2013-09-26

Gelenekten Geleceğe Dergisi


     Bu derginin temel misyonu, bizi biz yapan, bizi “değerli” kılan kadim değerlerimizi, mana tarihimizi, köklerimizi yeniden keşfetmek.  Bu keşif sürecinde ortaya çıkarılanları yeniden üretmek, yeniden okumak, yeniden yorumlamak, zamanın ruhuna ve asrın idrakine yeniden söylemek… Geleneği bugüne ve geleceğe taşımak; geleneğin yaratıcı yenilenmesini temin etmek… Bir nevi yaratıcı muhafazakarlık…
       Bu sayımızda değerlerimizi dosya konusu yaparak bu temel misyonumuzu değerlerimiz bağlamında hayata geçirmek istedik. Değerlerimizin bilinmesini, tanınmasını, yaşanmasını istedik. Hem keşif hem inşa hem de eylem içinde olmak istedik. Değerlerimizin önemini vurgulamak istedik. Bunu niçin yapıyoruz: Çünkü değerlerimiz bizlere nasıl yaşamamız gerektiğine işaret eden anlam haritalarımız; eylemlerimiz için ufuk noktalarıdır. Değersiz toplumlar fırtınalı sularda pusulasız yol almaya çalışan gemiler gibidir.
     Biz öncelikle “kendi değerlerimiz” diyoruz. Kendi değerlerimizi vazgeçilmez sabitelerimiz olarak kabul ediyoruz. Bu bağlamda Hazret-i Mevlana’nın pergel metaforu bizim için yol göstericidir. Bir ayağımız/sabit ayağımız sıkıca ve sağlamca kendi değerlerimizin üzerindedir; öteki ayağımızla da evrensel değerlerle temas halindeyizdir. Serbest ayağımızla, doğuyu ve batıyı, tüm evreni tarıyoruz… Kendi değerlerimizi terk etmeden, evrensel değerleri ıskalamadan, dengeli bir yol haritası oluşturuyoruz… İçi boş bir tarafsızlık, yönsüzlük ve yansızlık içinde değiliz. Kendi değerlerimizi önceleyerek, evrensel olanla irtibatı koparmayarak, kendi yönümüzü tayin ediyoruz…
    Genel olarak değerleri, özel olarak da değerlerimizi neden önemsiyoruz; neden merceğimizi bunların üzerine tutuyoruz? Çünkü kontrolsüz, değerden bağımsız ve sabitesiz bir modernleşme/ilerleme söylemi ve eylemi, hem insanlığı hem de evreni hiç de hoş olmayan bir noktaya getirdi. Gözü kapalı ve hatta zaman zaman gözü dönmüş bir ilerleme söylemi ve eylemi sonunda katı olan/sabit olan her şey buharlaştırıldı; manevi olan terk edildi; insanı insan yapan geleneksel değerler unutturuldu… İnsanlık anlamsız ve başıboş bir şekilde savaşın ve terörün hükümferma olduğu bir dünyanın ortasına yapayalnız bırakıldı.
     200 yıllık bir modernleşme macerasının sonunda insanlık vahim bir manzarayla karşı karşıya kaldı: savaş, terör, devrim, darbe, anomi, gelir dağılımı adaletsizliği, çevre kirliliği, küresel ısınma, açlık, yoksulluk, yabancılaşma… Bu patolojik manzaranın rehabilite edilebilmesi, insanlığın yeniden sükunete kavuşturulabilmesi için modernleşme sürecinde unutulan, tahrip edilen ya da buharlaştırılan değerlerin, manevi (anlamlı) olanın yeniden keşfi ve yeniden yaşam alanına dahil edilmesi gerekiyor… Bu bağlamda, aşk gibi, hikmet gibi, adalet gibi, gönül gibi… modern insanın unuttuğu kavramları yeniden gündeme getirmek istiyoruz… Değerlerimizi eğitim süreçlerine yeniden dahil etmek istiyoruz… Harap olan gönüllerin yeniden diriltilmesini diliyoruz… Bu vadide Yunus’u yeniden okumayı öneriyoruz: Ben gelmedim dava için benim işim sevi için/Dostun evi gönüllerdir gönüller yapmaya geldim.
     Değerden yoksun ve kadim bilgelikten yoksul modern insanın, elde etmek için toplumu ve kendini helak etmekten kaçınmadığı iki nesne vardır: İktidar ve kapital. Bu iki nesne uğruna dünya iki defa yangın yerine çevrilmiş, tabiat imha edilmiş, toplumlar kaosa sürüklenmiştir… Günümüzde artık insan “insanlık”tan çıkmış, terör daimileşmiş, şiddet sıradanlaşmıştır… İşte bu yüzden geleneksel anlam yüklü (manevi) değerlerin yeniden ihyası gerekiyor. Aşkın, hikmetin, adaletin ve gönlün yeniden diriltilmesi gerekiyor. İktidar uğruna her şeyi mübah gören insanlığa Mevlana’yı hatırlatmak gerekiyor: Allah’ın otoritesi karşısında hepimiz birer oyuncağız/ Zengin ve güçlü olan O, hepimiz dilencileriz./ Birinin diğeri üzerinde imtiyaz aramasının ne gereği var?/ Hepimiz aynı evin eşiğinde bulunurken.
     Basit dünyevi çıkarlar uğruna, para ve iktidar hırsıyla birbirinin gırtlağına yapışmış doğunun ve batının insanlarını kadim değerler ekseninde bir barışa davet ediyoruz. Yine Mevlana’nın diliyle söyleyelim: Beri gel, daha beri, daha beri/ Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?/ Bu hır-gür, bu kavga nereye dek?/ Sen bensin işte, ben senim işte/ Ne diye bu direnme böyle?/ Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye?/ Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek.
    Evet, Gelenekten Geleceğe dergisinin kadim bilgelik peşindeki yolculuğu “Değerlerimiz” sayısı ile devam ediyor. Bu sayımızda mevzuun üstadı hocalarımızla yaptığımız çok önemli mülakatlarımız bulunuyor.  Yine üstad yazarlarımızın kaliteli yazıları da sayfalarımızı süslüyor. Yeni ve değerli bir sayımızda daha buluşmak dileğiyle…

Karagöz'ün Eğilimi


Ben burada bu kör tırpanın altında ben
Çok demokrat bir yanlışlık kadrajında mücessem
Cesedini koklayarak saçlarını tarayarak cenazemin
Çok doru taylar koşturdum haritamda eğersiz
Çok ölüler gömdüm ölümleri kortejsiz.

Sessiz bir morg gibi ölümlere alıştım
Çok çirkin bir adamı olarak dünyanın
Gidip en çirkin kadınlarına bulaştım.

Of Hay Hak!

Ne anlar câhil-i nâdân olan sırr-ı muammâdan
Bakar zâhir gözüyle sanki mir’ât-i mücelladır

Her şairde şiirini yöneten büyük eğilim diyebileceğimiz bir merkez vardır. Bu eğilim o şairin her şiirinde kendini gösterir. Bizce dergilerin de benzer eğilimleri vardır. Bizim eğilimimiz şiire saygının ancak saygın çalışmalarla kazanılabileceğidir. 

Okuyucumuz dergimizi elinden bırakamasın istiyoruz. Türk şiiri söz konusu olduğunda Karagöz'ün vazgeçilmez dergi sayılmasına çalışıyoruz. Of Hay Hak!

Perde Gazelimizde Vural Kaya (2 şiir), Yavuz Altınışık, Enes Özel (2 şiir), Atakan Yavuz, Bülent Keçeli, Yunus Emre Altuntaş, Özgür İren Bayram ve İdris Ekinci'nin şiirleri yer alıyor.

Karagöz'ün Temaşası Can H. Türker'in "Günkız" adlı masalı ve Ayşe Bağçivan, Müzeyyen Çelik, Doğukan İşler, Erman Akçay, Şafak Çelik ve Mustafa Çiftçi'nin hikâyeleriyle açılıyor.

Bu sayımızın Faslında Osman Özbahçe'nin "İmge ve Belirsizlik" başlıklı yazısı var. Özbahçe imgenin yapısını edebi sanatlarla karşılaştırmalı olarak incelediği yazısında modern şiirin temel özelliklerini ortaya koyuyor.

Ara Fasıl iki kıymetli yazıdan oluşuyor. Necip Tosun "Dede Korkut Hikâyeleri’ne Bugünden Bakmak" başlıklı yazısında şair, bilge, ermiş Dede Korkut'un efsanevi karakterini çözümlüyor. "Hikâyelerde bir durum anlatılırken, bir yandan da açık, anlaşılabilir bir Türkçe ile bir Türk modeli inşa edilir" diyen Tosun, Dede Korkut hikâyelerinin öneminin, sadece bir şahsın takdiminden değil, kolektif bir yaklaşımın, bir model anlayışının metinde tezahüründen kaynaklandığını, belgesel niteliğiyle belli bir zamanla sınırlı kalmayıp uzun bir zamanı temsil ettiğini söylüyor. Destanın hikâye özelliğini göz önünde bulunduran Tosun Doğu'nun kaynaklarını Karagöz'de çözümlemeye devam ediyor.

Can H. Türker, "İslâm ve Hıristiyan Geleneklerinde Güzellik ve Yansıtılma Biçimi" başlıklı mükemmel araştırmasında İslâm ve Hıristiyanlık geleneğinde güzellik anlayışı ve bunu yansıtma biçimlerini inceliyor. Her iki gelenekte de sanatta hakikat anlayışının merkeziliğini vurgulayan Türker, İslâm sanatında "varlığa gelmenin" özü bizatihi güzelliktir diyor.

Temaşamız birbirinden kıymetli yazılarla sürüyor. Atakan Yavuz, sanatın doğasına ilişkin "Acımasız Sanat" başlıklı yazısında, çağdaş sanatın insan bedenine uyguladığı şiddeti, acımasız doğasını tartışıyor.

Evren Kuçlu, Hayriye Ünal'ın yeni kitabı Şimdi Aşk Ebediyyen Değişir'i Ünal şiiri bağlamında ele aldı. İdris Ekinci, Mustafa Kutlu'nun yeni kitabı Sıradışı Bir Ödül Töreni Üzerine yazdı. İrfan Dağ, şiirdeki deneysel çabaların hikâyede de yaşandığını Aykut Ertuğrul'un yeni kitabı üzerinden örnekliyor.

İdris Ekinci, "Bırak Seni Şiirin Anlatsın" başlıklı yazısında, "Kuram, şiirin sağlıklı bir yol takip edebilmesi, kendinden önceki bikrimin sıkı bir değerlendirilmeye tâbi tutulması, sonraya gövdeleşmiş, konum edinmiş bir yapı bırakılabilmesi için şarttır" diyor. Şiir kuramları kadar edebiyat ortamımızın onmaz yaralarına parmak basıyor.

Son yıllarda Mehmet Âkif çalışmalarının arttığını, büyük şairimizin eserlerine duyulan ilginin somut çalışmalara dönüştüğünü sevinçle görüyoruz. Necmettin Turinay'ın kapsamlı Safahat çalışmasından sonra, İsmail Kara ve Fulya İbanoğlu mükemmel bir Mehmet Âkif Albümü hazırladı: Elemim Bir Yüreğin Kârı Değil. Türk basınında yer alan haber ve yazıların belli bir plân dahilinde iktibasından oluşan eser bir tür yazılar antolojisi. Aynı yazarların hazırladığı Sessiz Yaşadım'dan sonra Elemim kitabı Âkif biyografisine kronolojik katkı yapan bir eser. Sizler için Yusuf Turan Günaydın yazdı.

İbrahim Demirci, Şafak Çelik, Yunus Emre Altuntaş, İdris Ekinci ve Yusuf Turan Günaydın'ın hazırladığı Kıraathanemizde kitap, dergi tanıtım yazılarımız sizleri bekliyor.

Bizden bu seferlik de bu kadar.

İndim dere beklerim
Fındık dalı eklerim
Yedi yıldır çalıştım
Vah benim emeklerim

Şikeste beste ma’zûr! Her ne kadar sürç-lisân ettikse affola! İnşallah gelecek sayıda yakanı kancaklarım Hacı Cavcav.

2013-09-25

"Muhafazakâr Düşünce" Dergisi "Değerler" Özel Sayısı



   Son yıllarda hem ülkemiz de hem de uluslararası entelektüel dünyada de­ğerlerle ilgili çalışmalara ilgi giderek artmıştır. Çağımızın “hoşgörü”, “öteki”, “savaş”, “barış, “özgürlük” gibi temel problemlerini göz önüne alır­sak “Değerler”in bu yükselişi tesadüfü olmasa gerek. Aydınlanmayla bir­likte başlayan “değerler”in değersizleştirilmesi anlayışı, hem bireysel olarak hem de toplumsal olarak beklenmedik olumsuz sonuçlar doğurdu. Aydın­lanmanın “akıl”ın güvencesinde kurmaya çalıştığı modern toplum, temel değer olarak meşrulaştırdığı “bilim”i, bütün değerlerin mihenk taşı olarak görüp sanattan dine kadar bütün alanları bu mihenk taşının sıkıdenetimine tabi tuttu. Bu meşrulaştırmanın aracı ve atölyesi de modern eğitim sistemi oldu. Bugün bunun sıkıntılarını her alanda derinden hissetmekteyiz. De­ğerlerin boşa çıkartılması yalnızca felsefede derin krizlere yol açmakla kal­madı, toplumda da telafisi pek de kolay olmayacak sonuçlara yol açtı. Değer kavramı “Nasıl bir dünyada yaşamalıyız?” sorusuyla doğrudan ilgilidir. Bugün bu soruyu sormanın zamanı gelmiş ve geçmek üzeredir.
Muhafazakâr Düşünce Dergisi değerlerle ilgili çalışmalara katkı yapmak amacıyla bu sayısında konuyu geniş bir alanda tartışmaya açmıştır.
Sadık Türker “Malumat – Bilgi Ayrımı ve Bilginin Teşhisi” başlıklı ma­kalesinde malumat (information) ve bilgi (knowledge) arasındaki ayrımı fel­sefi bir açıdan ele almakta ve bilginin epistemik karakterine dikkat çekmek­tedir. Malumatın salt hafızanın (hatırlamanın) konusu olduğunu fakat bilgi­nin bunun ilerisinde şu özelliklere sahip olduğunu tartışmaktadır; yanlışla­yıcı ya da doğrulayıcı olma, şüphe içerme, soru sorma ya da sorun oluş­turma, kavramsal ayrım ya da kavramsallaştırma yapma, herhangi bir ma­lumatı bilgiye dönüştürecek biçimde yeniden ifade etme.
Hakan Gündoğdu “Evrimci Etiğin Sorunları ve Antony Flew” başlıklı makalesinde Antony Flew’in evrimci etiğe ilişkin eleştirel değerlendirmeleri üzerinde durmaktadır. Makalede ele alınan bazı temel sorular şunlardır: Ev­rimci etik Doğalcı/Tabiatçı Yanlış’a düşüyor mu?, Mutlak bir ilerlemeci ge­lişme yasası gerçekten var mı?, Böyle bir yasa gerçekten var olsa bile o insa­nın ahlaki özgürlüğüyle çelişmez mi? İlerleme yasası, ahlaki iyi için bir ölçüt verebilir mi?, “Doğa yasası”, “en uyumlu olanın hayatta kalması”, “doğal seçilim” gibi ifadeler yanlış mı anlaşılıyor? Sadece hayatta kalmak ahlaken tek başına istenebilir bir şey midir? Aygün Akyol “İslam Ahlak Felsefesinde Değerler Eğitimi” başlıklı makalesinde İslam filozofu İbn Miskeveyh açısın­dan değer eğitiminin özellikle aile bağlamında önemi üzerinde durmaktadır. Fikri Gül “Bir Değer Olarak İnsan Hakları ve İnsan Hakları Bilincinin Gelişi­minde Demokrasinin Rolü” adlı makalesinde insan hakları bilincinin gelişme­sinin demokrasi bilincinin gelişmesiyle paralel olduğunu ele almaktadır.
Ömer Faik Anlı “Bilim Sosyolojisi Bağlamında Bilimin Dışsal Belirleyen­leri Olarak Değerler” başlıklı makalesinde Robert Merton’un ve Paul Feye­rabend’in sosyal bir fenomen olarak bilimsel bilgiye ve bilime felsefi-sosyo­lojik yaklaşımlarını incelemektedir. Anlı, Merton’un, bilim ethosu’nda te­mellenen bilimin özerkliğinin, özgür toplum ve ilerleme için anahtar ko­numda olduğu görüşüne karşı Feyerabend’ın çoğulcu, özgür toplumun, ge­leneklerden ve ideolojilerden korunduğu gibi bilim tarafından çok fazla et­kilenmekten de korunması gerektiği görüşünü tartışır.
Nazmi Avcı “Hilmi Ziya Ülken’de Muhafazakârlığın Temeli: Bilgi ve De­ğer” başlıklı makalesinde Hilmi Ziya Ülken’in muhafazakârlık tiplemesinde Yunus Emre’yi nasıl bir örnek insan olarak gördüğü incelenmektedir. Yunus Emre’nin “hoşgörü meziyetli değer” anlayışı, onun dinlerde ortak olanı, in­saniyi bulup görünüşü ve gösterişi aşmasını ve evrensel bir kişilik olmasını sağladığı ayrıca, dini, değerlerle bütünleştirerek insanlık ve doğruluk olarak yaşadığı ele alınmaktadır.
Murat Satıcı “Modernleşme-Değerler Sorunu ve Sinemamıza Yansıması” başlıklı makalesinde Türkiye’de modernleşmenin algılanış tarzının toplum­sal, kültürel ve sosyo-ekonomik açıdan yeni modern değerler ile geleneksel eski değerler arasında bir çatışma alanı doğurduğunu ileri sürülmekte ve bu çatışmanın Türk sinemasındaki örneklerini ele almaktadır. Vefa Taşdelen “Varoluşun Anlamı Sorunu” makalesinde insanın en temel sorusunun felsefi anlamda varoluşumuzun anlamı sorusu olduğunu ele almakta ve bu soruya verilen cevapları geniş bir bağlamda tartışmaktadır. Sorunun hâlihazır bir ce­vabının olmadığını, aslında bu cevabı bulma serüveninin benliğimizi oluş­turması bakımından önemli olduğunu ileri sürmektedir.

Muhafazakâr Düşünce Dergisi’nin Değerler sayısına makaleleriyle katkı veren kıymetli yazarlara ve derginin hazırlanmasında büyük emeklerinden ötürü S.Ertan Tağman’a teşekkür ediyoruz.   

2013-09-23

Yolcu'nun 72. yürüyüşü


Gelecek için özgürlük“LAiLAHEiLLALLAH”

Yoldakiler:

*ferhat kalender *mehmet aycı *mustafa yıldız * kadir bekar *mustafa öner *bilal can
*ismail aykanat *cemile bayraktar *lütfi bergen *selçuk küpçük *faik öcal *tayyip atmaca
*ibrahim arpacı *elifnur akdin  *şahin doğan *selami ay *m. fatih kutan *rıza kemal g.
*mehmet kaya *ebubekir can *ismail korkmaz  *banu özbek*ferhat özbadem *ali korkmaz
*a. vahap dağkılıç *ahmet şevki şakalar *alaattin keykubat *ümran yaka *bülent akyürek

Ferhat Kalender SEYİR DEFTERİ'nde yazdı:

"Modernitenin yalnızlaştırdığı insanı,  ulus devlet kodlarını kullanarak önemsizleştirmek ya da geniş halk yığınlarını oy depoları olarak telakki etmek ve bunu yaparken de muhafazakar bir dil kullanmak yapılan yanlışların vahametini göstermektedir.  Olaylara karışan insanları uluslararası bir komplonun bir parçası görme hali -velev ki doğru olsun ki her uluslararası odak böyle bir toplumsal olayı kullanmak ve yönlendirmek isteyebilir- bu ülke insanının, yaşam alanlarına yönelik her tür tasarrufta dikkate alınması, geneli ya da bireyi ilgilendiren sorunların diyalogla aşılması  gibi birlikte yaşama öngörülerini karartan bir yaklaşımdır. Bütün bunları söylerken birilerinin hırsızın hiç mi suçu yok kabilinden serzenişlerini duyar gibiyiz. Üzgünüz  ki yok. On iki yıllık iktidar sürecinde eğitim sistemini elinde tutan bir siyasi iradenin, eğittiği ve öğrettiği bir gençlik gerçekten kalbi muhatabını arıyor. "
*Mecmuanın Orta Yeri'nde Bilal Can ve Elif Nur Akdin ALEV ERKİLET'i konuşturdu:
"Kapitalist dünya-sistem sadece Müslümanların değil küresel ölçekte tüm insanların, hayvanların ve bitkilerin kısacası beşeri ve ekolojik sistemin zararına olacak şekilde büyümektedir. Bu açıdan bakıldığında sorunu sadece Müslümanların ya da kadınların özgürleşmesi olarak görmek bana pek doğru gelmiyor. Bugünkü muhafazakâr yaklaşımlar, konuyu bir sistem meselesi olarak değil, sisteme kimin hükmedeceği meselesi olarak algıladıkları için, tartışmalar yaşam tarzı ile ilgili detaylardan öteye geçmiyor. Geçmişte kendilerine belirli bir yaşam tarzının dayatılmasından rahatsızlık duyanlar, bugün kendi doğrularını başkalarına yine bir “yaşam tarzı olarak” telkin etmenin kolaycılığından vazgeçmek ve gerçekten iyi tanımlanmış bir üçüncü yol olarak İslam’ın dünyaya neler verebileceği üzerine düşünmek durumundadırlar. "

Eyyüp Akyüz KARŞI SORULAR'da muhataplarına sordu:

"Zamanın ruhunu anlayabilmek için ivedilikle okunması gereken 5 kitap ve bu beş kitabın içinde sizin beğendiğiniz afili bir paragraf?"

Âfâk dergisi güz sayısı çıktı


Sanki bir bedduaya duçar olmuşuz gibi ilginç ve bir o kadar da zor zamanlarda çıkan bir dergi Âfâk Dergisi. Düşünme yetisini kaybetmiş bir korkak gibi birilerinin kuyruğunda zamanı harcamaktan başka işe yaramayan, boynumuza takılan tasmalara tanım bulma yarışına isyan eden bir dergi...

Sesi yüksek çıkanların arasında değil sözü. Yolu her an yürüyebilme cesaretini gösterme çabasında. Korkulardan arınıp yolda olma cesaretini gösterenlerin namusuna, çağın unutturmak istediğini aramanın kanıt olacağı fikrinde.

Beşinci sayısına ulaşan dergi okurlarını bekliyor.

Kapağında yine üstad Hasan Aycın’ın çizgisiyle okurlarını karşılayan dergi, Mehmet Akif ’in tercümesiyle Hz. Ali’nin vali tayin ettiği Malik bin el-Hâris el-Eşter’e yazdığı emirnameyi alıntılayarak yazılarına başlıyor. Her birimizin nasihatle ilişkisini sorgulaması gereken bu zamanda bu alıntı dikkat çekici.

Dosya olarak bu sayıda “Çağın Unutturmak İstediğini Aramak” konusu temel alınmış. 

Dosyaya; Hüseyin Dişli “Hüznün Paha Biçilir Mi Namusuna?”, Bayram Veli Yuvalı “Bir Körleşme Biçimi Olarak Yaşadığımız Zamanlar”, Ramazan Şahin “Ölümü (G)ör!” yazılarıyla katkıda bulunuyor.

Abdullah Said Özcan, “Bir Kavram İncelemesi: Avrupamerkezcilik” başlıklı makalesinde avrupamerkezcilik kavramının tarihsel gelişimi, görülüş biçimleri ve günümüzdeki durumu üzerine bir inceleme yapıyor.

Bu sayının röportajı İslam’da Modernleşme kitabı ile dikkatleri üzerine çeken Bedri Gencer ile yapılmış. “Misilleme mantığını aşarak misillemeden tahaddiye geçme mecburiyetindeyiz.” üst başlığıyla verilen röportaj, sekülerizm-İslamiyet karşıtlığı, ilim/amel ilişkisi açısından modernleşmenin seyri, İslamcılık tecrübesinin hikmetle ilişkisi, günümüz Müslümanlarının modern sanatlarla ilişkisi, tekke ve medreselerin yeniden ihyasının mümkün olup olmadığı gibi başlıca konulara eğiliyor.

Enes Kafadar, “Anlamsız Bir Gösteri Toplumu ya da Kitle” başlıklı yazısında Jean Baudrillard’ın Sessiz Yığınların Gölgesinde Toplumsalın Sonu kitabından hareketle simülasyon, toplumsal, kitle, iktidar gibi kavramları değerlendirerek yaşadığımız görünürlülük krizine cevap bulmaya çalışıyor.

Bu sayıda geçen sayılarda olmayan bir ilk de var. İsmail Hakkı İzmirli’nin Yeni İlm-i Kelam adlı eserinden bir bölüm hem Osmanlı Türkçesiyle hem de Latin alfabesiyle birlikte yayımlanıyor.

Ömer Fuad’ın “Yalan”, Fuat Kına’nın “Bomboş Şeyler” başlıklı ürünleri edebi nitelikleriyle ön plana çıkıyor. Yusuf Emre Mete imzasını taşıyan karikatür, İsmet Özel’in demokrasi tanımına yaptığı göndermeyle dikkat çekiyor.

Tüm bunlar ve daha fazlası için Âfak Dergisi mutlaka görülmeye değer. Hem matbu hem de elektronik olarak okuma imkânı olan dergi www.afakdergisi.com adresinden görülebilir. Temin için info@afakdergisi.com adresiyle irtibata geçilebilir.

Tel: 0(554) 373 18 19


Ay Vakti dergisinin 146. yürüyüşü

Ay Vakti 146. sayısını üç bölüme ayırmış. Aramızdan ayrılarak baki âleme sefer eyleyen Mustafa Miyasoğlu ve Sedat Umran’ı unutmayan dergimiz yaşarken de unutmadığı bu iki güzel insana birer bölüm ayırmış. Üçüncü bölüm ise kanayan yaramız Mısır için ayrılmış
Dergimizin giriş yazısı gündemimiz ile ilgili can alıcı sorular soruyor;
“Ağaç kesildi, bir hayvan öldü diye feveran edenler.
Soruyoruz, neredesiniz?
Balkanlar’da, Doğu Türkistan’da, Irak’da, Afganistan’da, Myanmar’da, Somali’de, Sudan’da,
Çeçenistan’da, Libya’da ve diğer zulüm gören ülkelerde on binler ölürken neredeysek oradayız diyorlar.”
Dergimiz yaşanan tüm bu zulümlere karşı çözüm olarak ise “İslam Birleşmiş Milletleri dâhil, dünyaya şekil verecek yeni oluşumlara ihtiyaç var ve bunlar olmadığı sürece kan akmaya devam edecektir.” Diyerek bizi birliğe ve dirliğe davet etmektedir.
Yine dopdolu içeriğiyle okuyucularını bekleyen dergimizin içeriği aşağıdadır.
Hayırlı okumalar..

Rüyalarım İçin Uyandır-Semra SARAÇ

MUSTAFA MİYASOĞLU
Devrinin Efendisi Bir Aydın -A. Vahap AKBAŞ
Üstad Miyasoğlu -Şeref AKBABA
Mustafa Miyasoğlu’na Dair -Bekir OĞUZBAŞARAN
Velud Projeler ve Kadim Kültürde Kökler-Recep GARİP
Mustafa Miyasoğlu’na Veda -Mustafa ÖZÇELİK
Dostum Mustafa Miyasoğlu -Muhsin İlyas SUBAŞI
Hasbi Bir Dost: Mustafa Miyasoğlu -Recep SEYHAN
Gümüş Kanatlı Kartalım -Emre MİYASOĞLU
Bir Hatıra, Bir Hikâye ve Bir Güzel İnsan: Miyasoğlu -Eyyüp AZLAL

SEDAT UMRAN
Gittiniz Taş Atarak Denizlerimize... -Özcan ÜNLÜ
Şair Sedat Umran Neyimiz Olur? -Nurettin DURMAN
Sedat Umran Metafiziği -Recep GARİP
Sedat Umran’la Darül-Aceze’de -İlhan ŞENER

 MISIR
Ah! Rabia El-Adeviye -Semra SARAÇ
Kahire’de Adeviye Meydanında -Nurettin DURMAN
Kan Şiiri -Mehmet AYCI
Haykırır Meydanlar Mısır’da -Mehmet BAŞ
İntikamımızı Al Ya Müntakim -Selami ŞİMŞEK
Kalbimi Götürdün Çocuk -Adem ÖZBAY
Dejenere -Selma ÖZEŞER
Babil -Sertaç GEREÇ
Muhammed el Biltaci’nin Şehit Kızı Esma’ya Mektubu
Toprağın Dedikleri -Şemsettin ÜNLÜ
Kitaplık -Fatih PALA

Akpınar dergisinin 47. sayısında...

Eylül-Ekim 2013


Bu sayımızda, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Engin Namlı, İsmail Adil Şahin, İsmail Kara, Vedat Fidanboy, Cemal Karsavran, Mehmet Nacar’ın şiirlerini bulacaksınız.

Prof. Dr. İnci Enginün’le İsmail Özmel’in yaptığı bir söyleşiyi istifade ile okuyacaksınız. Abdülkadir Güler’in Yazar ve şair Şükrü Kacar’ı tanıtan, İsmail Özmel’in Bir İstanbul Anısı, Kibar Ayaydın’ın Paris’in Gözyaşları, Mehmet Bahsi’nin Varlığın Mana ve Mazmunu, Prof. Dr. İsa Kayacan’ın 1919 Yılının Gazete Manşet ve Haberleri, Ömer Aydoğan’ın Hatıralarla Mehmet Akif Ersoy, başlıklı yazısını, Niğde Üniversitesi ile ilgili haberimizi, Bedrettin Keleştimur’un Tarihi İyi Okumalıyız, İdris Yavuz’un Kanuni’nin Fransa Kıralına Yazdığı Tarihi Mektup başlıklı yazılarını ilgiyle okuyacağınıza inanıyorum. 



Ocak-Şubat 2014/49 sayımızı Prof. Dr. Mehmet Kaplan’a ayırıyor, yazılarınızı bekliyoruz.

Daha güzel sayılarda buluşmak dileği ile sağlıcakla kalın, hoşça kalın.


İsmail Özmel


İrtibat:
Yeni Çarşı İş Merkezi B Blok No:1/5 NİĞDE
ismailozmel@hotmail.com
0388 2131250



2013-09-17

Hayal Bilgisi dergisinin 10. sayısı çıktı


3. yılında Hayal Bilgisi edebiyat dergisi 10. sayısı ile edebiyat okurları ile buluştu.
Derginin bu sayısında 38 farklı isim yer aldı.
3 yıldır hiç azalmadan heyecanla devam eden Hayal Bilgisi, dergilerinin önsözünde şu açıklamayı yaptı.
Kıymetli okur,
Edebiyat dergileri kapanıyor, her ay yenileri kitapçı raflarında yerini alıyor. İlk sayısı yayınlandıktan sonra devam edemeyen çok dergi var ve bu dergilerin tek sayıları, yüzlerce sayı devam eden herhangi bir derginin herhangi bir sayısından daha az değerli değil.
Edebi kaygı ve heyecan ile birden çok kişinin kaleme sarılarak oluşturduğu bu ürünlerin hepsi çok değerli. Ve aslında, zamanla heyecanını yitirerek yalnızca ticari bir organa dönüşen dergilerden çok daha değerli, yayın hayatına devam edemeyen bu dergiler.
Biz, Hayal Bilgisi olarak, üç yıla ancak 10 sayı sığdırabildik. 2011’de bir deprem yaşadık. Ardından maddi depremlerle ara verdik. Yola birlikte çıktığımız insanların yarısını kaybettik, bir o kadar yol arkadaşı kazandık. Hayal Bilgisi, adı değişmese de, her sayı kapanıp yeniden yoluna devam eden bir dergi gibi. Bu yüzden heyecanını koruyor, en çok heyecanını…
Mısır ve Suriye’de kan akıyor. Bizim, aklımız ermiyor zalimlerin oyunlarına. Ama yüreğimiz sessiz kalmadı. Şiirler yazdık. Masum insanlar hayatlarını kaybediyorken, yalnızca yazarak onların yanında olmak, çok ağır.
Kitaplara dair çok şey var bu sayımızda ve genç kalemlerden ilk yazılar. Kapısı herkese açık bir dergi Hayal Bilgisi. Ve bir iyilik projesi, ilk gününden beri. Her türlü konuda fikir ve önerilerinizi, eleştirilerinizi, yorumlarınızı bizimle paylaşın.
İlerleyen sayfalarda, mutlaka size hitap eden bir yazı ve yazarla tanışacaksınız.
Bu sayıda: Ayşe Ünsal, Cihat Albayrak, Emre Gürkan Kanmaz, Müştehir Karakaya, Adige Batur,Emre Küçükoğlu, Mavi Esra Pak, S İclal Tiryaki, İbrahim Sarp Baysu, Abdulkadir Üstündağ, Cahit Tan, Gülşen Çağan, İnci Erkan Taş, Zelal Akgün, Mehmet Türkmen, Pınar Doğu, Rukiye Bayır, Emine Köseoğlu, Şen Çakır, Yelda Karataş, Yaşar Bedri, Yasin Börekoğlu, Yasin Altunbay, Kemal Acar, Lütfi Demir, Hızır İrfan Önder, Benjamin A.E., Yunus Ünsal, Ebru M. Kayır, Emrah Adaklı, Atilla Yaşrin, Semrin Şahin, Özge Öndüç, Meltem Dağcı, Aziz Küçük, Burcu Türkmen, Fatma Tanrıkulu, Umut Talha Sevgi, Selin Gamze Aşkın.

İletişim:
www.cihatalbayrak.com
ayse-cihat@hotmail.com
05056351554 

2013-09-12

Türk Dili dergisinin 741.sayısı...

Eylül 2013


Öyküleri, şiirleri, denemeleri, kitap ve dil yazılarıyla Eylül’de Türk Dili elinizden bırakamayacağınız bir sayıyla okuyucusuna ulaştı.
Türkiye’de çocuk edebiyatı denilince ilk akla gelen isim olan Mustafa Ruhi Şirin’in Sanja Krehić ile çocuk edebiyatı üzerine yaptığı söyleşi Şirin’in “Üç Çocuk Edebiyatı Yıllığı’ndan Önce ve Sonra” yazısıyla tamamlanıyor adeta.
Hamza Zülfikar anlatım bozukluğuyla ne anladığımızı sorgularken, İrfan Çevik kelimede keramet var mı diye soruyor.
Kitap yazılarıyla da zengin Türk Dili; Selçuk Karakılıç Abdülhak Şinasi Hisar’ın Geçmiş Zaman Edipleri adlı kitabını ele alırken derginin vazgeçilmezlerinden olan “Kitaplık” bölümünde Türk ve dünya edebiyatından kitaplar tanıtılıyor.
Cevdet Karal, Mehmet Aycı, İsmail Karakurt, Necati Albayrak, Selami Yıldırım, Arif Dülger, Durmuş Ongun şiirleriyle, İsmail Sert, Erdoğan Tokmakçıoğlu, Recep Seyhan öyküleriyle derginizde.
               Türk Dili Nail Tan’ın kaleminden Prof. Dr. Şerif Aktaş’ı, Leyla Erbil’i ve Mustafa Miyasoğlu’nu anıyor.
               Bunlar dergide yer alan yazıların ve yazarların sadece birkaçı. Daha fazlası için Türk Dili dergisini edinmeye ya da abone olmaya ne dersiniz?
               İyi okumalar...


2013-09-11

"Berceste" dergisi, Mustafa MİYASOĞLU özel sayısı


(Eylül 2013)

Dil ve Edebiyat dergisi, Mustafa Miyasoğlu özel sayısı

Dil ve Edebiyat dergisinin 57. sayısı, Mustafa Miyasoğlu özel sayısı olarak çıktı.


 Karanlığa Mum Yakan Adam

Dil ve Edebiyat dergisi, 2013-Eylül sayısını, Ramazan ayının son günlerinde kaybettiğimiz, ömrünü kültür ve edebiyat dünyamıza adayan merhum Mustafa Miyasoğlu’na ayırıyor. Miyasoğlu’nun hayat hikâyesi, eserleri ve kültür tarihimizdeki yeri, ailesi, dostları ve edebiyat dünyamızın önde gelen isimlerince ele alınıyor.
Büyük Doğu ırmağının yetişmesine büyük katkılar sağladığı merhum Mustafa Miyasoğlu, gerek edebiyatın farklı türlerinde önemli eserler vererek gerekse yeni yazarların yetişmesine katkı sağlayarak edebiyat tarihimizde önemli bir yer edinmiş bulunuyor. Miyasoğlu’nun vefatı edebiyat çevrelerinde derin bir üzüntü oluştururken, kültür ve edebiyat camiasının da birçok etkinlik ve yayınla merhum yazara vefa borcunu ödemek istediği gözleniyor.
Bu bağlamda Dil ve Edebiyat dergisi de hazırladığı özel sayı ile Mustafa Miyasoğlu’nun çok yönlü dünyasını okurlara sunmaya çalışıyor. Miyasoğlu’nun “Şairin Duası” ve “Bir Gülü Andıkça” şiirleri ile başlayan dosya, Nevzat Bayhan’ın Mustafa Miyasoğlu ve Sedat Umran’a atfen yazdığı Yıldız Olmalı İnsan şiiriyle devam ediyor:
Yıldız olmalı insan “esma”nın derinliklerinde
“Miyasoğlu” gibi umman,
Derya gibi “Umran” olmalı
Halkla hemdem,
Hakk’la her dem
Bir eli nefsinin yakasında,
Diğeri öksüz, yetimlerin gönüllerinde
Dil ve Edebiyat dergisinde merhum şair Sedat Umran hakkında yer alan bir diğer yazı da Aykut N. Kelebek tarafından kaleme alınan “Şiiri ve Eserleriyle Kalıcı Bir Şair: Sedat Umran” başlığını taşıyor.
Karanlığa Mum Yakan Adam: Mustafa Miyasoğlu dosyasının ilk yazısı Dil ve Edebiyat dergisi Genel Yayın Yönetmeni Üzeyir İlbak’a ait. “Azizim Ağabey: Mustafa Miyasoğlu” başlıklı yazısında İlbak, Miyasoğlu ile 1980’li yıllardaki ilk tanışmalarından Dil ve Edebiyat dergisindeki birlikteliklerine uzanan kültür ve edebiyat eksenli serencamı özetliyor. Miyasoğlu’nun “Ağabey”lik kimliğine vurgu yapan İlbak, onu ülkemizin yakın tarihinde gösterdiği gayretler ışığında “karanlığa mum yakan adam” olarak tanımlıyor. İlbak şöyle diyor:
“Mustafa Miyasoğlu, Müslüman edebiyat çevrelerinin içinde yer alamadıkları için sürekli eleştirdikleri edebiyat yıllıklarına alternatif edebiyat yıllığını hazırlayan ilk kişi oldu. ‘Suffe Yıllığı’ Miyasoğlu ağabeyin hazırladığı ve ‘İslami edebiyat’ duyarlılığıyla Türkiye’de hazırlanan ilk çalışmaydı ve sessizce bir mesaj veriyordu: ‘Artık biz de varız!’”
Dostlukları üniversite yıllarına; Ebubekir Eroğlu, Bekir Oğuzbaşaran, Durali Yılmaz gibi isimlerin birlikte kaldığı öğrenci evi arkadaşlığına kadar uzanan Prof. Dr. Abdullah Uçman ise kaleme aldığı yazısında bu ev hayatı yanında Miyasoğlu ile beraber girdikleri Mehmet Kaplan Hoca’nın derslerinden Sahaflar Çarşısı ve zaman zaman Cağaloğlu’nda Millî Türk Talebe Birliği Kitap Kulubüne yaptıkları ziyaretlere kadar birlikteliklerini aktarıyor. Miyasoğlu’nun, Mehmet Kaplan Hoca’nın yönetimi altında “Haldun Taner’in Tiyatroları” üzerine bir mezuniyet tezi hazırladığını hatırlatarak merhumun o günlerden başlayan çalışmalarına ve dönemin kültürel atmosferine işaret ediyor.
Dil ve Edebiyat dergisi okuyucusu, Abdullah Uçman’ın yazısından öğrendiği Ekrem Ocaklı’nın evindeki manevi, kültürel sohbetlerin perde arkasına Miyasoğlu ailesi ile gerçekleştirilen söyleşi yardımıyla geçiyor. Ocaklı’nın evinde gerçekleşen sohbetlere kimlerin katıldığı, bu mecliste nelerin konuşulduğu ancak Dil ve Edebiyat okuyucuların vakıf olabileceği bir merak konusu olsun diyerek dosyadaki diğer yazı ve yazarlara değinelim.
Vefatı geride büyük boşluk bırakan Mustafa Miyasoğlu üzerine Dil ve Edebiyat’ta yer alan bütün yazıların ayrıntılarına yer vermek mümkün değil elbette. A. Vahap Akbaş’ın “Azizim Mustafa Bey” başlıklı yazısı; Mustafa Miyasoğlu’nun kültür sanat dünyasında bütün olumsuzluklara nasıl direndiğini, başarmak için ısrarla nasıl çalıştığını göstermesi açısından iyi bir örnek. Miyasoğlu’nun Suffe Yıllığı çalışmalarının, en az Abdullah Uçman’ın yazısında belirttiği Yeni Sanat dergisinin yayımlanması için harcanan emek kadar yorucu olduğu anlaşılıyor.
Mustafa Miyasoğlu edebiyatın birçok türünde eser vermiş bir isim; ancak onun dünyasına yalnız bunlarla girmek mümkün mü! Mustafa Özçelik’in yaklaşık yirmi yıl süren Miyasoğlu ile mektuplaşmaları üzerine düştüğü notlar sorumuza cevap oluşturuyor. Bu yazışmaların gün yüzüne çıkarak edebiyat tarihine katkı sağlanması, bundan sonra yapılacak işlerin başında geliyor sanırız.
Dil ve Edebiyat dergisinin Mustafa Miyasoğlu özel sayısı dosyasına katkı sağlayan diğer yazarlar ise şöyle; Bekir Oğuzbaşaran, Abdurrahman Şen, Faik Özdemir, Muzaffer Doğan, Mehmet Nuri Yardım, Ekrem Kızıltaş, Ahmet Kekeç, Hüseyin Altuntaş, Mehdi Ali Seçkin.
Mustafa Miyasoğlu’na ait iki şiir dışında onu kendi kaleminden tanıtan bir yazı da, 1999 yılında Seviye dergisi sayfalarından alıntılanan “Ben Nasıl ‘Ben’ Oldum” başlıklı yazı… Dil ve Edebiyat dergisinin arşivlenecek Mustafa Miyasoğlu özel sayısına ilişkin notları dergi editörü Hüseyin Altuntaş’ın önerisini hatırlatarak nihayetlendirelim. Altuntaş, “önemli kültür ve edebiyat adamlarımızın kaybı ile bir kez daha ortaya çıkan kültürel alana yoğunlaşma” gereğine değiniyor ve “bu yoğunlaşmayı başlatacak işaret fişeğinin özellikle ve ivedilikle Kültür Bakanlığınca atılması”nın altını çiziyor.

2013-09-05

Yedi İklim, 282

Yedi İklim, Eylül 2013 

Yedi İklim; “Ağıt yakacak ne çok acı var çevremizde.  Her gün katlanarak büyüyen.” cümleleriyle açıyor sayfalarını eylülün.

Yedi İklim’de bu ay yakın zamanda ‘Savrulan’ adlı kitabıyla gündeme gelen Selvigül Kandoğmuş Şahin dosyası yer alıyor. Dosyaya Ali Haydar Haksal : Gerçek ile Gerçeklik Arasında Selvigül Kandoğmuş’un Öyküsü, Osman Bayraktar : Selvigül Kandoğmuş Şahin: Bir Aile Öykücüsü, Münire Daniş : Gelecek Öykü, Fatih Pala : Acıların Taç Edildiği Öyküler Kitabıdır Savrulan, İbrahim Eyibilir : “Kurban Olam Kalem Tutan Ellere”, Yusuf Tosun : Gürül Gürül Akan Bir Nehir başlıklı yazılarıyla katkı sunuyor. Fatma Rânâ Çerçi’nin Selvigül Kandoğmuş Şahin ile ‘içinde bulunduğumuz zamana, hayatın gerçeklerine ve gereklerine dair yaptığı söyleşi ise dikkat çekici.

Nurettin Durman; Cebrail, Erkan Kara; Bahçeni Fark Etmekti Yaz, Suavi Kemal Yazgıç; Ömür, Mehmet Özger; Öksüz Minare, Gökhan Serter; Ziyan, Recep Seyhan; Hanfes’in Toprakları, Fatma Şengil Süzer; Bir Varmış Bir Yokmuş, Ahmet Tahsin Erdoğan; Neyin Hikâyesi, Ferhat Toka; GDO başlıklı şiirleriyle bu sayının şairleri.

Hasan Aycın, Mustafa Cemil Efe, Özden Aydın ve Serap Ekizler her sayıda olduğu gibi çizginin gücünü ispat eder gibiler.

Veysel Akdoğan’ın Ebû Talib. b. Abdülmüthalib’in Kaside-i Şib’iye, Hatice Çay’ın Emily Dickinson’ın Umut Bir Nesnedir Kuş Tüyleriyle ve Serkan Doğan’ın Rainer Maria Rilke’den Komşu başlıklı çeviri şiirleri yer alıyor.

İsmail Demirel;  Kültür Bakanlığı’nın “Sezai Karakoç” kitabı üzerinden Üstad hakkında yeni keşiflerden söz açıyor. Hüseyin Alemdar; Dünya Vakti / Vicdan Türküsü Sosyal Ekinci İnceliği, Mete Çamdereli; Bosna, Avrupa’nın Müeddep Siması yazılarıyla, Selvigül Kandoğmuş Şahin;  İnşirah’a Uymak ve Hüner Şencan; Mokan başlıklı öyküleri okuruyla buluşuyor bu sayıda. Yeni okumalar ve değiniler bölümünde ise Erkan Kara, İbrahim Coşkun ve Hatice Çay imzalı yazılar bulunuyor.

Yedi iklim son sayfalarını ise Yasin Vurgun’un hazırladığı Dizin’e ayırmış durumda.

Topraklarımızda yakılan ağıtlar bir gün dinecek ve dünya yeni inşirahlara uyanacak umuduyla iyi okumalar.


İrtibat:
www.yediiklimdergisi.com
yediiklim@yahoo.com
yediiklimeditor@yahoo.com


0 216 352 49 77
0 533 310 88 83 / 0 535 866 65 58

2013-09-04

Mahalle Mektebi dergisinin 13. sayısı çıktı

Mahalle Mektebi 3. yayın yılına 13. sayı ile iyi bir başlangıç yapıyor. Edebiyat dünyasında emin adımlar atarak, sağlam izler bırakan Mahalle Mektebi dergisi; şiir, öykü, söyleşi, inceleme ve deneme yazılarıyla yine seçkin bir sayı üretmeyi başarıyor.
Yalnız sayısal ağırlığı ile değil yeni şiire dönük ağırlığını da hissettiren dergide ayrıca, [William Butler Yeats "Benlik ve ruhun diyalogu" ve "Tüm ruhların gecesi", Camile Aubade "Doğu", Tevfik Zeyyad "Burada kalacağız", Ali Şeriati "Bir çocuğun sıcak soluğu"]  beş çeviri şiir bulunuyor.

Derginin bu sayısında ilk şiirlerini yayımlayan genç şairlere de yer veriliyor.
Bu sayının diğer şair ve şiirleri ise;  Salim Nacar’ın “Garson ne kadar küstahsa yemek o kadar iyidir“, Özgür Ballı’nın “Olmamış, Ertuğrul Rast’ın “Tacirizleğinin yarımkalan öyk“, Nergihan Yeşilyurt’un “Bezgin otomatların marşı“, Melih Tuğtağ’ın “Betonların insanları“, Betül Aydın’ın “floyd’un ayini“, Tevfik Hatipoğlu’nun “Hesaplar eksik tekrar sayım“, Dursun Göksu’nun “Bana bir şehir biçtiler en fazla sen anla“, Afra Kutluğ Benli’nin “Ulaşım sistemleri“, Ömer Avcı’nın “Mayko“, Ayşegül Öztürk’ün “Islak bir kuş“, Emre Doğan’ın “Kavgam dünyamızdır“, Orhan Bademci’nin “Şehir vakti“, Vural Kaya’nın “Adeviyye şiiri“, Hatice Kübra Ardıç’ın “İstikbalim: kim bilir boynudur bir karanfilin” ve Ömer Korkmaz’ın “Kaptan nuh’un kamarasından” isimli şiirleri.
Mahmut Arlı, çizimleriyle renklendirdiği dergide klas bir çizim sunarken şiir ve öykülerin arasına da bir hat çekmiş oluyor.
13. Sayının öykü kapısı “Taşra Şairi” romanının yazarı Işık Yanar’ın “Uyuyan Yol” isimli öyküsü ile açılıyor. Açılan bu kapıdan -uyumayan/bazen de uyutmayan- öykücülük yolundan ilerleyip, zengin hayaller ile dolu toplam 12 öykü okuyoruz.
Hasan Harmancı; her şeyi yenilemeye, her şeyi tamamlamaya, her şeyi tanımlamaya çalışan yeni insan türüne kızan Ragıp Abi ile yaptığı ikindi sohbetlerinin öyküsünü yazıyor. Ragıp Abi gerçek bir kahraman mıdır? Bilinmez! Fakat Harmancı, O’nun gözüyle; kentin, binbir debdebe ile getirir gözüktüğü fakat yıkıp götürdüğü şeyleri hikaye ediyor ve bu hikaye biraz beton, biraz toprak, biraz insan, biraz çocuk kokuyor.
Ali Güney; eşini kaybeden bir doçentin hikayesini anlatırken, bir soru ile yola çıkarak başladığı öyküsünde, “Yüreğini kaybeden adamın başı sağ olur mu? / “Hayat bizi gençliğin düş turlarından erken mi indirdi?” ve ” Hayat ‘markalı ama düşüncesiz’ yaşamak hevesine kurban edilmemeliydi değil mi ya?“sorularıyla bize başka bir hayal istikametini işaret ediyor.
Numan Altuğ Öksüz‘ün de sorularını görüyoruz. Kapılar ve açılan yollardan bahsetmişken Öksüz’ün öyküsüne değinmeden olmazdı. Öksüz insanın hayatına dair sorgulamalarını bazen gizliden bazen de açıkça dillendirerek mahşer günü elimize tutuşturulacak olan kitabı nasıl yazıldığını sorgulamamızı istiyor ve yine bir soru ile bitiriyor öyküsünü “Peki, söyler misin; neden yalnızca yaşlı bir bünye gördüğünde gelir insanın aklına ölüm?
Bu sayının diğer öyküleri ise; Elif Nihan Akbaş‘ın “Ben Ne Zaman Ölsem“, Hüzeyme Yeşim Koçak’ın ” Nuri Yüzünden“, Meral Afacan Bayrak’ın “Düşevarım“, Müzeyyen Çelik’in “Flu“, Safiye Gölbaşı’nın “Boş Sandayle Egzersizi“, Gökçe Özder’in “Yedi Çikolatalar“, Fatih Turanalp’in “Yürüyen Adam” ve Fatma Akkubak‘ın “Sömürülmüş Çocuklar Ülkesi” isimli öyküleri.
Vefa Taşdelen, derginin 12. sayısında başladığı aforizmalara bu sayıda da devam ediyor. Dileriz; “Yazarak düşünüyoruz. Zihnimizi yazarak var kılıyoruz. Yazar olmak demek, bir bilinç, bir göz, bir akıl, bir vicdan olmak demektir. Vicdanı sürekli diri kılmak demektir.” diyen Vefa Taşdelen’i önümüzdeki sayılarda da görebiliriz.
Bu sayıda üç kitap incelemesi bulunuyor. Abdullah Kasay, Ömer Lekesiz’in “Sanat Bizim Neyimize“, Mehmet Kahraman Necip Tosun’un “Öykümüzün Kırk Kapısı” – İbrahim Demirci ise Mustafa Kutlu’nun “Sıradışı Bir Ödül Töreni” isimli kitabını inceliyor.
Söyleşilerde ise; U. Kubilay Dündar, Sosyoloji Divanı dergisi editörü, Sosyolog ve Öykücü; Prof. Dr. Köksal Alver’i konuşturuyor. “Doğrusu hem sosyoloji hem öykü benim için iki ana damardır, birbirine akan damarlar, birbirini besleyen, bütünleyen damarlar. Her ikisini de çok önemsiyorum, her ikisinin bahşedilmiş olduğunu düşünüyor ve hamdediyorum. Sosyoloji ve edebiyatın aslında aktığı ark aynı gibi, sadece söylemleri ve dilleri farklı. İnsan ve toplum sorunları diye genellediğimiz meseleler toplamı hem öykünün hem sosyolojinin baktığı temel alan.” diyen Alver ile sosyoloji, edebiyat ve  hayata dair hoş bir sohbet gerçekleştiriyor.
12. Sayıda Filistinli bir öğrenciye sorular yönelten Muhammet İkbal Şenol ise bu sayıda Libyalı bir öğrenci ile söyleşiyor. Gerçekler, gayretler ve umutların birleştiği-yeşerdiği Libya hakkında samimi bir söyleşi yapılıyor.
Ali Akar, Kur’an’ı gündemimizde tutmaya devam ederken, Gürkan Gülcemal “Mutlak varlık: Nokta” başlıklı yazısında tasavvufi gelenek içinde Nokta’yı inceliyor.
Nizamettin Yıldız'ın “Sezai Karakoç’un Eserlerinde Şehir Düşüncesi“, Ahmet Çelik’in “Kaşıkçı Ali Rıza Efendi’nin Konya Şiirleri” ve İsmail Detseli’nin “Gonya Gırsalında Dünürcülük Yapmak” bu sayının diğer yazılarından.
Mahalle Mektebi dergisini salt edebiyat dergisi kimliğinden kurtaran bir başka özelliği ise sinema yazıları. Bu sayıda yine iki sinema yazısı bulunuyor. Fatih Dere Polonyalı yönetmen Krzysztof Kieslowski’in “renkler” üçlemesinden “Mavi’yi” yazıyor. Ahmet Aksoy da “Yeşilçamdan Bugüne Yavuz Turgul Sinemasına Genel Bakış” başlıklı yazısı ile Yavuz Turgul’a yakın çekim uyguluyor.
Nergihan Yeşilyurt “İnsan Düğmesi” başlıklı köşesi ile sanat dünyasından ilgi çekici haberlere yer veriyor. Ertuğrul Rast “Ortadakarışık” yazılarına dördüncüsü ile devam ediyor. Rast, “dergilerdennot” kısmında; “Sosyoloji Divanı’nı” incelerken, Kitap bölümünde, İdris Ekinci’nin “Uyku Kuşu” [Ebabil Yayınları] ve Ergin Günçe‘nin “Türkiye Kadar Bir Çiçek” [Can Yayınları] isimli iki şiir kitabını konuk ediyor.
Son olarak dergi kulislerinden aldığımız bir habere göre Mahalle Mektebi  Dergi’si 14. sayıdan itibaren zaman zaman çeşitli dosyalara ev sahipliği yapacak ve ilk dosya “İbrahim Demirci” hakkında.

SAFAHAT OKUMALARI

SAFAHAT OKUMALARI
Mehmet Âkif'i anlamak ve anlatmak için Safahat Okumaları...

DİRİLİŞ GÜNLERİ, DİRİLİŞ GÜLLERİ

E-POSTA GRUBU

Dergi~lik e-posta
dergilik@googlegroups.com