydan Konuşması)'' kitabı okunup değerlendirilecek.

Cümle dostları bekleriz. Selâm ve muhabbetle...

YAZSANBİR Genel Merkezi
25 Şubat 2012 Cumartesi
Saat:13.30

2012-02-17

‎'BİR NOKTA' 121


‎"BİR NOKTA" aylık edebiyat dergisinin (Şubat 2012) 121.sayısı çıktı.


İrtibat:

0216 552 82 87
0216 324 36 05
www.istanbulbirnokta.com

2012-02-16

'Üçüncü Mevki' edebiyat fanzini çıktı

Yıl:1, Sayı:1, Şubat 2012

'Üçüncü Mevki' edebiyat fanzininin 1.sayısı yayımlandı. Hayırlı olsun, devamlı olsun, bereketli olsun!..

İçindekiler

ŞİİR

Ertuğrul Rast / Şizoid Bulgu
Ertuğrul Rast / Felsefe
Soner Atalan / Oysa
Hasan Demirci / Sen
Murat Köstüklü / Noktalı Güvercin




ÖYKÜ

Gökçe Özder / Kayıp
Gökçe Özder / Diyetin Diyeti
Elif Şentürk / Ben?!

DENEME

Vildan Metin / İstanbul’u Yaşamak
Ertuğrul Rast / Bir Garip Masal : Doğu-Batı
Süha Murat Kahraman / Hakikat
Vuslat F. / Huzur(!) Evi
Bilge Makas / Sonsuzdan Korkmak
Bilge Makas / Yol
Emel Mirza / Saatleri Ayarlama Enstitüsü'ne Mektup
Gökçe Özder / Sessiz Raflar


Üçüncü Mevki’ye ulaşabileceğiniz yerler:


İstanbul (Beyoğlu) - Mephisto
İstanbul (Kadıköy) - Mephisto
Ankara (Kızılay) - İmge Kitabevi
Konya - Endülüs Kitap Kafe
Konya - Hüner Kitabevi - Rampalı Çarşı en alt katta

E-posta: ek727@hotmail.com

Tûtî çıktı!

Aralık-Ocak-Şubat 2012, Sayı:8

Tûtî çıktı! Bu sayının merhumu Suphi Taşhan. O bir kayıp şair. Ölümünden elli yıl sonra ilk kitabı çıktığı için biraz heyecanlı. Onu biraz tanıyın istedik. Hayali Kafe’de bir sohbetimiz oldu kendisiyle. Evet. Yalnızlık dolu şu koca dünyada, kurmacayla gerçeğin alabildiğine birbirine karıştığı bir sayıyla daha işte karşınızdayız. Biz 11. sayı diyoruz ama resmi rakamlar 8’i gösteriyor. Biz daha çok okumaya ve yazmaya devam ediyoruz.

İşte bu sayının (dergimizi okumadan) içinde ne var ne yok (tarzı haber yapsınlar) paragrafı:

(takdim ya da) itirazları Ehet Seli devam ettiriyor. Editör öldü, yaşasın yeni editör! Kurgu röportaj da ona kalmış böylece. Uzun-renkli bir röportaj ve heyecanlı bir merhum şair sizi bekliyor. Şiirleriyle Erdal Çakır (Mezopotamya I-II-III), Mehmet Selim Özban (Bir Deli Ellerini Arar), Mehmet Aycı (Uçku), Berat Bıyıklı (Limansız), Cihat Buçak (Yön ve Ayna), İbrahim Gürses (Sevdalinka), Babür Turna (Zamanın Sürmesi II); hikâyeleriyle Emrah Tunç (Teşettüt Devresi ve Birkaç Küçük Mesele) , Onur Aydın (Kelime Düğümlenmesi), Fatih Mutlu (Eşsiz Dans), Okan Cem Çırakoğlu (Cennet Bahçesi), Emre Ergin (Son Savaş), Emrah Aydoğdu (Düşlem); kısa anlatısıyla Feyza Korkmaz Sağlam (Başım) var. Tûtî, iyi şiir ve hikâye yayımlamaya devam ediyor, yıllıkları hazırlayanlar görmese de olur. Emrah Tunç, Amaçsız Yazıları’nı; Hakan Bilge Sinema’da film eleştirilerini yaza dursun, Tiyatro’da Tadashi Suzuki var. Memet Baydur’un Çin Kelebeği oyununu bu sayıya almadan edemedik. Emrah Tunç’tan uzun bir Tanpınar biyografisi: Yıllar’ca Tanpınar. Rıfkı Dingin, Dipnot’ta küçük bir anlaşmazlığı yazdı. Çeviri Dosyası’nda Michael Frayn’in Kopenhag oyununun üçüncüsünü Bora Boşna sunarken; Emre Ergin, Ann Beattie’nin bir hikâyesini, Kar’ı çeviriyor. Kitap Tezgahı’nda Deniz Depe, Sinek Isırıkları’nın Müellifi’ni eleştirirken; Yasemin Köksal, Atlas’ı anlatıyor. Alıntılar’da Ehet Seli’nin on dergiden seçtiği dizeler, Haber’de edebiyat dünyasından Deniz Depe’nin derlediği güncel olaylar var. Son iki sayfamızı (resmi) 2. yılın dizinine ayırdık.

Sonra bitiyor işte. Kitap gibi dergi. Kapağı da güzel. Kitapçılarda da var. Herkes alabilsin diye fiyatı da 4 lira.Ulaşamayıp haber edenlere de gönderiyoruz. Ama işte kapakta Suphi Taşhan yazıyor. Popüler ve yaşayan şair-yazarlarla röportaj falan yapmadığımız için almaz şimdi kimse. Memet Baydur sayısı da bu yüzden rağbet görmemişti. Ama hiç pişman olmadık. Yine böyle şeyler yapacağız. Alıp okuyabilirsiniz, bizim için bir sakıncası yok.

Biz: EDEBİYAT MAĞDURLARI. Siz kimsiniz kuzum?

2012-02-13

'Diriliş' dergisi


1960 yılının ilkbaharında yolculuğuna başlayan “Diriliş” dergisi özgün içeriği ve dili, yetiştirdiği edipleri ile düşünce ve edebiyat tarihimize kayıt düşmüştür.

Sonraki zamanlarda çıkan dergiler, edebî-fikrî oluşumlar “Diriliş” dergisine çok şey borçludur.

Köklü mirasın farkında mıyız?

'Dil ve Edebiyat' dergisinin 38.sayısı çıktı


Şubat 2012

Dil ve Edebiyat dergisi, Şubat sayısıyla edebiyat dünyamızın zengin coğrafyasında mekik dokumaya devam ediyor. Dil ve Edebiyat; Militarist Modernleşme/Batılılaşmanın Huzursuz Dünyası, Orhan Okay ile Söyleşi, Âkif Yılı Etkinlikleri ve Âkif Hakkında Yeni Yayınlar gibi başlıkları son sayısında kapağına taşıyor.

Üzeyir İlbak tarafından kaleme alınan Militarist Modernleşme/Batılılaşmanın Huzursuz Dünyası başlıklı yazı, kültür tartışmalarının da odak kavramlarından olan “ötekileştirme zihniyetini” sorguluyor. İlbak, ötekileştirme zihniyetinin tarihî arka planına giderek gündelik hayattan edebiyat ortamına kadar geniş bir alana sirayet eden tahrip edici yaklaşımın âdeta foyasını ortaya çıkarmayı deniyor. Modernleşmenin, Fransız İhtilali’yle suni kimlikler ürettiğini ve bunların yeryüzünde farklı kültür ve medeniyetlerin iletişimini kesen fay hatlarına dönüştüğünü belirtiyor. Dil ve Edebiyat dergisinin Şubat sayısında yer alan derinlikli yazısında İlbak; farklılıkları ötekileştirici bir unsur olarak değil, değer üretici ve mevcut birikimi daha da değerli kılıcı bir katkı aracına dönüştürebilmenin imkânlarını aramayı öneriyor. Toplumu kendilerine ait “dinî, etnik, kültürel” kodlarına müdahale etmeden bir arada tutabilmenin ilham verici dilini geliştirmeye çağırıyor. Modernleşme tecrübeleri ile iki asrı aşan bir süreçte dünyanın stratejik kültürel merkezinin taşındığını düşünen İlbak, “Akdeniz medeniyeti dünya kültür mirasının ana çekirdeğidir” diyor.

Üzeyir İlbak’ın kuşatıcı makalesi yanında Dil ve Edebiyat’ın ilgi çeken sayfaları arasında Prof. Dr. Orhan Okay ile gerçekleştirilen bir söyleşi de yer alıyor. İlmî çalışma ahlakı, eleştiri kültürü ve edebiyat-musiki ilişkisi gibi konularda açıklamalarda bulunan Okay, edebiyat-musiki ilişkisi bağlamında kendisine yöneltilen soruya “Doğrusunu isterseniz günümüzün şartlarında müzik zevkini kaybettim” şeklinde cevap veriyor. Edebiyat dünyamızın duayenlerinden Orhan Okay’ın dikkat çekici açıklamaları Dil ve Edebiyat dergisinin Şubat sayısında.

Dil ve Edebiyat, son sayısında yer verdiği yazılarla 2011 Âkif Yılı’nın bir anlamda muhasebesini yapıyor. Mustafa Miyasoğlu’nun “Âkif Yılı Etkinlikleri ve Âkif Hakkında Yeni Yayınlar” yazısı bunlardan biri ve hem düzenlenen etkinlikleri hem de ortaya konan eserleri değerlendiriyor. Dosya içinde görüşleri yer alan farklı isimler, 2011 Âkif Yılı’nın arzulanan hedefe yaklaşmaktan uzak olduğu noktasında birleşiyorlar.
Dil ve Edebiyat dergisi, gerek derinlikli makaleleri ve ilgi çekici söyleşileri gerekse tartışma yaratan dosyaları ve sayfalarını açtığı hikâye, şiir ve deneme gibi edebî ürünleriyle dopdolu bir sayı ile raflardaki yerini alıyor.

Dil ve Edebiyat dergisinde yer alan bazı yazılar:
Edebiyat ve Mizah (A’dan Z’ye) / Biliriz (şiir) Atilla Maraş / Sevgililer Günü’nün Tarihçesini Ne Kadar Biliyoruz? Prof. Dr. Fuat Yöndemli / Dedemin Bahçesi Çıtırık Salih Koca / Edebiyat ve Sanatta Hilyeler Prof. Dr. Hikmet Özdemir / Şeyyâd Hamza Prof. Dr. Kemal Yavuz / Tevazuun İhtişamı Sadettin Kaplan / Kanun Metinlerindeki Dil Yanlışları / Fikri Akyüz / Soğuk ve Palto (hikâye) Üzeyir Süğümlü

Zafer Özdemir



İrtibat:

Dil ve Edebiyat Dergisi
Feshane Caddesi Nu: 3 Eyüp İstanbul
0 212 581 69 12
http://www.ded.org.tr
dilveedebiyatdergisi@gmail.com

2012-02-09

'Yedi İklim' dergisi, Kadir Tanır özel sayısı


Şubat 2012, Sayı:263

“Dergi açısından bir sanatçı hakkında dosya hazırlamak, o sanatçıyı kendi bakış açısına konumlandırmaktır. Yedi İklim, tavır olarak bu güne kadar sahiplenmediği yazar ve sanatçılar hakkında özel dosyalar, özel sayılar düzenlemedi. Eleştiri yazıları oldu elbet, değerlendirmeler yapıldı, ancak bunlar daha çok tekil yazılar düzeyinde gerçekleşti. Kuramsal olarak böyle değil elbette ama Yedi İklim geleneği, sahiplendiğimiz, yolumuzda yoldaş olarak gördüğümüz kişiler için toplu bir çaba ortaya koymak şeklinde tecelli etti.

Bu sayıyı Kadir Tanır’a tahsis ettik. Doğrusu önce bir dosya hazırlayacağımızı varsaymıştık. Arkadaşlarımızın gayreti bu niyeti hacimli bir sayıya dönüştürdü. Gönendirici bu hacme karşın bir burukluk hissiyle takdim edebiliyoruz bu sayıyı. Nice zamandır gündemimizde olan bu çaba ne yazık ki ancak o bu dünyayı terk ettikten sonra gerçekleştirilebildi.

Ne diyelim bu da kaderin bir yüzü.

Sanatçının ölümüyle eserinin edebiyat dünyasına toplu olarak takdimi birlikte gerçekleşiyor. Bir bakıma insanın geride bıraktığı, etkisi devam eden ameline tanıklık etmek, onu sahiplenmek ödevi.

Kadir Tanır, üniversite öğretiminin dışında hep Maraş’ta yaşadı. Mesleği gereği çevreyi de gezdi, dolaştı, yakından gözlemledi. Bu deneyim bazen inanı ürpertircesine, silinmez bir bellek gibi yansıdı onun eserlerine. Sadece bulunduğu çevreyi aktarmakla yetinmedi, oradan yakın dönemin tarihine, bir bütün olarak insanlık macerasına da ilgi gösterdi. Son dönemde yazdıklarıyla kötülüğün çağdaş görünümlerini gösterdi, daha doğrusu o kötülüğün arkasındaki güçlerin portrelerini çizdi, zayıf belleklerde gizlenip kayıt dışı kalmasınlar diye.

Evet bu çaba bir bakıma Kadir Tanır için bizim tanıklığımız, fatihamızdır. Artık tamam ermiş bir verimin bir imkân olarak edebiyat dünyasına sunulması, kayda geçirilmesi.”

***

Bu sayımızın editörlüğünü İsmail Demirel üstlendi.

Dergide, Kadir Tanır öyküsü hakkında Recep Seyhan, Fatma Rana Çerçi, Yunus Emre Özsaray, Osman Koca, Recep Şükrü Güngör, Osman Alagöz ve İsmail Demirel yazdı.

Romanı hakkında Mehmet Özger, Gönül Yonar ve Emine Batar yazdı.

Bu değerlendirmelerin yanında Tanır’ı tanıyanların, başta Ali Haydar Haksal olmak üzere, Serdar Yakar ve Nuhan Nebi Çam’ın hatıra süzgeçlerinden geçirerek yazdıkları yazılar da Kadir Tanır’ı tanımak isteyen okuyucular için iyi bir fırsat olacak.

Hasan Aycın bir çizgiyle, Mustafa Cemil Efe ise üç seperatörle katıldı özel sayıya.

Kadir Tanır’dan da birçok metin var bu sayıda. Öncelikle “En Uzun Hüzün” başlıklı şiirlerinin 6–7–8 ve 9. bölümlerini yayınlıyoruz. Ki bu bölümler, hastalık dönemindeki Tanır’ın yaşadığı ruh hâlini belirgin bir şekilde ortaya koyuyor. Özel sayı için Kadir Tanır, biyografisini kendisi yazdı. Uzun ve bir o kadar güzel ve ilginç bir biyografi… Kadir Tanır bir de çok sevdiği kedileri yazdı. İnsan bu metinleri okuyunca, Tanır daha çok yazsaydı ve daha çok kitabı yayınlansaydı diye hayıflanıyor…

Tanır’la söyleşiyi Ali Haydar Haksal gerçekleştirdi.

Kadir Tanır’ın çocukları, Kemal Tanır, Merve Tanır ve Saniye Tanır Gürbak; babalarına hitap ettikleri birer mektup yazılar, duygu yüklü. Yine Saniye Tanır Gürbak’ın 11-12 yaşlarındayken babasına yazdığı muzip iki mektup da baba Kadir Tanır’ı resmeden çok güzel metinler…

Fatma Sevde Haksal, Kadir Tanır’dan İngilizceye bir öykü çevirdi.

Cahit Zarifoğlu’nun Kadir Tanır’a yazdığı mektuplar, bu sayının sürprizleri arasında yer alıyor. Yine aynı şekilde Tanır’ın Erdem Bayazıt’ı anma gününde sunduğu tebliğ de sayının bir başka güzelliği. Ali Haydar Haksal, Kadir Tanır Özel Sayısının çıkışı sürecinde Tanır’la yapılan elektronik ortamdaki iletişimleri de kayıt altına aldı.

Hastalığı döneminde hazırlanmasına karar verdiğimiz bu dosya, maalesef, Kadir Tanır’ın vefatından sonra çıkabildi. Bu özel sayını, Tanır’a rahmet dilemenin bir vesilesi olmasını diliyoruz. Allah, yazdıklarını, büyük şefaate nail olabilmesi için aracı kılsın. (Âmin)

Dergimizin bu sayısının fiyatını da 7 lira olarak belirledik. Kampanyamızı yeniden yineleyelim: Yedi İklim’e bir yıl (12 sayı) abone olan okurlarımıza, eski sayılarımızdan 24 adedi aboneliklerinin ilk ayıyla birlikte –kargo ücretini karşılamaları karşılığında- ücretsiz olarak gönderilecektir. Derginin yıllık abone bedeli 75 liradır.

Hayırlı okumalar.



İrtibat:
0 216 352 49 77
yediiklim@yahoo.com
yediiklimeditor@yahoo.com
www.yedi-iklim.com

'Akpınar' dergisinin 37.sayısı çıktı

Ocak-Şubat 2012

Müzikolog Etem Ruhi Üngör’le ilgili yazımı takdim ederken, tarifsiz duygular içinde kaldım. Böyle musikimize, musiki tarihimize eser vermiş, ömrünü Türk Musikisine vakfetmiş değerli bir insanı anmakta ne kadar geç kaldığımı düşünerek üzüldüm.

Musiki deyince her nağmesi ile beslendiğimiz bu büyük ve uçsuz bucaksız zenginliğin bilebildiğim kıyılarında dolaşırken, Türk Musikisine ruh ve can veren üstatlara ve onların eserlerine, onların lezzet ve ruh dünyasına ulaşmaya çalışan tahayyülümde; Yahya Kemal’in, talebesi Ahmet Hamdi Tanpınar’la birlikte, Itrî vadisine gittikleri günü hatırladım.

Nesilleri nesillere bağlayan, nesilleri vatan toprağına bağlayan öyle görünmez ibrişimler, ilgiler, sevgiler var ki, bu ilmekleri çözmeyi bırak, saymaya insan ömrü ve gücü yetmez demek için Edebiyat tarihimizden bir anıya, sözü Orhan Okay’a bırakmak istiyorum: “Tanpınar’ın Türk Musikisi ile ilk çarpıcı karşılaşması Konya’daki öğretmenliği sırasındadır. Bu karşılaşma kendi ifadesiyle “inkılâplardan evvel yapılan son Mevlevi âyininde olmuştur. Konya Mevlevihanesi’nin gösteri maksatlı değil, otantik ve mutat bir âyininde Mevlânâ’nın bir natı için Itrî’nin yaptığı besteyi dinleyen Ahmet Hamdi “ bu eserin delâletiyle eski musikimizin bize ait olan kapalı cennetine girmiş sayılabilirdim” der. Ancak keşfine rağmen bu cennetin kapılarının daha bir süre Tanpınar’a kapalı kalacağı anlaşılıyor.” (s:173)
“Bir gün Löbon Pastahanesi’nde otururken Yahya Kemal birden bire anlatmakta olduğu hatıralarından silkinerek, “haydi kalk, konservatuara gidelim”(Ahmet Hamdi Tanpınar’a) demiş ve onu İstanbul Belediyesi Türk Musikisi Konservatuarı’na götürmüştür. Orada eski bir gramofonun önüne çökerek yine Itrî’nin bu defa Nevâkârı’ını üst üste iki defa dinlemişlerdir…”(s:173)

Bakınız bir bestekâr ve besteleri kaç nesli birbirine, tarihe ve toprağa bağlıyor.

Baki Süha Ediboğlu anılarında, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Itrî’yi, Zaharya’yı, Dede Efendi’yi, Hacı Arif Bey’i dinlemek için saatlerce İstanbul Radyosunun diskotek odalarında veya stüdyosunda beklediğini anlatmaktadır. Ruhumuzu ilmek ilmek dokuyan nağmeler, ne sihirli bir dünyanız var, görünmez ellerinizle hepimizi kucaklayan, bağrına basan.

Sevgili Akpınar Okuyucuları,
Yedinci yılın ilk sayısı, 37. sayıda güzel şiirler ve yazılarla sizi selamlamak bahtiyarlığına ulaştığımız için mutluyum.

Daha güzel, daha zengin sayılarda buluşmak dileğiyle.
Sağlıcakla kalın, hoşçakalın.


İsmail Özmel


ismailozmel@hotmail.com

Diriliş Okumaları - 7


Diriliş Okumaları'nda bu hafta 'Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı-2' kitabı okunup değerlendirilecek. Cümle dostları bekleriz. Selâm ve muhabbetle...

YAZSANBİR Genel Merkezi
11 Şubat 2012
Cumartesi
Saat 13.30

2012-02-08

'Tasfiye' 37

Şubat-Mart 2012

Şiir
Ümit Aktaş, “Deniz”, 2
Nebiye Arı, “Dertleşme Makamında”, 3
Ahmet Örs, “Tarihî Otuz İki Aralık Grevi”, 4
Ünsal Ünlü, “Zaman Aşırı”, 5
Tuba Kaplan, “Üstadımız TDK’ya Göre ‘Ropdöşambr’”, 7
Baran Çaçan, “Savaşa ve Kadınlara Kavimler Göçü”, 8
Şehmuz Kurt, “Hutbenin Çürümesi”, 9
Habil Sağlam, “Beklenti”, 9

Öykü
Ahmet Örs, “Üçgen Üçgen”, 10
Görkem Evci, “Asfalt”, 11

Eleştiri, Deneme
Cemal Şakar, “Demokratik Bir Hak Olarak İslamcılık”, 24
Ümit Aktaş, “Adalet, Özgürlük ve Edebiyat”, 16
Ahmet Örs, “Allah’ın Yok mu Yazar!”, 30
Mehmet Sacit, “Saraç Hocanın Dersleri”, 60

Dosya: Italo Calvino
Italo Calvino, “Üç Kısa Öykü”, 29
William Weaver, “Italo Calvino ile Söyleşi”, 32
Ammar Kılıç, “Kente Direnen Kahraman: İşçi Marcovaldo’nun Öyküsü”, 40
Hüseyin Etil & Buket Teneke, “Calvino’nun Devrimci Coğrafyası: Kentler Atlası”, 51
Linda Badley, “Direniş Olarak Okuma: Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu Örneği”, 56
Habil Sağlam, “Modernitenin Soykütüğünü Masallarla Çıkarmak”, 37

'Berceste' dergisinin 116.sayısı


Şubat 2012

İçindekiler:

Aşk Oduna Yanmak Ya da Ahmedî’de Aşka Dair -I-/Mahmut KAPLAN

Taş Yürek Yazgısı/ Yusuf AKYÜZ

Sıklet Veren YADİGÂRLAR/ Özer ŞENÖDEYİCİ

Mektup/ İsa YAR

Aman Nazar Değmesin/ İbrahim ŞAHİN

Küçük Türkiye Tarihi’nden / Selim TUNÇBİLEK

Fındıklı Kurabiye Tarifi veya Kelime Tahlili!/ Ayşe İLKER

İkizler / Oyhan Hasan BILDIRKİ

Anadolu’dan Hurasan’a /Mustafa S. Kaçalin

Neyzen/Kubilay YILDIZ

Beyaz/ Rasim DEMİRTAŞ

Ya Resûlullah/Ahmet ŞAHİN

Ve Yelkovanı da Akrep Sokar/Kübra OKUDAN

Gizemin Bir Diğer İsmi: Kahire/Filiz KALYON

O Benim İşte/ Bekir OĞUZBAŞARAN

Yâ Mütekebbir/ Musa TEKTAŞ

Semender ile Gri Dünyanın İçinden Sızan Hüzün /Sergül VURAL

Semender Adlı Romanı İçin Tarih/ Mustafa ASLAN (Cemâlî)

Dağlar/ Cansaran KIZILTAŞ

Hiçlik Vadisi/ Vagif SULTANLI

Kâğıtlar Tutuşmaz/ Osman KOCA

Pervanenin Duası/Hatice Eğilmez KAYA

Taşlıbel Cinayeti/Osman AYTEKİN

Merhaba/İsmail Âdil ŞAHİN

Bir Yazardan İki Değerlendirme/Hüzeyme Yeşim KOÇAK

Vesselam / Mahmut YAVUZ

İmece Düşler Arefesi/ Kadir KARAMAN

İsmail Adil Şahin’in Giz Adlı Kitabı Üzerine/Mustafa İBAKORKMAZ

Irmağın Öte Yakası’na Dair/Bünyamin TETİK



İletişim:
bercestedergisi@gmail.com

'Sıcak Nal' dergisi 12. sayısında: "Nasıl Yazmamalı?"


NASIL YAZMAMALI?

Sıcak Nal, 12. sayısında “nasıl yazmayı” değil, “nasıl yazmamalı”yı sordu, Ahmet Büke, Ayfer Tunç, Murat Gülsoy, Şule Gürbüz, Jale Sancak, Semra Topal, Aslı Tohumcu, Fatih Özgüven, Melida Tüzünoğlu, Mine Söğüt, Janset Karavin ve Anita Sezgener yanıtladı. Melike Koçak da, “Ne Reçeteli, Ne Reçetesiz mi?” diye sorarak yazmak için reçetelere ihtiyaç olup olmadığını araştırdı.

İbrahim Halaçoğlu “edebiyatta çocuk istismarı”nı, Hasan Turgut “kendi kendinin terzisi” bir edebiyatçı olan Sevim Burak’ı, Kathryn Schulz “Murakami’nin büyük yapıtı”nı, Nazlı Karabıyıkoğlu “Maurois’in İklimler”ini, Taylan Acar ABD’de yaygınlaşan “İşgal Et” eylemlerini Wisconsin’deki işgal yerinden yazdı. Ceren Yartan, “devletin cinsel kıyıları”nda Aslı Zengin’le söyleşirken, “Tedirginlik iyidir” diyen Aslı Biçen’le de Sema Aslan söyleşti. Albüm, film, etkinlik ve konser takiplerinin de yer aldığı Sıcak Nal, 12. Sayısıyla kitapçılarda!..



Sıcak Nal, Sayı 12 / İçindekiler:

Nasıl Yazmamalı? /Yazarlar Soruşturması / Ahmet Büke, Ayfer Tunç, Murat Gülsoy, Şule Gürbüz, Jale Sancak, Semra Topal, Aslı Tohumcu, Fatih Özgüven, Melida Tüzünoğlu, Mine Söğüt, Janset Karavin, Anita Sezgener

Ne Reçeteli, Ne Reçetesiz mi? / Melike Koçak

Böyle Öyküler 9 / Faruk Ulay

Dinleyici – Hayatımın En Güzel Günü / Sine Ergün

Kalan ve Ortada Kalan Hakikat / Arzu Eylem

Politik Video Oyunları / Olivier Mauco (çev. Kemal Akay)

Kahkaha Çiçeği Çıkmazı Kadınları / Merve Koçak Kurt

Murakami’nin ‘Büyük Yapıt’ı / Kathryn Schulz (çev. İbrahim Halaçoğlu)

Dondurucu Soğukta Yeşeren Umutlar / Taylan Acar

Bunları Hiç Yaşamamış Olmayı Tercih Ederdim / Yaqob Tilermeni

Francesca Woodman’ın Fotoğraftaki Yaşamı / Oktay Orhun

Maurois, İklimlerde Boğulmak ve Haydar Rifat’ın Dumanlı Başı / Nazlı Karabıyıkoğlu

Lou Beach’in ‘420 Characters’ Kitabından Seçme Öyküler / Lou Beach (çev. Ilgın Yıldız)

Edebiyatta Çocuk İstismarı / İbrahim Halaçoğlu

Kendi Kendinin Terzisi Bir Edebiyat: Sevim Burak Yazıhanesi / Hasan Turgut

Devletin Cinsel Kıyılarında ( Aslı Zengin ile Söyleşi) / Ceren Yartan

Bulutlardan Pencere’ye (Yap-) Bozkırkurdu Bakışı / Ata Tuncer

Düş Günlüğü / Zaghun Kadını / Gülseli İnal

Tedirginlik İyidir! / (Aslı Biçen ile Söyleşi) / Sema Aslan

Okurlar Ne Okumuyor? / Haz. Alara Çakmakçı

Tektonik Döküntüler / Muhammet Uçan

Bendenben / Makbule Aras

Karbon Kopya: Derviş ve Labirent / Laçin Aşkıdil

Ermenistan Takip (Ararat’ın Gölgesinde) / Halil İbrahim Ünal

Albüm Takip ( Kate Bush, 50 Words For Snow) / Görkem Daşkan

Konser Takip ( Camille) / İbrahim Halaçoğlu

Albüm Takip (Dale Cooper Quartet & The Dictaphones, Métamanoir) / Ceren Yartan

Film Takip ( Tree of Life – Doğa’ya Bir Güzelleme) / Alâra Kuset

Etkinlik Takip (Sevgi Soysal Sempozyumunun Ardından) / Ayşe Güngör

Etkinlik Takip (Onlar Toplantısı) / Janset Karavin

Yazında Sınırlar Kalkmalı! (Nazlı Karabıyıkoğlu ile Söyleşi) / Anıl Altın

İletişim:
sicaknal@gmail.com

2012-02-07

Yeni dergi: 'Karabatak'

Şubat-Mart 2012, Sayı:1


Ali Ural yönetiminde edebiyat-sanat dergisi 'Karabatak' yayın hayatına başladı.

İki ayda bir batıp çıkacak 'Karabatak'.

Hayırlı olsun, bereketli olsun!..

2012-02-06

Edebiyat Dergileri Üzerine

Körler ve sağırların birbirini ağırladığı küçük birer çete çoğu. Bunların çetesi öyle organize olmuş bir çete ki kendileri dışında kimseye yaşama hakkı tanımayan gözlerini hırstan açamayan bir çete.

Her ay aynı şiirler aynı öyküler aynı denemelerle sadece isimleri ve yazarları değişen yazılarla saman tadı vermekten başka bir durum yok ne yazık ki ortada. Postmodernizm dediğimiz batının gayr-i meşru çocuğu bizi nasıl bu kadar etkisi altına aldı şaşırmamak mümkün değil. Özünü yitirmiş bir edebiyatla karşı karşıyayız. Ne bir manifesto ne bir poetika ne bir duruş ne bir nokta-i istinat var. Her şey bir boşluğun etrafında kararsızca dönüyor gibi yerinden göçürülmüş, şaşkın ve kararsız. Değerleri savunanların savundukları değerleri bile yozlaşmış ifadelerle savunmaları bu ne perhiz bu ne lahana demekten başka bir sözü gerektirmiyor. Edebiyatın edep olduğunu unutarak şahsi hırslarına yenik düşen bir sürü yazar ve şairin kendine yer bulmaya çalıştığı bir âleme dönmüş bu âlem.

Entelektüel olduklarını iddia eden fakat katmerli bir cahilliğin girdabında dönüp durmaktan başka bir şey yapmayan yapamayan çoğu kişi edepsiz ve cahil olduğunun farkında bile değil. Fakat sorsanız dünyanın kendi etraflarında döndüğünü söylerler.

Herhangi bir iddialı edebiyat dergisinin kapağını kaldırdığımızda karşımıza şiir diye çıkan hezeyanları okuyunca içimize çöken sisi dağıtacak bir rüzgâr yok mudur? Milletin anlamadığı bir dille ve karmakarışık anlamlarla yazılmış sayfalarca metin hangi niyetlerle yazılıyor anlamak mümkün değil.

Denize atılan bir şişe misali sahibini arayan mektuplarla sahibini arayan şiirlerle dolu ortalık. Cami avlusuna bırakılan bir bebek gibi ağlıyor feryat ediyor bir sürü şiir. Bir cinnetin yazılmamış hikayesi olsa gerek bu durum.

Ne demek istediğini dahi anlatamayan sırf aklına o an gelen deli saçması kelimeleri büyük bir ilhamın mahsulüymüş gibi ortaya süren manzumeciler bir yanda, kendi içinde dönüp duran, hikâyesi olmayan hikâye yazarları bir yanda bu edebi boşluğu çoğaltıp duruyorlar.

Emeksiz ve çilesiz üç beş sloganik birikimle ya da bir gruba dâhil olmakla hemen namlı şair ve yazar olduğunu zanneden bu insanlar aslında edebiyat ağacının köküne kibrit suyu dökmekten başka bir şey yapmıyorlardır.

Şöhretin arkasına sığınarak ne yazsam okunur mantığıyla saçma sapan dizeleri şiir diye yutturan şairleriyle, kendisine mektup gönderen okuyucuyu adam hesabına almayan kibirli ve ukala yayın yönetmenleriyle, sanattan çok kayırdığı adama bakan edebiyat şikecileriyle, ayrımı ayrı gayrımı gayrı bir âlemdir bu âlem.

Dışarıdan bakıldığında İslami bir görüntünün arkasına saklanan ve de bir medeniyet inşasında görev aldıklarını iddia eden bazı dergiler ise buram buram dünya kokmaktadırlar. Onların İslamcılığı sadece lafta kalan bir tatlı su İslamcılığı olmaktan öteye gitmemektedir.

Edebiyat dergilerinin sözlü ve görüntülü medya karşısında zaten yarışa on sıfır yenik başladıkları bir ortamda birde suyun başını tutan bazı zatların insafsız ve adaletsiz tutumları bu yenilgiyi artırıp durmaktadır. Bir şiirin iyi şiir olması için illa çeteden birileri tarafından yazılmış olması mı gerekmektedir. Onların dışında Allah şiir ve hikâye yazma yeteneğini başka kimseye nasip etmemiştir galiba. Onlar hem doğuyu hem batıyı yutmuş oldukları için sözlerinin üstüne kimsenin laf söylemeye hakkı yoktur.

Büyük bir medeniyetin çocukları ne yazık ki küçük mü küçük komplekslerinin bataklığında boğulup durmaktadır. Derinliği olan metinlerin yerine sırf popüler olma maksadı taşıyan metinler yazma daha doğrusu kolaycılığa kaçma bir salgın hastalık misali yayılıp durmaktadır.

Vicdanını kâğıt tüccarına ipotek ettiren yayıncıların, ruhunu kamuoyunun aldatılması uğruna pazarlayan reklamcıların, beynini sermaye kapısında bekçi diye diken ilim adamlarının cirit attığı bir aydınlar dünyasında var olan bu tekeli nasıl kırılabilir bilemem.

Birliği baltalamak dirliği bozmak konusunda gösterdikleri çabaları bir türlü birleştirmek sevdirmek konusunda gösteremeyen bu zevat kadar kendileriyle çelişen başka bir zevat yoktur. Bunların bu tutumu yüzünden şiir halktan halk şiirden koptu. Ortalığı posta gazetesinin şairleri sardı. Bu boşluğu arabesk cümleleri şiir diye satan şairimsi tüccarlar kapladı. Arz talep olayından dolayı çıkardıkları dergileri ayda yüz kişi bile okumuyor. Sırf kendi egolarını tatmin etmek için dergi çıkarmaktan başka bir dertleri yok.

Birde bu zevatı eleştireceğim diye ismini saklayıp, internette kurdukları sitelerden terbiyesizlik ve saldırganlık yapan başka bir zevat türedi. Bunlar objektif eleştiri yapıyoruz diye sağa sola çamur atmayı marifet sanmaktan başka bir şey yaptıkları da yok zaten. Aslında bunlarda bu çetelerin içine giremeyip edebiyat âleminin yol kesiciliğine soyunan birkaç haramiden başka birileri olmasa gerek.

Tüm bunların dışında gecesini gündüze katan ve hiçbir menfaati olmadığı halde koşturan ve bu işi yıllardır takip eden varını yoğunu bu uğurda feda eden değerli şair ve yazarlar da yok değil. Burada ki eleştiriler zaten onları kapsamıyor. Herkes sözlerin kime gittiğini kimin üstüne alınması gerektiğini çok iyi biliyor zaten.

Evet, ortada bir büyük edebiyat var. Büyük bir şuur ve gayretle bu edebiyat toplumu sırtlayabilir. Aydın bir kişi bir veba mikrobu taşıyormuş da karantinaya alınmış gibi fildişi kulelere çekilip durmaz. Özüne döner. Edebiyatçılar aydındır. Aydın kişilerin sorumluluğu vardır. Sorumluktan kaçan kişiler aydın olamazlar.

Eleştirmek yıkmak için değil inşa etmek için olmalıdır. Bizim yaptığımız bu eleştiri de ne yazık ki mevcut durumu anlatmak için küçük kazma darbeleri de kullanılmıştır. Şehirlerde bile kentsel dönüşüm başlamışken ve gecekondular bir bir yıkılırken edebiyat dünyasında da bir dönüşüm başlamalıdır. Bunun vakti çoktan gelmiştir ve geçmektedir. Yarın çok geç olabilir.

Rıfat Cantekin

'Kurgan' edebiyat dergisinin 5.sayısı çıktı

'Türk Edebiyatı' dergisinde Yunus Emre


Şubat 2012, Sayı:460

Yunus Emre, halkın asırlar boyunca hiç unutmadığı, menkıbeleri dilden dile, nesilden nesile aktarılan, belki de daha yaşarken efsaneleşmiş bir şairdi. Bestekârlar, ilâhi, naat, mersiye, kaside, durak, tevşih gibi dinî formlarda eser bestelemek istedikleri zaman önce tekkelerin vazgeçilmez söz hazinesi olan Yunus Divanı’na bakar ve mutlaka istedikleri güzellikte bir şiir bulurlardı.

Yunus’un şiirlerinin tekkelerde öncelikle tercih edilmesinin sebebi, Türkçesindeki saflık, söyleyişindeki içtenlik ve düşünüşündeki derinlikti; halk onun divanında kendi ruhunun yansımalarını görürdü. Aydınlar, onu, Fuat Köprülü’nün 1912 yılında Türk Yurdu’nda çıkan makaleleri ve 1919 yılında yayımlanan Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar adlı eseri sayesinde keşfettiler. O gün bugündür sürekli tartışılan, her ideolojik grubun sahiplendiği ve farklı yorumladığı bir şair olan Yunus Emre, İskender Pala’nın son romanı Od’la yeniden gündeme taşındı. Biz de bu fırsattan istifade ederek bir dosya hazırlamak istedik; fakat dosya kendiliğinden özel sayıya dönüştü.

Böyle bir özel sayıda, Türkçeyi ve Türk kültürünü dünyada tanıtmak ve yaymak amacıyla, Almanların Goethe, İspanyolların Cervantes Enstitüleri örnek alınarak kurulan Yunus Emre Enstitüsü’nden söz etmemek olmazdı. Arkadaşımız Selçuk Karakılıç, Yunus Emre Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ali Fuat Bilkan’la ilginizi çekeceğinden emin olduğum, “efradını câmi, ağyarını mâni” bir röportaj gerçekleştirdi. Bu röportajı Sezai Coşkun’un “Roman Kahramanı Olarak Yunus Emre” ve Ahmet Turan Alkan’ın “Yunus Emre Modern mi?” başlıklı yazıları takip ediyor. Coşkun’un Nezihe Araz, Kemal Tahir, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Emine Işınsu ve İskender Pala’nın romanlarında Yunus’un nasıl ele alındığını irdelediği yazısından sonra, “Türk Resminde Yunus Emre” adlı mini bir albüm göreceksiniz. Funda Özsoy Erdoğan’ın Od romanını değerlendirdiği yazının hemen ardından bu romanın yazarıyla, yani İskender Pala’yla Ali Erdemli tarafından yapılan röportaj yer alıyor.

Şubat, Türk Edebiyatı Vakfı’nın ve Türk Edebiyatı dergisinin kurucusu olan merhum Ahmet Kabaklı’nın vefatının 11. yıldönümüdür. Yunus’u çok seven, Yunus Emre adlı bir kitabı ve “Yunus’un Gülleri” adlı bir şiiri bulunan hocamızın aziz hatırasını da İsa Kocakaplan’ın yazısıyla yâd ettik.

M. Fatih Andı, Yunus’un modern Türk şiirinde nasıl algılandığına baktı ve şu sonuca vardı: Şiirimizin Yunus Emreleri de, inanç, düşünce ve hatta bilim ortamlarındaki Yunus Emreler kadar çeşitli ve birbirinden farklıdır.

Fuat Köprülü’den sonra Yunus Emre meselesi Rıza Tevfik’in de ilgi alanına girmiştir. Prof. Dr. Abdullah Uçman, öteden beri üzerinde çalıştığı Rıza Tevfik’in Yunus Emre’yi nasıl anladığı, yazılarında ve şiirlerinde nasıl yansıttığı üzerinde durdu. Mehmet Aycı ise “İşitin Ey Yarenler” başlıklı denemesinde birbirinden farklı Yunus Emre portrelerinden kendine has üslûbuyla söz etti. Aycı’nın yazısının özü şu cümlelerdedir: “Yunus Emre portreleri bitmez, her ne renkte ve kıyafette olursa olsun, muhatabına göre şairimiz, pîrimiz ete kemiğe bürünmekte ve Yunus diye görünmektedir.”

Senail Özkan “âşıkane söyleyiş” bakımından Yunus Emre’yle büyük Alman şairi Rilke’yi karşılaştırdı. Zekeriya Başkal da Yunus hakkında yazılmış İngilizce eserlerin arkasındaki zihniyet dünyasına dikkatimizi çekiyor. Başkal’a göre, bu eserlerin çoğunda, İslâm’ı Yunus Emre’nin şiirlerindeki erdemleri taşımayan bir din olarak gösterip Yunus Emre’yi başka kaynaklara bağlama çabası şeklinde özetlenebilecek oryantalist bakış açısı hâkimdir. Ben de Ahmet Adnan Saygun’a Yunus Emre Oratoryosu’nu yazdıran ortamı, bu eserin besteleniş hikâyesini ve yankılarını anlatmaya çalıştım.

Bu sayının hikâyeleri Ayşe Göktürk Tunceroğlu, Deniz Özbeyli, Bahtiyar Aslan, Hatice Eğilmez Kaya, Hümeyra Yargıcı ve Recep Şükrü Güngör’den... Şiirler ise Mustafa Ruhi Şirin, Yaşar Beçene, Kalender Yıldız, Mehmet Aycı, Abdurahman Şimşek, Ahmet Sıvacı, Müjdat Er, Nazım Payam, İsmail Çakmak ve Sabri Kaplan imzalarını taşıyor.
Tabii, Kırkambar’ımız da her zaman olduğu gibi dopdolu.

Daha güzel ve daha zengin sayılarda buluşmak üzere. Muhabbetle efendim.

Beşir Ayvazoğlu

'Yüzakı' dergisinin 84.sayısı çıktı


Kâmil mü’minde; zarâfet,hassasiyet, ince bir ruh...

Azâzil, küçümseyerek baktı Âdem’e... Çamurdan, tozdan-topraktan, kesâfet âleminden bir varlıktı işte... Ne özelliği olabilirdi! Benzeri şekilde yaratılan hayvanâtın hâli ortadaydı.

Melekler de Hakk’ın halîfesi olma liyâkatini görememişlerdi... Ne melekler gibi nurdu o, ne cinler gibi ateş... Ayaklar altındaki topraktı...

Hikmet-i İlâhî, Âdem’e Rûh’undan üfürdü. Ona bütün esmâyı öğretti. Muhabbet ve mârifet güneşleriyle ısıttı. Vahiy yağmurlarıyla suladı. Peygamberler ve vârisleriyle de o toprağın ihlâs ve takvâ usulleriyle nasıl işleneceğinin yolunu öğretti.

Artık bu toprak, Hakk’ın inâyetiyle, rengârenk özellikler ve güzelliklerle donanabilirdi. Rengârenk, tertemiz çiçekler, müstesnâ ıtırlar, cıvıl cıvıl bahçelerle, cennete namzet, insan!..

İşlenmek, vasıflar kazanmak, rûhunu, rûhânî istîdatlarını inkişâf ettirmek şartıyla...

Aksi hâlde; kupkuru dikenlerden başka bir şeyin bitmediği bir taşlık, susuz bir çöl, mülevves bir bataklığa dönüvermek işten bile değil...

84. sayımızda, dosya konumuz olarak, kazanmamız gereken vasıflara, güzel özelliklere dikkat çekmeyi arzu ettik. Bilhassa özümüzdeki o büyük cevhere:
Kâmil Mü’minde; Zarafet, Hassâsiyet; İNCE BİR RUH...

Genel Yayın Yönetmenimiz M. Ali EŞMELİ, insanın kalınlaştığı yerden koptuğu tespitiyle başladığı, vasıflılık, ve hassâsiyetin üzerinde durduğu başyazıda; ayırt etme özelliğini de bir mihenk olarak gösterdi: “Ayırt ediş hâssası olmadıktan sonra, bin bir vasıf neye yarar? Çirkine ve kötülüğe güzel diyen bir göz, ne kadar gözdür? İsyanı seven bir kalp, ne kadar kalptir?”

Muhterem Osman Nûri TOPBAŞ Hocaefendi; «Hakkı Tebliğ İçin» makalelerinin ikinci bölümünde, kâmil bir mü’minin gönül toprağını tezyîn edeceği müsbet hasletleri ve fersah fersah uzak duracağı menfî vasıfları serdetti.

Vefatının sene-i devriyesinde bulunduğumuz «Ramazanoğlu Mahmud Sâmi Efendi Hazretleri»nden bir hâtıra... Hem de çok câlib-i dikkat bir mesaj...

Mustafa Asım KÜÇÜKAŞCI, «Lisan ve Beyan»a dair hasletlerin ince noktalarına Kur’ân’dan yansıyan ışıkları toplarken; Yard. Doç. Dr. Harun ÖĞMÜŞ, İslâmî ilimlerde «sıfat» konusunun tedâîlerini paylaştı. Ayla AĞABEGÜM, Yûnus Emre Hazretleri çerçevesinde gençliğe ölümsüz özelliklerimizi nakletmenin yollarını tarif etti.

H. Kübra ERGİN, «Gençlik ve Güzellik» üzerinde estirilen maddî revacın kapitalist ve karanlık yüzünü ifşâ etti. Aynur TUTKUN, artı meşgalelerle artı kazanımlara sahip olmanın önemini vurguladı.

Kalbin Gözyaşlarında erkek-kadın ihtilâtı ve tesettürün mânevî yönünün ihmali problemlerine; «Eğitim Notları»nda ise Kur’ân eğitiminde son zamanlarda karşılaşılan vahim bir hataya temas edildi.

İrfan ÖZTÜRK; hasletlerin ilki, olmazsa olmazı îman sahibi olmanın kıymetini kaleme aldı. Dr. Yakup ŞAFAK, insanın en mühim husûsiyetlerinden akıl ve en fârik vasıflarından ilim üzerine Hazret-i Mevlânâ’nın bakış açısını nakletti. Âdem SARAÇ; Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in el-Emîn vasfıyla müsellem doğruluğuyla, kavmini ikaz ve irşada başlayışındaki huzur ve güvenini anlattı. Sami GÖKSÜN ise mes’ûliyet duygusunu Ömer bin Abdülaziz’den misallerle işledi.

M. Ali VAR, bir öğretmen olarak, milletçe dünkü kadar vasıflı insan yetiştiremeyişimizin sebep ve çarelerini hulâsa ederken; Ahmet ZİYLAN, iş ahlâkı ve kontrol prensibi etrafında kıssa ve hâtıralar nakletti. Turhan ATEŞCİ biri destan, biri dram olmak üzere «ailemiz»e dair iki fotoğrafı gözler önüne serdi. Hakkı ŞENER, bir şehid annesinin oğlunu karşılayışını yazdı.

Tarih köşemizde Molla Fenârî, Somuncu Baba, Barbaros Hayreddin, Cennetmekân Sultan II. Abdülhamid Han gibi muhteşem mâzîmizin vasıflı şahsiyetleri...

Dergimiz her Şubat olduğu gibi, bu yıl da mizanpaj tazeliği içerisinde... Mânâda olduğu gibi şekilde de, bâtında olduğu gibi zâhirde de en güzelin peşinde...
Şiirler...

Elvan elvan çiçekleri, ıtırları, desenleri, hasletleri terennüm eden, vasıflı şiirler...

Özümüzde çiçekler açtırmak, meyveler verdirmek için, bu toprağın bakımı şart...
Bakarsak bâğ olur, bakmazsak rûhumuzun ayağına dağlar gibi bir bağ...

Yüzakıyla...

Hay Hak 'Karagöz' !

Edebiyat ya da şiir kendi üzerine kapandığında kat yerleri bir süre sonra iz yapmaya ve aşınmaya başlar. Hep aynı şeylerden ve kimselerden söz açar. Belli bir çevrenin zevkine hitap eder. Benzer lakırdıları heceler. Söz gelimi kapaktan içeriğe kadar bir dergi, sürekli kendi beğenisini okuyucuya aşılıyor ve kendi kadrosuna referans yapıyorsa ciddi anlamda bir sorun vardır. Sözün özü sürekli kendiyle söyleşen edebiyatın özü gürleşmez. Kendine hayran bir edebiyat özgürleşmez.

Bize kalırsa devletin müdahalesi dışında, okumanın mümkün olduğu bir ortam, görece özgür bir ortam sayılabilir. Görece özgürlük, eskiden bizde karaborsaydı; bugünse Batı’daki gibi belli bir bedeli ödemeye razı olana kendini bırakır. Kuşkusuz şiirin ne görece özgürlüğe ne de özgürlük yanılsamasına ihtiyacı vardır. Bir özgürlük patlaması, baharı da değildir şiirin beklediği.

Diğer sanatların aksine şiirin bir okulu yoktur. Kitap sahibi de olsalar dehalar okullarda yetişmez. Şiir kendini bir müfredata bağlı hissetmez. Kendine ayrılana rıza göstermez. Adımlarını başkalarının bakış açılarına hapsetmez. Şiirden bir atılım sadır olmuşsa, olacaksa bu verilen bir söz ya da sunulan bir mevki nispetinde değildir. Yeni bir atılımın peşindeki şiir, kendinden öncekilere çalım atmanın iş olmadığını bilir. Ona göre asıl iş, makul bir hızla mevcut estetiğin yörüngesinden kopmak değil, kamusal aklı yadırgatan bir hıza ulaşmaktır.

Fasıl bölümümüzde, geçen sayıda “Kanonsuzlar” başlığıyla ele aldığımız kanon konusunun devamı olarak okunabilecek iki yazı var. Osman Özbahçe “Resmî İdeolojinin Eleştirisi” başlıklı yazısını kopuş ve devam fikri etrafında ördü. Türk şiirindeki yenilik fikriyle, resmî ideolojinin sunduğu yenilik fikrinin niçin zıtlık içinde olduğunu göstermeye çalıştı.

Serkan Işın, Yalçın Armağan’ın Türk şiirinin modernleşmesini incelediği İmkânsız Özerklik kitabından hareketle, modernleşmesini tamamlayıp tamamlamadığı sorgulanan şiirimizin, hangi aşamalardan geçtiğini anlamaya çalıştı. Armağan’ın kitapta izini sürdüğü özerklik tanımının neden imkânsız olduğunu ortaya koymaya çalışan “Mekân, Mecra, Malzeme İstemeyen Modern” başlıklı yazısında Işın, günümüz şiirinin açmazlarını tarihsel bir perspektiften okudu.

Bu sayımızın şairleri Osman Özbahçe, Hakan Şarkdemir, Yavuz Altınışık, İdris Ekinci, Özgür Ballı, Derya Vural, Bülent Keçeli, Yunus Emre Altuntaş ve Rafet Arslan.

Ara Faslımızı modern şiir konuşmalarına ayırdık: Musab Kırca’nın Turgut Uyar şiiri üzerine, Murat Üstübal’ın Ece Ayhan şiiri üzerine, Bülent Keçeli’nin Metin Eloğlu şiiri üzerine, Hayriye Ünal’ın Cahit Zarifoğlu şiiri üzerine, Yavuz Altınışık’ın İsmet Özel şiiri üzerine yaptığı ufuk açıcı konuşmaları zevkle okuyacağınız kanısındayız.

Temaşa’da Rafet Arslan avangardın sesi olmayı sürdürüyor. Şafak Çelik “Esnaf Lokantası” başlıklı ilk hikâyesiyle huzurunuza çıkıyor.

Evren Kuçlu, Hayriye Ünal’ın eleştiri kitabı Eşikteki Özgürlük’ü çoksesli şiir bağlamında tartıştı. Çoksesli şiirin günümüz şiirindeki pratik karşılığını sorguladı. İdris Ekinci, Karagöz’ün temel konularından birisine dönüşen yenilik fikri üzerinde durdu. Şiirimizdeki yenilik çabalarına eleştirel bir yaklaşım sergiledi.

Hilmi Çakoğlu, Batı modernleşmesinin “hayırsız evlâdı” Rusya’nın 1917 sonrası sanat hareketlerini anlattı. 1930’lu yılların ortasına kadar süren bu hareketler sanat için olduğu kadar, Batı modern sanatı için de büyük atılımlarla dolu.

Hakan Şarkdemir’in, Northrop Frye’ın Eleştirinin Anatomisi’nden yaptığı çevirileri bu sayıdan itibaren parça parça sunuyoruz.

Bora Başkan, Erkut Terliksiz, Ece Zeber, Mustafa Horasan ve Ufuk Atan’ın resimleriyle zenginleşen Karagöz yine dopdolu.

Şikeste beste ma’zûr!
Her ne kadar sürç-lisân ettikse affola!

Bir gemim var üç direkli
Heyamola heyamola
Kaptanı arslan yürekli
Heyamola heyamola

2012-02-02

'EDEP' edebiyat dergisinin 24. sayısı

Şubat 2012

Edep'in Şubat sayısı çıktı. Bu sayıda Asım Öz'ün Arif Ay ile şiir ve siyaset üzerine yaptığı söyleşi yer alıyor.

Şiirleriyle Adem Turan, Cihat Buçak, Abdurrahman Adıyan, Mehmet Aycı, Mustafa Ruhi Şirin, Çağatay Telli, Murat Soyak, Mediha İstanbullu; Öyküsüyle Zeynep Satı Yalçın yer alıyor.

"Nuri Pakdil'in Metinlerinde Sosyal Adalet" başlıklı yazısında Arif Ay Nuri Pakdil'in metinlerini irdelemeye "Gün Dökümleri" başlıklı yazısıyla da gündeme dair notlar düşmeye devam ediyor.

"Dumanı Üstünde" başlığıyla Halis Emre yeni çıkan kitapları tanıtıyor.


"Altı Çizili Satırlar"da Zeynep Okur William Chittick'den ilgi çekici bölümler sunuyor.

Ayrıca derginin Selçuk Azmanoğlu'nun hazırladığı iki yıllık dizini de derginin sayfaları arasında.


İrtibat:

edepdergisi@gmail.com

2012-01-31

Edebiyat Eylemi ve Nuri Pakdil Sempozyumu

Nuri Pakdil'i konuşma, anlama/anlatma zamanı

Düşünce ve edebiyatımızın özgün kalemi Nuri Pakdil, İstanbul'da düzenlenen bir sempozyumla gündeme gelecek.

İlk ikisi, Kahramanmaraş ve Ankara'da gerçekleştirilen 'Nuri Pakdil Sempozyumları'nın üçüncüsü, 4 Şubat'ta İstanbul'da Bahçeşehir Üniversitesi Fazıl Say Salonu'nda yapılacak. Sempozyumu Hece dergisiyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü birlikte düzenliyor. Nuri Pakdil ve Edebiyat dergisi düşüncesinden beslenen yazar ve araştırmacıların konuşmacı olarak katılacağı sempozyumda Edebiyat dergisi ve Nuri Pakdil'in düşüncesi, dünya, insan ve toplum algısı tartışılacak.


4 Şubat 2012
Cumartesi, Saat: 12.00
Bahçeşehir Üniversitesi
Beşiktaş

2012-01-30

182. 'Hece'

Şubat 2012

EDEBİYAT GÜNDEMİ
Hilmi Uçan/Tereddüt/Tefekkür 3
Necati Mert/Halkevlerinden Farksız 6
Lütfi Bergen/Tasfiye Dergisi / Kürtler-Dindarlar/Yabancılar-Yerliler 7
Murat Erol/Sezai Karakoç 10

TAKİP MESAFESİ
Hayriye Ünal/Edebiyat Hurafeleri 2- Eskatoloji 13
Enes Özel/Şiirin İmkânsız Sonu 17
Sayıyla 1 Dergi/Savafl Atı Demek Aflkar 20
Açık Hava 22

Hasan Aycın/Çizgi 23
Hüseyin Atlansoy/Lehlik 24
Ömer Aksay/İşlek Tarih, İşlek Coğrafya 25
Ali K. Metin/Taze Kan İçin Zeyl 29
Mustafa Muharrem/İtiraf 33
Kenan Çağan/Dipsiz Dünya 35
Vural Kaya/Çevrimiçi Bir Namlu 37
Tuğba Çelik/İadesiz Taahhütsüz 39
Mustafa Celep/Hafız Ahmet’in Oğlu 40
Ümit Zeynep Kayabaş/Hızır’ın Haritası 42
Elif Nuray/Beklenen 44
Arzu Altun/Kalemin Dili Yok 45
Şehriyar/Ateşteki Pervane 46

Turan Koç/Yahya Kemal’in Şiir Estetiği-2 47
Mehmet Sümer/Şiirin Genleri 58
Lütfi Bergen/Turan Koç: Tevhid-Hüsna ve Estetik 62
Şeniz Yıldırımer/Günbegün Düşünmek 68
Ali Galip Yener/Leyla Erbil’in Romancılığı ve Kalan Üzerine Notlar... 76

Özkan Kaya/Güray Süngü’yle Roman Üzerine Söyleşi... 79
Ercan Yıldırım/Simülasyon, Gerçeklik ve Hakikat Arasında Düşkesiği 83
Mustafa Zeki Çıraklı/‘Serbest Dolaylı’ Müntehir: Güray Süngü’nün Pencereden... 93
İshak Yetiş /"Deli Gömleği" 97
Taha Çağlaroğlu/Kış Bahçesi 101

Şenol Korkut/Hiçlik-İsa-Hiçlik Arasında Siyah Sistanbul 104
Şeref Bilsel/Hâfızaya Sadakatin Şiirleri: Unutma Mesafesi 112
Mustafa İbakorkmaz/Dip’teki Şiir Damarı 115
Mustafa Şerif Onaran/Sabahla Başlayan Yeni Gün 118
Ömer Egi/Yenilgiden Dönerken’de ‘Yenilgi’ İmgesi Üzerine:... 123
Patricia Waugh/Üstkurgu Hakkında İnsanlar Neden Böyle... 128

KİTAPLIK
Emrah Adaklı/Beliyat-ı Mudhike ve Karı Koca Masalı ve.... 143
Semiha Kavak/Eski İstanbul Kahvehaneleri 146
Hatice Bildirici/Bir Adam Girdi Şehre Koşarak 149
Fatih Yavuz Çiçek/İçimiz Çölse Biri Geçmiştir 151