2013-09-26

Gelenekten Geleceğe Dergisi


     Bu derginin temel misyonu, bizi biz yapan, bizi “değerli” kılan kadim değerlerimizi, mana tarihimizi, köklerimizi yeniden keşfetmek.  Bu keşif sürecinde ortaya çıkarılanları yeniden üretmek, yeniden okumak, yeniden yorumlamak, zamanın ruhuna ve asrın idrakine yeniden söylemek… Geleneği bugüne ve geleceğe taşımak; geleneğin yaratıcı yenilenmesini temin etmek… Bir nevi yaratıcı muhafazakarlık…
       Bu sayımızda değerlerimizi dosya konusu yaparak bu temel misyonumuzu değerlerimiz bağlamında hayata geçirmek istedik. Değerlerimizin bilinmesini, tanınmasını, yaşanmasını istedik. Hem keşif hem inşa hem de eylem içinde olmak istedik. Değerlerimizin önemini vurgulamak istedik. Bunu niçin yapıyoruz: Çünkü değerlerimiz bizlere nasıl yaşamamız gerektiğine işaret eden anlam haritalarımız; eylemlerimiz için ufuk noktalarıdır. Değersiz toplumlar fırtınalı sularda pusulasız yol almaya çalışan gemiler gibidir.
     Biz öncelikle “kendi değerlerimiz” diyoruz. Kendi değerlerimizi vazgeçilmez sabitelerimiz olarak kabul ediyoruz. Bu bağlamda Hazret-i Mevlana’nın pergel metaforu bizim için yol göstericidir. Bir ayağımız/sabit ayağımız sıkıca ve sağlamca kendi değerlerimizin üzerindedir; öteki ayağımızla da evrensel değerlerle temas halindeyizdir. Serbest ayağımızla, doğuyu ve batıyı, tüm evreni tarıyoruz… Kendi değerlerimizi terk etmeden, evrensel değerleri ıskalamadan, dengeli bir yol haritası oluşturuyoruz… İçi boş bir tarafsızlık, yönsüzlük ve yansızlık içinde değiliz. Kendi değerlerimizi önceleyerek, evrensel olanla irtibatı koparmayarak, kendi yönümüzü tayin ediyoruz…
    Genel olarak değerleri, özel olarak da değerlerimizi neden önemsiyoruz; neden merceğimizi bunların üzerine tutuyoruz? Çünkü kontrolsüz, değerden bağımsız ve sabitesiz bir modernleşme/ilerleme söylemi ve eylemi, hem insanlığı hem de evreni hiç de hoş olmayan bir noktaya getirdi. Gözü kapalı ve hatta zaman zaman gözü dönmüş bir ilerleme söylemi ve eylemi sonunda katı olan/sabit olan her şey buharlaştırıldı; manevi olan terk edildi; insanı insan yapan geleneksel değerler unutturuldu… İnsanlık anlamsız ve başıboş bir şekilde savaşın ve terörün hükümferma olduğu bir dünyanın ortasına yapayalnız bırakıldı.
     200 yıllık bir modernleşme macerasının sonunda insanlık vahim bir manzarayla karşı karşıya kaldı: savaş, terör, devrim, darbe, anomi, gelir dağılımı adaletsizliği, çevre kirliliği, küresel ısınma, açlık, yoksulluk, yabancılaşma… Bu patolojik manzaranın rehabilite edilebilmesi, insanlığın yeniden sükunete kavuşturulabilmesi için modernleşme sürecinde unutulan, tahrip edilen ya da buharlaştırılan değerlerin, manevi (anlamlı) olanın yeniden keşfi ve yeniden yaşam alanına dahil edilmesi gerekiyor… Bu bağlamda, aşk gibi, hikmet gibi, adalet gibi, gönül gibi… modern insanın unuttuğu kavramları yeniden gündeme getirmek istiyoruz… Değerlerimizi eğitim süreçlerine yeniden dahil etmek istiyoruz… Harap olan gönüllerin yeniden diriltilmesini diliyoruz… Bu vadide Yunus’u yeniden okumayı öneriyoruz: Ben gelmedim dava için benim işim sevi için/Dostun evi gönüllerdir gönüller yapmaya geldim.
     Değerden yoksun ve kadim bilgelikten yoksul modern insanın, elde etmek için toplumu ve kendini helak etmekten kaçınmadığı iki nesne vardır: İktidar ve kapital. Bu iki nesne uğruna dünya iki defa yangın yerine çevrilmiş, tabiat imha edilmiş, toplumlar kaosa sürüklenmiştir… Günümüzde artık insan “insanlık”tan çıkmış, terör daimileşmiş, şiddet sıradanlaşmıştır… İşte bu yüzden geleneksel anlam yüklü (manevi) değerlerin yeniden ihyası gerekiyor. Aşkın, hikmetin, adaletin ve gönlün yeniden diriltilmesi gerekiyor. İktidar uğruna her şeyi mübah gören insanlığa Mevlana’yı hatırlatmak gerekiyor: Allah’ın otoritesi karşısında hepimiz birer oyuncağız/ Zengin ve güçlü olan O, hepimiz dilencileriz./ Birinin diğeri üzerinde imtiyaz aramasının ne gereği var?/ Hepimiz aynı evin eşiğinde bulunurken.
     Basit dünyevi çıkarlar uğruna, para ve iktidar hırsıyla birbirinin gırtlağına yapışmış doğunun ve batının insanlarını kadim değerler ekseninde bir barışa davet ediyoruz. Yine Mevlana’nın diliyle söyleyelim: Beri gel, daha beri, daha beri/ Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?/ Bu hır-gür, bu kavga nereye dek?/ Sen bensin işte, ben senim işte/ Ne diye bu direnme böyle?/ Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye?/ Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek.
    Evet, Gelenekten Geleceğe dergisinin kadim bilgelik peşindeki yolculuğu “Değerlerimiz” sayısı ile devam ediyor. Bu sayımızda mevzuun üstadı hocalarımızla yaptığımız çok önemli mülakatlarımız bulunuyor.  Yine üstad yazarlarımızın kaliteli yazıları da sayfalarımızı süslüyor. Yeni ve değerli bir sayımızda daha buluşmak dileğiyle…

Hiç yorum yok:

SAFAHAT OKUMALARI

SAFAHAT OKUMALARI
Mehmet Âkif'i anlamak ve anlatmak için Safahat Okumaları...

DİRİLİŞ GÜNLERİ, DİRİLİŞ GÜLLERİ

E-POSTA GRUBU

Dergi~lik e-posta
dergilik@googlegroups.com